• Okuduğum kitaplar arasında mukayeseler yaptım ve son bir yılda ancak okumayı sevdiğim kitapları seçebilmeye başladığımı fark ettim .İyi kitapları anlamanın yolu kötü kitapları da okuyabilmekten geçiyor .Yine de naçizane fikrim yaş kemale erince daha seçici olmaktan yana . 'Aceba bu kitabı okusam mı (?) diye kararsız kalanlara kitabı beğenip beğenmemekle ve incelemelerle yardımcı olabiliyoruz ben de şimdi tavsiye edeceğim ve zaman kaybı olduğunu düşündüğüm kitapları listelemek istedim.

    Mutlaka Okunması Gerektiğini Düşündüğüm Kitaplar:

    *SAVAŞ ve BARIŞ (dünya tarihini etkileyen olayları öğrenebilmek için)
    *ANNA KARANİNA ( dönemin sosyo-ekonomik yapısı, inanç -inançsızlık ikilemi arasında bocalama, yasak aşkın ruha ve topluma verdiği zararı farkedebilmek için)
    *KREUTZER SONAT ( kadın-erkek ilişkilerinde ahlak çöküşünü,evli çiftlerin haklılık savaşının aile huzurunu nasıl yitirdiğini görebilmek için)
    *MONTE KRİSTO KONTU (kendi kendime alıp okuduğum ilk kitaptır halen en sevdigimdir ve benim için özeldir, yeniden farklı bir yayın evinden okuyacağım daha ne kadar sevebilirim :)
    ( fazla güvenin ihanete yol açabileceğini hesaba katabilmek için ,arkadaşlık ve aşkın her zaman mutluluk sadakat getirmediğini anlamak, küllerinden doğabilmek ama bunu intikam için harcayınca mutluluk vermediğini fark etmek için )
    *SUÇ ve CEZA ( insanların cezayı kesmenin kendi iradesinde olmadığını bilmeleri için iyi de kötü de olsa başkasının hayat hakkını kendin almaya kalkmaman için )
    *YERALTINDAN NOTLAR ( psikolojik çöküşleri sezmek için)
    *BEYAZ DİŞ ( insanlar kadar hayvanların da bu dünyada yaşama hakkının olduğunu görebilmek için)
    *ÖLÜ CANLAR ( sonunu kendimizin hayal gücüne bırakıldığı çünkü tamamlanmamış bir eser yine de kendin bir son seçebiliyorsun ben öyle yaptım , sevimli karizmatik görünen insanların iç dünyasını irdeleyebilmek için)
    *BABALAR ve OĞULLAR ( özellikle üniversite hayatına atılan gençlerin aile ve çevresinden kopup yeni düşüncelere sahip olmaya başlaması kişilik bunalımları , kuşak çatışmalarını anlamak için)
    *GORİOT BABA ( kendi çocukların bile olsa fazla tavizin yalnızlığa sevgisizliğe kimsesizliğe sebep olabileceğini bilmek için)
    *İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ ( savaşların insan hayatına verdiği huzursuzluk , sevginin fekadarlık gerektirdiğini anlamak için)
    *SEFİLLER ( ufak bir suçun cinayetten bile ağır cezalara neden olabileceğini , hayat mücadelesini görmek için)
    *NÖTRE DAME'İN KAMBURU ( sevgi , fedakarlık , güzellik, çirkinlik insan hayatına verdiği yönü bulabilmek için)
    *MADAM BOVARY ( hayal dünyası , olduğundan başka hayatı isteme tutkusu , yasak aşklar ve ölüm)
    *MUHTEŞEM GATSBY ( kitabın sonu gibi özetleyim ; tek bir hayal uğruna bütün ömrü harcamanın pişmanlığı)
    *VADİDEKİ ZAMBAK ( yasak aşk tek bir kişinin değil ailelerin mutsuzluğuna sebep olur günümüzde kazanç gibi gösteriliyor ama bu sadece arsızlık bu kitap konusundan çok betimlemeleriyle güzel , doğayı bir de Balzac gözüyle görün)
    *BOŞLUKTA SALLANAN ADAM ( işten hep şikayet ederiz işsiz kalın asıl o zaman hayat ne kadar zor bir görün bu kitap bunu öyle güzel anlatmış ki )
    *AŞK ve GURUR ( evlenmek kolay ama gerçek aşkı bulmak zor her yıl farklı farklı yayın evlerinden tekrar tekrar okuduğum bir kitap ;erkeklere aşk için mücadeleyi, kadınlara aşkın büyüklüğünü öğreten bir kitap)
    *MİLENA'YA MEKTUPLAR ( sadece Kafka'nın yazdıkları olmasına rağmen kendiniz Milena gibi cevaplayabiliyorsunuz ,mektup değil bir roman ,edebi ruh ,biz nasılsın iyisin inşAllah yazarız, hep selam kelam gider mektuplarımız, oysa mektuplar edebiyatı yansıtacak en güzel sanat eseri olmalı)
    *ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR ( savaş ve felaketler içinde bile aşkın verdiği yaşam sevinci ,Hemingway mutlu sonlara düşman o kadar çok şey atlatır ama yine bir ölen olur , kendisi savaşın içinde yer aldığı için gerçekçi gözlemler sadece bir roman değil )
    *DON QUİJATE quijote ( modern romanın temeli , hayaller , iyi niyet , beceriksizlik, deyimler , ata sözleri dolu dolu bir kitap. Türk düşmanlığı vardır ama Cervantes 12 yıl Türklere esir olmuş ve kaçarken elini kaybetmiş kendince haklı nedeni var o açıdan bakarak okumak gerek diye düşünüyorum)
    *PASTORAL SENFONİ ( önce kendi ailene önem ver, bu kitabın benim için ana fikri)
    *AYRI YOL ( hastalıkta ve sağlıkta insan psikolojisinin değişimi ve karakterinin seçimlerinin farklılaşması , dünyaya farklı gözle bakma , cinsel tercihler vs )
    *DA VİNCİ ŞİFRESİ ( sanata dair karmaşık zeka tahlili, ucu açık serüven)
    *DİJİTAL KALE ( bol bol zeka testi niteliğinde)
    *NİETZSCHE AĞLADIĞINDA ( psikolojik ruhsal bakış açısı)
    *SİYER ( Salih Suruç'tan tercih ettim benim okuduğum 2 ciltti severek okudum, inanan inanmayan herkes tarafından okunmalı Hz. Muhammed dünya tarihine yön veren liderdir bu nedenle sadece müslümanlar değil herkesin okuması gerek diye düşünüyorum)
    *ŞU ÇILGIN TÜRKLER ( ne mutlu Türküm diyene)
    *ULYSSES ( mitolojiyi iyi bilmek gerek o kadar çok yeni kelime öğrendim ki ayrıca Dublin'i yıksalar bu kitap sayesinde yeniden inşa edilir)
    *TUTUNAMAYANLAR ( Ulysses tarzı bir kitaptır aynı anda iki hayat; biri zihninde, biri dış dünyanda .Düşündüğünle gerçek hayatın harmanlanmasıdır, bazen bu akıldan geçen konuşmamı yoksa şuan yaşanıyor mu dediğim çok oldu )
    *KAYIP ZAMANIN İZİNDE serisi ( 7 cilt)
    1-Swann'ların Tarafı
    2-Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
    3-Guermantes tarafı
    4-Sodom ve Gomorra
    5-Mahpus
    6-Albertine kayıp
    7-Yakalanan zaman
    ( resim , müzik , mitoloji,kitaplar ve muhteşem betimlemeler, konusuna takılmayın öğrenecek çok şey var 3 ayımı dolu dolu geçirmeme neden olan seri ,iyi ki okudum)
    *GÜNÜNÜN SOLDUĞU AKŞAM ( siyasi bir kitap olarak bakmaktan ziyade her dönem gençlerin verdiği mücadele diye bakıyorum) sevdamız bir uzun bakış
    ey memleket, ey soylu düş
    ömrümüze girip oturdu kış
    bir gül idim derilmemiş
    daha gün yüzü görmemiş
    örselenip kırılmamış ...
    ne bu sürgün ne bu gidiş
    ey memleket, sevdalı düş
    katlimize ferman bu son gülüş)
    *ANA ( rus devrimi öncesi fakirlik her dönemde yoksulluğun zorluğu :(
    *NEHİRLER KIZIL AKAR ( insanların sadece parmak izlerinin farklı olduğunu sanardım oysa gözlerimizde bile bize özel bizi tanıtan hepimizde farklı dna kodumuz varmış )
    *UĞULTULU TEPELER ( saplantılı aşklardan uzak durmak için)
    *ŞEKER PORTAKALI ( çocukların hayal dünyası, maddi zorluklar, hayal kırıklığı bizim ''zıkkımın kökü'' kitabında balon kısmı asla aklımdan çıkmaz , her ülkede çocuk , umut, hayal kırıklığı benzerdir)
    *MARTI ( kendi bakış açını oluşturmak , özgürlüğe önem vermek için)
    *KÜÇÜK PRENS ( çocuklar için mi büyükler için mi yazılmış tartışılır ,kaç defa okudum bilemem yeniden de okuyacağım ,bence büyüklerin okumasına daha uygun, bizim bakış açımız çocuklardan daha sığ çünkü)
    *YABANCI ( olduğun gibi görünmek kaybettiriyor ,görmek istenilen gibi olmadıkça kurtuluş yok dedirtiyor)
    *SATRANÇ ( zihinsel körelmeden kurtulmak için ruhsal çöküş ve mücadele)
    *OLAĞANÜSTÜ BİR GECE ( yardım etmenin paylaşmanın hazzı )
    *ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ ( kalıplardan kurtulmak için )
    *UMUT IŞIĞIM (dibe vururken yeniden doğmak için )


