1000Kitap Logosu
Resim
Sevgide tinin kapalı hali
Gecelerce! Hiç farkına varmadan yavaş yavaş birbirimize yaklaşırken sonunda ellerimiz ya birleşir ya da kendimizi neredeyse kucak kucağa bulurduk; sevgililerin yakasını bırakmayan olağan cinsel isteğin etkisiyle değil, sanki kendimizi araştırıp öğrenmenin acısını gövdelerimizin dokunuşuyla hafifletmek için yapardık bunu. Bundan daha mutsuz bir aşk ilişkisi düşünemiyorum bu ilişkide her okşamaya yapışan, her öpüşün saydam sularında bir çökelti gibi dolaşan, cinsel ilişki sonrasının hüznü kadar gönül kırıcı bir şeyin ağırlığı vardı... dokunuşlarını duyduğu kaba etin öpüşlerine karşılık veremeyecek güzel bir yontuyla yatıyor olmanın acı bilinci. Böylesine iyi sevip de böylesine az sevebilmenin tüketici, saptırıcı bir yanı vardı."
Küreselleşmenin Latin Amerika Bağlamında Çinlileşmesi
Latin Amerika’da 33 bağımsız ülke var. Bu makalede, her bir ülkedeki Çin yatırımlarını değerlendiriyor ve bunların küreselleşme kavramının Çinlileşmesi üzerindeki etkisi üstüne düşünmeye çağırıyoruz. ANTİGUA ve BARBUDA: 100 bin nüfuslu bir Karayip ada devleti olan Antigua ve Barbuda’da Çin’in turizm yatırımları bulunuyor. Ülke sürekli olarak doğal yıkım tehdidi altında. Daha fazla ormanlaşma gerekirken, Çin’in kıyılara otel ve kasino inşa ederek, okyanusa karşı adanın aşınmasına katkıda bulunduğu ileri sürülüyor. Fakat ülkenin bu Çin projelerine gereksinimi var, çünkü ‘Batı’, bölgeyi doğa açısından riskli bulduğu için yatırım yapmaya istekli değil. Antigua ve Barbuda gibi küçük ve risk altındaki ülkeler, “istihdam mı çevre yıkımı mı?” ikilemini yaşıyor. Çin, yatırım kolaylığı sağlanmasına karşılık ülkeye doğal yıkımlarının yaralarını sarmak üzere insani yardımda bulundu; fakat projelerin kendisi zaten o yıkımı derinleştiriyor. Zaten yapılan yardım da, gerekli olan rakam açısından devede kulak misali... 2017’deki İrma Kasırgası’nın yaraları hâlâ sarılmış değil. Yine de, Çin’in insani yardımı, bölgeyi arka bahçesi olarak gören ABD tarafından ihmal edildiklerini düşünen adalılar için, ülkedeki Çin imgesini olumluya çevirmiş durumda. ARJANTİN: Arjantin’i son ekonomik krizden çıkaran, Çin’in düşük faizli ve siyasal şart koşmayan mali yardımı olmuştu. Çin’in Arjantin’de su altyapısı, karayolu ve enerji yatırımları bulunuyor. Bu yatırımlara bir nükleer santral projesi de eklendi. Bir Arjantinli araştırmacıya göre, Arjantin’le Çin’i yakınlaştıran 3 etmen: Doğal kaynaklar, Arjantin’in Çin dışında bu kadar rahat bir borç kapısının olmaması ve Arjantin’deki devlet kurumlarının zayıflığı. Çin yatırımlarına, dünyanın dört bir yanında olduğu gibi, Çin dili ve kültürü etkinlikleri yapan Konfüçyüs Enstitülerinin kurulması eşlik ediyor. Arjantin’in en güney ve en soğuk bölgesi olup Antarktika’ya en yakın kara parçalarından olan Patagonya’da Çin ordusunun yönetiminde bir uzay istasyonu bulunuyor. Çin’e göre üs, tümüyle uzay araştırmaları ve uçuşları için. Örneğin, Çin’in Ay’ın uzak tarafına yaptığı yolculuğun bu üs olmadan yapılamayacağı söyleniyor. Fakat ABD başta olmak üzere çeşitli ülkeler, Çin’in uzayı bahane edip bölgede askeri etkinlikler içinde olduğunu ve üssün casusluk amacıyla kullanıldığını ileri sürüyor. Çin’in çevresi ıssız olan bu bölgeyi nükleer denemeler için kullandığını iddia edenler bile var. Elbette bunların doğruluk payını bilemiyoruz. Arjantin hükümeti, ABD ve Avrupa’nın dolduruşuna gelip Çin’e “anlaşmayı imzalamıştık, ama bir koşul eklemek istiyoruz: Üs yalnızca sivil amaçlarla kullanılmalı; askeri amaçlarla kullanılmamalı” diyor, Çin de bunu kabul ediyor. Zaten küçücük bir üs, askeri amaçla kullanılsa bile çok az asker alabilecek durumda. Haydi diyelim aldı, bölgede Çin savaş gemileri kolaylıkla fark edilir. Dolayısıyla, işin içinde kalıpyargılar, abartma ve komplocu düşünüş var gibi görünüyor. Ayrıca, dünyanın dört bir yanındaki Amerikan askeri üsleri düşünüldüğünde, bu tartışma, çifte standart örneği oluşturmuş oluyor. BAHAMALAR: 400 bin nüfuslu bir diğer Karayip ada ülkesi olan Bahamalarda “Çin fazla güçlü, biz küçük bir ülkeyiz, isteseler bütün ülkeyi satın alırlar, tehlike altındayız” biçiminde duygu ve düşünceler ara ara basına yansıyor. Çin, Bahamalar’da, havaalanı, stadyum ve liman inşa etti ya da varolanları yeniledi. Burada yine aynı, istihdam-çevre ikilemini görüyoruz. Çin’in turizm yatırımları istihdam yaratırken bir yandan da çevreyi olumsuz etkiliyor. BARBADOS: 300 bin nüfuslu bir Antil ada devleti olan Barbados da kasırgadan etkilenmişti. Çin’in Barbados’a yönelik insani yardımı, ülkedeki Çinli imgesini olumluya çevirdi. Bir kez daha, gerekli olan ödeneğe göre bu yardım devede kulak; yine de olumlu karşılanıyor. Son dönemde Barbados ile Çin iyice yakınlaşıyor. Vizeler karşılıklı olarak kaldırıldı. Çin’in Barbados’ta çeşitli inşaat ya da yenileme