• Alev Alatlı ile dostluğumuz çok eskiye, 1990’lı yıllara dayanır. İlerleyen yılların perçinlediği samimiyetin etkisiyle sohbetlerimizin çoğunu onun mutfağında yaparız. Bu arada Alev Hanım gerçekten çok iyi yemek yapar. Bu vesileyle Funda’nın Mutfak Rehberi isimli kitabını da okurlara tavsiye ederim. Bir taraftan ev ahalisinin ihtiyaçlarına göre yemekler hazırlanırken devam eden sohbetlerde son derece ciddi ve önemli konulara değiniriz. Hayatın en olağan akışını yansıtan bu sohbetlere tanık olanlar ise bu durumdan çok eğlenir. Çorba karıştırırken bazen memleket kurtarır bazen de batırırız. İzleyenlerin hissesine ise şenlikli ama bir o kadar da bilgi yüklü bir seyir ve çok lezzetli bir tabak yemek düşer.

    Beni Alev Alatlı ile mutfak sohbetlerini videolu yapmaya iten sebeplerin başında bu ortamın doğallığı geliyor. Böyle ortamlarda her şey organik, stüdyonun yapaylığı da yok. Hamaset, peşrev filan da mutfağa giremiyor. Bizim yıllarca yaptığımız mutfakta akan sohbetlerden birisinde yapımcılığım tuttu, organikliğini bozmadan sohbeti video kaydına aldık. Yemek yapmadık ama bir dahaki sefere yapmayı planlıyoruz.

    Sohbet mi? Her zamanki gibi hayatın kendisi olan konularla akıp gitti! “Biz ne yapmalıyız?” sorusuna cevap aradık. Madonna’nın şarkısından, haç kolyesinden başladık, Hristiyanlık tarihine uzandık, Hawking’ten Aristo’ya, şair Nef’i’den Francis Bacon arasında çağdaşlık ve bağdaşlık kurup Batı’nın gelişmesiyle bizim duraklamamız üzerine kafa yorduk. Trump Amerika’sını konuşmayı ihmal etmedik.

    Her şey yaşadığımız dünyaya bakmanın, görmenin, gördüğümüzü doğru okumanın yöntemini öğrenmek ve öğretmek için... Alev Alatlı’nın hep dediği gibi; “Dünya bir ayettir, onu doğru okumak lazım...”

    Nasihatname adında bir kitap yazdığınızı biliyorum. Neden ismi Nasihatname?

    Çünkü tarih veya bilim kitabı değil. Din kitabı da değil. Ama bir kombinasyon. Bu kitapla okura, özellikle genç kuşağa 21. yüzyıl için bir avans vermek istiyorum. Bu saat itibariyle 30 yaşında bir gençse, benim yaşımı ona ilave edeyim, 70 de benden olsun, böylece 30 yaşındayken 105 yaşında gibi bir bilgiye sahip olsun istiyorum. Avans derken bunu kastediyorum. Tecrübe, bilgi, ne, nerede, ne oluyor? Bu avansla dünyaya tekrar bakmaya başlasınlar.

    Bunun eksikliğini mi görüyorsunuz?

    Görüyorum. Zaten benim bütün hayatım buna bir çare bulmakla geçti. Başımızı sudan çıkarıp etrafa bakmayı bir türlü öğrenemedik. Bunu görüyorum ve evimizi yıkanın bu olduğunu düşünüyorum. Hep söylediğim gibi dünya bir ayettir, onu doğru okumak lazım...

    “Başımızı çıkarıp etrafa bakmak” derken ne anlatmak istiyorsunuz?

    Mesela en az bildiğimiz konu Hıristiyanlık. Kur’an’dan yola çıkıp bildiğimizi zannediyoruz. Kur’an’ın karşısında boynumuz kıldan ince. Fakat bunun bir pratiği var. Bu pratiğin ne Kur’an’la ne de diğer kutsal metinlerle hiçbir ilgisi yok. Biz bunun işaretlerini bir türlü yakalayamıyoruz.

    Amerika’yı Hıristiyan Zannediyoruz

    Biz Kuran’daki Hıristiyanlık bilgilerini yeterli sayıp, Batı’daki Hıristiyanlık tarihini ve gelişmelerini hiç görmüyoruz mu diyorsunuz? 

    Evet. Biz Amerika’yı Hıristiyan zannediyoruz.

    Değil mi?

    Değil. Kendi kutsal metinlerine göre bile değil. Nasıl bir dönüşüm yaşıyor? Hangi noktada içi boşaltılıyor? İçine ne konuyor? Bunların hiçbirinden haberimiz yok. O yüzden “Medeniyetler çatışması, İslâm’la Hıristiyanlığın kavgası” gibi şeyleri yutuyoruz. Yok ki öyle bir şey.

    Özellikle Avrupa’da Batı ve Doğu çatışması konuşuluyor…

    Çünkü Batı buna bir kılıf bulmak istiyor. Meselenin aslının ne olduğunu anlayabilmemiz için bizim ne denmek istediğini bilmemiz lazım. Bunu yapmıyoruz.

    Nasihatname’de bu konuları mı açıyorsunuz?

    Evet. Mesela Hz. Süleyman Mabedi iyi bir örnektir. Biz Hz. Süleyman’ı yere göğe koyamayız. Öyle değil. Batı’da büyü-tılsım kitabıyla meşhurdur. Akla gelebilecek en bağnaz, bâtıl… Yani dokunulacak gibi değil. Kraldan çok kralcıyız. Mecburen tabii. Bilmediğimiz için, göğüsleyemiyoruz. Göğüsleyemezsek, biz bu dönemeci alamayız, ondan korkuyorum. Sürekli kendimize göre yorum yapıyoruz. Eh, doğru çıkmıyor tabii.

    Doğru çıkmadığı gibi ona karşı doğru strateji de geliştiremiyoruz. Batı’da görmediğimiz şeylerden biri Hıristiyanlık. Bir diğeri nedir?

    Batı’da her şey Hıristiyanlıktan çıkar. Ona alınan tavırdan, değiştirmekten, içini boşaltmaktan, yerine bir şey ikame etmekten vs. O yüzden çok derin bir konu. Hıristiyanlıktan hâlâ hınçlarını alamamış ekipler var. Onların dönüşümü var. Onların buna göre aldıkları pozisyonlar var. Nasıl anlatayım; “Âdem yasak meyveyi yedi diye atıldı. O yüzden ben ömrüm boyunca günahkâr sayılacağım” diye düşünen insanlar var. İçine yedirememiş adam. Hemen olmuyor bu iş; asırlar alıyor. Böyle bir duygunun dallanıp budaklanması var. Değişik yerlerden fışkırması var. Ve bunun ucu Stephan Hawking’e kadar gidiyor.

    Protestanlıktan başlıyor…

    Tabii. Hiçbir şeyin farkında değiliz. 2015 itibarıyla 43 bin Hıristiyanlık tarikatından bahsediliyor. 2020’ye kadar 50 bine çıkacak diye hesap ediyorlar. Bunu söyleyen papaz okulu. Televizyon yıldızı Oprah Winfrey’in kendi kilisesi var. Düşünün. Biz bunları kestiremiyoruz. Bu olayların Türkiye’ye yansımasını hiç kestiremiyoruz. Örnek; Cizvitler başlı başına bir konudur. Cizvit okullarının farkında değiliz.

    Bir ara yabancı fonların Türkiye’de üniversite kurup kurmamasına izin verilme meselesi YÖK’te konuşuluyordu. Liberal bir ekonomi açısından bakarsanız “tabii” dersiniz. Fakat bakıyorsunuz, ‘‘Cizvitlerin fonu Laureate Okulları’’dır. 91 tane. Bilgi Üniversitesi onlardan biridir. Bu fon kaşına gözüne gelmiyor. Para kazanmaya geliyor. Onlara ödenecek para Türkiye’den ne götürüyor? Ve neden? Böyle bir fonun çok fazla liberal takılması mümkün değil. Yani neye Cizvit yapsın ki böyle bir işi? Bir ayar veriyor bir taraftan.

    Topluma veriyor…

    Peki, hakikaten bunu istiyor musunuz? İş öyle bir noktaya geliyor ki işin bizatihi içinde olan öğretim üyesi farkında değil.

    Bacon ve Nef’î Aynı Düşünce Çizgisindeydi

    Boğaziçi Üniversitesi’nde sosyoloji okuyan bir öğrencinin makalelerine bir göz attım. Bir tanesinin içinde bile Erol Güngör, Mümtaz Turhan yok. Yapılan ödevler, yazılan makaleler yabancı bilim adamlarının sosyoloji bakışlarından oluşuyor. Boğaziçi’nde neden Türk sosyologların makaleleri okutulmaz?

    Osmanlı tarihi Türkiye’de neden İngilizce okutulur? Tarih dediğiniz şey belgeye dayanır. Osmanlı tarihinin belgesi İngilizce değil. Peki, neden İngilizce veriyorsunuz? “Bizde yok” varsayımı ile yapılıyor. Bana sorarsanız Boğaziçi Üniversitesi, İngilizce öğretmekten aciz. Bir dil konuşuluyor. Fakat eline sahici çeviri bir metin verin, Türkçeye çeviremiyor.

    Gerçekten zor bir durumdayız. Ne Batı’yı ne de Doğu’yu biliyoruz. İkisinin ortasında tam bir küşayiş yaşıyoruz. Nef’î’nin “Çarh ile söyleşemem âyînesi sâf değil” diye yazarken, baktım Francis Bacon ile Nef’î aynı yıllarda yaşamışlar. İkisi de iki yıl arayla ölmüşler. Londra neresi, Erzurum neresi? Londra’dan Erzurum-Pasinler’e aynı düşünce çizgisi. Nef’î bir dehadır. Bu kadar mı kopukluk olur.

    Bacon’u bilen Nef’î’yi bilmiyor…

    Bugün biz ne Bacon’u biliyoruz ne de Nef’î’yi. Bacon’un ömrü, hatta yazdığı kitaplar, Batı dünyasını Eflatun ve Aristo’nun felsefesinden kurtarmak üzere planlanmıştır. Eski Yunan’ın felsefesi ve düşünce yönteminden... Eski Yunan’ın düşünce mantalitesinden kurtulamazsanız, İngilizlerin o deneysel bilimine yetişemezsiniz. Bacon, Yunan felsefesini bir kenara koyarak “ne Kudüs ne Atina” diyen adamdır. Deneyselci bilimi ortaya koydu. Aynı zamanda politik olarak çok güçlü bir başbakandı. Francis Bacon 1626 yılında ölmüş. Bir bakıyorsunuz, yıl 1941, Atatürk’ü gömmüşler. Hemen ardından Hasan Âli Yücel geliyor. Yahya Kemal Beyatlı ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu el ele tutuşup “Biz bu işi yapamadık, çünkü eski Yunan’ı bilmiyoruz” diyor. Hasan Âli Yücel ve arkadaşları eski Yunan’ı Türk eğitim sistemine getirip yerleştirdiler.

