• İsa (as.),havarileriyle yoldan geçerken ölmüş bir köpek leşiyle karşılaşmışlar.Havariler"Bu köpek ne pis kokuyor!"demişler.Hz.İsa , "Fakat onun dişleri ne güzel beyazdır."demiştir.
  • Eşimizi Neye Göre Seçeriz?
    Tesadüf gibi görünen eş seçimleri gerçekte
    tesadüf müdür? Eş seçimi aslında tahmin
    edilenden daha karışık bir süreçtir.
    Aşık olma süreci tamamen tesadüfler üzerine
    kurulu gibi görünse de gerçekte olan aslında
    beynimizin alt katmanları yani en temel
    beden fonksiyonlarını yerine getiren kısmı,
    eşimizi ebeveynlerimizle karıştırıyor. Elbette
    bu fikri kabullenmek kolay değildir. Bebek ilk
    başta nasıl anne ile bir bütünlük duygusu
    yaşıyorsa, evlilik yapılırken de eşimizin
    mucizeler yaratarak bize bu bütünlük
    duygusunu geri getireceği beklentisi içine
    girmekteyiz.
    Herkes olumlu özelliklere sahip insanları
    aradığını düşünür özellikle mutsuz bir
    çocukluk geçirmiş olan kişiler, eş seçerken
    kendilerini büyüten insanlardan çok daha
    farklı özellikler taşıyan kişilere sıcak bakarlar.
    'asla babam gibi bir alkolikle evlenmem',
    'annem gibi kavgacı bir kadın istemem'
    şeklindeki cümleler sık duyulur. Ancak yine
    de farkında olunmadan ebeveynlerinin
    davranış özelliklerini taşıyan kişileri eş olarak
    seçiyorlar. Çiftlerden, eşleri ile
    ebeveynlerinin özelliklerinin karşılaştırması
    istendiğinde aralarında çok fazla benzerlikler
    olduğu görülecektir. Şaşırtıcı bir şekilde
    özellikle de olumsuz özelliklerin benzeştiği
    görülmektedir. Eş seçimi yaparken mantık
    temeline dayanılsaydı kimse kendi
    ebeveynlerinde gördüğü yetersizliklerin
    benzerini taşıyan kişileri eş olarak seçmezdi.
    O zaman olumsuz kişilik özelliklerini
    böylesine çekici kılan nedir? Alt beynimiz
    hayatımızın hayal kırıklıkları yaşadığımız ilk
    dönemlerine geri dönerek, yarım kalan işimizi
    bitirmemizi sağlamaya çalışır. Hayatımızın en
    erken dönemlerinde bize bakan insanlara ait
    izlenimler beynimizde en canlı anılardır
    özellikle incitici olan yaşantılar en derin izleri
    bırakır. O nedenle hayatımızın ilerleyen
    yıllarında özellikle aşk ilişkilerinde bu incitici
    anıları canlandıran insanları seçmeye
    meyilliyiz.
    Eş seçiminde etken olan bir diğer duygu da
    insanların kendilerini tamamlayacaklarını
    düşündükleri kişilere yönelmeleridir. Örneğin
    içe kapanık biri sosyal ve konuşkan birine,
    duygularını hiç dışa vuramayan biri duygu
    dışavurumu yüksek olan kişilere çekim
    duyarak bir şekilde tamamlandıkları hissine
    kapılırlar.
    Sezgilerimiz, özellikle kendimize eş ararken
    son derece duyarlıdır, çünkü bizim asıl
    aradığımız şey, temel bilinçdışı dürtülerimizi
    tatmin edecek birisidir. Bu ihtiyaçlarımıza
    cevap verecek gibi görünen birileriyle
    karşılaştığımızda ise alt beynimiz sayesinde
    derhal ona ilgi duymaya başlarız. Fakat
    çoğunlukla olan şey ise ilişkinin ilerleyen
    dönemlerinde tekrar yaralarımızın
    kanamasıdır.
    Aşk ilişkisinin ilk aşamasında partnerimize
    anne babamıza ait pozitif özelliklerin
    olduğunu görebiliriz. Bir süre sonra ilişkide
    sözler verilmeye başlandığında işler değişir
    ve artık kendimizde olmadığını varsaydığımız
    olumsuz özelliklerin onda olduğunu görmeye
    başlarız ve böylece güç savaşı başlar. Güç
    savaşı başladığı zaman çocukluktaki yaralar
    tekrar kanamaya başlar; ihmal edilme,
    eleştirme, suçlanma, değersiz görülme gibi
    duygular yeniden alevlenir. Bu mutsuzluk için
    eşler birbirini suçlamaya başlar, çünkü
    değişenin kendileri değil diğer kişi olduğunu
    düşünür ve çeşitli silahlar kullanmaya
    başlarlar. Hissettikleri umutsuzluğun
    etkisiyle, eşleri tarafından daha çok sevilme
    isteğiyle bazı olumsuz taktikler kullanmaya
    başlarlar. Sevgi ve şefkatlerini eşlerinden
    esirgemeye, onlara soğuk davranmaya, onlara
    karşı eleştirel ve alıngan olmaya başlarlar.
    Böylece eşlerine yeterince acı verdikleri
    takdirde, onların aşklarının ilk günlerdeki
    hallerine döneceklerini sanırlar. İnsanların
    kendilerini engellenmiş hissettiğinde bu
    isteklerini direk söylemek yerine sevimsiz
    olmaya çalışarak ve karşıdakini kışkırtarak
    bunu göstermeleri yine çok küçük yaşlarda
    edindiğimiz bir davranış şeklidir, tıpkı
    bebeklerin huzursuz olduklarında avazı çıktığı
    kadar ağlamaları gibi.