projeleri var. Barbados, Konfüçyüs Enstitüsü’nün açıldığı ülkelerden biri. Öte yandan, Barbados halkında, “ülkemiz satılığa çıkarılıyor” gibi bir algı da var. BELİZE: 400 bin nüfuslu Orta Amerika ülkesi Belize, az sayıdaki (dünya toplamında yirmiden az) Tayvancı ülkeden biri. Bu ülkeler, Çin olarak Çin Halk Cumhuriyeti’ni değil Tayvan’ı tanıyorlar. Bu nedenle ülkede kayda değer bir Çin yatırımı bulunmuyor. BOLİVYA: Bolivya gibi dağlık, yoksul ve altyapı yetersizliği olan ülkeler, Çin’le uydu anlaşması yapmayı yeğliyor. Böylece uzak bölgeler birbirlerine bağlanmış oluyor. Çin, buna karşılık, Bolivya’da lityum arama ve işletme hakkı elde ediyor. Lityum, motorlu araçlarda batarya yapımında kullanılıyor ve Çin, 2010’dan beri, dünyada en çok motorlu araç üreten ülke. Elektrikli araçlarda lider olmak isteyen Çin gibi bir ülkenin bol bol lityuma gereksinimi var. En hafif metal olan lityum, ayrıca cep telefonlarında kullanılıyor. Öte yandan, Bolivya başkanının eski sevgilisinin bir Çin şirketinin başında olduğu ve bu konumuyla Çin adına birçok ihale alıp zimmetine büyük meblağlar geçirdiği iddia ediliyor. Fakat bu iddia ne kadar doğru, yine bilemiyoruz. BREZİLYA: Brezilya’nın ‘faşist’ olarak adlandırılan yeni başkanı Jair Bolsonaro’nun seçim kampanyasının sac ayaklarından biri, ülkedeki ‘Çin istilası’na bir dur demekti. Fakat başkan, seçimi aldıktan sonra, söylemini yumuşattı ve tersine, Çinli yatırımcılar için, “buyursunlar, hoşgelirler” gibi ifadeler kullandı. Çin, Brezilya tahılı ve madenleri için bir numaralı müşteri. Bu ticaretin milyonlarca Brezilyalı’yı yoksulluk batağından çıkardığı ileri sürülüyor. Çin’in Brezilya’da petrol, maden ve enerji yatırımları bulunuyor. Bolsonaro hükümeti, büyük bir özelleştirme dalgasına hazırlanıyor ve Çinlilere ihalelere katılma davetinde bulunuluyor. Birçok havayolu ve demiryolu ihalesi açılacak. Çin, tahılı ve madenleri memlekete daha hızlı taşımak için Brezilya’da demiryolu ve liman inşa etmek istiyor; yeni hükümet, bunu olumlu karşılıyor. Brezilya’nın Çin açısından bir diğer önemli noktası, motorlu araçlarda kullanılan nadir madenlerin Brezilya’da bulunması. Ayrıca, ABD’yle Çin arasındaki ticaret savaşı, Çin’in ABD’yle ticaretinin bir bölümünü Brezilya’ya kaydırmasına yol açtı. DOMİNİK CUMHURİYETİ: Dominik Cumhuriyeti, Küba’yla Puerto Rico arasında kalan 10 milyonluk bir ada ülkesi. Uzun yıllar, Çin Halk Cumhuriyeti yerine Tayvan’ı Çin olarak tanıyan ülke, 2018’de saf değiştirdi. Tayvan’la ilişkisini kesti ve ÇHC ile karşılıklı elçilikler açtı. Dominik Cumhuriyeti’nin saf değiştirmesinin Çin’in 3 milyar dolarlık yatırım sözünden kaynaklandığı ileri sürülüyor, fakat Çin bu açıklamayı kabul etmiyor. DOMİNİKA: Sık sık Dominik Cumhuriyeti’yle karıştırılan Dominika 75 bin nüfuslu ayrı bir ada ülkesi. Çin, diğer örneklerdeki gibi kasırgadan büyük zarar görmüş olan Dominika’ya afet sonrası büyük bir hastane inşa etti. EKVATOR: Ekvator, Venezuela’nın müttefiki olarak ABD’ye diş gösterip Çin’le yakınlaşan ve bu süreçte büyük bir borç batağına saplanan bir ülke. Anlaşmanın bir parçası olarak, Ekvator petrolünün çoğu, Çin’e satılıyor. Çin yapımı barajlar, yeterince gelir getirmediği için ödemelerde sıkıntı yaşanıyor. Ayrıca, Çinli üstlenici şirketin kalitesiz malzeme kullandığı için Ekvator’u zarara uğrattığı ileri sürülüyor. Daha da kötüsü, şirketin olumsuz zemin etüdü raporlarını rüşvet yoluyla devre dışı bıraktığı, yine rüşvetle barajın etkin bir yanardağın yakınında yapılmasına yol açıldığı ve çevre etki raporunun es geçildiği gibi iddialar gündemde. Baraja imza atan Ekvatorlu siyasetçi, başka bir projede rüşvet aldığı için 6 yıl hapse çarptırılmış durumda. Baraj, bugün büyük çaplı ve masraflı bir onarım gerektirdiğinden beklendiği gibi çalışamıyor. Ekvator devlet başkanı, geri ödeme koşullarının yeniden değerlendirilmesi için Çin’le görüşme sürecinde. Bu süreçten olumsuz bir sonuç çıkarsa İMF’nin kapısının çalınması gündemde. Fakat İMF’nin para vermek için ortaya koyduğu iki koşul, Ekvator hükümetinin sonunu getirebilir: Bunlar, kamu çalışanlarının sayısının % 10 azaltılması ve benzin üzerindeki devlet desteğinin kaldırılması. Birincisi işsizliği uçuracak, ikincisi ekonomiye enflasyonel baskı yapacak. Dolayısıyla, Ekvator, kötüyle kötü arasında seçim yapmak durumunda kalacak. Bu arada, Ekvator’un ABD dışında Amerikan dolarını para birimi olarak kabul eden nadir ülkelerden biri olduğunu not edelim. EL SALVADOR: El Salvador, yakınlarda Tayvan-Çin atışmasında saf değiştirerek Tayvan’la ilişkisini kesip Çin’le diplomatik ilişki başlatan ülkelerden oldu; bunun karşılığında Çin’den daha fazla ticaret ve turist sözü aldı. GRENADA: 100 bin nüfuslu bir başka ada devleti olan Grenada, 1983’te Sovyetler ve Küba yanlısı komünist bir hükümete sahip olması bahane edilerek Amerikan