    1940, atom bombasının imal edildiği yıldır. Ve sen romantik bir şekilde eski Yunan’ı okutuyorsun. Gel de ağlama.

    Gazâlî’ye Haksızlık Edildi

    Avrupa başka bir bilimsel bakışa geçmişken, Hasan Âli Yücel Türk eğitim sistemine Yunan felsefesi ve bilim bakışını getirdi. Bu Türkiye’ye ne kaybettirdi?

    Çok şey kaybettirdi. Tazimat’tan itibaren öyle. Aristo kadar çok çevrilmiş adam yoktur. Aristo’yu çevirmek aynı zamanda din anlayışını da etkiledi. İslam’ı Yunan mantığı ile temellendirmeye sebep oldu. Gazali’ye, Yunan felsefecilerini eleştirdi diye haksızlık edildiğini düşünüyorum.

    Neden?

    Çünkü Gazâlî -böyle bir ilahiyat bilgim yok ama- fen bilimlerini, tabii ilimleri reddeden bir adam değildi. Tersine gözlemi vardır. Hatta bazen yorum meselesidir. “Allah Allah, bak evrimden bahsediyor” diyeceğiniz kadar da canlıların değişiminden bahseder. Hıristiyanların öfkesi nedir? Yani Hıristiyanlığın içinin boşalması nereden başlar? Nasihatname kitabının bir yerinde bu var. Bir takım hadis-i şerifler var, onları sıralıyorum ve diyorum ki “Bacon’un eline geçseydi bu hadisler, adam daha ne isterdi…” Çünkü İslâm’da bilgiye, bilime, bilgi edinmeye kısıt yok.

    Hatta teşvik vardır…

    Evet, Kur’an’da var. Değişik şekillerde tefsir ediyorsunuz. Kimi diyor ki o bilim, o bilim değil. Kim demiş? Ayete baktığınızda pekâlâ öyle de yorumlandığını görüyorsunuz. Buna mukabil Hristiyanlığın derdi orada kesilmesi. Büyük bir iddia olacak. İnşallah benden daha iyi bilenler bu işe bakar. İddiam şu; İslâmiyet Helenleşiyor.

    İslâmiyet’in Helenleşmesinden sonra Bizans etkisine girmesi durumu da var değil mi?

    Bu kaçınılmaz bir şeydi. Gazâlî’ye haksızlık edildi derken onu kast ediyorum. Gazâlî felsefecilere kızıyor. Haksız da değil, şöyle; “kendi aklının doğrusuna gidenler” diye bir lafı vardır. Hakikaten aklının doğrusuna gidiyor. Aklının doğrusuna gittiği zaman deneyin önemi kalmıyor. “2 hidrojen ve 1 oksijen su yapar” diyemiyorsunuz. Çünkü alıp kendi aklına göre yorumluyor. Özellikle bunu Aristo çok sık yapar. Aristo veya Eflatun tek cümleyle anlatılacak adamlar değil.

    Eflatun’a dönelim. Devlet diye bir kitabı çevrilidir. “Devlet” değil, aslında onun adı “Cumhuriyet”tir. Onu okuduğunuzda gördüğünüz bir şey vardır. Altın olanlar, gümüş olanlar ve bronz olanlar diye halkı üçe bölmüştür. Altın olanlar, malum elit kesim ki babadan oğula geçer. Ortadakiler askerler ve elitin çıkarları doğrultusunda savaşmakla görevli. Ötekileri sayma zaten. Onların işi gücü üretmek. Peki ahlak nedir? Haddini bilip onların içinde kalmak, hır çıkarmamaktır. Artı, dünya ve kâinat görüşü durağandır, kıpırdamaz. Hiçbir şey değişmez. Milleti üçe bölüyorsunuz. Öjeniksin başlangıcıdır bu.

    Öjeniks derken?

    İnsan ırkının ıslahıdır. Sparta’dan başlar, Atina’da kabul edilir. Aristo kabul eder. Yani bir ihtiyarlar heyeti kuruyorsunuz, geliyor çocuğa bakıyor, “Bu işe yarar, bu yaramaz; bu hastadır, bu değildir” diyerek öldürüyorlar çocuğu.

    O dönemde!

    Bakın ne kadar şaşırdınız değil mi? Öjeniks meselesinin aslı Yunan’dır. Oradan Darwin’e geldi. Çünkü Darwin’in başlangıcı bitkilerin ıslahıydı. İlk öjeniks cemiyeti 1926’da Amerika’da kurulmuştur. Hitler ağzı süt kokan bebekti.

    Biz bu sürecin Nazilerle başladığını biliyoruz…

    Amerika’da başladı. 7-8 vilayette kabul edildi. 67 bin adam ya kısırlaştırılmış ya da öldürülmüştür.

    Gerekçe olarak ne gösteriliyor?

    Sakat veya özürlü olması. Öjeniks geliyor. Kör tuttuğunu belliyor gibi Türkiye. Bu çok kötü. Kafalarımız öyle. “Bir insanın şu tarafta parlak fikri varsa şayet, diğer tarafta yok” diye bir şey yok. Bütünü görmeye çalışmak lazım. Bunu bir türlü öğrenemedik.

    Irkların ıslahına, ideolojik olarak insanın ıslahı olarak da bakabilir miyiz? Bugün için bir karşılığı var mı?

    Daha derin bir şeyden bahsediyorum. Bu adamın sadece derisinin siyah olması değil, renk meselesi değil. Beyazları öldürdüler. 67 bin öldürülen insan siyah değildi. Beyaz adamdı, ama hastalıklıydı. Tıpkı ineklere bakar gibi. Bu işe yaramaz, bundan damızlık olmaz; kesip yiyelim. Olay budur. Bu o kadar derin bir konu. Şimdi de devam ediyor. Öyle bir devam ediyor ki… Zekâ testlerinin ne olduğunu zannediyorsunuz?

    Anne karnında müdahalelerin, çocuğun özürlü olması hâlinde kürtaj yapılması gibi…

    Onu bile anne sağlığını düşünerek affedebiliyorum. Ama zekâ ve yetenek testlerini; hayır. Zekâ ve yetenek testlerinden geçenlerin hepsi beyazdır. PISA değerlendirmeleri de bu çerçevede incelenebilir.

    PISA’yı da mı bu çerçevede görüyorsunuz?

    Biri diğerini tetikliyor. Zekâ testini kabul ettiğiniz zaman, “Bir de şuna bakalım” dediğiniz anda oradan bir şey çıkıyor ve başka şeyleri ölçmeye başlıyorsunuz. Ölçüm, işin bir tarafı. Bir noktaya geliyor, bu sefer ölçmeye itiraz başlıyor. İnsanların içine fenalık geliyor. Çünkü onlar da bilimsel olaylardan nefret etmiş. Bu reaksiyon nedir? Dediğim gibi başımızı suyun üzerine çıkarmamız şart.

    Siz Neyseniz Eğitim Sistemi Odur

    Eğitim sisteminin bunda etkisi yok mu?

    Katılıyorum ama hiçbir eğitim sistemi boşlukta tekemmül etmez. Neyseniz eğitim sistemi de odur. Âllame-i cihan olsaydı Hasan Âli Yücel bu durumu çözemezdi. Çünkü bu bir bütün. Bir şeye ihtiyaç duymalısınız. Tamamen bunun farkında olsa bir bakan, çırpınsa çırpınsa nasıl olacak?

    Bu bakış da çok olumsuz bir tablo ortaya koymuyor mu?

    Bence de çok mutsuz bir tablo çıkarıyor. Fakat bakanlıktan yola çıktığımızda böyle oluyor. Bakanlık ne yaparsa yapsın “ben işime bakarım” derseniz bu durum toparlanır. Bu, ortaya koymak ve ikna etmek meselesidir. Gelinen noktada bilen insanların kendi ışıklarını, deniz fenerlerini yakması lazım. Beklemekle olmaz. Herkes kendi deniz fenerini yakacak… Birinin cesaret etmesi lazım.

    Deniz feneri yakmak derken neyi kastediyorsunuz?

    Hiçbir şey yapamıyorsak yazmalıyız. İnsanları aptal yerine koymamalıyız. O kabalıktan vazgeçmek lazım. Basının mutlak suretle kendini toplaması lazım. Ha toplamıyor mu? O zaman kendi deniz fenerinizi yakmanız lazım. Gerekirse oturup kendi gazetenizi çıkarmanız lazım. Hakikat ortaya çıkmalı. Niye bir birimizi kandırıyoruz?

    Bilgide Evrensel, Yöntemde Yerli Olmayı Öğrenmeliyiz

    21. yüzyıl eğitim sisteminde kimler, neler ve ne şekilde okutulmalı?

    Muhasebede bir usul vardır. Bir ambara mal koydunuz diyelim. Bunun bir girişi, bir de çıkışı vardır. En arkadakini mi yoksa en öndekini mi çıkartırsınız? En arkadakini çıkartırsanız fiyat daha düşük olur. Dolayısıyla ürettiğiniz malı daha ucuza mâl etmiş gibi olursunuz. En öndekini çıkarırsanız gereğinden fazla pahalı olur, satamayabilirsiniz. Bu açıdan bakarsak Türk eğitim sistemini son giren-ilk çıkan şekilde ayarlamak lazım.

    Mesela?

    Ben olsam felsefe okutmaya Hawking’den başlatırım ve “Bu adam niye bunları söylüyor ve nasıl söylüyor?” diye geriye giderim. Bu durum İngilizce kursuna gitmeye benzer. 1. Kur’dan başlarsanız katiyen bitiremezsiniz. Felsefe daha kötüdür. Onun için “New Ager”lardan başlatmak lazım. “Bu adamlar bu hâle nasıl geldi?” diye geri okumalar yapmalıyız. En son hikâyeden geriye doğru.

    Hawking dışında başka kimleri okuturdunuz?

