• İthaki Bilimkurgu Klasikleri ve Karanlık Kitap serisi her gün büyüyor ve okuyuculardan aldıkları destekle her ay yeni bir kitap daha çıkarıyorlar. Bu liste sürekli güncellenecek olup, kitaplar hakkında çıkan haberler, yeni kitap serileri yoruma eklenecektir. İki kitap serisi de link haline getirilmiştir.

    Bilimkurgu Klasikleri Sıralı Tam Listesi:

    1- Dune - Frank Herbert

    2- Kıyamete Bir Milyar Yıl - Arkadi ve Boris Ştrugatski

    3- Maymunlar Gezegeni - Pierre Boulle

    4- Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley

    5- Çocukluğun Sonu - Arthur C. Clarke

    6- Doktor Moreau’nun Adası - H. G. Wells

    7- Dune Mesihi - Frank Herbert

    8- Işık Tanrısı - Roger Zelazny

    9- Yıkıma Giden Adam - Alfred Bester

    10- Yıldız Gemisi Askerleri - Robert A. Heinlein

    11- Sürgün Gezegeni - Ursula K. Le Guin

    12- Pazartesi Cumartesiden Başlar - Arkadi ve Boris Ştrugatski

    13- Arcturus’a Yolculuk - David Lindsay

    14- Zaman Makinesi - H. G. Wells

    15- 2001: Bir Uzay Destanı - Arthur C. Clarke

    16- Dune Çocukları - Frank Herbert

    17- Ben Robot - Isaac Asimov

    18- Kaplan! Kaplan! - Alfred Bester

    19- Bitmeyen Savaş - Joe Haldeman

    20- Ay Zalim Bir Sevgilidir - Robert A. Heinlein

    21- Su Adamı - Aleksandr Belyaev

    22- Görünmez Adam - H. G. Wells

    23- Tanrı Olmak Zor İş - Arkadi ve Boris Ştrugatski

    24- Frankenstein - Mary Shelley

    25- Anlatış - Ursula K. Le Guin

    26- Dune Tanrı İmparatoru - Frank Herbert

    27- Resimli Adam - Ray Bradbury

    28- Yenilmez - Stanislaw Lem

    29- Dünyalar Savaşı - H. G. Wells

    30- Yüzyılın En iyi Bilimkurgu Öyküleri - Orson Scott Card

    31- Uzayda Piknik - Arkadi ve Boris Ştrugatski

    32- Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

    33- Uzaktan Kumandalı Kız - James Tiptree Jr

    34- Yakma Zevki - Ray Bradbury

    35- İşte İnsan - Michael Moorcock

    36- Bir Mars Destanı - Stanley G. Weinbaum

    37- Bu Ölümsüz - Roger Zelazny

    38- Mars Yıllıkları - Ray Bradbury

    39- Kadınlar Ülkesi - Charlotte Perkins Gilman

    40- Yaban Diyarlarda Yabancı - Robert A. Heinlein

    41- Tanrıların Tohumu - H. G. Wells

    42- Andromeda Nebulası - Ivan Yefremov


    Bilimkurgu klasiklerinin son halkası Andromeda Nebulası bu ay yani Şubat ayı itibari ile raflarda yerini aldı. Yeni yayınlanacak seri kitaplar listeye eklenecek, yorum olarak sizlerle paylaşılacaktır.

    *

    Karanlık Kitap Serisi Sıralı Tam Listesi:

    1- Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana - Ray Bradbury

    2- Uykulu Kuytu Söylencesi - Washington Irwing

    3- Melezler - Stephen Graham Jones

    4- Dracula - Bram Stoker

    5- Yüce Tanrı Pan - Arthur Machen

    6- Nantucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü - Edgar Allan Poe

    7- Deliliğin Dağlarında - H. P. Lovecraft

    8- Cthulhu'nun Çağrısı - H. P. Lovecraft

    9- Yürek Burgusu - Henry James

    10- İtfaiyeci - Joe Hill

    11- Dokudünya - Clive Barker

    12- Mathilda - Mary Shelley

    13- Yasa Kitabı ve Yalanlar Kitabı - Aleister Crowley

    14- Üç Sahtekar - Arthur Machen


    Karanlık Kitap serisinin son kitabı Üç Sahtekar bu ay yani Şubat ayı itibari ile raflarda yerini aldı.

    İki liste sürekli güncellenecek olup, haberler, çeviriler, röportajlar ve daha fazlası yoruma ve konuya eklenecektir. Bu ileti canlı bir organizma olma hedefi gütmektedir, değerli katkılarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyiniz.

    Faydalı olması ümidiyle, herkese iyi okumalar dilerim.
  • Kitap Listesi:

    *Gılgamış Destanı

    *HOMEROS
    İlyada Destanı (Homeros)
    Odysseia Destanı (Homeros)

    *Binbir Gece Masalları

    *DANTE
    Yeni Dünya (Dante Alighieri)
    İlahi Komedya (Dante Alighieri)

    *TOLSTOY
    Savaş ve Barış (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Anna Karenina (Lev NikolayeviçTolstoy)
    İnsan Ne ile Yaşar (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Hacı Murat (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Diriliş (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Sivastopol Serisi(Lev NikolayeviçTolstoy)
    Kazaklar (Lev NikolayeviçTolstoy)
    İvan İlyiç'in Ölümü (Lev NikolayeviçTolstoy)
    Kreutzer Sonat (Lev NikolayeviçTolstoy)

    *DOSTOVEYSKİ
    Suç ve ceza (Fyodor Dostoyevski)
    Karamazov Kardeşler (Fyodor Dostoyevski)
    Kumarbaz (Fyodor Dostoyevski
    Budala (Fyodor Dostoyevski)
    İnsancıklar (Fyodor Dostoyevski)
    Yeraltından Notlar (Fyodor Dostoyevski)
    Ezilenler (Fyodor Dostoyevski)
    Delikanlı (Fyodor Dostoyevski)
    Beyaz Geceler (Fyodor Dostoyevski)
    Ecinler (Fyodor Dostoyevski)
    Öteki (Fyodor Dostoyevski)
    Ölü Evinden Anılar (Fyodor Dostoyevski)

    *ROBERT MUSİL
    Niteliksiz Adam -Robert Musil
    Genç Törless - Robert Musil

    *JACK LONDON
    Martin Eden (Jack London)
    Vahşetin Çağrısı (Jack London)
    Beyaz Diş (Jack London)
    Demir Ökçe (Jack London): Distopya-ütopya
    Deniz Kurdu (Jack London)

    *STENDHAL
    Kırmızı ve Siyah (Stendhal)
    Parma Manastırı Stendhal

    *DAN BROWN
    Da Vinci Şifresi-Dan Brown
    Dijital Kale ( Dan Brown)
    Melekler ve Şeytanlar -Dan Brown
    Cehennem - Dan Brown
    Başlangıç ( Dan Brown)

    *BORGES
    Kum Kitabı -Jorge Luis Borges
    Brodie Raporu- Jorge Luis Borges
    Şifre - Jorge Luis Borges
    Ficciones- Jorge Luis Borges
    Alef- Jorge Luis Borges
    Yaratan- Jorge Luis Borges
    Atlas- Jorge Luis Borges
    Tartışmalar- Jorge Luis Borges
    Yedi Gece- Jorge Luis Borges
    Sonsuz Gül -Jorge Luis Borges
    Evaristo -Carriego Jorge Luis Borges
    Alçaklığın Evrensel Tarihi- Jorge Luis Borges
    Düşsel Varlıklar Kitabı - Jorge Luis Borges
    Sonsuzluğun Tarihi -Jorge Luis Borges
    Öteki Soruşturmalar - Jorge Luis Borges

    *CHARLES DİCKENS
    İki Şehrin Hikayesi (Charles Dickens)
    Oliver Twist (Charles Dickens)
    Kasvetli Ev (Charles Dickens)
    David Copperfield (Charles Dickens)
    Büyük Umutlar (Charles Dickens)
    Müşterek Dostumuz (Charles Dickens)

    *GORKİ
    Ana (Maksim Gorki)
    Artamonov Ailesi - Maksim Gorki

    *BALZAC
    Vadideki Zambak ( Balzac)
    Goriot Baba (Honoré de Balzac)
    İki Yeni Gelinin Anıları (Balzac)
    Eugénie Grandet (Balzac)

    *MİLAN KUNDERA
    Varolamanın Dayanılmaz Hafifliği-Milan Kundera
    Gülüşün ve Unutuşun Kitabı- Milan Kundela
    *ROBERT LOUİS STEVENSON
    Define Adası- Robert Louis Stevenson
    Dr jekyll ve bay Hyde - Robert Louis Stevenson

    *NİKOS KAZANCAKİS
    Zorba- Nikos Kazancakis
    Günaha son çağrı - Nikos Kazancakis

    *VASCONCELOS
    1-Şeker Portakalı (José Mauro de Vasconcelos)
    2-Güneşi Uyandıralım
    3-Delifişek

    *GUİN
    Mülksüzler (Ursula K. Le Guin)
    Yerdeniz Üçlemesi (Ursula K. Le Guin)

    *JOSEPH CONRAD
    Nostromo-Joseph Conrad
    Karanlığın Yüreği-joseph Conrad

    *ALEXANDRE DUMAS (baba DUMAS)
    Monte Kristo Kontu (Alexandre Dumas)
    Üç Silahşörler (Alexandre Dumas)
    *ALEXANDRE DUMAS (Oğul DUMAS)
    Kamelyalı Kadın

    *VİCTOR HUGO
    Notre Dame'ın Kamburu (Viktor Hugo)
    Sefiller (Victor Hugo )
    İdam Mahkumunun Son Günü (Victor Hugo)

    *GOGOL
    Ölü Canlar (Nikolay Vasilyeviç Gogol)
    Palto (Gogol)
    Bir Delinin Hatıra Defteri (Nikolay Vasilyeviç Gogol)

    *THOMAS HARDY
    Kaybolan Masumiyet (Thomas Hardy) (Tess ismiyle de çevirisi bulunuyor)
    Çılgın Kalabalıktan Uzak (Thomas Hardy)
    Adsız Sansız Bir Jude (Thomas Hardy)

    *ROBERT LUİS STEVENSON
    Kara Ok (Robert Louis Stevenson )
    Define Adası (Robert Louis Stevenson )

    *HENRY FİELDİNG
    Tom Jones (Henry Fielding): İlk basımı 1749. Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri
    Joseph Andrews (Henry Fielding )

    *GEORGE ORWELL
    Hayvan Çiftliği (George Orwell )
    Bin Dokuz Yüz Seksen Dört -1984-George Orwel-(gerçek adı Eric Arthur Blair)

    *ALDOUS HUXLEY
    Cesur Yeni Dünya -Aldous Huxley
    Krom Sarısı - Aldous Huxley

    *EMİLE ZOLA
    Germinal (Emile Zola)
    Nana (Emile Zola)
    Meyhane (Emile Zola)
    Hayvanlaşan İnsan (Emile Zola)

    *HENRY JAMES
    Washington Meydanı (Henry James )
    Daisy Miller (Henry James )
    Bir Kadının Portresi (Henry James)
    Yürek Burgusu (Henry James)

    *WİLKİE COLLİNS
    Beyazlı Kadın (Wilkie Collins)
    Aytaşı (Wilkie Collins)

    *PUŞKİN
    Maça Kızı (Aleksandr Puşkin)
    Yüzbaşının Kızı (Puşkin)

    *FLAUBERT
    Madam Bovary -Gustave Flaubert
    Bilirbilmezler ,Bouvard ile Peuchet (-Gustave Flaubert
    Aşk Eğitimi -Gustave Flaubert
    Duygusal Eğitim Bir Delikanlının Hikayesi - Gustave Flaubert

    *KAFKA
    Dönüşüm (Franz Kafka)
    Dava (Franz Kafka)
    Şato (Franz Kafka)

    *ZWEİG
    Satranç (Stefan Zweig )
    Sabırsız Yürek (Stefan Zweig )
    Amok Koşucusu (Stefan Zweig )
    Olağanüstü Bir Gece (Stefan Zweig )
    Bir Kadının Hayatından 24 Saat (Stefan Zweig )
    Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Stefan Zweig )
    Geçmişe Yolculuk (Stefan Zweig )



    *VİRGİNİA WOOLF
    Deniz Feneri (Virginia Woolf)
    Dalgalar (Virginia Woolf)
    Mrs. Dalloway (Virginia Woolf)
    Kendine Ait Bir Oda (Virginia Woolf)

    *CHARLOTTE BRONTE
    Profesör (Charlotte Bronte)
    Villette Geçmişin Gölgesinde (Charlotte Bronte)
    Shirley (Charlotte Bronte)
    Jane Eyre (Charlotte Bonte)

    *JANE AUSTEN
    Aşk ve Gurur (Jane Austen)
    Mansfield Parkı (Jane Austen)
    Emma (Jane Austen)
    İkna ( Jane Austen)
    Akıl ve Tutku (Jane Austen)

    *SHAKESPEARE
    Hamlet (William Shakespeare )
    Macbeth (William Shakespeare)
    Romeo ve Juliet (William Shakespeare)
    Othello (William Shakespeare)
    Bir Yaz Gecesi Rüyası (William Shakespeare)
    On İkinci Gece (William Shakespeare)
    Kral Lear (William Shakespeare)
    Venedik Taciri (William Shakespeare)
    Kış Masalı (William Shakespeare)

    *WELLS
    Zaman Makinesi (H.G.Wells)
    Görünmez Adam (H.G.Wells)
    Dr. Moreau'nun Adası (H.G.Wells)
    Dünyaların Savaşı(H.G.Wells):

    *MARCEL PROUST
    *Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust)
    1) Swann'ların Tarafı
    2) Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
    3) Guermantes Tarafı
    4) Sodom ve Gomorra
    5) Mahpus
    6) Albertine Kayıp
    7) Yakalanan Zaman

    *ÇEHOV
    Martı (Anton Çehov)
    Vişne Bahçesi (Anton Çehov): Tiyatro Oyunu
    *JULES VERNE
    80 Günde Devri Alem (Jules Verne)
    Dünya Merkezine Yolculuk (Jules Verne)
    Denizin Altında 20bin Fersah (Jules Verne)
    Aya Yolculuk (Jules Verne)

    *GOETHE
    Faust (Johann Wolfgang von Goethe)
    Genç Werther'in Acıları (Johann Wolfgang von Goethe)
    Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları (Johann Wolfgang von Goethe)
    Gönül Yakınlıkları (Johann Wolfgang von Goethe)

    *NABOKOV
    Lolita - Vladimir Vladimiroviç Nabokov
    Ada ya da Arzu - Vladimir Vladimiroviç Nabokov
    Solgun Ateş - Vladimir Nabokov

    *GEORGE ELİOT
    Silas Marner (George Eliot):gerçek adı:Mary Anne Evans
    Middlemarch (George Eliot)

    *PEREC
    Kayboluş - Georges Perec
    ŞEYLER (Altmışlı Yılların Bir Hikayesi)-Georges Pere
    w ya da bir çocukluk hatırası -George Perec
    Yaşam Kullanma Kılavuzu - Georges Perec

    *PAUL AUSTER
    New York Üçlemesi – Paul Auster
    Ay Sarayı - Paul Auster
    Şans Müziği - Paul Auster

    *J.R.R TOLKİEN
    Yüzüklerin Efendisi- John Ronald Reuel Tolkien
    Hobbit- John Ronald Reuel Tolkien

    *TRUMAN CAPOTE
    Tiffany’de Kahvaltı-Truman Capote
    Soğukkanlılıkla- Truman Capote

    *JAMES JOYCE
    Dublinliler (James Joyce)
    Ulysses (James Joyce)
    Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi - James Joyce

    *DOYLE
    Baskerville’lerin Köpeği-Arthur Ignatius Conan Doyle
    Sherlock Holmes-Arthur Conan Doyle

    *TURGENYEV
    İlk Aşk (İvan Turgenyev):
    Babalar ve Oğullar (İvan Turgenyev)

    *MARK TWAİN
    Tom Sawyer'ın Maceraları (Mark Twain):Çocuk edebiyatı
    Huckleberry Finn ‘in Maceraları – Mark Twain

    *ITALO CALVİNO
    Görünmez Kentler-İtalo Calvino
    Bir kış gecesi eğer bir yolcu -İtalo Calvino
    Kesişen Yazgılar Şatosu - Italo Calvino

    *D. H. LAWRENCE
    Gökkuşağı - David Herbert Lawrence
    Lady Chatterley’in Sevgilisi- David Herbert Lawrence
    oğullar ve sevgililer - David Herbert Lawrence
    Aşık kadınlar- David Herbert Lawrence

    *ITALO SVEVO
    Senilita Yaşlılık - Italo Svevo
    Zeno'nun Bilinci - Italo Svevo

    *PATRİCK SÜSKİND
    Güvercin - Patrick Süskind
    Koku -Patrick Süskind

    *MARGUERİTE DURAS
    Lol V. Stein'ın Kendinden Geçişi - Marguerite Duras
    Konsolos Yardımcısı - Marguerite Duras

    *YUKİO MİŞİMA
    Bahar Karları Bereket Denizi 1 - Yukio Mişima
    Kaçak Atlar / Bereket Denizi 2 - Yukio Mişima
    Şafak Tapınağı Bereket Denizi 3 - Yukio Mişima
    Meleğin Çürüyüşü Bereket Denizi 4 - Yukio Mişima

