• Eğer filmler Amerika'nın kültürel şahdamarıysa, bu damardan akan kanın büyük kısmı da Cosa Nostra' dır. Holywood iki sebepten ötürü Mafya'yla epey uzun ve karlı bir aşk ilişkinin tadını çıkardı. Birincisi, Cosa Nostra'nın organize suçları Amerikan tarihinin son 100 yılına öylesine kök salmış durumda ki, hem bunu göz ardı edip, hem de ABD' deki hayatı nesnel bir biçimde yansıtmak zor olurdu. İkincisi ve stüdyolar için daha önemli olanı, Mafya insanlar nezdinde sönmek bilmeyen bir çekiciliğe sahip ve bu da Mafya filmlerinin para yapması anlamına geliyor. Hollywood'la Mafya arasındaki sevgi ilk kez 1920'lerde ortaya çıktı ve bu her zaman çift taraflı bir ilişki oldu. İçki yasağı döneminin ilk gangsterleri bile, kendi suçlarının cazibesinin yansıması olarak algıladıkları şeyi beyaz perdede görmekten haz duyuyorlardı. Hatta çeteleri anlatan en eski sessiz filmlerden bazılarının başrolünde, gerçek bir eski gangster olan ve film için Al Capone'la arkadaşlığından vazgeçen Joe Browne oynuyordu.
    The GodFather ve 1974 tarihli ilk devam filmi The GodFather-Part ll, bir Mafya filmleri seline neden oldu. Bunlann en iyi olan iki tanesi - Casino (1995) ve Goodfellas (1990)- Nicholas Pilgeggi'nin kitaplarından uyarlandı. Good Fellas The GodFather'ın göz kamaştıncılığından yoksun olsa da, Henry Hill' in gerçek hayat hikayesini büyük ölçüde doğru bir şekilde anlatıyordu. İhanetleri, Mafya içi siyaseti, açgözlülüğü, şiddeti ve Mafya'nın alt kademelerindeki ağır işçiliği harika bir biçimde yakalamıştı. 1990'lara gelindiğinde, Mafya artık televizyon için bile ele alınabilecek bir konuydu. Başarılı drama dizisi The Sopranos, New Jersey capo'su Tony Soprano'nun iş ve aile hayatını son derece inandırıcı bir şekilde anlatır.
    Hem filmler hem de son dönemde televizyon, Amerikan halkının ABD' deki organize suçun hakim gücü olarak Mafya'ya bakışını şekillendirdi. Cosa Nostra her zaman diğer organize suç gruplanndan daha olumlu bir biçimde resmedilmişti (Al Pacino'nun Cosa Nostra'yla ilgili filmlerini, Scarface'in 1983 tarihli versiyonundaki Kübalı bir Mafya babası rolüyle karşılaştırmanız yeter). Bu durum bir medya komplosunun sonucu değil, sadece Amerika'nın Mafya'yla yaşadığı aşk-nefret ilişkisini yansıtıyor.
  • Kitapta iki yazar ismi var ama bana sorarsanız kitabı Owen King yazmış. Son zamanlarda yayınlanan King romanlarıyla arasında çok fark olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen öykü ve fikir, belki de taslak, baba King'e, romanın yazılması da oğul King'e ait.
    Owen King diğer oğul King, Joe Hill ile kıyaslanacaktır. Bana sorarsanız Baba King'in doğrudan kitaba dahil olması Owen'i kardeşinin öne geçirmiş. Ama kapakta iki yazarın da isminin olması nedeniyle Owen King'in ismi biraz gölgede kalacaktır.
    Kitap bana Mahşer'i hatırlattı. Çok fazla karakter olması, bir anda dünya düzeninin alt üst olması Mahşer romanını hatırlatıyor. Farkı sadece hastalığa bağışıklığı olanların erkek olması. İkinci bölümde kadınların uykularında yaşadıkları diğer dünyanın anlatılmasıyla olaylar ilginçleşiyor. Özellikle zamanın farklı akışı, uykuya dalanların normal dünya da yaşananları diğer dünyaya aktarması ilgi çekici.
    Ancak bu kadar uzun bir roman olmasına rağmen yine de her şey açıklığa kavuşmuyor, neden-nasıl soruları cevaplanmıyor ve sonuç biraz havada kalıyor. Yine de ilgi çekici ve heyecanla olayların sonunu öğrenmek için okumaya devam ediyorsunuz.
    Yine ilginç bir nokta da Joe Hill'in Türkçe'ye yeni çevrilen itfaiyeci romanının da benzer bir salgını ele alması.
    Buradan kitabın tanıtımına ulaşabilirsiniz. http://www.ithaki.com.tr/urun/itfaiyeci/