    Einstein okuturdum, kuantum fiziği okuturdum. Gelinen noktada “ne oluyor” deyip geri bakmalarını sağlardım. Üniversitede yapmak istediğim bu. Nasıl oluyor da Madonna gibi bir kadın, bir klipte boynunda koca bir haçla İsa ile sevişiyor? Nasıl bir şey bu? Bu soruyu ortaya atardım ve “Bu nasıl olabilir?” diyerek geriye giderdim. İşi güncelden alıp gerilere götürmek lazım.

    Siyasete geldiğimizde, Trump Vatikan’a gidiyor ve Papa’nın elini tutmak istiyor. Fakat Papa izin vermiyor. Bunu nasıl okuyacağız?

    Son Papa’nın Amerikan paralı Katoliklerle el sıkıştığını bilmemiz lazım. Ne konuda el sıkışıyorlar? Mesela eşcinsel evliliklerin kabulü. Önceki Papa Ratzinger’e eşcinsel evliliklerini onaylatamadılar. Şimdiki Papa, “Eşcinseller de kilisede evlensin.” dedi. Trump’tan neden uzak duruyor, diye soruyorsunuz. Her konuya din çerçeveli bakmamak lazım. Trump’a yakın durmamasının dünya kadar sebebi olabilir. Çok farklı açılardan bakabilmemiz lazım. İlle de her gördüğünü bir sonuca bağlamak zorunda değilsin. Bunu öğretmek istiyorum. Benim görmek istediğim eğitim sistemi bunu yapabilmeli.

    Biz her gördüğümüzü “Batı bizi sevmiyor” sonucuna bağlıyoruz. Bu doğru mu?

    Tabii ki değil. Bu çocuksu bir sonuç. “Sen beni sevmiyorsun, topumu alır giderim.” demektir bu. Bizim bir problemimiz var; biz bir şeyin nasıl olduğunu değil, nasıl olması gerektiğini düşünür, kavga ederiz. “Ama olmalıydı, neden olmadı?” deriz. Bırakalım bunları. Şimdi ne yapıyoruz ona bakalım. Bizim hayatımız böyle geçiyor. Türkiye’nin bütün bir sol hareketi bu yüzden rezil oldu.

    Hayalinizdeki eğitim modeline geri dönersek…

    Bizim milyonlarca genci yurt dışına gönderip yıllarca eğitecek durumumuz yok. Ama dünyayı ayaklarına getirmek mümkün.

    Bu bir slogan olarak birçok üniversitenin de söylediği şey. Fakat yapılamıyor. Siz bunu nasıl yapacaksınız?

    Yapamazlar çünkü bilgi itibariyle evrensel, yöntem itibariyle yerli olmayı öğrenmek lazım.

    Yerli derken…

    Yerli çocuğun ihtiyacı çok iyi saptanmalı. Ben üniversitelerde böyle bir şey görmüyorum. İyisiyle, kötüsüyle, bozuk Türkçesiyle, köylülüğüyle bu çocuklar bizim çocuklarımız. Bu çocukları nasıl dünyada söz söyler hâle getirebilirsin? Benim derdim bu. Nerde ne konuşacağını bilmesi için o dünyayı tanıması lazım. Başta politik olmak üzere geriye dönerek tanıyabilir. Merkel Hanım karar verdi, uçakları İncirlik’ten alacak ve başka yere götürecek diyelim. İncirlik nedir? NATO nedir? NATO’nun tarihi nedir? Biz bu işe nasıl ve niye girdik? Uluslararası hukuk nedir? Bu soruları cevaplayabilecek bir eğitim vermemiz gerekiyor.

    Amerika’da master seviyesinde bir öğrencinin günde okuması gereken ortalama sayfa sayısı 400’dür. Bugün okumazsanız, ertesi gün o sayı 800’e çıkar.

    Büyük bir rakam değil mi bu?

    Öyle. O hızlı okuma kursları nereden çıktı sanıyorsunuz? Üniversite mezunu olmak 24 saat bir iştir. Bunun hemen olmayacağını biliyorum. O kadar naif değilim.

    Bugünkü gençlerin internetle birlikte okuma alışkanlıklarının değiştiği düşünülürse…

    Hayır, öyle düşünmüyorum. Benim gençliğimde de bu böyleydi. O zaman da futbol vardı. İnternetle bir şey kaybettiğimizi düşünmüyorum. Yapmak istediğim şeylerden biri ilk seneden çocuklara okur-yazarlık kazandırmak. Dünya okur-yazarlığı. Dünyayı okuyabilmek. Peki nereden? Tabii Türkiye’den hareketle. En az üç tane ortak ders konulmalı. Bunlardan biri ekonomiye giriş olmalı. Ben üniversite çağındaki bir çocuğun ödemeler dengesinin ne olduğunu bilmeden mezun olmasının bir skandal olduğunu düşünüyorum.

    “Dünya Bir Ayettir, Onu Doğru Okumak Lazım”, Bilimevi Kadın dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2018, sayı 4.

     

    Röportaj: Ayşe Böhürler
  • بسم الله الرحمن الرحيم                                    

    ALLAH İNDİNDE TEK HAK DİN İSLAM’DIR

             HAK DİNİN MAHİYETİ

    Hz. Adem’den Hz. İsa’ya kadar olan bütün mübarek Peygamberlerin insanlara tebliğ ettiği dinler, aslı itibari ile birdir; Allah’ın birliği akidesine dayalı iken, bunlar sonradan bozulmuş, asılları kaybolmuş tur.Yahudi ve Hristiyanlık  asılları bakımından birer hakiki din iken sonradan bozulmuş, ilahi mahiyyetlerini kaybetmiş olan dinlerdir. Zira Yahudi ve Hristiyanların kitaplarının  tahrif olması hususunda Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır :

    وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    “Yine şüphesiz o (kitap ehli ola)nlardan elbette bir fırka vardır ki ; kendisini sanasınız diye kitap ile dillerini eğip büker (ek, doğru okuyormuş gibi yapıp gerçek indirilmiş olanın yerine kendi değiştirdiklerini telaffuz eder)ler, halbuki o ( okudukları), kitaptan değildir.

      Bir de:” o, Allah katındandır!” derler. Oysa o (tahrif ettikleri şey), Allah katından değildir.

      Böylece Allah’a karşı ( iftira ederek ) yalan söylerler, üstelik kendilerine de ( yalancı olduklarını) bilirler.(Al-i İmran 78.)

         Hak Teala Hazretleri en son ve en büyük Peygamberi olan Hz. Muhammed (S.A.V)i bütün insanlara Peygamber olarak göndermiş, O’nun vasıtasıyla da hakiki dinlerin en sonu ve en mükemmeli olan İslam dinini kullarına ihsan buyurmuştur.Bundan dolayı yeryüzünde bugün Hakiki ve  kıyamete kadar sürecek tek Hak din İslam dinidir.

       İSLAM DİNİNİN HAK OLMASININ MAHİYETLERİ

     İslam dini, hakiki dinlerin en sonu ve en mükemmelidir.Bu mübarek din, yalnız bir kavme, bir asra mahsus değildir.Bilakis bütün insanlara ve bütün asırlara ait umumi, tabi bir dindir.Cenab-ı Hak Hazretleri Peygamber Efendimizin son ve mükemmel olan İslam’ın son Peygamberi olduğuna dair Ahzab süresinin 40.ayeti şöyle buyurmaktadır :

    مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَكِنْ رَسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

      “Muhammed sizin erkeklerinizden hiç birinin( gerçek) babası değildir (ki, baba-evlat arasında sabit olan haklar ve yasaklıklar, onunla bir başkası arasında geçerli olsun)!

      Lakin(o) Allah’ın elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur!

      Allah(, son Peygamber olmaya kimin layık olduğu dahil) her şeyi daima ( hakkıyla bilen bir) Alim olmuştur.(Ahzab) 

    AYETİN İZAHATI

    Alusi (Rh)ın beyanına göre; bu ayetten anlaşıldığı üzere, Rasulullah (S.A.V)den sonra kimseye Peygamberlik verilmeyecektir. Buna göre; İsa (A.S)ın ahir zamanda inmesi buna ters düşmez. Zira o, Rasulullah (S.A.V)den önce Peygamberliğe kavuşmuştu.Dolayısıyla onun inişi, yeni bir peygamber olarak değil, kendi duasının kabulunun bir eseri olmak  üzere, Rasulullah (S.A.V)e ümmet olma vasfıyla gerçekleşecektir.

    CENAB-I HAKKIN DİN OLARAK SADECE İSLAMDAN  

    RAZI OLDUĞU

    الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا

     Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim ( MAİDE 3.)

    Nesefi tefsirinde bu ayeti kerimenin tefsirinde şu ayet ile açıklamaktadır ;

    وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ    

      Her kim İSLAM’dan başka din ararsa, asla kabul edilmeyecektir. O kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Ali imran 85.)

       Celalleyn Tefsirinde zikrolunduğuna göre hüsrayana uğrayanlar cehennem ateşinde ebedi kalacakları yere gireceklerdir.

         İslam dini  İnsanların yaratılışlarına, yaşayışlarına tamamıyla uygundur.Bu muazzam din, birkurtuluş ve mutluluk yoludur, bir selamet ve saadet kaynağıdır.Cenab-ı Hak Hazretlerinin razı olduğu yegane din İslam dinidir. Bu hususta Rabbimizin ayetlerini zikredelim ;

    إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ

    “Şüphesiz ki Allah nezdinde o ( gerçek ve makbul ) din ancak İslam’dır. O kendilerine ( Tevrat ve İncil ) kitap(ları) verilmiş olan ( Yahudi ve Hristiyan)lar, ( İslam’ın hak olduğunıu dair kesin ) ilim onlara geldikten sonra (hak ve hakikati anladıkları halde) ancak aralarında bulunan bir  kıskançlıktan dolayı ayrılığa düşmüştür. 

      Her kim Allah’ın ( kitaplarının) ayetlerini ( ve hak dinin ancak İslam olduğuna delalet eden hüccetleri) inkar ederse şüphesiz ki Allah, muhasebesi pek çabuk olan Zat’tır.( Tüm kullarının hesabını, dünya saatlerinden altı saate denk gelen kısa bir süre içinde tamamlayacaktır.) (Al-i İmran 19 )

    İZAHAT

    Bu yüzden Rasulullah (S.A.V)in ve İslam’ın doğruluğuna, Uzeyr ve İsa (A.S) Allah’ın kulu olduğuna inanmak gibi itikadi konularda hak üzere birleşememişlerdir. Kimi Rasulullah (S.A.V)i ve İslam’ı tümüyle nefyetmiş, kimi; Araplara mahsus olarak doğru kabul etmiş, kimi İsa ve Uzeyr (A.S) Allah’ın kulu ve Rasulu olarak görmüş, kimi de oğlu kabul ederek kafir olmuştur.