ordusu tarafından işgal edilmişti. O zamandan beri kağıt üstünde bağımsız, gerçekte sömürge konumundaydı. Şimdi ülke üzerindeki Çin etkisi iyice artmış durumda. Öyle ki, Grenada, ülke genelindeki kalkınma planını Çin’e yaptırıyor. Plana göre, Çin, Grenada’yı karayolu ve demiryolu ağlarına kavuşturacak. Limanları, havaalanını vb. ya yenileyecek ya da sıfırdan inşa edecek. Çin, adanın kasırga sonrası yaralarını sarmaya çalışıyor, altyapı projeleri gerçekleştiriyor ve stadyum ve halk için ev inşa ediyor. GUATEMALA: Guatemala, Amerikancı dış politikası nedeniyle hâlâ ÇHC yerine Tayvan’ı Çin olarak tanıyanlardan. Ülkenin ÇHC ile diplomatik bir ilişkisi bulunmuyor. GUYANA: Brezilya ile Venezuela’nın komşusu olan 800 bin nüfuslu Guyana, az bilinen Latin Amerika ülkelerinden. İlk Çinli göçmenlerin 1853’te Guyana’ya ayak basışı, Çinlilerin Geldiği Gün adıyla resmi olarak kutlanıyor. Hükümet, o zamandan beri, Çinlilerin Guyana ekonomisini çeşitlendirdiği belirtiyor. Bugün de iki ülke arasında sıcak ilişkiler sözkonusu. Çin ve Guyana, turizm, ticaret, altyapı ve bilişim teknolojileri alanlarında işbirliği yapıyor. Guyana hükümeti, Çin’in desteğiyle karayollarını ve limanları yenilemeyi planlıyor. Guyana, yakında daha da önem kazanacak; çünkü ülkede petrol ve doğal gaz olduğu ortaya çıktı. HAİTİ: Haiti, bölgedeki bir diğer Tayvan’cı ülke. Fakat son dönemde Tayvan ile ÇHC arasında kalmış durumda. Saf değiştirebileceği düşünülüyor. Tayvan’ın ÇHC’yle yatırım büyüklüğünde yarışması olanaksız. Tayvan’ı tanıyan çok az ülke kaldı; onlar da er ya da geç saf değiştirecek gibi görünüyor. Haiti, Çin’le uzlaşırsa, Çin’in Haiti’nin limanlarını ve yollarını yenilemesi ve demiryolu, su ağı, atık su ağı vb. konularda altyapı yatırımları yapması bekleniyor. Ülke oldukça yoksul. 2010’daki depremin yaraları hâlâ tümüyle sarılmış değil. Haiti’nin bu nedenle, Çin yatırımlarına ihtiyacı var. HONDURAS: Honduras da Tayvan’cı Latin Amerika ülkelerinden. Fakat Honduras hükümeti, El Salvador’un saf değiştirmesinden sonra Çin seçeneğini değerlendiriyor. Buna karşılık, ABD’nin Honduras büyükelçisi, Honduras hükümetini uyarıyor: “Çin’in niyeti kötü, size ve bölgeye hüketmek istiyor. Sakın ha saf değiştirmeyin. Zararınıza olur.” Bu sözler, ABD’nin niyeti ve dünyaya hükmetme isteği düşünüldüğünde, gülünç kaçıyor. Ayrıca, bu sözlerden anlaşılacağı üzere, Tayvan’cılık Amerikan çıkarlarıyla eşanlamlı ya da onun paravanı. JAMAİKA: Jamaika, Karayiplerde bir ada devleti, ancak küçük değil, 3 milyonluk bir nüfusu var. Jamaika’da Çin’in boksit ve şekere yönelik yatırımları var. Jamaika’nın Çin’e borcu, diğer ülkelerinkine göre çok daha düşük. Bu borç, altyapı yatırımları için kullanılıyor. Yine de, Çin için ‘Jamaika’nın yeni sömürgecisi’ diyenler var. Hükümet ise, buna katılmıyor ve İMF gibi kuruluşların bölgede çok daha güçlü olduğunu anımsatıyor. Bu mantıkla, asıl sömürgecinin İMF sayılması gerekiyor. Öte yandan, Çin şirketlerinin yerel şirketlerin zararına olduğu bir gerçek. Fakat bu, onların Çinli olmasından değil, küresel ölçekte devasa şirketler olmasından ileri geliyor. Yerel şirketlerin bu kadar büyük şirketlerle yarışması olanaksız. KOLOMBİYA: Kolombiya’daki barış sürecinin kazananlarından biri, Çin oldu. Ateşkesle birlikte yeni altyapı ve enerji ihaleleri için yabancı sermaye arayışına gidildi. Bu da Çin için fırsat oldu. Çin bugün Kolombiya’nın ikinci büyük ticaret ortağı. Bir Latin Amerika ve Afrika klasiği olarak, Kolombiya, Çin’e işlenmemiş ürünler (petrol, kürk, metal atığı vb.) satıyor; Çin de Kolombiya’ya yüksek teknoloji ürünlerini. Öte yandan, Çin şirketleriyle Kolombiya halkının arası iyi değil. Bunlara karşı birçok grev, gösteri ve hatta kimi bölgelerde saldırı gerçekleşiyor. Halk, hem sömürüye hem bu şirketlerin çevreye verdiği zarara hem de esnaflar başta olmak üzere yerel işletmelerin Çinli akını nedeniyle ölümüne karşı çıkıyorlar. Çin tarafı, bu çatışmaları, kültürel farklara bağlayıp Çinli şirketlere Kolombiya kültürüne daha duyarlı olmaları çağrısında bulunuyor. Oysa sorun daha derinlerdeymiş gibi görünüyor; çünkü Kolombiya, yaşanılan 50 yıllık iç savaş koşulları nedeniyle, siyasal anlamda daha bilinçli bir halk. Bir Kolombiya gazetesinde çıkan değerlendirmeye göre, Çin, özellikle Kolombiya’nın iç bölgelerinde, çevre koruma kurumlarının ve genel olarak Kolombiya devletinin zayıflığından yararlanarak, doğal kaynaklara zarar veren ve ileride doğal nedenlerle işlemez duruma gelecek altyapı projeleri gerçekleştiriyor. Gerçekte, Çin mali kaynakları, Amerikancılığa karşı kullanılabilecek bir olanak; ancak borç alan ülkelerdeki kurumsal yapı bunları verimli kullanacak biçimde işler nitelikte değil. KOSTA RİKA: Kosta Rika, bir diğer eski Tayvancı, yeni ÇHC yanlısı. Çin, ülkenin karayollarını ve limanlarını tamir ediyor. Ayrıca