• Yolunuza devam edin ve hata yapın. Yapabildiğiniz kadar yapın; çünkü başarıyı bu yol üzerinde bulacaksınız.

    Thomas John Watson
  • Sonsöz (veya Cesur Yeni Dünya Üzerine) David Bradshaw (syf: 371-282)
    İlk olarak 1932'de yayınlanan Cesur Yeni Dünya "F.S. 632'de, bu istikrar yılında" geçmektedir -yani Amerikan araba kodamanı Henry Ford (1863-1947)'un gelişinden 632 yıl sonra; Henry Ford ki onun çok başarılı olan T Modeli (1908-1927) taşıma bandı ve uzmanlaşmış emek gibi salt toplu üretim yöntemleriyle üretilmiş ilk otomobildi. Ford, Dokuz Yıllık Savaşla büyük Ekonomik Bunalım'ın çifte felaketinden sonra kurulmuş bir küresel kast sistemi olan Dünya Devleti'nin önde gelen ilahıdır, onun endüstri felsefesi de bu düzen içindeki hayatın her yönüne hükmeder.
    Dünya Devleti'nin istikrarı, biyolojik mühendislik ve insanı her yönden koşullandırmanın terkibiyle sağlanır. Bu devletin standartlaştırılmış ikimilyar yurttaşı sadece onbin soyadını paylaşır, dünyaya da doğarak gelmemişlerdir, önceden belirlenmiş rollerini yerine getirmek üzere 'kuluçka'dan çıkarılmışlardır. Politik gövdedeki hücrelerden öte bir şey değillerdir. Çocuklukta edilgen itaatin, maddi tüketimin ve önüne gelenle düşünmeden yatıp kalkmanın erdemleri hipnopedya (uykuda öğretim) yoluyla telkin edilir. İleriki yaşamlarında Dünya Devleti'nin yurttaşlarına ücretsiz somalar, hükümetçe onaylanmış haplar verilir ve sürü halinde Cemaat Terennümleri ve Dayanışma Ayinleri için (ki rutin olarak bir sefahat alemiyle sona ererler) toplanırlar; bu toplantılar Dünya Devleti'nin savsözü olan "CEMAAT, ÖZDEŞLİK, İSTİKRAR" değerlerini daha derin biçimde aşılamak için düzenlenir. Hayatın her yönü toplumsal yarar düzeyine indirgenmiştir, hatta cesetlerden kullanışlı fosfor kaynakları olarak yararlanılmaktadır.
    Dünya Devleti'nin on bölgesinden her biri Yerel Dünya Denetçisi tarafından yönetilir. 'Ford-hazretleri' Mustafa Mond, Londra merkezli Batı Avrupa bölgesinin Denetçisidir ve en altta ayak işleri için döllenmiş Epsilon-Eksi Yarı Moronları ile onların üstünde gitgide artan yetenek kastlarının sıralandığı bir kitle bulunan hiyerarşik, fabrika benzeri bir firmanın başını çeker. Mond'un hemen altında bir Alfa-Artı entelektüeller kastı vardır. Bernard Marx ve Helmholtz Watson bu elitin üyeleridir, ama her ikisi de yalnız kalmak ve cinsellikten sakınmak gibi sapkın nazlardan hoşlanan eğilimler geliştirmişlerdir. Çok iyi bilmektedirler ki "görevleri çocuksu olmak'tır ve "birey duygulandığında, toplum yalpalar"; her ikisi de Alfa-Artı uyumsuzları için sığınak işlevi gören adalardan birine sürülmeye yazgılıdır.
    Dünya Devleti'nin sınırları dışında yaşamasına izin verilen diğer tek insanlar da çeşitli Vahşi Ayrıbölgeleri'nde yaşayanlardır. Kendilerini çevreleyen Fordgil cehennemden elektrikli tellerle ayrıldıkları için vahşiler hâlâ evlenmekteler, sevişip çocuk doğurmakta ve eskisi gibi ölmektedirler.
    İşte New Mexico'daki Ayrıbölge'yi ziyaret ederken Bernard Marx, John adlı vahşiye rastlar ve onu Londra'ya getirir. John ilkin kendisini çevreleyen yeni dünya karşısında coşkuya kapılır ve Londra'dan büyük ilgi görür; fakat kısa süre sonra Dünya Devleti'nce hayal kırıklığına uğratılır ve Jonh'ın perspektifinden F.S. 632'nin eksiksiz, totaliter dehşeti teyit edilir.
    Cesur Yeni Dünya, uzun zamandır, Zamyatin'in Biz'i (1920-21), Koestler'in Gün Ortasında Karanlık' ı (1940) ve Orwell'in Bindokuzyüzseksendört'ü (1949) ile birlikte yirminci yüzyılın başlıca kara ütopya (dystopia) veya karşı-ütopya (anti-utopia) romanlarından sayılır. Adı; aşırı-modern, anlatılamayacak derecede saçma ve gülünç görülen ya da insan özgürlüğüne yönelik potansiyel bir tehlikeyi barındıran herhangi bir gelişmeyle bağlantılı olarak kendiliğinden akla gelen yaygın bir medya kalıpsözü şimdilerde. Ne var ki, romanı yazarken Huxley kafasında "kâbusumsu" gelecekten başka şeyler de taşıyordu ve romanın tasarlanıp yazıldığı koşulları bilmek bize, birçok okuyucunun Cesur Yeni Dünya'da sezdiği kararsızlığı açıklamakta yardımcı olabilir.
    Kardeşi Julian'a Ağustos 1918'de yazdığı mektupta Aldous Huxley 1.Dünya Savaşı'nın en kötü sonuçlarından birinin "Amerika'nın dünya egemenliğinin kaçınılmaz hızlanışı" olacağını tahmin etmişti. Birçok başka entelektüel de aynı şeyi sezinlemişti; 1920'ler, önceki yüzyılda Fanny Trolope'un Domestic Manners of the Americans'ıyla, Dickens'ın aşağılayıcı American Notes'uyla ve Alexis Tocqueville'in Democracy in America'yla. Örneğini verdiğini Amerika'yı kötüleme modasının yeniden canlanışına tanıklık etti. Amerika'nın groteskliğine ilişkin dirilen bu ilgi, ülkeyi 1926'da ilk kez ziyaret ettiğinde her şeyin kendisinin öngördüğü kadar avami ve acayip olduğunu görmekten, Huxley'nin niçin neredeyse dehşete düştüğünü anlamamıza yardımcı olmaktadır. O yılın sonunda yayınlanan Jesting Pilate'in son bölümü, uyduruk filmlerin, boş yüzlü ve "etine dolgun" modern genç kızların, "barbar" caz ve Huxley'nin Los Angeles'da ("Korkutucu Mutluluğun Şehri") karşılaştığı, Avrupa Uygarlığı'nın geleceği konusunda onu karamsar yapan bitmez tükenmez enerjinin eğlenceli bir lanetlemesini içerir. "California'yı görmeni isterdim," diye yazmıştı o zaman Amerika'yı yeni ziyaret eden birine. "Maddesel olarak, gezegenimiz üzerinde görülenler içinde Ütopya'ya en çok yaklaşan yer." Huxley "Amerika'nın geleceği dünyanın geleceğidir" yollu mahzun kehanetini 1920'lerde birkaç yerde daha dile getirmiştir ve kocaman gökdelenleri, dolar ekonomisi, gençlik kültü, "duyusal filmler"i (Hollywood'un sesli filmlerinin dokunma duyusuna hitap eden torunları), seks hormonlu sakızları, her yerde hazır ve nazır fermuarları (ki Huxley tarafından Amerika'nın ulusal "arma"sı diye nitelenir) ve feryat eden seksofonlarıyla Dünya Devleti'nin, ilk önce Amerikan yaşama biçiminin küresel yayılışına bir yergi olarak düşünüldüğü açık. Huxley, Henry Ford'un Yaşamım Ve Yapıtım adlı kitabını Amerika yolculuğu sırasında geminin kütüphanesinde keşfetmişti ve San Fransisco'da gemiden indikten sonra karşılaştığı her şey Fordgil ilkelerle kusursuz bir uyum içinde görünmüştü.
