• Nietzsche okuyup karamsar olanlara odunla girişmek istedim bu kitabı okuyunca

    Yazar İstanbul’da doğmuş . Oradan Avrupa’ya ve sonra Güney Amerika’ya göç etmiş. Alabildiğine karamsar, üremeye ve umut etmeye karşı yazdığı kitaplardaki düşüncelerin de derin ve mutsuz izler var. 2. Dünya Savaşı bittikten sonra evine kapanıp günde 6 saat sistematik bir biçimde ölene dek yazmış. 22 cilde yakın kitabı olduğu söyleniyor fakat kitaplarından sadece biri İngilizceye çevrilmiş, pek değeri bilinmemiş ve kendi döneminde fazla okunmamış. İntiharı kesin ve tek son kabul edip ailesini üzmemek adına ertelemiş, önce annesi ardından babası ölmüş ve bu ölümle planladığı sona ulaşmak için hiçbir engeli kalmamış. Babasının ölümünden bir kaç saat sonra intihar ederek hayata veda etmiş.
    Vurucu karamsarlığı kitaba damgasını vuruyor fakat gerek yılları öngören tahminleri, gerekse insan, doğa, din, politika gibi konulardaki fikirleri oldukça şaşırtıcı...

    Caraco ölümün, umutsuzluğun, kin ve nefretin kankası gibi...

    Kitabı okuyunca bir tür hapishane içerisinde yaşadığımız dünyada, kendi küçük hapishanelerimizi kendi ellerimiz ile inşa ettiğimizi Gnostik’lerde olduğu gibi kendi sınırlarımızı kendimiz kapattığımızı ve bunun ile de övündüğümüzü tokat gibi suratınıza çarpıyor. Tüketiyor, tüketiyor ve hiç durmadan, doymadan tüketiyoruz. Dünya sahnesine çıktığımızdan beri doğaya zarar veriyor, diğer canlıların nefes alma hakkını elinden almayı şımarıklık derecesinde hak görüyoruz. Dinsel ya da ideolojik fikirler doğrultusunda insanları katlediyoruz. Sonsuz bir şekilde ürüyor yeniliklere ölümü dayatıyoruz. Sürekli birbirimizi yeriyor, sürekli yeni savaşlar türetiyoruz. Bu yüzdendir ki, içerisinde yaşadığımız yüzyıl ölümün yüzyılı olarak üzerimize kabus gibi çöküyor...

    Ona göre Düzen insanların dostu değil, onları keyfince yönetmekle yetiniyor, ender olarak uygarlaştırmaya, daha da ender olarak insanileştirmeye çalışıyor. Düzen şaşmaz olmadığından, onun hatalarını günün birinde telafi edecek olan şey savaştır diyor.

    Albert Caraco geleceğin alacağı şekli kafasında biçimlendiriyor ve çözümü çağı yakıp yıkmakta, acımasız olmakta buluyor. Bunu şu cümleyle ifade ediyor; bizi öldüren iyimserliktir ve iyimserlik en büyük günahtır.

    Tarihten bahsederken üretmeyen sadece tüketime odaklı asalaklarla dolmaması için, insan üremesinin bir an evvel son bulması çağrısında bulunuyor.

    Alain De Botton şöyle der;
    Görünen o ki, bir kısım için toplu umutsuzluk ve kaosa düşmeksizin Tanrı’ya daha az ihtiyaç duyulan bir dünya yaratmayı becerdik. Becerdikte iyi mi ettik🤔

    Birkaç Alıntı
    Bizler, sözcüklerle yetinemeyenler, yok olmaya razıyız ve rıza göstermekte de haklıyız, doğmayı biz seçmedik ve bize verilmekten çok dayatılan bu yaşama, kaygı ve acı dolu, neşesi sorunsallı ya da kötü bu yaşama hiçbir yerde katlanamadığımız için kendimizi mutlu addediyoruz..

    Tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz, ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz. Dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak.

