• 96 syf.
    ·2 günde·10/10
    Özgürlük!
    Kitabı elime aldığımda ilk aklıma gelen kelimeydi. Fakat sevgili dostlar, bu kitapta özgürlükten çok daha fazlası var. Hırslar var, insanların sizden beklentileri var, cesaret var mesela.. kırılan, sonra tekrar yerine gelen ve tekrar kırılan yeniden yeniden onarılan.
    “Martı Jonathan Livingston benim!” diyecektir herkes okurken. Peki hangimiz onun kadar cesur? Hangimiz değil yılgın?
    Tamam tamam, biraz da güzel şeylerden bahsedeyim..
    Kitap içerisindeki resimler çok çok tatlı, keyifle baktım her birine. Dostluk var satırların kiminde, ve merhamet.. ve bolca sevgi var arkadaşlar, bolca.
    Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Mahrum kalmayın derim :)
  • 152 syf.
    ·3 günde·8/10
    Kitabı okurken bir martının hikayesini az çok tahmin ediyordum. Ama beklemediğim sonuçlar, insanlara ders verecek ince eleştiri kırıntıları buldum. Özgürlük kavramının bir kuş ile anlatılması çok yerinde.

    Her gün göğe bakarım. Göğe bakmak gerektiğini düşünürüm. Fakat martıları göremiyormuşum. Daha dikkatli bakmanın anahtarını verdi bu kitap bana.

    Ve sen güzel dostum sayesinde, teşekkürler canım ~benazir~
  • 152 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    > Evet, geldik gene güzel bir kitabın incelemesine ve incelememe başlamadan önce, beni bu kitap ile beni tanıştıran ve dostluğuna önem verdiğim arkadaşım Jess’e çok teşekkür etmek istiyorum. Kitabı okuduktan sonra, kendisinin, benim "bu kitabı muhakkak okumam gerektiği" ısrarını çok yerinde bulduğumu da itiraf etmeliyim doğrusu. Neyse, bu kadar yağlama, ballama ve yancılık yeter diye düşünerek, kitaba dair düşünce ve görüş aktarımına geçmek isterim.


    Richard Bach’ın Kısa Biyografisi

    Richard David Bach, 1936 doğumlu Amerikalı bir yazardır ve 1955'te Long Beach'te öğrenimini tamamlamıştır. Eğitimini tamamladıktan kısa bir süre sonra donanmaya ve Ulusal Muhafız programına katılmıştır. Burada ayrıca, Fighter Squadron USAF'da pilot olmuştur.

    Birleşik Devletler ordunun bir parçası olduktan sonra yazma kariyerine başlar ve uçmayla ilgili olmakla birlikte, başka kitaplar da kaleme alır. Aslında, Bach’ın sevgisinin uçaklara yansımasıdır bu kaleme aldıkları. "Martı Jonathan Livingstone 1970, Mavi Tüy - Gönülsüz Bir Mesihin Serüvenleri 1977, Uzak Diye Bir Yer Yoktur 1979, Sonsuza Uzanan Köprü 1984, Pırpır 1991" ve 2014 yılına kadar uzanan toplamda 14 eser.

    Kendisinin ilk kitabı olan Martı Jonathan Livingstone 1970 yılında yayınlandıktan sonra ünlü oldu.

    Birazdan, aşağıda incelememde de okuyacağınız gibi, kitap, uçan, özgürlükte sınır tanımayan martıları inanılmaz bir dille anlatmaktadır ve bu kitap kendisini yaklaşık olarak 1.000.000 adetten fazla sattırma başarısını da beraberinde getirmiştir.

    Çünkü Bach için uçmak, yaşamın içinden geçen bir yoldur! Özgür olmak isteyen bireylerin ve yaşam arayışı içerisinde olanların sürekli öğrenme arzusudur uçmak ve insanların aslında bildiklerini, ama zaman ile unuttuklarını yeniden keşfetmesinin kitaba dökülmüş halidir.


    Kitaba Dair İncelemem

    > “Martı Jonathan Livingstone”, modern zaman temalarına dayanan çağdaş bir masaldır. Okumuş ya da okumakta olduğumuz bazı efsanevi yaratıkların olduğu geleneksel masalların aksine, burada, bu kitapta kurgusal dünyevi yaratıklara sahipsiniz. Ayrıca, bu sadece modern bir masal değil, aynı zamanda alegorik bir hikâyedir, çünkü bütün kurgu, hikâyenin anlattığı ve bize göstermek istediği bir şeye işaret etmektedir. Bu nedenle, alegorik bir hikâye ve modern bir masal kombinasyonunun olduğunu da kesin bir dille ifade edebilirim.