    Kitabı okurken aklıma gelen bir konuyu buraya not etmeden geçemeyeceğim. Dünyanın en üretken yazarlarından biri olan Stephen King'in eşi Tabitha King de bir yazar. İki oğlu Joe Hill ve Owen King'in de yazar olması belki pekçoklarına normal gelebilir. Ya da çok şükür ki iki oğlu da yazar oldu demeliyiz çünkü Baba King 1947 doğumlu ve bir süre sonra yazmayı bırakmak zorunda kalabilir. Ama umudumuz iki oğlunun da ondan kalacak taslakları ve hikayeleri bize aktarmaya devam edecekleri şeklinde. Ya da en azından onun hayal gücünün bir şekilde oğullarına miras kalacağını düşüneceğiz.
    Son olarak buraya not etmek istediğim konuya geliyorum. Eğer oğul Kinglere bir soru yöneltebilme şansım olsaydı sormak istediğim şöyle bir soru var. (Böyle bir soruya cevap beklemiyorum elbette ama cevabı merak ediyorum gerçekten.) Yani yazmak, hele ki King gibi neredeyse her sene bir iki kitap yazmak, hiç kolay bir şey değil ve bu iş sanırım tek başına, yalnız yapılmak zorunda olan bir şey. Şimdi muhtemelen farklı evlerde yaşıyorlardır ama bir aile de (en az) 4 yazar olması nasıl bir şeydir? Yani biraz çocukluklarını düşünüyorum da; baba King muhtemelen evde çalışma odasında yeni kitabını yazıyor, anne King başka bir odada onun yazdıklarını okuyor ya da kendi hikayesine başlıyor, çocuklar da kendi odalarında kitap falan mı okuyorlardı acaba? Ben bazen kitap okumak için günde yarım saati bile bulamazken bu kadar çok kitap yazan, eminim ki yazdığından çok daha fazlasını, sürekli okuyan, üstelik 80'li 90'lı yıllarda en verimli olduğu zamanlarda, alkol, uyuşturucu gibi problemlerle de şavaşan bir adamın, büyüdüğünde yazar olan iki oğlu nasıl bir çocukluk geçirmiştir?
  • Joe Hill 1915 bugünün şafağında kurşuna dizildi.
    İki kez isim, bin kez de iş ve ikamet değiştiren bu tuhaf kışkırtıcı, Birleşik Devletler'deki işçi grevlerine eşlik eden şarkıları bestelemişti. Son gecesinde, yoldaşlarından ağlayarak zaman kaybetmemelerini istedi:
    Kolay benim son isteğimi söylemem,
    Zira miras bırakmıyorum bölüşecek
    Geride kalan tek şey özgürlüğüm.
    Bilinsin ki dönen taş yosun tutmaz.
  • Joe Hill gibi, folk şarkılarında yaşamak istemişimdir. Bombaların sakat bı­raktığı masum insanlar için ağlamak istemişimdir. Yol üstünde bize yiyecek veren köylü babaya teşekkür etmek istemişimdir. Yanlış elimle selam verirken insanlar gülümsesin, ben de gömleğimin kollarını hafifçe kıvırayım istemişimdir. Suretim omzumdan aşağı yazılmış bir şiirle Pekin'de taşınsın istemişimdir. Dogmaya gülümsemek, yine de karşısında egomu yok etmek istemişimdir. Broadway makinelerine karşı koymak istemişimdir. Tavırlı insanların yaşadığı bir madenci kasabasından çı­kıp tanrıtanımaz bir amcanın öğretilerinden etkilenerek ailenin yüz karası bir bar kuşu olmak istemişimdir. Bir trenle Amerika'yı boydan boya geçmek, anlaşma toplantılarında zencilerin kabul ettiği tek beyaz adam olmak istemişimdir."
  • Evren yasalarla yönetilir. Başarı yasa ile yönetilir. Sizin bilinçaltınızda yasa ile yönetilir. Bilinçaltımızın yasası inanç yasasıdır. Birçok kendine yardım kitabı ve motivasyon hocaları, inancın gücünden bahseder. Ortaya koydukları genel mesaj, Napolyon Hill'in söylediği gibidir. “Aklınız neyi kabul edip inanıyorsa, onu gerçekleştirebilir.” Aklınızın inandığı her şeyi gerçekleştirebileceği doğru mudur yoksa motivasyonel bir yalan mıdır? Bu benim bir kendine yardım kitabını okuduktan ve başarı seminerlerine katıldıktan sonra kendime sorduğum soruydu. Kendime ayrıca “Eğer ben şanssız doğduysam.”, ”Başarılı olmak kaderimde yoksa.” gibi soruları da sordum.

