• Özlemek sen dilinde ise,
    Benim özlemim kaç hece?
    Ne olur söyle,
    Bu bendeki özlem,
    Kaç kilo kaç arşın kaç litre?
    Aşk, bu kadar keskin ise
    Özlemek bıçak mıdır?
    Peki daha kaç yerim kesilir,
    Kaç kere özleyip,
    Kaç kere kanarım...!

    Mihrimah
  • Hayırlı mı geceler? Yoksa gaflet ile mi geçer? Eğer gafletteysen kurtulmak için üç düğümü Allah, bismillah, abdest ve namaz ile çözmen gerek. Çözebilmenin yolu ise gündüz göstereceğin gayret, hizmet, edep, ihlas, samimiyet ve helal gıdadan geçer. Hepsi birbirininden değerli altından bir zincir. Biri eksik olsa mazaAllah dağılır zincirin. Ki bir mü’minin değil midir ki her anının muhasebesi bir? Gündüzü hayırlar ile geçirdiysen şimdi geldi vakit! Saat üç, gece zifiri, bir karanlık çökmüş. Kainat sessizliğe bürünmüş. Gündüzün telaşı gitmiş, herkes ve her şey derin bir uykuya gömülmüş. Evet, karanlık belki, bu yüzden bir ışık gerekli, karanlığı aydınlatmaya. Ama bizim bildiğimiz ışıktan başka. Öyle bir ışık olsun ki nur gibi aydınlatsın karanlığını ve bir daha kimsenin gücü yetmesin o nuru karaltmaya. Böylece sonsuza kadar devam etsin aydınlığın; kabirdeyken bile yoldaşın, sırdaşın olsun nurun. Böylesine kıymetli, böylesine vefalı bir nur sonsuza kadar devam etse bile, bilsen onu bulabilmek hiç zahmetli değildir aslında. Merak ettiysen işte bütün mesele burada. Bir seccade, biraz tevbe sonra bir kaç damla göz yaşı ile zikir gibi mesela. Gecenin bir vakti bu kadar yol kat ettiysen işte artık geldi sırası! En sevgili ile buluşma zamanı. Kıl namazını... Başla tevbe istiğrafa.. Çünkü günahlı bir ağza Allah’ın adı yakışmaz asla. Tevbe ederken ağla. Alnın secdede, aksın gözlerinden inciler tane tane... O inciler sahip olduğun her şeyden daha hayırlı bunu hiç unutma! Ne kadar çok olursa senin o kadar kârına!.. Ağla!...Geçmişe, geleceğe, işlediğin ve işleyeceğin bütün günahlarına ‘affet’ diyerek ağla... Ağla! En çokta düğümü çözemediğin, rahmetten uzak gecelediğin gecelere ağla! Ve Rabbinin yer yüzünde öyle kulları var ki, üzerlerine uyurken güneş doğmadı asla! Onlar gibi olmak için ağla! Ağladıkça nurun âlâ nur olsun. Dua et ki son nefesinde bu hâl üzerine olsun! Tevbe istiğfardan sonra gelir sıra arştan daha ağır sözlere! Manasını düşünmeyi asla ihmal etme! Sakın ola kuru laf gibi söyleme! Rabbinin emrettiği ve istediği gibi La ilahe illAllah de! Dil ile ikrar et, kalp ile tastik eyle. Allah birdir eşi benzeri yoktur de. ‘La!’ de ‘la!’ Rabbim senden başka ne varsa al götür kalbimden! Senden başka her şeye hayır! Bir tek sen kal orada. Ey Rabbim! Değil misin ki sen en değerli Refiki Âlâ? Senden başka ne lazım ki bana? Sonra söyle Allahümme salli ala seydina... Rabbine giden yol Rasulullahtan geçer sakın bunu unutma. Hani Ahzap 56 da buyurmuştu ya yüce Mevla: Allah ve melekleri ona salat ederler. Allahümme salli ala... Sende bu emirden sakın ola eksik kalma. Ve geldik Allahın adını anmaya. Bırak her şeyi, geçmişi ve geleceği. Sadece an yüce Rabbinin en yüce ismini. Allah! Allah! Allah!...İşte o an! Geçmiş,gelecek olmaz olur; olmuş, olacak, dünya, ahiret ve kıyamet ne varsa endişe veren hepsi önemini yitirir. Tek bir Allah’ı anan dilin konuşur. Allah dedikçe ruhun huzura kavuşur. Kalbin O’nun adıyla mest olur, sanki durulur. Elin, kolun, bütün uzuvların saadete erer. Tedirginliğin giderde her şey sekinete girer. Ve sesin arşa kadar gider. Gök yarılır, sema kapıları açılır, yedi cihan senin aşk ile Allah deyişinle yankılanır. Ama dur! Arşa gitmeden şah damarından yakın olan senin zikrini duyar. Sen zikret, zikre devam et! O öyle bir Rab ki sen Allah demeden buyur kulum der. Sen zikrettikçe Allah, Allah dedikçe kalp açılır, ruhun arşın arşın yol alır, tüm hücrelerin Allah, Allah diye sarsılır. Kalbin Allahın adıyla aydınlandıkça haset, kin, öfke, şehvet gibi tüm kirlerden arınır. Sen arındıkça kalbin daha bir aydınlanır; aydınlandıkça daha bir arınır. Artık kalmadı kirden eser sende. Pırıl pırıl oldun Rabbinin adı ile... İnşallah anıldın Rabbini zikreden kimseler ile birlikte. Şükret şimdi! O güzel kelamı, yüce âlâyı anabildi diye azaların. işte sönmeyecek nur, dünyadan değerli bir hazine, cenneti bile unutturan esrarlı bir tek kelime. Sadece Rabbinin en yüce isminde. Ve olan oldu! Yer ve gök uykudayken senin ömrünün en güzel, en özel gecesi oldu. Kim bilir cemalullaha kavuşacağın güne bir hazırlık oldu. Ömrüne bereket, geleceğine ışık, gününe sürur, kışına bahar, kabrine kandil oldu! Ölen kalbin Rabbin ile dirildi. Kalbin! Sanki Rabbin ile kendine geldi!..Şimdi kaldır başını, aç ellerini semaya, başla duaya. İste Rabbinden aynı hal üzere yaşamayı ve ölmeyi! İltica eyle dertlerine derman, sıkıntılarına merhamet etsin diye! Dünya ve ahiret saadeti istemeyi ise ihmal etme!.. Huzura erdiysen, eğer insanı kamil olma yolunda ilerlediysen, melekler ile birlikte amin de dualarına. Sanırım şafak söktü, melekler rızıkları dağıttı. Bol bol nasiplendin Allahın izniyle. Hadi durma coşkuyla güne başla. Sen ve senin gibiler çok karlı başladı bu gün dünyaya. Kârlı günlerin her zaman ömrümüzde olması duasıyla...
    Selametle kalın!...