    > Richard Bach tarafından kaleme alınan Martı, biz okurlara, sürüye karşı çıkan ve zamanın sınırlarını zorlayan, sınır ve engellerin olmadığını öğreten bir hikâyedir. Ortalama bir şeyden/hayattan hiç memnun kalmayan, ancak her zaman daha fazlasını yapmak isteyen bir martı hakkında hikâye yazan Bach, aslında insan yaşamını ve tek bir bireyin topluluk içinde nasıl hayat sürdüğünü anlatmaya çalışır. Bu süreçte zaman ve yer belirtilmemiştir, ancak yerin deniz ve kıyı olduğunu gözlemleyecek olursak, Bach’ın bununla birlikte bize, sınırların olmadığını hissettirmeye çalıştığını gayet net anlayacağız. Richard Bach kitabında kısa ve basit cümleleri tercih ettiği için, kitabın bize vermek istediği mesajı almamız çok zor olmasa gerek. Bach burada iç monolog, diyalog, monolog, açıklama ve hikâye anlatımı gibi birçok farklı hikâye anlatım tekniğini bir araya getirilmiştir. Kendisi okur için neyin önemli olduğuna odaklanmıştır ve kurguda öne gelen hiçbir şeyi ayrıntılarla örtbas etmez ve okuru gereksiz bir şekilde sıkmaz.


    Kitabın Türü: Modern hikâye

    Konunun Geçtiği Yer: Gökyüzü ve Toprak


    > Sürünün içince duran Jonathan Livingstone’nun hayata geliş amacı diğer martılarla aynı kaderi paylaşmak değildi. O’ içsel olarak bunun farkındaydı ve kendisinin da adlandıramadığı bir duygu, ona buraya, en azından böylesi bir ortama ait olmadığını hissettirmekteydi. Kendisinin Dünya’ya asıl geliş amacı ve hedefi, her gün uçmak ve balık artıkları aramak değildi. Kendisinin seçim şansı olmadığı kurallara ilgi itibar etmeyen, asi ruhlu bir martıydı. O’ hep mümkün olduğunca kanat çırparak, en yüksek hıza ulaşmak ve çabucak uçmayı arzu ediyordu. Her gün doğanın kendisine koyduğu sınırlarını zorluyordu ve her hangi bir martının bile cesaret edemeyeceği türden karmaşık uçuş denemeleri ve dönüşler yapıyordu. Zaman içerisinde ailesinden ve sürüden görmüş olduğu tepkilere karşı sürüden uzaklaştı ve Jonathan Livingstone yalnızlığı tercih etti.

    > Asla tatminkâr olmayan Jonathan Livingstone, her zaman uçuş becerilerini geliştirmekten yanaydı ve bu yüzden her gün yeni yeni denemeler yapma gayreti içerisindeydi. Kısa zaman içerisinde normal bir martının göze alabileceği hızı aşarak, saatte 165 km/s hızla uçmayı öğrendi. Ama hesaba katamadığı deneyimsizliği, o an için kendisine pahalıya mal oldu ve yaşadığı bir kaza sonrasında duyduğu iç sesi ona; “yaşamında sınırları olduğunu ve onları kabul etmesi gerektiğini” söylüyordu. Martı artık sürüye geri dönmeye karar verdi vermesine, ama bu kaza aslında bir geri dönüşten çok, yeni bir başlangıcında öncüsüydü.

    > Jonathan Livingstone sürüsünden kovulur ve sürünün ileri gelenleri tarafından, artık uzaktaki kayaların üzerinde yaşaması emredilir. Martı onlara hayatın yeni anlamını, tecrübelerini, sınırları aşabileceklerini açıklamaya çalışsa da, artık kimse onun bildiği doğruları dinlemek istememektedir. Herkesten uzak, yalnız yaşanan bir hayat martıya kendini iyi hissettirmektedir. Artık hayat kendisi için daha anlamlıdır ve kendini kendine yetebilen, kendisine bakabilen martı uzun bir yaşam sürer.

