• Bak işte notalar karıştı ,ezgiler muhalif
    Hava kurşun gibi ağır, yağmur arsız
    Ey benim yeni alfabemdeki kadim elif
    Ne güzellik ,ne tad var baharsız
    Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
    Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Ihlamur çiçek açtığı zaman
    Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
    Kimseye uğramam ben sana uğramadan
    Kavlime sadığım ,sadığım sana
    Takvim sorup hudut çizdirme bana
    Ben sana çiçeklerle geleceğim
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman


    Bahaettin Karakoç
  • ne zaman sevsek,
    kadim sular yürür kollarımıza bizim.
  • Şu takrîb-uhmezâhıb(mezhepler arasinda yaklaşmalar) dediklerinden maksadları, Ehli Sünnet vel Cemaatten tanınan hidayet rehberleri ise, onların bu çalışmaları, hâsılı tahsilden ibarettir. Çünkü Ehli Sünnet vel'Cemaatin imamları ve rehberleri, dînin hizmetinde bir tek aile gibidir. Kitab ve sünnetten istinbat yollarını beyan etmelerinde, icmâ' ile delil getirmelerinde, özel şartlarıyla
    kıyasta, mezheb rehberleri radıyallahu anhum, parçalanmaya sebebiyet verebilecek bir ihtilafta bulunmadılar ki, birbirlerine yaklaşmış olsunlar.

    İslam dîninin fıkhı, bunların eliyle pişmiştir. Kendileri asırlar boyunca şeriatın hizmetinde fânî olup, büyük ihlaslarından, azim uyanıklıktan, geniş idraklerinden ve haberdar olmalarından dolayı mutemed olarak tanınmışlardır.

    Mesela Ebû Hanîfe’nin daha yaşlı olmasına rağmen, İmam Mâlik bin Enes'in kitablarını mütâlaa etmekten hoşnut olduğunu görürsün. Nitekim Ibnu Ebî Hâtem de, Tekaddumet-u Ma'rifet-il-Cerhi vetTa'dîrde bunu zikretmiştir. Halbuki yaşlı olduğu İçin İmam A'zam, Ibnu Mes'ûd’un, Ali bin Ebî Tâlibin ashablarının ilimlerini almıştı. Ki Ibnu Mes'ûd ve Ali
    bin Ebî Tâlib'in ilimleriyle Küfe dopdoluydu. Rahatlıkla diyebilirim ki,İbnu Mes'ûd'un arkadaşları ve arkadaşlarının arkadaşlarının adedlerî,dört bine ulaşmıştı.

    Ebû Hanîfe bu toplumun içinde takrîben kırk ulemayla birlikte fıkhı tedvîn ve tedrîs ederdi. Muhakemeli bir sûrette meselelerin delilleri üzerinde izahatta bulunurdu. Tâ ki onlara sabahın aydınlığı gibi isabetin yıldızı parladı. Ve hakîkaten fıkıhta bu çalışmalar, benzersiz ve harikulâde bir iş idi ki, Irak’ın şan ve şerefi bununla çok yükseldi.

    Böylece şeyhleri ve fukahâ-i sebhanın tilmizleri sayesinden, Dâr-ul Hicre'nin âlimî İmam Mâlik, fukahâ-i sebhanın fıkhını miras aldı.

    Bununla beraber kendisi hac mevsiminde Ebû Hanîfe'yi arzular, onunla bir araya gelip de İlmî mümâresette bulunması için ve kitablarinı mütâlaae etmesi için dört gözle beklerdi. Nitekim Kitâb-ut-Ta’lîm’in mukaddemesinde Imâd-ul-lslam Mes’ûd Ibnu Şeybe es-Sindi'nin dediği gibi, altmış bin meseleyi, Ebû Hanîfe’nin meselelerinden İmam Mâlik toplamıştır.

    Bunun için bazı Mâlikî İmamlari, İmam Mâlik'ten bir rivayet tesbit edilmediği takdirde, Ebû Hanîfe’nin meseleleriyle tutunmayı tavsiye ederlerdi.Böylece el-Muttalibî el-lmam Muhammed bin İdris eş-Şâfiî, Mekke-i
    Mükerreme'nin âlimi, gençliğinde Medîne-i Münevvere'ye gider, İmam Mâlik'ten Muvatta adlı eserini kemâliyle tahsil eder ve Yemen'den Bağdata gelişinde de yani H.184 tarihinde İmam Muhammed bin el-Ha-sen'le birleşir, ondan fıkıh İlmini öğrenir; iki deve yükü kadar kitabı ondan telakkî eder -öğrenir.