    daha sonra okursan da olur okumazsan da olurlar
    sonra da zaman kaybı olduğunu düşündüğüm kitapları yazacağım .
  • 1062 syf.
    ·13 günde·Beğendi·9/10
    Ve Anna Arkadyevna Karenina.
    Soğuk sonbaharı kışa bağlayan bir gecede uzunca, upuzunca bir yolda ve yetişmek için uykusuz saatlerce direksiyon salladığın anda aklına düşüverir, buz gibi soğuk ile sıcak bedenin çarpışma anı. Çünkü uykusuzluktan kapanan gözlerin, karanlık ışıksız otobanda ve direk önüne sürekli bakmanın verdiği rahatsızlıkla yorgundur. Aracın içi alabildiğince sıcak, açarsın Çorum’a gelmeden camını ve İstanbul’a kadar bir yanında harıl harıl çalışan devasa arabanın kliması, diğer yanında camdan terli bedenine değen buz gibi soğuk… Ve Rusya…

    İlk romanlar 17 yüzyılda ortaya çıkmıştır. Asıl hedefi ise girişimci kişi ve yazarların kadınların okuyabileceği, bu hususta paralarını akıtabileceği bir iş kolu yaratmaktı. O zamana kadar kadınların kesinlikle dış dünya ile bir bağları yoktu. Hatta İngiltereli işçi kadınlar neredeyse maaşlarının tamamını "romans" denen o zamanın romanlarına yatırırlardı.