    DOLUNAY DEMİR
  • 1- MÜMEYYİZ AKLI İŞLETENLER İHTİLAFI AHLAKLICA YAPABİLENLERDİR.

    '’ve O, aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder’’ (10/100) ilahi uyarısını dikkate alanlar akıllarını vahyin gölgesinde işletenlerdir. Mutlak doğruyu ve hikmetli kılavuzluğu yansıtan vahye teslim olurlar. Mümeyyiz aklı işletmeyenler; insanlardan sadır olan söylemleri/yazıları  aklın temyizine başvurmak yerine kişiye endeksli ya toptan red ya toptan kabul temayülündedirler, insan elinden çıkmış bir kitabın her cümlesini toptan taşa tutan ya da yine aynı elin daima hatasız olduğu/olacağı inancıyla okuduğu yazarı bir futbol takımına dönüştüren fanatizmiyle kült haline getirebilirler, bu iki algının da belini doğrultması gerek. çünkü "insan kusuru sebebiyle insandır, insanda kusursuzluk aramak insana hakaret." her ne sebeple olursa olsun, külliyen red kadar külliyen kabul de aynı derecede sapkınlıktır, iki durumda da söz akledilmemiş, düşünülmemiş, eğrisiyle doğrusu ayırt edilmemiştir. Kişi endeksli okuma biçimi aklı kiraya vermenin diğer adıdır. Aklını kiraya vererek kişiye endeksli okuma biçimi yapanlar da ve buna göz yuman öncüler de ihtilaf ahlakından çok uzak olan zihin tekelcileridir.
    Kullar arası ilişkilerde sorgulanamaz/eleştirilemez'lerin üretilmesi sevgilerin zehirlenmesine neden olmaktadır, bu hem sevene hem de böylesi sevgi zehirlenmelerine sukut ile karşılık veren sevilene zarar vermektedir. Sufi geleneğin ''akletmeyi/üretmeyi'' birilerine havale eden, mürşidin yanlış söylemini de müridin yanlış anlamasına hamleden ve ne söylerse doğrudur ve mutlaka bir hikmeti vardır gibi kabuller tam da sevgi zehirlenmesine örneklik teşkil etmektedir. En yaygın hastalıklı yaklaşım sahiplerinin özelliği de liderleri, hatasız ve masum görmeleridir. Böyle bir inanç beraberinde itikadi bir sapmayı meydana getirir. Eş-Şatibi'nin (ö.790/1388) belirttiği gibi, “kim de kendisi hakkında ismet iddia ederse, peygamberliğini iddia eden yalancının yaptığını yapmış olur.” Aslında hiç kimse doğrudan/açıkça kendisi hakkında ismet nitelemesi yapmaz ve bunu göze alamaz, ona aşırı derecede sevgi besleyip yüceltenler yapar. Çünkü aşırı sevgi gözü kör eder, sevgilinin eksik ve kusurlarını görmez.
    ''Mümeyyiz aklın'' komut verdiği gözler hayatı siyah ve beyaz olarak değil, bütün renkleriyle/serüvenleriyle görür ve analizlerini, tanımlamalarını bu gerçeklik üzerinden yapar. Hakikate şahidlik ederken, hayatı tanımlarken vahyin gölgesinden bakar, hakikati empatiye kurban etmez ve empatiyi de bütünüyle sürgün etmez. İnsan tekinin hakikate ulaşma noktasında geçirdiği-geçireceği evreleri dikkate alarak muhataplarını tanımlamadan önce tanımaya çalışır. Müslümanlar arası birlikteliğin/yardımlaşmanın şartını ''fotokopik zihinlere'' indirgeyerek oluşabileceği gibi şablonik-sığ kabullerle beklentiye girmez.


    2- İÇTİHADİ ALANA GİREN KONULARDA İHTİLAFIN KAÇINILMAZ OLDUĞUNU VE DAHASI RAHMET, KOLAYLIK, GENİŞLİK OLDUĞUNU BİLMEK.