    Haziran 1931'de Huxley bir gazete muhabirine, Amerika'ya ikinci bir gezi planladığını söylemişti, "sırf daha kötüsünü bilmek için, bence, insanın zaman zaman yapması gerek." Mayıs ayında da bir başka muhabire "gelecek hakkında bir roman" yazdığını söylemişti. "Wellsgil Ütopya'nın dehşeti ve ona karşı bir başkaldırı üzerine." Birkaç yerde Huxley, H.G. Wells'in Tanrılara Benzeyen İnsanlar'ı ile (1923) ve onun sadece "etkin, iyimser, buluşçu, yenilikçi ve iyi huylu" yurttaşlarla doldurduğu tozpembe bir ütopya çizmesiyle alay etmiştir. "Wellsgil" terimini kullanışı burada, ilerlemeci bakışın ona en itici ve saçma gelen tüm yönlerini kapsar. Fakat Huxley, Anthony Burgess'ın bir keresinde yaftaladığı gibi, "anti-Wellscilerin en büyüğü" değildi kesinlikle. Aksine, Tanrılara Benzeyen İnsanlar bir yana, Huxley 1920'lerde ve 30'ların başında Wells'le bir hayli şey paylaşıyordu: özellikle de, parlamenter demokrasiye yönelik güçlü horgörü ve kitle toplumunun seçkin bir uzmanlar kastı tarafından kontrol edilen bir zihinsel düzey hiyerarşisi biçiminde yeniden düzenlenmesi gerektiği yolundaki güçlü inancı. Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'yı yazmaktaki asıl amacı, pekâlâ Tanrılara Benzeyen İnsanları ve anlattığı düşlemsel 'California' dünyasını yermek olabilir; ama romanı yazmaya başlar başlamaz, Huxley'nin kurmaca bir geleceğin parodisini yapma isteği, şimdinin kurmaca olmayan acil sorunlarına korkulu ilgisiyle karıştı.
    Ekim 1929'da Wall Street'in çöküşü, Britanya'nın sadece temel ürün endüstrilerine dayanan alanları için sert yan etkileri olan bir küresel sarsıntıya neden oldu. Sonraki iki yıl boyunca bu bölgelerde işssizlik hızla arttı ve 1931'in ilk aylarından itibaren, ülkenin ekonomik problemlerinin her gün biraz daha vahim bir hal alması ve Parlamento'nun etkisiz bir seyirci olduğunun gitgide açığa çıkmasıyla, Britanya kaosun eşiğinde görünüyordu. Birçok yorumcu, bütün Avrupa'nın toptan bir ekonomik çöküş ve kanlı bir kargaşaya doğru gittiğini tahmin ediyordu. Uygarlığın kendisi yok oluşa mahkûmdu.
    Huxley, Durham kömür madenlerini ziyaret eder ve kitle işsizliğinin sefaletine tanık olur. Ekonomik ve politik durum üzerine kilit bir Avamlar Kamarası tartışmasında da hazır bulunur ve gözlemlediği tutumlardan, işittiği "zırvalamalar" dan hiç etkilenmez. 1931'in yazında kriz derinleştikçe, Huxley'nin karamsarlığı da derinleşir. Ağustos ayındaki sterline hücum, Britanya'nın acil durumla uğraşacak ilk hükümetinin kurulması, (A.J.P. Taylor'ın sözleriyle) "iki savaş arasındaki İngiliz tarihinin dönüm noktası"nı belirleyerek Eylül'de altın standardının bırakılması, Huxley'yi Birleşik Devletler'e yapacağı ikinci ziyareti belirsiz bir tarihe ertelemeye sevk etti. Kısa bir süre sonra geleneksel politikaya ilişkin ümitsizliğinin en derin noktasına ulaştı ve, çoğu çağdaşı gibi, parlamenter demokrasiden vazgeçip, "bizi rasyonel bir öngörünün gereklerini yapmaya ve bu doğrultuda zahmete girmeye zorlayacak kişiler tarafından" yönetilmeye boyun eğmeyi savundu. Propagandayı devlet kontrolünün meşru bir aracı olarak gördü ve Sovyetler Birliği'nde yürürlüğe konulana benzer bir ulusal planın uygulamaya geçirilmesi için defalarca çağrıda bulundu. 1928'de Rusya'da ilk Beş Yıllık Plan açıklandığında, Huxley "Bolşevik idealist için Ütopya bir Ford fabrikasından farksızdır," diye yazmıştı; fakat 1931'in olayları onu değişik bir bakış açısını benimsemeye yöneltti. Cesur Yeni Dünya'yı yazdığı sıralarda, tıpkı Mustafa Mond gibi, eğer uygarlık mevcut krizden sağ çıkacaksa "ilk ve en son kertede ihtiyaç" duyulan şeyin istikrar olduğunu ileri sürdü. Mond'un adı, Imperial Chemical Industries Ltd'in ilk başkanı olan Sir Alfred Mond'dan (1868-1930) esinlenilerek konulmuştur. Huxley onun Middlesborough yakınlarında olan Billingham'daki devasa fabrikasını Cesur Yeni Dünya'yı yazmaya başlamadan hemen önce gezmişti. Huxley, Billingham'ı planlama ilkelerinin "muzaffer bir tecessümü" olarak, "kocaman bir plansız tutarsızlık dünyasının ortasındaki... düzenli bir evren" olarak selamlamıştı. Öyle görünüyor ki, Vahşi'ye buyurgan tahakkümü içinde Mustafa Mond, Huxley'nin Haziran 1931'de Britanya'ya akıl, düzen ve isrikrar getirmesi için çağrıda bulunduğu "güçlü ve akıllı merkezi otorite"yi kişileştirmektedir. Mond'un "derin, tınılı sesi" Huxley tarafından üç yerde anılmıştır. Üstelik, sesinin "ürkütücü biçimde" titreştiğini ve Mond'un yüzünün 16 ve 17. bölümlerde Vahşi, Bernard Marx ve Hemholtz Watson ile konuşmaları boyunca "iyi huylu zekâ"dan daha tehdit edici bir şeyi ele vermediğini gözlemler. Bütün çirkinliğine rağmen, F.S.632'nin hiyerarşik, aseptik, renklerle kodlanmış dünyası, Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'yı yazmadan önce, yazarken ve yazdıktan sonra başka yerlerde çağrısını yaptığı bilimsel ütopyadan çağlarca uzak değildir.
    Cesur Yeni Dünya'nın yayınlanışından iki hafta önce, Ocak 1932'de BBC'deki bir radyo konuşmasında Huxley öjeniğin bir politik kontrol aracı olarak kullanımını tartıştı ve "bütün Batı Avrupa soyunun... Hızlı bozuluşu"nun önünü almak için öjenik tedbirleri uygulamaya hazır olduğunu belirtti. Huxley'nin öjeniğe veya toplumun biyolojik yapısının devlet eliyle manipülasyonuna ilgisi, ilkin Proper Studies'de (1927) belirdi ve öjenik reçeteler iki savaş arası dönemde bütün politik renklerden entelektüeller tarafından savunuldu. Bokanovski İşlemi, Podsnap Tekniği, Yeni-Pavlovgil Şartlandırma ve Hipnopedya Huxley'nin Britanya'nın politik sorunlarına uygulanabileceğini ileri sürdüğü tekniklerin romanesk karşılıklarıdır. Şöyle demişti: "Koşullar liberalleri diktatörlüğe başvurmaya zorlayabileceği gibi, hümanistleri de bilimsel propagandaya zorlayabilir. Düzenin her türlüsü kaostan yeğdir."
    Nasıl H.G. Wells'in Zaman Makinesi (1895) bir uzak gelecek görümünden çok Viktoryen cehennem korkusu ve onun birçok türevince ilham edildiyse, Cesur Yeni Dünya'nın yüzeyinin altında da Huxley'nin ekonomik karışıklığa ilişkin marazî büyülenmişliği, 1931'de ulusal yaşamı şekillendiren politik atalet ve sosyal huzursuzluk, krizi çözmek için öne sürülen çözüm önerileri yatmaktadır. Sözgelimi, Kuluçka ve Şartlandırma Müdürü alt sınıfların "her fırsatta" kırlara gitmek ve yasa gereği "alet gerektirecek sporlarla ilgilenmek ve böylece ulaşım kadar üretilmiş nesneler tüketmek" için şartlandırdıklarını söylediğinde ve "Atıp kurtulmak onarmaktan yeğdir"in Dünya Devleti'nde aksiyomatik olduğunu öğrendiğimizde, Huxley Britanya'nın karşılaştığı sorunların tüketim yetersizliğinden kaynaklandığım öne süren teoriyi (ki Huxley bunu ekonomist J.M. Keynes'e atfeder ve şiddetle reddeder) hicvetmektedir. Keynes, aynı zamanda, sistematik bir kamu çalışmaları programı yoluyla işsizliğin düşürülüp ekonominin yeniden canlandırılabileceğine inanıyordu. Stoke Poges'daki Engelli Golf, Londra'nın batı banliyölerinde toplanan Merkezkaçlı Zıplayan Kukla kuleleri ve "Notting Hill'den Willesden'a giden ana yol boyunca iki sıra halinde dizilmiş" olan Escalator Fives Kortları, romanın yazıldığı tarihte onca tartışmaya yol açan Keynesgil girişimlerin alaycı belirimleridir.
