• Yine bana şu Ermeni soykırımı zırvalıklarından bahsedeceksen şu duvardan atlayıp kendimi ekspres yolda arabalara çiğnetmeyi yeğlerim.
    Jean-Christophe Grangé
    Sayfa 25 - Doğan Kitap/ Çeviri: Tankut Gökçe/  23.BASKI, Ağustos 2009
  • 464 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sapkın bir katilin lanetlenmiş soyu... Jean Christophe Grange'nin bu seferki katili tam da böyle biri. Sado Mazoşizm, nekrofili, cinayetler ve ihanetler... Grange, her zaman olduğu gibi bu sefer de bizi kan gölünde boğulmaya davet ediyor. Hikayenin kurgulandığı temalardan bazıları bunlardı. Bizim toplumumuzda çok fazla ön plana çıkmasa da hiç de azımsanmayacak sayıda insanın hayatında bir yer ediniyor SM -Sado Mazoşizm.- Az çok bilgimiz olmasına rağmen, detaylı anlamda bilgisine sahip olmadığımız bu SM kültürü nedir tam olarak? Kısaca Sadizm, karşısındaki kişiye acı vermek veya eziyet etmekten seksüel bir haz duymanın adıdır. Bu isim ise Fransız filozof ve sadistik öykü yazarı Marquis de Sade'dan gelmektedir. Mazoşist acı çekmekten zevk alan kimsedir. Mazoşizm ise 19.yüzyılda yaşamış Avusturyalı bir romancı olan Leopold vo Sacher Masoch'un bir romanında anlattığı cinsel uygulamalara dayanarak yazarın adıyla anılan cinsel tutuma verilen isimdir. Sadomazoşizm de bu iki kavramın birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu kişiler hem sadizm hem de mazoşizm etkisiyle cinsel bir hazza ulaşmanın peşindedirler. Cinsel ilişki esnasında bağlanmaktan, dövülmekten, işkenceye uğramaktan, köle rolüne bürünmekten, tasmalanmaktan haz alırlar. Bir insan cinsel ilişki esnasında bu tarz şeylerden nasıl haz alabilir ki diye sorabilirsiniz? Bu düşünce size oldukça şaşırtıcı ve tiksindirici gelebilir. Ancak tüm bunlardan hoşlanan insanlar var ve kendileri dışında kimseye bir zararları olmadığı müddetçe bizim de buna saygı göstermemiz gerekir. Elbette bizim ülkemizde uygun görülen bir durum değil. Her ne kadar oldukça hızlı bir şekilde Deizm patlaması yaşanan bir ülke haline gelsek de yine de mutlak iyi bir Tanrı inancı olan ülkeyiz. Bu yüzden bizim toplumumuzda hoş karşılanmıyor ve genellikle gizli ilişki çerçevesinde yaşanıyor. Bu bir sapkınlık mı yoksa cinsel bir tercih mi? Türk hukuk sistemi SM karşısında nasıl tavır takınıyor? Cinsel birleşmede belli bir sayıyı ve tecrübeyi aştıktan sonra bazen seks, zevk vermez hale gelebilir. Sürekli olarak aynı kişilerde cinsel deneyimde bulunmak sıkabilir. Bu gayet normal bir durumdur. Tabi ki böyle oluyor diye partnerimizi aldatma haklılığını elde etmiyoruz. Ama partnerimizle seks hayatımızı canlandırmak için farklı bir yol arayışına da başlamak ihtiyacı hissedebiliriz. SM bu noktada ne kadar tercih edilesi duruyor bilemem. Ama, SM'nin de çok aşırı olmayan başlangıç aşamaları denenebilir. Kaldı ki dediğim şekliyle sekste belli bir deneyimi yaşamış insanların bu tarz arayışlar içerisinde olması ve SM'yi deneyimleme düşünceleri her zaman olmuştur. Sert vuruşlar, inlemeli çıkışlar, şaplaklar, ısırmalar, sıkıştırmalar, çığlık atmalar başlangıç olarak kullanılabilir. Açıkcası ben bu örneklemelerin artık normal cinsel birleşme deneyimlerinde çok sıradan şeyler olduğunu görmeye başladım. Ben bekar bir erkeğim ve bu konunun deneyimleyicisi değilim ama internette basit bir araştırmayla insanların neler yaptıklarını, arzuladıklarını görünce bana hak vereceksiniz. Acı, bir insana zevk verebilir mi bilmiyorum, hiç