    Müslümanların tekamülü, gelişmesi, zorlukları aşması, oluşan yeni şartların neden olduğu problemlere yönelik üretilecek çözümler için beyin fırtınası yaparak ve meselelere farklı boyutlardan bakarak istişare etmeleri gerektiği ve önlerinin her daim açık olması için ihtilafların kaçınılmazlığını hayatın gerçeği olarak kabullenmeleri ve ahlaklıca ihtilaf  edilmesi gerektiğini bilmek zorundadırlar. İnsanın dili, karekteri-mizacı, farklı kapasitesi, okuma biçimi, önceliklere yönelik farklı temayülleri ve hatta dinin yapısı bunu kaçınılmaz kılmaktadır. Yani, parmak uçlarına kadar farklı yaratılan insana ''beşe on kalas'' muamelesi yapmanın ya da böylesi bir beklenti içine girmenin eşyanın fıtratına/tabiatına aykırı olduğu gerçeği tartışmadan varestedir. Dolayısıyla Allah'ın yarattığı fıtrata ters düşen beklentiler hem beyhudedir hem de ceza/bela ve musibetleri celbetmektedir.
    Peygamberlerde ihtilaf ederek farklı fetvalar verebilmişler ve farklı kasıtlarla meseleleri farklı yorumlayıp tepki gösterebilmişlerdir, çünkü onlarda İNSAN'dılar.
    Sahabelerin de ihtilafları söz konusuydu, siyasi, fikri, fıkhi bütün konularda ihtilaf ettiklerini ve bu ihtilaflarını tefrikaya/ayrışmaya dönüştürmediklerini, sonraları Muaviye ile başlayan saltanat dönemi ile maalesef hegemonik zihinlerin yönlendirmesiyle ihtilafların ayrışmalara/kamplaşmalara ve hatta kıyımlara varacak boyutlara ulaşabildiğini görmekteyiz.
    İlim, basiret ve takva sahibi olan Ömer b Abdülaziz; ''Sahabe ihtilaf etmeseydi ben buna sevinmezdim. Onlar ihtilaf etmeselerdi, bize ruhsat kapıları da kapanmış olurdu'' diyerek ihtilafın kardeşliğe, birlikteliğe, yardımlaşmaya engel olamayacağını ve bunun örnekliğini de sahabeler üzerinden vererek hatırlatmaktaydı.

    3- MÜTEŞABİHLER ÜZERİNDE DEĞİL MUHKEMLER ÜZERİNDE YOĞUNLAŞMAK.

    İbni Abbas'a nisbet edilen ''Bizler müteşabihlere iman ederiz amel zorunluluğumuz yoktur, muhkemlere hem iman ederiz hem de amel zorunluluğumuz vardır'' şeklindeki yaklaşım meseleyi özetlemektedir kanaatindeyiz. ''Gayba taş atmak'' ile tanımlanacak konulardan uzak durmak ve vahyin anlattığı gaybı konuları iman konusu görerek tartışmaya açmamak, kıyametin ne zaman kopacağı ve arşın nasıl istiva edildiği, hurufu mukatta gibi harflerin ne demek istediği gibi konuların peşine düşmekten sakınmalıyız.

    4- ORTA/VASAT YOLU TUTMAK VE DİNDE AŞIRILIKTAN KAÇINMAK.

    Ne harici/tekfirci yaklaşımlar ne de omurgasız/eklektik kabuller, vahyin inşa ettiği vasat ümmeti inşa etmek.
    Vahyin tanımladığı din sadedir, yalındır, apaçıktır, yasakları ve emirleri bellidir/belirlidir, rasulün yaşayarak yansıttığı ve ilk nesil müslümanların hayatlarını kuşatan da sade bir din'dir. Sonraları din telakkisi o kadar detaylara boğulmuş o kadar sorularla/detaylara girilmiştir ki ihtilafların ana gövdesini/büyük bölümünü oluşturmaktadır. Ümmet arasındaki ihtilafları aza indirmenin yolu din telakkisini sadeleştirmekten yani aslına döndürmekten geçer.

    5- İÇTİHADİ ALANA GİREN HER NE VARSA MUTLAK TASDİKTEN VE MUTLAK REDDİYEDEN KAÇINILMASI GEREKTİĞİNİ BİLMEK.

    Benim yaklaşımım bana göre doğrudur fakat yanılma ihtimalim vardır, senin yaklaşımın sana göre doğrudur ama yanılma ihtimalin vardır şeklinde yaklaşılması gerekmektedir.

    6- Düşüncelerimizi, inançlarımızı, amellerimizi tanımlayan ve inşa eden Kur'an'i kavramları/terimleri bilmek ve eskimezliğini idrak ile hayata taşımak. İslami kavramların muadili olan ya da sayılabilecek tanımlamalara yaklaşırken içeriği öncelemek ve ''kavram fetişizmi'' denilebilecek yaklaşımlardan kaçınmak ve de bunu ayrışma konusu edinmemek.
    Mesela; ''İslamcı'' tanımını doğru bulmamakla birlikte içeriği ve nasıl doldurulduğu bizim için önemlidir. Vahyin tanımladığı dine aidiyet olarak içi doldurulup kullanılıyorsa buna itirazımız sadece kullanılmasa daha iyi olur demekten ibarettir, içeriği temel ilkelere aykırı olarak dolduruluyorsa buna itirazımız içeriğinden/yükleminden dolayı reddetmektir. Fakat, kimileri adeta ''kavram fetişizmi'' denilebilecek bir tepkiyle bu kavramı kullananların tümüne yönelik ''değerlerinizi kaç paraya ya da neye karşılık sattınız'' gibi bühtanlarla acımasız/insafsız yaklaşımlar sergileyebilmektedir. Bazıları daha ileri giderek ''biz müslüman tanımını kullanamayız çünkü Kur'an'da geçmemektedir diyerek ''Müslim'' tanımını kullanmalıyız endişesine! düşebilmektedir. Müslüman tanımı Farsçadan (müselman) dilimize geçmiş ve müslimin karşılığı olarak kullanılmıştır, tıpkı salat'ın muadili namaz teriminin kullanılması gibi. Bu nevi saplantılar ya da şabloncu yaklaşımlar da ihtilafı zarara dönüştüren örneklemelerdir.

    7- Ümmetin yakıcı sorunlarını, sıkıntılarını önceleyen ve çözümüne yönelik sahalarda yoğunlaşmak, ehemleri mühimlere kurban eden tartışmalardan ve meşguliyetlerden uzak durmak.

