• 308 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    "Düşmek bir şey değildir. Kalkmamak, düşkün kalmak korkunçtur."

    Bir insanın hayatının merkezine koyduğu şeyi ondan koparırsanız tüm ağırlık merkezi kaymış olacaktır. Hele ki bunu toplum el ele verip birlikte yaparsa işte o zaman etleri lif lif koparılmaktan beter bir ızdırap yaşar o insan. Ruhunu sıyırmış olursunuz; artık o ruhsuzdur, Ruh Adam olmuştur.

    Tüm zamanların en güzel filmi olan Braveheart'ta William Wallace hayatının merkezine koyduğu kadın elinden alınınca tüm dengesini yitirmişti. Murron yerine yüce bir ülkü koymasa (özgürlük mücadelesi başlatmıştı) eğer hayata tutunamazdı.
    Sosyolojide Lemert bir fikir öne sürer: Toplum bir insana işlediğini düşündüğü suç yüzünden bir yafta vurur. Kişi, o yaftayı reddederse birincil sapma, özümserse ikincil sapma denir. Haysiyetli, şerefli insanlar haksızlığa uğradıklarında ömürlerinin sonuna kadar o birinci basamakta kalır ve aklî dengelerini müdafa etmek mecburiyetiyle yaşarlar.

    Selim Pusat da böyledir. Şerefle taşıdığı yüzbaşı üniforması haksız şekilde elinden alınır, 'vatan haini' damgası yer. İnsanlar yetinmez, onu suçladıkları şeyi ailesinin boynuna da asarlar. Üç yıl hapiste zorlu bir süreç yaşar. Sonra affedilir ve özgürlüğüne kavuşur. Ancak tüm ağırlık merkezi kaymıştır. Tüm değerlerini ve inancını yitirmiştir artık. Kalbi insanlığa kin ve nefretle doludur.
    Eşi bir edebiyat öğretmenidir. Dağına göre kar derler ya, Selim Pusatın bu ağır imtihanında yanına verilen eşi tam onun yol arkadaşı olabilecek hüviyettedir. Selim yüzünden hayatı ızdırap dolsa da onu terk etmez, hayata kazandırmaya çalışır. Öyle sever ki bu huysuz ve öfkeli adamın her ahvalini çözmeye gayret eder. Bakmadan görür artık. Yanında ne konuşulurken rahatsız olur bilir, neyi dinliyor gibi yapıp neyi dinlemediğini dahi bilir. Ayşe, Selim'de vücut bulmuş gibidir artık.

    Ancak Selim'in kasvet ikliminden sıyrılmak için Ayşe'nin çabaları yetersiz kalacaktır. Selim hayalle gerçek arasında savrulur sürekli, halüsinasyon ve rüyaların da etkisiyle eşinin öğrencilerinden birine karşı birşeyler hisseder bulur kendini.
    Selim... Haksız yere hayatı karartılmış, askerliği ile birlikte can yoldaşı arkadaşı Şeref de intihar edince kalabalıklar içinde yalnız kalmıştır. Şeref'i kaybeder ama Şeref sanki 'şerefli' olanların tarafında kalması için hayal aleminde Selim'e rehberlik etmektedir.
    Sayfalar ilerledikçe randımanı düşen bir eserdi. Ancak yine de Şeref'in kalbindeki kanama size de sirayet edecektir. Tavsiye ederim.
  • Ben, çöl, güneş, yalnızlık, sıkıntı, çile ve ızdırap adamıyım. Hayat tarzım, terbiyem, fikir ve inançlarım, hele de hâlet-i rûhiyem, beni çocuk yaşımda ihtiyarlattı.
  • 145 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba:)Efendim incelemeye başlamadan önce Üstad Nurettin Topcunun ruhuna rahmet diliyorum kendisine teşekkür ediyorum.Bu güzel eseri ve yazarı bir yaz sıcağı tatilinde keşfetmiştim TRT belgesel de hayatını dinleyince maceram o esnada başladı ve hayatım kendisiyle değişti. Kitaplarını hemen aldım tabiki ilkin ağır gelmişti ama sonra okudukça anlama duzeyim arttı;ve artık yabancı değil adeta eserleri ve kendisiyle içli dişli olmaya başladım.Üstadı herkesin özellikle okuması gerektiğini düşünüyorum hani laf olsun diye söylemiyorum hakikatten kendisi türk fikir dünyasının önemli bir münevveridir, bir değerdir. kendisini ironik iğnelemelerle eleştirmeye kalkanlar oldukça komik bir duruma düşmektedirler nazarımda. öncelikle kimse, kendi şahsi görüşünü mutlak gerçeklik gibi sunmamalıdır önemli olan bu Kelimenin tam anlamıyla yalnız adam aslında Türkiye gibi ideolojik imanlara gark olmuş bir ülkede de yalnız kalmaya mahkumdu belki de.
    onu ne solcu çuvalına koyabilirsiniz ne de sağcı çuvalına. ekonomik bağlamda sıkı bir sosyalisttir hayatı ve çalışmalarıyla ilgili bilgi almak için surdan bakınız ben laf kalabalığı yapmak istemiyorum dostlarım verdiği eserlerden belli zaten kişiliği ve kaleminin sağlamlılığı.Bilhassa Bugünkü Turkiyeyi ve ideolojileri ekononomi ve eğitime kadar anlamak isteyenler okumalı;