    Cesur Yeni Dünya'nın arka planını tam olarak bilmek romanın kara ütopyacı dayanaklarını hiçbir şekilde geçersiz kılmaz. Roman, şirket-devletin doğasındaki totaliter tehlikelerin bir geleceğe yansıtımı olarak okunabileceği gibi, Amerikan öcüsüne dair bir hiciv olarak da alımlanabilir. Gördüğümüz gibi Cesur Yeni Dünya, Huxley'nin bilimsel planlamaya dolaylı ve umutsuz desteği olarak dahi yorumlanabilir. Bütün metinler özerktir; bizzat Cesur Yeni Dünya da, Huxley'nin romanı yazdığı sıralar ürettiği çeşitli kurmaca olmayan yazılarla romanı niçin yazdığı ve ne anlama geldiğine ilişkin geriye dönük açıklamaları da, bir bütün olarak değenlendirilebilir veya her biri kendi başına ele alınabilir. Fakat okur hangi yorumu yeğlerse yeğlesin, öyle görünüyor ki Cesur Yeni Dünya'nın yapısı 1931'in Nisan ve Ağustos'u arasında Huxley için çok sorunlu bir haldeydi; çünkü bir hiciv mi, bir kehanet mi, yoksa bir proje mi yazdığından kendisi de emin değildi. 1935'te bir gazeteci gönlünün "Vahşi'nin isteklerinden yana mı, şartlandırılmış istikrar idealinden yana mı" olduğunu sorduğunda, Huxley'nin "İkisinden yana da değil, bence iki ucun arasındaki bir orta hem istemeye değer hem olabilirdir, hem de bizim hedefimiz olmalıdır," diye yanıtladığı aktarılır. Anlamlı biçimde, "Gelecek hakkında komik, en azından alaycı bir roman"ın tamamlanışını haber veren babasına Ağustos 1931'de yazdığı bir mektup, "Beş Yıllık Plan doğrultusunda birşeyler benimsemediği takdirde, dünyanın geriye kalanının çökeceği" yolundaki kanısının "gitgide güçlendiği"ni bildirerek bitiyordu. Cesur Yeni Dünya'ya 1946'da yazdığı önsözde romanı yazdığı dönemde planlama ve öjeniğin kendisi için sahip olduğu çekiciliğe hiçbir göndermede bulunmaz. Hitler ve "Nihai Çözüm" bu tür fikirleri düşünülemez kılmıştı ve o günden sonra Huxley bu fikirleri terk etti. Böyleyken önsöz ve Brave New World Revisited (1958), Sovyet Komünizmi'nin hegemonyasının işaretlerini verdiği "kâbusumsu" geleceğe ilişkin kehanetsi farkındalığı vurgular.
    Cesur Yeni Dünya'nın en güçlü yönlerinden biri, teşrih masasına yatırılamaması, kategorik yoruma direnmesidir. Sözgelimi Mayıs 1931'de yayınlanan bir makalede D.H. Lawrence, New Mexico'nun "büyük maddi ve mekanik gelişme çağı"ndan kendisini nasıl "sonsuza dek" kurtararak değiştirdiğini anlattı. Huxley'nin Vahşi Ayrıbölgeleri bu denemeye (The Plumed Serpent (1926) ve Mornings in Mexico (1927)) çok şey borçludur. Bu yapıtlarda Lawrence, sürekli animistik insan ruhuna bağlı kalan Amerikan yerlileri ile Ford'la malûl Birleşik Devletlerin demokratik yurttaşları arasına bir ayrım çizer. Cesur Yeni Dünya da aynı ayrımı kullanıyor görünmekte ve hatta Huxley bir Pueblo Yerlisi'nin kırışık yüzünü betimlemek için Lawrence'ın favori sözcüklerinden birini, "obsidian"ı kullanır. Lawrence 1930'da öldü, Huxley de 1932'de yazar arkadaşının mektuplarını yayınladı. Bunları yayına hazırlarken Huxley, New Mexico'nun Lawrence'a ifade ettiği anlamın çarpıcı tanıklarıyla karşılaştı. Cesur Yeni Dünya kısmen Lawrence'a bir başka atıf olarak okunabilir, fakat romanın birçok yönü göz önünde bulundurulunca, durum göründüğü kadar basit değildir. Huxley aslında Lawrence'm ilkel kültürlere "gerilikçi" övgüsüne ılımlı yaklaşmaz ve de romanın son bölümünde Vahşi kendisini "bir kucak dolusu yeşil diken"in üzerine attığı zaman, bu, Lawrence'a saygılı bir gönderme ânı olmaktan çok, Birkin'in Women in Love'da dikenli çalılığa çırılçıplak atlayışının parodisidir. Benzer biçimde, "etine dolgun bir sarışın" olarak Linda da, kocasının ölümünden sonra ömrünü New Mexico'da geçiren ve Lawrence'ın mektuplarını derlerken bir hayli çatıştığı Frieda Lawrence'a eğreti bir benzerlikten fazlasını taşır.
    Vahşi Ayrıbölgesi'ni, gayrıinsanî Dünya Devleti'nin günahıyla sevabıyla, insanî antitezi olarak okuyanlar, Malpais'in ırkçı önyargısı içinde Linda ve John'ın dışlanmışlıklarının ("Ten rengimden ötürü benden hoşlanmadılar," der John Bernard, ve Lenina'ya 7. Bölüm'de kırbaçlama ayininde ilk karşılaştıklarında, "Hep böyle oldu.") Bernard Marx ve Hemholtz Watson'ın Dünya Devleti'ndeki ikilemlerinden daha tahammül edilemez olduğunu kabul etmelidirler. Ortodoks olmayan davranış New Mexico'da Londra'dakinden daha şiddetle cezalandırılmaktadır ve Malpais'in totemizmle meskali, Dünya Devleti'nin Fordizm'le somasının kaba eşdeğerlerinden başka birşeyler midir? Buna karşılık, F.S. 632'nin sivri yanları törpülenmiş mutluluklar diyarı, sapkın davranışın, insan hatasının, duygusal istikrarsızlığın ve toplumsal düzensizliğin kökünün kazındığı bir yer değildir. Asayiş polisi, Park Sokağı arbedesi gibi programlanmamış anlaşmazlıklar patlak verdiğinde ilgilenmek üzere hazır bekletilir; Kuluçka ve Şartlandırma Müdürü gibi yüksek mevkili birinin de genç Linda'yla yıkıcı ve romantik bir ilişkiye girmesi, kadının da "Tomakin"ine kendini adaması insan tutkusunun bastırılamaması konusunda çok şey anlatır. Benzer biçimde, "popüler" ve "etine dolgun" Lenina Crowne, Henry Foster'la olan özel ilişkisini, gelişmesi engellenmiş Bernard Marx'a açıklanamaz bir düşkünlüğe evriltir ve, 13. Bölüm'de bildirildiği üzere, Mwanza-Mwanza'daki bir Alfa-Eksi idarecinin erken ölümüne yol açan da Lenina'nın insanca bir hatasıdır. Aynı şekilde, Bernard'ın kısa boyluluğu ve inançsızlığının, bir insanın geçmişteki sakarca bir hatasından kaynaklanmış olabileceği yolunda söylentiler dolaşmaktadır.
    1946 tarihli önsözde Huxley, romanı yeniden yazacak olsa Vahşi'ye üçüncü bir seçenek; ekonominin merkezsiz, politikanın anarşist, bilim ve teknolojinin insanlığı baskı altına almak yerine, ona hizmet etmek için kullanılacağı bir toplulukta yaşama seçeneği sunacak idiğini açıklar. "Din, insanın Mutlak Sonu'na ilişkin bilinçli ve zekice meşgalesi, içkin Tao ya da Logos'un, aşkın Tanrı ya da Brahman'ın birleştirici bilgisi olurdu," der. Okuyucular olarak romanda bu satırları gözden geçirip değiştirmediği için Huxley'e müteşekkir olmalıyız, çünkü eğer öyle yapsaydı, Cesur Yeni Dünya, kuşkusuz, uzun süreli cazibesini yitirirdi. Paradoksal biçimde, Cesur Yeni Dünya'nın bir yirminci yüzyıl klasiği olma özelliğini güvenceleyen şey, 1931'de Britanya'yla Huxley'i kuşatan ve romanının derin çift yönlülüğünü doğuran kaygı ile belirsizliklerdir.
  • Sherlock Holmes ve Doktor John Watson'un tanışmalarıyla başlayan, serinin ilk kitabı olan ve soluksuz okunacak romanı: Kızıl Dosya ya da benim okuduğum kitabın adıyla Kızıl Soruşturma.