    Böylece Ebû Yûsuf bin Hâlid’den ve daha başka Ebû Hanîfe’nin ashabından ilmi ahzetmekten çekinmez. Ve böylece Medine ve İraklıların fıkıhtaki yolları arasını bulur, birleştirir. Sonra kadîm kavliyle tanınan görüşünü Irak'ta, cedîd tanınan görüşünü Mısırda neşreder.

    Ve böylece yer yüzünü ilimle doldurur.

    İmam Ahmed bin Hanbel, üç sene zarfında ûç bohça ilmi, ince meseleleri, İmam Muhammed bin Hasen'in kitabından istifade eder.

    Ebû Hanîfe’nin ashabından Esed bin Amr'dan mükemmel ilmi dahi aldıktan sonra İmam Şâfİînin H.195’te Irak’â gelmesi zamanında ondan fıkhı öğrenmeye çalışır. Ve böylece İmam Ahmed, fıkıh ilimlerinde birçok beldelerin fukahalarının merceî oluyor. En geniş bir sûrette hadisleri rivayet eder, sorulan fıkhî meselelerde cevab verir.

    Mesela, Ahmed bin el-Ferec, İmam Mâlik ve Medînelilerin meselelerini,
    İmam Ahmed'in ve Ibnu Râhuveyh’in ilmini taşıyan Ishak bin Mansûr el-Kevsec, Süfyan es-Sevrînin meselelerini,
    Meymûnî İse, Evzâi'nin meselelerini,
    İsmail bin Saîd el-Cürcânî eş-Şâlencî, Ebû Hanîfe’nin ve ashabının meselelerini İmam Ahmed’den sorarlar.

    Ve bunlara teker teker, görüş sahibi İmamlarının görüşlerini-birbirine karıştırmaksızın İzahta bulunur.....

    İşte, dînin dörtte üçünde müttefik olan bu imamlar, Allah’ın şeriatinin hizmetinde bir tek aile idiler.

    Şu ondan ilmi alır, o bundan ilmi alır. Aralarında bazılarının diğer bazılarına hücumda bulunduklari hikayelere gelince; o. dünyanın alçak emtiası üzerine kendini helake götü­ renlerin ellerinden çıkan yapmacık işlerdir. ... Şu mezhebsizliğe halkı davet edip, Müslümanlar arasında mezheb İmamlarının tefrikaya sebeb olduklarını ve müctehidlerin görüşlerinin hilaf-ı hak olduğunu, Islamda bugüne kadar olan müctehidlerin tâbiIerinin hata üzerine devam ettiklerini iddia eden ve bu iddiayla "Zamanın imkanları üzere öncekiler bilmedi, biz biliyoruz.” diyen; nihayete ulaşmış cüret ve tehevvürle sayıklar demektir.» .

    Zahid el Kevseri, Makâlât-ul-Kevserf, s.94. 95.119,135,168. 274’dan İktibas edildi
  • Beni ben yapan o şahane mutsuzluğumu, ucuz sevinç kırıntılarıyla tedavi etmeye çalıştım, kadim duyguların yerine kolay olanları seçtim.
    Ahmet Ümit
    Sayfa 12 - Everest Yayınları
  • 252 syf.
    ·1 günde
    Kadim insandan günümüzün modern insanına evrilen anlam arayışı..Belki de ilk insanın var
    oluş hikayesi..

    İskender Pala'nın yine soluksuz okuttuğu kitapta hepimizin zaman zaman merak ettiği, arayıp bulmaya çalıştığı soruların yanıtları ve bu yanıtların oluşma sürecini ustaca kurguya dönüştürmesi...

    *Paylaşma fikri nasıl oluşmuştu?
    *Kuralları vicdanlara koyan kimdi?
    *Neden aileler ayrı barınaklarda kalıyorlardı?

    Ve daha nice merak ettiğimiz sorular.
  • Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
    Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
    Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
    Ne güzellik, ne de tat var baharsız
    Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
    Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman...