• İngiliz Resmi Harp tarihi: "25 Nisanda M .Kemal, Arıburnu çevresindeki durumu derhal kavramış olmakla, çıkarılan İlk Anzak Kolordusu'nun, he-define erişmemesini ve yenilgisini sağlamıştı. Bu, İngiliz kuvvetlerinin kıyıda saplanıp kalmaları sonucunu doğurmuştur." Churchill de anılarında, bugünkü başarısından dolayı M.Kemal'i "kaderin adamı" diye niteleyecektir.176 Kısacası düşman, 'yenildik' diyor ve başarısından dolayı M.Kemal'i övüyor; bizimkilerse, 'hayır, estağfurullah, ne münasebet, asla yenilmediniz! O gün Arıburnu'nda bulunan kuvvetlerin başındaki M.Kemal, başarılı değildi' diye fer-yat ediyorlar. Böyle harika bir güldürü sahnesi, Moliere'de bile yok!
  • Tanpınar’ın Huzur’undan 

    1. “Mademki o artık benim için her şeydir, o halde bütün kâinatımla ona taşınacağım!”

    2. “Fakat bütün bunların üstünde asıl Mümtaz’ı çıldırtan şey, o garip utangaçlığı, hiçbir günahın ve hazzın gideremediği ruh bekâretiydi.”

    3. “Kendi kendisini aşka veriş şekli, hazza sakin bir limanda bekleyen gemi gibi hazırlanmış yüzünün mahmur İstanbul sabahlarını hatırlatan örtülüşleri, yaşanan zamanın ötesinden gelir gibi tebessümler, hepsi ayrı ayrı lezzetlerdi ki tattıkça hayran oluyor, bir insandaki bu sonsuzluğa, zamanın birdenbire değişen adeta birbiri peşinden gelen ebediyetler gibi ağırlaşan ritmine şaşıyordu. Daha o günden en büyük sırrı sadelikte olan kadına karşı içinde garip, her türlü duygunun üstünde bir tapınma hissi başladı.”

    4. “Ona göre Nuran, hayatın öz kaynağı, bütün gerçeklerin annesiydi. Onun için sevgilisine en fazla doyduğu zamanlarda bile ona aç görünür, düşüncesi ondan bir lahza ayrılmaz, ona gömüldükçe tamamlığına ererdi.”

    5. “Bir bakışla Mümtaz’ı giydirir, soyar, bazen Allah’ından başka hiç kimsesi olmayan bir fakir ve garip kişi, bazen kaderin efendisi yapardı.”

    6. “Andan ana değişen Nuranlar, genç adamın hem lezzeti, hem de azabı olur.”

    7. “Tabiatın bize her taraftan ‘Ne diye ayrıldın, sefil ıstırapların oyuncağı oldun, gel, bana dön, terkibime karış, her şeyi unutur, eşyanın rahat ve mesut uykusunu uyursun’ dediği saatti. Mümtaz bu saati ta belkemiklerine varıncaya kadar duyar ve manasını pek anlamadığı bu davete koşmamak için küçücük varlığı katılaşır, kendi üstüne kapanırdı.”

    8. “Niçin bugünü yaşamıyorsun Mümtaz? Neden ya mazidesin, ya istikbaldesin. Bu saat de var.”

    9. “Âşığına kızması hayatın sadeliğini bozduğu içindi.”

    10. “Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir; asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır.”

    11. “Istırap günlük ekmeğimizdir; ondan kaçan insanlığı en zayıf tarafından vurmuş olur, ona en büyük ihanet ıstıraptan kaçmaktır. Bir çırpıda insanlığın tarihini değiştirebilir misin? Sefaleti kaldırsan, bir yığın hürriyet versen, yine ölüm, hastalık, imkânsızlıklar, ruh didişmeleri kalır. O hâlde ıstırap karşısında kaçmak kaleyi içinden yıkmaktır.”

