• ...insan toplumlarında uzun yüzyıllardan beri ,işbölümünün neden olduğu kurumsallaşmamış farklılaşmalar da kurumsallaşmış farklılaşmalar da dilin taşıdığı adlandırmalar,nitelendirmeler,değerlendirmelerle kutsanmaktadır.Örneğin "Amir" ,emreden yöneten demektir."Memur" ise emir alan,yönetilen demektir.Bunlar birer soyutlamadır, ama bugün bile bu adlandırmaların,birer nitelik farkı ifade ettiğini;daha da derinde,İnsan ile insan arasında eşitsizliğe dayanan bir ilişki biçimini ifade ettiğini biliriz.Dahasi da var:"amirli" ve "memurlu" konuşmalar içinde yetiştikçe ,insan ile insan arasında eşitsizliği temel alan ilişkilerden farklı bir ilişki biçiminin olamayacağını düşünmeye başlarız.Dilin "amirli" ve "memurlu" bir dünyası olabileceğini;daha başka bir insan dünyasının olanağı bulunsaydı,şimdiki hayatimız yerine öyle bir hayatı yaşıyor olmamız gerektiğini düşündürür.Dil'in kullanılma biçimi ,onu yaratan hayat tarzını bize olağan,olabilecek olan tek hayat tarzı olarak benimsetir."kadin" "erkek" "çocuk" "baba" gibi sözcükler otorite farkını da gösterir."Kadın" ve "erkek" sözcükleri gibi."Avrupali" ve "sömürgeli" sözcükleri ya da "gelişmiş" "gerikalmış" sözcükleri de kendi yakın anlamlarını kuşatan etnik farklılıkları ,gelişme farklılıklarını ,bugünkü dünyamızın isterlerine göre belirlenmiş anlamlarla ifade eden bir dünya görüşünü de yansıtır."gerikalmış ülkeler" dendiğinde ,bu ülkelerin gerikalmışlığında önemli rolü olan iç dinamiklerin yanı sıra ,gelişmelerini önleyen dış dinamikleri de gözlerden saklamış oluruz."Gerikalmışlık" ,yalnızca bu ülkelerin insanlarının yetersizliklerinden ,yeteneksizliklerinden oluşmuş bir durum olarak kavramsallaştırılmış olur...
  • 1927 yılı İngiltere'sinde Virginia Woolf için edebiyat anlamında verimli bir yıldır. Aynı zamanda aşk için de bu durum geçerlidir. Virginia, kendisinden 10 yaş küçük kendisi gibi evli olan Vita Sackville- West ile aşk yaşarken bu aşkın Orlando'yu oluşturacağını kim bilebilirdi ki?


    Tabi Orlando'yu yayınlayabilmesi için eşinden izin alması gerekmektedir. 1927 yılında bir kadının eşinden habersiz bir şey yapması söz konusu olamaz. Kadın- Erkek eşitsizliği Virginia'nın yazma isteğini arttırır. Kendine Ait Bir Oda'da da bu eşitsizliği yazarlar üzerinden anlatmıştır. Ondan önce yazarlık yapan kadın yazarlara olan saygısı hiç bitmeden kendini göstermek ister.


    "Eteğini çekiştirip durmayı bırak, uzun da olsa, kısa da olsa fark etmiyor! Virginia bir yazarsın sen! Jane Austen gibi. O nasıl giyiniyordu sanıyorsun?

    Virginia bir adım geriye sıçradı:

    Beni Austen'le kıyaslama! diye haykırdı. Aslında erkeklere ayrılmış bir dünyada adını duyurmayı kendinden önce hayal etmiş kadınlara saygı duyuyordu: Evli bir adamla olan ilişkisini açıklayarak zamanının toplumsal uzlaşmalarına meydan okuyan George Elliot'a , Jane'in yeteneğine, Charlotte ve Emily Bronte'nin umutsuzluğuna.

    Makalelerinde hayranlığını ifade ediyordu ama kendisiyle herhangi bir karşılaştırma düşünemezdi; onları aşmak istiyordu o."


    Orlando'nun yaşamını (nasıl yazıldığını, yazım aşamasının) anlatılığı bu eser Virginia Woolf'un günlüğünde yazdıkları ile oluşturulmuş bir eser. Bir nevi anı diyebilirim. Zaten onun eserlerinin yaşanmışlık kokmasının nedeni de anılarının onu yazmaya itmesi de denilebilir.


    "Konuları ben seçmiyorum, zorla dayatıyorlar bana kendilerini."


    Orlando romanı için Vita'nın oğlu Nicolson; “Bu roman edebiyattaki en uzun ve en büyüleyici aşk mektubu, öyle ki kitapta Virginia, Vita’yı keşfediyor, onu yüzyıllara serpiştiriyor, bir cinsiyetten diğerine döndürüyor, onunla oynuyor, ona kürkler, danteller ve zümrütler giydiriyor, kızdırıyor, flört ediyor, etrafını bir sis bulutuyla sarıyor sonunda Vita’yı Long Barn’da köpeklerle çamurlar içinde Virginia’nın gelişini bekler şekilde resmediyor.”


    Eğer benim gibi yaşanmışlık kokan kitaplardan hoşlanıyorsanız bu kitabı tavsiye ederim.
  • Eski toplumsal ilişkilerden bize miras kalmış kadın erkek eşitsizliği, kadının ekonomik yönden baskı altına alınmışlığının nedeni değil, sonucudur ...
  • Ece Temelkuran Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi’nde adı üstünde olmayan 35 kuş türünün her birine cuk oturan bir isim vererek olmayan kuşların özelliklerini anlatıyor. Bu kuşların öyle özellikleri var ki yazar kuşlar üzerinden çağımızın problemlerini, kadın-erkek eşitsizliği, çevre kirliliği, hurafelerimizi eleştiriyor. Olmayan bazı kuşların isimleri Kendi Kendine Leyleği, Şarkıcı Kuğu, Biber Horozu... Kuşların özelliklerini buraya yazmıyorum ki kendiniz okuyun. Kalın, dikkat gerektiren kitapları okurken kafa dağıtmak için araya sıkıştırıp okumalık kitap arayanlara birebir bence. Kimi kuşların özellikleri o kadar ince düşünülmüş ve ilginç ki hem anlatımı hem çizimine 10 üzerinden 12 veriyorum ben :) Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi’nin yanına Hayal Edemeyeceğiniz Kuşlar Ansiklopedisi diye not düştüm, bence yazar çok bile etmiş, hayal etmenin hakkını vermiş. Bu tarz kitap denemelerini sahalarda hep görmek isteriz :)
  • Tanzimat dönemine ait okuduğum kitaplar arasındaki en iyisi. Şemsettin Sami kadın erkek eşitsizliği konusunda çağının ilerisinde bir yazar ve bu eserinde bu konuyu ele almış ana tema olarak. Klasik bir aşk hikayesinin arka planında bu tema işleniyor. Yazım tarzı da oldukça güzel. Tam puanı hak eden bir klasik.
  • Kadın erkek eşitsizliği, erkekler gibi kadınların da bakireliği şimdiki gibi büyük bir utanç, bir yüz karası saymayı bıraktığında değişecektir.