• Gazetecilik alanının kültürel üretim alanları üzerindeki baskı gücü (özellikle felsefe ve toplum bilimleri konusunda), öncelikle, gazetecilik alanı ile uzmanlaşmış alanlar (edebiyat ya da felsefe, vb.) arasındaki belirsiz bir yerde konumlanmış kültürel üreticilerin müdahalesiyle etkisini göstermektedir. İki evrenin özgül taleplerinden kurtulmak ve bunlardan her birine, bir ötekinde az çok iyi bir şekilde kazanmış oldukları erkleri ithal etmek için çifte-aidiyetlerini kullanan bu "gazeteci-entelektüeller"(7) iki büyük etki uygulayabilecek durumdadırlar; bir yandan, üniversiteye özgü içrekçilik ile gazeteciliğin dışrakçılığı [exoterisme] arasında iyi tanımlanmamış bir ara-yerde konumlanmış yeni kültürel üretim biçimlerini buyur etmek; öte yandan, özellikle kendi eleştirel yargıları aracılığıyla, kültürel üretimlerin değerlendirilmesinde pazarın yaptırımlarına bir entelektüel otorite görüntüsünün onayını vermek ve bazı tüketici kategorilerinin allodoxia'ya [öteki-görüş, öteki-kanaat - Ç.N.] yönelik doğal eğilimlerini güçlendirmek suretiyle, izlenme-oranı ya da best-seller list'in, hem kültürel ürünlerin kabul görmesindeki etkisini, hem de, tercihleri (yayıncıların tercihlerini, örneğin) daha az talepkâr ve daha çok satan ürünlere yönelterek, dolaylı yoldan ve belli bir vadede üretim üzerindeki etkisini artırmaya yönelik ilkeler dayatmak.
    Pierre Bourdieu
    Sayfa 85 - Yapı Kredi Yayınları
  • Benzer şekilde, annelik de vazgeçilmez bir kadınlık deneyimine dönüştü, herkes tarafından değer görür oldu: Yaşam vermek muhteşemdir! Annelik yanlısı propagandanın daha önceleri bu kadar dikkat çekici olduğu ender görülmüş bir şey. “Çocuk yapın, muhteşem bir şey bu! Kendinizi hiç olmadığı kadar kadın ve başarılı hissedeceksiniz!” martavalları çifte zorbalığın çağdaş ve sistemli bir yöntemi oldu. Maaşlı bir işte çalışmanın toplumsal olarak hayatta kalmak için şart olduğu, ama kimse için, özellikle de kadınlar için bir güvence sağlamadığı, altüst olmuş bir toplumda çocuk yapın! Konutların berbat koşullarda olduğu, okulların hiçbir işe yaramadığı, çocukların reklamlar, televizyon, internet, şekerleme ve gazozlu içecek ticareti aracılığıyla en berbat zihinsel saldırılara maruz kaldığı şehirlerde çocuk yapın! Çocuk olmaksızın kadınsı bir mutluluk olamaz ama veletleri düzgün koşullarda yetiştirmek de neredeyse imkânsız. Her halükârda kadınların kendilerini hatalı hissetmeleri gerekir. Neyle uğraşırlarsa uğraşsınlar, kötü iş çıkardıkları onlara gösterilmelidir. Doğru tavır yoktur, mutlaka tercihlerimizde bir hata yapmışızdır. Gerçekte kolektif ve karma olan bir hatanın sorumluları biz sayılırız. Toplumsal cinsiyetimize karşı kullanılan silahlar özeldir ama yöntem erkeklere de işlemektedir. İyi tüketici güvensiz tüketicidir.
  • Tek seçeneğim bu mu? Koleje git,iş bul,iyi bir tüketici ol ta ki yorgunluktan ölene kadar.Ben bunu istemiyorum!
    Ne istiyorsuz o zaman?
    Bir şeyin önemli olmasını istiyorum!
  • “Çoğu insan yaşamını yöneten düzenin hayali olduğunu kabul etmek istemez, ama aslında her insan hâlihazırda mevcut bir hayali düzenin içine doğar ve istekleri doğumdan itibaren bu baskın mitlere göre şekillenir. Dolayısıyla kişisel isteklerimiz, hayali düzenin en güçlü savunma mekanizmaları haline gelir.
    Örneğin günümüz Batılılarının en el üstünde tuttukları istekleri, yüzyıllardır tedavülde olan romantik, milliyetçi, kapitalist ve hümanist mitler tarafından şekillendirilmiştir. Birbirine tavsiye veren arkadaşlar sık sık, "Kalbinin sesini dinle," derler. Ama kalp genellikle dönemin hâkim mitlerinden talimat alan iki taraflı bir casustur ve "Kalbinin sesini dinle" tavsiyesi zihinlerimize 19. yüzyılın Romantik mitleriyle 20. yüzyılın tüketici mitlerinin bir karışımı olarak kazınmıştır. Örneğin Coca-Cola Company, Diet Cola'yı "Diet Cola. Sana ne iyi geliyorsa onu yap," sloganıyla pazarladı.
    İnsanların en kişisel istekleri sandıkları bile genelde hayali düzen tarafından programlanmıştır. Gayet popüler bir istek olan yurtdışında tatil yapma örneğini ele alalım. Bu istek aslında hiç de anlaşılır veya doğal değildir. Bir şempanze alfa erkeği asla gücünü komşu bir şempanze grubunun arazisine tatile gitmek için kullanmaz. Eski Mısır seçkinleri piramitler yaptırmak ve cesetlerini mumyalatmak için servetler harcadılar, ama hiçbiri Babil'e alışverişe veya Fenike'ye kayak tatiline gitmeyi düşünmedi. Bugün insanlar yurtdışına gitmek için ciddi miktarda para harcıyor, çünkü hepsi romantik tüketicilik akımının gerçek inananları.”
    Yuval Noah Harari
    Sayfa 290 - Epub versiyon sayfa 290
  • “Sadece 68 defa Beğen butonuna basmış herhangi bir Facebook kullanıcısının hangi partiye oy vereceğini %85 doğrulukla bulabiliriz”