    https://www.google.com/...r-nurettin-topcu/amp
    https://islamansiklopedisi.org.tr/topcu-nurettin

    KITABA GELECEKSEK;

    Var Olmak, düşünmek ve hareket etmek demektir. ” diyerek ilk sözü söylüyor Üstad Nurettin Topçu. Ve devam ediyor  ” Var Olmak, istemek ve sevmektir.”
    Var olmanın, varlığımızın anlam kazanmasının düşünmek, istemek ve hareket etmek ile mana kazanacağını belirten Ustad kitabında bu üç eksen etrafında hayat yolunda yapılması gerekenleri anlatıyor.
    Düşünceler ve Duyuşlar olmak üzere iki bölümden oluşan kitap ilk bölümde insanın düşünce dünyasına değinirken; ikinci bölümde daha çok insanın ruhuna seslenen yazılardan oluşuyor.Bikac alıntıyla gostereyim;
    " bir ihtirasın tahriki insan ruhunun bütün diğer bölgelerinde felç yaratıyor. ”
    ” İnsan ruhu aleme doğru yayılırken aynı zamanda kendi içinde derinleşmelidir. ”( s.22)
    ” Aşkın şahidi ise ızdıraptır. Iztırapsız ne hareket, ne de gerçek düşünce doğabiliyor. Her inanma hareketinde sevilen bir ıztırap saklıdır. ”
    “Anlaşılmayan ortadan kalkar, anlatılmayan Bir kalır.
    Söylem olarak yer yer uysal; tasavvuf bahçesinde geziyor yazar. Kimi yerde celalli bir anlatım var.
    Kitabın alt başlıkları var olmak ve bünyesinde barındırdığı diğer kavramların incelenmesinden oluşuyor. Kişinin edinmeye çalıştığı müsbet özellikler sunlar: İnanmak, Düşünmek, Bilmek, Sevmek, Namus, Kuvvet, Zafer. Ve bunlara çalışırken onu bekleyen zorluklar: Zulüm, Günah, Ölüm, Yalan, Izdırap, Çile.
    Üstad konuları ele alırken merkeze sağlam bir ferdî duruş için ancak düşünme ile varılabilecek Hürriyet ve onun varlığının ilk şartı olan Hareket'in gerekliliği fikrini koymuş ve incelemelerini bu iki kavram etrafında genişletmiş. Felsefesinin temel kavramı olan Hareket'i şöyle tanımlıyor kitapta:
    "Tam ve gerçek hareket, her defasında, en iptidaî bir karar ve feragatte bile bütün âleme yayılış, oradan da sonsuzluğa geçiş, sonra sonsuzluktan aldığı kuvvet ve bütün âlemden aldığı ibretle, aynı zamanda zekâ ile iradenin bütün kuvvetlerini kullanarak tekrar kendi ferdî âlemimize dönüş ve bu noktadan âlemle temastır." Üstada göre var olmamız isteklerimizi ifade edebilmemize, bu da hareketi kullanabilme maharetimize bağlıdır. Bir fikri eyleme dönüştürürken iki amaçtan birisiyle ele alırız:

    "Kendi dileğini âlemin dileği yapmaya çalışmak âlemin sonsuzluğa uzanan hareketlerine engel koymaktır, kainatın hürriyetine set çekmeyi istemektir. Âlemin dileğini kendi dileği yapmak istemek ise âlemin kalbini kendi varlığına sığdırmaya çalışmak: işte gerçek ve hür hareket yolunda ilerleyiş bununla oluyor."

