• "Kadınlar bazen fahişedir, erkekler hep tecavüzcüdür."

    Caotica Ana. "Herhangi bir atasözleri sözlüğünü alıp inceleyelim; tecavüz kültürünü besleyen, erkekliği yücelten, kadınlığı aşağılayan yüzlerce atasözü ile karşılaşacağız. Bu atalarımızla gurur duyarak, ellerini öpüp alnımıza koyarak mı tecavüz kültürüyle mücadele edeceğiz? Ultrasona bir penis görmeyi umarak bakan, penis gördüğünde gururlanıp ''erkek adamın erkek evladı olur'' diye coşa gelen, ''göster oğlum amcalara pipini'' diyerek penisi ve erkekliği kutsayan, en güzel elbiselerini giyip davul zurnayla halaylar çekerek, çifte telli oynayarak bir çocuğun penisinin ucunun kesilmesini böylece çok mühim olan erkekliğe adım atmasını coşkuyla kutlayan, İlk defa cinsel ilişki yaşamasını 'milli olmak' diye isimlendirip 'ulvi' değerler yükleyen, Kadını erkeğin namusu olarak gören ve öyle öğreten; kadın erkeğin 'namusuna' leke sürdüğünde öldürülmesini onaylayan, tecavüze uğrayanın kıyafetini, hangi saatte nerede ne yaptığını diline dolayarak tecavüze uğrayanı suçlu gösteren ve böylece tecavüzü ve tecavüzcüyü mazur gören-gösteren, bütün bunları yapıp erkekliği ve ona dair olan her şeyi yüceltirken kadını ve kadınlığa dair olan her şeyi aşağılayan, erkeğin kadının efendisi, kadının ise erkeğin malı, helali, hakkı olduğu konusunda hemfikir olan, toplumsal cinsiyet rollerinin dışına çıkanları lanetleyen ve heteroseksizmi yücelten bir toplumla, toplumsal cinsiyetçilik ve onun üzerimizdeki derin etkileriyle uzlaşarak mı tecavüz kültürüyle mücadele edeceğiz? Kadın erkeğin tarlasıdır, efendisidir, ganimetidir; bir erkeğin sınırsız cariye edinme hakkı vardır çünkü cariye erkeğin mülkü ve hakkıdır diyen, bir erkeğin dört kadını 'nikahına' almasına cevaz ceren, erkeğin sözünden çıkan kadını dövmesine vs onay veren, miras ve şahitlik vb konularda kadının erkekten ayrıcalıklı olduğunu savunan, ''kadının şerrinden fitnesinden Allah'a sığınırız'' diye topluca dua ettiren (hatta bizzat kadınları bu duayı etme noktasına getiren) din adamlarının eteğini öperek mi tecavüz kültürüyle mücadele edeceğiz? Başkalarının diline, kültürüne, toprağına, yaşamına tecavüz edilmesini en kutsal değer olarak gören ve öyle öğreten bu tecavüz biçimini sloganlar, marşlar ve kutsal çığırışlarla kutsayan ve insanların beynine bunu kahramanlık olarak nakşeden, insanların kendisini bu tecavüz biçimine feda etmesi gerektiğini öğütleyen, eğitim-öğretim ve yasalarla bu kültürü yaratan ve büyüten, tecavüzcüyü kayıran tecavüze uğrayanı tahrikçi sayan ve bu uygulamalara karşı çıkanları cezalandıran otoritenin kapısında kul köle olarak mı tecavüz kültürüyle mücadele edeceğiz? Tecavüze, tecavüzcüye 'karşı çıkarken' bile ''senin ananı, bacını, kızını s.....lazım'' hatta 'buna da aynısını yapıp s.... öldürmek lazım'' diyerek tecavüz kültürünü yeniden yeniden üretecek kadar pespayeleştirilmiş, sistematik olarak tecavüze uğrayan zihniyet ve dille uzlaşarak mı tecavüz kültürüyle mücadele edeceğiz? Beslenirken bile başka canlıların yaşam hakkına tecavüz ederek mi mesela? Şu an bu yazdıklarıma göz ucuyla bakan arkadaşa, ''bunları bu kadar net yazıyorsun ama çok tepki alacaksın.'' dedirten atmosferi kanıksayarak mı? Böylece anne karnından başlayarak yavaş yavaş bir bebekten aşağılık bir tecavüzcü yaratan, tecavüz kültürünü an be an örgütleyen bataklıkla mı mücadele edeceğiz yoksa o bataklığın ve karanlığın son halkası olan bir herifi öldürerek, idam ederek teskin mi olacağız? Hepimizin şu veya bu oranda parçası olduğu, ruhumuzda, beynimizde ve yaşamımızda derin etkileri olan cinsiyetçilik ve erk zihniyetiyle mücadele etmekten başlayarak bu karanlığın ve bataklığın ortaya çıkardığı tecavüz kültürü ve bu kültürü durmadan yeniden yeniden üreten yapılarla mücadele etmek hem zor hem de riskli değil mi? -Evet, Çünkü bunu yaptığımızda en hafifinden 'kılıbık, ibne, hayırsız, toplum düşmanı, kafir, hain' damgası yememiz ve bunların müeyyideleri ile baş başa kalmamız işten bile değil. Bu yüzden bu karanlıkla mücadele etmek hem zahmetli hem de cesaret isteyen bir iştir. O halde bu hastalığın ürünü olan 'o iğrenç herifi' öldürüp teskin olalım ve sonra da tecavüz kültürünü yaratan ve üreten yapıların ve ilişki biçimlerinin mızmızlanan parçaları olmaya devam edelim! Misal, bu yaz en az üç sünnet düğününe gidelim... Bu lanetli kültürle yüzleşmek ve mücadele etmek çok ciddi altüst oluşlar ve belki de yıkımlar gerektiren bir süreçtir. Sorgulama, farkındalık, emek ve cesaret.... Yoksa Kalbimizin tam ortasına saplanmış zehirli hançerin yarasını yatıştırıcılarla ve yara bantlarıyla tedavi ettiğimizi sanarak kendimizi kandırmaya ve kan kaybetmeye devam edeceğiz..."

    Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yanım yok.
    Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için.
    Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.
    Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İşyerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz.
    Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım…

    Tezer Özlü
  • AŞK (fr. amour\ alm. Liebe’, ing. love). Bir kişiye ya da bir nesneye tutkuyla yönelme. Aşk sevginin tutkulu biçimidir. Filozoflar aşka çeşitli yorumlar getirirken aşk çeşitleri de belirlemişlerdir: evlat aşkı, aile aşkı, yurt aşkı, görev aşkı, meslek aşkı, cinsel aşk vb. Bunlar arasında sevgi duygusundan belirgin biçimde ayrılarak özgülleşen
    yalnızca cinsel aşktır. Tüm biçimleriyle ve tüm ölçüleriyle cinsel aşkı yalnızca aşk diye belirlemek alışkanlık olmuştur. Cinsel aşk ya da yalnızca aşk düşünenlerin olumlu olumsuz yargılarına uğrarken öbür aşklardan daha güçlü olduğunu benimsetir.

    Filozoflar aşkta biri yırtıcı ya da yıkıcı (Eros), öbürü sevecen ya da yapıcı (Agape) olmak üzere iki karşıt ilke belirlerler. Her aşk bu iki ucun dengesinde olumlu anlamını kazanır, sağlıksız aşk uçlardan birinin ağır basmasıyla kendini gösterecektir. Çılgınlıkta az da olsa bir ussallık, aşkta az da olsa bir çılgınlık olacaktır. Agape’nin Eros’a sığınması, Eros’un Agape’ye baskın olması doğal görünür.
    Aşk insansallaştırılmış cinselliktir, bir doğal ortam olduğu kadar bir kültür ortamıdır. Aşkın kökenindeki duygu eksiksiz adanmışlık duygusudur.

    Bu adanmışlık ne iyiliktir ne özveridir, yalnızca kendini karşılıksız bırakıştır. Aşkın dışında mutlak adanmışlık yoktur. İnsan yalnızca aşkta kendini sürüklenmeye bırakır. Buna göre aşk sonuçlarına göre tasarlanamayan, sonuçları göz önünde tutularak gerçekleştirilemeyen şeydir. Aşkı göze alanlar bilinmez sonuçları da göz önüne almışlardır. Öte yandan aşkta aşağılanmaya kadar varan bir katlanma eğilimi kendini gösterir. Aşkta her zaman bir kendini ortadan silme ve sevgiliyi yüceltme eğilimi vardır.

    Aşık kendini küçültür ya da en azından küçültmeyi göze alır. Buna göre aşktaki kölelik gönüllü köleliktir.

    Bir kültür ortamı olan aşk ancak değerlerle ayakta durabilir, çünkü o bir değerler diyalektiği üzerine kurulmuştur. Buna göre aşk bir yaratıcılık ortamıdır, yaratma ve yaratılma ortamıdır. Başkasının varlığı, her şeyden önce de başkasının bedeni benim için bir kültür nesnesidir.

    “Kültür nesnelerinin ilki, öbürlerinin ondan ötürü varolduğu ilk kültür nesnesi bir davranış taşıyıcısı olarak başkasının bedenidir” der Merleau-Ponty. Başkasının bedeni bir davranışlar yumağı olarak benim için bir anlamlar bütünüdür.

    Aşk bir buluşma alanı olduğu kadar bir başarısızlık alanıdır. Öznelerarası arı iletişim yoktur, aşkta da yoktur. Beden saydam değildir, bedenin dili de yüzde yüz saydam değildir.
    Bu yüzden aşkta Sisyphos’u düşündüren bir şeyler vardır. Her ne olursa olsun aşk bir aşma alanıdır, çok zaman ölçüleri olmayan özgün bir yaratma alanıdır. Aşkta insan insanı yaratır diyebiliriz. Bazı düşünürler aşkın önemini abartırlar.

    A. de Musset “Aşk her şeydir” der.

    Dante aşkın güneşi ve öbür yıldızları devindirdiğini söyler.

    Bazıları aşkta ölçüsüzlüğü bir kaçınılmazlık olarak görürler.
    Aziz Augustinus’a göre “Aşkın ölçüsü ölçüsüz sevmektir”.

    Bazılarının gözünde aşk bir acı kaynağıdır, aşkta her şey acılıdır ve mutlu aşk olası değildir.

    Aşkı önemsemeyenler de vardır, kimilerine göre aşk işsizlerin işidir. Bazıları ona kuşkuyla yönelir.

    La Rochefoucauld “Aşk bir çok sonucuyla ele alındığında dostluktan çok kini andırır” der. Bazıları da onu bir bilinmezlikler alanı olarak değerlendirir.

    Petrarca bu bilinmezliği şöyle dile getirir: “Bu aşk değilse benim duyduğum nedir?
    Aşksa, Tanrı adına, aşk ne olabilir?
    İyiyse, etkisi neden böyle katı ve öldürücü? Kötüyse, neden bu sarsıntılar pek tatlı geliyor?” Bazıları kadın ruhsallığıyla erkek ruhsallığının aşkta değişik, hatta karşıt tutumlar ortaya koyacak biçimde ayrı yapılarda olduğunu benimser.

    XII. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan bir destan ya da romanda Aucassin ile Nicolette’de şu satırları okuyoruz: “Erkeğin kadını sevdiği gibi sevemez kadın erkeği.Çünkü kadının aşkı gözündedir, memesinin ucundadır,ayak parmağının ucundadır; erkeğin aşkı gönlünün en derinlerine dikilmiştir, oradan çıkamaz da.”
    Bunun yanında aşkı sağlıklı insana yakıştıramayanlar vardır: XIII. yüzyıl şairlerinden biri aşkı “düşüncelerin hastalanması” olarak niteler.

    Bazılarına göre aşk tek yönlüdür, iki kişiden biri hep daha az sever. XVI. yüzyıl fransız şairlerinden A. Heroöt şöyle der: “Bayanlar, size kesin söylüyorum – Gerçek aşkın karşılıklı olduğu – Ne görülmüş ne de görülecektir.” Kimileri aşkı tutkuyla gelen bilinç bulanıklığı gibi düşünürler.

    Platon “Aşkın gözü kördür” der.

    Bir çin atasözü şöyle der: “Aşk tümüyle gözdür ama hiçbir şey görmez.”

    Genellikle aşk gizlenemeyecek kadar güçlü bir tutku olarak belirlenir, eski bir yunan atasözü de sarhoşluğun ve aşkın gizlenemeyeceğini bildirir. Lope de Vega “Aşıkların nabzı gözlerinde atar” der.