    Modern sosyal mühendislik “Cambridge Analytica” olayını, çıkan sonuçlarını, bizlerin yapabileceklerini bir zincir ile toparlamaya çalıştım. Buyrun.

    Cambridge Analytica; tüketici, takipçi, seçmen davranışlarını değiştirmek isteyen iş dünyası ve siyasi partilere hizmet sunmayı amaçladığını ilan ederek 2013’te Londra’da kurulmuş bir şirket.

    Şirket, verilerimizi “davranış bilimlerini” kullanarak analiz edip kurumların (şirket, parti, devlet, STK vb.) hedef kişi ve kitleleri belirlemeye/bulmaya yardımcı olacağını ilan etmiş.

    Şirketin ilan etmediği çalışma şekli ise; “bilgiyi internetin dolaşım sistemine bırakıp, arasıra küçük müdahalelerle olayın büyüyüp yayılmasını izleriz. Kimsenin ‘propaganda’ olduğunu düşünmemesi önemli, çünkü propaganda diye düşündüğünüz anda bir sonraki soru; arkasında kim var?

    Şirketin kurucusu Alexander Nix (finansçı). Şirket kuruluş hikayesini şöyle anlatıyor;

    “ABD’de Demokratlar teknoloji devrimine öncülük ediyorlardı. Veri analizi ve dijital dünya Cumhuriyetçilerin rekabette zayıf oldukları alanlardı. Biz de bunu fırsat olarak gördük.”

    Ve şirket, vadettiği plana göre hedeflenen kişi/kitle için özel içerik üretmeye başlar.

    Not: Hedef kitle yani kime seslendiğin her alanda insanlık için hep önemli olmuştur/olmalıdır. İnternet ise sesleneceğin doğru kişiyi bulmak için şimdiye kadar bulunmuş en iyi araç.

    Peki nasıl yapmışlar?

    İki çalışma önlerini açmış.

    1. 2008’te Cambridge Üni. Psikometri Merkezi’den davranışbilimci iki doktora öğrencisi (Kosinski ve Stillwell) “Büyük Beşli” adlı seksenli yıllardan kalma davranış teorisi üzerinde çalışmalarıyla başlamış.

    Nedir bu teori?

    Bireylerin her davranışının kişiliklerindeki 5 yapıtaşı (yeniliklere açıklık, mükemmeliyetçilik, sosyallik, uzlaşmacılık ve kırılganlık) üzerinden çözümlenebileceğini savunuyor.

    Sonra; bu teoriyi test etmek için geliştirdikleri “MyPersonality” adlı bir Facebook uygulaması yapmışlar. FB kullanıcılarına kişisel basit sorular soran bu kişilik testi uygulaması üzerinden gönüllü denekler ile çalışmaya başlamışlar.

    Nasıl oluyor Facebook bu test/uygulamalara izin veriyor? sorusu gelebilir;

    2010’da FB daha fazla büyümek (kullanıcı/para vb.) için “bizi” uygulama geliştiricilerine satıyor.

    Dükkan sizin, FB daha çok kullanılsın. Birşeyler yapın gibi.

    Hatta; diyelim ki siz bu uygulamalardan kullanmadınız, izin vermediniz ama Facebook arkadaşınız kullandı, izin verdi. Geçmiş olsun.

    Skandalın başlangıcı olan “MyPersonality” uygulamasının hikayesine devam edelim..

    Ne sormuşlar FB kullanıcılarına?

    Sorular çok basit (maceracı mısın?, bir topluluğun önünde konuşabilir misin?, kapalı yerlerde huzursuz olur musun? gibi) ve projenin uygulaması değil ama sitesi hala çalışıyor.