    İnanç kavramım, Dr. Joe Vitale'nin Ruhsal Pazarlama adlı kitabını okuyunca değişti.Aslında “Aklımız, neyi kavrayıp inanıyorsa, onu gerçekleştirebilir.” yerine “Bilinçli aklınızın kavrayıp, bilinçaltınızın inandığı gerçekleşir.” demek gerekir. Bu, sizin bilinçaltınızın gücüdür. İşte sebebi;

    Bilinçaltımız, mıknatıs gibidir. Kendi inançlarını yansıtan şeyleri çeker. Açıkçası, bilinçaltımızda belli bir inanç varsa, bilinçaltımız bu inanca uygun titreşimler yaratır ve bunu yansıtan ya da buna uyan olayları ve insanları kendine çeker. Buna Evrensel Titreşim ve Çekim Yasası denir. Siz inansanız da. İnanmasanız da nasıl yerçekimi yasası varsa bu yasa da vardır. Bu yasa, sizi inansanız da inanmasanız da etkiler.

    Eğer bilinçaltınız, yaşamınızın zor geçeceğine inanırsa, gerçekten yaşamınız zor olacaktır. Karşılaşacağınız olaylar ve insanlar hayatımızı zorlaştıracaktır. Eğer bilinçaltımız paranın zor kazanılacağına inanırsa, para zor kazanılacaktır. Para kazanmakta zorluk çekiyorsanız, bilin ki bilinçaltınız paranın kolay kazanılmadığına inandığı içindir. Karşınıza çıkan fırsatlar para kazanmak için insan üstü çaba göstermeniz gerekenler olacaktır.

    Yukarıdaki paragrafı başka sözcüklerle anlatayım: Yaşamınız zorsa, bunun sebebi bilinçaltınızın yaşamın zor olduğuna inanmasıdır. Para kazanmakta zorluk çekiyorsanız sebebi bilinçaltınızın paranın zor kazanılacağına olan inancıdır.

    Zor geçen yaşamınız ya da maddi durumunuzla ilgili başka hiçbir kimseyi suçlamanıza gerek ve neden yoktur.

    Burada anlatmaya çalıştığım şudur; “Sizin gerçeklerinizi sizin bilinçaltınız yaratır.” Hayata başarılı olabilmesi için kişinin tamamen ve adamakıllı anlaması gereken en önemli deyiştir.