denemedim açıkcası. Ama acı, bazı insanlar için gerçekten bir tutku haline gelmiş durumda. Acı çekmeyi ciddi bir biçimde arzuluyorlar. Kurallarla örülü bir toplumda, sınırsız özgür bir dünyanın kurulabildiği yerdir yatak odaları. Sekste aldığınız zevk sizi bambaşka biri haline getirir, hayata karşı oldukça cüretkar bir isyan duygusu sarar benliğinizi. Bir de SM deneyimini yaşadığınızı düşünürseniz, özgürlüğün doruklarında uçuyor olursunuz. Burada tabi ki 'beyaz kıçım' dedirtmekten bahsetmiyoruz. Yine de forumlarda yaptığım araştırmada görmüştüm, ahlaksız kelimeler de insanları hazza ulaştırıp, daha da sertleştirebiliyormuş. Açıkcası ben bu SM ilişkilerin, kendileri dışında kimseye zarar vermediği müddetçe ve tabi kendi sağlıkları da buna dahil olarak, herkesin kendi yatak odasındaki cinsel tercihine kalmış bir konu olduğunu düşünüyorum. Her zaman özgürlük taraftarı biriyimdir ve açıkcası kişiler bunları yaşamak istiyorlarsa banane arkadaş diyebilmeliyim. Yani şöyle düşünün, kişi cinsel hazza sadece bu yolla ulaşabiliyorsa ve partneri de aynı durumdaysa bize ne demek düşer ki! Artık kendi hayatımıza bakmayı, kendilerinden başkasına zararı olmayan insanlarun
    hayatına karışmamayı öğrenmeliyiz. Karşılıklı kararlaştırılmış sınırlar dahilinde yaşanan cinsel birleşmenin, hakemi olacak değiliz sonuçta. Tabi burada şunu da belirtmek gerekir ki bir kişi sadece ama sadece bu SM uygulamalar neticesinde cinsel hazza ulaşabiliyorsa bu durum kaçınılmaz biçimde cinsel bir sağlık sorunudur ve işin uzmanları tarafından çözülmesi gereken bir problem vardır ortada. JCGrange da bu konuyu ustalıkla işlemiş kitabında ve konu üzerine ciddi bir araştırma içerisnde olduğu da ortada. Zaten gerilimin efendisi sıfatını da boşuna almadığı görülüyor. Ve dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama bir önceki kitabında ruh hali dengesiz, sorunlu kız kardeşin de takık olduğu bir konuydu SM. Demek ki Grange, bu konuyu kurgulama konusunda karar vermis bir kere ve vazgeçecek gibi görünmüyor. Aynı zamanda araştırmacı kişiliğiyle ön plana çıkan bir yazar. Nitekim karakter analizi yaparsak, araştırmalarını nesnel bir temele oturtmadan harekete geçmiyor. Sonra da onları ince ve küçük dilimlere bölüyor. Böylece her bir konu başlığı üzerinde araştırma yapabiliyor. En sonunda ise bunları bir araya getirerek harika bir senaryo ortaya çıkarıyor. Bir polisiye gerilime yakışır bir netice. Romanlarının inandırıcılığı ve okuru büyüleyiciliği de buradan kaynaklanıyor işte. Bir katilin ruh halini iyi bir şekilde yansıtsa da genellikle polis gözünden okuyoruz karakterlerini. Bu açıdan da bakıldığı zaman cinayetlerin çözümüne ortak oluyor, katilleri anlamaya çabalıyoruz. Aynı zamanda maktül/maktülelerde de ilişki halinde oluyoruz. Böylece bir yandan katilin gözünden olaya bakmaya çabalarken diğer yandan da cinayet kurbanlarının acısını paylaşıyoruz. Yani o meşhur formül tez+antitez=sentez. Evet, JCGrange bu formülü çok iyi kullanıyor. Polis