    Kendimizden kaçarak kendimizi arıyoruz ve bu kaçışın içinde kendi tutarlılığımızdan kaçış sanatını buluyoruz. Artık hiç durmayan hareket bizi parçalara ayırıyor, dağıtıyor ve biz zevkle bu duruma rıza gösteriyoruz, üzülmüş gibi yaptığımız şeyi alttan alta onaylıyoruz, en despotik düzenin içine sızmış bu kaos bize zevk veriyor, amaçlarımızın hilafına, özgürlüklerimizi ölümden alıyoruz.

    Tacirler ve papazlar zenginleşmek ve tahakküm kurmak isterler, maddi kâr ve manevi itibar isterler, bunları bizim salaklığımız sayesinde elde ediyorlar, çünkü bizim gözümüzün açılması onların ve sefaletin sonu olacaktır. Geleneklerimizin zamanı geçti ve onları savunanların, hırsız ursuz takımının, bize itaat vaaz edenlerin niyeti, bizi öldürmek pahasına da olsa kendi kurumlarını ebedileştirmektir.

    Ne bir şey inşa etmeyi biliyoruz ne heykel yapmayı ne de resmi; müziğimiz bir iğrençlik, bu nedenle eski anıtları yıkmak yerine restore ediyoruz ve bu nedenle bütün üslupların koruyucusu kesiliyoruz.

    İnsan üretmek ve tüketmek için bu dünyada değildir, üretmek ve tüketmek daima yalnızca tali olabilir, var olmak ve var olduğunu hissetmektir önemli olan, gerisi bizi karıncalar, termitler ve arılar düzeyine indirir.

    Şimdiden yaşayamayacak kadar kalabalığız; böcek gibi değil ama insan gibi yaşayamayacak kadar kalabalığız; toprağı tüketip çölleri büyütüyoruz, ırmaklarımız birer batak, okyanuslar can çekişiyor, ama iman, ahlak, düzen ve maddi çıkar bizi ilkel topluluklar halinde yaşamaya mahkum etmek için el birliği ediyorlar: Dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici; bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok.

    Tesadüfi çiftleşmeler sonucu döllendiler, sonra kalıplarından çıkan tuğlalar gibi doğdular ve işte, paralel diziler oluşturuyorlar ve yığınları bulutlara dek yükseliyor. Bunlar insan mı? Hayır. Yitik kitle asla insandan oluşmaz.

    Giderek daha zekice imkanlara sahip olurken giderek daha aptallaşıyoruz.

    Ciddiyetten uzaklaştık, ciddiyetsizlik hayra alamet değil, yargılarımız içimizi kemiren ve belki de başka çare kalmadığından yalan söylediğimiz korkunun izini taşıyor.