Kosta Rika ile güney komşusu Panama arasında demiryolu projesi var. KÜBA: Çin, Küba’nın Venezuela’dan sonra ikinci büyük ticaret ortağı. Çin’in Küba’da turizm yatırımları bulunuyor. Küba ise, Çin’den daha fazla turist bekliyor. Diğer etkinlik alanları, yenilenebilir enerji ve kablosuz bağlantı altyapısı. Sanılanın tersine, Çin’le Küba arasındaki ilişki son zamanlara dek yakın değildi; çünkü Çin, 1960’lardan başlayarak Sovyetlere ve Küba gibi Sovyet yanlısı ülkelere cephe almaya başlamıştı. İki ülkenin yakınlaşması, Soğuk Savaş’ın bitimini beklemek zorundaydı. MEKSİKA: Meksika’da Çin varlığı oldukça farklı bir nitelikte: Burada genç ve dinamik, küçük ve hızla büyüyen Çinli bilişim teknolojisi şirketleri öne çıkıyor. Trump’ın Meksika karşıtı çıkışları, ülkeyi Çin gibi başka seçeneklere yöneltiyor. Aynı biçimde, ABD’de yatırımları olan Çinli şirketler, ABD-Çin ticaret savaşı nedeniyle Meksika’ya taşınıyor. Ancak Çin’in Meksika’da her girdiği sektörde başarı öyküsü yok. Örneğin, Çin yatırımı çelik fabrikalarında birçok grev ve protesto gerçekleşiyor. NİKARAGUA: Hâlâ Tayvancılar arasında yer alan Nikaragua’da Çin yatırımları konusunda en çok tartışılan konu, elbette Nikaragua Kanalı. Genel kanı, bunun en azından kısa erimde gerçekleştirilebilir olmadığı biçiminde. Bir kere, kanal için gerekli olan 40-50 milyar dolarlık bütçe henüz oluşturulabilmiş değil. Kısa sürede oluşturulabilir gibi de durmuyor. Ancak, proje tümüyle hayal değil. İhalesi yapıldı ve ihaleyi Çinli bir şirket aldı. Panama Kanalı, Panama’ya yılda 2 milyar Dolar kazandırıyor. Bu kanalın açılması durumunda, Nikaragua’nın yıllık 5.5 milyar Dolar kazançla en yoksul Latin Amerika ülkelerinden biri statüsünden çıkıp en zenginler arasına girmesi bekleniyor. Çinli şirketin sahibi olan dolar milyarderinin servetinin büyük bir bölümünü borsada kaybetmesi, projeyi durma noktasına getirdi. Nikaragua’da bu projeye karşı bir anti-kanal hareketi oluşmuş durumda. Bu hareketin omurgasını, toprakları elinden alınacak köylüler ve projenin doğaya vereceği zarara dikkat çeken çevreciler oluşturuyor. Proje gideri, Nikaragua’nın Toplam Yerel Üretim’inin (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla), 5 katına karşılık geliyor. Ayrıca, Nikaragua Kanalı, yapımı 10 yıl süren Panama Kanalı’ndan 3 kat daha uzun. Öte yandan, inşaat teknolojilerinin sürekli olarak gelişip hızlandığını not edelim. Projenin 5 yılda tamamlanması planlanmıştı; fakat elbette bu, gerçekleşmedi. PANAMA: Eski bir Tayvancı olup yakın zamanda saf değiştirmiş olan Panama, kanal dolayısıyla dünya ticareti için yaşamsal önemde. Çin’in büyükelçiliğini Panama Kanalı’nın ağzındaki bir adaya taşıma planı var. ABD bundan çok rahatsız. Kanalın ağzında Çin bayrağının dalgalanmasını doğru bulmuyorlar. Elbette Amerika, genel olarak Çin-Panama yakınlaşmasından da rahatsız. Panama’yı uyarıyorlar: “Çin, piyasa güdüsüyle değil siyasal güdülerle yatırım yapıyor. Dikkatli olun.” Bu sözler, ABD’nin bölgede başlattığı savaşlar ve gerçekleştirdiği darbeler düşünülünce bir kez daha gülünç kaçıyor. Panama gibi Amerika’nın açıkça arka bahçesi olan ülkelerin Amerikan kontrolünden çıkması, ABD’yi çok öfkelendiriyor. Bu saf değiştiren ülkelerde yarın öbür gün darbe bile tezgahlanabilir. PARAGUAY: Tayvancı bir ülke olan Paraguay’ın yine de Çin’le resmiyete dökülmeyen bir ticari ilişkisi var. Paraguay’ın soya fasülyesinin bir numaralı müşterisi Çin. Ticarette bu fasülyeler Arjantin ya da Uruguay ürünü gibi gösteriliyor. Paraguay kıyısız bir ülke olduğu için, ürünlerinin çoğunu zaten satış için Arjantin ve Uruguay limanlarına gönderiyor. Bu durum, lojistik ilişki ile de uyumlu. ABD’nin Çin’le ticaret savaşına girişmesi, olağan koşullarda fasulyesinin çoğunu ABD’den alan Çin’i Latin Amerika ürünlerine yöneltiyor. PERU: Peru’da Çin dev bir bakır madeni işletiyor. Peru bakırının yarısından fazlası Çin’e gidiyor. Yöre halkı, bu madenin genişletilmesi için yerinden yurdundan edilmiş durumda. Bu da Çin’e yönelik tepkilere neden oluyor. Yöre halkının anlatımına göre, tapusu olmayanların mülkiyet hakları tanınmadı - ki bu, yerli halkların yoğun yaşadığı bölgelerde hâlâ büyük bir sorun- ve tapusu olanların toprakları da ‘ucuza kapatıldı’. Bu bakır madeninin genişlemeden sonra yıllık 2 milyar Dolar gibi bir gelir sağlayacağı tahmin ediliyor. Yöre halkının elbette bu büyük kazançtan küçücük bir payı bile bulunmuyor. Bölge, olağanüstü hal (OHAL) ile yönetiliyor. Ara ara silahlı çatışmalar da olabiliyor. Bakır madenciliği, ayrıca yöre halkının zehirlenmesine de yol açıyor. SAİNT KİTTS ve NEVİS: 60 bin nüfuslu olan ada devleti Saint Kitts ve Nevis, Tayvancı bir ülke. Ülkede kayda değer bir Çin yatırımı bulunmuyor. SAİNT LUCİA: 200 bin nüfuslu ada devleti Saint Lucia da Tayvancı. Hong Kong kaynaklı kimi mağazaları