    "Kadının dünyaya açıldığı ilk ve tek kitap romandı."
    Şöyle bir o tarihten önceye baktığınızda ise kadını konu alan, hiçbir yazım örneği yoktu. Bu tür yapıtlar önce Kamelyalı Kadın başta olmak üzere kadının ön plana çıktığı yazım şekilleri olarak önemini korudu. Bu kitaplar sayesinde kadınlar dış dünyaya açıldı ve yaşanılanları bir bir özümsemeye başladı. Rus ve dünya edebiyatında kadın konulu ilk eserler genelde aşk temalıydı. Ancak zamanın ve modernizmin getirdiği yeni kadın kimliği; kadının tek meziyetinin aşk olmadığını örneğini bizlere gösterdi. Tarih erkek işidir ve tarihte kadının yeri asla yoktur. Bunu anlamak için İngilizlerin kullandığı dili bilmek kâfidir. "History" yani tarihçe demektir. Az bir kelime oyunu ile bunu "His Story" yaptığımız zaman ise "onun hikâyesi" anlamına getirmekteyiz. Erkeğin tarihinde ise maalesef kadına yer yoktur.

    Peki, dünya edebiyatı bize ne gerekti, neden var ve neden böyle tutuluyor?
    Yukarıda belirttiğimiz gibi romanlar hem kadınlar ve hem de erkekler için dünyaya açılmanın en kolay yoluydu. Bu sebeple uzak yerleri yakın etmenin, onların kültürlerini, yaşam şekillerini görmenin hissetmenin ve yaşamanın bizler için sayısız faydası, hayal dünyamızın kendi penceremizden değil de daha geniş bir pencereden tasavvur etmenin kolaylığı için dünya edebiyatı gerekliydi. Her bölgenin ve dahi ülkenin kendi zenginliklerini görmesek de hissedebilmek dünya edebiyatını etkin kılmaktadır.

    Kitabın ismi Anna Karenina olmasına rağmen neden kitap içerisinde Anna çok yer kaplamaz?
    Anna Karenina bir romandan ibaret değildir. Daha çok bir dönem ve devlet eleştirisidir. Kitaba verdiği bu isimle ise kitabı kamufle etti. Anna’ya çok yer verilmedi; istenilen bir aşk romanı ya da yasak aşk gibi konulara girip kitabın sadece o güne hitap etmesini istemedi. Bu sebeple Anna’yı mükemmel bir şekilde betimledi, okurun ağzına bal çaldı. Sonra ise asıl konulara işçi işveren, aristokrat ve normal sınıf gibi sosyolojik, psikolojik analizlere girip, kitabın roman dışında çok şey olduğunu izah etmeye çalıştı.

    Kişilik analizleri o kadar muazzam ki; psikoloji ilmi tam olarak peyda olmadan bu denli bir girişimle ve oluşturduğu karakter Anna ile toplum yapısını ve yapının oluşturduğu en uç kişileri, bu kişilerin düşünce yansımasını akıl yordamıyla kâğıda düşürmesi gerçekten takdir edilecek bir husus. Rus Edebiyatı'nın en büyük yazarı olması bence bu doğaüstü kişilik/karakter analizleriyle meydana gelmiştir.

    Halid Ziya Uşaklıgil'in Bihter'i, Gustave Flaubert'in Madam Bovary'ası var ise Tolstoy'un da Anna'sı var diyebilir miyiz?
    Elbette diyebiliriz. Hatta bir çok benzerlik bulmamız ise muhtemeldir.

    Anna Karenina modern günlerin ilk zamanlarında yaşanan kadın problemlerinden mi meydana geldi?
    Dışarıdan bakıldığında her ne kadar Anna Karenina’nın aşkın peşinden gitmesine alkış tutup, ıslık çalıp, helal olsun aşkının peşinden gitti diyecek olsak da; Anna’nın durumu bencil bir insanın kurgulanmasından öte bir durum değildir. Dönemin yapısı ve ahlak anlayışı bunu gerektirdiği için Anna karakteri ortaya çıkmış ve o karakterin diğer karşılığı olan Levin karakteri daha da güçlendirilmiştir. Çünkü asıl amaç insan psikolojisine inip, kişinin kendisini sorgulaması ve hatta kendi bedeniyle cihatta bulunup bir dine mensup olmasa dahi ilahi bir inanca bir yaratıcıya inanılması gerektiğini vurgulamıştır.

    Anna neden unutulmuyor, kalıcı olmasının sebebi nedir?
    Kitabın popülerliğinin aslında abartıldığı gibi olmadığını düşünüyorum. Yıllara meydan okuyacak bir eserdir çünkü çok sağlam karakterle donatılmış, insani duygular ve hareketler ustaca sayfalar arasına serpiştirilmiştir. Döneme olan merak ve yazarın yüceliği ise kitaba daha da bir mana katıp, kitabın klasik olmasına sebebiyet vermiştir. Tolstoy’un psikoloji üzerine yazdığı bir eseri var mıdır bilmiyorum ancak kesinlikle bu gücü kendisinde görüyor ve sırf bu şekilde muazzam kişilik tasavvurları kendisini Rus Edebiyatı’nın en tepelerine taşıdığına inanıyorum.

    Ve toprak.
    17. yüzyıla kadar Rusya topraklarında doğan her bireyin toprak sahibinin öz malı olduğunu belki bilirsiniz. 18. Yüzyılda ise toprak reformları sayesinde, köylü toprak sahiplerinin nüfuslarından düşüp kendi kimliklerini kazanmışlardır. Aşırı derecede bir Fransız ve İngiliz yaşam özentisi içerisinde olan Ruslar birçok şeyden etkilenmiş ve toprağın yüceliğini uzunca bir süre keşfedememişlerdir. Eserde buna el altından göndermeler yapılıp, olması gerekenin ve işçi işveren sınıf arasındaki problemleri dile getirmekle kalmamış, akıl verme çabalarına dahi girilmiştir.

    Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesidir. Rusya hakkında merak ettikleriniz ve dönemin yaşantılarına şahit olmak istiyorsanız usta yazarla buluşmanız gerekmektedir. Kitabı kesinlikle tam ve eksiksiz metin ile okuyunuz. 850 gram olan kitabım okurken ağırlık yaratsa da çevirisinde ve gidişatında problemsiz bir şekilde okumamı sonlandırmayı başardı. Daha öncesinde farklı bir yayınevinden okumama rağmen İş Bankası Kültür Yayınları’ndan olan kitabımı sanki ilk defa okuyormuşçasına harika bir çeviri ile karşılaştım…

    Filmi ise kesinlikle kitabı okumadan izlemeyiniz. Çünkü kurguyu ve içeriği bilmiyorsanız filmi anlamamınız çok olasıdır. Ayrıca kitap kesinlikle filmin çok üzerindedir. Filmde sadece Anna karakterine ağırlık verilmiştir. Kitapta ise Anna karakteri pek yer kaplamaz.

    Sevgi ile kalın.
  • 417 syf.
    Mükemmelsin Simone de Beauvoir...


    İncelememe başlamadan önce küçük bir tavsiye vermek istiyorum ki siz de benim düştüğüm hataya düşmeyin. Bu kitaba başlamadan önce Cinsiyet Belası kitabını okumaktaydım ve kitap gerçekten, yazar kimi yerlerde gayet rahat okunabilecek şekilde yazdığını belirtse de eleştirilerden sıkılarak, ağır bir akademik dille yazılmıştı. İlk defa duyduğum kavramları araştıra araştıra, kimi cümleleri birkaç kez okuma ihtiyacı hissederek okudum, kısacası okurken hayli yoruldum. Kitap gerçekten mükemmeldi fakat kesinlikle bu kitap okunmadan okunmaması gerekiyor. Beauvoir gibi çoğu feministin görüşünü kökten bir eleştiri niteliği taşıyordu kitap ve okumak için zamanlamam çok yanlış ve bilgim yetersiz olduğu için yarım bırakmak zorunda kaldım. Okumayı düşünenlere benim gibi aceleci davranmayın derim yani.

    Gerçekten ilk defa bir kitap için inceleme yapma gereği hissettim. Bu kitap için sadece iki inceleme yapılmış, aslında tek inceleme desek daha doğru olur çünkü sonraki tarihli incelemenin sahibi ilk incelemeden kopyala-yapıştır yapmış ve saygısızlık olmasın diye de yazım yanlışlarını bile düzeltmemiş.


    Gelelim bu kitabın neden bu kadar mükemmel olduğuna...
    İlk olarak kitaba ilk başladığınızda, yani yaklaşık olarak ilk yüz sayfasında gerçekten dolu dolu, oldukça fazla bilgiye maruz kalıyorsunuz. Yazarın bilgisine, kültürüne hayran kalmamak elde değil. Kimilerimiz vardır fazla ismin, fazla kitap adının, örnek verilen olayların fazlalığından dolayı sıkılabilir, yani ilk başlarda sıkılma ihtimaliniz ortaya çıkıyor. Kimilerimiz vardır okuduğu her yeni şeyi derinlemesine araştırmak ister, araştırdıkça keyiflenir, kitap daha akıcı ilerler; bu da kitaba hayran kalma ihtimalinizi ortaya çıkarıyor.
    Kitabın alt başlığı da olduğu üzere "öteki cins" tanımlamasının nasıl ortaya çıktığını, bu tanımın neler doğurduğunu ya da ne gibi sosyal, dinsel, iktisadi durumların bu tanımı ortaya çıkardığını ve malesef ki nasıl günümüze kadar geçerliliğini koruduğunu, hem kadının hem erkeğin bu tanımın ortaya çıkmasındaki etkenlerini bilimsel, tarihsel ve ruhçözümsel verilere dayandırarak oldukça sade bir anlatımla aktarıyor bize yazar.
    Öteki cinsin nasıl ortaya çıktığını anlatırken toplumdaki yeri itibarıyla kadın ile zenci arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları göstererek bol bol karşılaştırma da yapmış yazar kitap boyunca ayrıca.
    Hatta aklıma gelmişken de belirteyim yazarın da belirttiği ve birkaç yerde alıntısını yaptığı Engels'in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni kitabını da okumanızı tavsiye ederim; aile, evlilik gibi kavramlara karşı bakış açınızı etkileyeceğinden hiç şüphem yok.

    Bu kitabı okurken kafanızda büyük ihtimalle şöyle sorular ortaya çıkacak ya da okuduktan sonra bu gibi sorulara cevap verebileceksiniz:

    Öteki cins nedir, kadın neden ötekileştirilmiştir, bunda sadece erkeğin ve toplumun mu suçu vardır?
    Gerçekten "cinsiyet" var mıdır, cinsiyet ile toplumsal cinsiyet birbiriyle örtüşük müdür yoksa aslında ikisi de aynı şey midir?
    Kadının nesneleştirilmesi ne gibi süreçlerle oluşur, bu onun kaçınılmaz bir yazgısı mıdır?
    Kadının edilginliğinin sebebi salt fiziksel nedenlerden mi kaynaklanır?
    Ataerkil toplum yapısında kadın-erkek eşitliği imkansız mıdır, değilse bu nasıl gerçekleştirilebilir?
    Kadının öteki cins oluşunun doğal olduğunu kanıtlamak için veri olarak sunulan mitler ve efsanelerin altında yatan gerçek sebepler nedir?
    Öteki varlık tarihsel süreçte neden bu kavramın çürütülmesi adına kayda değer bir gelişme gösterememiştir?
    Analık neden kutsal olarak görülür?
    İnsan çocukluk döneminde cinsiyetinin farkında olabilir mi, kimliğini nasıl keşfeder, aile içerisinde kimleri nasıl rol model olarak alır?
    Kızın ve erkeğin çocukluk ve gençlik dönemlerinin cinsiyetle ilgili sarsıntıları nelerdir, birbirinden ne gibi konularda farklılıklar ve zorluklar gösterir?
    Kadının ilk yabancılaşması hangi dönemlerde gerçekleşir?
    Aybaşı rahatsızlıkları kadın üzerinde ne gibi ruhsal, fiziksel değişimlere daha doğrusu yıkımlara yol açar?
    Kadının kendisi dahi kendini nesneleştirebilir mi?