    Bence okunmalı karamsarlık ağır bassa da bazen aynı fikirde olmasanızda haklı olduğu yerler yok değil ama ürettiği çözüm olarak ölüm tartışılır...
  • Gazi fevkalâde atılımcı bir ruha ve bir dehaya sahipti Doğru hesap yapmak ve kitleleri bu yönde etkilemek kolay değildir. Herkes vatanı seviyor kurtarmaya çalışıyordu ama her kafadan ayrı ses çıkıyordu. Bu değişik gruplar nasıl ikna edilip bir araya gelecektir?
    Atatürk'ün başarısındaki en önemli faktör fevkalede vazgeçmez bir iradenin olmasıdır. Âdeta Rumeli inadı vardır. “Olmalı" dediği an, “olabilir" yoktur. “Olmalı" dediği an, oluyor, onu olduruyor. Bu herkes için lazım bir şeydir. Sanatçı için de bilim adamı için de lazımdır. Gerçekten yaratacak, atılımı yapacak iş adamı için de lazımdır. Bir kumandan için, ön planda lazımdır.
    Atatürk milliyetçidir. Bir Türk milliyetçidir ama bunun yanında evrensel bir adamdı. Barışçıdır, dönüşmesini bildiği gibi barışmasını da bilir.
    “Mecbur kalmadıkça savaş bir cinayettir" demişti. İzmir'in Kurtuluşu sonrasında hükümet konağına giderken merdivenlere serilen ve “ Onlar işgal ettilerinde Türk bayrağını yere sermişlerdi" denilerek çiğnemesi istenen Yunan bayrağını kaldırtıp, Bayrak bir milletin namusudur, ayaklar altına alınmaz" diyerek kadar gerçek şövalyedir. Bir entelektüel olduğu hakikattır.
    Araştırmayı sever, iyi giyinir, buna özen gösterir, fotoğraf çektirmeyi sever ve bilir. Bütün fotoğraflarında duruşlu bir eğitimle mümkündür. Akıl ve bilimden yanadır. Fransa 'nın etkisi bu kuşakta etraflıca görülür. Tabii ki bir devrimcidir, reformisttir. Çünkü ülkesinin reforma ihtiyacı vardır. Aşçı, yaveri, söför, garson gibi yakınındaki kişileri ifadelerinde şunları görüyoruz. Gazi gayet mütevazi, görgülü ve nazik bir insandır. Müşrif ve aşırı tüketici olmadığı, hesaplı davrandığı açık. Balkanlar'da ve şark'ta bu gibi önderler iktidara mütevazi olarak gelirler. Ancak arkalarında birçok çocuk ve akrabalarından oluşan zengin bir zümre bırakırlar. Atatürk iktidara geldiği gibi dünyayı terk etti. Emlakçı ve parasını kamuya bıraktı, yanındaki manevi kızlarına maaşlar bağladı. Çankaya'da hayatın mütevazı bir reiscumhurunki gibi olduğu anlaşılır.
    Alkolle olan ilişkisi uç derece değildir. Sarhoş olup kendisinden geçtiği vaki değildir. Tam bir sigara tiryakisi ve kahve müptelasıdır. Hiç küfür etmezmiş. Birine kızdığı da söylediği laf“inatcı katır" olmuştur. Kadınlara iltifat ederken hiç zahmetine açımıyordu. Hatta hak etmeyen kadınlara bile iltifat ediyordu ve bundan çok hoşlanıyordu. Mesela iyi dans ediyor, buna folklor da dahil. Resimlerden de görülebileceği gibi Balkanlar'dan gelen heyetler horon oynuyordu. Bu herkesi cezbediyordu. Kendisi ibadetine bağlı biri değildi, ancak ibadet edenlere hürmeti vardı. Fevzi Çakmak paşa da dahil çevresinde namaz kılan pek çok insan vardı. Onlara genelde “Namazınızı da kılın, resim de yapın" dermiş. Kız kardeşinin anlattığına göre, Ramazan ayı ya da kandil geceleri gibi özel zamanlarda çok ihtimamlı olurmuş. Bazen kendisi de oruçlu olduğu halde kız kardeşine iftira gidermiş. Annesi için Kur'an okuturmuş. Yine Ramazan geldiğinde ince saz ekibini köşke sokmaz, meşhur sofrasında içkiye yer vermemiş. Misafirleri arasında oruç tutan, namaz kılan olursa her türlü kolaylığı sağlarmış. Çanakkale şehitlerinin ruhuna mutlaka her yıl dönümünde Kur'an okuturmuş. Kendisi de Kur'an okur, iyi okunmasını istermiş.
    Eğitime çok önem veren cehalete düşman birisiydi. Milli mücadele'nin en kırılgan dönemlerinde bile eğitim kongresi toplayacak ve bunu iptal etmeyecek kadar önemsiyordu.
    Yabancı dile ayrı önem vermiştir. Çok iyi derece Fransızca ve yeterli derece Almanca biliyordu. Rumca (Yunanca) ve Bulgarcaya aşina idi. Fransızca konuşuyor, mektuplar yazıyor, çeviriler yapabiliyordu.
    Cephede bile kitap okuyacak kadar gerçek bir kitap tutkunudur. Binlerce kitap okumuştur.
    Okuduğu kitapalara tuttuğu kenar notları ilginçtir.
  • 3800 yıllık tablet: Tarihin bilinen ilk tüketici şikayeti mektubu

    İngiltere'de British Museum'da sergilenen 3800 yıllık bir tabletin, tarihte bilinen ilk tüketici şikayeti mektubu olabileceği belirtiliyor. Sümerler döneminden kalma tablette, bir bakır tüccarı, kendisine kötü kalite cevher gönderen başka bir tüccara sitem ediyor.

    Uzmanlar, çivi yazısıyla yazılan uzun mektup için harcanan zamanın müşterinin mağduriyet ve öfkesininin derecesini yansıttığını söylüyor.