saymazsak, Saint Lucia ile Çin arasında ekonomik bir ilişki bulunmuyor. SAİNT VİNCENT ve GRENADİNES: 110 bin nüfuslu ada devleti Saint Vincent ve Grenadines de Tayvancı. Adada yerleşik, İngiliz sömürgeciliği döneminden kalma Çinli bir azınlık nüfus olsa da, ÇHC’nin dikkate değer bir yatırımı bulunmuyor. SURİNAM: Brezilya’nın kuzeyinde yer alan 600 bin nüfuslu Surinam, eski Hollanda sömürgesi. Sömürgecilik döneminde çalışmak üzere Surinam’a getirilen işçiler arasında Çinliler de vardı. Bunlar bugün Surinam nüfusunun % 1’ini oluşturuyor. Ülke tarihi 2009’da Brezilya ve Çin altın arama şirketlerine karşı isyanı kaydetti. Çin’in Surinam’da büyük ölçekli yatırımları bulunmuyor. Ayrıca, doğal yaşamı koruma örgütleri, Latin Amerika’da en çok Çinli’nin yaşadığı Peru’da (nüfusun % 5’ini oluşturuyorlar) ve doğal yaşamıyla ünlü Surinam’da Çinli varlığının artmasıyla soyu tükenmekte olan hayvanların öldürülüp parçalarının Çin’e gönderilmesinin yaygınlaşması arasındaki ilişkiye dikkat çekiyorlar. Bu, Çin geleneksel kültürünün bir parçası olan Çin tıbbı ve Çin mutfağı ile bağlantılı bir durum. ŞİLİ: Şili’de lityum çıkaran bir Kanada şirketi, hisselerinin üçte birini satışa çıkardığında ve Çin talipli olduğunda, Şili hükümeti bunu Çin’in küresel lityum arzının büyük bir bölümüne sahip olarak tekelleşmeye yol açacağını gerekçe göstererek engellemeye kalktı. Bu da Şili ile Çin arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açtı. Lityum, Bolivya örneğinde de belirttiğimiz gibi, elektrikli taşıma araçları için gerekli bir metal. Ayrıca elektronik eşyalarda kullanılıyor. Çin, bunun dışında, Şili bakırının bir numaralı müşterisi. Lityum, gelecekte küresel ölçekte en önemli madenlerden biri olacak; çünkü fosil yakıtların gerilemesi ve elektrikli araçların yükselişiyle birlikte, çok daha fazla lityuma gereksinim duyulacak. Çin kentlerinin havası (özellikle büyük kentler), sağlık sorunlarına neden olacak kadar kötü ölçüde kirli. Çin devleti, buna çözüm olarak, yavaş yavaş elektrikli araçları yaygınlaştırmayı hedefliyor. Bunun yolu ise, lityumdan geçiyor. Şili örneğinde, Çin, Latin Amerika’nın yalnızca doğal kaynaklarıyla ilgilenmiyor; ikincil olarak, yükselen tüketici piyasalarını da değerlendiriyor. Örneğin, Şili’deki bilişim teknolojisi gelişiminin ardında büyük oranda Çin yatırımı olduğu ileri sürülüyor. TRİNİDAD ve TOBAGO: Bir ada devleti olan Trinidad ve Tobago, 1.4 milyon nüfuslu. Çin, ülkede hastane inşaatlarında etkin; fakat büyük çaplı projeleri şimdilik bulunmuyor. İki ülke arasında bir sorun bulunmadığından, ileride büyük çaplı projeler sözkonusu olabilir. URUGUAY: Çin, küçük bir ülke olan Uruguay’ın bir numaralı ticaret ortağı. Uruguay, Çin’e, balık, et, süt ürünleri, soya fasülyesi, kereste, tahta, yün gibi birincil ekonomi ürünleri satıyor. Çin ise, Uruguay’a buna karşılık motorlu araçlar, plastik vb. gibi işlenmiş ürünler satıyor. VENEZUELA: Venezuela, bölgede Çin’in de Rusya’nın en yakın dostu. Çin, Venezuela’nın en zor dönemlerinde ülkeye kredi açtı. Çin borçlarının bir bölümü nakit, bir bölümü petrolle geri ödenecek. Venezuela dünyada en büyük petrol rezervine sahip ülke; Çin dünyada petrole en çok talebin olduğu ülke ve Venezuela, Çin’in dünyada en çok borç verdiği ülke. Aradan geçen yıllarda, Venezeula’nın petrol üretimindeki kriz, Çin borçlarının geri ödemesini yavaşlatmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel ölçekte petrol fiyatlarını uçurduğu için, Çin’in dışarıdan aldığı enerjinin masraflarını da arttırıyor. Dolayısıyla, Venezeula’nın batması, Çin’in petrol bağımlılığı nedeniyle, Çin ekonomisini yavaşlatacak nitelikte. İlişkinin diğer tarafından bakarsak, Venezuela’nın Çin desteği olmadan krizden çıkması olanaksız. Bu nedenle, ikili arasında bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. *** Sonuç: Latin Amerika Bağlamında Küreselleşmenin Çinlileşmesi Sonuç olarak, Latin Amerika’daki Çin yatırımlarının küreselleşmeyi Çinlileştirdiğini ileri sürüyoruz ve tartışmamızı aşağıda sunduğumuz birkaç genel gözlemle noktalıyoruz: Birincisi, Çin’in Latin Amerika’daki ülkelerle ilişkisinde bu ülkenin bir kara ülkesi olup olmadığının önemli olduğunu görüyoruz. Ada ülkelerinin neredeyse tümü oldukça küçük. Çin dış yatırım hacminin küçük bir bölümü bile, bu ülkelere fazla gelebiliyor. Birçok ada ülkesinin sürekli olarak doğal afet tehdidi altında olduğunu görüyoruz. Çin, buna karşı, adalıların gönlünü kazanmak adına, ABD’nin konuyla ilgilenip ilgilenmediğine bakmaksızın, insani yardımda bulunuyor. Bu da, Çin’in olumlu bir imge kazanmasına yardımcı oluyor. Öte yandan, adalılar arasında “ülkemiz Çin’e satılıyor” gibi bir kaygının da yer yer öne çıktığını görüyoruz. Bu adaların bir farkı da, siyahi ağırlıklı olmaları dolayısıyla, bir açıdan Latin Amerika’ya, diğer açıdan Afrika’ya