    İSLAM’IN TEK HAK DİN OLDUĞUNA DAİR AYET

      Ve HADİS-İ ŞERİFLER

    إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ

     “Şüphesiz ki Allah nezdinde o ( gerçek ve makbul ) din ancak İslam’dır.

    وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

    “Her kim din olarak İslam’dan başkasını ararsa, asla kendisinden (bu yanlış dini de ,diyaneti de ) kabul edilmeyecektir.

        Üstelik o, (fıtratında bulunan İslam kabiliyetini işleterek sonsuz cennetleri ve nimetleri kazanma imkanına sahipken, kafirliği seçip bu istidadını iptal ederek ebedi azaplara düçar olacağından ) ahirette hüsrana düşenlerdendir.

           AYETİN İZAHI

        İslam kelimesi, tevhid ve inkıyad ( Allah’u Teala’nın birliğini kabul edip gönderdiği Peygambere itaat) manasında olduğundan, her peygamberin dini İslam’sa da burada kastedilen, Rasulullah (S.A.V)in getirdiği özel şeri’attır.Bu durumda mana: “ Muhammed (S.A.V) gönderildikten sonra her kim onun şeriatından başka yol arayışına girerse, onun bu yolu, kendisini Allah’u Teala’nın rızasına ve mukafatına asla ulaştırmayacak, üstelik cehennem azabına düşürecektir.” şeklindedir.

    Evvela diyaloğu savunup, Yahudi ve Hristiyanların Peygamberimize inanılması yeterli olduğunu, İslama girmenin gerekmediğini savunan bozuk fikirli alim geçinen kişilerin delil olarak ele aldığı ve batıl davalarında  öne sürdükleri Ayet-i Kerimeleri tefsir etmek yerinde olacaktır ;

    إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

       Şüphesiz o kmseler ki ( önceki peygamberlere ) iman etmştirler, bir de  o kimseler ki Yahudi ( olarak yeni bir şeriat gelinceye kadar Musa (A.S)ın tahrif ve neshe uğramamış ıkab şeri’atına tabi ) olmuşturlar,ayrıca (Kuran gelinceye kadar İsa (A.S)ın, değişime maruz kalmamış olan dinine uyan) Hristiyanlar ve ( Nuh ile İbrahim (A.S) döneminde onların dini üzere bulunan ) Sabiler ;( bunlar içerisinden ) her kim ( o günkü şeri’atın emrine göre ) Allah’a ve son güne inanmış, salih amel de işlemişse; onların için Rableri nezdinde ( kendilerine ait )ecirleri vardır. (Kafirler korkuya düştüğünde ) onlar üzerine hiçbir korku yoktur ve (günahkarlar, kaçırdıkları mükafatlara üzülecekleri zaman ) ancak onlar mahzun olmayacaklardır ( Bakara -62 )

     إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئُونَ وَالنَّصَارَى مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Şüphesiz o ( münafık) kimseler ki ( dilleriyle) inan(ıp da, kalpten inanma)ışlardır, o kişiler ki Yahudi olmuşlardır, birde o ( Nuh ile İbrahim (A.S) döneminde yaşayıp onların dini üzere bulunan ) Sabiler, Hristiyanlar; işte ( bunlardan ) her kim Allah’a ve son güne inanır ( ahir zaman Peygamberine iman başta olmak üzere diğer iman şartlarına da iman eder ), ayrıca (namaz,oruç,hac,zekat gibi ) salih bir amel işlerse, artık (kafirlerin korkuya düşeceği o kıyamet gününde )onlar üzerine hiçbir korku yoktur ve (günahkarlar kaçırdıkları mükafatlara üzülecekleri zaman ) ancak onlar mahzun olmayacaklardır.(maide 69. )

     

    Bakara 62. ve Maide 69. Ayeti kerimesinde yola çıkan,bozuk fikrlere sahip bazı İlahiyatçı geçinen kişiler, Hak yoldan ayrılmaları  veya belli vaadler,menfaatlerden dolayı Hakkı gizlemeye çalışmaları İslam’ı Tahrife yeltenmekten başka bir şey değildir. Nitekim Cenab-ı Hak bu gibi dinlerini dünyalık fani bir takım kıymetsiz metalar satmaları hakkında şöyle buyurmaktadır ;

    إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    O ( mürted ve munafık ) kimseler ki ; İmana karşılık kafirliği satın almışlardır, şüphesiz onlar ( kafirliğe dönmekle ) Allah’a (noksanlık ve ziyandan ) hiçbir şeyle asla zarar veremezler. ( Onlar ancak kendilerine zarar vermektedirler. Zira iman ederek ebedi mükafatlara nail olabilecekken, inkarı seçmeleri yüzünden ) onlar için çok acı verici pek büyük bir azap vardır. (Al-i İmran 177.)

    لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ (82) 

     

    “Andolsun ki; elbette Yahudileri ve şirk koşmuş olan kimseleri, iman etmiş olanlara düşmanlık yönünden mutlaka insanların en şiddetlisi bulacaksın! Ama yemin olsun ki: “Şüphesiz biz hristiyanlarız!” demiş olan kimseleri de, inanmış olan kimselere sevgi bakımından elbette o (insa)nların en yakını bulacaksın.

    İşte sana ! Bu, şu sebebledir ki; şüphesiz onlardan bir kısmı (ilim ve ibadetle meşgul olan ) keşişler ve (ahiret korkusuyla dünyayı bırakıp manastıra kapanan) rahiplerdir, bir de gerçekten onlar ( Yahudilerden farklı olarak, doğruyu anladıklarında hakkı kabul etmekten ve ona uymaktan ) büyüklük taslamazlar. ( Maide 82.)

    İZAHAT

     Ebu Hayyan  beyanı vechile; bu ayeti celilede Hristiyanların, Müslümanlara dost olduğu açıklanmamış, ancak onların onların Yahudilerden ve müşriklerden daha yakın olduğu bildirilmiştir.Yahudilerin düşmanlıklarının şiddeti izaha muhtaç değildir, zira onların inançlarına göre; din bakımından kendilerinden olmayan kimselere hangi yol ve şartla olursa olsun kötülük yapmak farzdır.Böylece öldürebildiklerini öldürürler, değilse mallarını gasp etmek, hırsızlık yapmak veyahut çeşitli hile, tuzak ve desiseler kurmak suretiyle insanlara ellerinden gelen zararı yapmaya çalışırlar.

     Hristiyanların inancı ise böyle değildir; onların dinine göre, başkalarına eziyet etmek haramdır.Ama şu bilinmelidir ki; Hristiyanlar inanç konusunda Yahudilerden daha kötü durumdadırlar, zira Yahudilerin inancının bozukluğu Peygamberlik konusunda, Hristiyanlarınki ise ilahlık mevzuundadır.

        Cessas ve Begavi gibi alimler, ayeti kerimenin bütün Hristiyanları kastetmediğini bilakis Necaşi ve arkadaşları gibi İslamı seçen bir taife hakkında indiğini açıkladıktan sonra: “ Müslümanları öldürmek, esir etmek, şehirlerini harap etmek, mescitlerini yıkmak ve mushaflarını yakmak gibi zülümler hususunda Hristiyanlar da Yahudiler gibidir!” demişlerdir.Sebebi nuzülle ilgili rivayetler de bu görüşü doğrular niteliktedir.

     Dini Mübini İslamı Tahrif etme hususunda din düşmanları, bu hususta kendi batıl davalarına yardımcı olacak bir takım bozuk fikirli İlahiyatçıları seçip kendilerine vaadler neticesinde  küfürlerini yayma çabasında bu kişileri alet etmektedirler.

        Ahir zaman Peygamberine( Ahzab 40.) inanma ve kendi dinlerinden beri olarak İslam’a girme şartlarını yerine getirmedeni, sadece bu ayetlerde zikredilen ( bakara62. Maide 69. ) “ Allah’a ve ahirete iman ’’ bir de “ Salih amel ” şartlarını ifa eden Yahudi ve Hristiyanların da cennete girebileceğini söyleyerek , kendilerini dinden çıkarmış  ve “ Cennete girmenin olmazsa olmaz şartı olan İslamı şartı olan “ İslam’ı kabullenme zorunluluğu’nu toplum nezdinde zaafa uğratmaya yönelik büyük bir ihanette bulunmuşlardır. 

    Zira Kuran ayetleri arasında hiçbir çelişki söz konusu olmayıp, hepside birbirlerini tasdik ve tefsir eder mahiyettedir.Nitekim  Bakara süresinin 285. Ayeti kerimesinde 

     آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

    O Peygamber de , Rabbinden kendisine indirilmiş olana iman etmiştir, müminler de ( indirilenlerin tümüne inanmışlardır) ! Her biri Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına ve Resullerine inanmıştır. “ Resullerinden hiçbirinin arasında ayrım yapmayız !” ( demişlerdir ) Onlar (Allah-u Teala’nın, Peygamberler vasıtasıyla kendilerine yöneltilmiş olduğu yükümlülükler  karşısında ) : ( Buyruğunu ) işittik, (emrine) itaat ettik ! Ey Rabbimiz ! Mağfiretini (dileriz ) !  ( Ölümden sonra diriltilerek ) varış(ımız) ancak sanadır !” demişlerdir. 

      Aynı şekilde Nisa süresinin 136.ayeti kerimesinde ;

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي أَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا

      Ey ( İslam’ın tümüne ) inanmış olan kimseler ! Allah’a Rasulune, Rasulune peyderpe indirmiş olduğu o Kitaba ( Kurana) ve daha önce topyekün indirmiş olduğu kitaplar a iman (da sebat) edin.

      Ey ( Peygamberlerle Kitapların bir kısmına ) inanmış olan ( Yahudi ve Hristiyan)lar! (Peygamberlerle Kitapların tümüne ) iman edin! Ey (kalpleriyle)inan(mayıp,dillerinden im)an (açıklayan munafık)lar! (Dillerinizle inandığınızı söylediğiniz gibi, .kalplerinizle de) iman edin!.