    Bu Facebook uygulaması üzerinden basit sorularla milyonlarca kişinin bilgilerine ulaştıklarında ellerinde dünyanın en büyük psikometri veri seti oluşmuş ve rotayı bambaşka bir yöne çevirmişler.

    İşte burda bir dananın kuyruğu kopmuş.

    Tam o yıllarda Facebook, “Beğen” özelliğini devreye almış. Birbirimizin paylaşımlarında kullandığımız bu özel ve kişisel özelliği kendi projeleri için kullanmaya başlamışlar.

    Yani “neyi beğeniyorsan o’sun” ile büyük beşli teorisini ilişkilendirmişler.

    İzin bile istemeye gerek olmadan, herkesin ulaşabileceği bir veri vardır artık: “Beğeniler”

    Onlarca firma/kişi; kural, kanun, ahlak gibi olmazsa olmazları gözardı ederek sessiz sedasız bu “davranış mühendisliği” üzerine çalışmaya başlamış.

    Bu çalışma sonuçlarına göre; herhangi bir Facebook kullanıcısının sadece 68 Beğenisi üzerinden deri rengi, cinsel yönelimi ve hangi partiye oy vereceğini %85 doğrulukla ölçebildiklerini keşfetmişler.

    Dahası her Facebook abonesinin davranış özelliklerini 70 Beğeni ile arkadaşından, 150 Beğeni ile ailesinden, 300 Beğeni ile eşinden ve bir miktar daha fazlasında ise kendisinden bile iyi tanımlayabildiklerini görmüşler.

    Sadece “Beğen” butonu!

    Doktora öğrencileri Kosinski ve Stillwell’in bu araştırmalarını 2012 yılında makale olarak yayınlamalarının hemen ardından Facebook, Beğen özelliğini dışarıdan ölçümlemeye kapatmış.

    Ancak bu araştırma fırsatçılara ‘ilham kaynağı’ olmuş.

    Örneklerle anlayalım,

    - 17 eyalette her gün Facebook üzerinde ellerindeki profillerin kişiliğine göre şekillendirilerek sadece o kişiye gösterilen Trump yanlısı paylaşımlar atıldı, anketler yapıldı.

    - Anketleri dolduranlara para bile verildi bazen.

    - Trump’a asla oy vermeyecek Miami’deki siyahlara, onları sandığa gitmekten alıkoyacak haberler (Clinton aleyhinde/bazıları yalan) gösterildi. Bu sayede seçime katılım etkilendi.

    - Trump’ın konuşmalarından bir parçayı sağcılara, bir kısmını liberallere vb. gösterdiler.

    "Bilal Eren'den alıntıdır."
  • Sosyal medya cumhuriyetinin sanal vatandaşı olarak kendimizi, dert anlatmaya yeten ya da yetmeyen, 140 karakter ile; ne kadar iyi bir tüketici olduğumuzu ispat etmek niyetiyle mutluluk efekti verilmiş fotoğraf paylaşımları üzerinden ifade ediyoruz. Bu "paylaşımlar" yüzünden, "beriki" bile giderek "öteki" haline geliyor.
  • "Her şeyi ciddiye alıyordum; sanki ölümsüzmüşüm gibi."
    [Duvar]

    "Bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum."
    [Düşüş]

    "Yaşam ne denli saçma ise, ölüm o denli dayanılmazdır."
    [Sözcükler]

    "İnsan da, yaşam da saçmadır, boşunadır, rastgeledir, sağlam hiçbir şey yoktur, ama yine de yaşamak gerektir."
    [Denemeler]

    "İnsan, kendi başına bırakılmıştır. Ne içinde dayanacak bir destek vardır ne de dışında tutunacak bir dal."
    [Varoluşçuluk]

    "Beni aldatmışlardı, yalnızca kötülüğün krallığı çatlaksızdı, beni aldatmışlardı, gerçek dört köşeli, ağır, yoğundur, ayrım götürmez, iyilik bir düş, hep ertelenen ve tüketici bir çabayla sürdürülen bir tasarı, hiçbir zaman erişilemeyen bir sınırdır, krallığı olanaksızdır."
    [Sürgün ve krallık]

    "Eğer başkasının hürriyetini kendiminkine eşit saymıyorsam hürriyeti kendime amaç alamam!"
    [Özgür olmak]

    "Yarın yoktur. Bundan böyle özgürlüğümün dayanağı bu işte."
    [Sisifos Söyleni]

    "Şurada bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum."
    [Bulantı]

    "Umut bir yolun dönemecinden var hızla koşarken birden yetişen bir kurşunla yere serilivermektir."
    [Yabancı]

    "İnsan-gerçekliğinin kendinin ne olduğunu kendine duyururken yola çıktığı hareket noktasıdır."
    [Varlık ve Hiçlik]

    "Başkaldırıyorum, öyleyse varız,ve yalnızız."
    [Başkaldıran insan]

    Jean-Paul Sartre & Albert Camus