benzemeleri. Bu, Çin için ek bir kültürel karmaşıklık getiriyor. Bu ada ülkelerinde nadir olarak maden kaynakları var. Bunun yerine bu adalar, daha çok turizmde etkinler. Çin’in yatırımları da buna yönelik oluyor. Bu yatırımlar, sık sık çevre sorunlarına yol açıyor. Ada hükümetleri ise, istihdama karşılık çevre sorunları ikilemiyle karşı karşıya kalıyorlar. Bir yandan işsizliğe karşı yatırım gelmeli ama çevrenin de korunması gerekiyor. Gerçekte, bu, Çin’le ilgili değil, genel olarak kapitalizmle ilgili bir sorun. Ada ekonomilerinin ölçekleri küçük olduğu için, adalı şirketlerin batması ve Çinli büyük şirketlerin çeşitli sektörleri ele geçirmesi çok olası bir senaryo. Bu, yine Çin’den değil, küreselleşmeden ileri geliyor. Serbest ticaret soslu küreselleşme modeli, eskiden yalnızca ‘Batı’ya fayda sağlarken, bugün Çin’e sağlıyor. Hepsi bu… Çin’in ada ülkelerinde bir de altyapı yatırımları (yenileme ya da sıfırdan yapma) bulunuyor; fakat adalar küçük olduğundan bunlar büyük bütçeler gerektirmiyorlar. Kara ülkelerinde ise, klasik bir durum, Çin’in maden işletmecisi ve maden ve tarım/hayvancılık ürünleri alıcısı olması biçiminde. Çin, alabildiği madenleri satın alıyor, alamadıklarının ise, ölçek büyüklüğü dolayısıyla bir numaralı müşterisi oluyor. Çin’in geleceği için bu madenler olmazsa olmaz. Elektrikli taşıma araçlarından elektronik ürünlere bu madenler Çin’in büyümesinin ve hedeflerine ulaşmasının temelini oluşturuyor. Dışarıdan sömürgecilik gibi görünen bu durum, Çin’in ekonomik modeli düşünüldüğünde çok doğal. Bu kadar büyük bir ölçeğe sahip bir ülkenin dış yatırımları da çok büyük olmak durumunda. Bunun dışında, Çin’in kara ülkelerinde büyük ölçekli altyapı projeleriyle öne çıktığını görüyoruz. Bunların kimi, madenlerin ve diğer ürünlerin limanlardan Çin’e daha kolay ulaşmasını sağlamak üzere tasarlanmışken, diğerleri bölgedeki hükümetlerin isteklerine karşılık geliyor ya da onlardan Çinliler için bazı kolaylıklar sağlanmasının temelini oluşturuyor. İkinci genel gözlemimiz şöyle: Çin, bölgede ABD’ye kafa tutmak isteyen ülkeler için alternatif bir mali kaynak sağlıyor. Ancak Ekvator başta olmak üzere çeşitli örneklerde, bu kaynakların borç alanların elinde verimli bir biçimde kullanılmadığını görüyoruz. Çin’in borç verirken içişlerine ve paranın nasıl kullanılacağına karışmaması hem olumlu hem olumsuz. Olumlu, çünkü yetkiyi borç alana devrediyor; olumsuz, çünkü borç alan, verimli olamayabiliyor. Özellikle rüşvetin yaygın olduğu örneklerde, Çin’den alınan borç, ülkeyi borç batağına sürüklüyor. Venezuela bunun en uç örneği. Ancak bu makalede Venezuela ile Çin ilişkisinin karşılıklı bağımlılığa dönüştüğünü açıklamıştık. Üçüncü gözlemimize geçersek, Çin yatırımlarında bir diğer dikkat çekici nokta, özel-kamu ayrımının birçok örnekte geçersiz olması. Şöyle ki, yatırımı yapan Çinli şirket ister kamu iktisadi teşekkülü olsun ister özel şirket olsun, Çin hükümetinin çizdiği stratejik plan çerçevesinde, Çin’in çıkarları ve gelecek tahayyülüne göre hareket ediyor. İşte bu, başka ülkelerin şirketlerinde yok. Dolayısıyla, Çin, özel sektörün de hükümet çizgisinde hareket ettiği iç modelini dışarıda da uygulamış oluyor. Bu, Çin’i, zaten büyük olan ölçeğinin ötesinde, çok daha etkili bir güç durumuna getiriyor. Dördüncü olarak, bir de Tayvan meselesi var. Soğuk Savaş döneminde Tayvan’ı resmen tanımak, Amerikancı dünyaya kabul için bir giriş bileti niteliğindeydi. 1970’lerde Çin-ABD ilişkileri normalleşince, bu bilet geçersizleşti. Dünya ülkeleri bir bir ÇHC’yi tanıyıp Tayvan’la ilişkiyi kestiler. Latin Amerika’da az sayıda küçük ülkenin hâlâ Tayvancı olduğunu görüyoruz. Bunların çok dayanamayacağı belli. Yakında Latin Amerika’da Tayvan’ı tanıyan tek ülke bile kalmayabilir. Bunlar, gelecekte Çin’in yeni yatırım ülkeleri olacak. Son olarak, Nikaragua Kanalı’na dikkat çekelim. Bu kanal için büyük umutlar besleniyordu. Hâlâ da düşünce düzeyinde de olsa heyecan verici. Fakat bu proje, daha önce belirttiğimiz gibi, ihaleyi alan Hong Konglu dolar milyarderi kayıplara karıştığı için, şimdilik rafa kalkmış durumda. Bu kanal projesi ya ileride yeniden ele alınacak ya da Çin, bununla uğraşmak yerine, Panama’yla gelişen ilişkilerini en üst düzeye çıkararak alternatif bir kanal gereksinimini artık hissetmeyecek. Bütün bu örnekler, bize, artık, küreselleşmenin Batılılaşma’nın başka bir adı olmadığı bir döneme girdiğimizi gösteriyor. Sovyetler sonrası tek kutuplu dünya tezi ve ona yaslanan bir küreselleşme modeli artık geçerli değil. Çin’le ABD’nin daha çatışmalı olacağı bir sürece doğru yol alacağız. Bu nedenle, Çin’e ilişkin bilgilerimizi sürekli olarak arttırmak, genişletmek ve güncellemek durumundayız. Çin hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, dünyayı yorumlama becerimiz de o kadar gelişmiş olacak.  