    Âlemin dileğini kendimize dilek yapabilmemizin ulvî olanla bağlarımızı sıkılaştırarak mümkün kılınacağını başlıklarıyla da belirtiyor Var Olmak: Izdırabın Allah'a Yolu, Hakikate Giden Yol, Kalbin Emirleri, Gözyaşları, Dua, İlâhî Neşve, Rahmet,Affediliş.Hatta sayfa 120 de şöyle söylüyor;
    Çile Tanrı lokmasıdır ;hazır değilsen hazmedemezsin (s.120)

    Var olabilmenin vasıflarını kitabın sonunda üçerli tasniflerle özetleyen Üstad , bilgiyi kendine mâl edebilen, ilmi amele dönüştürebilen yan, ilmi özümseyerek kendini tanıyabilen kişileri şöyle tanımlıyor:
    "Kendini bilenler şu üç kişidir: Rüzgârı bile incitmeyenler, kendi adlarını söylemekten utananlar, Allah emaneti olan insanlara katı gözle bakmayanlar."
    Kitabı bitirirken "kendini bilmek" mefhumunun hayatımıza nasıl aksedeceğini düşünüyorum: Olduğumuz gibi görünerek, yansımalarımızı aslımızla paralel tutarak ve var olmanın mihenk taşı olan Rabbimize bağlı kalarak... Yazarın cümlesiyle ifade edersek, "var olmak, gerçek manasıyla varolmak hareketleriyle düşüncesini sonsuzluğa istinad ettirmek ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir."

    Üstad Kendi inanç ve düşünceleriyle harmanladığı tanımları sunuyor farklı farklı konularda. Okuma ahengimi tırmalayan yanı ise verdiği tanımları mutlak, hakikat olarak sunması. Dışlayıcı bir üslup var önceki tanımlara. İçini doldurayım derken dışını kaybetmiş kavramlara yani inanan birisi olarak bende katılıyorum ve inancım fikirlerimi etkiler çünkü.Hatta bunun için diyor ki;
    İnanmak; ruhun tabiatı istilasıdır(s.26)

    #Bu eseri Islam dünyasına kazandıran üstada teşekkür eder ve rahmet diliyorum Bir Fatiha talep ediyorum.Icinizden geliyorsa tabiki :)
    Teşekkür ederim iyi okumalar:)