    Okuduğum Sherlock Holmes kitapları içinde en uzun soluklu olan kitaptı. Okumuş olduklarım kısa hikâyelerden teşekkül ettiği için uzun soluklu bir Sherlock Holmes romanı okumak daha iyi bir tecrübe oldu. Kitabı, bu sebepten ötürü hikâyelerine tercih ederim. Odaklanılacak tek bir hikâyenin olması kitabı daha iyi anlamaya imkân sağlıyor.

    Evvelâ cinayeti ve bu cinayetin aydınlatılmasını okuduğumuz kısımlarla hikâyeyi öğrenmeye başlıyoruz. Tabiî ki her Sherlock Holmes kitabında olduğu gibi, cinayetle alâkalı ayrıntıları Sherlock Holmes konuşup izah edinceye kadar öğrenemiyoruz.

    Cinayetin sebebini ise bambaşka bir hikâyeyle ikinci bölümde anlıyoruz, daha doğrusu anlamaya başlıyoruz. Sherlock Holmes serîsiyle aşinâ olduğumuz Arthur Conan Doyle, ikinci bölümdeki hikâyeyle kendini bir kez daha kalemine hayran bırakıyor.

    Sonunda ise Sherlock Holmes konuşuyor ve cinayeti nasıl çözdüğünü tek tek anlatıyor. Açıkçası katile ya da onun kendini gördüğü şekilde söylersem, adaleti yerine getirmeye çalışan adama cinayetlerin sebebini anlatmasıyla birlikte hak vermedim değil.

    Bir kitabın daha sonuna gelmenin memnûniyetle birlikte bu kitaba ve seriye mutlaka başlamanızı ve okumuş olmanızı tavsiye ve telkinde ediyorum. Selâmetle...
  • Sherlock Holmes serisinde okuduğum ilk kitap. Elime aldığım günden beri bırakamadığımı belirtmeden geçemem.

    Kitap ortalama 30 sayfalık 12 bölümden oluşuyor. Her bölümde farklı bir vakadan bahsediyor. Bu vakalarda Sherlock Holmes'ın dostu Dr. John Watson da eşlik ediyor. Hikayenin bakış açısı da Watson tarafından yapılıyor. Kitaptaki betimlemeler sayesinde vakalar gözünüzde canlanıyor.

    Kitabı okurken dışarı çıktığımda insanlara Sherlock gözünden bakmaya çalıştığımı da itiraf etmem gerek. :D Tabii ki böyle harika bir gözlemcinin gözünden bakmak oldukça zor. :)