    8- Vahyin belirlediği İman umdelerini tasdikleyen ve islam geleneğine göre selam verenleri karşımıza almamak ve hasım edinmemek, ''ehl-i kıble tekfir olunmaz''  düsturunu dikkate almak.

    9- İttifak edilen konularda yardımlaşmanın doğal sonucu olarak ihtilaf edilen konularda birbirlerini hoş görmeyi beraberinde getireceği gerçeğini bilmek. İttifak edilen ortak paydalarda yardımlaşmak kalplerdeki ünsiyeti tetikler ve bu da ihtilafın ahlaklı olarak yaşanılmasını doğurur, ihtilaflı konulara hapsolmak ve yoğunlaşmaktan kaçınmak gerekir, çünkü bu ittifak edilen ortak paydalarda yardımlaşmayı engeller ve bu da ünsiyeti yok ederek husumetlere yol açar.

    10- Şahış, mezhep, meşrep, grup taassubundan/asabiyesinden uzak durmak, ümmetin maslahatını/yararını bunların üstünde tutmak. Kişi kültü oluşmasına neden olmanın şahsiyetsizliği doğuracağını, kraldan fazla kralcı olmanın trajikomik bir hal olduğunu idrak etmek. Hayrın üretilmesini merkeze koymak ve bundan başka öncelik kabul etmemek. Hayrın üretilmesinden kaynaklı takdiri-taltifi ve ecri Allah'tan başkasından beklememek. İslami çalışmalarda hayrın üretilmesini öncelemek yerine üretilecek hayırda önde-öncü gösterilmeyi ve çıkacak fotoğrafın baş köşesinde görülmeyi-gösterilmeyi beklemek hem bir hastalıktır hem de amellerin boşa gideceği riskini taşımaktadır.

    11- İman kardeşliğini ön plana çıkarmak ve kardeşlerine karşı su-i zannı değil hüs-ü zannı beslemek. Su-i zannın, tecessüsün, istihzanın, gıybetin çürümeyi beraberinde getireceğini ve bunlardan şiddetle kaçınmanın (49/10,11) gerekliliğini bilmek.

    12- Hayır getirmeyen/üretmeyen tartışmalardan sakınmak, husumete yol açan kırıcı dillerden sakınmak ve hasen/güzel'den öte ahsen/en güzel şekilde mücadele etmek.

    13- ''Onlar bir ümmetti gelip geçti, siz onların yaptıklarından sorgulanmayacaksınız'' ilahi uyarısını dikkate alarak geçmişte yaşamış şahıs ve topluluklar üzerinden abartılı övgü ya da yergi ile ayrışma nedeni üretmemek, tarihi yaşanmışlıkları ibretler ve örnekler vesilesi edinerek örnekleri üreterek buraya taşımak ve ibretlerinden de dersler alarak aynı hatalara düşmemenin cehdi içinde olmak.

    14- Müslümanları hedef alan tekfircilikten ve dahi tekfir imasından şiddetle kaçınmak. Kanaatimce, ümmet açısından çok tehlikeli ve içinde fiilen müslümanları birbirine kırdırabilecek acı tecrübeleri barındıran tekfircilikten şiddetle uzak durulması gerekmektedir. ''Tekfircilik'' tekfiri meslek edinmek ve kişilerin küfrüne hükmetmek için delil ve karine bulma/keşfetme maharet ve sanatıdır!. 
    Bu tiplerin ''kafirlere/zalimlere karşı şiddetli müslümanlara karşı merhametli'' olun ilahi uyarısını hiç dikkate almadıkları ortadadır, buradan hareketle tekfircilerin ümmetin başının belası olduğu ve bu zihin sahipleriyle iki adım dahi atılamayacağı gerçeği görülmelidir, çünkü üçüncü adımda tekfir edilerek düşman ilan edinileceğinden emin olu(n)mak mümkün değildir.
    Ayrıca, tekfirciliği kabullenmese de tekfir imasında bulunan ya da öyle anlaşılmaya müsait çok sivri dillerle/söylemlerle soğuk-itici yaklaşımlar sergileyen nice çevrelerin yansıttığı usul/uslup problematiği müslümanların yardımlaşmasına hem engel olmakta hem de müslümanlar arası iletişimi zorlaştırmakta hem de nasihatleşmelerin ve bilgi-görgü alışverişlerinin önünü (istenmese de) tıkamaktadır.
    Oysa Rabbimiz biz müslümanlardan ölçülü davranmamızı istemektedir

    ''size (islam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak 'sen mü'min değilsin' demeyin'' (4/94)

    Ve yine Rabbimiz, inşa ettiği fıtrata uygun davranış fıkhını da vaaz etmiştir.

    ''İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.'' (41/34) 

    Dahası,

    14/24...26 ayetleri gereği (ihtilaf ettiğimiz muhataplar da dahil) kullanacağımız dil kötüyse ayrışmaya iyiyse anlama çabasına götürür.

    Rasulullah da (s.a.v);

    ''Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin'' şeklinde mü'minleri uyardığını hiç unutmamalıyız.

    15- Genellemeci/toptancı, indirgemeci, şabloncu yönelişlerden ve muhatapları tanımlarken adaletten, insaftan/vicdandan yoksun değerlendirmelerden ve de fail-fiil ayrımını gözetmeyen yaklaşımlardan şiddetle sakınmak gerekmektedir. Bunun mahsurlarını müslümanlar çokça yaşamaktadır.

