• ...ilim de teyit ediyor ve "Her insanın kendine mahsus bir kokusu vardır" diyor.Hatta Schopenhauer Yabancı ülkelere serpilmiş Yahudiler birbirlerini kokularından tanırlar" der.
    Eğer herkeste kendine mahsus bir koku olmamış olsa, köpekler sahiplerini nasıl bulurlardı? ....ihtirasla kokladığımız bir çiçeğin manevi davetine icabet ederken, bir leşin burnumuzu tıkatan taafünündeki ikrahın sebebini tayin edemezdim. Halbuki gene birçok hayat meçhulünü aydınlatan ilim, bunu da izah ettiği halde ben gene tatmin olmamıştım. Cemiyet içinde sevdiklerimiz kadar sevmediklerimiz de vardı.Fakat ben insanları birbirine yakın ve dost kılanın da gene manevi kokuları olduğunu, o zamanki çocuk idrakimle nasıl bilebilirdim?
  • İdeolojilerin izah edemediği ve yenilgiye uğradığı yegâne şey, ölüm hakîkâti...

    Bir insan tanrı tanımaz dahi olsa, "Küllü nefsin zâikatu'l-mevt..." âyetini inkâr edemez!
  • Benim izah hastalığım, (doğru, ben bir izah hastasıyım!) izah edilemezlerin izahını aşamaz!
  • İnne meıye Rabbi, seyehdin!
    Bu ayeti celileyi dağlara taşlara haykırmak, her gördüğüm yere yazmak istiyorum BÜYÜK HARFLERLE..
    "İNNE MEIYE RABBİ, SEYEHDİN..!"
    Belki bir çoğumuz ilk defa işittik Rabbimizin bize böyle bir vahiy indirdiğini..
    Belki yüzlerce mukabeleye gittik, defalarca kendimizde okuduk ama birazdan ilk defa işiteceğiz..
    Kıymetli kardeşlerim;
    Bir kaç zamandır kimi görsem ruhsal sorunlar yaşıyor, sürekli depresif ve üzüntü içerisinde..
    Toplumumuzun neredeyse %90'ı depresyonda desem, abartmış sayılmam..
    Hep bir ağızdan "ölsem, kurtulsam" diyoruz ama, dertlerimizi Kuran'a arz ettiğimizde utanır mıyız acaba?
    Şuara Suresine derdimizi anlatalım mesela..
    Haydi, şuan yüreğimizin baş köşesine oturtup, uykularımızı kaçıran sıkıntıyı fısıldayalım..
    Sonra dönüp ayeti celileyi okuyalım..
    Şuara suresi bizlere Musa Aleyhisselam'dan bahsediyor.
    Düşünün ki, bir gruba önder olmuşsunuz, kimseye bir zararınız yok ama dünyanın en en en zalim adamı peşinizde!
    Sizi ve size inanları acı içinde öldürecek!
    Ve siz kaçıyorsunuz, onlar kovalıyor..
    Hikaye anlatmıyorum, bizzat ayeti celilede Rabbimizin buyruğunu izah ediyorum..
    Koşuyorsunuz ve geldiğiniz yer koskoca kızıldenizin kıyısı..
    Atlasanız, boğulacaksınız..
    Dursanız firavun geliyor, doğranacaksınız..
    İşte tamda böyle bir zamanda kavmi Musa Aleyhisselam'a teselli vermedi, öl de ölelim demedi..
    Aksine, büyük bir hışımla;
    -İşte yakalandık! Ey Musa sen açtın başımıza bu belayı!
    Diye söylenmeye başladılar.
    SubhanAllah.. Düşünebiliyor musunuz? Bir anda yol arkadaşlarınız, dostlarınız en zor anınızda "senin yüzünden!" Diye homurdanmaya başlıyor, önden kızıldeniz köpürüyor, arkadan firavun geliyor..
    Musa aleyhisselamın dilinden tek bir nida çıktı o anda ki;
    Kıyamete kadar her mümin zikredecek bu kelamı..
    -İnne meıye Rabbi, seyehdin! Yani;

    -BEN ALLAH'LA BERABERIM, O BANA ÇARE GÖNDERİR!