    *MARCEL ALLAİN-PİERRE SOUVESTRE
    Fantoma 1 : Suç Dehası - Marcel Allain ,Pierre Souvestre
    Fantoma 2: Boş Tabut - Marcel Allain ,Pierre Souvestre

    *EDUARDO GALEANO
    Yaratılış /Ateş Anıları 1 - Eduardo Galeano
    Yüzler ve Maskeler Ateş Anıları: 2 - Eduardo Galeano
    Rüzgarın Yüzyılı Ateş Anıları: 3 - Eduardo Galeano

    *CENGİZ AYTMATOV
    Beyaz Gemi- Cengiz Aytmatov
    Gün Olur Asra Bedel- Cengiz Aytmatov

    ********

    *Dede Korkut Kitabı

    *MEVLANA
    Mesnevi -Mevlana

    *YUNUS EMRE
    Divan -Yunus Emre

    *EVLİYA ÇELEBİ
    Seyahatname - Evliya Çelebi

    *OĞUZ ATAY
    Tutunamayanlar (Oğuz Atay)
    Tehlikeli Oyunlar (Oğuz Atay)

    *YUSUF ATILGAN
    Aylak Adam (Yusuf Atılgan)
    Anayurt Oteli (Yusuf Atılgan

    *AHMET HAMDİ TANPINAR
    Saatleri Kurma Enstütüsü(Ahmet Hamdi Tanpınar)
    Mahur Beste - Ahmet Hamdi Tanpınar
    Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar

    *HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
    Aşk-ı Memnu (Halid Ziya Uşaklıgil
    Mai ve Siyah (Halid Ziya Uşaklıgil)

    *SABAHADDİN ALİ
    Kuyucaklı Yusuf (Sabahattin Ali)
    Kürk Mantolu Madonna -Sabahattin Ali
    İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

    *PEYAMİ SAFA
    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa)
    Fatih Harbiye – Peyami Safa

    *HALİDE EDİP ADIVAR
    Sinekli Bakkal (Halide edip Adıvar)
    Ateşten Gömlek – Halide Edip Adıvar




    *REŞAT NURİ GÜNTEKİN
    Çalıkuşu (Reşat Nuri Güntekin)
    Yaprak Dökümü (Reşat Nuri Güntekin)
    Dudaktan Kalbe (Reşat Nuri Güntekin)
    Acımak - Reşat Nuri Güntekin

    *ORHAN KEMAL
    Bereketli Topraklar Üzerinde (Orhan Kemal)
    Gurbet Kuşları - Orhan Kemal
    Hanımın Çiftliği – Orhan Kemal

    *YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
    Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

    *YAŞAR KEMAL
    İnce Memed -Yaşar Kemal
    Yer Demir Gök Bakır - Yaşar Kemal
    Orta Direk – Yaşar Kemal

    *KEMAL TAHİR
    Devlet Ana - Kemal Tahir
    Esir Şehrin İnsanları - Kemal Tahir

    *SAİT FAİK ABASIYANIK
    Medarı Maişet Motoru - Sait Faik Abasıyanık
    Alemdağ'da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık

    *LATİFE TEKİN
    Sevgili Arsız Ölüm- Latife Tekin
    Berci Kristin Çöp Masaları-Latife Tekin

    *ATİLLA İLHAN
    Kurtlar Sofrası – Attilâ İlhan
    Ben sana Mecburum -Atilla İlhan

    *AZİZ NESİN
    Zübük-Aziz Nesin
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz- Aziz Nesin


    BİYOGRAFİ

    *Marco Polo -Laurence Bergreen
    *Tolkien- Humphrey Carpenter
    *Mozart- Maynard Solomon
    *Descartes- Desmond M.
    *Büyük Konstantin -Paul Stephenson
    *Irak Kralı I. Faysal -Ali A. Allawi
    *Siyah Rus -Vladimir Alexandrov
    *Kubilay Han- Morris Rossabi
    *Bismarck -Jonathan Steinberg
    *Nietzsche -Julian Young
    *Robespierre- Peter Mcphee
    *Jane Austen- Claire Tomalin
    *Benjamin Franklin - Walter Isaacson
    *Paul Dirac - Graham Farmelo
    *Schopenhauer-David E. Cartwright
    *Caesar -Adrian Goldsworthy
    *Beethoven-Lewis Lockwood
    *Kierkegaard-Alastair Hannay
    *Konstantinos Paleologos-Donald M. Nicol Mithradates-Adrienne Mayor
    *Sarah Bernhardt -Arthur Gold
    *Thomas Hobbes- Aloysius Patrick Martinich
    *Afrikalı Leo- Natalie Zemon Davis
    *Leibniz -Maria Rosa Antognazza
    *Hegel -Terry Pinkard
    *Budha- Hajime Nakamura
    *Jack London -James L. Haley
    *Zihnin Kâşifi _ Aile Arşivinden Özgün Fotoğraf ve Belgelerle Sigmund Freud Biyografisi -Ruth Sheppard
    *Rimbaud- Graham Robb
    *Gabriel García Márquez -Gerald Martin
    *Olof Palme -Henrik Berggren
    *Hammurabi -Marc Van De Mieroop
    *Korkunç İvan- Isabel de Madariaga
    *John Locke- Roger Woolhouse
    *Charles Darwin -Adrian Desmond
    *Immanuel Kant -Manfred Kuehn
    *Jean_Jacques Rousseau -Leo Damrosch
    *Churchill- Martin Gilbert
    *John Stuart Mill -Nicholas Capaldi
    *Simon Bolivar -John Lynch

    ******





    Nobel Ödülü alan tüm yazarlar ve yazarların yayımlanan kitaplarının listesi:

    1901
    Sully Prudhomme (16 Mart 1839, Paris, Fransa – 6 Eylül 1907)
    1902
    Theodor Mommsen (30 Kasım 1817, Garding, Almanya – 1 Kasım 1903)
    1903
    Bjørnstjerne Bjørnson (8 Aralık 1832, Kvikne, Norveç – 26 Nisan 1910)
    1904
    Frédéric Mistral (8 Eylül 1830, Provence, Fransa – 25 Mart 1914)
    José Echegaray y Eizaguirre (19 Nisan 1832, Madrid, İspanya – 14 Eylül 1916)
    1905
    Henryk Sienkiewicz (5 Mayıs 1846, Polonya – 15 Kasım 1916) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Ateş ve Kılıç”
    1906
    Giosuè Carducci (27 Temmuz 1835, Pietrasanta, İtalya – 16 Şubat 1907)
    1907
    Rudyard Kipling (30 Aralık 1865, Mumbai, Hindistan – 18 Ocak 1936) – “Dilek Evi”
    1908
    Rudolf Christoph Eucken (5 Ocak 1846, Almanya – 15 Eylül 1926) – Alman felsefeci. “Hayatın Anlamı’’
    1909
    Selma Lagerlöf (20 Kasım 1858, Mårbacka, İsveç – 16 Mart 1940) – İsveçli kadın yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları”, “Nils Holgersson’un Serüvenleri”, “Uçan Kazlar”, “Klasikleri Okuyorum – Nils ve Uçan Kaz”
    1910
    Paul Heyse (15 Mart 1830, Berlin, Almanya – 2 Nisan 1914) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Andrea Delfin”
    1911
    Count Maurice Maeterlinck (29 Ağustos 1862, Gent, Belçika – 6 Mayıs 1949,) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Mavi Kuş”
    1912
    Gerhart Hauptmann (15 Kasım 1862, Polonya – 6 Haziran 1946) – “Atlantis”
    1913
    Rabindranath Tagore (7 Mayıs 1861, Kalküta, Hindistan – 7 Ağustos 1941) – “Gora”,
    1914
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1915
    Romain Rolland (29 Ocak 1866, Fransa – 30 Aralık 1944) – “Yaşama Sevgisi”
    1916
    Verner von Heidenstam (6 Temmuz 1859, Olshammar, İsveç – 20 Mayıs 1940)
    Henrik Pontoppidan (24 Temmuz 1857, Danimarka – 21 Ağustos 1943)
    1917
    Karl Adolph Gjellerup (2 Haziran 1857, Danimarka – 13 Ekim 1919)
    1918
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1919
    Carl Spitteler (24 Nisan 1845, İsviçre – 29 Aralık 1924)
    1920
    Knut Hamsun ( 4 Ağustos 1859, Lom, Norveç – 19 Şubat 1952) –: “Açlık”
    1921
    Anatole France (16 Nisan 1844, Paris, Fransa – 12 Ekim 1924) – Kırmızı Zambak”
    1922
    Jacinto Benavente (12 Ağustos 1866, Madrid, İspanya – 14 Temmuz 1954)
    1923
    William Butler Yeats (13 Haziran 1865, İrlanda – 28 Ocak 1939) – “Dibbuk”
    1924
    Wladyslaw Reymont (7 Mayıs 1867, Polonya – 5 Aralık 1925)
    1925
    George Bernard Shaw (26 Temmuz 1856, Dublin, İrlanda – 2 Kasım 1950) “Ölümsüzlüğün Sırrı”
    1926
    Grazia Deledda (28 Eylül 1871, İtalya – 15 Ağustos 1936)
    – İtalyan kadınyazar. “Sardinya Efsaneleri”
    1927
    Henri Bergson (18 Ekim 1859, Paris, Fransa 4 Ocak 1941) – “Madde ve Bellek”
    1928
    Sigrid Undset (20 Mayıs 1882, Danimarka – 10 Haziran 1949) – Norveçli kadın yazar. Türkçeye çevrilen kitabı: “Her Kadın Gibi”
    1929
    Thomas Mann (6 Haziran 1875, Lübeck – 12 Ağustos 1955) – Alman yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Venedik’te Ölüm”, “Buddenbrooklar / Bir Ailenin Çöküşü”, “Büyülü Dağ”, “Yusuf ve Kardeşleri”
    1930
    Sinclair Lewis (7 Şubat 1885, Minnesota, ABD – 10 Ocak 1951) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Vahşi Aşk”
    1931
    Erik Axel Karlfeldt (20 Temmuz 1864, Karlbo, İsveç – 8 Nisan 1931,)
    1932
    John Galsworthy (14 Ağustos 1867, Kingston, Birleşik Krallık – 31 Ocak 1933)
    1933
    Ivan Alekseyevich Bunin (22 Ekim 1870, Voronej, Rusya – 8 Kasım 1953) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Mitya’nın Aşkı”
    1934
    Luigi Pirandello (28 Haziran 1867, Agrigento, İtalya – 10 Aralık 1936) – “Gölge Adam
    1935
    Bu sene kimseye ödül verilmemiştir.
    1936
    Eugene O’Neill (16 Ekim 1888, Longacre Square – 27 Kasım 1953) – ABD’li oyun yazarı. Türkçeye çevrilen kitabı: “Allahın Ayısı”
    1937
    Roger Martin du Gard (23 Mart 1881, Fransa – 22 Ağustos 1958) – “Thibault’lar
    1938
    Pearl Sydenstricker Buck (26 Haziran 1892, Batı Virginia, ABD – 6 Mart 1973) – Nobel edebiyat ödülünü alan ilk Amerikalı kadın. “Sürgün

    1939
    Frans Eemil Sillanpää (16 Eylül 1888, Finlandiya – 3 Haziran 1964) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Taşra Kızı”
    1940 –1941-1942- 1943
    Bu yıllar arasında kimseye ödül verilmemiştir.
    1944
    Johannes Vilhelm Jensen (20 Ocak 1873, Danimarka – 25 Kasım 1950,) – Türkçeye çevrilen kitabı: “Kralın Düşüşü”
    1945
    Gabriela Mistral (7 Nisan 1889, Vicuña, Şili – 10 Ocak 1957) – Asıl adı Lucila de María del Perpetuo Socorro Godoy Alcayaga. Kadın şair, eğitimci, diplomat. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Gabriela Mistral Şiirlerinden Seçmeler”
    1946
    Hermann Hesse (2 Temmuz 1877, Calw, Almanya – 9 Ağustos 1962) – “Boncuk Oyunu”
    1947
    André Gide (22 Kasım 1869, Paris, Fransa – 19 Şubat 1951) – “Pastoral Senfoni”, “Ayrı Yol
    1948
    Thomas Stearns Eliot (26 Eylül 1888, St. Louis, Missouri, ABD – 4 Ocak 1965) – ”, “İhtiyar Farenin Kediler Kılavuzu”
    1949
    William Faulkner (25 Eylül 1897, New Albany, Mississippi, ABD – 6 Temmuz 1962) – “Ses ve Öke”
    1950
    Bertrand Russell (18 Mayıs 1872, Birleşik Krallık – 2 Şubat 1970) – “Eğitim Üzerine”, “İnsanlığın Yarını
    1951
    Pär Lagerkvist (23 Mayıs 1891, İsveç – 11 Temmuz 1974) – “Yeryüzü Sürgünü”
    1952
    François Mauriac (11 Ekim 1885, Bordeaux, Fransa -1 Eylül 1970) –”, “Yılan Düğümü”
    1953
    Winston Churchill (30 Kasım 1874, Birleşik Krallık – 24 Ocak 1965) – Politikacı.
    1954
    Ernest Hemingway (21 Temmuz 1899, Illinois, ABD – 2 Temmuz 1961) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”, “Yaşlı Adam ve Deniz”
    1955
    Halldór Laxness (23 Nisan 1902, Reykjavík, İzlanda – 8 Şubat 1998) – “Özgür İnsanlar”
    1956
    Juan Ramón Jiménez (24 Aralık 1881, Moguer, İspanya – 29 Mayıs 1958) –”, “Ruhsal Sone”
    1957
    Albert Camus (7 Kasım 1913, Fransız Cezayiri – 4 Ocak 1960) – “Yabancı”, “Veba”, “Düşüş, “Yaz”
    1958
    Boris Pasternak (10 Şubat 1890, Moskova, Rusya – 30 Mayıs 1960) – Boris Pasternak, Sovyetler Birliği Hükümeti’nin baskısı üzerine bu ödülü reddetmek zorunda kalmıştır. “İnsanlar ve Haller

    1959
    Salvatore Quasimodo (20 Ağustos 1901, İtalya – 14 Haziran 1968) Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Güngünüstüne”
    1960
    Saint-John Perse (31 Mayıs 1887, Guadeloupe – 20 Eylül 1975) – Fransız şair ve diplomat. Türkçeye çevrilen eserleri: “Sözcükler Denizi”
    1961
    Ivo Andric (9 Ekim 1892, Travnik, Bosna-Hersek – 13 Mart 1975) – Türkçeye çevrilen kitapları: “Drina Köprüsü”
    1962
    John Steinbeck (27 Şubat 1902, Kaliforniya, ABD – 20 Aralık 1968) -“Fareler ve İnsanlar”, “Gazap Üzümleri
    1963
    Giorgos Seferis - (13 Mart 1900 – 20 Eylül 1971) – Urla doğumlu Yunan şair. Daha çok Yorgos Seferis olarak bilinir. “Üç Kırmızı Güvercin”
    1964
    Jean-Paul Sartre (Reddetti) (21 Haziran 1905, Paris, Fransa – 15 Nisan 1980) – Kendisine verilen diğer tüm resmi ödülleri reddettiği gibi Nobel Edebiyat Ödülünü de reddetmiştir. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Bulantı”
    1965
    Mihail Şolohov (24 Mayıs 1905, Vyoshenskaya, Rusya – 21 Şubat 1984) – “Durgun Don
    1966
    Shmuel Yosef Agnon (17 Temmuz 1888, Buchach, Ukrayna – 17 Şubat 1970) –
    “Tılsım”
    Nelly Sachs (10 Aralık 1891, Schöneberg, Almanya – 12 Mayıs 1970) – Alman asıllı İsveçli kadın yazar ve şair. “Akkor Bilmeceler
    1967
    Miguel Ángel Asturias (19 Ekim 1899, Guatemala – 9 Haziran 1974) – “Kasırga”
    1968
    Yasunari Kawabata (11 Haziran 1899, Osaka, Japonya – 16 Nisan 1972) –Karlar Ülkesi
    1969
    Samuel Beckett (13 Nisan 1906, Foxrock, İrlanda – 22 Aralık 1989) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Üçleme”, Üçleme 2″,Üçleme 3”
    1970
    Aleksandr Soljenitsin (11 Aralık 1918, Kislovodsk, Rusya – 3 Ağustos 2008) –”, “İvan Denisoviç’in Bir Günü’’
    1971
    Pablo Neruda (12 Temmuz 1904, Parral, Şili – 23 Eylül 1973) – “Sevdiğime Seslenir Gibi”
    1972
    Heinrich Böll – (21 Aralık 1917, Köln, Almanya – 16 Temmuz 1985) – “Fotoğrafta Kadın da Vardı”, “İlk Yılların Ekmeği”, “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru”, “Dokuz Buçukta Bilardo”, “
    1973
    Patrick White – (28 Mayıs 1912, Londra, Birleşik Krallık – 30 Eylül 1990) – “Çöl”
    1974
    Eyvind Johnson (29 Temmuz 1900, İsveç – 25 Ağustos 1976) – “Yaşamak Dediğin”
    Harry Martinson (6 Mayıs 1904, İsveç – 11 Şubat 1978)
    1975
    Eugenio Montale (12 Ekim 1896, Cenova, İtalya – 12 Eylül 1981) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Xenia”
    1976
    Saul Bellow (10 Haziran 1915, Lachine, Kanada – 5 Nisan 2005) – Türkçeye çevrilen önemli kitapları: ‘’ Boşlukta Sallanan Adam’’
    1977
    Vicente Aleixandre (26 Nisan 1898, Sevilla, İspanya – 14 Aralık 1984) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Kılıçtan Keskin Dudaklar”
    1978
    Isaac Bashevis Singer (21 Kasım 1902, Leoncin, Polonya – 24 Temmuz 1991) – Polonya kökenli Amerikalı yazar. “Toplu Öyküler”
    1979
    Odysseas Elytis (2 Kasım 1911, Kandiye, Yunanistan – 18 Mart 1996) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Övgüler Olsun Sana”
    1980
    Czeslaw Milosz (30 Haziran 1911, Litvanya – 14 Ağustos 2004) – Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Tutsak edilmiş Akıl”
    1981
    Elias Canetti (25 Temmuz 1905, Rusçuk, Bulgaristan – 14 Ağustos 1994) – Eserlerini Almanca yazmıştır. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Körleşme
    1982
    Gabriel García Márquez (6 Mart 1927, Kolombiya – 17 Nisan 2014) – Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Yüzyıllık Yalnızlık”, “Kolera Günlerinde Aşk”
    1983
    William Golding (19 Eylül 1911, Newquay, Birleşik Krallık – 19 Haziran 1993) – “Sineklerin Tanrısı”
    1984
    Jaroslav Seifert (23 Eylül 1901, Žižkov, Çek Cumhuriyeti – 10 Ocak 1986)
    1985
    Claude Simon (10 Ekim 1913 – 6 Temmuz 2005) – Fransız yazar. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Tramvay”
    1986
    Wole Soyinka – 13 Temmuz 1934, Abeokuta, Nijerya doğumlu.
    1987
    Joseph Brodsky (24 Mayıs 1940, St. Petersburg, Rusya – 28 Ocak 1996) – Rus asıllı Amerikalı şair.
    1988
    Necip Mahfuz (11 Aralık 1911, Kahire, Mısır – 30 Ağustos 2006) “Ezilenler
    1989
    Camilo José Cela (11 Mayıs 1916, İspanya – 17 Ocak 2002)– Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Arı Kovanı
    1990
    Octavio Paz (31 Mart 1914, Meksika – 19 Nisan 1998) – “Öteki Ses
    1991
    Nadine Gordimer (20 Kasım 1923 – 13 Temmuz 2014) – Güney Afrikalı kadın yazar. “Başka Dünyalar