    Sürükleyici, merak uyandırıcı, gizemli tarzlar seviyorsanız kitabı tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim.
  • “zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
    uyrukların arasında uygunsuz biriyim”
    Mataramda Tuzlu Su – İsmet Özel
    Hangisinin yalnızlığı kıymetli? Helmholtz’unki mi, Bernard’ınki mi, Lanina, Mustafa Mond, Linda, hangisininki? Yoksa Vahşininki mi hakiki bir yalnızlık? Hepsi yalnız da bizim günümüzdeki yalnızlığımıza eşdeğer olan hangisinin yalnızlığı acaba?
    Bizler yani bugünün insanı Huxley’in çizdiği bir distopyanın içinde değiliz elbette. Fakat o distopyanın bir örneğini yaşamadığımızdan kim bahsedebilir? Fiziksel olarak değil, ruhen üretiliyoruz bizler de daha doğmadan önce bir şişenin içerisinde embriyomuza bizi biz yapan binlerce veri zerkediliyor. Dilimiz, inancımız, kültürümüz vs. Bizler de tıpkı Cesur Yeni Dünya’nın mutluluk ve istikrar için her şeyden, insanca olan her şeyden vazgeçen uygarlığı gibi bir dünya içerisinde yaşamıyor muyuz? Bizler de mutluluk ve istikrar uğruna önce gerçekten, yani hakikatten ve güzellikten vazgeçmiyor muyuz? Elbette biz de standartlaştırılmış bir hayatın içinde bize çizilen sınırlar içerisinde mutluluğumuzu sağlayacak, kaostan uzak en normal yaşamları yaşayıp gidiyoruz. Gerçeklik ağır geldiği anda kendimizi çeşitli uyuşturucuların etkisine bırakıyoruz. Tıpkı soma gibi bizim de kendimize cennet düşü oluşturacak bir çok uyuşturucu ile uyuşuyoruz. Sadece alkol ve uyuşturucu değil demek istediğim, instagram sayfalarında muhteşem hayatlarını paylaşan insanları düşünün ve onları hayranlıkla takip eden binlerce, milyonlarca insanı. Hepimizin kendini uyuşturma yöntemi farklı hepimiz normal hayatlarımızın zor geldiği anlarda bir uyuşturucunun etkisine girip hayatlarımızın yanlış giden kısımlarını sorgulamaktan kaçınıyoruz. Böylece düzen devam edip gidiyor ve bizler onun dişlileri olarak hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
    Bu standartlaştırılmış ve uyuşturulmuş cemaat hayatını sorgulamaya başladığımız ilk an ise bu sahte mutluluk ve istikrar düşü soluyor, gerçeklele ilk kez temas etmiş oluyoruz. Ancak temas ettiğimiz o an tıpkı ciğerlerine hava dolan bebeğin çektiği acı benzeri bir acıyla karşılaşıyoruz: yalnızlık acısı.
    Huxley’in dünyasında karşımızda yavaş yavaş beliriyor insanlar. Her bir kahraman başka bir kahramanı karşılamak için hazırlanıyor sanki. Önce Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi Müdürü Thomas’la karşılaşıyoruz. Thomas yalnızlıktan uzak, toplumsal değerlere sıkı sıkıya bağlı, sınıfının tüm özelliklerini bünyesinde toplamış, işine ve elbette uygarlığın ülkelerine iman etmiş bir adam. Hata kabul etmeyen, normalin dışına çıkacak en küçük harekete karşı amansız bir devlet neferi. Thomas’la önce yine kendisi gibi devlete sıkı sıkıya bağlı başarılı bir mühendis olan Henry Foster’la karşılaşıyoruz. Ancak Foster’ın bizim için bir önemi yok o sadece mekanizma içindeki yağlı dişlilerden biri. İşini aksatmayan, işine hayran bir adam. Thomas gibi, ancak Thomas değil. Zira Thomas zoraki bir yalnızlığın içine itilecekken kendisi ıskartaya çıkarılmadan çalışmalarına devam eden olayların akışı içerisinde kendine çizilen kaderi sorunsuz yaşayan bir tip. Tıpkı günümüz sorgulamayan insanı misali.
    Fakat Foster bizim önce Lenina daha sonra ise Bernard ile ilişki kurmamızı sağlıyor. Lenina genç, güzel, uygarlığın öğütlerine uyarak kimseye bağlanmadan herkes herkes içindir ilkesine sıkı sıkıya bağlı bir şekilde yaşamını sürdüren bir kadındır. Fakat uygarlığın ilk açığını Lenina’da görürüz. Herhangi bir kişiye bağlanmanın ayıp ve toplumsal olarak kabul edilemez olduğu bir yerde Bernard’a içten içe bir şeyler beslemektedir. Nedenini kendi de anlamaz zira onun da adlandırabildiği ve tam olarak ismi koyulmuş bir şey değildir bu. Ki bunun daha sonra Vahşi ortaya çıktığında Lenina’nın sadece farklı olana hissettiği karşı konulmaz ilgi olduğunu anlarız. Lenina farklı değildir, ancak farklı olana ilgi duymaktadır. Farklı olanı aramakta, farklı olanı kendi toplumsal şartları içine çekmeye çabalamaktadır. Bunun ilk örneğini Bernard ile ilişkisinde görüyoruz. Bernard’ın ilk görüşmelerinde ilişkiye girmek istememesini yadırgar, normal karşılamaz. Lenina’nın Bernard’ı hayal kırıklığına uğrattığı andır bu. Zira Bernard da farklı olduğunu düşünerek farklı olanı yapmak istemektedir. Lenina’nın Bernard’la ilişkisini devam ettirmek istemesinin bir nedeni de yine uygarlık dışı bölgede yer alan vahşilere ait diyarlara Bernard sayesinde gidebilmek istemesidir. Fakat o da umduğu gibi olmaz o diyarda ilgisini çeken tek şey vahşiler içinde büyümüş olan Vahşi John olacaktır. Evet elbette o da farklıdır. Ve Lenina onunla da farklılığını bilerek onu kendi standartlarına çekerek beraber olmak istemektedir. Sonunda da Vahşi tarafından adice bir biçimde terk edilecek hakarete uğrayacaktır. Okuyucu ister istemez Lenina’nın bunu hak edip etmediğini sorar kendi kendine ancak ortada bir gerçek vardır. Lenina da tıpkı uygarlığın diğer dişlileri gibi bir dişlidir. Tek farkı ki Lenina’yı belki de diğerlerinin ve özellikle Vahşi’nin gözünde düşeren şey budur, Lenina’nın farklı olduğu sanrısı ile hareket edip gerçekten toplumsal olarak farklılık peşinde olan insanlara yanaşma çabasıdır. Bu sebeple Lenina arkadaşı Fancy tarafından da bolca uyarılmaktadır.
    Lenina’nın ilişki yaşadığı erkeklerden biri olan Bernard herkesin gözünde biraz farklıdır. Zira kendisi çelimsiz vücudu, melankolik yüzü ile etrafındaki insanların dikkatini çekmektedir. Bernard bir alfa olmasına rağmen bir gama sınıfının fiziğine sahip olduğu için üretim esnasında yapay kanına yanlışlıkla alkol konulduğu söylentisi yayılmıştır. Ayrıca Bernard, karşı cinse karşı diğer erkeklerde olduğu gibi fütursuz bir ilgi göstermiyor, Engelsiz Golf gibi tüm toplumun sahiplenerek oynadığı bir oyundan haz duymuyordur. Etrafındaki garip bakışlardan utanıyor, bundan rahatsızlık duyuyordur. Sadece arkadaşı Helmholtz Watson ile konuşabiliyor ona farklı yanlarını göstermekten çekinmiyordur. Farklı olduğu, toplumsal normlara uymadığı gerekçesiyle tehdit altında olan Bernard vahşilerin bölgesine geçtiğinde eline hayatının hiçbir döneminde geçmeyecek bir fırsat geçer. Şişede üretilmiş ve uygarlıkta büyümüş fakat daha sonra bir seyahat esnasında kaybolarak vahşiler arasında yaşamak zorunda kalmış Linda ve onun oğlu olan John ile tanışır. John aslında Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi müdürünün oğludur. Bu uygarlık için kabul edilemez bir yanlıştır. Bernard kendisine tehlike olan müdür aleyhine bu durumu kullanır ve Linda ile John’u uygarlığa getirir. Artık göz önünde bir insan olmuştur. İstediği insanlarla istediği gibi iletişim kurabilmekte, fiziksel yetersizlikleri insanların gözünden silinmekte, her kadınla istediği gibi ilişkiye girebilmektedir. Yalnızlık günlerini beraber paylaştığı dostu Helmholtz’la bile görüşmez olur. Mahallesinin kendisine karşı tavrı değiştiği için mahallesini kabullenen bir adama dönüşmüştür Bernard. Vahşi onun uygarlığa kendini kabul ettirme bileti olmuştur. Lenina farklı olmayıp farklı insanlara ilgi duyarken, Bernard fiziksel özelliklerinden dolayı gerçekten farklı olup bu farklılığından nefret etmekte, normal insanlar tarafından kabullenilip, saygı görmek istemektedir. Zorunlu ancak kabul edilmez bir yalnızlığını içindedir. Ve Vahşi onun bu yalnızlığını yıkması için bir aracı olmaktadır. Fakat Vahşi’nin kişiliğini Bernard ve uygarlık içindeki diğer insanların elinde oyuncak etmek istememesi neticesinde Bernard eski durumunda beter bir yalnızlık ve itilmişlikle karşı karşıya gelir. Bernard -belki de yapay kandaki alkol söylentisi doğrudur- farklılığına hapsolmuş bir insan olarak hayatına diğer farklı insanların yanında bir adada devam etmek zorunda bırakılır. Tıpkı kendi sosyal ortamından saygı görmeyen ancak zorla kendini kabul ettirmeye çalışan günümüz insanları gibi, sonu hüsranla biten bir atılım yapmaya çalışır. Fakat olmaz, Bernard normal değildir, bu kaderi yaşamak mecburiyetindedir. Yani Bernard bilinçli bir yalnızlığı seçmemiş, yalnızlığa itilmiştir.
    Bernard’ın farklılığını keşfettiği anlarda soluğu yanında aldığı Helmholtz’un yalnızlığı ise daha farklıdır. Helmholtz Duygu Mühendisliği Üniversitesi’nde hocalık yapmaktadır. Bernard’daki fiziki yetersizliklerin aksine fiziği sınıfının tüm özelliklerini taşımakta fakat zihinsel açıdan aşırılıkları bulunmaktadır. Nasıl ki Bernard’ın fiziksel özellikleri onu diğer insanlardan farklı kılıyorsa, Helmholtz’un zihinsel aşırılıkları da onu diğer insanlardan ayırıyor, diğer insanlardan ayrıldığı bir yalnızlığın içerisine itiyordur. Helmholtz sadece Bernard ile konuşurken aşırılıklarını sergileyebiliyordur. Çalıştığı yerde bir gün yalnızlık üzerine yazdığı bir şiiri okuması üzerine yöneticilerin tepkilerini üstüne çekmiştir. Mutluluk ve istikrar değil, güzellik peşinde koşmak istemektedir Helmholtz ancak bunu aşabilecek bir yol, akıtabilecek bir kanal bulamamaktadır. Ta ki Vahşi ile karşılaşana kadar. Vahşi kendisine elindeki Shakespeare’in yapıtlarını barındıran kitabı verip oradan ona şiirler okumaya başladığında Helmholtz bu aşkın güzelliğe vurulur, uzun vakitler Vahşi ile bu güzellik üzerine konuşurlar. Saatler süren konuşmalar o kadar güzeldir ki Bernard’ın bu konuşmaları bölmesine dahi dayanamaz olur Helmholtz. Fakat Helmholtz’un ayrıksılığı da bir yere kadardır. Zira ne de olsa o da şişede üretilmiş, bu toplumsal yapının normlarıyla yetişmiştir. Bazı şeyler hala onun için mahrem, dokunulmaz bazı şeyler ise gülünçtür. Vahşi’nin okuduğu bir şiire verdiği tepkiler onun için de yıkılacak bazı şeylerin sınırlı olduğunu gösterir. Fakat yine de Vahşi’nin bir histeri krizine girip Deltalarca saldırıya uğradığı olay esnasında Vahşi’nin yanında yer alması yine de yalnızlığında ne kadar cesur olabildiğini göstermektedir. Ki neticesinde Helmholtz tıpkı kendisi gibi farklı şeylere ilgi duyan kendisini mutluluk ve istikrar kandırmacasından uzaklaştıran insanlarla birlikte bir adada yaşamaya mahkum edilir. Fakat elbette bu mahkumiyet kendisi için sınırlarını aşacağı bir güzellik, yepyeni bir deneyimdir. Helmholtz mahallesinden çıkmış yeni bir mahalleye geçmiştir. Göze aldığı yalnızlık karşılığında ona yeni bir cemaat sunulmuştur.
    Mahallesizlik... Vahşi’nin durumunu en güzel niteleyecek durum belki de budur. Vahşi, doğup büyüdüğü vahşilerin arasında ayrıksıdır, zira annesi yani kökü kendi uygarlığının toplumsal normlarını yeni yaşam bölgesine de taşımıştır. Herkes herkes içindir ilkesini bir kişiyi sevmenin, bağlanmanın ve evlenmenin hüküm sürdüğü bir diyarda uygulamak istemesi elbette ki orospu yaftası yemesine sebep olacaktır ki öyle de olur. Bu durum John üzerinde büyük bir travma yaratır, annesinin yatağını paylaştığı Pope’a karşı büyük bir nefret duyar. Vahşilerin arasına karışmaya çalışır ancak itilir, ezilir. Bir kızı sever ancak kavuşamaz. Ve nihayetinde kendini Pope’un bir gün getirip bir köşeye attığı Shakespeare kitabında bulur. Hakikat ve güzelliğin izini sürmeye çalışır. Bernard onun için uygarlığa adım biletidir. Kendisini, hakikati ve güzelliği uygar insanların arasında bulabileceğini sanır, ancak yanılır. Mutluluk ve istikrar için gerçeği ve güzelliği gözden çıkarmış, yapay üretilmiş insanlar arasında sadece yalnızlığı derinleşir. Tanrının olmadığı, hakikatin bir kenara itildiği bir ortamda, birbirinin aynısı insanlardan tiksinir. Aşık olduğu Lenina’nın kendisini tıpkı bir fahişe gibi kendisine sunduğunu düşünerek ona saldırır, toplumsal normları yanlış yorumlar belki de onun aradığı saf güzellikten çok uzak bir toplum idealidir uygarlık. Vahşi çareyi sürekli Helmholtz’la konuşmakta bulsa da, Helmholtz’un onun okuduğu bir şiire verdiği tepki Vahşi’nin yine çaresiz kalmasına neden olur: “...Kitabının üzerinden Helmholtz’a baktı, kahkaha sürerken öfke içinde kitabını kapattı ve kalkıp incisini domuzun önünden alan birinin tavrıyla çekmecesine kilitledi.”
    Vahşi, nihayetinde annesi Linda’nın ölümü ve ölüm esnasında annesinin onu Pope sanmasının acısıyla bir histeri krizine tutulur. İnsanları uyuşturan somaları avuçlayarak dışarı atar. Kendilerine dağıtılan somaların ziyan edilmesine sinirlenen gamaların saldırısına uğrar. Sonrasında fordhazretleri Mustafa Mond ile onun huzurunda bir konuşma geçer aralarında. Vahşi’nin arayıp da uygarlıkta bulamadığı şeyler en güzel bu bölümde ortaya konur. Zira Mustafa Mond da tıpkı Helmholtz gibi Vahşi gibi farklılık arayan ancak kendi geleceği uğruna bu arzusundan vazgeçen bir yalnızdır. Fakat onun yalnızlığı adeta bir tanrı yalnızlığıdır. Zira devlet için kuralları koyanlardan biri de odur. Ve Vahşi’ye istediğini verebilecek kişi de yalnız O’dur. Vahşi’nin aradığını ne vahşiler arasında ne de uygar toplum içinde bulamayacağını en iyi Mustafa Mond gösterir. Şöyle bir konuşma geçer aralarında:
    ““Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.”
    “Aslında,” dedi Mustafa Mond, “siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.”
    “Öyle olsun,” dedi Vahşi meydan okurcasına, “mutsuz olma hakkını istiyorum.”
    “Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.”
    Uzun bir sessizlik oldu.
    Sonunda Vahşi, “Hepsini istiyorum,” dedi.
    Mustafa Mond omuzlarını silkti. “Hepsi sizin olsun,” dedi.”

