Merhaba kitapseverler. Tarık Tufan imzalı nefis bir kitapla günü karşılayalım mı? Jülide ve İshak... Birbirinden çok farklı ancak bir o kadar yakın hayatlar... Jülide ressam, İshak sıhhi su tesisatçısı. Jülide varlıklı, eğitimli bir ailenin kızı. İshak ise küçükken parçalanmış, yapbozun parçaları gibi bambaşka hayatlara sürüklenmiş bir ailenin çocuğu. İshak, evli ve 2 çocuklu. Jülide ise haksızlığa uğradığı bir aşkın mağduru. Her ikisi de ailesi tarafından öyle ya da böyle ihmale uğramış yetişkin insanlar. Onları ortak paydada buluşturan ise yaşadıkları hayattan ve o anda oldukları kişiden koşar adım kaçmak istemeleri. Onlar işbirliği yapıp kaçmaya çalışırken kendilerini bir anda köhne geçmişlerinin tam ortasına düşmüş buluyorlar. Travmalarıyla yüzleşmek zorunda bırakıyor kader onları. Hepimiz kendimizi hayatın bir köşesinde bir dönem kendi geçmişimizin üzerimizde bıraktığı izleri tahlil ederken buluruz. Düşeriz derin bir kuyunun içine. Nefessiz kalırız belki de. Ordan çıkmanın yollarını kah ağlayarak kah çırpınarak kah gülerek ararız. Bakalım Jülide ve İshak için geçmişin dehlizlerinden çıkış nasıl olacak? Keyifle okumanız dileğiyle.
DüşerkenTarık Tufan · Profil Kitap Yayınları · 20188,5bin okunma
Kitabımızın annesi Cora yeni doğan oğlunun nüfus kaydını yaptırmak üzere yola çıkar. İsim konusu önemli nihayetinde. Anlamadığım şekilde Cora’nın kocası Gordon toplum nezdinde saygın bir doktorken evinde zorba bir adamdır. İsim konusunda hassastır narsist kişilinden dolayı olsa gerek oğluna kendi ismini koymak istemektedir. Gordon… Anne giderken yanına dokuz yaşında kızını da götürmüştür o da kardeşi için Bear ismini uygun buluyor. Annenin kendisi iyi Julian koymak istiyor oğlunun ismini.
Anne bir karar vermek zorunda. Ne isim koyacaktır?
Bize koyulan isim hayatımızı ne oranda etkiliyor olabilir?
Bu kitap parelel evrenler açıyor. Her bir isim başta yaşantılara götürüyor yeni doğan çocuğu
Kitabın fikri çok güzel tek eleştirebileceğim dili oldu. Çok akıcı gelmedi bana. Kahraman bakış açısıyla anlatılsaydı keşke o çocuğun ağzından dinleseydik hikayelerini
Bu tarz kitaplar iyi ki yazılmış diyorum. Çünkü dönemi anlatıp gelecek nesillerin öğrenmesinde yardımcı olduğunu düşünüyorum. Ve bence en çokta bu yüzden yazılmalı.
Tarihsel olarak o zaman sekiz milyon Afrikalı mülteciymiş.
Önce kitabı okurken beni düşündürüğü noktalardan söz edeceğim.
•Coğrafya kader miydi? Kendinizi savaşın ortasında olan bir şehirde hayal edin. Bütün komşularınız, tanıdıklarınız kaçmış ya da can vermiş. Evler yıkılmış, araçlar parçalanmış ve sokakta işgalciler dolaşıyor...
•Planlar yaparız ama bazen bazı şeyler bizim elimizde olmaz. Mesela Meryem bilmiyordu tanımadığı biriyle evleneceğini. Leyla ise evlenmemek için kuru fasulye yiyip kaçırmak isterken kendini hemen biriyle evlenmek zorunda olacağını.
Hayat acı veya tatlı sürprizlerle dolu.
Ve ne kadar plan yaparsak yapalım bazı şeylerin önüme geçilmiyor.
(Uzun bir süre bunu düşündüm Planlar planlar...)
•Aile hayatımızda ne kadar etkili bir faktör? Bence eksikliği bile etkileyebilen bir faktör.
•Kadın, toplumun anlayışına göre vezir de oluyor rezilde...*
Ve eş olarak seçtiğiniz kişi sizin hayatınızı şekillendiriyor. Tabi bazen devreye aile, hayat, şans ve kader girebiliyor.
Kitabımız dönemi o kadar gerçekçi yansıtmış ki...
Şöyle örnek vereyim:
"çürümeye
başlamış, hâlâ naylon çoraplı ve mor lastik
ayakkabılı sağ ayağı, iki hafta sonra bir çatının
üzerinde bulundu(...)"
Akıcı, duygusal ve Afganistanın siyasi olaylarından da bahsetmiş.
Aşk, acı, aile, savaş, anlam, hayat, toplum... işlenen, hissettirilen konulardan bir kaçı.
Keyifli Okumalarınız Olsun. 🩷
Serinin son kitabı ve yan çiftimiz olan Sorin Thalia ikilisini anlatan kitap. Hiç beklemediğim bir şekilde serinin nerdeyse tamamından daha çok beğendim. Thalia karakterini çok sevmiştim seriyi okurken de yazar iyi ki bu çift için de bir kitap yazmış. Yorumumun devamı serinin önceki kitaplarını okumayanlar için SPOİLER içerir.
Önceki kitaptan sonra Gavril'in ölmesi üzerine kral kendine yıldızlar ile kutsanmış bir eş aramaya başlamıştır ve bunun amacını anlamlandırmazlar. Altında baze planlar oldupunu düşünüp casus olarak oraya gidilmesi gerektiğini düşünürler. Sorin de Thalia'da Jorah'ın kayıbından sonra birbirlerinin hayatını tehlikeye atmak istemez fakat bir şekilde ikisi de oraya giderler. Thalia yıldızların kutsadığı kişi olarak Sorin ise Prens Evren'ı temsil etmek üzere gider. Fakat ikisinin bir arada olması işleri zorlaştıracaktır.
Seriyi genel olarak ben çok beğendim. Peki kimler beğenir derseniz hem fantastik olsun hem de romantizm okuyayım siyorsanız bu seriyi beğenirsiniz.
Voltaire in okuduğum 3. Kitabı bu, sadık ve kader, cahil fîlozoftan sonra bunu okumak istedim. Çünkü beğendim :)
Candide ya da iyimserlik konu olarak tam aynısı olmasa da işleyiş şekli olarak sadık ve kader e çok benziyor. Kahramanın başına sürekli gelen kötü olaylar, ardından gelen iyi olaylar sonra yine kötü olaylar şeklinde bir çizgisi var.
Komedi ve bolca hiciv de var.
Kitabın konusuna gelirsek genel olarak iyilik kötülük, din üzerinde eleştiri, ve kader in mutlak iyi olduğu sorgusu çerçevesinde geçiyor. Kısaca bizdeki " her şerde vardır bir hayır " ın benzeri.
Tabi bu tezi körü körüne savunmuyor, bi taraf savunurken diğer taraf yaşanan olaylar üzerinden muhalefet yapıyor. Burda kararı size bırakıyor ama bence voltaire de biraz isyancı. Ama kitabın sonunu da çok güzel bağlıyor. Tamam kötü olaylar oluyor, rezil şeyler yaşıyoruz ama bildiğim bir şey varsa " bahçemizi yeşertmemiz gerektiği" diyor. Yani siz kendiniz için çalışın, kendinizi, etrafımızı iyileştirelim de varsın kötülükler gelsin.