    1992
    Derek Walcott - (23 Ocak 1930, Saint Lucia – 17 Mart 2017) – Saint Lucialı şair, yazar ve ressam.
    1993
    Toni Morrison – 18 Şubat 1931, Ohio doğumlu ABD’li kadın yazar. “En Mavi Göz”
    1994
    Kenzaburo Oe – 31 Ocak 1935, Japonya doğumlu yazar. “Kişisel Bir Sorun”
    1995
    Seamus Heaney – (13 Nisan 1939, Castledawson – 30 Ağustos 2013), İrlandalı yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Kuzey”
    1996
    Wislawa Szymborska (2 Temmuz 1923, Kórnik – 1 Şubat 2012) Polonyalı kadın yazar. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Başlıksız Olabilir”.
    1997
    Dario Fo -(24 Mart 1926, Sangiano, İtalya – 13 Ekim 2016), İtalyan yazar. “Sıradan Bir Gün ve Diğer Oniki Komedi”
    1998
    José Saramago (16 Kasım 1922 – 18 Haziran 2010) – Portekizli yazar. “Görmek”, “Körlük
    1999
    Günter Grass – 16 Ekim 1927, Gdansk, Polonya doğumlu Alman yazar. Teneke Trampet
    2000
    Gao Xingjian – 4 Ocak 1940, Ganzhou, Çin doğumlu yazar, çevirmen, eleştirmen ve ressam. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Ruh Dağı”
    2001
    Vidiadhar Surajprasad Naipaul – 17 Ağustos 1932, Trinidad doğumlu Britanyalı yazar. “Büyülü Tohumlar”
    2002
    Imre Kertész – 9 Kasım 1929, Budapeşte, Macaristan doğumlu. “Kadersizlik
    2003
    John Maxwell Coetzee – 9 Şubat 1940, Güney Afrika doğumlu yazar ve akademisyen. “Utanç
    2004
    Elfriede Jelinek – 20 Ekim 1946, Avusturya doğumlu, kadın feminist oyun yazarı ve romancı. “Piyanist
    2005
    Harold Pinter – 10 Ekim 1930, Londra doğumlu İngiliz oyun yazarı, senarist, şair, tiyatro yönetmeni ve aktör. “Ay Işığı”
    2006
    Orhan Pamuk – 7 Haziran 1952, İstanbul doğumlu. Nobel Edebiyat ödülünü alan ilk Türk yazar. Kitapları: “Kara Kitap” “Cevdet Bey ve Oğulları”, “Yeni Hayat”, “Beyaz Kale”
    2007
    Doris Lessing – 22 Ekim 1919, Kirmanşah, İran doğumlu Britanyalı kadın yazar (İngiltere/Britanya). “Son Aydınlık Yaz”
    2008
    Jean-Marie Gustave Le Clézio – 13 Nisan 1940, Nice, Fransa doğumlu. “Çöl”
    2009
    Herta Müller – 17 Ağustos 1953, Romanya doğumlu Alman kadın yazar.“Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım’’
    2010
    Mario Vargas Llosa – 28 Mart 1936, Peru doğumlu. “Yeşil Ev”
    2011
    Tomas Gösta Tranströmer – 15 Nisan 1931, Stockholm, İsveç doğumlu şair, psikolog ve çevirmendir. “Hüzün Gondolu”
    2012
    MoYan (Guan Moye) – 17 Şubat 1955, Gaomi, Çin doğumlu. Gerçek adı Guan Moye’dir, ancak Çince “sakın konuşma!” anlamına gelen Mo Yan mahlasını kullanır. Sürekli sansürlenen ve eserleri korsan yollarla çoğaltılan Çinli yazarlar arasında en meşhurudur. Türkçeye çevrilen önemli kitapları: “Kızıl Darı Tarlaları”
    2013
    Alice Munro – 10 Temmuz 1931, Kanada doğumlu kadın yazar. “Sevgili Hayat”
    2014
    Patrick Modiano – 30 Temmuz 1945, Boulogne-Billancourt, Fransa doğumlu. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “En Uzağından Unutuşun”
    2015
    Svetlana Aleksiyeviç – 31 Mayıs 1948, İvano-Frankivsk, Ukrayna doğumlu kadın yazar. Kızıl İnsanın Sonu”
    2016
    Bob Dylan – 24 Mayıs 1941, ABD doğumlu. Asıl adı: Robert Allen Zimmerman.
    2017
    Kazuo Ishiguro – 8 Kasım 1954, Japonya doğumlu İngiliz romancı. Türkçeye çevrilen önemli eserleri: “Beni Asla Bırakma”
  • Batının aydınlanma çağından yaklaşık üç asır önce yaşamış bir sosyal bilimci olan İbn Haldun ortaya koyduğu fikirlerle çağının çok ötesine dahi ışık tutmuştur. Tespitleri günümüzde bile hala birçok sosyal bilimci için yön verici konumdadır. Bu çalışmada İbn Haldun’un iktisat ve ekonomi hayatı hakkında ortaya koyduğu bazı tespitleri üzerinde durulacaktır. Devletlerin ve bireylerin temel yaşam öğelerinden olan ekonominin önemi, özelliği, unsurları İbn Haldun’un görüşleri çerçevesinde ele alınacaktır. Bu minvalde vergi sistemi, emek, kazanç yolları, piyasanın belirlenmesi, şehir hayatının ekonomiye etkisi, ticaret ve mesleki sanatlar gibi konular üzerinde durulacaktır.  

    Anahtar Sözcükler: İbn Haldun, İktisat, Ekonomi, Mukaddime.


    Abstract

    Ibn Khaldun, a social scientist who lived about three centuries before the enlightenment of the West, shed light on his ideas even beyond his age. Even today, their determinations are still a guide for many social scientists. In this study, some determinations of Ibn Khaldun on economics and economy will be discussed. The importance of the economy, which is one of the basic life elements of states and individuals, will be discussed within the framework of Ibn Khaldun's views. In this context, the tax system, labor, earnings paths, determination of the market, the impact of city life on the economy, trade and professional arts will be focused on.

    Key Words: Ibn Khaldun, Economy, Mukaddime.



    GİRİŞ

    İbn Haldûn’un asıl adı Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman b. Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Hasen el-Hadramî el-Mağribî et-Tûnisî’dir. Soy itibariyle Yemen’e dayanan İbn Haldûn 732 (1332) de Tunus’ta doğdu. Kendisi Yemen’in Hadramut bölgesinden olduğu için Mukaddime’de Hadramî nisbesini kullanmıştır. Tunus’ta doğmuş olması sebebiyle Tûnisî, hayatının büyük kısmını Kuzey Afrika’da geçirmesi dolayısıyla Mağribî nisbeleriyle de anılmıştır. İbn Haldûn’un mensup olduğu kabile lideri Vail b. Hucr Hz. Peygamber’i ziyaret etmiş ve kabilesiyle birlikte İslam’ı kabul etmiştir. Sonraki yıllarda Vail’in torunları Endülüs’ün fethine katılmışlardı. Bu aileden Endülüs’e ilk gelen Halid b. Osman b. Hânî’dir. Halid’in ismi Endülüs’te "Haldûn" olarak anılmıştır. Onun soyundan gelenler de Beni Haldûn diye tanınmıştır. Endülüs’te etkin olan bu kabile Endülüs’ün işgalinden sonra Tunus’a yerleşmişti. İbn Haldûn’un dedesi Muhammed, Tunus’ta bir süre siyasi vazifeler üstlendi. Babası Muhammed ise kendisini ilme ve ibadete verdi.[2]

    İbn Haldûn ilk eğitimini babasından almıştı. Daha çocukluk yaşından itibaren Kur’an’ı ezberleyip kıraat dersleri aldı. Çeşitli âlimlerden Arap dili ve edebiyatı konusunda dersler aldı. Daha sonra Hadis ve Fıkıh dersleri aldı. Onun zamanında Tunus’ta Hafsîler, Fas’ta Merînîler, Tilimsan’da Abdülvadîler, Endülüs’te Nasrîler (Beni Ahmer), Mısır’da Memlükler hüküm sürmekteydi. Bir birleriyle mücadele içerisinde olan bu devletlerin yapısı, yaşadığı siyasi ortam İbn Haldûn’un ilmi ve içtimai anlamda kendisini yetiştirmesine fırsat sağlamıştır.[3]

    İbn Haldûn, 749’daki (1348) veba salgınında anne ve babasını kaybetti.  Hafsîler Tunus’ta iktidarı ele geçirince Vezir İbn Tafragîn, ibn Haldûn’u sultanın "alamet kâtipliği" görevine getirdi. Daha sonra Merînîler’in başşehri Fas’a giden İbn Haldûn, sultan Ebû İnan’ın ilim meclisini oluşturan âlimler arasında yer aldı. Bir yıl sonra da kâtiplik ve mühürdarlık görevine getirildi. İbn Haldûn bu sırada Fas’taki kütüphanelerde çalışmalar yaptı. Endülüs’ten buraya göç eden âlimlerden de faydalanarak bilgisini genişletti. Bu sıralarda Ebû İnan hakkında düzenlenen bir komploda parmağı olduğu gerekçesiyle iki yıl hapiste kaldı. Ebû İnan vefat edince veziri tarafından affedilip serbest bırakıldı. Ebu Salim 760’ta ( 1359) Merîni sultanı olunca ibn Haldûn’un itibarı arttı ve sır kâtipliğine getirildi. 764’te (1362) Endülüs’e gidip Gırnata’ya (Granada) yerleşti. 766 (1364)’te tekrar Bicaye’ye döndü. Burada Haciblik görevine getirildi. Bir müddet sonra çeşitli kabileler arasında arabuluculuk gibi vazifelerle dolaştı ve kabile yapısı hakkında geniş malumat sahibi oldu. İbn Haldûn Fas’ta çıkan karışıklıklar sonucunda Ebü’l-Abbas Ahmed’in tahta çıkması üzerine 776’te (1374 ) kendisine güvenmeyen yeni yönetim tarafından tutuklandı. Serbest bırakıldığında artık Fas’ta rahat edemeyeceğini, gidecek başka bir yeri de olmadığını anlayınca Ailesini Fas’ta bırakarak Endülüs’e gitti. Orada fazla kalamadan Tilimsan’a geçti. Burada yaklaşık 4 yıl boyunca kabileler arasında sakin bir yaşam sürdü. Burada el-İber adlı tarihini yazmaya başladı. el-İber'in birinci kitabı olan ünlü Mukaddime’sinin müsveddelerini 779’da (1377) tamamladı. Kaynaklara rahat ulaşmak için 780’de Tunus’a gitti. Burada Sultanın himayesinde el-İber’i tamamlayarak sultana ithaf etti. Eserin bu kısmına “Tunus nüshası” denilmektedir. 

    İbn Haldûn, Tunus’taki karışıklıklardan dolayı 784 (1382)’te Kahire’ye gitti. Buraya geldiğinde Ezher Camii’nde verdiği dersler büyük ilgi gördü. Makrizî, İbn Tağriberdi ve Sehavî gibi tarihçiler İbn Haldûn’un geniş bilgisi ve etkili hitabetiyle hayranlık uyandırdığını kaydederler. Altunboğa el-Cübani tarafından himaye edilen ve Sultan Berkuk’la iyi ilişkiler kuran İbn Haldûn ailesinin Tunus’tan ayrılmasını sağladı. Daha sonra ailesinin de içinde bulunduğu geminin İskenderiye yakınında battığını öğrendi. 789 (1387) yılında hac görevini yerine getirdikten sonra Kahire’ye dönen İbn Haldûn, 791’de (1389) Sargatmışiyye Medresesi müderrisliğine getirildi. Timur’un Suriye’ye saldırıp Halep’i zaptettiği ve Dımaşk’a yürüdüğü haberi Kahire’ye ulaşınca Sultan Ferec’in ordusuyla birlikte Dımaşk’a geldi. Bu sırada Timur’la da bir görüşme yapmıştı.[4]

    İbn Haldûn Mısır’da iken el-İber üzerindeki çalışmalarına devam etti. Doğu’daki kavimlerin ve hanedanların tarihlerini de ekleyerek eseri genel bir tarih haline getirdi. Mukaddime’ye de birtakım ilavelerde bulundu. Son şeklini verdiği nüshayı Fas’ta Camiu’I-Karaviyyîn Kütüphanesi’ne vakfedilmek üzere Sultan Ebu Faris Abdülazîz b. Hasan’a gönderdi. el-İber’in ve Mukaddime’nin Tunus nüshasından farklı olan bu nüshası "en-Nüshatü’I-Farisiyye" diye bilinmektedir. İbn Haldûn 803-808 ( 1401 -1406) yılları arasında dört defa daha kadılık makamına getirildi. Bu görevi yürütürken 26 Ramazan 808’de (17 Mart 1406) Mısır’da vefat etti.[5]

    Batı dünyasında iktisatla ilgili ilmi çalışmaların ortaya çıkışı XVIII. asrın ikinci yarısından sonra çıkmaya başlamıştır. Ancak İbn Haldûn bundan yaklaşık dört asır evvel sosyoloji yanında sosyal hayatın iktisat alanında da ilmi görüşler ortaya koymuştu. İktisat ilmi XIX. asrın sonlarına doğru iki tür çalışma yöntemiyle sistematize edilmeye başlanmıştır. Bunların biri siyaset sosyolojisi diğeri iktisat sosyolojisi tarzında çalışmalardır. İbn Haldûn’un Mukaddimesinde ele aldığı iktisat düşünceleri ikinci tür çalışmalara yani iktisat sosyolojisine daha yakındır.[6]   

    1.     VERGİ SİSTEMİ

    İbn Haldûn, devletlerde vergi sistemini de özgün görüşü olan Umrân teorisi çerçevesinde izah eder.[7]Ona göre devletin oluşum ve başlangıç dönemlerinde toplanan vergi, devlet giderlerine kâfi gelir. Bu dönemde vergi oranları da vergi kalemleri de az olduğu halde bu vergiler yeterlidir. Hatta elde edilen vergi gelirleri çoğu zaman fazla bile kalır. Devlet kurumlarının daha tam teşekkül etmemiş olması bundan dolayı harcamaların az oluşu en önemli sebep olarak zikredilir. Bunun dışında başta hükümdar olmak üzere devlet ricali henüz sade bir hayat yaşamakta lüks ve israfa girmemektedirler. Devletin başlangıç aşamalarında başta saray olmak üzere her kurumda hala bedevi toplumun izleri görülür. Bu da israf ve lüks hayattan uzak bir yaşam sürdürmelerini sağlar. Daha sonra devlet ricali medenileştikçe yeni hayat tarzları oluşmaya başlar. Bu dönemde artık lüks yaşam devlet gelirlerini aşacak seviyelere ulaşır.[8]

    İbn Haldûn, halktan alınan vergi oranlarının azalmasıyla birlikte iktisadi faaliyetlerin canlılık ve hız kazanacağını ifade eder. Ödenen vergilerin az olmasından hoşnut olan bireyler, iktisadi faaliyette bulunmaya istekli olacaklardır. Bu durumda medeniyette ilerleme meydana gelecektir. Medeniyetteki bu ilerleme ise vergi gelirlerinin çeşidini artırarak, vergi tabanını genişletecektir. Yani vergi oranlarının makul bir seviyede olması, devlet gelirlerinin yükselmesini sağlayıp, iktisadi faaliyetlere hız kazandırır. Neticesinde de iktisadi ve siyasi istikrarın sağlanmasına yol açar. Nihayet bu durum, Umrânın ilerlemesine katkıda bulunur.[9]

    İbn Haldûn’a göre, devlet yöneticilerinin elde ettikleri vergi gelirlerini elde tutmak yerine bir şekilde piyasaya sürmeleri gerekir. Bu gelirler, piyasadaki dolaşıma sokulmaz ya da etkin bir biçimde kullanılmazsa, atıl duruma gelir ve ekonomiyi durgunluğa iter. Dolaysıyla devlet sahibi, halktan aldığı vergileri, çeşitli yollardan halka aktarmalıdır.