    > Bir gece turu esnasında tanışacağı iki martı sayesinde Sullivan ile tanışır ve kendisinin ona kattığı tecrübeler ve düşüncelerin gücü ile Jonathan, Dünya'ya geri döner. Kendisine katılan değerleri önceki hayatında yaşadığı sürüsüne de katmak ister ve onlara tecrübe edindiği her şeyi öğretmek/aşılamak arzusunda olan Jonathan, sürüsünün yaşamakta olduğu kayalıklara geri döndükten sonra, orada Fletcher Lynd ile tanışır. Jonathan ile aynı sebepten dolayı sürüden sürgün edilen, istenmeyen başka bir martıdır. Bu ikilinin azimli duruşuna zamanla daha fazla martı katılır ve hep birlikte, eşzamanlı uçuşlar yaparak tecrübelerini bir diğerlerine aktarırlar ve zaman içerisinde beklentileri meyvelerini vermeye başlar.


    Karakter Analizi

    > Martı Jonathan Livingstone hikâyemizin ana kahramanıdır. Sürünün geleneklerine aldırış etmeyen, daha çok bilgi ve beceri toplama ve içsel arzusunun peşinde uçan yalnız bir martı olarak tanımlanır. Bütün hayatını düşlediği şeye göre ayarlar ve kendisini sürüsünden ayırır ve kendisini ancak bu şekilde mükemmelleştirmenin yolunu bulur.

    > Kitapta, her bir martının güçlü olduğu ve bulunduğu ortamda, içinde yaşadığı bu cehaletin üzerine çıkması ve mükemmel yaratıklar olduklarının farkına varmalarının gerektiğini anlatan bir kısım var. Bu mesaj aracılığı ile onlara da, isterlerse özgür olabileceklerini aktarmaya çalışmaktadır.

    > Bilgi ve özgürlüğe ulaşmaya ya da değiştirmeye hazır olmayan bireylerin sınırlarının çarpışmasıdır Martı. Sürünün ileri gelen yaşlıları, martıya toplum şartları gereği sorumsuz davranamayacağı mesajını verdiler ve onu bulundukları sürünün/toplumun dışına itelediler.

    > Martı, alınan bu karar doğrultusunda yalnızken daha da cesaret edindi ve ısrarla yaşamını sürdürdü. Her ne kadar yalnız olsa da, her gün özgür bir birey olduğunu fark etti ve bedelini ödemek zorunda olduğu özgürlük için cezalandırıldığına asla üzülmedi.

    > Mükemmelliğe giden bu yolda martı, hedeflerine ulaşma konusundaki ısrarını ve bilgiye olan susuzluğunu her daim korudu. Sürüsünden atılma/uzaklaştırılma gerçeğine rağmen, kendisini onlardan daha sorumlu hissetti ve zamanı geldiğinde de onlara ders vermek istedi. Öğrendiği en büyük erdem ise, ona karşı yanlış yapanları affetme yeteneği oldu.

    > Birkaç martı toplandılar ve onlara hayatta neyin önemli olduğunu öğretmeye, bildiklerini aktarmaya başladı. Sürü, Jonathan'a katılanların hepsini dışladı ve onun güçlü, özel olduğunu anladıklarında ise, onu bir şeytanmışçasına linçe kalkıştılar. O’ ise onu linç etmek isteyenlere karşı kin gütmeme erdemini gösterdi.

    > Martı’yı, her zaman daha iyi bir şey için çabalayan ve kendisine sunulanlar ile asla yetinmeyen olmayan bir karakter olarak tanımlayabiliriz.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • 96 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Her insanın kitap okurken ki macerası bir başkadır. Bu kitap ile karşılaşmamız kendimce marjinal olduğu için aktarmak istedim :)

    Dün arkadaşın evine ziyarete gittim, gece 2 ye kadar sohbet muhabbet arada biraz demlendikte (çekirdek, kola, alkol bizi bozar :) öyle böyle geçti zaman. Uykusu geldi milletin herkes çekildi bir kenara sızdı. Gözümü kapatsamda uyumaya niyetim yok belli eve girdiğim andan beri (öğrenci evlerinde nadir bulunan :) kitaplıktaki kitaplar gözüme çarpmadı değil ama bakmamaya çalışıyorum ortamın atmosferi ona el vermiyor diye :) Velhasıl kelam bir heyecanla başladık okumaya..

    Hep ismini ordan burdan duyduğum kitabı gece 3.20 de bitirdim sayılır. Öyle akıcı geldi ki bana bir küsür saatte aralıksız okuum. Konusu malum "özgürlük" ama yazar bunu bir çerezlik havasında anlatmış. Öyle ahım şahım bir kitap olmasada insanı memnun edecek nitelikte.