    Okumadan önce de meraklandırabileceği ve kitabı okumaya teşvik edebileceği için yazdım... Daha birçok ama birçok soru çıkarılabilir. Çünkü Beauvoir aklınıza gelebilecek her konuya el atmış mükemmel bir şekilde.

    Bu kitabı kimler okumalı?
    Tabiki HERKES okumalı... Hatta zorunlu ders olarak okutulan din kültürü dersine mis gibi bir alternatif ders olarak bunu sunabilirim. Hatta ders demişken bu kitabın konusuyla ilintili olan güzel bir dizi tavsiyesi de sunayım.
    Sex Education:
    https://youtu.be/o308rJlWKUc

    Bir incelemeden ziyade tavsiye mektubu oldu ama her neyse...

    En etkilendiğim bölümü "Çocukluk Dönemi" oldu. Çocuğun yavaş yavaş erginliğe geçişinde cinsel organına karşı tepkisi, bakışı, aile içerisinde cinsiyetinden dolayı maruz kaldığı tepkilere karşı bilinçaltında oluşturdukları, edindiği fikirleri uyguladığı hal ve tavırları okurken gerçekten sarsılıyorsunuz...
    Okurken çocukluğuma gittim, ilk regl olduğum an geldi aklıma ister istemez. Şu kesin ki, hiçbir kadın ilk regl olduğu anı öyle gururla (ki gururlanacak bir tarafı yok) anlatamaz ya da hafızasında güzel bir yer edinmez o anı. Unutamadığım kötü bir andır o benim için mesela. Okuldaydım ve kanı farkettiğimde ağlayarak eve kaçmıştım. Önceden bununla ilgili ablamdan birkaç şeyler duymuştum ama bilgi vermek amaçlı söylenen şeyler değildi duyduklarım... Kendime dair ne olduğuna karşı hiçbir fikrim yok, şimdi ben ne oldum sorusu var kafamda, bu beni abimden uzaklaştırır mi endişesi de vardı hepsinden daha beter olarak. Tek kelimeyle sarsılmıştım. Sizce bu sarsılma gerçekten de reglin kötü bir şey olmasından mı?

    Bizim toplumumuzda gözümüz gibi baktığımız mis gibi tabularımız vardır. Öyle cinsellik falan konuşulmaz çocuklarla. Ayıptır çünkü, anlamaz çocuk. Çocuk çünkü o...
    Ama regl olursun, hooopp koca bir kız oldun artık derler. Sünnet olursun, birden kocaman bir adam olursun.
    Çocuklara karşı yaptığımız en affedilmez hata onları sadece sevmemiz. Saygı sıfır... Onlara karşı hissedilen sorumluluğun kapsamında sadece, ağlamalarını engellemek, sevildiğini hissettirmek ve hayatta kalmasını sağlamak var... Çocuğun eğitim hayatının yedi yaşında, üniformasıyla başladığını düşünenlerin çoğunlukta olduğunu da bildiğimize göre durum vahim. Çocuklar iyi bir insan yetiştirme gayesiyle değil, kız gibi, erkek gibi yetiştiriliyor.


    Burcu konudan daha ne kadar sapacaksın merak ediyorum diyorsanız, merakınızı şimdi gidecereceğim...


    Çocukluk hayatımda tabiki cinsiyetim konusunda kimi çatışmalara maruz kaldıysam da bilinçaltımda, rol model alarak aldığım kişi sayesinde tabulardan fazla etkilenmediğimi düşünüyorum. Rol model aldığım kişi abimdi, şimdiki kelimelerimle belirtmek gerekirse onu son derece, özerk, özgür, güçlü buluyordum. Bunlar sadece erkek olduğu için değildi ve ben de onun yanında bir kız gibi değildim. Gerçekten özgür ve öyle negatif bir özgürlük değil aksine sorumluluklarının gayet farkında olan bir özgür insan olarak hissediyordum. Abimin bana öğrettiği önemli derslerden biri; sürekli, her fırsatta kendi vücudumu aşmam gerektiğiydi. Bunun ne kadar önemli olduğunu o zamanlar farkedemesem de bu kitabı okuduktan sonra farkettim ve aynı zamanda ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Sürekli abimle vakit geçirişim, sadece onunla oynayışım, onun yaptığı işleri yapışım ve böylelikle fiziksel olarak güçlenişim bana bugüne dek benden asla çıkmayacak bir etiket yapıştırdı: Burcu erkek gibi kızdır...

    Eğer kadınsanız, güçlüyseniz, hakkınızı aramasını biliyorsanız ve genel olarak erkeklerin yaptığı işlerde başarılar göstermişseniz erkek gibi kadınsınızdır.
    Eğer erkekseniz, kırılgansanız, korkarsanız, her iş elinizden gelmezse tam erkek gibi olamamışsınızdır.