    gözünden katil ve kurbanları birleştirerek mükemmel bir soruşturma çıkartıyor ortaya. Eğer dikkatli gözlerle okursanız Grange'nin kitaplarından öğreneceğiniz çok sayıda bilgi de vardır. Günlük hayatta işinize yarar mı ya da ne kadar yarar bilmiyorum tabi ama farklı bir alanda sizi kültürlendirebilecek bilgilerin sahibi olabilirsiniz. Grange’nin değindiği ve fakat muhtemeldir ki okurun gözünden kacaçak olan polisler konusu. Bir polisin yaşadığı hayatı ve toplum karşısında düşebileceği konumu çok iyi yansıtmış. Polislerin de yaşadıkları toplumun içerisinden çıkan insanlar olduklarını, yaptıkları görevde her ne kadar tarafsız kalmaları gerekse de içinde şekillendikleri toplumdan aldıklarıyla hareket ettiklerini birinci perdeden anlatmış. Şu satırlar, bir polis olarka benim de takdirimi kazanmayı başarmıştır; “Polisler toplumun kanalizasyonunu boşaltmak ve namuslu, sıradan vatandaşların huzurunu sağlamak için vardı. Onların herkesçe küçümsenen, aşağılanan kişilere dönüşmesine yol açan asil bir görev. Herkesin nazarında, polisler ile suçlular arasında gizli bir yakınlık söz konusuydu, bir aile havası.” Ben de buna şöyle bir ekleme yapmak istiyorum; “Suç, bir çamur; polis ise en yetenekli heykeltıraştır.” Ve tabi JCGrange’nin yeni bir kitabı çıkarmasını beklemek zorunda kalacağımız için yavaş yavaş okudum. Bir anda bitirmektense olayları sindirerek, çözümlemeye çalışarak okumanın daha zevkli olduğunu farkettim. Gerilimin efendisini okurken, bazen önceden tahmin etsem de çoğu zaman hadi canım, gerçekten mi demek zorunda kaldım. Adam, yılların ustası ve ona, boşuna gerilimin efendisi denmiyor nihayetinde. Cinayetlerin arasına bir de sanatı sıkıştırınca tabi büyük bir merak da uyandırmayı başarıyor. Bu merak aynı zamanda gizemsellikten de kaynaklanıyor. Romanın bütününe gizem katabilmek için sanatın kullanılması ve bunun daustalıkla kurgulanması Grange farkı desek az olmaz herhalde. Grange’nin katilleri, her zaman gizem dolu ve ince ayrıntılarla örülü oluyor. Bu sanat kah şibari denilen japon ip bağlama sanatı oluyor kah içerisinde ölüm temasını barındıran muhteşem tablolar. Grange muhtemelen kendisini katilin yerine koymuş ve cinayetleri bizzat işlemiş. Tabi kitap içerisinde... Çünkü cinayetlerin işleniş şeklini, kurbanların durumunu ciddi bir biçimde özgün olarak anlatmış. Ben genellikle okuduklarımı kafamda canladnırma eğilimi içerisindeyimdir. Okurken bir yandan da onu okunanları gözümün önünde canlandırmaya çalışırım. Ciddi baş ağrısı yapan bir süreçtir bu
    ancak bir kere tadını aldınız mı vazgeçemezsiniz. Yalnız uyarıyorum, bu yöntem sayfalar bittikten sonra kitaba ara verdiğinizde bir süre boyunca size melankolinin etksine mağruz bırakır. Evet, ne yazık ki her güzel şey gibi bunun da bir sonu vardı ve o son geldi. Corso’nun maceraları devam eder mi bilemiyoruz ama bizde özlenesi bir tat bıraktığı ortada. Bekleyip göreceğiz Grange severler...
  • Kendimi kötü hissediyordum. Soubeyras'ı yatakta başka kadınlarla düşünmek , biraz bir rahibin eteğini kaldırmak gibiydi. Hiç kimsenin bilmek istemediği bir sırrı keşfetmek gibi.
  • - Zavallı Mathieu. Siz ikiniz birbirinizin aynısınız.
    Bunu sevgisiz bir şekilde söylemişti. Daha çok bir kusuru yüze vurmak gibiydi.
  • - Son dönemlerde nasıldı?
    - Neşeli , keyifli.
    - Neşeli mi?
    Gözlerini kaldırıp bana baktı :
    - Çok konuşuyordu , sürekli coşku doluydu. Bir şeyler onu değiştirmişti.
    - Ne gibi?
    Kısa bir sessizlikten sonra devam etti :
    - Bir metresi olduğunu düşünüyorum.
    Az kalsın kanepeden düşüyordum. Luc bir Jansenist'ti. Dünya zevklerinin üstünde değil , dışında biriydi. Bu papanın satmak için Vatikan'daki kutsal emanetleri çalmasından şüphe etmek gibi bir şeydi.
  • New age modası.
  • Ve ben başı derde girince veya sıkıntıda kalınca Tanrı'ya yakarma düşüncesinden hazzetmiyordum.