    11.6 santimetre boyundaki ve 2.6 santimetre kalınlığındaki tablet, Irak'ın güneyindeki antik Ur (Bugünkü adıyla Tel el Mukayyer) kentinde bulunmuştu.

    Akad dilinde yazılan tabletin Chicago Üniversitesi tarafından yapılan tercümesi sosyal paylaşım sitesi Reddit'te yayımlandı.

    'Kötü malı reddetme hakkımı kullanacağım'

    Bir ulakla gönderilen mektupta, Nanni adlı tüccar toptancı Ea-Nasir'e özetle şöyle diyor:

    "Bana geldiğinde Gimil-sin'e iyi kalite külçeler vereceğini söylemiştin. Ama sözünü tutmadın. Ulağım Sit-Sin'i, kötü külçeler verip 'Almak istiyorsan al, almayacaksan çek git' deyip gönderdin.

    Benim gibi birine nasıl bu kadar saygısız davranırsın?

    Sen beni ne sanıyorsun? Daha önce sana bizim gibi beyefendi ulaklarla birkaç kez para gönderdim.

    Ama sen onları eli boş halde, hem de düşman topraklarından geri yolladın . Ulağıma saygısızlık ettin.

    Paramın tamamını geri istiyorum. Şunu bil ki bundan sonra senden kötü kalite bakır almayacağım.

    Külçeleri kendi iş yerimde tek tek ben seçeceğim. Kötü malı reddetme hakkımı kullanacağım."

    BBC
  • Edebiyatın günümüz dünyasındaki durumunu piyasa ekonomisinin edebiyat bağlamındaki mutlak serbestisiyle ilgili kimi sorular, yorumlardan daha iyi resmedecektir:

    Yayınevleri kültür kurumu niteliğini tümüyle yitirip sadece ve tümüyle ticari şirketler haline geçtiğinde,
    Edebi ürünler pazardaki herhangi bir meta durumuna indirgendiğinde,
    Ana siyasi ve/veya edebi akımlara karşı yapılar yayınlayabilen kuruluşlar, uluslararası sermayenin de piyasaya girmesiyle devleşen yayıncılık şirketleriyle yarışamaz hale gelip saf dışı kaldığında,
    Yayıncılar tercihlerini yaşamın ve edebiyatın örtük, gölgeli bölgelerini keşfetmeyi amaçlayan edebi yapıtlardan değil de tüketici konumuna indirgenmiş ortalama okurun hoşuna gidenler için kullandıklarında,
    Piyasa zoruna teslim olan yazarlar kendi yeteneklerine ihanet edip basmakalıp yapıtlar üretmeye koyulduklarında,
    Basmakalıp yapılarla zekası, kavrama ve hissedebilme yetileri sürekli aşağı çekilen okur, zor diye nitelendirdiği yapıtlardan elini çektiğinde edebiyat diye bir etkinlikten söz etmek mümkün olacak mıdır?
  • Çocuklarımız iyi okuyamadıkları, yazamadıkları, sayamadıkları gibi şimdi artık çivi de çakamıyor bir tahtayı rendeleyemiyorlar, yumurta kaynatamıyor, kendilerini eğlendirecek ve sağlıklı kılacak yollar bulamıyorlar.
  • Bireyin talepleri durmadan kışkırtılmalı, beğenileri yönlendirilip yönetilmeli ve önceden bilinebilir olmalıdır.
    İnsan, tek arzusu daha çok, daha «iyi» tüketmek olan, sonsuza dek memeden kesilmeyecek bir «tüketici» haline dönüştürülmüştür.
    Erich Fromm
    Sayfa 78 - ON DISOBEDIENCE and other essays" Yaprak Yayıncılık, 1967
  • KAOS’A HOŞ GELDİNİZ!!!

    Yıkım! Tüketime Lanet! İnsanlığa Hayret! Gerçekliğe Niyet, Yalan Dolana Aidiyet!

    Kaos’un hüküm sürdüğü bu kitapta, gerçeklerin yüzünüze bir Tisunami etkisiyle çarpmasına tanık olacaksınız! Hazırlanın Kaos’a yolculuğa çıkıyoruz!