       Her kim Allah’ı, Meleklerini,Kitaplarını, Peygamberlerini ve son günü ( yahut bunlardan birini ) inkar ederse, muhakkak ki o, (dönüşü düşünelemeyecek şekilde ) pek uzak sapmayla ( hak yoldan) sapıtmıştır.

           Bakara süresininin 285. ve Nisa süresinin 136. Ayeti kerimelerinde; Allah’a ve Ahirete İman etmenin yanında “ Meleklere, Kitaplara ve Peygamberlere İman” dan ibaret üç şart daha ilava edilmiştir.

    Zira delalet yolundan ayrılmayan bozuk fikirli kişiler ;

    “ Ehli kitap ile amentude ittifakımız var ” şeklinde görüşleriyle hem kendilerini İslam dairesinden çıkarmış olmakta kalmayıp ve de İslamı Tahrif etme hususunda son tek Hak din olan İslama girmenin zorunluğunu inkar etmektedirler.

      Beyyine süresinin 6. Ayeti kerimesinde ;

    إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُولَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ

       Kendileri kafir olmuş olab o Ehli kitap ve müşrikler ; gerçekten içerisinde ebedi kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler!  İşte onlar, yaratıkların en kötüsü ancak onlardır.

       Bu ayet-i kerimelerin beyanı vechile ; Rasulullah (S.A.V) gibi bir  beyyine kendilerine gelmiş olduğu halde, ona inanmayıp dinine girmemiş olan Yahudi ve Hristiyanlar, Ehl-i  Kitap olma vasıflarına rağmen, kafirlik sıfatlarına rağmen, kafirlik sıfatından kurtulamamışlardır. 

      Günümüzde bazı İlahiyatçılar  onları cennete sokma çabasındaysalar da , bu ayeti kerime, Ehli Kitaptan da olsa, RASULLAH’A (SALLALLAH-U ALEYHİ VE SELLEM ) inanmayan ve kendi dinini bırakıp İslama tabi olmayan kafirlerin hepsinin cehennemde ebedi kalacağı hususunda bir nasstır ! Bu konuda Ayeti Kerimeler, farklı sürelerce epeyce geniştir;

    إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلًا (150) أُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا

    Şüphesiz o ( Yahudi ve Hristiyanlara mensup ) kimseler ki; Allah’ı ve Peygamberlerini inkar etmektedir. Allah ile Peygamberleri arasında ayırım yapmak isterler ve (Peygamberlerle kitaplardan ) bir kısmı(ın)a inanırız, bir kısmı(nı) inkar ederiz!” derler ve işte sana ! Böylece bu (anlatıla)n (küfürle iman yol) lar(ı) arasında (orta ) bir yol edinmek isterler! İşte onlar ! hakikaten kafirlerin ta kendileridir ! Bizde o kafirler için çok alçaltıcı pek büyük bir azap hazırlamışızdır . ( Nisa 150. ve 151. )

       Bu ayeti celilelerden anlaşıldığı üzere ; Peygamberlerin  birine dahi inanmayarak aralarında ayırım gözetenler gerçek manada kafirlerdir.

    Dolasıyla günümüzde  bazı alim geçinen kimselerin Bakara süresi ve Maide süresi 69. Ayeti kerimesinde zikredilen “Allah’a ve ahiret gününe iman ” bir de “salih amel işlemek ” şartlarıyla yetinerek, Peygamberlerin tümüne iman şartı gözetmeksizin Yahudi ve Hristiyanların da cennete gideceklerini söylemeleri öyle bir delalettir ki, asr-ı  saadetten günümüze değin hiçbir Müslüman böyle bir şey söylememiş ve bu fikirde bulunmamıştır.

    Malum olduğu üzere Kuran-ı Kerim’in ayetleri hususunda hiçbir çelişki söz konusu olamaz. Ama bu husus, ayetlerin tamamı birlikte değerlendirildiği zaman ortaya çıkar. Yoksa bir ayette bulunan bazı şartlarla yetinilip, diğer ayetlerde bulunan şartları göz ardı etmek, insanı inanç ve amel yönünden büyük felaketlere götürür.

      Nitekim burada ; Allah’a imandan sonrai, Peygamberlere inanma şartı  özellikle belirtilmiş ve onlardan hiçbiri arasında iman bakımından ayırım yapmamak gerektiği, aksi takdirde kişinin hakiki manada kafir olacağı ifade edilmiştir.Bir sonra ki ayeti kerimede de ;

    وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ أُولَئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا

     Ama o kimseler ki; Allah’a ve Peygamberlerine inanmışlardır, o ( gönderilmiş ola)nlardan hiçbirisinin arasında da ayırım gözetmemişlerdir, işte onlar ki, O onlara ecirlerini mutlaka verecektir.Allah ( bu kullarının evvelce yaptıkları günahları ) daima ( çokca bağışlayan bir ) Gafur ve ( kendilerine ziyade acıdığı için sevaplarını kat kat artıran bir) Rahim olmuştur. (Nisa 152.)

        

    Ayeti Kerimede, ancak Peygamberler arasında ayırım yapmayanlara mükafat verileceği açıkca zikredilmiştir.

       Rasulullah (S.A.V) gibi en büyük Peygambere inanmadıkları için Allah’u Teala’nın kafir olarak nitelediği ve alçaltıcı azap tehdidinde bulunduğu kafirleri, özellikle Rasulullah (S.A.V)e düşmanlık ve hakarette ileri giden Yahudi ve Hristiyanları cennetle müjdelemek, hemde Kuranı Kerim’in bu konudaki sarih beyanlarına rağmen yapmak, kişinin imanını sağlam bırakmayacak bir inanç tehlikesidir.

     

    YAHUDİ ve HRİSTİYANLARIN  İMANSIZLIĞI  HAKKINDAKİ    

    AYETLER

    لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ أَنْ يُهْلِكَ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    “Andolsun ki “ gerçekten Allah, Meryem oğlu İsa’nın ta kendisidir!” demiş olan şüphesiz kafir olmuştur.

    (Habibim! Bu iddada olanlara) deki : “Peki O (Allah-u Teala), Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yerde bulunanları topluca helak etmek isterse, Allah’tan ( zuhur edecek bu yöndeki bir irade ve kudreti çevirme hususunda ) en ufak bir şeye kim malik olabilir ? !

    (Diğer mümkin varlıklar gibi, İlahi kudrete bağımlı olup,yok olmaya mahkum olan yaratıkların ilahlıkla ne alakası olabilir ? ! )

    Göklerin, yer(ler)in ve ikisi arasındakilerin mülkü (; saltanat ve hükümranlığı ) ancak Allah’a aittir. O dilediğini yaratır. Allah ( Adem (A.S) ı erkeksiz ve dişisiz, eşini dişisiz, İsa (A.S)ı erkeksiz yaratmak dahil ) herşeye ( hakkıyla gücü yeten bir ) Kadir’dir. (Maide 17. )

     

    وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى نَحْنُ أَبْنَاءُ اللَّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ (

    “ Yahudiler ve Hristiyanlar:

    Biz, Allah’ın oğullarıyız  ve O’nun (çok yakın ) dostalarıyız.” Dedi.

    (Habibim! Bu iftiracılara) de ki :

    “( Bu makamda olanın dokunulmazlık hakkı kazanması gerekir.Halbuki mağlubiyetler, esaretler ve maymuna,dönüştürülme gibi suretlerle Allah size dünyada defaatle azap etmiştir ki, ahirette de sayılı günler süresince  de olsa, azaba uğrayacığınızı kendiniz bile itiraf etmektesiniz.Eğer bu iddanız doğruysa;) peki ya niçin günahlarınız sebebiyle size azap ediyor ?

    Doğrusu siz (diğer ademoğulları gibi, ) O’nun yaratmış oldukları arasından birer beşersiniz (, bu nedenle iyilik ve kötülüklerinizin karşılığını göreceksiniz). O dilediği kimseyi bağışlar (ki onlar, O’na be Peygamberlerine inananlardır). Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti ancak Allah’ındır. Son varış da ancak O’nadır !” ( Artık O , herşeye karşılığını verecektir.)

    İZAHAT

    Yahudi ve Hristiyanların, Allah’ın oğulları ve dostları olduklarına dair iddiaları, Uzeyr ile İsa (A.S) a intisaplarıyla irtibatlıdır. Zira Yahudiler Uzeyr (A.S)ı, Hristiyanlar ise İsa (A.S)ı  (Haşa) Allah’ın oğlu olarak görmektedirler ve kendilerinin bu iki zata bağlı olduklarını savunmaktadırlar. Bir kralın yakınları başkalarına karşı övünürken: “ Biz hükümdarlarız!” diyerek, hükümdara olan yakınlıklarını ortaya koydukları gibi, Yahudi ve Hristiyanların da Allah’ın oğlu olarak inandıkları bu iki zata bağlılık açıklamaları, dolaylı olarak kendilerini de Allah’ın oğulları ve dostaları yerine iktiza etmiştir.

    يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ أَنْ تَقُولُوا مَا جَاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    Ey Ehli Kitap ! Gerçekten (insanlar,) Peygamber(i göndermemiz)den bir (kesiklik ve ) fetret üzere ( yaşıyorlar) iken size Rasulumuz gelmiştir ki,o size (dinin hükümleri hakkında ) tam manasıyla açıklama yapmaktadır. Ta ki: “ Bize ne bir müjdeleyici, ne de bir uyarıcı gelmemiştir!” diyemezsiniz !

       İşte muhakkak size büyük bir müjdeleyici ve tam bir uyarıcı (olan Muhammed (S.A.V) gelmiştir. Allah ( Peygamberlerini ğeş peşe ve ara sıra göndermek dahil ) her şeye ( hakkıyla gücü yeten bir ) Kadir’dir.( Maide 19. )

     

    وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

    “ Yahudiler( Uzeyr (A.S) yüz sene ölü kalmasının ardından diriltilerek, kaybolan Tevrat’ı yazdırdı.Sonra Tevrat’ı bulduklarında bunun, onun yazdırdığına harfi harfine uyduğunu görünce onlar ):  Uzeyr Allah’ın oğludur! Dedi(ler)

    Hristiyanlar  da (İsa (A.S)ın babasız yaratıldığını ve harikulade mücizelerini görünce: )

    “Mesih Allah’ın oğlu ! dedi (ler).