    Ne güçlü kadınlara izin verilir, ne de korkak erkeklere...
    Mesele sadece insanın cinsiyetine hapsedilmesi de değil, daha birçok şeye cinsiyet atfediyoruz.
    Oyunlara, oyuncaklara, mesleklere, kıyafetlere... Davranışlara bile. Mesela en kaba bir örnek olarak: karı gibi ağlama derler...
    Her neyse fazla yormayayım.
    Sadece bunlardan da bahsetmiyor mükemmel yazarımız. Kadın ve erkeğin cinselliğe bakış açısını, kadın ve erkeğin cinsel yaşamında takındığı hal ve tavırların neye göre şekillendiğini, ilk cinsel deneyimin kadın ve erkek üzerindeki ruhsal ve fiziksel etkilerini, bu etkilerin kadında oluşturduğu köklü değişiklikleri birçok kitaptan alıntılar ve gerçek hastaların söylediklerini sunarak aktarıyor. Çok fazla alıntıyla beslemiş kitabı yazar. Büyük ihtimalle bazısı okuduğunuz kitaplardan olacak ve belki de bu kitapta tekrar okuduğunuzda "Ben hiç bu yönden ele almamıştım." diyeceksiniz. İşte bu yönü de çok güzel olacak.

    Ayrı bir tartışma konusu da kitabın kapağı olmuş... Beuvoir'ın kitaplarını incelediyseniz farketmişsinizdir çoğu kitabında güzel, genç ve yarı çıplak kadınlar vardır. Bunun yeterinden fazla tartışıldığını görünce aklıma tabiki kadının çıplaklığına olan o garip tavrımız daha doğrusu tabumuz aklıma geldi. Kimileri kitabın daha çok satılması için yapıldığını söylemiş, kimi kadın çıplaklığını normalleştirmek için... Eğer farklı bir fikriniz varsa bu konuyla ilgili yorum olarak paylaşabilirsiniz.

    İncelememin bu kitap için ne kadar eksik, zayıf ve doyurucu olmayacağını bildiğim için de size güzel bir video bırakıyorum. Biraz da Beauvoir'ın ağzından dinleyin:
    https://youtu.be/VUWOl61uG5s

    Son olarak ve her zaman arkasında duracağım bir şey söylemek istiyorum. Bu kitabı hatta Beauvoir'ın bütün kitaplarını mutlaka okuyun ve okutturun. Daha önce hiçbir kitabını okumamışsanız şöyle bir tavsiye verebilirim. Şimdiye dek bu kitapla birlikte sadece dört kitabını okudum ve tavsiyem Bir Genç Kızın Anıları'ndan başlamanız gerektiği. Bunun, yazarın fikirlerinin nasıl bir ortamda filizlenmeye başladığını ve yazarı daha doğru tanımanız adına sizin için doğru olacağını düşünüyorum.

    Buraya kadar okuyan koca yürekli insan... Teşekkür ederim...
  • 136 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Bir yerlerde kaldık, bir yerlerde ağladık unuttuk yeni baştan tekrar ettik, ettik, ettik....

    Savaş! Lanet değil lanetler olsun sana!!!

    Ahhh toprak! Ah dünya! Ne çok kıymetlendirdik seni. Oysa ekip, biçip gidecektik...

    Siyasetin dikenlerini hissettirmediği coğrafya kalmış mıdır?

    Tarih kitaplarında ideolojik kısımlar yer alır. Komünizm gerekleri, sosyalizmin gerekleri.... Ya halk... halkın etkilendiği yönler. Anlatılmaz dimi. İdeoloji dedi mi biri kaçıkaksınız. İnsan olmak var onun ötesinde kıymetli bir şey yok. Güçlülerin düşünceleri ve sürekli büyüme derdi mazlumun hayatını elinden ala ala büyür. Çoğu zaman neden savaşıldığını çocuklar gibi büyükler de bilmez. Olan mazlumlara olur, kayıplar yaşarlar ölümle de kalmaz bu kayıplar, umutsuzluk ile yaşama dair kayıplar yaşarlar.

    Öyle kayıplar ki, içilerine atarlar yaşadıklarını, anlatamazlar hem anlatsalarda kim anlayacak ki onları. Anlatacak mecali bulsalar, o an gelse; zor sığdırdım içime nasıl dağıtıp tekrar toplayayım der, susarlar. Yorgunluğun vücut hali insanı yaşamdan soğutur. Sonra gözler bir çocuğa takılır:

    Ahh çocukluk ne güzel başıboşluktur! der, derin bir iç çekerler.


    Gözlerimi kapayabilir, kulaklarımı tıkayabilir, ama düşünmeden edemezdim.

    Savaşın çocuk yüzü de vardır, olmaz mı hiç. Hiçbir şeye neden? demeden, neden? demenin gerekli olup olmadığını anlamadan yaşadıkları zorluklar vardır. Yetim büyümenin onları erken olgunlaştıracağı bir ömürleri vardır. Savaşın genç yüzü vardır; sevdalarını, ailelerini, doğdukları yeri, aşlarını tek edip vatan! diye cepheye cağırılan ve gitmem demeden koşa koşa giden gençlik yüzü vardır. Bu genç yüz komutana iş ve savaş gücü olduğu kadar anne babaya aştır, iştir... yitirilip gidince boğazda düğümdür. Savaşın yaşlı hali vardır. Arda kalan geline, toruna bakamamaktır, çaresizliktir, geline git demenin eşiğine gelip gönül kırmaktan korkmaktır.... Savaşın kadın yönü vardır. Erlerini yitirmiş kadınların sırtlandığı erkek gücü vardır. Savaşsız günlerde aş getiren eşe, oğula savaş günlerinde aşı gönderendir. Köşede ağlayıp durup tekrar işe koşandır. Umut edendir, bekleyendir... Kıtlıkla mücadele, hastalıkla mücadele, hasretle mücadele..... Dua, dua, dua'dır. Mektup bekelyen gözler vardır. Hem gelsin bir haber diye can atan hemde kötü haber olursa diye için için korkan, titreyen duyguların karışık haliyle yaşamaya dayatılan hayatlar vardır.