    KAOS’un Kitabına, KAOS’ça bir inceleme… Kemerlerinizi takın, HARD CORE CHAOS* Ayağınıza Geldi!!!!

    https://www.youtube.com/watch?v=mEK-2GbgUAo

    “Biz ne zaman korksak, bütün bu uyuşuk halimize rağmen gazeteciler kalkıp kaygılarımızı dağıtmaya çalışırlar; onların vaatlerinden bir Düzenbazlık Antolojisi yapabiliriz.

    Günün birinde kutupların suyunu içeceğiz, buzullar ihtiyaçlarımızı karşılayacak; günün birinde elimizi attığımız her şey leziz yiyeceklere dönüşecek; günün birinde atıklar, okyanusların dibindeki kırık çizgilerine yığıldıktan sonra toprağın derinlerine gömülecek; günün birinde yaşamak için çalışmak zorunda kalmayacağız ve vaktimizi eğlenerek geçireceğiz; günün birinde gezegenlere birbiri ardına koloniler kuracağız.

    Ayakta uyutan bu masalları, insan türünün dörtte üçü, köpeklerinizden ve kedilerimizden bile daha berbat koşullarda yaşarken yayımlıyorlar; hem de sınırsız bolluk vaat edilen en kötü durumdaki dörtte birlik nüfusun kendi aşağılık durumlarından çıkma umudu yokken ve bu mucizelerin geçerliliğinden kuşku duyacak gerekçeleri varken yapıyorlar bunu. Çünkü, sonun, yerkürenin yüzeyine dalga dalga ve şimşek hızında yayılması için, mutlak dehşetten hayatta kalanların kadim yoksulluğun sultası altında acılar ve sıkıntılar çekerek sürünmesi için tek bir savaş yeterlidir." #30169539

    Evine para götürmek için yalan haber yayan MEDYA! Hainsiniz, yalancısınız, günahkarsınız, lanetlenmiş bir evrenin çürümüş pis fosillerisiniz! Sizler ayak takımının bile altında yaşayan sefillersiniz! Paraya kendinizi satan cahiller ordusunun leş yiyicilerisiniz! Aldığınız paralar kadar lanetleneceksiniz. Siz aslında hiç var olmamış bir hiçsiniz!

    İnsanları kandıran her kurum, her birey sizler sadece insanlığın çürümüş meyvelerisiniz.! Sizler bu hayata yakışmayan ve acilen tasfiye edilmesi gereken ruh emicilerisiniz!

    "Cehennem ateşine gömülmeden önce bizi ölüme götürenleri ölüme yollayacağız..." #30234405

    Lanet Olsun size, dünyayı yalana boğduğunuz için! Lanet olsun Ölümü insanlara hediye diye sunduğunuz için! Lanet olsun size PARA için ruhunuzu ve tüm benliğinizi kirlettiğiniz için! Lanet olsun bu dünya da size hesap soramamış olan bizlere! İki elimiz yakanızdadır!

    "Şu an hâlâ öyle körüz ki bizim yolumuzu şaşırtmakta ısrar edenleri aşkla seviyoruz, suçlarına ve hatalarına rağmen onları her zaman affediyoruz..." #30233355

    İnsanoğlu kendi hayat formunu kendisi yok eder. Onu yönetecek olan zalimi başa getirmeyi sever. Gözünü kapatır ve sempatizanı olur. Aşk ile sever! Yaptığı kötülüklere göz yumar ve onun gibi lanetlenir! Onun gibi olur ve insanlığa karşı suçunu legal hale getirmeye çalışır. Hataları görmezden gelen bir halk, hatalar yüzünden katledilmeye layıktır. İnsanoğlu kendi benliğini yitiriyorsa, yaşamın kutsallığından derhal kovulmalıdır.