    16- İlim ahlakı edinmek ihtilafı ahlaklı olarak yapabilmenin ön şartıdır, sorumluluk sahibi alimlerin ihtilafı zarara kapı aralayan ihtilaflar değildir. Geleneği ve birikimlerini yok saymak seleflerimize zulümdür, geleneğe hapsolmak ya da gelenekçilik ise kendimize zulümdür. Geleneğin oluşturduğu hayırlı örnekliklerden yararlanmak ve hayır üretmeye devam etmek gerekmektedir.

    Özetle; 3/103 ve benzeri birçok ayet başlı başına bir vahdet çağrısıdır, Kur'an'ın belirlediği, tanımladığı, tasvir ettiği mü'min/müslim tanımlamasına kimler giriyorsa vahdetin direkt muhatabıdırlar, hiçbir mü'min için vahyin tanımlamalarına ekleme/çıkarma yapmaya kalkması hakkı da değil haddi de değildir, dinin asıllarını daraltmaya da genişletmeye de kulların hakkı/haddi yoktur, buradan hareketle şunu söyleyebiliriz ki; dinin asıllarına gölge düşürmeyen bütün ihtilaflar, hayırda yardımlaşmalara ve ümmet bilinciyle zalimlerin karşısında ortak ses vermeye engel teşkil edemez, etmemelidir.

    Allah'ın selamı ve bereketi, ittifak ettiği konularda yardımlaşan ve ihtilaf ettiği konularda birbirlerini hoş görerek zalimleri sevindirmeyen müslümanların üzerine olsun dualarımızla.
  • ✨LA MEKAN✨


    Yalpalıyorum Allah’ım
    Sis bulutları inmiş gibi zihnime
    Eğrisini doğrusunu hesaplayamadığım ne varsa
    Gelip zincire vuruyor düşlerimi
    Düşene tekme tokat dalan bu dünyada
    Bir bebeğin ilk adımları kadar tedirgin kalbim..

    Keşke düşsem diyorum.
    Düşsem toparlanırım
    Düşsem yerim belli olur hiç değilse
    Yerimi yurdum bilir, öyle kalkarım ayağa.
    Şayet kalkarsam
    Ki kalkacağım biiznillâh
    İçimde dizginleyemediğim atları süreceğim bozkırlara
    Geçeceğim Van Gogh’un yıldızlı gecelerinden
    Arşa değen saçlarıma öreceğim asteroidleri
    Ve bilmem kaç ışık yılı kadar çekip gideceğim dünyanızdan..

    Yolum uzun..
    İçimde yonttuğum kibrin âsi heykellerini
    İbrahimî bir baltaya teslim ediyorum evvelâ.
    Putlarınıza basarak yükseldiğim arşın alnında
    Yazgımın karasına bulaşıyor soğuk ellerim.
    Gök şahidim olsun;
    Kuşlar bilir aşikâr ettiğim sırrın yükünü.
    Ben savrulurken şehrin dehlizlerinde
    Yerimde esen yellerin de alacağı olsun.

    Savruluyorum Allah’ım.
    Yerimde gerçekten yeller esiyor.
    Mevsim kırlangıç dönümü,
    Ve ben kaderiyim bir çınar yaprağının.
    Bir fare kapanında ezilmiş zihnim bulamıyor mekânsal izzetini
    Öyle eğreti, öyle aidiyetsiz ki varlığım
    Planda yokmuşum da, son anda dünyaya kabul edilmişim gibi.

    Gidiyorum işte vedâları süzerek imbiklerden
    Balıkların taht kurmadığı deryalardan,
    Kuşların imzasını atmadığı göklerden geçerken
    Geçemiyorum insanın insana tapuladığı yeryüzünden..
    Öylece kalıyorum ortada yersiz ve mekânsız
    Araf desen değil, kafes desen hiç değil.

    Sen söyle de bileyim artık Allah’ım
    Âleminde benim de yerim var mıdır



    (Ravza Karakülah)
  • O genç pek mübarektir. Anne - Babasının duâsını, insanlığın emelini, bu bağı yanık Ümmet'in asırlık hasretini alnında taşıyan genç mübarektir.
    O, haberi ötelerden gelen müjdenin hamili genç!
    Sen mübareksin. Senin bereketinle bizi kavuran çölümüz yeşerecek biiznillah. Ölüler dirilmese de diriler ölümden kurtulucak. Seni, mahşer günü gölgelemek için Allâh'ın Arş'ı bekliyor.
    Ya bu Ümmet, kaç asırdır seni bekliyor bilir misin?
  • 477 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dili gerçekten hafif ve anlaşılırdı. Dümdüz yazılmış, ruhsuz, sıkıcı tarih kitapları gibi değildi. Gayet akıcıydı. İncelememe başlıyorum.
    Kimdirler bu Sümerler? Haklarında ne biliyoruz? Tarih kitaplarında gördüğümüz işte çivi yazısını bulmuşlar bilgisi dışında ne biliyoruz? Bazılarımız biraz daha detay bilgisine sahiptir. Mesela Gılgamış, Tufan, insanın yaratılışı destanlarının onlara ait olduğunu, şehir devletleri kurduklarını, hukuk sistemlerinin olduklarını, Astronomi, Matematik bilimlerinde gelişmiş olduklarını, çok tanrılı bir dine inandıklarını biliyorlar. Bunların dışında bence bir çoğumuz haklarında pek bir şey bilmiyoruz. Gerçekten bilmememiz bizim açımızdan kötü bir durumdur. Çünkü bu insanlar bize ışık tutmuş, tarihe yön vermişlerdir. Toplum genel olarak din adamları, askerler, köleler, çiftçiler olarak sınıflanmıştır. Sümerler, edebiyat, siyaset, tarım, mimari konusunda kendilerini geliştirmişlerdi.