    Sizde benim gibi bir durumda kaldıysanız ve bir kurtuluş yolu arıyorsanız Martı Jon tam sizin için yazılmış :)
  • 96 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Farklı olmak; kimsenin yapmadığını, yapamadığını, düşünemediği düşünmek, yapmak, yapabilmek.
    ...
    Onlardan farklı olduğunda, neden hemen kızarlar sana? Neden bir şans vermezler de, bildiklerini, öğrendiklerini bilmek, öğrenmek istemezler?
    ...
    Sadece beslenip, uzun ömür geçirmek midir yaşam? Yaşamanın bir amacı yok mudur? Keşfetmek, öğrenmek, bilmek, gelişmek ve geliştirmek gibi.
    ...
    Ya da öğrendiklerini, keşfettiklerini, bildiklerini başkalarına da öğretmek, vermek onların da düşünmelerini sağlamak bir yaşam amacı değil midir?
    ...
    Ancak içinde ne kadar yaşam sevinci olursa olsun, sen ne kadar bişeyler vermek için uğraşsan da karşındaki almak istemiyorsa o iş olmaz. Sınırlarını aşmadan o kişinin senden bişeyler almasını beklemek hayalciliktir. Ufkunu geliştirip, çok farklı düşünmeye başlayan birisiyle inanılmaz şeyler yapabilirsin. Yani insan sınırlarını aşmalı, bu uçsuz bucaksız evrende insanı sınırlayan yine insan.
    ...
    Bu eserde de o mahalle baskısından sıyrılıp, “o, bu, şu ne der” düşüncesinden sıyrılıp bu kısacık hayatta bir yaşam amacı belirleyip ve bu amacımızı ve yaşam hedefimizdir başkalarıyla da paylaşmamızı söylemekte.
    ...
    Unutma!!! En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.
  • 96 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Merhaba 1K Ailesi,

    Samuel Beckett'ın "Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil" sözüyle başlayacağım incelemeye. Bu söz size, martı Jonathan Livingston'ın kısa hayat hikayesini okuduktan sonra daha anlamlı gelecektir. Kısa dediğime aldanmayın sakın, uzun uzun dersler çıkaracaksınız kendinize...

    Richard Bach'ın yazmış olduğu bu kısa hikaye ya da öykü bizlere bir martı biyografisini andırır. Bu eser, kendini sürüye ait hissetmeyen, onlardan farklı bir yaşam amacı güden martı Jonathan Livingston'ın yaşam hikayesini anlatmaktadır. Diğer martılar gibi karnını doyurma ve uzun bir yaşam sürme gayesinde değildir martı Jonathan Livingston. Onun gayesi daima uçmaktır. En alçaklardan, en yükseklere kadar uçmak. Limitleri altüst etmek. Özgür olmak...

    Uçma fikri Richard Bach'a uzak değil aslında kendisi Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir pilottur. Bu hikayede öne çıkan fikirler genellikle özgürlük üzerinedir. Normların ve dogmaların karşısında cesurca ve azimli bir şekilde duran Jonathan Livingston hikayenin başkarakteridir. Özgürlüğün bilincine varan Jonathan, bu normlar ve dogmalar altında ezilen diğer martıları da kurtarmayı kendine yaşam amacı edinir. Bu bağlamda yönetici ve lider tartışması yapılabilir. Kahramanımız Jonathan ise kesinlikle bir lider özellikleri taşımaktadır.

    Sonuç olarak bakıldığında çok sade ve yalın anlatımı olan bu eser basit bir martı hikayesi olarak görülmemelidir. Bu kısa hikayeden, uzun insanlık dersleri çıkarılabilir. Richard Bach "Bir lider nasıl olmalıdır?" sorusuna "Martı Jonathan Livingston" hikayesi ile harika bir cevap vermiş. Okunduğuna pişman etmeyecek türden bir hikaye, sizi üzmeyecektir.

    Keyifli okumalar dilerim...
  • 152 syf.
    Sınırları çizen sensindir. Kuralları koyan ise o sınırları çizen sen ve senin gibilerdir. Kitap tamda bunu anlatıyor. Ve sınırın aslında olmadığını anladığın zaman Özgürsün.
    “Otorite ve merasimlerle çevrili yirmi birinci yüzyılda, özgürlük boğulmak isteniyor. Görmüyor musun? Dünyanız güvenli hale getirilmek isteniyor, özgür değil.”

    OKUMANIZ DİLEĞİYLE. (Mutlaka oku :) )