    "Bizler bu dünyada derimizi yüzen soygunculara kanmışız ve Tanrı'ya itaat ettiğimizi sanırken aslında insanlara itaat ediyoruz, hem de bizi kaosa sürükleyen ve ölümden sakınmayan insanlara, cahil insanlara, güçsüz ama bize dayattıkları gelenekler adına bizi ölüme zorlayan insanlara." #30224632

    Bu dünyanın tek tanrısı vardır, o da insandır! İnsanlar kendilerini Tanrı ilan ederler sadece bunu size söylemezler. Size inancınız üzerinden her türlü yalanı söylerler. Neye inanmanız, nasıl inanmanız gerektiğini anlatırlar. Daha sonra kendi menfaatleri uğruna kendilerine itaat etmen için kendi dinlerini yaratırlar. Bu din onlara sorgusuz sualsiz biat demektir. El öprersin, etek öpersin! Karşısına dikilip tek kelam edemezsin. Kabul edersin, kendi kendini yok edersin. Sadece göklerde ki Tanrıya inandığını sanan İnsan Tanrıya tapan mahluktan başka bir şey değilsindir. İnsan Tanrı dünyaya hükmeder. Fetihler yapar, topraklar kazanır. Bunu haklı gösterir, en önde kanlar içinde ki fedaileri ise bundan büyük haz duyar. Sonsuz güç insanlığın sonudur. Kontrol edilmesi gerekir. Sistemler bunun için kurulur, İnsan Tanrı bu sistemleri yok eder. Kendisine çevirir. Seni kontrol eder, sesini çıkarırsan baştan verdiğin o gücü seni yok etmek için kullanır. Aklın yolu bir olsa da insan kontrol edilmeyi seven bir yaratıma sahiptir. Tek başına bir şey yapmak istemez. Sürekli yönlendirilmek ve ne yapması gerektiğinin söylenmesini ister. İnsanoğlu kendisini bir koyun sürüsü olarak görür sadece dışarıya bunu lanse etmek istemez, başına bir çoban ister. Yanlarına da kontrolü kaybetmemek adına sorgulayanları uyaracak köpekler tertip eder. Siz bu söylemi hayalinizde istediğiniz sisteme ve yönetime çekebilirsiniz. İnsan var olmaya değil, yok olmaya doğmuştur! Aksini telkin edecek olursanız, bir dünyaya, bir etrafınıza bakın derim.

    "Efendilere köle gerekir, köleler ne kadar çoksa efendiler de o kadar çok zenginleşir, yeter ki kadınlar doğursun ve çocuklar doğsun, gerisi vız gelir onlara, nüfusun azalması onların yıkımı olacağından evrenin parçalanmasını tercih ederler, o hareketin durması <durması dünyayı kurtaracak olsa da> onların zararınadır." #30224530

    Şu kadar çocuk, bu kadar çocuk yapın diyenlerin masum olduğuna inanıyorsanız, şaşarım sizin o alıklığınıza! Bakınız Nazi Almanya’sı, Bakınız Günümüz Türkiye’si!!! İtaatkar topluluk ne kadar çoksa, o kadar devam eder sömürü. Aynı haneden ne kadar çok çocuk ürerse, o kadar devam eder ses çıkarmayan biat eden illet. Aklını kullanamayan milletler sömürü altında kalmaya, düşünce özgürlüğünden sapmaya, sorgulayamayan varlıklar olmaya mahkumdurlar!

    Vaaz vereni çok olanın, burnu şeyden kurtulmazmış derler. Ne kadar vaaz o kadar kandırılmış insan. Ne kadar kara propaganda o kadar düşünemeyen ve hemen inanan insan. Ne kadar yalan, o kadar sorgulamayan insan.

    Her IRK, Her TOPRAK, Her TOPLUM buna dahildir. Size özgür yaşama şansını vermesi için seçtikleriniz, size sırtını dönüyor ve daha sıkboğaz ediyor ve hala onların arkasından gitme potansiyeline sahip ve narsist bir fanatizm içindeyseniz, vay sizin yaratılmış bedeninize, vay sizin düşünemeyen tutsak beyninize…

    "Tarihin dersleri belagat dolu, ama biz bu dersler tarafından aydınlatılmak istemiyoruz, Tarihi reddediyoruz, tek amacımız gerçekliği inkâr edebilmek ve kendi yanılsamalarımız içinde ayak diremek, mucizeye inanıyoruz ve kendimizi yazgıya terk ederek bile olsa bizi sürükleyen şeye teslim oluyoruz bir şeyler değişir umuduyla; ütopyaya duyduğumuz inanç dışında hiçbir şey doğrulamıyor oysa bu umudu." #30211310

    Geçmişe kafamızı çevirmeyelim. Geçmiş tecrübe dolu. Düne bakmadan, bugünü yaşamak kadar aptalca şeyler yapmayın. Bedava bir ders var geçmişte. Özellikle acı çekmiş olanların, yanlışlara esir edilmiş ve bunu kabul etmiş olanların.