    Örneğin tarihte bilinen ilk siyasi meclis onlara aittir. Meclisleri 2 yapıdan oluşuyordu. İlk yapı ihtiyarlar meclisinden oluşuyordu. İkinci yapıda ise silahlı tutan insanlardan oluşuyordu. İhtiyarlar genelde barıştan yanadırlar. Diğer meclis yapısı ve kralları savaş veya bağımsızlık düşünürler.
    İlk hukuk kürarlarının onlara ait olduğunu düşünürsek haliyle ilk mahkeme kararı da onlara aittir. İlk görüşülen ve sonuçlanan mahkeme bir kadının kocasının, kadının gözlerinin önünde 3 kişi tarafından öldürülmesini ve kadının bu suçu sakladığı için yargılanmasını ve kocasının karısına maddi anlamda bakmadığı için kadının suçu saklamasından dolayı suçsuz bulunmamasıyla ve diğer 3 kişinin suçlanmasıyla tamamlanmıştır.

    Sümerlilerin çok tanrılı bir dine inandığını söylemiştim. Onlara göre her eylem için birer tanrı gerekliydi. Tanrılar hiyerarşik bir yapıdaydılar. En başta Kral Tanrı Enlil onun yanında baş vezir olarak Enki vardı. Sümer tanrılarının bazıları ve tarihte Sümerlilerden etkilenen diğer mitolojilerdeki karşılıkları aşağıdaki gibidir:

    Anu veya An: Gök tanrısı, önceleri baş tanrıyken sonra yerini hava tanrısı Enlil almıştır. Yunan mitolojisinde bu tanrı Zeus, Mısır mitolojisinde Horus, gök ve Işık tanrısıyken Amon’da Gök tanrısıdır.
    Enlil: Hava tanrısı, tanrıların babası, tapınağı Ekur Nippur kentindeydi. Hava Tanrısı olarak yine yunan mitolojisinde yine Zeus vardır. Zeus hem gök hem hava tanrısıdır. Mısır mitolojisinde ise bu tanrı Shu’dur.
    Enki: Bilgelik tanrısıdır. Yunan mitolojisinde bu tanrıya karşılık gelen bilgelik ve savaş stratejisi tanrısı olan Athena’dır.
    Nimmah (Ninhursag): Ulu hanım, ana-tanrıçadır. Yunan mitolojisinde bu Gaia’dır. Mısır’da direk karşılık gelen bir tanrı yok yan özellikleriyle yer alan birden fazla tanrı var. Ana tanrıçanın yanında cinsellik, aşk tanrıçaları var.
    Nanna (Sin (mitoloji)): Ay tanrısıdır. Yunan mitolojisinde direk karşılığı olan bir tanrı değildir. Mısır mitolojisinde ise Knosh’dur.
    Utu (Şamaş): Güneş tanrısı, ay tanrısı Nanna'nın oğlu. Yunan mitolojisinde yoktur. Mısır’da ise Ra’dır.
    Ecem (Kueen) : Kraliçe Soylular tanrıçası. Yunan ve Mısır mitolojisinde yoktur.
    İnanna (İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçasıdır. Yunan mitolojisinde Afrodit Aşk ve güzellikken, Hera Bereket Tanrıçasıdır. Mısır’da ise Hator Neşe ve Aşk tanrıçasıyken Bereket Tanrıçası İsis’dir.
    Peki sadece Sümer mitolojisinde yer alan Tanrı ve tanrıçaların isimleri ve özellikleri mi diğer mitolojilere esin kaynağı olmuş ve benzemektedir? Hayır. Sümer mitolojisindeki yaratılış, tufan ve gılgamış destanı bir çok dinde ve mitolojide benzerlikler içermektedir.

    Sümer mitolojisinde yer alan yaratılış kısmı kitapta şöyledir:
    "Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diyarı"nın girişinin bir kısmı şu beş dizeyi içerir:
    Gök Yer'den uzaklaştıktan sonra,
    Yer Gök'ten ayrıldıktan sonra,
    insanın adı konduktan sonra;
    An (gök-tanrısı) göğü ele geçirdikten sonra,
    Enli! (hava-tanrısı) yeri ele geçirdikten sonra

    Yazarın bu dizeler hakkındaki yorumu:
    Bu dizelerin çevirisini yaptıktan sonra, bir çözümlemeye giriştim ve şu kozmogonik kavramları içerdikleri sonucunu çıkardım:
    1. Bir zamanlar gök ile yer birdi.
    2. Gök ile yerin ayrılmasından önce bazı tanrılar vardı.
    3. Gök ile yerin ayrılması üzerine, gök-tanrısı göğü ele geçirdi, ama yeri ele geçiren hava-tanrısı Enlil oldu.

    Tevratta yer alan benzer yaratılış ayetleri:
    1)Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
    2)Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
    3)Tanrı, "Işık olsun" diye buyurdu ve ışık oldu.
    4)Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
    5)Işığa "Gündüz", karanlığa "Gece" adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
    6)Tanrı, "Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın" diye buyurdu.
    7)Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.

    İncilde yer alan benzer yaratılış ayetleri:
    1)Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
    2)Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.
    3) Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.
    4)Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
    5)Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
    6)Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.
    7) Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.

    Kur’an yer alan benzer yaratılış ayeti:
    Enbiya Suresi, 30.ayet: O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?