592 syf.
·
19 günde
·
9/10 puan
Kitap okuduğum en iyi biyografilerden. Samimi hoş bir sohbet okumak istiyorsanız bu kitap doğru kitap. İlber Ortaylı eğitimli bir aileden gelen donanımı, kendine has kişiliği ve azmiyle kendini yetiştirmiş eşsiz bir hoca. Onun nüktedan, zaman zaman da konu dışına çıkan savruk düşünceleri bana ilham verdi, yol gösterdi, daha yolun çok başında olduğumu hissettirdi. Kültürlere, dil, dinlere, insana olan saygısı, bilgisi, merakı, olaylara ve gördüklerine karşı yaptığı tespitler olağanüstü. Tanıştığı insanlar ve eğilimleri bir dönemin tarihine ışık tutuyor. Mutlaka okunması gereken bir kitap. Alıntılar -Ortaya feci bir tüketici insan tipi çıkıyor. Hiçbir şey üretemeyen, elindeki malı muhafaza edemeyen, yeniden üretemeyen, saçma bir tüketici tipi çıkıyor. sf.43 -Hiçbir cemiyet, tarihinin ve medeniyetinin merkezini ziyan edecek kadar lükse sahip değil. sf.96 -Türk münevverlerinin Osmanlıca öğrenememesindeki problem, harfleri öğrenememesi değil. Arapça ve Farsça lugatlarının kıt olmasıdır. sf.98 -Alman sosyolojisinin, Alman hukukçuluğunun, Alman tarihçiliğinin 1900'ler altın yıllarıdır. sf.119 -Ben o zamandan beri herkesin içinde "iyisini" seçerim. sf.145 -Bizans adı 16.yüzyılda Alman alimlerden Hieronimus Wolf'un uydurduğu, daha doğrusu bazı İtalyanlarla yakıştırdığı bir isimdir. sf.157 -Filoloji, kaynaklara ve metinlere saygı duymaktır, bunu edindim. sf.165. -Biz Türkler müzik ve filoloji bilmeyiz. -Tembellik ve mazinin mirasını devralmama konusundaki lakaytlık hep var Türkiye'de. sf.168 -Mithat Paşa vali kalsa Bulgaristan imparatorluktan kopmazdı, bile derler. sf.210 -Bazı insanlara hiçbir şey öğretemezsin,ne yapsan fayda etmez. (Teach me if you can) diye bir söz vardır(Öğret bana öğretebilirsen) sf.215 -Lütfen sabah kahvaltı veremeyeceğiniz, akşam masal anlatıp, öpemeyeceğiniz çocuğu dünyaya getirmeyin. sf.478
Zaman Kaybolmaz
8.2/10 · 233 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
364 syf.
Kitap hayal dünyamızı işlevsel yapar. Okunan her söz her dimağın kazanılmış tasvir ve anlamlandırma birikimi ile yön bulur. Tüketim dünyasına kitaba talep azaldıkça başka düşüncelere teslimiyet artar. Kitap kendi birikimine görsellik ve duyu katmakken video olana ilgi ve kendilik katılarak verilen bir kurgu halini alır. Sinema ise sanatsal bir kaynak olarak kullanıldığında an an ve kare kare incelenebilen üzerine düşünülen ya da düşünülmeden istenileni duyulara hitap veren bir üstbiliş anlam sağlar. Kitap-Video-Sinema Sinemanın GÖRÜYORUM'u, sizin GÖRÜ ve YORUM'unuza bırakılan bir öznellik tarzıdır. “Seyrediyorum o halde düşünmeliyim.” Tüm anlatımlar ve idealler bir video ile başladı. Her şeyin kayıt altına alınabilir oluşu bir devrim yarattı. Ama farklar işlenen imajlarla oluştu. Sine­mayı "seyrederiz" ama videoyu "görürüz". Hayatın içindeki gerçekliği imajlar, zaman akışı ve gerçeklikle göz ekranına sunar. Aslında ekrana sunulan göz için değil, beyin ekran kartının mesajlarıdır. Yani tüketimde hayatımıza hizmet eden her talep montaj gerektirir. Bu montaj toplumun her alanına endüstriyel mühendislikle işlenir. Modern toplumun ihtiyaç ve talepleri arasındaki uçurumda istediği hayatı bize sunan şey görüntü kaydıdır. Endüstrilerimiz, bilgisayarlarımız, televizyonumuz, internetimiz ve okuduğumuz kitaplar hatta yazarları bile montajdır. Biz montajılı videoları görürüz. Günümüzde videonun her alanda kolaylıkla kullanıldığı platformlara bakarak inşa edilen toplumun gerçekten de Baker’in dediği gibi montajla oluşturulduğudur. Absürtlük, ilgi çekicilik için kullanılan montajların başındadır. Düşünülmeyi talep etmezler. Tüketici de düşünmeye önem vermediği için montaja rağbet gösterir. Çok erken yaşta kaybettiğimiz Ulus Baker, bu coğrafyanın düşünce dünyasında önemli bir yere sahip, kendi felsefesini oluşturmuş ve hâlâ ders niteliğindeki kitap ve videolarla yol gösterici öğreticilerden biri olarak sosyolojinin çağa evrilmesi gerektiği ve gerekliliklerden uzak tutulmaması gerektiği kanaatinleriyle güncelli gündeminde tutabilmiş öngörülere sahipliği ile yaşar. En büyük ön görülerinden biri de okumak üzerine var olacak olan montajın gerçekliğidir. Tiktok ve benzeri platformların toplum tahrip ve yıkıcılığına sebebiyet veren, içerikten uzak soytarılık gösterisiyle dolu modern çağ kullanım tehlikesini belirtmiş, daha onların kullanımı hayatımıza girmeden toplumun değişimini anlatmıştı. “Bu aralar o kadar yaygınlaşmış bir genel kültürsüzlük ortamı, neredeyse kültürel bir çölleşme halinde dünyayı sarmış görünüyor ki, Türkiye özelinde bu ortamları suçlayamıyoruz bile... Dünyada da işler en az Türkiye'deki kadar kötü...” Müthiş... Çünkü her yeni neslin daha az okuyup daha çok izleyeceğini biliyordu. İmajlar