    Sandy Tolan - Limon Ağacı adlı eserinde Nazi zülmüne ve Nazilerin yaptıklarını Filistin'e yaşatan İsrail'in iç yüzüne deginirken çok güzel yerlere temas eder. Savaşta asker ölür illaki biri kazanan taraftır. Savaşın en büyük etkisi sivil halktır. Asıl sorun burda başlar. 2. Dünya savaşını anlatan eserler ve filimlere bakarız aynı dert aynı sonlar. Edebiyattan başka halka sahip çıkan hiçbir şey yoktur.

    "Bu dünyadan insanalar göçüp giderler, yalnızca iyiylikleri ile anılırlar."

    Anılıyor ülkesinin ve halkının acılarını unutmayan şairler, yazarlar. Ve unutuluyor savaşı başlatan komutanlar. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu dünya kimseye kalmıyor. Üç günlük dünyayı eceliyle değil belli ideolojilerin cevreside erken kaybeden gençler gibi zamanı gelende gidiyor. Toprak izliyor tekrarları neyinize yetmiyorum: tohum ekin buğday,arpa, meyve vereyim ama kıymayın yeter diyor. Yinede kimseyi doyuramıyor.

    Cengiz Aytmatov döneminin sosyal, ekonomik ve siyasi yüzünü anlatmıştır. En çokta savaşın geride kalanlara yaşattığı yüzü anlatmıştır. Ne çok talihi, bahtı kara insan vardır. Kim çocuğunu en güzel çağında, başakalar gibi serpildiği bir çağda kaybetmek için büyütür ki. Anne yüreğini okumak içimizi kanatıyor. Nasıl bu kadar güçlü olabiliyor bu kadınlar! Kadın deyip geçilmez, kadın anne, eş, aş, hayatttır... Toprak Ana'nın dediği gibi "Kadın bilgedir, insandır."
    Kitap o kadar güzel umut dolu başlıyorki serüvenine Cengiz AYtmatovu tanımayan biri aşk romanı, umutların tarlallarda filiz veren birlikte çıkılan yola birlikte son nefese kadar gidilecek yolculuğu var sanır.... Cengiz Aytmatov Ekim Dervrimi ve 2. Dünya savaşını hayatına sığdırmak zorunda kalmıştır. Talihinin akışında şahitlik ettiği serüvenleri kalemiyle sonsuzlaştırmış biridir. Vurmuş yüzüne yüzüne celladın, hainin. Sen görünmeyen yüzleri unutacak bir halk bekledin ben unutmadım, benden sonrakiler de unutmayacak der gibi anlatmış uzun uzun...

    Okumak değil, yaşamak gibi bir şey. Gibi değil yaşamak gerçekten.

    Anadolunun bir köyündeymişiz gibi akıyor anlatım. Betimlemeler müthiş, kişileştirme olağanüstü... edebiyat akıyor mürekkep yerine. Bir dram en çok beyaz perde de hissedilir ya tüm duyulara seslenirken, öyle bir anlatım işte, hitap eder her uzvunuza. Tolganay Ana'nın her anlatışı size Fatma Grik'i hatırlattır, aşinaysanız Türk sinemasına. Nitekim onunda aynı adı taşıyan bir filmi vardır. Fedakar bir anne ve çocukları... Kırgızistan'ın bir köyünden Anadoluya atılmış gibi hissettirir anlatım. Vurucu, yakıcı, gözlere yağmur bulutları yükleyen bir roman. Neden ve sonuçlara değil olayın iç yüzüne bakmamızı sağlayan bir eser. Gidersiniz bir köye, şu an oradasınız ve işte;

    Savaş sonunda askerin köye dönüş haberi alınır, herkes kim sağ kaldı acaba diye koşar meydana, o meydanda oturup ağlarsınız sevinç mi, üzüntü mü neyin gözyaşları bunlar o meydan konuşur, o yola bakan gözler konuşur. Sonra İstasyonda üç dakika için heyecanlanan anaya oturup ağlarsınız. Bir umutla çevirirsiniz her sayfayı, çevireceksiniz her sayfayı.

    Aziz Nesin'den parçalar vardır, Yaşar Kemal'den, Fakir Baykut'tan... Cengiz Aytmatov farklı bir yazar. Tümüyle sevdiklerimizi tek kadroda toplayabilen biri. Her genç karakterien Türkan Şoray deriz, anne karakterine Fatma Grik, genç erkeğe yakışır en yakışıklısından bir jön. Kadir İnanır demek gelmiyor o jöne Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Yılmaz Güney... Çabuk yitiriliyor o gençler, çabuk yitiriliyor...

    Kesinlikle okuyun. Lütfen okuyun.


    Keyifli okumalar!
  • 319 syf.
    ·1 günde·9/10
    Farklı farklı birçok kitap okumayı, bitirdiğim klasik bir eserden sonra aniden böyle daha hafif bir edebiyata yönelmeyi çok severim. Hem daha önce okumuş olduğum düşündürücü edebiyatın tadını çıkarmadan başka bir düşündürücü parça eklemem hem de okuduklarımı sindirecek zaman kazanırım. İşte Tanriça serisine de öyle bir zaman da başlamıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse Yunan mitolojisine ilgim çok fazla fakat kitapta ismi geçen Yunan tanrılarını orjinal karakterleriyle hiç bir alakası yok. Ama yine de kitap benim için eğlencelioldu. Neden mi? İçinde klişe olan bir aşk hikayesi, sihir, gizem, güçlü olmaya çalışan bir kadın ve sevgisini saklamaya çalışan yaralı bir erkek vardı. Evet kulağa çok klişe geldiği doğru ama yalan söylemeyeceğim kitap bir günde bitti. Baş kahraman genç kız annesini kurtarmak için yeraltı tanrılı Hades yani Henry ile bir sözleşme yapıyor. Belli sınavlara tabi tutulacak ve ölümsüz olup tanrıça unvanı alacak. Fakat daha önce kimse bu sınavları geçemedi. İşte burada olaylar başlıyor.
  • http://www.anitsayac.com

    Ölülerimizi "sık kullanılanlar"a ekliyoruz.
    Ölülerimize ölülerimiz ekliyoruz.
    Şans eseri yazmıyorsa adımız bir sayaçta
    Birhan, ben bunu hep "antisayaç" olarak okudum
    Yani sayılamayan, sayılmasın hiç aman
    Sahi biz kaç darbeden sonra ölülerimiz oluyoruz.