    Devlet ve hanedan gelişip büyüdükçe devletin ilk dönemde uyguladığı vergi politikasının aksi bir durum söz konusu olacaktır. Bedevî hayat tarzının, yavaş yavaş özelliklerini yitirmeye başlaması, hükümdar ve çevresini çok daha yüksek bir hayat standardına özendirerek, lüks tüketim mallarına olan taleplerini artırır. Bu durum devletin giderlerini artırarak, neticesinde de toplumun üretici güçlerine yüksek oranlı vergi tarifeleri uygulanmasına neden olacaktır.[10]

     İbn Haldûn hükümdarın ve devlet ricalinin devletin yükselme döneminde zenginleştiğini ve servet sahibi olduğunu anlatır. Bu dönemde hükümdarın ülke ve devlet yapısı üzerinde hâkimiyeti ve nüfuzu pekişirken yanında bulunan devlet ricalinin de konumları nispetince güçleri ve nüfuzları artar. Bu durum başta hükümdar olmak üzere devlet adamlarının zenginleşmesine ve servet sahibi olmalarına yol açar. İleriki zamanlarda bu devlet adamlarının çocukları babalarının servetini suiistimal etmeye başlar. Zamanla hükümdarla devlet adamları arasında bu durumdan dolayı çatışmalar başlar. Bazı devlet adamları bu süreçte ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar.[11]

    İbn Haldûn, vergi sisteminin bozulma sebeplerini şöyle izah eder: Ortak asabiyetlerin kontrolü altında olan devlet yapısı zamanla hükümdarı rahatsız etmeye başlar. Hükümdar saltanatını pekiştirmek için devleti yöneten ortak asabiyet unsurlarını bertaraf edip tek başına devlete hükmetmeye başlar.[12]Bu sırada hükümdar devlet bürokrasisinde oluşan boşluğu kendisinden daha zayıf asabiyetlere bağlı veya herhangi bir asabiyete bağlı olmayan unsurlarla doldurur. Ancak hükümdar için bu yeni bürokratlarla devleti yönetmek o kadar da kolay değildir. Yönetimin yeniden oluşumu onlara bol miktarda para dağıtmakla ancak mümkün olur. Yani hükümdar önceden devleti asabiyetin gücüyle yönetirken zamanla gerek askeri gerekse bürokrasi yönetimini artık parasal güçle oluşturmaya başlar. Bu yolla ülke üzerinde hâkimiyetini sağlamak için bol miktarda para harcamaya başlar. Bu da devlet giderlerinin zamanla artmasına yol açar. Belli bir dönemden sonra artık devlet gelirleri giderlerini karşılayamaz olur. Devlet sisteminin devamı için hükümdar artık vergi artırımına gitmeye başlar. Gelirlerin arttırılması için yeni vergi alanları ve fahiş vergi oranları artık öyle bir duruma gelir ki halkı bıktıracak seviyelere ulaşır.[13]İşte bu seviye devletin dağılma sürecini başlatır. İbn Haldûn’a göre devletin zayıflama süreci vergiler bağlamında döngüsel bir çözülmeyi başlatır.[14]Hükümdar ülke üzerinde hâkimiyetini kurmak için daha fazla askere ve bürokratik harcamalara ihtiyaç duyar. Buradaki açık daha fazla vergi toplamak, yeni vergi alanları oluşturmak veya vergi oranlarını arttırmakla gerçekleştirilir. Vergiler halka ağır gelmeye başlayınca toplanan vergi oranı düşer, isyanlar ve çözülmeler başlar. Hükümdar isyanları bastırmak hâkimiyetini pekiştirmek için bu sefer asker sayısını arttırmaya bürokratik harcamaları arttırmaya başlar. Bu döngü neticede devletin dağılmasına ve sonlanmasına yol açar. 

    İbn-i Haldûn’un meşhur olmasının nedenlerinden biri de vergi hakkındaki görüşlerinin, 1970’den sonra popüler olmaya başlayan arz yönlü ekonominin görüşleriyle arasındaki benzerliklerdir. Yukarıda da ifade edildiği üzere İbn-i Haldûn’a göre vergiler artırılmaya başlandığı zaman bir noktadan sonra vergi gelirlerinde bir düşüşe neden olurlar. Ona göre vergilemede öyle bir nokta vardır ki o noktaya kadar bireyler vergilere tepki göstermezken, bu orana ulaştıktan sonra birden toplam vergi gelirlerinde bir düşüş meydana gelmektedir.[15]

    Vergi sistemini sıkıntıya sokan diğer bir hususu İbn Haldûn ülke piyasasının belkemiği hükmünde olan devlet piyasasının bozulmasına bağlar. Devlet çalışanlarına ve yöneticilere ödediği maaşlar sayesinde piyasayı canlı tutar. Canlı piyasa ise devlete vergi yoluyla artan gelirler şeklinde yansır. Eğer devlet ödemelerde yani maaşlarda kısıtlamaya giderse harcamalarda azalmalar meydana gelir. Bu da piyasanın canlılığını kaybetmesine neden olur. Neticede dönmeyen bir piyasa devlete vergi kaybı şeklinde yansır.[16]  

    İbn Haldûn’un üzerinde durduğu bir diğer vergi sistemi sıkıntısı ise hükümdarın veya devlet adamlarının ticaret yapması bir diğer deyişle devletin piyasaya girip ticaret yapmaya başlamasıdır. Ticaretle uğraşan servet sahipleri bir birine denk sermayelere sahiptirler. Piyasa ve ücret dengeleri bu tüccarlar tarafından dengeli bir şekilde belirlenir. Bunların elde ettiği gelir sayesinde devlete akan ciddi bir vergi vardır. Devlet piyasaya girmeye başlayınca dengeler sarsılmaya başlar. Devletle rekabet etme gücünü kendinde bulamayan servet sahipleri yavaş yavaş piyasadan çekilmeye başlar. Neticede bu şekliyle devletin kaybettiği vergi geliri yaptığı ticaretle kazandığından çok daha fazla olur.[17] 

    İbn Haldûn’a göre devletin vergi sistemi bozuldukça halktan toplanan vergiler de artmaya başlar.Bu süreçte zamanla halkın vergi yükü tedrici bir surette arttığından, halk bu artışların kim tarafından yapıldığının ve kimin koyduğunun farkına bile varmaz. Ancak uzun vadede, vergilerdeki bu artışlar ağırlığını hissettirmeye başlayıp itidal halini aşar. Çünkü halk, üretim faaliyetleri sonucu elde ettikleri kâr ve kazanç ile ödedikleri vergi borcunu karşılaştırdıklarında, ortaya çıkan durum, onların üretime katılma isteğini yok ederek, bu da Umrâna katkıda bulunmalarını engeller.[18]

    2.     FİYAT OLUŞUMU

    İbn Haldûn insanların ihtiyaç duyduğu temel maddeleri zaruri ihtiyaçlar ve tamamlayıcı ihtiyaçlar diye ikiye ayırır. Ona göre zaruri ihtiyaçlar insanların hayatlarını idame etmeleri için ihtiyaç duydukları temel gıda malzemeleridir. Bunlar buğday, arpa, baklagiller gibi temel ihtiyaçları teşkil eder. Diğeri ise tamamlayıcı maddelerden oluşan temel ihtiyaçlardaki eksiklikleri giderici maddelerdir. Bunlar da meyveler, elbiseler, kap kacak, binitler ve binalar gibi ikinci derece hayatı idame ettiren ihtiyaçlardır.[19]

     İbn Haldûn’a göre fiyatların belirlenmesinde arz ve talep dengesini oluşturan temel saik popülasyondur. Ona göre bedevi yaşam koşulları çerçevesinde insanların ihtiyaç duyduğu şey, temel gıda malzemeleridir. Buğday, arpa, baklagiller gibi ihtiyaç malzemeleri bedevi yaşam ortamlarında veya nüfusu az olan yerleşim merkezlerinde daha pahalıdır. Bunun nedeni buralarda iş gücü azlığından veya kıtlık korkusundan insanlar ellerindeki malzemeyi depolayıp saklarlar. Böylece piyasada az bulunan bu malzemelerin değeri yükselir. Kalabalık yerleşim yerleri veya büyük şehirlerde ise temel gıda malzemeleri daha ucuz olur. Bunun nedeni ise herkes kendisine yetecek kadar gıdayı alıp depoladığı için elde kalan stokların piyasası ucuzlar.[20]

    İkinci derecede ihtiyaç maddeleri olan tamamlayıcı malzemelerin fiyatı ise temel gıdaların tam tersinedir. Çünkü nüfusu az olan yerlerde servet az olduğundan dolayı insanlar zaruri ihtiyaç sayılmayan bu malzemelere çok rağbet etmezler dolaysıyla fiyatları da ucuz olur. Şehirlerde ise insanlar nispeten servet sahibi ve lüks yaşama alıştıkları için ikinci derece ihtiyaç malzemesi olan bu maddelere çok talep gösterirler. Dolaysıyla nüfusun kalabalık olduğu yerlerde bu malzemeler pahalı olur.[21]

    İş gücü fiyatına gelince İbn Haldûn’a göre kırsal kesimlerde iş gücü ucuzdur. Şehirlerde ise sanayi ve binalar gibi maharet ve ustalık isteyen iş gücü lüks yaşam, zenginlerin hassas talepleri ve ustaların kendilerini ağırdan almaları nedeniyle pahalı olur.[22]

    3.     EKONOMİ ve ŞEHİR HAYATI

    İbn Haldûn şehir hayatında ekonominin temel unsurunu iş bölümüne bağlar. Çünkü insanlar ihtiyaç duydukları şeyleri yalnız başlarına sağlayamazlar. Ona göre herhangi bir yerleşim yerinde her üretici öncelikle kendi ihtiyacından fazlasını üretir.[23]Üretim fazlası bu mallar, gerek üretim araçlarına gerekse hayatın diğer gereksinimlerine harcanır.[24]

    İbn Haldûn’a göre şehirlerdeki refah seviyesi o şehrin popülâsyonuyla doğru orantılıdır. Yani bir şehrin nüfusu kalabalık ise orada canlı bir hayat vardır. İnsanlar daha zengin, daha modern ve daha lüks içerisinde yaşar. Bunun nedeni o şehirlerde ihtiyaç dışında üretim fazlası malların lüks yaşamı tetiklemesidir.[25]Lüks yaşam ise yeni sanat ve meslek dallarının ortaya çıkmasına alanında ihtisas sahibi olan mümeyyiz sanat ve meslek erbabı kişilerin doğmasına yol açar. Bunun sonucunda süslü binalar, daha lüks ve konforlu giyecek ve ev araçları ortaya çıkar. Dolaysıyla bu yeni meslekler piyasayı ve şehri daha da canlı tutar. Tabi büyük şehirlerdeki bu yaşam tarzı sadece üreticilerle sınırlı değil her türlü meslek ve iş sahibini etkiler.[26]

    İbn Haldûn yaşadığı dönemi esas aldığı için her şehirde yaşayan insanların gelir ve giderlerinin denk olduğunu söyler. Aslında meslek sahibi veya ticaret ehli için geçerli olan bu durum günümüzde hizmet sektörünü dışarıda bırakır. Muhtemelen İbn Haldûn’u hizmet sektörü içinde bu görüşe sevk eden unsur o zamanda devletlerin birçoğunda merkezi yönetim yerine feodal yönetimler söz konusu olmasıdır.        

    4.     RIZIK ELDE ETME ve EMEK 

    İbn Haldûn rızık ve kazancı birbirinden ayrı tutar. Ona göre rızık kişinin faydalanıp ihtiyacını giderdiği semerelerden oluşan kazançtır. İhtiyaçların giderilmesinde kullanılmayan mal, sahibi için rızık değil kazanç olarak isimlendirilir. Kişinin çalışarak elde ettiği ihtiyaç fazlası mal ve servet de kazanç kategorisine girer. Bu konudaki görüşlerini Ehl-i Sünnet âlimlerine dayandıran İbn Haldûn’a göre, miras olarak bırakılan mal ölen kişi için rızık değil kazançtır. Çünkü ondan yararlanmamıştır. Ancak o mirasla ihtiyacını karşılayan mirasçılar için o mal rızık olarak isimlendirilir.[27]

    Bir üretim faktörü olarak emek iktisadi faaliyetin en önemli unsurudur. İktisadi hayatta, iktisadi faktörler içinde en değerli ve en fazla yaratıcı olan faktördür. Toplumsal refahın kaynağı olup bireylerin kişiliğine bağlıdır. İnsan emeği olmadan ne doğanın kıt kaynakları çoğaltılabilir, ne de kıt olan mal ve hizmetler üretilebilir. Bu açıdan emeği, insanın ekonominin emrine sunduğu fikri ve fiziki kabiliyet olarak tanımlamak mümkündür. İbn-i Haldûn iktisadi düşünce tarihinde emeği, değerin kaynağı ve mülkiyetin temeli olarak gören ilk düşünürlerdendir. Ona göre üretimin temel faktörü emektir.[28]İbn Haldûn’a göre rızık elde etmek için mutlaka çalışıp çaba sarf etmek gerekir. Ona göre rızık veya kazanç elde etmek için emek sarf etmek şarttır. Emek, her türlü kazanç ve servetin olmazsa olmazıdır. Ona göre kazanç, insan emeğinin kıymetinden ibarettir.[29]

    Dünyadaki bütün mal ve birikimler için kıymet ölçüsü iki şeydir bunlar ise; altın ve gümüştür.[30]Ayrıca kazancın bolluğu ile Umran arasında da ciddi bir ilişki vardır. Bir yerde kalabalık bir Umran varsa orada rızık ve kazanç elde etmek daha kolaydır. Umranın eksilmesiyle çalışma ve emek azalır. Bu da neticede piyasanın durmasına ve kazancın azalmasına yol açar.[31]    

    5.     KAZANÇ YOLLARI 

    İbn Haldûn geçim ve kazanç yollarını yöneticilik (emirlik), ticaret, çiftçilik ve sanat olarak taksim eder. Ona göre emirlik tabii bir geçim yolu değildir. Emirlik halktan toplanan vergi ve harçlar üzerine kurulan devlet yönetiminde bulunan herkesi kapsamaktadır. Günümüz ifadesiyle memuriyet veya hizmet sektörü dediğimiz alanı kapsamaktadır ki İbn Haldûn bu tür geçim yolunu tabii yollardan saymamaktadır.[32]İbn Haldûn’a göre hizmet sektöründe çalışanların bir kısmı devlet görevlileridir. Bunlar asker, polis, kâtip gibi görevlilerdir. Bunların geçimi devletin topladığı vergilerden sağlanır. Diğer kesim ise kişilerin hizmetinde çalışan kişilerdir. İbn Haldûn’a göre başkasının adamı olarak emrinde çalışmak tabii bir geçim yolu değildir. Aynı zamanda bu tür çalışma yöntemleri insanların kişiliklerini dahi değiştirecek niteliktedir.[33]

    Çiftçilik bilinen en eski geçim yöntemidir. Çiftçilik için çok düşünmeye, ilme ve ince hesaplamalara çok ihtiyaç olmadığından insanlığın ortaya çıktığı tarihten beri bilinen en basit geçim yoludur. İbn Haldûn kara ve deniz avcılığının yanı sıra hayvancılığı da çiftçilik kategorisinde inceler. Yine ona göre çiftçilik zayıf ve bedevilerin geçim yolu olarak tanımlanır. Çiftçilikle uğraşan kişilerin refah ve zenginlik seviyesine ulaşamayacağını söyler.[34]

    Bir diğer geçim yolu olan sanatlar çiftçilikten sonra ikinci sırada gelir. Sanat ilme, düşünmeye ve ince hesaplamalar yapmaya ihtiyaç duyan kompleks bir uğraştır. Sanat işleri ile bedeviler değil şehirliler uğraşır. Bu yüzden de belli bir Umran birikimini gerekli kılar.