    Ovidius aynı görüşte değildir. “En örtülü ateş en sıcak ateştir” diye düşünür. Bir yunan atasözü de aşkın çıplak ama maskeli olduğunu bildirir. Gizlilik gereklidir, çünkü “Aşk çıplaklaştıkça soğur” (J.Owen).

    Kimileri aşkı bir çekişme alanı olarak görürler, latin şairi Horatius aşkta savaşın ve barışın kötü olduğunu bildirir.

    Stendhal:
    “Aşk kendi ürettiği parayı ödeyen tek tutkudur.”

    C . C. Colton:
    “Aşk efendisince dövülmeyi başkasınca sevilmeye yeğ tutan uzanmış bir köpektir.”

    Florian:
    “Dünya kurulalı beri hiçbir kadın hiçbir erkeği seni seviyorum dedi diye boğazlamış değildir.”

    A. de SaintExupéry:
    “Beni sevmenin nedenlerini söyleyemeyeceğim. Çünkü böyle nedenlerin yok. Sevmenin nedeni aşktır.”

    P. B. Shelley:
    “Aşk için, güzellik için, mutluluk için – Ne ölüm vardır ne değişim .”

    Spinoza:
    “Aşk bir dış nedenin fikriyle bir arada bulunan sevinçtir.”

    Lord Byron:
    “İlk tutkusunda kadın sevgilisini sever, öbür tutkularında tek sevdiği aşktır.”

    Veıgilius:
    “Aşk her şeyin üstesinden gelir.”

    Baudelaire:
    “Ben diyorum ki aşkın tek ve yüce şehveti kötülük yapma kesinliğinde yatar. Kadın da erkek de kötülükte tüm şehvetin bulunduğunu doğuştan bilirler.”

    M. Duras:
    “Dünyada hiçbir aşk aşkın yerini tutamaz.”
  • Türk edebiyatının yazılı ilk eserlerinden biri olan Kutadgu Bilig 11. Yüzyılda Yusuf – Has Hacib – adında bir kişi tarafından on sekiz ayda 6645 beyit olarak yazılmıştır. Kutadgu Bilig ismi “Mutluluk veren bilgi” olarak günümüze çevirmek mümkündür. Eser yazıldıktan sonra Hakan Buğra Han’a sunuldu, hakanın eseri beğenmesinden sonra Yusuf mabeyinci yapılarak “Has Hacib” unvanını aldı. Sivri dilli ve gözünü budaktan esirgemeyen Has Hacib’in ölüm yeri ve tarihi ise bilinmemektedir.

    Eser Karahan Türkçesi ve aruz ile yazılmıştır. Eser içerisinde dört tane karakter, her karakterinde simgelediği ilkeler vardır. Bunlar;
    Kün-Togdı: Hakan (Adalet),
    Ay-Toldı: Vezir( Saadet, Mutluluk),
    Ögdülmiş: Vezirin oğlu (Akıl),
    Odgurmış: zahit (Akıbet, Ahiret).
    İşleyiş bu dört karakter ve ilkelerin birbirleriyle diyaloglarıyla, ikili ya da dörtlü beyitlerle sürüyor. Kitap beş ana bölüm ve seksen sekiz ara bölümden olmaktadır. Çevirisi çok iyi, birkaç beyit hariç neredeyse eksiksizdir.

    "Gönül sırrını açma değme insana
    Acı çekersin eğer açtınsa"

    Tür olarak kalıba sokmak istersek;
    Nizamülmülk ‘ten Siyasetname ‘yi andıran bir politika ve siyaset, Farabi ‘den Mutluluğun Kazanılması gibi felsefe-din ve hatta kişisel gelişim dahi diyebilmek mümkündür. Asıl hedefin her iki dünyada mutluluğu elde etmek, bu dünyada bilgiyi ele alıp mutluluğa erişmek, hak ve hukuka aykırı olmadan bir siyaset izlemek için yazılmış bir yol haritasıdır. Felsefeden dine, ahlaktan aileye ve aklınıza gelebilecek her şeye bir karşılığı olan naçizane bir eserdir. Her bir beyiti bir atasözü gibi değerli ve okuruna birçok ders verir niteliktedir.

    "Gönülsüz nereye doğru atılsa ayak
    O yer nice yakın olsa da olur uzak"

    Kitabı bir oturuşta okumak çok zor, okurun sıkılması çok muhtemel, kitabı bölüm bölüm okumak hem okur açısından, hem de okuduklarını tahayyül etmesi için tavsiyem olur, aksi halde kitabı yarım bırakmanız mümkündür. Eğlenceli, güldüren ve düşündüren bir eserdir.

