Kitabı okumaya başladığımda, bir gizem beklentisi içindeydim. Bir çiftlikte taşıyıcı annelik yapan çoğu göçmen olan bu kadınlar, aslında işin arkasındaki karanlık bir organizasyonun kurbanı mıydılar? Bu çiftlikten kurtulabilecekler miydi? Özgürlüklerine kavuşacaklar mıydı? Taşıdıkları bebeklere ne olacaktı?
Kitap, sorularımın hepsine olabilecek en sıkıcı yanıtları verdi. Ortada bir gizem olmadığı gibi hikaye, akıcılığını da yer yer kaybetti. Birçok karakter hakkında sayısız geri dönüşlerle bilgi verdi ama yine de kitap bittiğinde karakterlerle özdeşleşememiştim. Sanki hala bana yabancılardı. Kitabın sonu ise tatmin edici olmadığı gibi biraz da sinir bozucuydu. Sanki yazar "mutlu son" değil de "eh işte ancak bu kadar olur son" yazmak istemiş gibi.
Kitabın olumlu yanları ise eğer Amerika'da yaşayan Filipinli göçmenlerin hayatlarına dair izlenim edinmek istiyorsanız, yazarın bu hayatı yansıtmakta çok başarılı olduğunu söyleyebilirim. Irkçılık, eşitsiz toplum, gelir adaletsizliği, sömürü düzeni gibi konuları da hikaye içinde dozunda işliyor. Ama hikaye, olaylara ve karakterlere dair, okuyucuyu tatmin edecek çözümlemeler sunmuyor.
Sonuç olarak eğer bir distopya olarak yazılsaydı çok etkileyici olabilecek bir konuya sahip, bununla beraber gerçekçi olarak nitelendirilebilecek yarı-sürükleyici bir kitap olduğunu söyleyebilirim.