    Aşk ilişkisindeki güç aşamalarına baktığımız
    zaman, ilk zamanlarda eşimizin
    ebeveynlerimizin yerine geçeceğini ve bize
    çocukken yoksun bırakıldığımız şeyleri
    sağlayacaklarını varsayıyoruz. Bir süre sonra
    aşık olmamıza rağmen kendimizi
    tamamlanmış hissetmediğimizi görüyoruz,
    bizim ne istediğimizi eşimizin bilmesine
    rağmen bunu karşılamadığını düşünüyor ve
    öfke duyuyoruz. Böylece eşlerimizin olumsuz
    yanlarını görmeye başlıyoruz. İşler daha
    kötüye gittikçe de eşlerimizden bu
    ihtiyaçlarımızı karşılamanın yolu olarak,
    onların ihtiyaçlarını ve istediklerini
    vermemeyi seçiyoruz. Öyle ki bu güç savaşı
    aşamasında çiftler, gerçek yakınlaşmayı
    imkansız hale getirecek bir şekilde ilişkiyi
    düzenlerler, birbirleri ile daha fazla vakit
    geçirmemek için ellerinden geleni yaparlar,
    hobilerine, arkadaşlarına yani birbirleri
    dışındaki her şeye daha çok vakit ayırırlar.
    Farkındalık ve bilinçliliğin arttığı ilişki ve
    evlilikler yaratmanın temel bazı prensipleri
    vardır. En başta iyi bir evlilik yaratmanın ne
    kadar zor olduğunu kabullenmek gerekir.
    İnsanlar genelde iyi bir evlilik için yapılması
    gereken tek şeyin sadece doğru insanı
    seçmek olduğunu düşünür ama aslında
    yapılması gereken doğru insan olabilmektir.
    Daha gerçekçi bir bakış açısıyla iyi bir
    evliliğin sorumluluk, değişme ve gelişme
    azmiyle yaratılabileceğinin farkında olmak
    gerekir. Daha doyurucu birliktelikler yaşamak
    için yapmamız gereken değişimler için
    önümüzdeki en önemli engellerden biri
    değişim korkumuzdur. Değişmekten korkmak
    insan doğasının temelinde vardır.
    Diğer prensiplerden biri de aşk ilişkisinin
    çocukluk yaralarımızı tedavi etmek gibi gizli
    bir amacı olduğunu bilmektir. Yüzeydeki
    arzularımız yerine, bunun altında yatan
    ihtiyaçlarımızı fark edersek evliliğe daha
    uzaktan bakıp olan biteni daha iyi görme
    şansı artar ve günlük etkileşimler daha
    anlamlı gelmeye başlar. Arzularımızı eşimize
    anlatma konusunda sorumluluk almak önemli
    durumlardan birisidir. Genellikle insanların
    ihtiyaçlarının kendiliğinden eşleri tarafından
    sezileceğine dair inançları vardır, ancak
    gerçekte olan bu değildir. Eşinizin sizin
    arzularınızı kendiliğinden sezme şansı
    düşüktür, bunu ona anlatabilmek için net
    iletişim kanalları geliştirmek gerekir.
    Doğru ilişki geliştirmek için bir diğer
    prensipte eşinize dair daha doğru bir algı
    oluşturmaktır, onun sizin kurtarıcınız değil
    sizin gibi ruhsal yaraları olan ve onları tamir
    etmeye çalışan biri olduğunu kavramak
    gerekir. Eşinizin hayattaki rolü sizin
    ihtiyaçlarınızı mucizevî bir şekilde karşılamak
    değildir onun da aynı zamanda kendi dilek ve
    ihtiyaçları mevcut ve onlarda en az sizinkiler
    kadar önemlidir. Eğer buna inanmazsanız,
    evliliğin sadece sizin ihtiyaçlarınıza hizmet
    etmesini beklerseniz bu adaletsiz bir ilişki
    olur ve sonunda her iki tarafta bu
    adaletsizlikten etkilenir.
    Yine önemli olan diğer noktalardan birisi her
    iki tarafın kendi kişiliği ile ilgili olumsuz
    yanları sahiplenmesidir. Bunun sorumluluğu
    alındıkça taraflar kendilerindeki olumsuz
    tarafları karşı tarafa yansıtmaktan
    vazgeçerler. Benzer şekilde eşinizde onunla
    tamamlanma duygusu yaşamanıza neden olan
    olumlu özelliklerde bir tür yanılsama
    duygusu yaşatır o nedenle kişinin kendi
    içindeki eksik ve gizli yönlerini geliştirebiliyor
    olması önemlidir.
    Çiftler eşlerinin başka bir bakış açısına sahip
    olabileceğini düşünseler de aslında onun bir
    konuda farklı düşünüyor olmasından rahatsız
    olurlar. Eşinizin sizinkinden farklı görüşlerini
    bir çatışma kaynağı olarak görmek yerine,
    onları kendimizle ilgili bir bilgi kaynağı olarak
    görebilmek önemlidir. İşin özünde evlilik size,
    kendi hakikatlerinizle birlikte bir başkasının
    hakikatlerini anlama olanağı sunar. Eşinize
    yönelttiğiniz eleştirileriniz aslında size
    kendinize dair bilgi toplamak için de bir
    kaynaktır. Çünkü bu eleştiriler ondan ne
    beklediğiniz, neye ihtiyaç duyduğunuza dair
    bilgiler içerir.

    Dr Hüner Aydın