    12. “Sen benden vazgeçmezsen her şeyin çaresi bulunur.”

    13. “Düşünce, sanat, yaşama aşkı, hepsi sende toplandı. Hepsi, senin hüviyetinde birleşti. Senin dışında düşünememek hastalığına müptelâyım.”

    14. “Elbisem çok eski olsun... Fakat bahçemde en iyi güller yetişsin.”

    15. “Kendi kendime biz gurbetin insanlarıyız diyorum. Mesafelerin terbiye ettiği insanlar.”

    16. “Bana dokunma Mümtaz, dedi. Bütün felaketim, herkesin bana yüklenmesinden geliyor. İcap ederse kendi başına kalabileceğini düşün… Kendi başına yaşayamayanlar beni böyle harap ediyor…”

    17. “Mesuliyetini taşıyacağın fikrin adamı ol! Onu kendi uzviyetinde bir ağaç gibi yetiştir. Onun etrafında bir bahçıvan gibi sabırlı ve dikkatli çalış!”

    18. “Kendi ölümümüzle bütün meseleler hallediliyor; fakat sevdiklerimizin yanımızdan gitmesiyle insan temelinden yıkılıyor.”

    19. “At kalbini girdaba, açıl engine ruh ol.”

    20. “İnsanlar da kuyuya benzer. İçlerinde boğulabiliriz.”
  • Siz kaderin elinde oyuncak olduğunuzu düşünüyorsunuz, bense sizden farklıyım, ben hep eylem adamı oldum, güçlüklerle savaşabildim, kimi savaşları kaybettim, kimilerini kazandım, ama aynı zamanda zaferlerin de yenilgilerin de herkesin yaşamının bir
    parçası olduğunu anlayabildim.
    Paulo Coelho
    Sayfa 71 - Can Yayınları
  • Ursula ilk çocuğu atalarında olduğu gibi domuz kuyruklu doğmasın diye dua ederken,bir domuz kuyruğundan daha fena şeylerin hayatlarında ve çocuklarında yer edineceğini düşünmemişti.

    Bir arayış sonucunda varılmak istenen yere ulaşamadıklarında bir kasaba kuracaklarını ve adına , Maconda koyacaklarını bilmeden yola çıktılar.Bu kasabada devlet adamı, din adamı gibi siyasi ve dini liderler yok. Yalnızca kasabanın insanları, sıcağı, yer yer bunaltan yağmurları, birbirinden lezzetli muzlar veren muz ağaçları, hiç ölümün uğramadığı evler ,teknolojiyi , bilimi kasabaya tanıtan çingeneler , basit genelevler ve kuşaktan kuşağa aktarılan soylar var. “İDİ!”

    Buendia ailesi de kasabanın köklü ailelerinden biri olarak yer alacak ve sonradan çözülen bir kehanetle, kuşaktan kuşağa aktarılan soy , son bulacaktı…

    Buendia ailesi , soya eklenen her yeni bireye ilk defa atalarının isimlerini verirken onların aynı kaderi , aynı döngüyü tekrar başlatacağını nereden bilebilirlerdi? Ve sonrasında gelen nesli , ne kadar çabalasalar da değiştiremeyeceklerini ?

    İlk defa siyasi otorite ülkelerine ayak bastığında kasabada ilk ölümlerin meydana geleceğini ve siyasetin insanları yaşlandıracağını , mutsuz kılacağını , ilk ayaklanmaya , ilk hileli oy kullanımına tanık olacaklarını, hatta kasabanın ilk büyük devrimcisinin kendi ailelerinden çıkacağını nereden bilebilirlerdi?

    Veya yabancı bir konuğa lezzetli muzlarının tadına baktırdıktan sonra bu lezzetin ,kasabanın ilk proletarya sınıfını oluşturacağını ve üç binden fazla kişinin öldürülüp, cesetlerinin denize döküleceğini ve bununla ilgili tüm delillerin kaldırılıp yalnızca bir Buendialılın bunu ölene kadar hatırlayacağını bilemezlerdi. Bilselerdi, o muzları bir sır gibi saklarlardı.