    İbn Haldûn’a göre ticaret, kazanç için tabii bir yol olmakla birlikte bu yolla kazanç elde etme usulü birtakım kurnazlıklara, mal alıp satarken araya eklenen kâr üzerinden bir kazanç sağlanır.[35]Ona göre bu şekilde kazanç elde etmek bir nevi kumara benzese de elde edilen mal bir karşılıkla sağlandığı için meşru bir yoldur.[36]

    İbn Haldûn define ve hazine arama yoluyla kazanç elde etmenin de tabii bir yol olmadığını vurgular.[37]Ona göre bu işlerle uğraşan insanlar kıt akıllı insanlardır. Koca yeryüzünü tarayıp toprağın altından define çıkarma boş bir uğraştır. Ancak binde bir defa tesadüfen bu tür definelere denk gelmek mümkün olur. Bu konularla ilgili haritalar, tılsımlar ve sair işler de tamamen bir aldatmadan ibarettir. Çünkü hiç kimse yerin altına gömdüğü servetini istikbalde tanımadığı insanlara bulmaları için bir harita veya pusula oluşturmaz. Serveti olan onu kendisinden sonra gelen mirasçılarına veya akrabalarına bırakır.[38]

    6.     TİCARET

    İbn Haldûn ticareti kısaca “ucuza alıp pahalıya satmak” olarak tanımlar. Ona göre ticaret; un, ziraî mahsuller, hayvan ve kumaş gibi ticari malların ucuza alınıp pahalıya satılmasıyla gerçekleşir. Bazen de piyasada gerçekleşen deflasyon neticesinde elindeki mal sayesinde tüccar bir anda servetini birkaç kat arttırır.[39]  

    Ticaretten kazanç elde etme yolları şöyledir: 1- Eldeki malın piyasanın havale geçirmesiyle çok yüksek fiyata satılması,[40]2- Eldeki malın çok daha yüksek miktara satabileceği başka bir yere götürülmesi, 3- Ya da eldeki malın vadeli olarak yüksek fiyata satılmasıyla gerçekleşir. Genellikle satılan mal ne kadar yüksek fiyata verilse de aradaki kar payı düşük kalır. Bu yüzden sermayenin miktarı arttıkça elde edilecek karın miktarı da artacaktır.[41]Ticaret içerisinde en çok risk barındıran mesleklerdendir. Ticarette aldatma, hile, ölçü tartıyı eksik tutma,[42]malın bedelini geç ödeme veya inkâr etme gibi kritik durumlarla karşı karşıya kalmak her zaman mümkündür. Bu durumda ticaret erbabının yazıyla kayıt veya şahit tutması çok önem arz eder. Ticarette bazen büyük meşakkatlerle elde edilmiş bir sermayenin bir anda tamamen elden çıkması da mümkündür. İbn Haldûn’a göre büyük tüccarların bazı devlet makamlarıyla gelecek olumsuzluklardan korunmak için iyi ilişkiler kurması gerektiğini vurgular.[43]  

    İbn Haldûn ticaretle uğraşan kişilerin karakterleri hakkında da ilginç tespitlerde bulunur. Ona göre, genellikle ticaretle meşgul olan kişiler düşük ahlaklı olur. Çünkü ticaret yapan kişi sürekli karşısındaki kişiye karşı üstün gelmek ister. Bu durum zamanla karakter halini alır. Daha da kötüsü ticarette hile ve aldatmayı meslek ve karakter haline getiren tüccar ise rezillikle tavsif edilir. Ticaretle meşgul olanlar arasında onurlu ve üstün ahlaklı kişiler de vardır. Ancak bunların sayısı çok azdır.[44]   

    İbni Haldun’a göre kazancın bütününü sermaye ile ilişkilendirmek doğru değildir. Bunun sebebi sermayeden kar elde etmede ve kazanca dönüştürmekte emeğin payının inkâr edilemez olmasıdır. İbni Haldun’a göre emekten yoksun olan ve spekülasyona, hileye, aldatmacaya başvuran bir tüccar kumarbaz gibidir. Bu tür bir ticaret varlığı itibariyle meşru olmadığı gibi bireyin ahlakı ve psikolojisi üzerinde de sakıncalı etkiler meydana getirebilir. İnsanın yaradılışı gereği az sürede çok mal kazanma arzusu onu hile ve spekülasyona yönlendirebilir.[45]

    7.     SANAT ve MESLEKLER

    İbn Haldûn’a göre sanatı oluşturmanın iki yönü vardır. Bir yönü ilmi ve fikri, diğer yönü ise cismi ve maddidir. Sanatın maddi-cismi yönü onun en mükemmel yönüdür. Çünkü bu suretle nakli daha rahat olur. Bir haber veya düşüncenin nakline oranla mücessem bir sanatın taşınması ve ona bakılarak elde edilecek olan meleke daha mükemmel olur. Sanatın ilmi- fikri yönü tekrar ve sürekliliğe dayandığı için sanatın temelini oluşturan adım meleke olarak ifade edilir.[46]

    İbn Haldûn sanatı başka bir açıdan üçe ayırır: 1- İster zaruri olsun veya olmasın geçim kaynağı olarak gerçekleştirilen sanatlar, 2- insanın özelliği olan düşünceye özgü sanatlar ve 3- Askerlik sanatı.[47]  

    İbn Haldûn’a göre en iyi sanatlar, medeni umranın mükemmelleşmesi ve çoğalmasıyla gerçekleşir. Ona göre şehir kalabalıklaşıp medenileştikçe sanatlar tezahür eder veya mükemmelleşmeye başlar. Bedevi ve nüfusu az olan toplumlarda insanlar daha çok yeme, içme, barınma ve güvenlik gibi kaygılardan dolayı ince sanatlar ortaya koyamazlar. Ancak bazı kaba sanatlar üretebilirler. Umran arttıkça, nüfus kalabalıklaşıp lüks yaşam tarzları ortaya çıktıkça sanatkârlardan beklentiler de artmaya başlar ve onlardan daha ince sanatlar veya yeni sanatlar ortaya koymaları beklenir. Bütün bunların yanında gerçek nitelikte sanatların ortaya çıkması ancak uzun süre yaşayan şehir ve toplumları gerekli kılar. Dolaysıyla bir toplum ne kadar medeni ve kalabalık olursa olsun eğer gerçek bir sanatı ortaya koyabilecek ömre sahip değilse orada sanat üretimi gerçekleşemez. Bazen bu süre için birçok neslin geçmesi gerekebilir.[48]    

    İbn Haldûn’un sanatı iktisadi hayatın bir parçası olarak ele alması, yaşadığı çağa göre ne kadar öngörülü olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanların fizyolojik ihtiyaçlarını doyuma ulaştırmadan sanat üretemeyecekleri hakikati en güzel bir surette ifade edilmiştir.


    KAYNAKÇA

    Akşit, Niyazi, Kültür ve Tarih Ansiklopedisi.Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004.

    el- Husrî, Sâtî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar. Trc. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2001.

    Erol, Sevgi Işık, “İktisadi Kalkınmada Değerlerin Rolü (İbni Haldun’un Perspektifinden)”. Çalışma İlişkileri Dergisi2/3 (Temmuz 2012): 49-65.

    Görgün, Tahsin, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi.19: 543-555. Ankara: TDV Yayınları 1999.

    Güngörmez, Zeynep, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, Uluslararası İbn Haldûn Sempozyumu (Çorum, 01-03 Kasım 2013). Haz. Mesut Okumuş, Ömer Dinç, 251-259. Ankara: Çorum Belediyesi Kültür Yayınları, 2015.

    İbn Haldûn, Abdurrahman b. Muhammed b. Haldûn Hadramî (1332/1406). Mukaddime. Trc. Halil Kendir. Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004.


    Özel, Mustafa, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, Dîvân İlmi Araştırmalar Dergisi 21/2 (2006): 1-8.

    Uludağ, Süleyman, “İbn Haldûn”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi.19: 538-543. Ankara: TDV Yayınları 1999.

    Yıldırım, Ertuğrul, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri, Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, 2006.

    ez-Zirikli, Hayreddin, el-A‘lam, b.y. 2002.



    [1]İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı doktora öğrencisi.


    [2]ez-Zirikli, Hayreddin, el-A‘lam, (b.y. 2002), 3: 330; Süleyman Uludağ, “İbn Haldûn”,Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları 1999), 19:538-543; Niyazi Akşit, Kültür ve Tarih Ansiklopedisi(Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004), 1: 360.

    [3]Uludağ, “İbn Haldûn”,  19: 538-543.


    [4]Uludağ, “İbn Haldûn”, 19: 538-543.

    [5]Uludağ, “İbn Haldûn”, 19: 538-543.

    [6]Sâtî el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, trc. Süleyman Uludağ (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2001), 397-399.

    [7]Tahsin Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, Türkiye D i y a n e t V a k f ı İslâm Ansiklopedisi(Ankara: TDV Yayınları 1999), 19: 543-555.

    [8]Abdurrahman b. Muhammed b. Haldûn Hadramî (1332/1406), Mukaddime, trc. Halil Kendir(Ankara: Yeni Şafak Yayınları, 2004), 2: 369.

    [9]Ertuğrul Yıldırım,İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri(Yüksek Lisans Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, 2006), 84-86.

    [10]İbn Haldûn,Mukaddime,1: 371.

    [11]İbn Haldûn, Mukaddime,1: 377.

    [12]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  376.

    [13]İbn Haldûn, Mukaddime,1: 371.

    [14]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  372.

    [15]Yıldırım,İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri, 80.

    [16]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  379.

    [17]İbn Haldûn, Mukaddime,1:  373.

    [18]Yıldırım, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri,77.

    [19]İbn Haldûn, Mukaddime, 2: 494.

    [20]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 400.

    [21]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 399.

    [22]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 495.

    [23]Mustafa Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, Dîvân İlmi Araştırmalar Dergisi 21/2 (2006): 1-8.

    [24]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 491; Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, 19: 543-555.

    [25]el- Husrî,İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 405.

    [26]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 491, 492.

    [27]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 520, 521.

    [28]Yıldırım, İbn Haldûn’un İktisadi ve Mali Düşünceleri,31.

    [29]el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 401; Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, 5.

    [30]Özel, “Bir İktisat Klasiği olarak İbn Haldun’un Mukaddime’si”, 4.

    [31]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 522; el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 401,404.

    [32]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 523.

    [33]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 525; Görgün, “İbn Haldûn (Görüşleri)”, 19: 543-555.

    [34]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 540.

    [35]Zeynep Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, Uluslararası İbn Haldûn Sempozyumu (Çorum, 01-03 Kasım 2013), haz. Mesut Okumuş, Ömer Dinç, (Ankara: Çorum Belediyesi Kültür Yayınları, 2015), 251.

    [36]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 523, 524.

    [37]el- Husrî, İbn Haldûn Üzerine Araştırmalar, 407.

    [38]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 527- 530.

    [39]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 541.

    [40]Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 253.

    [41]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 542.

    [42]Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 255.

    [43]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 542-543; Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 254.

    [44]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 544; Güngörmez, “İbn Haldûn’a Göre İslam’da Ticaret Ahlakı”, 251.

    [45]Sevgi Işık Erol, İktisadi Kalkınmada DeğerlerinRolü (İbni Haldun’un Perspektifinden), Çalışma İlişkileri Dergisi2/3 (Temmuz 2012): 49-65.

    [46]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 553.

    [47]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 554.

    [48]İbn Haldûn, Mukaddime,2: 555-556.
  • İlk ve son günü hariç bedelli askerliğin 17 günü dolu dolu geçti gitti, Allah'a şükür:

    1) David Eddings - Efsuncunun Son Oyunu
    2) Stefan Zweig;
    - Yakıcı Sır
    - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    - Bir Kadının Yaşamından 24 Saat
    - Ay Işığı Sokağı
    - Bir Çöküşün Öyküsü
    - Mürebbiye
    8) Namık Kemâl;
    - Vatan Yahut Silistre
    - İntibah
    10) İhsan Oktay Anar - Galiz Kahraman
    11) Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü
    12) Necip Fazıl Kısakürek;
    - Para
    - Parmaksız Salih
    - Kanlı Sarık
    - Siyah Pelerinli Adam
    - Sabır Taşı
    - Püf Noktası
    - Mukaddes Emanet
    - Ahşap Konak
    20) Muhyiddin Şekûr - Yazdan Kalan Son Gün
    21) Hasan Ali Toptaş - Bin Hüzünlü Haz
    22) Jacques Derrida - Platon'un Eczanesi
    23) Franz Kafka - Babaya Mektup
    24) Paul Auster - Kış Günlüğü
    25) Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf
    26) Abraham Maslow - İnsan Olmanın Psikolojisi (yarım)
    + Prof. Dr. K. Oğuz Karamustafaoğlu - Temel ve Klinik Psikiyatri (100 sayfa)
  • 1) Kırım Hanlığı Tarihi Üzerine Araştırmalar (1441-1700) - Halil İnalcık
    2) Bursa ve Civarı - Bonkowski Bey
    3) Bursa Mektupları - Eliza Cheney A. Schneider
    4) Kadim Bursa - Alper Can
    5) Kuruluşundan XIX. Yüzyıl Sonlarına Kadar Bursa - Vasileios I. Kandes
    6) Mesnevi Tercümesi - Şefik Can
    7) Hz. Muhammed (s.a.v) - L. N. Tolstoy
    8) Gazi Mustafa Kemal Atatürk - İlber Ortaylı
    9) Tüfek, Mikrop ve Çelik - Jared Diamond
    10) Biraz Aksiyon; Rahat Durmayacağız - Malcolm X
    11) Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
    12) Yol Hali - Nazan Bekiroğlu
    13) Klasik Yunan Mitolojisi - Şefik Can
    14) Semaver - Sait Faik Abasıyanık
    15) Sarnıç - Sait Faik Abasıyanık
    16) Şahmerdan - Sait Faik Abasıyanık
    17) Lüzumsuz Adam - Sait Faik Abasıyanık
    18) Mahalle Kahvesi - Sait Faik Abasıyanık
    19) Aşkın Dili - Mehmet Sarıkoca
    20) Hislerin Aynası - Mehmet Sarıkoca
    21) Havada Bulut - Sait Faik Abasıyanık
    22) Havuz Başı - Sait Faik Abasıyanık
    23) Son Kuşlar - Sait Faik Abasıyanık
    24) Alemdağ’da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık
    25) Az Şekerli - Sait Faik Abasıyanık
    26) Tüneldeki Çocuk - Sait Faik Abasıyanık
    27) Mahkeme Kapısı - Sait Faik Abasıyanık
    28) Seçme Hikayeler - Sait Faik Abasıyanık
    29) Medarı Maişet Motoru - Sait Faik Abasıyanık
    30) Kayıp Aranıyor - Sait Faik Abasıyanık
    31) Deli Gömleği - Güray Süngü
    32) Boş Koltuk - J. K. Rowling
    33) Seninle Başlamadı - Mark Wolynn
    34) Abum Rabum - İskender Pala
    35) Aşk Cephesi - Bahadır Yenişehirlioğlu
    36) Kadınlar - Eduardo Galeano
    37) O Muydu? - Stefan Zweig
    38) Beyaz Geceler - Dostoyevski
    39) Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig
    40) Amok Koşucusu - Stefan Zweig
    41) Korku - Stefan Zweig
    42) Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig
    43) Bir Çöküşün Öyküsü - Stefan Zweig
    44) Ay Işığı Sokağı - Stefan Zweig
    45) Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor - Stefan Zweig
    46) Mürebbiye - Stefan Zweig
    47) Kızıl - Stefan Zweig
    48) Yağmurun Gelini - Sinan Akyüz
    49) Bağbozumu Şarkıları - Şükrü Erbaş
    50) Bütün Şiirleri 1 - Şükrü Erbaş
    51) Bütün Şiirleri 2 - Şükrü Erbaş
    52) Bütün Şiirleri 3 - Şükrü Erbaş
    53) Pervane - Şükrü Erbaş
    54) Yaşıyoruz Sessizce - Şükrü Erbaş
    55) Kuş Uçar Kanat Ağlar - Şükrü Erbaş
    56) Hatıra Notları 1916 - Mustafa Kemal Atatürk
    57) Karlsbad’da Geçen Günlerim - Mustafa Kemal Atatürk
    58) Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe - Mustafa Kemal Atatürk
    59) Arıburnu Muharebeleri Raporu - Mustafa Kemal Atatürk
    60) Aynadaki Yalan - Necip Fazıl Kısakürek
    61) Kanaviçe - Bahadır Yenişehirlioğlu
    62) Osmanlılar Geliyor - İsmail Bilgin
    63) Ermiş - Halil Cibran
    64) Dirilt Kalbini - Nouman Ali Khan
    65) Görünmez Koleksiyon - Stefan Zweig
    66) İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar - Emre Dorman
    67) Ezilenler - Dostoyevski
    68) Geçmişe Yolculuk - Stefan Zweig
    69) Sızı - Canan Tan
    70) Hayat Nedir? - Hace Yusuf-i Hemedani Hz.
    71) Lyon’da Düğün - Stefan Zweig
    72) Nun Masalları - Nazan Bekiroğlu
    73) Gömülü Şamdan - Stefan Zweig
    74) Clarissa - Stefan Zweig
    75) Yabancı - Albert Camus
    76) Seyahatname (Osmanlı Devleti’nin Kara Kutusu) - Evliya Çelebi
  • 23- وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
    Vemen kefera felâ yahzunke kufruh(u)(c) ileynâ merci’uhum fenunebbi-uhum bimâ ‘amilû(c) inna(A)llâhe ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)
    23.AYET) Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin inkârı seni üzmesin. Onlar hesap vermek üzere bizim huzurumuza getirilecekler. İşte o zaman işledikleri amelleri birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekeriz. Allah gönüllerdeki sırları bilir. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 10/70.)