çağı adı verilen bir dönemde bu normaldi. “Şu giderek genel kültür haline geliyor: gittikçe daha az okuyor, daha çok seyrediyoruz...” Peki sinema neden önemli? Görselin bu kadar önemli olduğu bir zamanda sosyoloji bu platformların içinde olmalıdır diye sinemaya ayrıca önem vermiş üzerine düşünmüştür. Görmek, duymak, hissetmek düşünmeyi gerektirir. Çünkü her oluşum kendi içinde oluşma gereği ve yolu ile düşünmeyi düşünür ve yaşar. “Sinema modern toplumda neler olup bittiğini başka her şeyden daha iyi kavrayacak ve ifade edebi­lecek araç olarak görünüyordu. Epstein, Eisenstein, Vertov gibiler için "montajın" her şey olması sinemayı adandığı kitleler ile buluşturacak bir özellikti uyutulacak ya da uyandırılacak, ayaklandınlacak kitleler.” Bir sinema filminde nesnelerle, obje ve karakterlerle, konularla imajlar oluşturulur ve düşünce düşünceye zemin oluşturur. Çünkü kültür erozyonu her alanda işgaldedir. “Artık roman sanatı bile toplumsal tipler üretemiyor (oysa eskiden Dostoyevski'nin Budala'sı, Dickens'ın "yoksul"u, Gogol'ün "memur"u vardı...)” Sinemada önemli isimlerle kurulan düzen bir nebze ümit var eder. Dünya sanatı evrensel sanatı koruyor. Rus yönetmen Andrei Tarkovsky, ABDli Standy Kübrik, İngiltereli Cristopher Nolan, İranlı Abbas Kiarostami, Mecid Mecidi, Asghar Farhadi , Sırp yönetmen Emir Kusturica, İsveçli Ingmar Bergman, ABDli Quentin Tarantino, Martin Scorsese, David Fincher, Darren Aronofsky, İngiliz Charlie Chaplin ve bizden Nuri Bilge Ceylan, Yılmaz Güney... gibi sinemanın görsellik ve gerçeklik arasındaki çizgiyi kurmuş yönetmenler bizlere anlatılanın içinde olup bir köşede olanları izler gibi bir oluşum sağlar. Bunun yanında bize sadece görmeyi öğreten içsel bir tatminlik verip dili kullanılmaz kılan mesajlar da verirler. Sinema oluşumunu imajlara anlam katarak değerli kıldı. “Bir filmin düşünmesi bize bir mecaz gibi geliyor, çünkü biz yalnızca insanların düşündüğü fikrine alışmışız. Oysa bizde bir düşünceler zinciri yaratıyorlarsa bir roman ya da mantığımızla uyum içindeki bir takım doğa olayları “düşünüyorlar” demektir.” "Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil." Bazen sadece görmek gerekir... “Sözlü tarih" pekiyi bir terim değil... Çünkü karşınızdaki ki­şi konuşmayabilir... Bir resim gösterebilir... Hanginiz bir Tarkovski filmini, bir Cartier-Bresson fotoğrafını adamakıllı anla­tabilirsiniz...” Gerçekliği ilke edinmekle sanatı oluşturmak bir yeteneğin kanıtı oldu. Siyah-beyaz filmlerden sessiz filmlere, gerçek hayat hikayelerinden fantastik yapımlara, müzikallerden dramlara, beyaz perdeden gelip geçen filmlere imzalarını bırakan anlatıları ile bir tabloya baktığımızda ressamını tanıdığımız gibi bazı filmlerin de yönetmenlerini tahmin edebiliyoruz. Kullandıkları görüntü yönetimi (sinematografi), perspektifler, simetriler, çalıştıkları oyuncular ve hatta replikler, mesela bize “bu bir Kubrick filmi” dedirtebildi. Bir görselliğin çekim alanı bize “bu bir Tarkovsky filmi” dedirtebildi. Bir film yalnızca izlenip geçilmemelidir. Bir film onu izledikten sonra yaşamımızda küçük düşünce ve duygu kırıntıları bırakabiliyorsa ona atfedilen anlam, yerini bulur. Bir tek film vardır ancak tek tek pek çok birey vardır, bir film tek tek çoğalabildiği ve düşündürebildiği sürece var olur amaç da bu olmalıdır. Sinema endüstrisi oluşumunu ve karakterini yönetmen ve anlatımla kabul edilebilir kıldı. Baker’in deyişiyle “Ne zaman ki bir film anlatılabilir olmaktan çıkar, asla aktarılamaz hale gelir, o zaman film bir gerçektir, dilsel sanallığından kurtulmuştur”. Bu anlatımın hatırlattığı gibi n güçlü isim Tarkovsky olur. Tarkovsky’i anımsatan bu söyle Baker’in düşüncesi yerine ulaştı derim. "Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil." Bazen sadece görmek gerekir... Sinemadan çok düşünce üzerine yazılmış ve sosyolojiyi es geçmeden var olacak her değişime insanın ve varlığın uyum sağlamada eşlik edeceği sağlam merdivenler inşa edilmiş. Sinema ve yönetmenler, filimler ve endüstriler, internet ve televizyon, insan ve ihtiyaç, insan ve talep, insan ve ruhsal açlık, insan ve varolma çabası... birçok soru ve sorun insanın görme ve görünme çabasına bağlıdır. Bunu sinema sanatla video görmekle anlatır. Birinde düşünür ve değişmek zorunda kalırsınız birini görür anlık haz ile geçersiniz. Tüketim toplumlarında anlamaya kavramak eşlik etmez. Bu yüzden her nesilde amaç kavramı silik bir hal alır. Çağın “Z” dediği kuşak bir ad ile değişmemiş toplumun dayatmaları ile amaçsızlaştırılmıştır. Tüm bunlar kolay tüketimle alakalıdır her sorun gibi. Keyifli okumalar!
Beyin Ekran
9.5/10 · 67 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
45
446 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.