• Yaz ortasında bir gün, öğleden sonrasının bunaltıcı sıcağında, küçük Jody neşesizce, yapacak bir şeyler arıyordu. Ahıra gitmiş, saçak altlarındaki kırlangıç yuvalarını taşlamıştı. Çamurdan yuvaların hepsi parçalanıp içindeki samanlar ve kirli tüyler yere düşene kadar da bu işi sürdürmüştü. Evden bir fare kapanı alıp içine bir parça bayat peynir yerleştirdi. Kapanı, iyi huylu koca köpek Doubletree Mutt'ın burnunu sokup kaptırabileceği bir yere koydu. Jody'yi dürten şey içinde uyanan zalimlik değildi, bu uzun sıcak yaz gününde canı sıkılmıştı sadece. Doubletree Mutt, burnunu aptalca kapana sokup kıstırınca, acıyla bağırdı. Burun delikleri kanlar içinde, topallayarak uzaklaştı oradan. Neresi incinirse incinsin, Mutt topallardı hep. Bir çeşit alışkanlıktı bu. Küçükken, bir çakal tuzağına yakalanmıştı. O gün bugündür, azarlandığında bile topallardı.
    Mutt haykırdığı zaman annesi evden seslendi: "Jody! Şu köpeğe eziyet etmeyi bırak da yapacak bir iş bul kendine!"
    Jody, o zaman gaddarca bir duyguya kapıldı ve Mutt'a bir taş attı. Sonra verandadan sapanını alıp kuş avlamak için
    çalılıklara yöneldi, iyi bir sapandı bu, lastikleri bir dükkândan satın alınmıştı. Jody, sık sık sapanla kuşlara taş fırlatırdı, ama hiçbir kuşu vurmamıştı. Çıplak ayaklarıyla yerdeki tozu toprağı tekmeleyerek sebze tarlasından geçti. Yol üzerinde, sapan için mükemmel bir taş buldu. Yuvarlak, biraz yassı bir taştı bu, havada hızlı gidebilecek kadar da ağır. Taşı silahının meşini içine yerleştirdi ve çalılığa doğru ilerledi. Gözleri kısıldı, dudakları sinirle kıpırdıyordu. İlk kez bu öğleden sonra kuş vurmaya niyetliydi. Çalılıkların gölgesinde küçük kuşlar uçuşuyordu. Yaprakların arasında eşiniyor, yerden biraz havalanıyor, sonra konup yeniden eşiniyorlardı. Jody, sapanının lastiğini gerdi ve tedbirli adımlarla ilerlemeye başladı. Bir küçük ardıçkuşu duraksadı, ona baktı ve havalanmaya hazırlandı. Jody, ağır ağır ilerleyerek kuşa daha da yanaştı. Aralarında beş-altı metre kaldığında, sapanı dikkatle kaldırıp nişan aldı. Taş havada vınladı ve ardıçkuşu havalanıp dosdoğru taşın üzerine geldi. Başından vurulan küçük kuş yere düştü. Jody hemen koşup kuşu eline aldı. "Vurdum seni," dedi.
    Kuş, canlı halinden çok daha küçük görünüyordu şimdi. Jody, içinde kötü bir sancı hissetti; cebinden çakısını çıkarıp kuşun kafasını kesti. Sonra içini boşalttı, kanatlarını kopardı ve sonunda bütün parçaları çalıların içine fırlattı. Kuşun kendinin de yaşamının da Jody'nin gözünde hiçbir önemi yoktu. Ama büyükleri, kuşu öldürdüğünü görmüş olsalar ne derler, biliyordu. Bundan utandı. Her şeyi hemen unutmaya ve bundan hiç söz etmemeye karar verdi.
    John Steinbeck
    Sayfa 44 - Remzi