    Kitabın bir parçasının bir dönem bizim elimizde olup ve daha sonra onu para için yurtdışında bir müzeye satmamız gibi bir ayıbımızın da olduğunu söylemek istiyorum.

    "Savaşta gerekmez yüreksiz kişi
    Yüreksiz olmak dişilerin işi"

    Ayrıca kitap içerisinde dikkatimi çeker bir husus ise dişi yani kadınlardı. Has Hacib’in kadınlara bu şekilde sert yakıştırmalar yapması ve hatta yok sayması dönemden mi yoksa ciddi bir kadın sorunundan mı olduğunu anlayamadım. Lakin tasvip edemeyeceğim bir kadın düşmanlığı gördüm beyitler arasında.

    Sözün özü; zor ama eğlenceli bir kitaptı. Özellikle ilk Türk yazım örneklerinden olması ise hem okunulabilir hem de tavsiye edilebilir yapıyor kitabı. İçerisinde kişiye katacağı çok önemli şeylerinde olduğuna inanıyorum. Her yaşa hitap edebilecek tarzda bir eserdir.

    Sevgi ile kalın.
  • İnsanlar, bağışlandıklarında arsızlaşan, bu yüzden onlara yumuşak ve sevecen davranılamayan çocuklara benzerler. Bir dostun ödünç istediği şeyi ona vermekle, onu çok kolayca yitirebilirsiniz; bunun gibi, bir dosta karşı gururlu ve onu biraz ihmal edici bir biçimde davranarak onu yitirmeyiz ama ona karşı çok fazla dostça ve kibar davranırsak, onu yitirebiliriz, çünkü bu davranışımız onu küstah ve katlanılmaz kılacaktır, bu da bir kopmaya yol açacaktır. İnsanlar, özellikle onlara muhtaç olduğumuz düşüncesini kesinlikle kaldıramazlar; kibir ve kendini beğenme, bu düşüncenin ayrılmaz eşlikçileridirler. Kimi insanlarda bu düşünce, bir ölçüde, daha onlara güvenildiğinde ya da onlarla teklifsiz bir biçimde konuşulduğunda ortaya çıkar: Hemen, onların nazını çekmek zorunda olduğunuzu düşünürler ve nezaket sınırlarını genişletmeye çalışırlar.Bu yüzden çok az insan, daha güvenilir bir ilişki için elverişlidir ve daha düşük karakterdeki kişilerle ortak bir şey yapmaktan kaçınılmalıdır. Birisi kendisinin benim için, benim ona olduğumdan daha gerekli olduğu düşüncesine kapılırsa; adeta onun bir şeyini çalmışım gibi davranır: İntikam almaya ve o şeye yeniden ulaşmaya çalışacaktır. İlişkideki üstünlük, sadece, ötekine hiçbir biçimde ve türde gereksinim duyulmamasından ve bunu belli etmekten ileri gelir. Bu yüzden kadın olsun, erkek olsun herkese ara sıra, ondan bal gibi de vazgeçebiliceğimizi duyumsatmak yararlıdır, dostluğu pekiştirir; hatta, çoğu insana ara sıra birazcık küçümseme hissettirmenin bir zararı yoktur: Böylece, dostluğumuza daha da çok değer verirler; harika bir İtalyan atasözü, " saygı duymayana saygı duyulur" diyor. Öte yandan, birisi bizim için gerçekten çok değerliyse, bunu ondan sanki bir suçmuş gibi gizlemeliyiz. Bu elbette pek sevindirici değildir, ama doğrudur. Bırakın insanları, köpekler bile büyük dostluklara katlanamazlar.
  • Eski bir Afrika atasözü şöyle der: “Bir adam yetiştirirsen bir kişiyi yetiştirmiş olursun; bir kadın yetiştirirsen bir aile yetiştirmiş olursun!”
    Malcolm X
    Sayfa 92 - Beyan Yayınları
  • Jın jıne kulilk bavé teye.
    Kadın kadındır çiçek babandır😂😂
  • Kahveyi gece kadar siyah, cehennem kadar sıcak ve kadın kadar tatlı içeceksin.