    Sümerlilerde insanların yaratılışı ile ilgili tabletlerde bulunmuştur. İnsanların nasıl yaratıldığını anlatan dizeler Kur’an’daki gibi kilden yapıldığı anlatılır. Dizeler şöyledir:
    "Ey oğul, kalk yatağından, .. .'dan bilgeliğini göster,
    Tanrılara hizmetkarlar biçimle, kendi eşlerini (?) kendileri üretsin."
    Enki konu üstüne düşünür, "iyi ve soylu şekilleyici"lerin başına geçer ve annesi Nammu'ya, ilksel denize şöyle der:
    "Ey ana, sözünü ettiğin yaratık var edildi,
    Onun üstüne tanrıların suretini (?)yerleştir;
    Dipsiz derinliğin yüzeyindeki kilden yüreğini yoğur,
    lyi ve soylu şekilleyiciler kili berkitecekler,
    Sen, sen onun uzuvlarını ortaya çıkar;
    Ninmah (toprak-ana tanrıça) senin üstünde çalışacak,
    (Doğum) tanrıçaları sen biçimlerken yanında olacaklar;
    Ey ana, (yeni doğanın) yazgısını belirle, Ninmah onun üstüne tanrıların suretini (?) yerleştirecek,
    Bu insandır ..... "

    Tevratta insan yaratılışını anlatan ayet:
    Yar.2: 7 RAB Tanrı Adem'i topraktan Yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu.

    Kur’an’da insan yaratılışını anlatan ayetler:
    "Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Âdem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) hâline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..." (Mü'minun, 23/12-14).

    Sümerlilerin Tufan destanıyla benzerlikleri bulunan dinler ve ayetleri
    Sümerlilerin Tufan destanı: Hz.Nuh’a karşılık gelen isim Ziusudra adında bir kraldır. Dindar bir adam olan Ziusudra bir gün bir duvarın yanında duruyordur. Destana göre tanrısal bir tarafından şehirlerin sular altında kalacağı ve ona uygun bir gemi yapması gerektiğini anlatan bir uyarı duyduğunu toplumda yaşayan herkese anlatır. Bununla ilgili bulunan tabletlerdeki çözülebilmiş yani zarar görmemiş kısımlar şöyledir:
    Tufan ..
    Öyle karar alındı
    O zaman Nintu .... gibi gözyaşı döktü,
    Kutsal lnanna halkı için bir ağıt tutturdu,
    Enki kendi kendine karar aldı,
    An, Enli!, Enki ve Ninhursag .... ,
    Göğün ve yerin tannlan An ile Enlil'in adını söylediler.
    O zaman kral Ziusudra, .... 'nın paşişu'su,
    Dev bir .... inşa etti;
    Alçakgönüllülükle, itaatle, saygıyla, o .... ,
    Her gün uğraşarak, durmadan ... . ,
    Her türlü düşü görerek .... ,
    Göğün ve yerin adlarını anarak .....
    .... tanrılar bir duvar .. .. ,
    Ziusudra, duvarın yanında durarak, dinledi.
    "Solumda, duvarın yanında dur .... ,
    Duvarın yanında sana bir söz diyeceğim, sözümü dinle,
    Öğütlerime kulak ver:
    Bizim .. 'mızla bir tufan ibadet merkezlerini silip süpürecek;
    insanoğlunun tohumunu kurutmak için….,
    Karar böyle, tanrılar meclisinin sözü.
    An ve Enli! tarafından verilen emirle ....
    Krallığı, kanunu (sona erdirilecek)."

    Tufan ilgili bazı tabletlerdeki dizeler okunamaz haldedir. Okunduğu kadarıyla tufan 7 gün 7 gece sürmüştür. Sonra güneş tanrısı Utu ortaya çıkmıştır. Ziusudra güneş tanrısının önünde diz çöküp ona kurbanlar sunar. Olayla ilgili olan dizeler şöyledir:
    Olağanüstü kuvvetli fırunaların hepsi, bir olup saldırdılar,
    Aynı anda tufan ibadet merkezlerini kapladı.
    Yedi gün, yedi gece hoyunca, Tufan ülkeyi kasıp kavurdu,
    Fırtınalar koca gemiyi azametli dalgalara çarpıp dururken,
    Işığını yere göğe saçan Utu çıktı. Ziusudra koca geminin bir penceresini açtı,
    Kahraman Utu ışınlarını koca geminin içine saldı.
    Kral Ziusudra, Utu'nun önünde yerlere kapandı,
    Bir öküz kesti kral, bir koyun kesti.

    Devamında Ziusudra’nın tanrılar tarafından sonsuz yaşamla ödüllendirildiği anlatılır. Ölümsüz olan Ziusudra, ileride değineceğim Gılgamış destanında kral Gılgamış tarafından ölümsüzlüğü nasıl elde edileceğiyle ilgili ziyaret edilir.

    Tevratta Hz.Nuh’un Tufanıyla ilgili ayetler:
    Yar.6: 9 Nuh'un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü.
    Yar.6: 10 Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet.
    Yar.6: 11 Tanrı'nın gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu.
    Yar.6: 12 Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı.
    Yar.6: 13 Tanrı Nuh'a, "İnsanlığa son vereceğim" dedi, "Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim.
    Yar.6: 14 Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. D Not 6:14 "Gofer": Ne çeşit ağaç olduğu bilinmiyor. Selvi ağacı olduğu sanılıyor.
    Yar.6: 15 Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz , genişliği elli , yüksekliği otuz arşın olacak. D Not 6:15 "Üç yüz arşın": Yaklaşık 135 m. 6:15 "Elli arşın": Yaklaşık 22.5 m. 6:15 "Otuz arşın": Yaklaşık 13.5 m
    Yar.6: 16 Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. D Not 6:16 "Bir arşın": Yaklaşık 45 cm.
    Yar.6: 17 Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek.
    Yar.6: 18 Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin.
    Yar.6: 19 Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. Yar.6: 20 Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler.
    Yar.6: 21 Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola." Yar.6: 22 Nuh Tanrı'nın bütün buyruklarını yerine getirdi.

    Tevrattaki sonraki ayetlerde Rab tarafından 40 gün 40 gece yağmur yağdığını ve tufanın 40 gün sürdüğünü sonuçta gemi dışındaki bütün canlıların yok olduğu yazar.
    İncildede buna benzer ayetler vardır.