    Sonunda Vahşi uygarlık sınırları içinde fakat toplumdan uzak bir yerde inzivaya çekilir. Fakat ne çare ki orada da yalnız bırakılmaz bir gösteri maymunu gibi sürekli takip edilir. Güzellik ve gerçeği bu dünyada bulamayacağının kanıtı gibi bir son yaşar. Yalnızlık yakıcıdır ve ömür boyu sürmektedir. Ama gerçek ve güzellik aramaya değer olandır. Bunun için yalnız kalınacaksa, bu sadece değerli bir yalnızlık olacaktır.
  • Seçilmiş çok güzel başarı sözleri; başarılı olmak için mutlaka okuyun…

    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın. Theodore Roosevelt
    İnsan sahip olduklarının toplamı değil, fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır. Jean Paul Sartre
    İnsanın yaşam düzeyini bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum. Henry Davıd Thureau
    Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland
    Ahlak konusunda en önemli dersler kitaplardan değil, yaşanan deneyimlerden alınır. Mark Twaın
    Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur. B. Dısraelı
    İnsanlar öğrenme dürtüsüyle doğarlar. Öğrenmeye karşı merak ve bundan duyulan zevk insanın doğasında vardır. Bunlar bebeklikten başlayarak zamanla yok edilir. W.E.Demıng
    Coşku, zekadan daha önemlidir. Albert Eınsteın
    Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur. Ziya Gökalp
    Başarının sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir. Mark Kay
    Yapabildiğimiz herşeyi yapsaydık, buna kendimiz bile şaşardık. Thomas Edison
    Başkaları için duyduğun kaygı, kendin için duyduğun kaygıların önüne geçtiği zaman olgunlaşmışsın demektir. John Mac Noughton
    Zenginlik ve güzellikle birlikte bulunan ihtişam geçicidir ve kolay zedelenebilir. Erdemse muhteşem ve ölümsüz bir servettir. Sallust
    Başkaları yararına iyi bir şey yapmak görev değil, zevktir. Çünkü sizin sağlık ve mutluluğunuzu artırır. Zoroaster
    Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates
    Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir. Leonardo da Vinci
    Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracagınızdan emin olabilirsiniz. Henry Wadsworth Longfellow
    Bir kitap bir aynadır. Ona bir eşek bakacak olursa karşısında elbette bir evliya görmez. Goergo C.Lıchtenberg
    Öykü sözcüğünün kökeni depo kelimesidir. Bu nedenle öykülerin birer depo oldukları söylenebilir. Şeyler öykünün içinde saklanırlar ve bu şeyler anlamdır. Mıchael Meade
    Çömez yakınıyormuş: “Bize öyküler anlatıyorsun ama anlamlarını açmıyorsun.” Usta yanıt vermiş: “Biri sana meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşuna gider miydi?” Paul Brunton
    Oğlum, bütün hayatımı kolların ve ayakların belirlemeyecek. Hayatına asıl yön verecek olan beynin ve kalbindir. Bir şeyi gerçekten istiyorsan, bütün engelleri yenip ona ulaşabilirsin. Shelton Skelton
    Dünyanın acı ile dolu olduğu doğrudur ama bir çok insan da bunun üstesinden gelmektedir. Helen Keller
    Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar. Alfred Lord Whıtehead
    Arzu varsa çözümde vardır. Anonim
    Olumsuz düşünceleri zihinsel canavarlar halini almadan önce yok edin. Anonim
    Sizi korkutan her deyim size güç, cesaret ve güven kazandırır. Kendinize “Ben bu dehşeti yaşadım. Bundan sonra gelecek şeylere hazırım” dersiniz. Eleanor Roosevelt
    Kimi insanlar yaşamımıza girer ve çıkarlar. Kimileride bir süre yaşamamızda kalır ve kalbimizde ayak izlerini bırakırlar, o zaman bir daha asla aynı insan olamayız. Anonim
    İnsanın ruhu felç olmaz. Soluk alabiliyorsanız, düş de kurabilirsiniz. Tavuk suyuna çorba
    Yeterince sevginiz varsa dünyada ki en mutlu ve en güçlü insan olursunuz. DR. Emmet Fox
    Hata değil çare bulun. Henry Ford
    Annem Help, “Herkesin kaderini kendisinin çizdiğine inanırım. Yaradanın sana verdiğiyle en iyisini yapmalısın” derdi. Forrest Gump Filminden
    Düş kurmak değil, bir düşe sahip olmamak budalalıktır. Clıff Clavın, Cheers
    Başkalarına yardımcı olmak için elinize her zaman büyük fırsatlar geçmez, ama küçük fırsatlar hergün çıkar. Sally Koch
    Deneyim: En acımasız öğretmen odur. Fakat en iyi öğretmen de odur. C.S. Lewıs
    Düşünceli olun, çünkü karşılaştığınız herkes inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor. Plato
    “Sana bütün bunları kim öğretti, Doktor?” Yanıt anında geldi. “Acı çekmek.” Albert Camus, Veba
    İnsan yaşamanın amacı başkalarına hizmet etmek, şefkat göstermek ve yardımcı olmayı istemektir. DR. Albert Schweıtzer
    Kendinizi tanıyıp ifade etmek onu inkar etmekten çok daha kolaydır ve başarırsanız lidelikte ödüllendirilirsiniz. Warren Bennıs
    Bir değişim, bze gelişme fırsatını sağlayacak olan bir sonraki değişime yol açar. Vıvıen Buchen
    Başarıya ulaşıp sıcrama yapan bireyler, aynı zamanda değişimin ustaları olacaklardır. R. Kanter
    Başkası düştü mü, “çürük tahtaya basmasaydı” deriz. Kendimiz düşünce, bastığımız tahtanın çürük çıkmasından şikayet ederiz. Cenap Şehabettin
    Dünyada bir çok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolurlar. Sydney Smıth
    Durmak ölüm, taklit uşaklıktır, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir. L.Y. Rauke
    Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard
    Mevcut bilgi birikimimizle öyle sorunlar yaratırız ki aynı birikimimiz bu sorunları çözmemize yetmez. A. Eınsteın
    Bilgi, tek başına ekonomik bir kaynak değildir. Bilgi alınıp satılamaz, sadece bilgiyle yaratılanlar alınıp satılabilir. P.Drucker
    Hayatta rasladığım herkes, bir bakımdan bana üstüdür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim Emerson
    İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında ise bilgili olan kazanacaktır. A. Toffler
    Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşısındakilerinin anlayabiceği kadardır. Mevlana
    İlim ilim demektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Yunus Emre
    Tez elde edilen başarı, insanı kararsız ve maceraperest yapar. Bacon
    Güçlükler başarının değerini artıran süslerdir. Molıere
    Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar. Rudyard Kıplıng
    Ne başarırsanız başarın, size yardım eden mutlaka vardır. Athea Gıbson
    En sıradan iş bile büyük başarılar getirme potansiyeline sahiptir. H.Jackson Brown
    Başarılarını gizlemek en büyük başarıdır. La Rochefoucauld
    Okunu hedefden öteye atan okcu, okunu hedefe ulaştıramayan okcudan daha başarılı değildir. Motnagıne
    Para asıl parayı çekerse, başarı da başarıyı çeker. Chamfort
    Büyük işler başarmak isteyen kimse, ölüm yokmuş gibi davranmamalıdır. Vauvenaroues
    Başarı isdediğini elde etmek, mutluluksa elde ettiğini sevmektir. Brown
    Büyük aşkların ve büyük başarıların büyük riskler içerdiğini unutma. Kim iyi yaşamış, bol bol gülmüş ve çok sevmişse, başarıyı yakalamış demektir. Bessıe Anderson Stanley
    Ders alınmış başarısızlık başarı demektir. Malcom S. Forbes
    Başarı insana belki çok şey öğretmez, fakat başarısızlık çok şey öğretir. Çin Atasözü
    Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar. Germaın Martın
    Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir. Saınt Exupery
    İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir. Andre Gıde
    Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. Eflatun
    Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur. Cıcero
    Ya başlamamalı, ya daa bitirmeli. Ovıdıus
    Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur. Victor Hugo
    Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar. Hz. Ali
    Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir. G. Gracıan
    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olamk şartdır. Balzac
    Hiçbir şeye cesaret etmeyen, hiçbir şeye beslemsin. Schıller
    Bilgi insanı şüpheden, iyiylik acı çekmekten, kararlı olmak korkutan kurtarır. Konfüçyus
    Başkalarının kusurlarını tartarken, parmağıyla terazinin kefelerini bastırmayan insan pek enderdir. Byron Langenfeld