    24- نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ
    Numetti’uhum kalîlen śümme nadtarruhum ilâ ‘ażâbin ġalîz(in)
    24.AYET) Onlara biraz zevku safa sürdürürüz. Sonra kendilerini ağır bir azâba sürükleriz.


    25- وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
    Vele-in seeltehum men ḣaleka-ssemâvâti vel-arda leyekûlunna(A)llâh(u)(c) kuli-lhamdu li(A)llâh(i)(c) bel ekśeruhum lâ ya’lemûn(e)
    25.AYET) Andolsun ki, onlara:
    “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette:
    “Allah...” diyecekler.
    “Allah'a hamdolsun!” de. Fakat onların çoğu Allah'ın, kâinatın nihaî sebebi olduğunu, O'na teslimiyet gerektiğini kavrayamazlar.


    26- لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
    Li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i)(c) inna(A)llâhe huve-lġaniyyu-lhamîd(u)
    Göklerdeki ve yerdeki varlıkların ve imkânların tamamı Allah'ındır, Allah'ın tasarrufundadır. Asıl zengin olan, muhtaç olmayan, övgüye, şükre lâyık olan işte O'dur, Allah'tır.

    27- وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
    Velev ennemâ fî-l-ardi min şeceratin aklâmun velbahru yemudduhu min ba’dihi seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtu(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)
    27.AYET) Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, denizler de, ardından yedi deniz daha katılıp çoğaltılarak mürekkep olsa, Allah'ın kelâmı, sözleri yazmakla tükenmez. Allah kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 3/39-45; 4/171; 18/109; 54/50; 79/12-13.)

    28- مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ
    Mâ ḣalkukum velâ ba’śukum illâ kenefsin vâhide(tin)(k) inna(A)llâhe semî’un basîr(un)
    28.AYET) Sizin, hepinizin yaratılmanız ve diriltilmeniz sadece tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir, görür; bu hakikatleri size duyurur, gösterir. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 36/82; 54/50.)

    29- اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
    Elem tera enna(A)llâhe yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veseḣḣara-şşemse velkamera kullun yecrî ilâ ecelin musemmen veenna(A)llâhe bimâ ta’melûne ḣabîr(un)
    29.AYET) Allah'ın geceyi devamlı gündüzün içine sokarak uzattığını, gündüzü de gecenin içine sokarak uzattığını, güneşi ve ayı, kurduğu düzene boyun eğdirdiğini görmüyor musun? Bunların her biri belli bir vadeye kadar hareketine devam eder. Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerden haberdardır. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 22/61, 70; 65/12.)

    30- ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟
    Żâlike bi-enna(A)llâhe huve-lhakku veenne mâ yed’ûne min dûnihi-lbâtilu veenna(A)llâhe huve-l’aliyyu-lkebîr(u)
    30.AYET) Bunlar, bizâtihi Allah'ın varlığında şüphe olmayan hak bir ilâh olmasından; onların, Allah'ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıklarının, yalvardıklarının bâtıl olmasından kaynaklanmaktadır. Yüce ve ulu olan O'dur, Allah'tır.

    31- اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
    Elem tera enne-lfulke tecrî fî-lbahri bini’meti(A)llâhi liyuriyekum min âyâtih(i)(s) inne fî żâlike leâyâtin likulli sabbârin şekûr(in)
    31.AYET) Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla gemilerin, filoların denizde seyrettiğini görmüyor musun? Bunda, çok sabrederek mücadeleye devam eden, çok şükreden herkes için elbette ibretler, uyarılar vardır.

    32- وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
    Ve-iżâ ġaşiyehum mevcun ke-zzuleli de’avû(A)llâhe muḣlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri feminhum muktesid(un)(c) vemâ yechadu bi-âyâtinâ illâ kullu ḣattârin kefûr(in)
    32.AYET) Kara bulutlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, Allah'ın dinini ve düzenini içtenlikle benimseyerek, samimi davranıp Allah'a yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit, içlerinden bir kısmı orta yolu, maksada ulaştıran hak yolu tutar. Bizim âyetlerimizi azgın nankörlerden, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen katmerli kâfirlerden, hainlerden, sözlerini, taahhütlerini bozanlardan başkası bile bile inkâr etmez.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 17/67; 29/65; 35/32.)

    33-يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـًٔاۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
    Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekum vaḣşev yevmen lâ yeczî vâlidun ‘an veledihi velâ mevlûdun huve câzin ‘an vâlidihi şey-â(en)(c) inne va’da(A)llâhi hakk(un)(s) felâ teġurrannekumu-lhayâtu-ddunyâ velâ yeġurrannekum bi(A)llâhi-lġarûr(u)
    33.AYET) Ey insanlar, Rabbinize sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Babanın evlâdı adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı, evlâdın babası adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı günden içiniz titreyerek endişe duyun. Allah'ın va'di doğrudur, haktır. Dünya hayatı sizi aldatmasın, şeytan ve hilekâr insanlar, Allah'ı öne sürerek, Allah adına sizi kandırmasın.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 4/120; 14/22.)

    34- اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ
    İnna(A)llâhe ‘indehu ‘ilmu-ssâ’ati veyunezzilu-lġayśe veya’lemu mâ fî-l-erhâm(i)(s) vemâ tedrî nefsun mâżâ teksibu ġadâ(en)(s) vemâ tedrî nefsun bi-eyyi ardin temût(u)(c) inna(A)llâhe ‘alîmun ḣabîr(un)
    34.AYET) Kıyametin kopacağı an ile ilgili bilgi Allah katındadır. Toprakların, bölgelerin, yağmurdan alacağı payı, kurduğu düzene ve sünnetine uygun olarak O paylaştırıp aralıklarla yağdırır. Rahimlerdeki döllenmeler ve oluşumlar, O'nun ilmi, planı ve iradesi dâhilinde gerçekleşir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını, hayır ve şer ne işleyeceğini, ne sevap elde edeceğini, hangi günahları yükleneceğini bilmez. Hiç kimse, hangi yerde öleceğini de bilmez. Allah her şeyi bilir, gizli-açık her şeyden haberdardır, insanları bilgilendirir.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 6/59; 13/8; 35/11; 41/47; 42/28; 57/20.)
  • Hucurat Suresi, Medine´den nazil olmuştur ve on sekiz âyettir.

    Bu seri-e celile, âyet sayısı bakımından kısa fakat ihtiva ettiği hükümler ve koyduğu esaslar bakımından büyük hususiyetler taşıyan bir suredir.

    İnançta, ferdi ve içtimai hayatta, İslamin eseslarının neler olduğu ve o esaslara nasıl sarılmamız gerektiği beyan edilmekte ve İslam cemiyetinin çatısı ve hayat biçimi ortaya konmaktadır.

    Surenin başında bulunan âyet-i kerimenin beyanına göre müminler,dinlerinin hükümlerinden başka hiçbir hükmü, hiçbir çözüm tarzını kabullenemezler. Onların dışına asla çıkamazlar. Müminler için bu temel esas, kabulü ve uyulma­sı zorunlu bir esastır. Bu hususta buyurulmaktadır ki: "Ey iman edenler, Allanın ve Resulünün önüne geçmeyin. Allahtan korkun. Şüphesiz Allah herşeyi hak­kıyla işiten ve bilendir.[1] Demek ki mümin, Allah ve Resulünün hükmü orta­dayken artık onların Önüne geçip onlan yok sayarak başka hükümler, başka çö­züm şekilleri arayamaz. Hayatını, Allah ve Resulünün hükümlerine göre şekil­lendirmek zorundadır.

    Sure-i celüede müminlerin, Resulullah efendimize karşı nasıl davrana­cakları, ona karşı nasıl saygılı olacakları çok açık bir biçimde beyan edilmekte­dir. Tabi ki bu âyetler, onun zamanındaki ashabına hitabettiği gibi günümüzdeki müminlere de hitab etmektedir. Müminler, Peygamberlerinin gıyabında da ona saygı duyacaklardır.

    Sure-i celilede, birbirleriyle çatışan iki müslüman topluluğun arasındaki ihtilafın nasıl halledileceği beyan ediliyor, müminlerin, aynı imanı taşımaları sebebiyle kardeş oldukları bildirilerek onların birbirleriyle alay etmeyip birbir­lerine lakap takmamaları emrediliyor.

    Yine müminlerin birbirleri hakkında tecessüs içinde olmamaları ve zatı­nın bir çoğundan kaçınmaları emrediliyor.

    İnsanlığın hayati için elzem olan birçok hüküm ve emirleri beyan eden sure~i celile, her mümin tarafından lafız ve manasıyla birlikte ezbere bilinmeli ve hükümleri mutlaka yerine getirilmelidir.[2]



    Rahman ve Rahim olan Alkilim adıyla.



    1- Ey iman edenler, Allanın ve Resulünün ününe geçmeyin. Allahtan korkun. Şüphesiz Allah, herşeyi hakkıyla işitendir, bilendir.

    Ey, Allahın birliğine ve Muhammed´in peygamberliğine iman edenler, gerek dini gerek dünyevî işlerinizde Allahın ve Resulünün hükümlerine başvur­madan önce karar vermeyin. Aksi takdirde Allahın ve Resulünün hükümlerine ters karar venniş olabilirsiniz. Allahın ve Resulünün izin vermediği bir hususta herhangi bir söz söylemek veya bir iş yapmaktan çekinin ve Allahtan korkun. Zira Allah, söylediklerinizi çok iyi işiten ve yaptıklarınızı çok iyi bilendir.

    Ayet-i kerimede, müminlerin, Allahın ve Resulünün önüne geçmemeleri emredilmektedir. Abdullah b. Abbas´a göre bu ifadeden makat, Allahın kitabına ve Resulullahın sünnetine muhalif olan bir şey söylememektir. Allahın kelamı yanında herhangi bir şey konuşmamaktır.

    Mücahid´e göre ise, Allahın ve Resulünün önüne geçmemekten maksat, Allah tealanın bir mesele hakkında peygamberinin lisanıyla hüküm vermesinden önce fetva vermemektir.

    Katade ise diyor ki: "Bir kısım insanlar, "Keşke benim hakkımda şöyle şöyle hükümler inse." "Keşke şunlar ve şunlar meşru olsa." diyorlardı. Allah teala bunu hoş görmedi, kendisinin ve peygamberinin önüne geçmelerini yasakla­dı.

    Hasan-i Basrî ise bu ifadeyi izah ederken şöyle demiştir: "Bir kısım in­sanlar, kurban bayramında, Resulullah bayram namazını kıldırmadan önce kur­ban kesmişler Resulullah da onlara.tekrar kurban kesmelerini emretmiştir. İşte bu âyet-i kerime bu hususa işaret etmektedir.

    Dehhak ise bu âyeti şöyle izah etmiştir: Âyet- ikerime, müminlerin gerek savaşlarında gerekse diğer işlerinde Allanın ve Resulünün emri olmadan karar vermemelerini emretmektedir. [3]



    2- Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi peygamberle de yüksek sesle konuşmayın. Yoksa amelleriniz boşa gider de, farkında bile ol­mazsınız.

    Allah teala, bu âyet-i kerime ile, müminlere peygamberle konuşma âdabını öğretmekte ve onun huzurunda konuşurken selerini kısarak konuşmala­rını emretmektedir. Bu âyet inmeden önce müminler.ResuluUahın huzurunda yüksek sesle konuşuyorlar ve Resulullaha, birbirlerine konuştukları gibi konu­şuyorlardı. Allah teala bu âyetle müminlerin, peygambere karşı edepli ve saygılı olmalarını emretti. 

    Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında İbn-i Ebi Müleyke şu hadis-i şerifi rivayet etmiştir:

    "Resulullaha, Temim oğullarının heyeti geldiğinde Ebubekir ve Ömer, Resulutlahın yanında konuşurken seslerini yükselttiler. Birisi, (Ömer) Resulul-lahtan, Temim oğullarına Akra b. Hâbis´i emir tayin etmesini istedi. Bunun üze­rine Ebubekir Ömer´e "Sen, bana karşı gelmekten başka birşey istemiyorsun." dedi. Ömer ise, "Ben sana muhalefet etmek istemedim." dedi. Böyle konuşurlar­ken sesleri yükseldi. Şunun üzerine Allah teala: "Ey iman edenler, seslerinizi, peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi peygamberle de yüksek sesle konuşmayın. Yoksa amelleri­niz boşa gider de farkında bile olamazsınız." âyetini indirdi.

    Abdullah b. Zübeyr diyor ki: "Bu âyet indikten sonra Ömer, Resulullahi dinlemeden önce ona bir şey konuşmazdı. [4]

    Enes b. Mâlik diyor ki:

    "Resulullah (s.a.v.) bir ara Sabit b. Kays´ı göremez oldu. Sahabilerden bi­ri: "Ey AH ahin Resulü, ben ondan sana malumat getiririm." dedi. Gidip Sabit´i buldu. Onu evinde oturup, başını yeri eğmiş bir halde gördü. Ve ona: "Sana ne oldu " diye sordu. Sabit: "Çok kötü bir şey oldu." diye cevap verdi. Zira o, Re-sulullahin yanında sesini yükselterek konuşuyordu. Bu yüzden amelinin boşa (Metin Buhuri´den alınmıştır.)

    gittiğini ve kendisinin cehennemlik olduğunu sanıyordu. Bu kişi Resulullaha geldi ve Sâbit´in söylediklerini ona bildirdi.

    Enes´in oğlu Musa diyor ki: "O adam, tekrar Sabit´e büyük bir müjde ile döndü. Zira Resulullah o adama demişti ki: "Git Sâbit´e de ki: "Sen cehennem ehli değilsin. Sen cennet ehlisin. [5]

    Enes (r.a.) diyor ki:

    "Biz, onun, aramızda gezdiğini görüyorduk ve onun cennetlik olduğunu biliyorduk. Yemame savaşında (Resulullahın vefatından sonra Hz. Ebubekir´in halifeliği zamanında, zekat vennek istemeyenlerle yapılan savaşta) bizde bazı bozgunlar oldu. Bu sırada Sabit b. Kays geldi. O, kefenini giymiş buhur koku­sunu sürmüştü. Bize şöyle demişti. "Arkadaşlarınızı ne kötü huylara alıştırıyor­sunuz." Sabit, daha sonra savaştı ve öldürüldü. Allah ondan razı olsun. [6]



    3- Peygamberin huzurunda seslerini kısanlar, işte onlar, Allanın, kalblcrini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için affedilme ve bü­yük nıükafaat vardır.

    Allah teala bu âyet-i kerimede, bundan önceki âyetin emrine uyarak Re­sulullahın yanında seslerini kısanların imtihanı başardıklarını, takvaya eriştikle­rini, böylece geçmişteki günahlarının bağışlandığını ve kendilerine, büyük bir mükafaat olan cennetin verileceğini beyan etmiştir. [7]



    4- Ey Muhammed, sana odaların arkasından seslenenlerin çoğu akıl­ları ermeyen kimselerdir.-

    Allah teala bu âyet-i kerimede, Resulullahın hanımlarının bulunduğu odaların arkasından "Ey Muhammed11, diye ona seslenen Bedevileri kınamakta­dır, bu âyet-i kerimenin, yukarıda zikredilen Akra b. Habis et-Teymî hakkında nazil otluğu rivayet edilmektedir. Akra diyor ki:

    "Hücrelerin (otluların) arkasından Resulullahı çağırdı. "Ey Allahın Resu­lü." dedim. Resulullah cevap vermedi. Bunun üzerine dedim ki: "Ey Allahın Resulü, iyi bil ki, bana hamdetmek iyi beni kınamak ise kötü bir şeydir." Bunun üzerine Resululluh: "Senin o dediğin Allahtır." diye cevap verdi. [8] Ve işte bu­nun üzerine bu âyet nazil oldu. [9]



    5- Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabrctsclcrdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Şüphesiz Allah, çok affeden ve çok ba­ğışlayandır.

    Ey Muhammed, seni odaların arkasından çağıran bu insanlar, senin, ken­di yanlarına çıkmana katlar sabretmiş olsalardı, Allah katında onlar için daha hayırlı olurdu. Zira Allah onlara, sana saygı göstermelerini emretti. Onlar, seni odaların arkasından çağırmumakla bu emre uymuş olurlardı. Allah, böyle yapan insanların, bu davranışlarından vazgeçmeleri halinde onları affedendir ve bu suçlarına karşılık onları cezalandırmayarak onlara merhamet edendir. [10]



    6- Ey iman edenler, eğer yoldan çıkmış bir kimse size haber getirirse, onun doğruluk derecesini araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme eziyet edersiniz de yaptığınıza pişm,an olursunuz.

    Allah telala bu âyet-i kerimede, herhangi bir fâsıktn bildirmiş olduğu haberde, ihtiyatlı olmayı, haberin doğru olup olmadığım araştırmayı emretmek­tedir. Böylece, yalan veya yanlış olma ihtimali bulunan haberlerden uzak durul­muş olur ve sağlam haberlere dayanılarak karar verilir.