    Kur’an’daki Nuh tufan ile ilgili ayetler:
    “Andolsun ki Nuhu kavmine gönderdik te, onların arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Onlar zalim kimseler iken nihayet tufan onları yakaladı. Fakat Nuhu ve gemi halkını kurtardık. Ve bu hadiseyi âlemler için bir ibret kıldık” (Ankebut: 14-15)

    “Nihayet azabımız gelip kazan kaynadığında Nuh’a dedik ki; Herbirinden ikişer çift ve üzerine azap sözümüz geçenler müstesna ehlini ve iman edenleri gemiye bindir. Ve zaten onunla beraber iman edenler pek azdı.Nuh dedi ki; Gemiye binin, onun akıp gitmesi de durması da Allah’ın ismiyledir. Şüphesiz ki Rabbim Gafurdur ve Rahimdir. Ve gemi onları dağlar gibi dalgaların arasında götürdü. Ve nihayet şöyle denildi: Ey yer suyunu yut, ve ey gök suyunu tut. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi cudinin üzerine oturdu. Ve zalimler topluluğu helak olsun denildi.” (Hud :40-44)
    Gılgamış destanı Sümerlilerin bilinen en ünlü destanıdır. Bunun bir kaç versiyonu vardır. Ölümsüzlükle ilgili olarak olanı şöyledir: Gılgamış arkadaşı Enkidu ile bir canavarı öldürmeye gider. Çok güçlü bir canavar olan Huvava’yı arkadaşı ile birlikte öldürür. Tanrılar bu davranışlarından ötürü Enkidu’yu ölümle cezalandırır. Enkidu tanrılar tarafından Gılgamış’ı alt etsin diye gönderilmiş bir varlıktır. Gılgamış arkadaşının öldüğünü gördükten dünya hayatının geçici olduğunu, kahramanlıkların, savaşların boş olduğunu anlar ve ölümsüzlüğü bulmak için yollara düşer. Daha önce tanrılar tarafından ölümsüzlük ile ödüllendirilen Ziusudra’a gelir ve ölümsüzlük için ondan yardım ister. O da yardım edemeyeceğini söyler. Ama Ziusudra’ın karısı ona gençlik için bir bitki olduğunu ve yer altı dünyasında bunun bulunduğunu söyler. Gılgamış gidip bu bitkiyi bulur. Bir yerde dinlenirken bitkiyi bir yılana kaptırır.

    İncelemeyi çok uzattığımı biliyorum. Özetliyorum. Sümerliler bir çok uygarlığı etkisi altına almıştır. Bilinen en eski uygarlıktır. Ondan sonra gelen uygarlıklar savaş yolu ile ondan öğrendiklerini kendileri için değiştirmiş ya da aynen almıştır. Peki herkes Sümerlilerden öğrendiyse Sümerliler kimden öğrendi? Dinlerin ortak ayetlerinin olması, birbirinden etkinlenmiş olması tesadüf mü? Sümerliler durup dururken mi bu mitolojik olayları yazdı? Tanrıların arabaları kitabının yazarı Erich Von Daniken sadece Sümerliler değil geçmişte yaşayan teknolojisi asla bizimki kadar gelişmememiş olan insanlara bunları öğretenlerin uzaydan gelmiş varlıklar olduğunu söylüyor. Bu bana biraz ilginç geliyor. Diyelim ki bu doğru ama o uzaylılara bu teknolojiyi kim öğretti? Sonsuz döngü gibi İnsanların dinler arasındaki benzerliklerini yalan, değiştirilmiş şeklinde de değilde tek bir kaynaktan, Tek bir yaratıcıdan gelme olduğunu düşünüyorum. Sümerlileri anlatan bu kitabı daha iyi anlamak için size birkaç kitap önereceğim. Onlarıda okuduğunuzda Sümerliler ile benzerlikler noktasında daha çok ipucunu yakalayacaksınız.
    1)Kur’an (Kitapta geçen olaylara bakmak için. Örn:Hz.Musa, Hz.Nuh, İnsanın, dünyanın yaratılışı,)
    2)Tevrat (Kitapta geçen olaylara bakmak için. Örn:Hz.Musa, Hz.Nuh, İnsanın, dünyanın yaratılışı,)
    3)İncil (Kitapta geçen olaylara bakmak için. Örn:Hz.Musa, Hz.Nuh, İnsanın, dünyanın yaratılışı,)
    4) Anonim - Gılgamış destanı
    5)Kathleen Sears - Mitoloji 101
    6)Muazzez İlmiye Çığ- Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni
  • O, haberi ötelerden gelen müjdenin hâmili genç!
    Sen mübareksin. Senin bereketinle bizi kavuran çölümüz yeşerecek biiznillah. Ölüler dirilmese de diriler ölümden kurtulacak. Seni, mahşer günü gölgelemek için Allah'ın arşı bekliyor. Ya bu ümmet, kaç asırdır seni bekliyor bilir misin?
  • Düşlerinde kaç arşın ilerledim. Kendini sevdirdin bana, bense kuş kadar yüreğimle, yüreğine misafir olamadım.
  • 191 syf.
    ·Puan vermedi
    'ummetin asırlık hasretini alnında taşıyan genç mübarektir.'
    'bu ümmet kaç asırdır seni bekliyor bilir misin
    ' o Kur an i okurken Kur an da onu okur.'
    Zeyd bin sabit örneği.
    Kitab basit sade ve akıcı bir çocuğa da bir buyugue de rahatlıkla okuyacağı bir kitap. Bunalmış biraz moral arayanlar için şiddetle tavsiye ederim.
    39. Sayfada Fatihten bahsederken 'onun irkdaslari onu sayesinde nam saldı' ifadesini begenmedim. Eğer müslümanlari kastediyorsa sorun yok ama Türklüğü kastediyorsa , İslami bir nazar olmamış.