• Güneş nedir? Aşktır! Aşk demek kadın demektir.
    Victor Hugo
    Sayfa 1260 - E Kitap Cilt-2
  • İyiliği eğitim yoluyla öğrenememiş bir kadının önünde, iyiliğe giden iki yol açar Tanrı; Biri acı, biri de aşktır.
  • Bir türkü duyulur...
    Gecede başka türlü, gündüzde başka türlüdür. Çocuk söylerse başka tatta, kadın söylerse... Genç söylerse başka türlü olur, yaşlı söylerse... Dağda söylenirse başka, ovada, ormanda, denizde başka türlüdür. Hep ayrı ayrı tattadır. Sabahleyin başka, öğle, ikindin, akşamlayın başkadır. Bu nakışlı çorap bir türkü gibidir. Bir türkü sıcaklığında örülmüştür. Sarısı, kırmızısı, yeşili, mavisi, turuncusu, türlü rengi karışıp uyuşmuş, bir sıcaklık, bir yumuşaklık meydana getirmiştir. Aşk gibi, şefkat gibi bir şey olmuştur.
    Bu çorap aşktır. Öyle bir gelenekten gelir.
    Yaşar Kemal
    Sayfa 63 - Yapı Kredi
  • 112 syf.
    ·1 günde
    Yazarın Nobel'i almış olduğu, benim de sonunu görebildiğim ilk Marquez kitabı olur kendisi. Büyük hevesle başladığım ama bitiremediğim Yüzyıllık Yalnızlık'ın aksine bu kitabı bir çırpıda okumuş bulunmaktayım.

    Gerçek bir cinayet hikayesi demek yetmez, gerçek bir töre cinayeti hikayesi... Aslında ne kadar da bizden, ne kadar da bize benzer...

    Kitapta açık açık görebildiğimiz bize benzer çok şey var. Benim de değinmek istediğim bir iki nokta var.

    "Namus aşktır." cümlesiyle özetlenmiştir cinayetin tek sebebi. Oysa kadın bedeni üzerinden var edilen ve erkeğin koruması altında olan bekaret olgusunun sığlığı, onlar insan öldüremez denilen kişileri cani katillere dönüştürmüştür.

    Kitapta geçen bir başka vurucu cümle de "Aşk da öğrenilir." olmuştur. Bu cümlenin arkasında yatan sır, bu coğrafyadaki insanların da belasıdır. Romanda köy köy dolanarak evlenecek kadın arayan zengin varlıklı bir erkek, Angela Vicario'ya denk gelir ve artık kızın başına talih kuşu konmuştur, artık seçme şansı yoktur. Dahası bu satırların ardında çok bariz bir şekilde kadına da erkeğe de o roller tekrar tekar biçilmiştir:

    "Oğlanlar erkek adam olacak şekilde büyütülmüşlerdi. Kızlarsa evlenmek üzere yetiştirilmişlerdi. Gergef işlemeyi, makineyle dikiş dikmeyi, kukalı dantel örmeyi, çamaşır yıkayıp ütü ütülemeyi, yapma çiçekler, kendi uydurdukları tatlılar yapmayı, aşk pusulaları yazmayı bilirlerdi..." (s. 34).

    Görüldüğü üzere farklı topraklarda geçse de kadına da erkeğe de olan toplumsal dayatmalar her yerdeler. Kitap bu dayatmaları fark etmek için okuyucuya çarpıcı bir örnek olmuştur. Okuma zevki bir yana dursun bu farkındalık için okunmalı, okutulmalı.

    Eşitliğin ve adaletin olduğu, insanların sessiz ve seyirci kalmadığı güzel günlere...
  • 368 syf.
    ·Puan vermedi
    AŞKZEDE ve SEVİŞGETİRMEK..
    Girizgahını daha önce girdiğim, bilmem kaç post sürecek bir yazıdır buEvet maksat, Nisan ayında okuduğum iki aşk romanını meşrulaştırmak ve onlardan bahsetmeden zemini kurmak.
    Dönem dönem yaşadığım platonik sevdalanmalarımla, masallarla başlayıp çeşitlilik gösteren “aşka dair” okumalarımın bir kısmına katılıp, büyük çoğunluğunda ise sadece ağza pelesenk bir geviş getiren durumu olduğunu farketmek acıydı tabi. Bu herkesin hissettiğini kaleme almasından çok “böyle olmalı, böylesi daha güzel” ya da “grinin elli tonu vb” aşk şöyle de acıtır, ama aşktır şeklinde minnet duyamadığım analitik zekalarının ölü doğumlarıydı sadece.

    Bu vesile kendi söz dağarıma kattığım, deforme edip çekiştirip yeni bir forma getirdiğim kalıplar da oldu. (Maalesef onları buradan yazamıyorum) Aradan geçen yıllar, değişen ruh hallerim, okuma alışkanlıklarımla ve tabi geçip giden Timurgillerin ardından “historical romance” (tarihi aşk) okumaya başladım. Ben bi şeye başladıysam ya da araştırmaya yeltendiysem bu öyle üç beş on yüz ile ölçülmez. Dibine dibine

    Tamamen batana olmadı dipten güç alıp yüzeye çıkana kadar devam ederim. Bazı tür kitaplarında belli başlı kurallar içinde yazıldığını, istisnaların kaideleri bozmadığını düşünürüm. Günün birinde yazmakla ilgili hayalim olsa o hayali en kolay gerçekleştirebileceğim türlerden biri kucağımda. Neden sevişgetirmek geliyorum oraya.
    İstisnaları hariç tutarım, tür içi kurallar şöyle; kadın ya da erkek taraflardan en az biri asilzade. Dönem 1700/1800’ler, yer İngiltere ya da İskoçya. Hanım kızımız toplum kurallarına uygun yetiştirilmiş bir taze, erkek hovarda ve tehlike arz ediyor. Çoğu zaman her ikisi de, ama istisnasız kadın karakter güzeller güzeli.
    Masumiyet timsali başkadın karakter, esas oğlanla karşılaşmasının akabinde (istisnalar yine ayrı) en çok üçüncü görüşmelerinde cinselliği keşfeder. Ama bu da kuru bir fiziksel atraksiyondan ziyade, aşkın vücut bulmuş hali olarak aktarılır. Toplum kurallarınca erkek karaktere göre daha geç keşfettiği bu durumla, çizilen masum çerçeve çoğu zaman kitabın içinde de, yapay ve itici bir karanlık alan oluşturur.

    “Ama nasıl olur, ya biri görürse” eyvah eyvah (oysa o sırada bahçede erkeğiyle yuvarlanmaca oynuyordur). Nedense taraflardan birinin kasti olarak, hem evlenilecek niteliklerle bezenmiş örnek kişi, hem de her vesile çiftleşme ritüelinin hayalcisi ya da uygulayıcısı olması da, genel olarak bu tür kitapları kendi içlerinde alt türlere ayırıyor. (Tabi bu dediklerim, hep bana göre).Sonuç olarak “historical romance” tarihi aşk, dönem içinde, dönemin şartlarıyla, ki nedir onlar, İngiltere ya da İskoçya kırsalı (bazen) Londra (hemen hepsinde) cereyan eden, mekan, kostüm, adab-ı muaşeret ve karakterin avrupai fiziksel özellikleriyle kurgulanmış, sonu %99.9 evlilik ile biten kitaplardır. Buradan çıkan aşk elbette masalsıdır. Tek erkekle doruk noktasında cinsel hazzı yakalar, ruhen tüm özellikleri puzzle gibi birbirini tamamlıyordur vs vs. Peki gerçekten aşk böyle mi?