    Erkek ve kadın, iki farklı hayvan.
    Ve kuraldır öldürür hayvanlar aleminde güçlü olan.
    Mesele bu değil, mesele başka.
    Niye sevsin pembe tülleri kırmızı pancurları
    Ve niye aynı evde yaşasın bir fille mesela
    Aha kırılacak bir vazo birazdan.

    Bir yatırımcı değiliz, tamam
    Öncesinde büyük hesaplar, planlar, bütçeler filan
    Ama sevmek diye bir şey var, geçelim dersen o da var
    Bize çizilmiş kalın çizgiler, gerilmiş ipler var
    Alnımızı kıllı elleriyle karalayanlar yetmedi komple silenler
    Çaresizlik var Birhan bak:
    Türkiye’nin güneyinden üzücü haberler geliyor
    Türkiye’nin kuzeyinden üzücü haberler geliyor
    Türkiye’nin doğusundan üzücü haberler geliyor
    Türkiye’nin batısından üzücü haberler geliyor
    Türkiye giderek üzücü bir habere dönüyor...

    Sevmek dedin ya, aklıma Oscar Wilde'ın bir dizesi geldi bak!
    "Çünkü herkes öldürür sevdiğini" diye
    Ama öldüreceksek sevdiğimizi Oscar sevmek niye?
    Ama bundan da önce Aslı, bundan da çok önce
    Başka bir şey var, boynumuzda asılı olan.
    Koy kadını bir tarafa, koy kadını bir tarafa
    Koy kadını bir tarafa, var
    Adem var ve onun kaburgası filan
    Sayaca gelirsek sayalım bir de bu yandan:
    Türkiye’nin güneyinde bir adam yere çömeliyor.
    Türkiye’nin kuzeyinde bir adam yere çömeliyor.
    Türkiye’nin doğusunda bir adam yere çömeliyor.
    Türkiye’nin batısında bir adam yere çömeliyor.
    Türkiye giderek çömelen adamlara benziyor.

    Onların dikliği bizim yataylığımız
    pornografik bir görüntü verebilir. Değil!
    Çömelmek yani pişmanlık yasası,
    kendimde değildim içmiştim safsatası
    Çömelmek: Törelerimiz böyleydi ben istemezdim filan
    Çömelmek: Bana karılık yapsaydı
    Çömelmek: Telefonla konuşmasaydı
    Çömelmek: Boşanmasaydı
    Onlar koca, onlar baba, onlar sevgili, onlar devlet.
    Eşitlik istediğimizi sananlar yanılıyor
    Kim eşitlenmek ister hırsızlar ve katillerle

    Sana bir şey diyeyim mi Aslı?
    Cinsine koduğum derdi benim dedem kendi cinsine.
    Yani cinsiyete bölünmeden önce
    Öyle kalsaymışız ototroflar gibi filan
    Koyuyor insana tabii. Bazılarını "İnsan" hanesinde sayarken
    Belki de şöyle bir şey: Bir düştü insan bir zaman
    hurafesiyle yaşıyoruz ondan arta kalan

    Kadınların kaburgadan yapıldığına
    kadınları bile inandıran neydi Birhan?
    Asıl mesele diyorsan buraya dönelim, şimdiye
    Söyle artık başımıza bu işleri açan yine erkekler değil miydi?
    Dönelim Van'da bir kadına, dönelim Mardin'de, dönelim İzmir'de
    Dönelim Birhan bak geç oluyor hava kararıyor evimize dönelim
    Bize bunları söyleten neydi, gülerken ağız kapatmayı,
    ağlarken saklanmayı
    Her lafa karışmamayı, yazmamayı Birhan,
    çizmemeyi bize dayatan kimlerdi
    Giydiğimiz etek boyuna, doğuracağımız çocuğa karar verenler kim
    Kadınlar ilk sevişmesinde neden babasının yüzünü gördü
    Küçücük kızları dedesi yaşındaki adamlarla neden
    Neden genelevler var neden hep bir kadın otobanda
    Ütü reklamında bir kadın çıplak neden
    Otomobil fuarında bir kadın öyle arabalar üstünde, neden
    Doğum günlerimizde bize mutfak robotu hediye edenler kimlerdi
    Şakağımıza silahı dayayanlar kimler, kimlerdi Birhan?

    Televizyonu açtım güzel bir kış sabahı güneş öyle tepede
    Sanki her şey aklanmış basbayağı tepede
    Bir adam karısını eve kilitleyip, sigara söndürmüş
    Bir kadın Birhan bak doktorlar söylemiş,
    bebekle yalnız bırakmayın demiş
    Haklısın neden sevsinler pembe tülleri, iki ayrı tür neden illa bir
    Tamamlanmamış bir evrimin projeleriyiz belki de
    Zıvanalı geçme tekniği nedir Aslı bilir misin?
    Bak öğren bunu.
    Çünkü bu şiir birbirine geçmiyor.
    Acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor.
    Bitişmiyor. Birinin acısı öbürüne geçmiyor.
    Bütün kadınlara bundan böyle başka türlü "ateşli" olmayı
    "şiddetle" öneriyorum Aslı
    çıkıp iki oda bir salondan
    Ateşli silahlar alalım elimize, Uma'nın kılıcı belimizde,
    Savunma ve dövüş sanatlarında ustalıklı.
    Anitsayac'ta bu kadar kadın ismi yeter,
    Yeter artık, yeter çıkalım zıvanadan.