    Büyük adam büyük olduğunu; fakat büyüklüğünün küçüklük olduğunu bilir. Andre Mauroıs
    “Bundan yirmi yıl sonra yapyınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın, rüzgarları arkanıza alın, araştırın hayal edin ve keşfedin.” Mark Twaın
    İyi bir kafaya sahip olmak yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır. Rene Descartes
    İnsan beyni sahibinin ihtiyaçlarından fazla gelişmiş bir araca benzer. A. R. Wallece
    Hayal gücünden daha önemlidir. Albert Einstein
    Yapacağın ilkşeyi kafanda net olarak görmelisin. Alex Moorison
    Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir. E. E. Cummings
    En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır. C. Floru
    İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluğu, zenginliği, fakirliği yapan zihindir. Edmund Spencer
    Vücutlarımız bahcemizdir? Niyetlerimiz de bahcıvanımızdır. William Shakesreare
    Gerekeni yap ve güce sahip ol. Emerson
    Gülümseyin: öyle samimi ve sıcakolun ki her sıktığınız ele, ruhunuzu da katın. Dale Carnegia
    Akli resimler zihni kalıbımızın biçimlenmesine yardım eder. Robert Collier
    “Vereceğimiz bilinçli komutlarla beyin merkezlerimizi geliştirebilecek, böylece şimdilerde düşleyemeyeceğimizi kullanabileceğiz”. DR. Frederic tilney
    “Harukulade şeyler ancak, içlerindeki bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır.” Barton
    Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar. Virgil
    İnsanlar arasında fark ufaktır. Ancak bu ufak fark büyük farklılığa yol açar. Ufak farklar tutumlardır. Büyük farklılık ise bu tutumun olumlu veya olumsuz olduğudur. C.Lement stone
    “Ben hayatımın hiçbir anında karamsallık nedir tanımadım.” M. Kemal Atatürk
    “Güzel bir düşünce de ibadet sayılır.” Ahmet İbşihi
    Büyük adamlar olmassa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler. Gaulle
    Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir. Anthony Robbins
    “Yapmak istediğin herşeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararıda mutlaka gerçekleştir. Benjamin Franklin
    “Kişinin geleçe dönük umutları şimdiki gücünün kaynağıdır.” Maxwel
    “Bilinçlik potansiyeli, insan tarafından henüz keşfedilmemiş, en son ulaşılabiliecek alan olarak kalmıştır. Henüz keşfedilmemiş bir ülke gibidir.”
    Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebiliği kadar başarılı olur.
    Yüzde 100 inandığın sürece her şeyi yapabilirsiniz. Arnold Schwarzenegger
    “İnsan yalnız tek bir istemeli ve durmadan hep onu istemeli, o zaman onu elde edeceğimizden emin olabiliriz.” Andre Gide
    “Eğer hepimiz, yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, şaşkınlıktan kendi aklımızı başımızdan alırdık. Thomas Edison
    “Konsantrasyon, bezginlik duymadan fiziksel ve zihinsel enerjiyi tek bir noktaya sürekli uygulama yeteneğidir.” Thomas Edison
    “Yetenekler ortaktır; herkes onlara sahiptir ama nadir olan yeteneklerimizin bizi götürdüğü yere gitme cesaretidir.” Anonim
    Allah´a dyan, sa´ye sarıl, hikmete ram ol? yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol. Mehmet Akif Ersoy
    Eğer sizde deha varsa çalışkanlık bunu inkişaf ettirir. Eğer yoksa onun yerini doldurur. Reynolds
    “Gerçek başarı başarısızlık korkusunu yenebilmektir.” Sweeney
    “Ne geçmiş vardır ne gelecek; sadece sonsuz bir şimdi vardır.” A. Cowley
    Büyük adamlar olmassa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler. Schopen haver
    “Benim kuşağımın yaptığı en büyük keşiflerden biri, insanın düşüncelerini değiştirerek yaşamını da değiştirebileceği gerçeğini bumasıdır.
    “Başarı,küçük hataların ve başarısızlıkların biraz ilerisinde duran şeydir.” T. J. Watson
    “Akıl kendi başına cenneti cehennem, cehennemide cennet yapabilir. ” John Milton
    “Bazı kimseler güllerin dikeni olduğundan yakınırlar. Ben dikenlerin gülü olduğuna şükrederim.” Alphonse Kann
    Kişinin geleceğe dönük umutları şimdiki güçünün kaynağıdır. Maxwel
    Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar.” Emile Raux
    Bir gemi doğuya gider, biri batıya. Esen aynı rüzgarla: hangi yöne gidebileceğini belirleyen rüzgar değil, yelkendir. Ella Wheeler Wilcox
    Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard
    Ölçülebileni ölç, ölçülenmeyeni ölçülebilir yap. Doğanın kitabı matematiksel bir dille yapılmıştır. Galileo
    Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememeleridir. Thomas Edison
    Pek çok konuda başarı, başarmanın ne kadar vakitalacağını bilmeye bağlıdır. Montesgieu
    Gücünü aşan rolü üzerinde alırsan, bu rolü, iyi oynamadığın gibi yapabileceğin rolüde terk etmiş olursun. Epiktotes
    Demir mıklatısa aşıktır. Hep ona doğru koşar, zaferde sabra aşıktır ve devamlı ona koşar. Sühreverdi
    Beklemeyi bilen insan herşeyi elde edebilir. Benjamin Disraeli
    Dünyada yeteneksiz insan yoktur. Sadece iyi eğitilmemiş ve iyi yönlendirilmemiş insanlar vardır. Angle Peartri
    Kendi kendisiyle barış yaşamak istiyorsa; müzisyen müzik yapmalı, ressam reim yapmalı, şair şiir yazmalıdır. Abraham Mazlow
    Tembel insan yoktur. Sadece kendisine esin kaynağı oluşturacak kadar güçlü amaçları olmayan insanlar vardır. Anthony Robbins
    Hayatta yapabileceğiniz en büyük hata, sürekli bir hata daha yapacağımız korkusudur. Albert Hubbard
    Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonrada alışkanlıklarımız bizi oluşturur. John Dryden
    Alışkanlık hizmetkarların en iyisi, efendilerin en kötüsüdür. Nathanıel Emmons
    Başarının sırrı işini tatile çevirmektir. Mark Twin
    İyi yada kötü bir şey yoktur, fakat biz düşüncelerimizle iyi veya kötüyü yaratırız. William Shakespeare
    Her eylemin atası düşüncedir. Ralph Waldo Emerson
    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Theodore Roosevelt
    Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Latin Atasözü
    Kişisel başarı için televizyonunuzu öldürün. Steve Chandler
    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Alex Morrison
    Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü vazgeçilen her yanlış girişimileri doğru atılmış yeni birr adımdır. Thomas Edison
    En iyi dost, bendeki en iyi yönleri ortaya çıkaran insandır. Henry Ford
    Yapabileceğinize de inansanız, haklı çıkarsınız. Henry Ford
    İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi. Sigmund Freud
    Stresten kurtulmak için görevini en iyi şekilde yapın. Hans selye
    Yapmak istediğiniz şeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararı da mutlaka gerçekleştir. Benjamin Fraklin
    Batan güneş için ağlayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin. Dale Carnegde
    Başarıya ulaşamayanların yüzde doksanı yenilgiye uğramamıştır. Sadece pes etmişlerdir. Paul J. Meyer
    İnsan bir şeyi, çok ciddi olarak arzu etmeye görsün, hiçbir şeyi erişilmeyecek kadar yüksekte değildir. Hans C. Andersen
    Düşünceler gayeyi doğurur. Gayeler eyleme dönüşür, eylemler alışkanlıkları oluşturur. Alışkanlıklarda karakter belirleyerek kaderimizi tayin eder.
    Zor bir iş, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur. . Henry Ford
    Plansız çalışan kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer. Descartes
    Hepimiz zamanın kısalığında söz ederiz de; boş geçen zamanı nasıl geçireceğimizi bilmeyiz. Seneca
    Yapılmış küçük işler, planlamış büyük işlerden daha iyidir. nathanıel Emmons
    Düşündüğümüz şey yavaş yavaş biliçaltında kalıplaşmış gerçek bir deyimle kendini gösterir. Ernes holmes
    Rüzgarın yönünü tayin edemeyiz ama geminin yönün değitirebiliriz. Enaca
  • “Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın.”
    Bu konu gerçekten topluma anlatılması gereken önemli bir konu, toplumumuzun kanayan bir yarasıdır.
    Bu kitabı görünce aklıma Münir Özkul’un kızının cümlesi geldi:
    ‘Babam Yaşar Usta ya da Mahmut hoca değildi’
    Böyle bir karekteri oynamak, böyle bir karekteri yaşamaktan daha kolaydır.
    Buraya da bu konuyla alakalı kendi yazımı paylaşıyorum.