    Tarihin karanlık sayfalarından ders alındığı takdirde hem insanca yaşam, hem özgürce yaşam mümkündür. Hala kadınların, hala siyahi deriye sahip insanların ikinci kalite bir mal gibi göründüğü görüş ve ülkeler var. Öncelikle insan insandır, insana cinsiyet yüklemek bile anlamsızdır. Özellikle yaratılışa inanan insanların, insana ayrımcı bir gözle bakıyor oluşu da kabul edilemez. İnsan bu dünyanın Tanrısı olduğu hissini bir kenara bırakmadığı sürece bu uğurda dökülecek çok kan ve göz yaşı olacağı bir gerçek. Geçmişi bu yüzden bilmek lazım. Şu an yaptığımız her ne varsa geçmişin gölgesinde değil, geçmişin tam merkezinden bize ulaşmaktadır. Tarihin tozlu rafları bizim bugünümüzü temsil etmektedir.

    "...dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici; bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok." #30197205

    Bilinçsiz bir toplum, meyvesiz bir ağaca benzer. Ne meyvesinden yararlanabilirsin, ne gölgesinden. Kupkurudur ve hiçbir şeye yaramaz. Kesilip kenara atılmış, yakılacak diye ayrılmış odundan farkı yoktur. Kökünün toprak ta olması sadece görüntüdür.
    Ülkeler savaşlar için nüfus kalabalıklarına güvenir. Feda edecek can çoktur. Sadece rakamlardan ibarettir. Bu yüzdendir ki, üremek önemlidir. Ne kadar ürerseniz, o kadar üretmeyen ama kuru kalabalıklar oluşturursunuz. Ne kadar nüfus o kadar vergi, ne kadar nüfus o kadar ucuz işçilik, ne kadar nüfus o kadar sistememe bağlılık.

    Her şey belirli bir sistemin içinde. Albert Caraco gibi düşünen, gerçekliği önüne koyabilen insanlar bunun farkındadır. Durduk yere kimse KAOS yaratmak istemez ama zaten olan ve sessizce içimizde yeşermeyi bekleyen bu haykırışa kulak vermeden geçemeyiz.

    Hayatın akışına karşı birkaç dakika durun ve kendinize sorular sorun. Bana dayatılan ne? Benim verdiğim cevap ne? Sistem çarkı benim yararıma değil de zararıma işliyorsa buna neden destek veriyorum, benim yaptığım yanlış ne? Bu ve benzeri sorular sizin düşünebilen bir varlık olduğunuzu kendinize gösterecektir. Soruları cevaplamak saçmalamak pahasına kolaydır lakin soru sormak zordur. Soru sorun, sorgulayın. Anarşiye hizmet edin demiyorum, sorgulayın ve yalan olan gerçekleri kıyıdan köşeden çıkarın.

    Doğru ile yanlış paralel olarak birbiri ile ilişkili ama bir o kadar da niteliklerinden uzaktırlar. Bu iki terim keyfi düşünceye göre değişkenlik gösterir. Pusulanız gerçekçilik ve gerçekler olsun. Doğru ve yanlış o zaman kedisini hiç belli etmeden gösterecektir.

    Kitabı Haziran’ın 6’sın da bitirmişim. Bir kitap aklınızda kalmıyor ve aylar sonra size bunları yazdırmıyorsa, onu hiç okumayın derim. Okumak için, kitap okuyacaksınız zamanınızı hiç harcamayın. Size bir şeyler katacak şeylerin peşinde olun. Zaman önemlidir, bunu iyi değerlendirin.

    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.

    KAOS’un beşiğinden selamlar olsun! Kesinlikle tavsiye ediyorum. 10/10