    İşte bu kadar!
    Bu kelam değil miydi kızıldenizi yardıran, dert sanılan firavunu boğduran! ?
    Neden zor geliyor Rabbimize güvenmek bizlere?
    Bir defa gözyaşları içinde derdimize dönüpte,
    -Ben Rabbimle beraberim, o bana çare gönderir!
    Desek, neden açılmasın ki o kapılar bize?
    Böyle bir anı biz hayatımızda yaşamış olabilir miyiz?
    Böylesine bir imtihanın yanından bile geçmemişken nedir bize hayatı zehir eden?
    Bizler şeytanın üzüntü ile yaklaşacağını unuttuk çünkü..
    Bizler şeytanı dahi unuttuk.
    Sanıyoruz ki bu şeytan;
    -Ramazanda bağlanan,
    -Akşam ezanından sonra dolanan,
    -Seccade katlanmazsa namaza duran(!)
    -Sofra bekletilirse afiyetle yemeğe dalan..
    -Arada ettiğimiz gıybetin yegane suçlusu(!)
    İşte şeytanı bundan ibaret sayıyoruz..
    Düşmanımızı tanımıyoruz ki; ona karşı siper alalım, savaşabilelim..
    Oysa şeytan en çok "üzüntüden" yaklaşır kardeşler..
    Zira şeytan çok iyi bilir ki;
    Üzüntü, Rabbimizin sevmediği bir ahlaktır..
    Bu yüzden ayeti celilesinde bizlere emreder;
    -GEVŞEMEYİN, ÜZÜLMEYİN!
    Rabbimiz buyuruyor!
    Namaz gibi, oruç gibi, hac gibi..
    "ÜZÜLMEYİN"
    Bunca isyan, bunca antidepresan, bunca bunalım-depresyon durabilir mi bu ayetin karşısında?
    Şu dünyada kısacık hayatımız bunca üzüntüyle, kuruntuyla, olmazları oldurmaya çalışmakla geçirecek kadar basit mi Allah aşkına?
    Vallahi dünya hızlıca geçip bitecek.
    Peki Bu kadar geçici ve kısa kalınan bir yerde, bu değerli zamanı üzülerek, Allah‘ın istemediği bir ahlakı göstererek yaşamak ne kadar mantıklı?
    İbrahim aleyhisselam ateşe atıldığında üzüldü mü?
    Yoksa;
    -Allah bana yeter, O ne güzel vekildir! Deyip tebessüm mü etti alevlere?
    Bu teslimiyet dolu yüreği yakar mı Mevlası?
    Ya Sümeyye annemiz?
    Mızrak göğsüne saplandığında umrunda mıydı dersiniz?
    -La ilahe illallah! Dedi son defa tebessümle..
    Ve göklere "İslamın ilk şehidesi" olarak yazıldı o kutlu sahabe..
    Ya Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem?
    Uhud'da yüzünden kanlar süzülürken, Taif'te taşlanırken, Kabe'de işkembeler atılırken, yavrularını elleriyle gömerken, midesine bağladığı taşlar yere düşerken, biricik karısına zina iftirası atılıyorken, Bilali taşlar altında eziliyorken üzülüyor, şimdiki tabirle hangi depresyona giriyordu?
    Yunus Suresinde "Haberiniz olsun; Allah‘ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır" diye emretmişken Rabbi, tebessüm etti ölüme bile..
    Aleyhissalatu ves selam..
    O'nun biricik ümmeti olarak haydi atalım tozları üzerimizden..
    Evlat mı hayırsız?
    Koca mı zalim?
    Elti mi gıybetci?
    Borçlar mı bitmiyor?
    -Ey evladıyla sınanan anne; Nuh Aleyhisselam değil miydi kafir olan oğluna 950 senelik tebliğinde "yavrucum" demekten geri kalmayan..?
    -Ey kocasıyla sınanan hanım kardeşim, Asiye annemiz değil miydi Firavun gibi dünyada benzeri olmayan bir zalimin karısıyken cennete yükselen?
    -Ey gıybet, iftira derdine düşmüş kardeşim, tertemiz Aişe anamız değil miydi zina gibi bir iftiraya uğrayıp gıybetin en ağırını yaşayan?
    -Ey geçim sıkıntısından bıkmış Ümmeti Muhammed; Alemlere rahmet değil miydi bu dünyadan karnını arpa ekmeği ile doyurmadan giden..
    Haydi kapanalım secdeye;
    Affet diyelim.. Affet derdimi dert ettiğim, günleri kendime zehir ettiğim her anımı affet..
    Bu değerli vaktimi sana daha çok yakınlaşabilmek için, imtihanlarıma sabredip onları sana uzanan bir merdiven olarak kullanabilmem için bana yardım et..
    Çünkü;
    İnne meıye rabbi, seyehdin..
    -Ben Rabbimle beraberim, o bana çare gönderir!
    Diye haykırıp, tebessüm ile avuçlarımızı sürelim yüzümüze..
    Dua eder, dua beklerim..

    Yağmur İbiç/19.09.2019
  • Lacancı Gerçek, simgesel düzenin tamamlanmamışlığının belirtisidir. Anlamlandırmanın kırıldığı noktada toplumsal yapının içindeki bir boşluğa işaret eder. Lacan Gerçek'in öne­mine vurgu yaparken, aslında edimsel olan kimlik ve dilden kaçılabileceğini öne sürmemektedir: Tersine, dilin sınırlarını -dilin her şeyi ifade edemeyeceğini ya da tüm hakikati belir­temeyeceğini- tasdikler. Gerçeği olumlamak, ideolojinin asla pürüzsüz şekilde işlemeyeceğini onaylamaktır. Her ideoloji kendi yapısı içinde izah ya da temsil edemediği bir nokta barındırır. Gerçek, ideolojinin dışarıya açıldığı noktadır. Böylece Gerçek, ideolojinin yeni fenomenleri kendine kat­masına izin verir ve aynı zamanda ideolojinin kırılganlığına da delalet eder. İdeolojiyi sorgularken, ondaki bu Gerçek noktasından hareket ederiz. Lakin, 1970'li yıllarda geliştiri­len psikanalitik sinema kuramında Gerçek maalesef hiçbir zaman ele alınmaz
  • Eski zaman peygamberleri ümmetlerine Kur'an gibi izahat vermediklerinin sebebi, o devirler beşerin bedeviyet ve tufuliyet devri olmasıdır. İbtidai derslerde izah az olur.
  • Ben kendimle savaşıyorum en çok kendimle. Kin tutmamak, yanlış yapmamak için verdiğim savaşı izah edemem.