    İşte sana! Bu, onların (hiçbir delile dayanmaksızın sadece) ağızlarıyla söyledikleridir. (Bu sözleriyle) onlar daha önce kafir olmuş (atalarının ve meleklere: “ Allah’ın kızlarıdır! diyen ) o (müşrik) kimselerin sözüne benze(yen bir sözle)mektedirler.

    Allah onları katletsin(; kahretsin)! Onlar nasılda (bile bile haktan batıla ) döndürülüyorlar.

    İZAH

    İbni Abbas (R.Anhume)dan rivayete göre; Allah (Celle Celaluhu) Uzeyr (A.S)ı ve merkebini yüz sene ölü bıraktıktan sonra diriltince o, merkebine atlayıp mahallesine geldiğinde evini bulamadı, kimse onu tanımadığı gibi, oda kimseyi tanıyamadı.Tahmin üzere vardığı bir evin kenarında, evvelce kendilerinin cariyesi olan, yüz yirmi yaşındaki kör ve kötürüm bir neneye rastladı. Uzeyr (A.S) tanıdığında yirmi yaşında olan bu neneye” Burası Uzeyr’in evi mi?” diye sorunca, o ağlamaya başlayarak: “ Yüz sene oldu Uzeyr’i kaybettiğimiz! Şunca yıldır adını bile ananı duymadık!” dedi. Uzeyr (A.S) ona: “ İşte ben Uzeyr’im! Allah beni yüz sene ölü olarak sakladıktan sonra tekrar dirilti! deyince o: “ Uzeyr duası makbul bir zat idi, o halde dua et, Allah gözlerimi bana geri versin de, seni göreyim! Eğer Uzeyr isen seni tanırım! dedi. Uzeyr (A.S) Rabbine dua edip,eliyle gözlerini sıvazladığı anda gözleri görmeye başladı. Eliyle tutup:” Allah’ın izniyle kalk! Deyince de, kadın sapasağlam kalkıverdi. Uzeyr (A.S)a bakınca: “ Ben şahitlik ederim ki gerçekten sen Uzeyr’sin !” dedi.

    Sonra birlikte İsrailoğullarının topluca oturdukları meclise geldiklerinde kadın başından geçenleri anlattıysa da onlar inkar ettiler.O mecliste Uzeyr (A.S)ın torunları bile piri fani vaziyette oturuyorlardı, o an için yüz on sekiz yaşında olan bulunan oğlu: Benim babamın iki omuzu arasında hilal şeklinde siyah bir beni vardı!” diyerek babasının omuzlarını açınca, o beni görüp babasını tanıdı. O zaman İsrailoğulları ondan, kaybolmuş Tevrat’ı kendilerine yazdırmasını istediler, o da bunu yazdırdı, sonra aslını bulduklarında bir harf bile şaşmadığını görünce: “Uzeyr, Allah’ın oğludur! dedile

     

    YAHUDİLERİN ve HRİSTİYANLARIN PEYGAMBERİMİZİN GELECEĞİNİ KİTAPLARINDAN  BİLMELERİ

    الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    “Kendilerine kitap vermiş olduğumuz o ( Abdullah ibni Selam (R.A) gibi mümin) kimseler ( Muhammed (S.A.V)  açık tarifini Tevrat’ta buldukları için, ) kendi oğullarını ( şeksiz şüphesiz ) tanıdıkları gibi onu tanımaktadırlar. Şüphesiz ki onlardan (inat edip Müslüman olmayan) bir fırka elbette (kıskançlık yüzünden) hakkı gizlemektedirler. Oysa kendileri (kitaplarında bildirilen zatın, Muhammed (S.A.V) olduğunu ) bilmektedirler.

    İZAHAT

    Bu ayeti kerime, Efendimiz (S.A.V)in bütün şemail ( görünen şekli ) ve evsafı (sıfatlar)nın, kütübi salife( geçmiş kitaplar) da mezkur (zikrolunmuş) olduğunu ve ehli kitap alimlerinin, öz oğullarını tanıdıkları gibi Rasulullah (S.A.V)i tanıdıklarını, ayrıca Efendimiz (S.A.V)in verdiği haberlerin doğru olduğunu bildiklerini haber vermektedir.

    Beyzavi, Hazin, Nesefi, Beğavi, Fahrurrazi ve diğer tefsirlerin zikrettiğine göre, Hazreti Ömer (R.A), yahudi alimlerinden oluğ İslamla müşerref olan Abdullah ibn-i Selam Hazretlerine bu ayetin manasını sorduğunda, Abdullah ibn-i Selam buyurduki : “ Ben o Peygamberi (S.A.V) oğlumdan daha iyi tanıyorum. Bunun üzerine Hazreti Ömer: “Nasıl?” dedi. O da: “Çünkü ben Muhammed( S.A.V) in Nebi olduğunda hiç şüphe etmiyorum, zira Allah-u Teala, onu sıfatlarıyla bize kitabımız Tevrat’ta tanıtmıştı amma oğlumun annesi belki de hainlik etmiş olabilir, kadınların ne yaptığını bilemem fakat Tevrat’ın haber verdiğinde hiç şüphe etmem!” buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ömer (R.A), Abdullah ibn-i Selamı (R.A) alnından öptü ve “Ey İbn-i Selam! Allah seni muvaffak etsin”. buyurdu.(Suyuti,Durrul-Mensur:1/357)

    Taberani, Selman-ı Farisi’nin bu ayetin tefsiri sadedinde şöyle buyurduğunu zikretmiştir: Ben din aramak için dolaşıyordum, ehli kitabın kalıntıları olan rahiplerin arasına düştüm. Onlar :” Bu zaman, arap topraklarından çıkması yakın olan bir Peygamberin zamanıdır, onun bir çok alametleri vardır, birisi de Peygamberlik mühürü olmak üzere iki omuzu arasında bulunan yuvarlak bendir.” dediler.( Suyuti,Durrü-l Mensur: 1 /357)

    وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ

    “Hani Meryem oğlu İsa (Peygamber olarak gönderildiği Yahudi milletine hitaben ):

    “Ey İsrailoğulları! Gerçekten de ben, kendimden önceki Tevrat’ı doğrulayan ve İsmi Ahmed olup benden sonra gelecek olan pek kıymetli bir Rasülü müjdeleyen biri olarak Allah’ın size elçisiyim!” demişti.

       Fakat o onlara (, ölüleri diriltmek, körleri ve alaca hastalarını iyi etmek gibi ) pek açık mucizeler getirdiğinde( inanacakları yerde ):

      “İşte bu pek açık bir büyüdür!” demişlerdi.(İsa (A.S)a inanmayan Yahudilerin,onun müjdelediği ahir zaman Peygamberine inanmaları nasıl beklenebilir?)

            İZAHAT

       Alusi tefsirinde zikredildiğine göre İncil’de İsa (A.S)ın şu sözü nakledilmiştir :

    Benim Allah’a gitmem sizin için çok hayırlı olacaktır. Çünkü ben gitmez isem Faraklit(Peygamberimiz) size gelemez. Ben gittiğim zaman onu size göndereceğim. Benim çok söyleyeceklerim var ama siz onları kaldıramazsınız. Ama o size gelince bütün hakikatlere sizi irşad edecektir.Çünkü o kendi katında konuşmayacaktır. Bilakis, vahiy olarak işittiklerini anlatacaktır.Tüm gelecekleri sizlere bildirecektir ve Rabbime ait olan tüm vasıfları size anlatacaktır. Eğer beni seviyorsanız bu vasiyetlerimi iyi tutun. Gerçi bende sizi yetim olarak bırakacak değilim. Zira pek yakında Tekrar geleceğim.İsa (A.S)ın bu sözlerinden geçen Faraklit ilim ve ihtisas sahibi olan bazı hristiyanlar tarafından hamdedici manasıyla tefsir edilmiştir ki, bu Ahmed isminin karşılığıdır.Artık  Allah’ın gözlerinden taassup perdesini açtığı kişiler, bu Faraklit tabirinden Rasulullah (S.A.V)in kastedilmiş olduğunu kolayca anlar.

    İsa (A.S)ın kendisinin yakında gelecek olduğunu müjdelemesi ise, deccali öldürmek İslam dinini dünyaya hakim kılmak üzere , Rasullullah (S.A.V)in ümmeti olarak ahir zamanda gökten ineceğinin bir ifadesidir. ( Alusi 28/87)

    GAYRİ MÜSLİMLERİN MÜSLÜMANLARA OLAN 

       KİN VE NEFRETİ

    َدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَما كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَواءً فَلا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِياءَ

    O ( mürted olan)lar temenni ettiler ki ; kendileri kafir olduğu gibi ,keşke siz de kafir olsanız da hepiniz eşit olsanız . ( NİSA -89 )

    Evet ayeti kerime gayat açık bir şekilde onların emellerinin müslümanları kendileri gibi küfür dairesine ilhak etmek . Müslümanlar ise bunların farkına varmadan onlara büyük bir özen ,taklit olma yolundalar .Gayri müslimleri medeni , çağdaş oldukları iddasında bulunarak  , yaşam tarzlarını onlara uygun yapmaya çalışmaktadırlar. Halbuki bu tür düşünce ve ideal müslümanların ancak dünyasını ve ahiretini heder etmesine seben olacaktır . 

         Nitekim Mevla Teala hz. onların ( gayri müslim kafirlerin ) müslümanlara ve İslama ne kadar büyük bir buğz , kin , düşmanlık benimsediklerini ayeti celilerinde bize açıklıyor . Birkaç tanesini burada zikr edelim :

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّواْ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

    Ey iman etmiş olan kimseler ! Kendi ( din kardeşleri)nizden başkası(nı, Yahudi ve Hristiyanlar gibi kafir fırkaları )nı (güveninize mazhar konumda ) bir sırdaş edinmeyin ! (çünkü ) onlar hiçbir (fitne ve ) fesat hususunda size hiçbir şeyi eksik yapmazlar .

       Onlar (din ve dünya hususunda daima ) sizin sıkıntınızı ( ve zarara uğramanızı ) istemişlerdir .

        Gerçekten (size karşı büyük bir kin ve nefret taşıdıklarından , kendilerine hakim olamamış ve ) ağızlarından (dökülen sözlerinde ) aşırı öfke açığa çıkmıştır .

       Onların göğüslerininin gizlemekte olduğu ( düşmanlık ) ise (açıkladıklarından ) daha büyüktür .