    John Broadus Watson

    ABD’li bir psikolog.29 Yaşında profesörlük ünvanını almıştır.Kendisi Davranış Bilimleri camiası tarafından ‘Davranışçı kuramlarının öncüsü’ kabul edilir. Özellikle de davranışçı öğrenme kuramlarından ‘Bitişiklik Kuramı’ üzerine çalışmalar yapmıştır. Davranış ve insan hakkında sayısız , çalışmalar, deneyler yapmıştır.Bu alanda birçok kitap ve makale yazmıştır. Deneylerinin aşırıya kaçması ve çocuklar üzerinde illegal deneyler yapması üzerine meslekten atılmıştır. Daha sonra ‘Reklamcılık’ sektörüne yönelmiş ve çok zengin olmuştur. Hatta reklamda ve filmde kullanılan 25. Kare tekniğini ilk kullanan kişi olarak bilinir.

    Watson çocuğu ‘boş bir levha’ olarak görüyordu. Çocukların karekterine bakılmaksızın, davranışçı ilkeler kullanılarak ressamdan doktorluğa kadar her alanda uzmanlaştırılabileceğini iddia ediyordu.

    Kendisinin çok bilinen bir sözü:
    ‘’Bana eğitmem ve büyütmem için sağlıklı, iyi yapılanmış bir düzine çocuk verin.Atalarının mesleği ve ırkı ne olursa olsun ben onların yeteneklerine, eğilimlerine, meziyetlerine, yatkınlıklarına aldırmaksızın, onlardan size, kendi seçimime göre doktor, avukat hatta dilenci ve hırsız yapayım.’’
    Watsonun iki çocuğu olmuştur. Watsonun çocukları babalarını ‘Çok soğuk, sevgisini göstermeyen biri olarak’ tanımlamıştır. Ve iki çocuğu da genç yaşta intihar etmiştir.

    Bu şahsiyet hakkında konuşulacak çok şey var.Ama uzatmayayım.
    Bugün sosyal medyada bir çok ‘genç annelere tavsiyeler’ ‘genç çiftlere tavsiyeler’ ‘çocuk yetiştirme’ gibi konularda hiçbir vasfı bulunmayan ama kendisini bu alanın öncüsü gibi görüp, ironik bir şekilde ‘yazar’ vasfına sahip şahsiyetler türemiştir.

    John B. Watson örneğinde görüldüğü üzere bu alanda kendinizi ne kadar geliştirmiş olsanız da , ne kadar çalışma-deney yapmış olsanız da, ne kadar akademik kariyer yapmış olsanız da teorik bilgiler pratiğe hiçbir zaman tam olarak yansımaz. Çocuk yetiştirmek , anne- baba olmak sizin kitaba aktarabileceğiniz, kitaplardan öğrenebileceğiniz bir şey değildir.

    Bahsi geçen vasıfsız sosyal medya fenomenlerinin Watson’la tek ortak yanları ‘Reklamcılık’ üzerinden para kazanmalarıdır.

    Dr. Özgür Baştuhan