    Bu âyet-i kerimenin, Resulullahın, Mustalik oğullarının zekatını getinne-ye gönderdiği Velid b. Ukbe b. Ebi Muyat hakkında nazil olduğu rivayet edil­mektedir. Velid, Mustalik oğullarından zekatı getirmeye gidince onlar, Resulul-lahm elçisini karşılamak için hazırlanmışlar Velid de kendisinin Öldürüleceğini sanarak korkup geri dönmüş ve Resulullaha Mustalik oğullarının zekat verme­diklerini, kendisini öldürmek istediklerini söylemiştir. Daha sonra Resulullah da bir müfreze göndermiş ve Velid´in bildirdiği haberin doğru olmadığı anlaşılmış ve bunun üzerine de bu âyet-i kerime nazil olmuştur.

    Huzaa oğullarından Haris b. Dırar diyor ki:

    "(Bu kişi, Resulullahın hanımı Meymune´nin babasıdır) Ben Resulullaha geldim. O beni İslama davet etti. Ben onun davetini kabul edip İslama girdim. Beni zekat vermeye davet etti. Ben de kabu! ettim ve dedim ki: "Ey Allanın Re­sulü, kavmime döneyim, onları İslamı kabul etmeye ve zekat vermeye davet edeyim, davetimi kabul edenlerin zekatını toplayayım. Topladığım zekatları sa­na getirmesi için şu zamanlarda bana bir elçi gönder." Haris, davetini kabul edenlerden zekatı toplamış ve Resulullahın, elçi göndererek zekatları aldırma vakti gelmiştir. Fakat Resulullahın elçisi zekatları almak için gelmemiştir. Bu­nun üzerine Haris, Allahi ve Resulünü gazaplandıracak bir şey yaptığını san­mıştır. Haris, kavminin ileri gelenlerini toplayarak onlara şöyle demiştir: "Resu­lullah yanımda bulunan zekatları almak üzere bana elçi göndermek için belli bir vakit tayin etmişti. Resulullah verdiği sözden caymaz. Sanırım ki Resulullahın elçisine engel olan sebep onu, herhangi bir şeyden dolayı kızdirmamızdır.Hep beraber Resulullaha gidelim." Diğer taraftan Resulullah Hâris´in toplamış oldu­ğu zekatı almak üzere ona elçi olarak Velid b. Ukbe´yi göndermişti. Velid, yürü­yüp yolun bir kısmını gittikten sonra korkarak geri dönmüş ve tekrar Resulullaha gelmişti ve ona: "Ey Allanın Resulü, Haris bana zekat verilmesine mani oldu ve beni öldünnek istedi." dedi. Bunun üzerine Resulullah, Hâris´e bir müfreze göndermeye karar verdi. Müfreze, Medine´den ayrılırken Medine´ye gelmekte olan Haris ve arkadaşlarıyla karşılaştı. Müfrezedekiler: "İşte bu Haris." dediler. Haris onlara yaklaşınca: "Siz kime gönderildiniz " dedi. Müfrezedkiler ise: "Sa­na gönderildik." dediler.Hâris: "Niçin " dedi. Onlar: "Resulullah sana, Velid b. Ukbe´yi gönderdi. Velid, senin ona zekat venneye engel okluğunu ve onu öldür­mek istediğini sanmış." dediler. Haris: "Muhammed´i hak peygamber olarak gönderen Allaha yemin olsun ki ben onu ne gördüm ne de o bana geldi." dedi. Haris Resululiahın yanma yarınca Resulullah şöyle buyurdu: "Zekatı vermeye engel oldun, elçimi de öldünnek istedin ha " Haris: "Seni hak peygamber ola­rak gönderen Allaha yemin olsun ki ben, onu ne gördüm ne de o bana geldi. Benim yola çıkmama sebep ise, senin elçinin bana gelmemesi ve Allahı ve Re­sulünü gazaplandiracak bir şey yaptığımdan dolayı elçinin geri kaldığı korkusu­dur." Bunun üzerine bu âyet ve bundan sonra gelen iki âyet nazil oldu. [11]

    Taberi bu olayı çeşitli şekillerde rivayet etmiştir. Fakat Ahmed b. Han-bel´in rivayeti tercih edilerek alınmıştır. [12]



    7-8- Kilin ki Allahm Resulü aranızda bulunmaktadır. Eğer o birçok işlerde size uysaydı mutlaka zor duruma düşerdiniz. Ama Allah size imanı sevdirmiş, onu kalblerinize nakşetmiş ve size inkarı, yoldan çıkmayı ve gü­nahı çirkin göstermiştir. Allahm lütuf ve nimctiylc doğru yolda olanlar işte bunlardır. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Ey, Allaha ve peygambere iman eden müminler, bilin ki Allanın Resulü, sizin içinizde bulunmaktadır. Asılsız ve yalan sözleri söylemekten kaçının. Zira Allah sizin haberlerinizi ona biidimıekte ve ona doğru yolu göstermektedir. Şayet Resulullah birçok hususta sizin görüşünüzle amel edecek olsa onun size uy­masıyla sıkıntı ve zorluklara düşerdiniz. Zira o da sizin gibi hata ederdi. Mesela, Velid b. Ukbe´nin, Mustalik oğullan hakkındaki görüşü, onu hataya düşürebilir­di. Zira Velid, onların dinden çıktığını söylüyor, onlara karşı savaş yapılmasını istiyordu. Fakat Allah, sizleri, kendisine ve peygambere iman etmeyi sevdirdi. Onu kalbinizde güzel bir şey yaptı. Böylece, Allahm Resulü size değil siz ona uyar oldunuz. O da sizi sıkıntı ve meşakkatlerden kurtardı. Allah sizlere, inkar­cılığı, yalan söyleme gibi yoldan çıkmayı, Allanın yasakladığı şeyleri işleme gi­bi günahları ise size çirkin gösterdi. Böylece iman ve itaatten ayrılmaz oldunuz. İşte hak yolda olanlar, Allahm, kendilerine imanı sevdirdiği, inkarı fısk´ı ve is­yanı kötü gösterdiği kimselerdir. Allanın bukullanna böyle yapması onun sade­ce bir lütfudur. Bu, onun tarafından bir nimettir. Allah, sizlerden kimin iyilikte bulunup kimin kötülükte bulunduğunu ve kimin nimetlerine ve lütfuna layık ol­duğunu çok iyi bilendir. Yarattıklarını sevk ve idare etmekte hikmet sahibidir.

    Katade bu âyet-i kerimeyi okuduktan sonra, kendisini dinleyenlere şöyle demiştir: "Âyet-i kerimenin zikrettiği bu insanlar, Resululiahın sahabileridir. Şayet Resulullah onların görüşlerine göre hareket edecek olsaydı birçok hususta sıkıntı ve zorluklara düşeceklerdi. Sizlerse, Allaha yemin olsun ki, görüşleri da­ha basit, akılları daha şaşkın insanlarsınız. Herkes görüşüne kuşku ile baksın. Allahm kitabına samimi bir şekilde sarılsın. Zira Allahm kitabı, onunla amel eden ve onunla yetinenler için bir güvencedir. Allahm kitabının dışındaki şeyler ise aldatıcı şeylerdir. [13]



    9- Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını bulup barıştırın. Eğer onlardan biri, diğerine saldırmaya devam ederse, saldıran taraf Allanın hükmüne dönünceyc kadar onlarla savaşın. Eğer Al­lanın hükmüne dönerse aralarını adaletle bulup barıştırın. Her zaman âdil davranın. Şüphesiz ki Allah âdil olanları sever.

    Ey iman edenler, müminlerden iki gurup birbiriyle savaşacak olursa, on­ları, Allahın kitabındaki hükme çağırarak aralarını bulun. Şayet o guruplardan biri, Allahın kitabındaki hükmü kabul etmeyerek azgınlığa düşerse, Allahın hükmünü kabul etmeyene karşı, onun emrine boyun eğinceye kadar savaşın. Si­zin, o gurupla savaşmanızdan sonra Allahın kitabındaki hükmüne dönüp de bo­yun eğecek olursa siz bu iki gurubun arasında, Allahın kitabındaki hükmü uygu­layarak adaletli davranın. Ve onları barıştırın."

    Abdullah b. Abbas, bu âyeti izah ederken şöyle demiştir: "Allah, pey­gamberine ve müminlere iman eden iki gurubun birbirleriyle savaşmaları halin­de onları Allahın hiikmüıîe davet etmelerini ve onlara adaletli davranmalarını emretmiştir. Şayet her ikisi de Allahın kitabındaki hükme boyun eğmeye karşı çıkacak olursa işte o, azgın bir guruptur. Müminlerin emirinin, Allahın hükmü­ne boyun eğdirinceye kadar onlarla cihad etmesi ve onlarla savaşması gerekir.

    Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında şu olay zikredilmiştir: Enes b. Mâlik (r.a.) diyor ki:

    "Resulullaha "Sen, Abdullah b. Übey´[14] gitsen nasıl olur " denildi. Bu­nun üzerine Resulullah, merkebine binip hareket etti. Müslümanlar da onunla hareket edip yürüyemey başladılar. Üzerinde yürüdükleri arazi çorak bir yerdi. Resululah, Abdullah b. Übey´in yanına varınca o, Resulullaha "Benden uzak dur. Allaha yemin olsun ki senin merkebinin pisliği beni rahatsız etti." dedi. Bu­nun üzerine Ensar´dan bir kişi "Allaha yemin olsun ki Resulullahın merkebinin kokusu senin kokundan daha güzeldir." dedi. Abdullah b. Übey´in kavminden bir kişi de bu söze kızdı. Bu iki kişi birbirlerine sövdüler. Bunun üzerine bu iki kişiden herbirinin taraftarları da hiddetlendiler. Birbirlerini hurma dallarıyla, el­leriyle ve takunyalarla dövmeye başladılar. Bize ulaştığına göre "Eğer mümin­lerden iki gurup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını bulup barıştırın." âyetini işte bunlar hakkında nazil olmuştur[15]

    Süddî bu âyet-i kerimenin, karısıyla geçimsizliğe düşen bir adam ile karı­sının taraftarları arasında çıkan anlaşmazlık üzerine nazil olduğunu söylemiş, Mücahid, Evs ile Hazreç arasındaki bir anlaşmazlık üzerine indiğini söylemiş Katade ise bu âyetin, Ensar´dan, birbirlerinde alacakları ´bulunan ve anlaşmazlı­ğa düşen iki kişi hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. Ancak birinci sebep, sahih hadis kitaplarında nakledildiğine göre tercihe şayandır. [16]



    10- Müminler, ancak kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını bulup barıştırın. Allahtan korkun ki, merhamet cdilesiniz.

    Ey iman edenler, iyi bilin ki müminler ancak din kardeşidirler. Onlar bir­birleriyle savaştıkları zaman, onları Allahın hükmüne davet ederek aralarını bu­lun. Birbirleriyle savaşanların arasını bulma vazifenizi ve diğer yükümlülükleri­nizi yerine getirerek Allahtan korkun ki o da size merhamet etsin ve geçmişte işlediğiniz günahlarınızı affetsin.

    *Âyet-i kerimede, mümilerin ancak kardeş oldukları bildirilmektedir. Peygamber efendimiz bu kardeşliğin nasıl olduğunu ve neler icabettirdiğini çe­şitli hadis-i şeriflerinde beyan etmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır.

    Abdullah bin Ömer, Resulullah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu rivayete di­yor:

    "Müslümna müslümamn kardeşidir. O, kardeşine zulmetmez onu sahipsiz bırakmaz. Kim kardeşinin ihtiyacına koşacak olursa Allah da onun ihtiyacını gi­derir. Kim müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderecek olursa Allah da onun kıyamet gününün sıkıntılarından bir sıkıntısını gidenniş olur. Kim bir müslü­mamn kusurunu örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter. [17]

    Ebu Hureyre, Resulullah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "Kim bir müminden, dünya sıkıntılarından bir sıkıntı giderecek olursa Allah tla onun kıyamet günün sıkıntılarından birini giderir. Kim, darda kalana kolaylık gösterecek olursa Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir Kim bir müslümamn ayıbını örtecek olursa Allah da onun ayıplarını dünya ve âhirette örter. Kul, mümin kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe Allah da ona yardım eder. Kim ilim talebi için bir yol tutacak olursa Allah onun bu yolu­nu cennete doğru kolaylaştırır. Herhangi bir kavim, Allanın evlerinden (mescit­lerden) birinde toplanıp Allanın kitabını okur ve birbirlerine öğretirlerse onların üzerine mutlaka huzur iner, onları rahmet kaplar. Onların çevresini melekler ku­şatır. Allah onlan katmdâ-bulünanlara bildirir. Herkimi işlediği amal yavaşlata­cak olursa onun soyu onu hızlandıramaz. (Kim eksik amel işlerse onun soyu onun amelini tamamlayamaz) [18]

    Ebu Musa (r.a.) Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "Bir mümin diğer bir mümin için birbirine kaynamış binaya benzerler." Resulullah bunu söylerken parmaklarını birbirine geçirdi ve müminlerin birbir-leine nasıl kenetlendiklerini gösterdi. [19]

    Numan b. Beşir, Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Mü­minler.birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine karşı şefkatli davranmada bir vücut gibidirler. Vücudun organlarından biri rahatsız olduğunda diğer organlar, uykuyu kaybetmede ve acıyı paylaşmada ona ortak olurlar. [20]

    Sehl b. Sa´d es-Sâidî, Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "Müminlerin içinde bir mümin, bir vücut ile ondaki başa benzer. Vücut, baş ağrısından acı duyduğu gibi mümin de iman ehlinin ızdırabından acı duyar. [21]



    11- Ey iman edenler, bir kavim diğer bir kavimle alay etmesin. Belki de alay edilen kavim alay edenden duba hayırlıdır. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki alay edilen kadınlar, alay eden kadınlardan daha hayırlıdır. Birbirinizi ayıplamayın. Birbirinize lakaplar takmayın. İman et­tikten sonra bir müminin fâsıklıkla anılması ne kötü şeydir. Kim bundan tevbe etmezse işte onîar, zalimlerin ta kendileridir.

    Ey, Allahı ve Resulünü tasdik eden müminler, mümin bir kavim, diğer bir mümin kavimle alay etmesin. Belki de alay edilen kavim, alay edenlerden daha hayırlıdır. Mümin kadınlar da diğer mümin kadınlarla alay etmesinler. Belki de alay edilen kadınlar, alay edenlerden daha hayırlıdır. Ey iman edenler, birbirinizi ayıplamayın, birbirinize dil uzatmayın. Birbirinizi, sevmediğiniz la­kap ve sıfatlarla çağırmayın. Bunları yaptığınız takdirde, Allanın emirlerinden ayrılan fâsıklar olursunuz. İman ettikten sonra "Fâsıklık" sıfatını almak ne kötü bir şeydir kim bunları yaptıktan sonra tevbe etmeyecek olursa, işte onlar, zalim­lerin ta kendileridir.

    Ayet-i kerime, genel bir ifade kullanarak alaya almanın her çeşidini ya­saklamıştır. Bu itibarla, bir müminin başka bir mümini, fakirliğinden veya acizliğinden yahut işlediği bir hatasından dolayı alaya alması caiz değildir.

    Âyet-i kerimede, müminlerin birbirlerini ayıplamaları, birbirlerine dil uzatmaları yasaklandığı gibi birbirlerini, asıl isimlerini bırakıp, sevilmeyen la­kaplarla çağırmaları yasaklanmaktadır. Zira, bu tür şeyleri yapmak, müminler arasında sevgi ve saygıyı zedeler. Ve İslam kardeşliğini sarsmış olur. Bu neden­le bu tür davranışlara düşen müminlerin fa"sık olacakları, fâsıkhğın ise müminle­re yakışmayan bir sıfat olduğu beyan edilmektedir.

    Ebu Cübeyre b. ed-Dehhak diyor ki:

    "Bu âyet, biz Seleme oğullan hakkında nazil olmuştur. Resulullah, bize geldiğinde bizden her birimizin iki veya üç ismi vardı. Resulullah herhangi biri­mizi "Ey falan" diye çağırdığında ona "Dur ya Resulflah, o bu isme kızıyor." di­yorlardı. İşte bunun üzerine bu ûyet-i kerime nazil oldu. Ve müminlerin, birbir­lerini, kızacakları lakaplarla çağırmalarını yasakladı. [22]



    12- Ey iman edenler, zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannin ba­zısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı Ondan tiksinirsiniz. AUahtan korkun. Şüphesiz ki Allah, tevbclcrİ daima kabul edendir, çok merhametlidir.

    Allah teala bu âyet-i kerimede müminlere, kötü zamla bulunmayı, teces­süsü ve gıybet yapmayı yasakamaktadır. Âyet-i kerimede, bütün zanlardan değil bunların birçoğundan kaçınılması emredilmektedir. Bundan da, kötü zanda bu­lunmanın yasak olduğu, müminler için iyi zanda bulunmanın ise hayırlı bir şey olduğu anlaşılmaktadır. İyi zanda bulunmanın hayırlı bir şey olduğu hususunda başka bir âyette de şöyle buyurulmaktadır. "İftirayı işittiğiniz zaman, mümin er­keklerin ve mümin kadınların birbirlerine hüsnü zanda bulunup da "Bu apaçık bir iftiradır." demeleri gerekmez miydi [23] 

    Âyette, kaçınılması emredilen kötü zandan maksat, kişinin aile efradını veya akrabalarını yahut da herhangi bir insanı itham etmesidir.