      Muhakkak  Biz   (Allah ve Rasulunun düşmanlarıyla dost olmanızı ifade eden )ayetleri size iyice açıklamışızdır.  Eğer siz ( dostla düşman arasındaki farkı düşünüp ) anlamakta olduysanız ( gerekeni yaparsınız )!  (Ali imran -118 )

      Bu ayetin sebebi nuzulü olarak İbni Abbas’ dan rivayete göre ; bazı Müslümanlar cahiliyyet devrinde aralarında bulunan komşuluk ve antlaşma  yüzünden kimi Yahüdilerle ilişkilerini sürdüyorlardı. Bunun üzerine Allah’u Teala onlar  hakkında bu ayet-i kerimeyi indirerek, kendi dinlerinden olmayan kimselerle gizlice dostluk  yapmalarını yasakladı .

     

    وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ 

    (Habibim ) Sen onların dinine tamamen uyuncaya kadar, ne Yahudiler ne de Hristiyanlar asla senden razı olacak değillerdir .De ki Allah ın hidayeti ve dosdoğru yolu olan İslam var ya şüphesiz ki iki cihan saadetine ulaştıracak istikameti gösteren hidayet ancak odur. Sizin davet ettiğiniz sapık yolların ise hidayetle hiçbir alakası yoktur. Andolsun ki eğer İslamın doğruluğuna dair sana gelmiş olan bunca ilimden sonra yine onların eğri büğrü görüşlerine ve kötü arzularına uyacak olursan , elbette Allah ‘tan başına gelecek belalara karşı senin için ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı ( bakara -120 )

    Ayeti kerime i iyi bir analiz ettiğimiz takdirde şu sonuçlar çıkmaktadır ;

    1- bizden razı olmaları onların tahrif olmuş olduğu dinlerine ( hükmü kaldırılmış ) girmekle olacaktır ki bu da imkansızdır.Anlaşılan şudur ki bizden onlar kıyamete kadar razı olmayacaklar ve İslama olan düşmanlıkları devam edecektir .

    2-Rabbimiz Peygamberimize (S.A.V) hitaben, eğer onların arzularına uyacak olursan ,yani onların istediklerine uyarsan hiçbir yardımcı ve dostun olmayacağını buyuruyor.Günümüzde müslümanlar ise , gayri müslimlerin arzularına uyduklarından dolayı , İlahi yardım gelmemekle beraber ,aziz ve şerefin yerini zelillik , acizlik almıştır .

    EHLİ KİTABIN İNATLARINDAN DOLAYI BİLE BİLE İSLAMI İNKAR ETTİĞİNİ BEYAN EDEN AYETİ KERİMELER

    الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (20) وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

      “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler ( Yahudi ve Hristiyanlar ) tıpkı kendi oğullarını tanıdıkları gibi onu tanırlar ( Peygamberin Allah tarafından gönderildiğini bilirler) fakat nefislerini hüsrana ( kendilerini ziyana) sokan (o inatçı )lar inanmazlar.,

       Allah’a karşı yalan ( sözlerle) iftira edenden veya onun ayetlerini yalanlayandan başka zalim kim olabilir. Muhakkak (şu iyi bilinsin ki ) zalimler ( kurtuluş)a ermezler.”  (Enam Suresi : 20,21)

    وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ

    “ Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onun (Kuranın) gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler.Onun için sakın şüpheye düşenlerden olma” (Enam Suresi:114.)

    يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    “Ey Ehli Kitap! Niçin hakkı ( değiştirmeye ve batılı hak süretinde göstermeye gayret ederek onu ) batılla karıltırıyorsunuz ve (Muhammed (S.A.V)in nübüvvetinin doğruluğunu ifade eden ) o hakkı gizliyorsunuz? Oysa siz( gerçeği) biliyorsunuz ! ( Al-i İmran 71. )

    PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) RİSALETİNİN BÜTÜN İNSANLARA OLDUĞU vede İNKAR EDENLERİ CEHENNEM ASHABI OLACAĞI HAKKINDA SAHİH HADİS-İ ŞERİFLER

    حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الْأَعْلَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ: وَأَخْبَرَنِي عَمْرٌو

    ، أَنَّ أَبَا يُونُسَ، حَدَّثَهُ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ: «وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَا يَسْمَعُ بِي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ يَهُودِيٌّ، وَلَا نَصْرَانِيٌّ، ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ، إِلَّا كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ»

      Muhammed’in (S.A.V) canı, elinde olan Zat’a yemin olsunki; bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan herhangi bir kimse, beni duyar da, sonra benimle gelen dine inanmadan ölürse, mutlaka cehennem ashabından olur (Müslim,İman:70, No:153,1/134)

     بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى هِرَقْلَ عَظِيمِ الرُّومِ، سَلاَمٌ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الهُدَى، أَمَّا بَعْدُ: فَإِنِّي أَدْعُوكَ بِدِعَايَةِ الإِسْلاَمِ، أَسْلِمْ تَسْلَمْ، وَأَسْلِمْ يُؤْتِكَ اللَّهُ أَجْرَكَ مَرَّتَيْنِ، فَإِنْ تَوَلَّيْتَ فَإِنَّ عَلَيْكَ إِثْمَ الأَرِيسِيِّينَ، وَ: {يَا أَهْلَ الكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ، أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلَّا اللَّهَ} إِلَى قَوْلِهِ: {اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ} [آل عمران: 64]

    “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla!

    Allah’ın kulu- ve elçisi Muhammed’den Rûm’ların Başbuğu Heraklius’a:

    Allah’ın selâmı, hidâyet yoluna girmiş bulunan kimse üzerine olsun! Buna göre ben seni tam bir İslâm dâveti ile (İslâma) çağırıyorum. İslâma gir, sonunda emniyet ve selâmet içinde olursun. Ve Allah sana iki defa sevap verecektir, şayet bundan kaçınacak olursan, köylülerin (yani tebeanın) günahları da senin üzerinde toplanacaktır. Ve “(Siz) ey (Mukaddes) Kitap sâhipleri! Gelin, sizinle bizim aramızda müşterek olan bir tek kelimede, (yani) Allah’tan başka bir tanrıya topmamak, O’na hiç bir şeyi şerik ve ortak koşmamak, Allah’tan başka aramızdan hiç bir kimseyi âmir ve efendi yapmamak (hususunda) birleşelim. Şayet onlar sırtlarını dönüp (bundan) kaçınacak olurlarsa şöyle deyiniz: “ – Siz şâhit olun ki kesinlikle bizler, (Allah’a) itaat edip teslim olan müslümanlarız.”(buhari cüz 4 sahife 45 ) 

     Bu hadis-i şerif buharide zikrolunup, Peygamberimiz Dıhyetül  kelbi’yi ,  Rum kralı Hraklius’a İslam dinine davet etmiş, kabul etmediği takdirde günahkar olup cehennem ashabından olacağını beyan edip , İslam’ı tebliğ etmiştir. ( Buhari )

    «مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلَّا يُولَدُ عَلَى الفِطْرَةِ، فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ، أَوْ يُمَجِّسَانِهِ، كَمَا تُنْتَجُ البَهِيمَةُ بَهِيمَةً جَمْعَاءَ، هَلْ تُحِسُّونَ فِيهَا مِنْ جَدْعَاءَ» ، ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: {فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا} [الروم: 30] الآيَةَ

     

    Hazreti Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in, “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)

      Peygamberimiz (S.A.V ) bize bu durumu haber veriyor ;

    لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ مَنْ قَبْلَكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ، وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ، حَتَّى لَوْ سَلَكُوا جُحْرَ ضَبٍّ لَسَلَكْتُمُوهُ» ، قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ: اليَهُودَ، وَالنَّصَارَى قَالَ: «فَمَنْ

    ‘Sizden öncekilere elbette ve elbette karış karış , zira zira tabi olacaksını.Hatta onlar kertenkele deliğine girseler sizde girersiniz ! .Ya Rasulellah  Bunlar Yahudi ve Hristiyan mıdır ? diye sorulduğunda ; 

    Peygamberimiz (S.A.V ) ya başka kimlerdir! (sahihi  buhari) 

    لَيْسَ مِنَّا مَنْ  تَشَبَّهَ بِغَيْرِنَا، لَا تَشَبَّهُوا بِاليَهُودِ وَلَا بِالنَّصَارَى   

        Bizden başkasına benzeyen bizden değildir .Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyin ( tirmizi hasen hadis )

    __________” أُعْطِيتُ خَمْسًا لَمْ يُعْطَهُنَّ أَحَدٌ مِنَ الأَنْبِيَاءِ قَبْلِي: نُصِرْتُ بِالرُّعْبِ مَسِيرَةَ شَهْرٍ، وَجُعِلَتْ لِي الأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، وَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ فَلْيُصَلِّ، وَأُحِلَّتْ لِي الغَنَائِمُ، وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ إِلَى قَوْمِهِ خَاصَّةً، وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ كَافَّةً، وَأُعْطِيتُ الشَّفَاعَةَ

    Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “Bana beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmemiştir.

    *Benden önceki Peygamberlerin her biri yalnız kendi kavimlerine gönderilirken, ben bütün insanlara gönderildim. 

    * Bana ganimetler helal kılındı. Halbuki benden öncekilerden kimseye helal değildi.

    * Yer bana tahur, pâk ve mescid kılındı. Her kim namaz vaktine girerse, nerede olursa olsun namazını kılar.

    * Ben, bir aylık mesafede olan düşmanımın içine düşen bir korku ile yardıma mazhar oldum.

    * Bana şefaat (etme yetkisi) verildi.” 

    [Buhârî, Teyemmüm 3, Salât 56,l Humus 8; Müslim, Mesâcid 3, (521); Nesâî, Gusl 26, (1, 210-211).]

    Nesâî bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir.

    “Ben, cevami’u’lkelim (veciz sözler)le de gönderildim.”

    Bu konu hakkında farklı hadis-i şerifleri zikretmek mümkün, yalnız  bu kadarıyla iktifa ettik.Peygamberimiz (S.A.V) bu hadisinde açık bir şekilde kendisinin bütün insanlığa gönderildiğini, kendisine inananların felaha ereceğini, inanmayanların ise gazaba uğradığını açık bir şekilde zikretmiştir.         Nitekim Müfessirlerin beyanı vechile “ Hanif ” ; Aralarında hiçbir ayırım gözetmeksizin bütün Peygamberlere inanan kimse demektir ! O halde Peygamberlerin En Şereflisi olan Muhammed ( S.A.V ) e inanmayan kişi hanif olamayacağı için cennet yüzü göremez . 

