Eğer baba eve geldiğinde o evdeki bebek/ ler ya da çocuk/ lar heyecanlanmıyor, mutlu olmuyorlarsa, babanın babalık işlevini yerine getirdiğini söyleyemeyiz.
...
Çocuklar ana bakımverenlerine her zaman aşık olurlar. “Baba” rolündeki kişiye ise bu kişi babalık işlevini yerine getirebildiği ölçüde aşık olurlar.
İçimizdeki erkeklik/babalık işlevine, yapmak istemediğimiz şeyleri yapmama hakkımızı içimizde duymak ve bu hakkı savunmak, eyleme geçirmek de dahildir.
Çocuğun doğumu, annenin ve babanın da yeniden doğumudur. Anne-baba farkında olmadan o yaştaki günlerine döner ve çocuğuyla birlikte kendisini yeniden büyütme fırsatı yakalar.
Winnicott’a göre anne çocuğu (psikolojik, duygusal, pratik olarak) “tutmakta“, baba da anneyi ve anneyi çevreleyen ortamı (psikolojik, duygusal, pratik olarak) “tutmakta”dır. Anne’yi her kim “tutuyorsa“ o, “baba”dır.
Bebek her an anneyi görmeyi, her an anneyi duymayı, her an annenin kucağında olmayı arzu eder; bebek anneden ayrı kaldığı her an anneyi düşünmekte, anneyi özlemektedir. Bunların her biri, aşkın tanımına karşılıktır; hatta yetişkinlikteki aşkın temeli bu ilk aşktır.