    BU KITABI ALIN OKUYUN OKUTUN KUTUPHANENIZI BEYNINIZI KALBINIZI AYDINLATIR:)
  • 126 syf.
    ·Puan vermedi
    Werther baskasina ait bir kadına aşık olur ve bir arkadaşına yazdığı mektuplarda iç dünyasındaki acıları tüm çıplaklığıyla dışa vurur. Sonunda da ölüme sevgilisine kavuşurcasına gider... Peki sadece bukadar mı? Yayımlandığı dönemde yani 18.yüzyılda bir çok okuru etkisi altına almış ve karşılıksız aşkın acısıyla bir çok genci intihara sürüklemiş bir romandan bahsediyoruz... O kadar ki o dönemde Werther'in giydiği takım elbise bile moda olmuş, hatta Napoléon'un bile bu kitabı yanından ayırmadığı söylenirmiş. Goethe eserlerinin kendi hayatından izler taşıdığını sık sık itiraf eder. Werther'in ızdırap dolu iç yaşamınının okura bu denli içtenlikle aktarılması bu sebeple olsa gerek... Goethe'nin nişanlı bir kadınla yaşadığı aşk ve yakın bir arkadaşının evli bir kadına olan aşkı yüzünden kendini öldürmesi kitapta anlatılan duyguların ne kadar gerçek olduğu hakkında fikir veriyor. Ayrıca romanda sadece karşılıksız bir aşk hikayesi yoktur, sanata ve sanatçıya bakış, doğa ve onun yaratıcısı Tanrı, yaşam ve ölümden sonrası da sorgulanır. Ben severek, cümlelere hayran kalarak okudum. Altını çizmeye kıyamadığım sayfaların bol bol resmini çektim.
    Yaşamın tadını çıkartmak için üstünde durulabilecek küçücük bir toprak parçası yeterlidir, altında yatmak içinse daha da az. Eğer insanlar imgelemleriyle geçmişteki kederin anılarını çağrıştırmak uğruna bu denli çaba gösterecekleri yerde, kayıtsız bir şimdi'ye katlansalardı, çektikleri acı daha az olurdu.
  • Her zaman kibirli halde ruh, fikir, duygu diye adlandırdığımız, ızdırap dedigimiz şeylerin, aslında ne kadar da zayıf, zavallı, acı veren şeyler olduğunu korkuyla hissediyorum. Çünkü bunlar, en
    üst düzeyde bile olsa, acı çeken, kıvranan insan bedenini tamamen kırıp parçalamıyor. Çünkü böyle anlarda dahi insan üzerine yıldırım düşen ağaç gibi yere yığılmak yerine, damarlarındaki kan akmaya devam ediyor. Bu acı, yalnız bir an, tek dakika vücudumu sarmıştı. Nefes alamamış, tıkanmış ve ölümün soluğu hissetmiş halde
    banka devrilmiştim. Fakat biraz önce söyledigim gibi, bütün acılar korkaktır. Kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir. Çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür. Duyguların böyle parçalanması, benim için de izah edilmez bir şeydi. Ama yine de ayağa kalktım.
  • 308 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    "Edebiyat, hakikatların hayalle süslenmesidir." diyor Atsız kitabın başlarında. Gerçekle başlayıp gitgide olağanüstüleşen bu hikaye de artık hayalle gerçeğin ayrılamayacağı bir noktaya evrilip son buluyor. Kitabın sonunu söylemem mümkün değil, zaten muallak.

    Ağır bir sembolizm içeren roman, artarak karmaşıklaşan bir örüntü içerisinde ilerliyor. Fakat yazarın edebî üslubu ve aruz vezni ile yazılmış müthiş şiirleri, kitabın bu zihin yoran sembolizminden sizi kurtarıyor ve eser akıcı bir hal alıyor.

    İçeriğine gelecek olursak her karakterin ve konuşmalarının, Atsız'ın fikir dünyasından ve iç muhasebelerinden birer parça olduğunu düşünüyorum. Yazar "ızdırap çekiyorum" derken aslında kendi fikrî yalnızlığından duyduğu ızdırabı söylüyor ve kitapta bir nebze olsun bu yalnızlığı ve insanlara anlatamadığı düşüncelerini dışa vuruyor. Zaten Selim Pusat ve Ayşe Pusat karakterlerinin birleşimi Atsız'ın kendisini oluşturuyor diyebiliriz. Çünkü Nihal Atsız da zamanında fikirleri yüzünden ordudan kovulan bir asker ve bu olayın ardından edebiyat öğretmenliği yapmış. Bu olay bile aslında 'Ruh Adam'ın kim olduğunu bize işaret ediyor.

    Romanın girişindeki Uygur masalı aslında kitabın bir özeti mukabilinde. Tüm olacaklar bu küçük masalda saklı. Atsız’ın ‘Geri Gelen Mektup’ ve ‘Mutlak Seveceksin’ şiirleri de bu hikayeyle daha bir mana kazanıyor. Kitapta dikkat çekici metaforlar da var; tarihe bakış açısı, dini ve tanrıyı sorgulama, iyi askerlerin sadece krallık rejimlerinden çıkışı, asker zihniyetiyle aşka bakış vs...

    Sonuç olarak beni romanlarıyla ve şiirleriyle kendine hayran bırakan bir yazar olarak Hüseyin Nihal Atsız'ın hak ettiği değeri görmesini diliyorum. Gerçekten Türk edebiyatında değeri bilinmeyen bir yazar ve fikir adamı. Fikirleri savunulmasa bile okunmaya, dinlenmeye değer. "Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın..." diyerek gerçekten de kendini zorla sevdiriyor. İyi okumalar!

    "Kalbin benim olsun diyorum, çünkü mukadder…
    Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök, ver!
    Yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer!
    Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın…

    Ram ol bana, ruhun yeni bir aleme girsin…
    Yazmış kaderin: Aşkıma ömrünce esirsin!
    Aklınla, şuurunla, hayalinle bilirsin.
    Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın…"