Brien’ların ödlek oğlunun nasıl Kanada'ya kaçtığını hayal etmek hiç de zor değildi. Geceleri uyku tutmadığında bu insanlarla hararetli tartışmalara giriyordum. Her şeyde körü körüne, düşünmeden teslim olmalarına ne kadar tiksindiğimi haykırıyordum onlara; aptal milliyetçiliklerinden, gurur duydukları cehaletlerinden. Ya sev ya terket palavralarından, beni anlamadıkları bir savaşa göndermelerinden onları sorumlu tutuyordum. Basit ve sarif bir nedenden ötürü öldürmekte ya da ölmekte tereddüt edersen vatan haini ödleğin tekiydin…
Gerçek bir savaş hikayesi asla ahlaki değildir. Öğüt vermez, erdemli olmaya teşvik etmez. Doğru insani davranış modelleri önermez. İnsanları her zaman yaptıkları şeyleri yapmaktan alıkoymaya çalışmaz. Bir hikaye ise ahlaki geliyorsa, ona inanmayın. Bir savaş hikayesinin sonunda kendinizi yükselmiş hissediyor ya da büyük bir israftan küçük bir doğruluk yakalanabildiğini düşünüyorsanız, çok eski ve korkunç bir yalana kandınız demektir. Bir savaş hikayesinin müstehcenlik ve kötülüğe tavizsiz ancak kesin bağlılığına sadık kalınarak anlatılma gerekliliğidir. Bir savaş hikayesinin gerçek olduğunu seni utandırmasından anlarsın.
Hepimizin masum bir tarafı olduğu gibi suçlu bir tarafı var. Suçsuz yere öldürülen biri bugün için masum görünebilir fakat on yıl önce eşini veya huzur evindeki annesini pencereden sokağa attığında veya bir ailenin suyunu elektriğini keserek bir çocuğun hastalanarak ölmesine sebep olduğunda aynı adam bir suçluydu.