    Ve tüm bu yaşananların bir domuz kuyruğuna sahip olmaktan bin kez daha kötü olduğunu dile getirmezlerdi ya da yaşamın sonsuz döngüsü ; Ursula’nın ilk zamanlarda taktığı bekaret kemerini nasıl etkisiz hale getirdiyse , tüm değişkenleri kendi lehine çevirip ,aynen devam eder miydi?

    Kitap bir ailenin başına gelenleri anlatırken aynı zamanda okuyucuya birçok soru yöneltiyor.

    “Bir siyasi oterite gerekli mi?” “Mülkiyet insanlar arasında nasıl sorunlara yol açıyor?” “İsimler kaderi etkiler mi , yoksa onlar kadere hiçbir etkisi olmayan semboller mi ?” “Her şey bilinebilir mi?” “Bilgi en büyük silah olmasına rağmen , kaderin gidişatını değiştirebilir mi?” “Teknoloji insanları daha kötü ve daha bencil insanlar haline mi getiriyor?”
    “Ve bir domuz kuyruğu olayların gidişatını değiştirebilir miydi?” ...

    Olacak olan her şeyi önceden bilseniz de , olaylar gerçekleştiğinde suratınızda hayali bir tokat izi oluşumuna engel olamıyorsunuz . Mutlaka okunulması gereken bir kitap kendisi , ertelemeden okuyun ve Maconda kasabasından bir arsa satın alın. Ben Rebaca’nın balkonundan sizi selamlıyor olacağım.
  • Eski harp akademisi komutanı orgeneral Ali Fuad Erden der ki:

    “Çanakkale’de en buhranlı anda, en lüzumlu adam bulundu. Harbin seyrini çeldi. İngiliz Bahriye Nazırı Churchill onun için, 'Kaderin adamı', demişti.”
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 107 - Pozitif Yayınları, 1.Baskı, Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
  • Bir gün bir adam koşarak hz. Süleymanın huzuruna girdi,yüzü sararmış,dudakları morarmıştı.adam tir tir titriyordu.adamın bu halini gören hz.Süleyman sordu:"sana ne oldu,bu halin nedir?"adam soluk soluğa cevap verdi:"Azrail bana çok tuhaf bir nazarla,hatta hışımla baktı.İçime tarifi olmayan bir korku düştü.Sizin adalet kapınıza sığındım."Dedi. bunun üzerine HZ.Süleyman: peki şimdi benden ne istiyorsun ne yapabilirim senin için? dedi...Adam: "Ey adaletli padişah! rüzgara emrette beni hindistana götürsün,belki oraya gidince Azrailin hışmından canımı kurtarır içimdeki bu korkudan kurtulurum.dedi hz.Süleyman rüzgara emretti.rüzgarda adamı hindistanda bir adaya götürdü.Ertesi gün hz.Süleyman bir gün önce olanları ve adamı hatırlayıp sordu:"dün bana bir adam geldi,senin kendisine hışımla baktığını söyledi,bunun sebebi nedir,bana söyleyebilirmisin.Ey Azrail?dedi Azrail cevap verdi:Ey büyük padişah!Ben o adama hışımla bakmadım.O nu görünce şaşırdım.çünkü Cenabı Rabbul Alemin bana: "Git falan kulunun canını hindistanda al." buyurdu.Adamı görünce şaşırdım."Bu adamın yüz tane kanadı olsa yinede Hindistana gidemez" diye düşündüm.O yüzden kendisine tuhaf tuhaf ve şaşırmış olarak baktım.Fakat Hindistana gidince adamı orada görüp dahada şaşırdım.Ve bana emredildiği gibi adamın canını Hindistanda aldım."Dedi.....