Çoğu çocuk gibi ben de eğer en korkunç tehlikeyle gönüllü olarak yüzleşir ve zafer kazanırsam, onun üzerinde sonsuza kadar bir hükmüm olabileceğini sanıyordum.
Günün birinde siyah ve çirkin rüyamdan uyandığımı ve gerçek saçlarımın, uzun ve sarı saçlarımın, büyükannemin düzleştirmeme izin vermediği kıvırcık kütlenin yerini aldığını gördüklerinde şaşırmazlar mıydı? Gözlerim küçük ve şaşı olduğundan “babamın Çinli olması” (kastettiklerinin Çin porseleni gibi Çin’den gelen anlamına geldiğini düşünmüştüm) ile ilgili söyledikleri onca şeyden sonra, açık mavi gözlerim onları hipnotize edecekti. O zaman neden asla Güneyli aksanına sahip olmadığımı ya da genel argoyu hiç kullanmadığımı ve neden domuzların kuyruklarını ya da burunlarını zorla yediğimi idrak edeceklerdi. Çünkü ben aslında beyazdım ve güzelliğimi bariz biçimde kıskanan acımasız bir peri olan üvey annem beni kıvırcık siyah saçlı, geniş ayaklı ve arasına kurşun kalem girebilecek kadar ayrık ön dişleri olan, fazlasıyla iri zenci bir kıza çevirmişti.