    Peygamber efendimiz bu konuyla ilgili olarak bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

    "Zandan kaçının, zira sözlerin en yalanı zandır. Tecessüsde bulunmayın. Konuşulanları dinleme merakına kapılmayın. Birbirinize buğzetmeyin. Siz, Al­lanın kullan olarak kardeşler olun. Kişi mümin kardeşinin sözlüsünü, kardeşi onunla evleninceye veya onu bırakıncaya kadar istemesin. [24]

    Tecessüste bulunmaktan maksat ise, kişinin, başkalarının kusurlarını araştırması ve onun gizliliklerini öğrenmeye çalışmasıdır.

    Peygamber efendimiz, mü.slümanlann kusurunu örteni övmüş ayıplarını araştıranı ise eleştirmiştir. Bir hadis-i şerifinde:

    "... Kim bir müslümanın bir ayıbını örtecek olursa Allah da kıyamette onun ayıbını örter. [25]´buyurmuştur.

    Diğer bir hadis-i şerifinde ise şöyle buyurmuştur:

    "Şayet sen insanların kusurunu araştıracak olursan ya onlan ifsat etmiş olursun veya ifsad etmeye yaklaştırırsın. [26]´

    Diğer bir hadis-i şerifinde ise:

    "İdareci, insanlar hakkında şüpheci bir tavır takınırsa onlan ifsad eder. [27]´buyumuıştur.

    Âyet-i kerimenin son bölümünde gıybet etmek yasaklanmakta ve gıybet edenler ölü insanın etini yiyenlere benzetilmektedir.

    Resululahtan, gıybetin ne olduğu sorulmuş o da:

    "Kardeşini, sevmediği bir şey ile anmandır." buyunnuştur. Bunun üzeri­ne: "Şayet söylediklerim o kardeşimde varsa " diye sorulmuş Resulullah da şu cevabı vermiştin "Eğer söylediklerin, kardeşinde varsa işte sen onun gıybetini yapmış olursun. Şayet, söylediklerin onda yoksa sen ona iftirada bulunmuş olursun. [28]´

    Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki:

    "Ben ResuluIIaha "Safiye´nin şöyle şöyle olması yeter." dedim. (Hz. Aişe bu sözüyle Hz. Safiye´nin kısa boylu olduğunu söylemek istemiştir) Bunun üze­rine Resulullah şöyle buyurdu: "Öyle bir söz söyledin kî denizin suyuna karışsa orayı bulundınrdı. [29]

    Enes b. Mâlik diyor ki:

    "Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben, Miraç için yukarı çıkarıldığım da, bakırdım tırnaklan bulunan ve o tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırma layan bir kavmin yanından geçtim." Ey Cebrail, bunlar kimdir " diye sordum Cebrail "Bunlar, insanların etlerini yiyen ve ırzlarına dil uzatanlardır." dedi. [30]

    Ebu Berze el-Eslemî diyor ki:

    "Resulullah şöyle buyurdu: "Ey, dilleriyle iman eden fakat kalblerine iman girmeyen topluluk, müslümanların gıybetini yapmayın. Onların kusurları­nı araştırmayın. Zira onların kusurlannı kim araştınrsa Allah da onun kusurunu araştırır. Allah da kimin kusurunu araştınrsa onu evinin ortasında rezil eder. [31]

    Cabirb. Abdullah diyor ki:

    "Bir gün biz, Resulullah ile biraber idik. Kokmuş bir leşten kokular geldi. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: "Bu koku nedir biliyor musunuz Bu, müminlerin gıybetini yapan kimselerin kokusudur. [32]



    13- Ey insanlar muhakkak ki sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık, birbirinizle tanışasınız diye sîzi milletlere ve kabilelere ayırdık. Elbette ki Allah ne/dinde en şerefli olanınız, ondan en çok korkanmızdır. Şüphesiz ki Allah, herşeyi çok iyi bilendir, her şeyden haberdardır.

    Ey insanlar, şüphesiz ki biz sizi, atanız Âdem ve anneniz Havva´dan mey­dana getirdik. Onlardan sonra da erkek ve kadının suyundan diğer bütün insan­ları meydana getirdik. Sizleri aynı soydan yarattık. Bir kısmınızın soyu diğerine uzaktır. Bunlar milletlerdir. Diğer bir kısmınızın soyu ise başka bir kısmınıza yakındır. Bunlar da kabilelerdir. Bizim, sizleri milletlere ve kabilelere ayırma­mızın hikmeti, birbirinizle kolayca tanışmanızı sağlamak isteyişimizdendir. Bir­birinize üstünlük taslamanız ve birbirinizi ezmeniz için değildir. Zira sizin, Allan katında en üstün olanınız, ondan en çok karkanınızdır, şu veya bu soydan ol­manı , yahut da mal mülk ve sayıca çok olmanız değildir.

    *Bu âyet-i kerime, insanlığın, tek anne ve babadan meydana gelen soy kardeşler olduğunu bildirmekte ve hiçbir milletin diğerine karşı soyca üstünlük taslamasına hakkı olmadığını beyan etmekte ve insanların üstünlüklerinin, an­cak kendilerini yaratan rablerinin emir ve yasaklarına uyarak ondan korkmala-nyla gerçekleştiğini bildimıektedir. İşte bu itibarla İslam ırkçılığı, kavmiyetçili­ği reddetmektedir.

    Bu hususta peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde ş.öyel buyurmakta­dır:

    "Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah, sizlerin cahiliye kibirlenmelerinizi ve atalarınızla övünmenizi gidermiştir. İnsanlar ya takva sahibi bir mümin veya isyankar bir fâcirdir. Sizler, Âdem´in oğullarısınız, Âdem ise topraktandır. Artık bir kısım adamlar, kavimleriyle övünmeyi bıraksınlar. Zira onlar cehennemin kömürlerinden başka bir şey değildirler. Yoksa onlar Allah katında, burnu ile pislikleri yuvarlayan pislik böceklerinden daha âdi olurlar." [33]

    Haksızlıkta kavmine destek olan kişi hakkında şöyle Duyurulmuştur:

    "Kim.haksız yere kavmine yardım edecek olursa o kimse kuyuya düşüp Ölen bir deveye benzer ki onu kuyruğundan tutarak çıkarmak isterler. [34]

    Vasile b. el-Eska, peygamber efendimize:

    "Ey Allanın Resulü, ırkçılık nedir " diye sorduğunda Resulullah: "Hak­sızlıkta kavmine yardımcı olmandır." cevabını venniştir. [35]

    Peygamber efendimiz, ırkçılık uğrunda savaşan veya o uğurda ölen kimse hakkında şöyle buyumıuştur:

    "Kim, emre itaatten çıkar, cemaattan ayrılır ve Ölecek olursa o kimse ca­hiliye ölümü ile Ölmüş olur. Kim, kavmi için gazaplanarak veya kavmiyetçiliğe davet ederek yahut kavmiyetçiliğe yardımda bulunarak kör sancak altında sava­şır da öldürülecek olursa o kimse cahiliye ölümüyle öldürülmüş olur. [36]

    Peygamber efendimiz diğe bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

    "Soylarınız, sizden birinize sövmek için sebep değildir. Şüphesiz ki siz­ler, Âdem´in çocuklarısınız. Ölçek eksik kaldı onu dol duramadınız. (Herkesin bir kusuru vardır, eksiksiz insan yoktur) Bir kimsenin diğerine üstünlüğü ancak dindarlıkla veya salih amel işlemesiyledir. Kişinin, hayasız, âdi, cimri ve korkak olması, aşağılık olarak ona yeter. [37]



    14- Ey Muhammcd, Bedeviler "İman ettik" derler. Sen onlara şöyle de: "Hayır, iman etmediniz. Si/, ancak "Müslüman olduk." deyin. Çünkü iman henüz kalbinize girmemiştir. Eğer Allah ve Resulüne itaat ederseniz, Allah, amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok affdendir, çok merhamet edendir.

    Bedeviler: "Biz, Allahı ve Resulünü tasdik ettik. Bizler müminiz." dedi­ler. Ey Muhammed, sen onlara de ki: "Sizler iman etmediniz. Sizler mümin de­ğilsiniz. Bu itibarla "İman ettik" demeyin. "Teslim olduk" deyin, zira iman ger­çekten kalbinize girmemiştir. Henüz onun ne demek olduğunu kavramış değilsi­niz. Sizler, AHahın ve Resulünün emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak Alla-ha ve Resulüne itaat edecek olursanız, Allah, amellerinizin mükafaatmdan hiç­bir şey eksiltmez. Zira Allah, yaptıklarından vazgeçip kendisine itaat edeni af­fedendir ve ona merhametli davranandır. O halde ona tevbe ediniz ki sizi affe­dip size merhametli olsun."

    *Bu âyet-i kerimenin, Esedoğullan Bedevileri hakkında nazil olduğu ri­vayet edilmektedir. Bu Bedeviler hakkında: "Huyır, iman etmediniz. Siz ancak "Müslüman olduk." deyin bu vurulmasının sebebi, Zührî ve ibn-i Zeyd´e göre, Bedevilerin, dilleriyle "İman ettik" demelerine rağmen amelleriyle iman etme­diklerini göstermeleridir." Bu izaha göre imandan maksat, kişinin, inandığını diile söylemesi, İslamdan maksat ise yaptığı amellerle iman ettiğini ispat etmesi­dir. Bedeviler bu tür amelleri yapmadıklarından dolayı âyet-i kerimenin muha­tabı olmuşlardır.

    Katade ve Said b. Cübeyr´e göre ise Bedevilere böyle söylenmesinin se­bebi, onların, iman etmelerini Resulullahın başına kakmalarıdır.

    Katade diyor ki: "Yemin olsun ki bu âyet bütün Bedevileri kapsamakta­dır. Zira Bedevilerden, Allaha ve âhiret gününe iman edenler de vardır. Fakat bu âyet-i kerime, Bedevilerden bir kabile hakkında nazil olmuştur. O kabile, müs-lüman oluşlarını Resulullahın başına kakıyor ve şöyle diyorlardı: "Biz, savaşsız müslüman olduk. Falan ve.falan oğullan gibi savaşmadık." Bunun üzerine Allah teala buyurdu ki: "Siz, iman ettik" demeyin. Korkudan "Teslim olduk." deyin. [38]



    15- Müminler ancak o kimselerdir ki Allaha ve Resulüne iman eder­ler sonra imanlarında şüpheye düşmzler, Allah yolunda mallarıyla, canla­rıyla cihad ederler. İşte hakkıyla iman edenler bunlardır.

    Ey, dilleriyle "İman ettik" diyen fakat kalblerine imanın gerçeği girme­yen Bedeviler, müminler ancak o kimselerdir ki Allahı ve Resulünü tasdik eder­ler. Sonra AHahın birliği ve Resulünün peygamberliği hakkında asla şüpheye düşmezler. Allahı ve Resulünü razı edecek ameller işlerler. Müşriklere karşı, mallarını harcayarak ve canlarını feda ederek cihad ederler. Allahin sözü yücel-sin, kâfirlerin sözü ise alçalsin. İşte bunları yapanlar "Biz müminleriz." diyen sözlerinde doğru olanlardır. Kılıç korkusuyla "İman ettik" diyenler değil. [39]



    16- Ey Muhammcd, de ki: "Allaha dininizi siz mi öğreteceksiniz " Halbuki Allah, göklerde ve yerde bulunanı bilir. Allah, herşeyi bilendir.

    Ey Muhammed de ki: "Ey Bedeviler, Alİaha nasıl itaat edeceğinizi ona siz mi öğreteceksiniz Halbuki Allah, göklerde ve yerde bulunan herşeyi bilir. Hiçbir şey ona gizli değildir. O halde siz Allaha, dinin ve itaatin ne olduğunu nasıl öğreteceksiniz Allah, geçmiş ve gelecek olan herşeyi bilendir. O halde kalbinizde bulunanların 

    aksini Allaha karşı söylemekten kaçının. Aksi takdirde gazabına ve cezasına uğratılırsınız. [40]



    17- Ey Muhammcd, onlar, m uslu man olmalarını senin başına kakı­yorlar. De ki: "Müslümanlığınızı başıma kakmayın. Eğer imanınızda sadık kimselerseniz, imana kavuşturduğu için, asıl sizi Allah minnet altında bıra­kır.

    Ey Muhammed, o Bedeviler, müslüman olmalarını senin başına kakarlar. "Biz seninle savaşmadan iman ettik. Başkaları gibi savaştıktan sonra iman et­medik." derler. Sen onlara de ki: "Müslüman oluşunuzu benim başıma kakma­yın. Eğer "İman ettik." sözünüzde samimi iseniz bilin ki sizi Allah hidayete er­dirdiği için mümin oluşunuzdan dolayı o sizi minnet altında bırakır.

    *Said b. Cübeyr, bu âyet-i kerimenin, Esedoğullarından olan Bedeviler hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Zira onlar, Resulullaha gelerek "Biz sa­vaşmadan iman ettik." diyorlar ve böylece müslüman oluşlarını onun başına ka­kıyorlardı. [41]



    18- Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah, yap­tıklarınız ı çok iyi görendir.

    Ey Bedeviler, sizlerden kimin doğru kimin yalancı olduğu, kimin İslama isteyerek girip kimin de Peygamberin korkusuyla müslüman loduğu Allaha gizli değildir. Zira Allah, göklerin ve yerin gaybım bilir. O, gizli ve aşikâr, itaat veya isyan olan bütün amallerinizi görendir. O, sizleri, amellerinize göre cezalandıra­cak ve mükafaatlandıracaktır. [42]



    [1] Hucurat Suresi, âyet: 1

    [2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/495-496.

    [3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/497-498.

    [4] Buhari, K.Tufsir el-Kur´an, Sure: 49, bab: 1 /Tinnizî, K.Tefsir cl-Kur´an, Sure: 49, bab: 1, Ha­dis no: 3266

    [5] Bııhari, K.Tefsir el-Kıır´an, Sure: 49, bub: I

    [6] Ahmet! b. Hanbcl, MUsned,C.3, S.137

    Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/498-500.

    [7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/500.

    [8] Ahmet! b. Hanbcl, MUsned,C.3, S.137

    [9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/501.

    [10] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/501.

    [11] Ahinctl b. HunM, Müsncd, C.4, S.279

    [12] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/502-504.

    [13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/504-505.

    [14] Abdullah h. Übey, Medine´de münafıkların reisi durumundaydı.

    [15] Bulıari,K.es-Sulh,bab: 1 /Müslim, K.el-Cihad, bab: 117, Hadis no: 1799

    [16] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/505-507.

    [17] Buharı, K.e[-Mcza!İm,bab: 3 /Müslim, K.el-Jîirr, balı: 58, Hadis no: 2580.

    [18] Müslim, K.ez-Zikr, bab: 38, Hadis no: 2699.

    [19] Buhnri, K.el-Mezaliin, bab: 5.

    [20] Müslim, K.ül-Birr, hah: 66, Hadis no: 2586 / uhmol b. Ilanhcl, Müsned. C.4, S.26S.

    [21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/507-509.

    [22] Ebu Duvud, K.el-Edeb, bab: 71, Hadis n«: 4962 / Tımıizî, K.Tefsir ^I-Kur´an, Sure: 49, Hadis no; 3268

    Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/510-511.

    [23] Nur Suresi, âyet: 12.

    [24] Bulıaıi, K.en-Nikah, bab: 45 /Müslim, K.ol-Birr, bab: 28, Hadis no: 2563.

    [25] Buharı, K.el-Mezalim, hab: 3 / Müslim, K.el-Birr, bab: 58, Hadis no: 2580

    [26] Ebu Davud, K.el-Edeb, bab: 39, Hadis no: 4888.

    [27] ebu Davud, K.el-Edeb, bab: 39, Hadis no: 4889.

    [28] Müslim, K.el-Birr, bab: 70, Hadis no: 2589 / Ebu Davud, K.el-Edeb, bab: 35, Hadis no: 2874.

    [29] Ehu Davud, K.e)-Edeh, bab: 35, Hadis no: 4875 /Tirmizî, K. .el-Kıya met, h:ılv 51, Hadis no: 2502

    [30] Ebu Davud, K.el Kdeb, bab: 35, Hadis no: 4878

    [31] Ebu Davud, K.el-Edeb, bab: 35, Hadis no: 4810.

    [32] Ahine*! b. Hanbcl, Milsned, c.3, S.351.

    Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/511515.

    [33] Ebu Davud, K.el-Edeb, bab: 110, Hadis no: 5116 /Tirmizî, K.el-Menakıb, bab: 75, Hadis no: 3955, 3956 / Ahıned b. Hanbel, Müsned, C.2, S.361.

    [34] Ebu Davud, K.el-Edeb, bab: 112, Hadis no: 5117.

    [35] Ebıi Davud, K-d-Eıbb, bab: 112, Hadis no: 5119 /İbn-i Mâıv,K.el-Fiten,bab: 7,Hadisno: 3949.

    [36] Müslim, K.el-lnıara, bab: 53, Hadis no: 1848.

    [37] Ahıned b. Hantal, C.4, S.I45, 158.

    Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/515-518.

    [38] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/518-519.

    [39] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/519.

    [40] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/520.

    [41] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/520.

    [42] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/521.