    Biz, bilincimizin gücünü bir fikri kavramak için, bilinçaltımızın gücünü ise sonuca ulaşmak için kullanırız. Birçok kişi, bunun tersini yapar. Bilinçlerini neticeye ulaşmak için kullanırlar, bu da genellikle stres ve endişe yaratır. Bu bilinç gücümüzle, bilinçaltı gücümüzü kullanımdaki farktır.

    Şimdi bilinçaltımızın ne olduğunla ilgili bir benzetme vereyim. Bilinçaltınız bilgisayarınızın hard diski gibidir. Ekranda gördüğünüz ise sizin gerçeğiniz ya da yaşantınızdır.

    Ekrandaki bilginin nereden geldiğini kendinize sorun. Hard diskten gelmesi gerekir değil mi? Eğer bilgisayar ekranı sizin gerçeğinizi gösteriyorsa, bu nereden geliyor? Bu benzetmeye göre sizin bilinçaltınızdan.

    Söylemek istediğim, sizin gerçeğiniz ya da deney imlemekte olduğunuz yaşam, bilinçaltınızdaki inançlarınızın bir yansımadır. Birçok insan sıkça iş değiştirmelerine rağmen, nereye giderlerse gitsinler aynı sorunlarla karşılaştıklarının farkına varırlar. Anlamadıkları ise, dışsal şartları değiştirmek yerine içinizdeki inançları değiştirmek gerektiğidir. İnançlarını değiştirince, yeni insanlar ve yeni işlere çekim hissedecekler; dünyaları da bilinçaltındaki inançlarının değişimine paralel olacaktır.

    Seminerlerime katılanlara inançların gerçekleri yarattığını söylediğim zaman, aldığım olumsuz tepkiler “içinde bulunduğum gerçekliğe inanmıyorum ama neden hala başıma geliyor “ şeklinde olur. Anlamamız gereken şudur; sizin gerçeğinizi yaratan inancın ne olduğuna siz karar veremezsiniz bilinçaltınız verir. Birkaç kitap okuyunca hayatınızın bolluk içinde olduğuna inanmaya başlayabilirsiniz. Ama bilinçaltınız ikna olmamış olabilir.
    devamı için https://gizliilimler.tr.gg/...5%3B-Calismalari.htm
  • Ahhhhh, bu kitabı kaç yıl önce okuduğum halde hala dün gibi hafızamda ve kalbimde. Gerçekten okunması gereken bir kitap kesinlikle. Alın okuyun
  • Kitabın üzerinde de dediği gibi gerilim King ailesinin genlerinde var. Stephen King'in oğlunun ilk kitabı ve ben ilk kitap olarak gayet akıcı, sürkleyici ve de güzel buldum.
    Judas Coyne, eski bir rock şarkıcısıdır. 50'li yaşlarını süren Judas, hobi olarak tuhaf objelerin koleksiyonlarını yapmaktadır. Kullanılmış bir darağacı ilmeği, büyü kitapları, gerçek cinayetleri gösteren video kasetler bu objelerden sadece birkaçıdır. Bu tutkusu evliliğini bitirse de Judas biriktirmekten vazgeçmez
    Judas birgün internette, üvey babasının ruhunu satılığa çıkaran bir kadının verdiği ilana denk gelir. Koleksiyonunda böylesi ilginç bir şeyin nasıl duracağını merak eden Judas, gereken ödemeyi yapıp ruhu satın alır. Satıcı kadının iddiasına göre, üvey babasının yaşarken çok sevdiği siyah bir takım elbisesi vardır ve takım elbise nereye giderse, ruh da beraberinde gidecektir. Böylece Judas'a siyah bir kadife kutunun içinde siyah bir takım elbise gönderir. Ancak elbise geldiği andan itibaren garip olaylar yaşanmaya başlar.
    Dediğim gibi Joi Hill'in ilk kitabı olduğu düşünülünce gerçekten güzel tabi bir Stephen King olabilmesi için 30 fırın ekmek yemesi lazım.