    Cenabı Hak İslam dairesinden bizi ayırmasın ..Ümmeti Muhammed’i İslam’dan ayırmaya çalışan şer odaklı güçlerin hidayeti mümkün değilse, bu cihanda rezil ve alçaklardan eylesin. Zira ahirette sığınacakları tek menzilleri ateş yuvasıdır.Bize düşen Allah’ın ipine (İslam’a) hepimizin sarılması ve insanların hidayetine çalışıp taşın altına elimizi koymaktır. Nemelazımcılıktan Allah’a sığınırız.Her müslüman insanlığın ıslahı için bir çaba sarfetmek zorundadır.İnsanlığın ıslah olmasının tek yoluda Dini Mübini İslamı yaşamakladır. Ümmetin bu suskunluğu, umursamaz tavrı edecek olursa korkarız ki,  küfür cemiyeti küfrünü yeryüzüne yayacak, gelecek neslimizin İslam’i hassasiyeti kalmamış olacaktır.Bize düşen İslamı yaşayıp  aynı zamanda toplumuzda bulunan kişilerin yaşaması için gayret sarf etmektir. Ves-selam
  • Yüzyılın en büyük SPOİLER çalışması.
    Kitabımız çok güzel. Öyle ki sizlere yer yer kendinizin araştıracağı yerler bile bırakıyor. Sanırım kitabı uzunca bir süre hem araştırarak hem de okuyarak devam edeceğim. Elimden geldiğince de alıntı yaparak ilerlemeye çalışacağım.

    ÖNCÜLER
    İlk bölümümüz “Öncüler” şeklinde ilk Türk devletlerini işliyor. İskitler (Sakalar), Hunlar, Sabirler, Avarlar, Peçenekler, Bulgarlar ve Hazarlar işleniyor. Hemen ardından Türk Dilinin Konumu ve Türk Dilinin Evreleri diye 2 başlık altında toplanan incelemeler mevcut. Hadi hep beraber bu toplumları inceleyelim.
    İskitler: Tanrı Dağları - Fergane - Kaşgar bölgesinde yaşama başladılar şeklinde kabul edilen ilk Türk Milleti. Açık konuşmak gerekirse ben Saka ve İskitleri farklı sanıyordum. Aynılarmış. Ama bu konuda kafam karışık yalan olmasın. Bunun haricinde bu devletin iki büyük destanı herkesin bildiğini düşündüğüm bir yazındır. İranlılarla yapılan savaşlara konu edilen ve yazılı metinlerimiz olmadığı için en azından yaşadığını da bildiğimiz Alp Er Tunga ve Destanı. Bir de Büyük İskender ile yaptıkları savaşları konu edinen Şu Destanı bizlere kalan olaylardır. Hatta Alp Er Tunga ile ilgili sizlere haddim olmadan bir de tavsiye vereceğim. Tomris Hatun (ilk kadın hükümdar da bu devirde yaşamıştır ve Alp Er Tunga’nın torunudur.) gibi karakterlerin tamamını konu edinen ve tarihi roman olan, benim de yakın zaman da okuduğum Ahmet Haldun Terzioğlu dan Alp Er Tunga kitabı. Çok beğeneceksiniz ve bu konuda fikriniz oluşacak. Buna eminim.
    Hunlar: 3 ayrı başlık altında inceleniyor. Hiung-Nu’lar ilk temsilcileri. Bu aynı zamanda bir birliktir ve Türklerin de katılımıyla Çin’e akınlar gerçekleştiren bir birliktir. Ak-Hunlar bir diğer kolumuz. Bu kolda da aslında aynı olay görülür. Daha doğrusu Chinoit ve Heftalit adları aslında Hiung-Nu’nun adının değiştirilmiş biçimi olarak kabul edilmektedir. Asıl ilgi çeken ve dünyanın tanıdığı Batı Hunları ise özellikle Attila döneminde parlamış ve Avrupa’ya (Ego Sum Attila, Flagellum Dei – Ben Attila, Tanrının Kırbacı) demiştir. Tabi sadece bu da değil.
    Hunlar hakkında sadece bu kadar bilgi az olurdu. Onların dini inanışlarını da eklemek oldukça iyi olurdu. Kurt Ata, Gök Tanrı, Kutsal Ata, Doğaya Tapınım ve Yer-Su inançları. Bunlara da oldukça kısa değinip geçeceğim.
    Kurt Ata inancı tam da tahmin ettiğiniz gibi biz de Kutsal olan Kurtların yalnızca bir motif değil, bir Ata olarak tanınıp bilinmesidir. Gök Tanrı zaten herkesin malumudur ancak şunu demek mümkündür. Nasıl şimdi Müslümanız (genellikle) diyorsak, o zaman da varsa yoksa bu inanç vardır. Kutsal Ata’da tam tahmin ettiğiniz gibi öldükten sonra büyüklerin (baba, ata) ruhlarının yakınlarda olduğu ve saygı gösterilmesini gerektiren bir inanç. Hatta öyle ki Hun hanlarının bir deyişi vardır. Bizans Piskoposu, Aile mezarlarını soyduğunda Attila’nın 2. Balkan seferini düzenlediği söylenirmiş. Doğaya Tapınım ise Güneş ve Ay sevgi ve saygısını ifade ediyor. Yer-Su ise adının anlaşıldığı üzere dağlar, ırmaklar, göller vs tamamının canlı olduğuna ve bir ruh taşıdığına inanılan bir sistemdir. Genellikle Şamanizm esaslarından biri olmasının yanı sıra Çin kaynaklarında da geçer.
    Sabirler: Haklarında bilgi yoktur, günümüze ulaşan kelimeleri yoktur. Lâkin hem bir adları hem de isimleri vardır. Yaşadıkları dönem bilinir. Bu beni oldukça şaşırtır. Sadece bu devlet değil, bu şekilde yazılan devletlerimizin tamamı böyle hissettirir bana. Hun Birliği içerisinde yer aldıklarını eklemekte fayda var.
    Avarlar: Kuzey Karadeniz ve Balkanlarda, Hunlar sonrası egemen olmuş bir devletimiz var. Açık olmak gerekirse bu egemenliği bilmiyordum. Atlı bir Millet oldukları ve Çin kaynaklarında (nedense bana İspanyolca gibi geldi) Juan Juan olarak geçtikleri bilinmektedir. En önemli ayrıcalıkları nedir diye soracak olursanız da İstanbul’u kuşatan ilk Türk Devleti olduklarını belirtebiliriz.
    Peçenekler: Göçebe bir kavim olduğu, Oğuz soyundan geldikleri bilinir. Aslında tahmindir. Haklarında pek bilgi yoktur. Haklarındaki belgeler 745 yılına ait Tibetçe yazılmış belgeler olup Be-çe-nag boyu olarak Uygur, Karluk, ve Türkeşlerle birlikte anılırlar. Ayrıca 8 tanesinin uruğu bilinir. Bizans ile ilişkileri nedeniyle Hristiyan olmaları ve daha bilimdik bir soy olan Gagavuzlar yani Hristiyan Türklerin başlıca temsilcileri bunların torunlarıdır. https://i.hizliresim.com/kOl7Nv.png
    Bulgarlar: Hem Türk hem Müslüman oldukları sonradan bozuklukları görülür. Bozulmak derken burada eskiye göre değişmek anlamına gelir. İlk paragrafta bunu hac olayıyla görebiliriz. İkinci paragrafta da soy özelliklerine değinilmesi iyi olmuş. Hunların dağılması sonrası en iyi oymağın Bulgarlar olduğu söylenir. Tarihte de ilk kez 482 yılında geçerler. Bizans tarihçileri sayesinde. Zaten en iyi oymak olduğunu yazan da Bizans tarihçileridir. Büyük Bulgaristan adında hayatına devam edip 2 kola ayrılırlar. Tuna ve Volga Bulgarları. Köken, dil ve din özelliklerine değinilerek konu sonlanır.
    Bu devlette Kurum Han, Bizans’ı kuşatırken ve işler iyi giderken kuşatma sırasında ölür. (814) Ardından 852 yılına gelindiğinde tahta geçen Boris ise büyük bir değişiklik ile Bulgarların 864 yılında dinini değiştirip Hristiyan olduğunu belirtir. Trakya ve Makedonya da ele geçirilince diğer Hristiyanlarla kaynaşılır. Volga Bulgarları ise bugünkü Çuvaşların atası sayılırlar. İslâmî seçerler. Moğol darbesini hissedene kadar refah içinde yaşarlar. Dil özellikleri kısmı oldukça detaylı verilmiş. Yazara helal olsun. Bulgarlar bile bu kadar bilmiyordur eminim yani.
    Hazarlar: 626 yılında ortaya çıkmışlar. Kuranda da geçen Yecüc Mecüc efsanesi de burada geçiyor. Musevilik benimsenmiş. Ayrıca bunu benimseyen tek Türk Devleti de Hazarlar olmuştur.

    Eski Türkler
    Göktürkler: Harika bir devlet. Muhteşem bir isim. Tarihe kazınan bir birleşim. Gök Türk. Batının kutsal üçlüsüne (baba, oğul, kutsal ruh) karşı daha büyük bir üçlü. Tanrı, Devlet, İnsan. Daha iyisi ne olabilir ki? Hele o devirde. Ünlüdür Göktürkler. İlk defa Türk adı bir devletin resmi adı olmuştur. Nasıl karşı gelinir zaten. Kitapta da Tu-Kiu’lar (Çin kaynaklarından alınmış olsa gerek) ve Kutluk Devleti olarak iki kısımda incelenmiş. İlk olarak Türk Adı, Anayurt ve Bölünüş işlenirken; Kutluk Devleti kısmında ise Yaşam, Din (Gök Tanrı, Şamanlık, Doğaya Tapıncı, Ata Tapıncı ve Ölüm Töreni şeklinde inanışlar), Yazıtlar, İçerik ve Örnek başlığıyla konular açılmış. Kartal Tibet’in yıllarca oynadığı ve yanlış anımsamıyorsam 5 seriden oluşan Tarkan filminde Tarkan isminin ne anlama geldiğini hep merak etmiştim aslında ama normal günde aklıma gelip de bakmamıştım. Şimdi gördüm bunu da eklemek istedim. Çünkü bazen yazdığım incelemelere sonradan merak ettiğim bir şey olursa bakıyorum özellikle Tarih konulu olanlarda. Tarkan kelimesi de; halktan olup sonradan soyluluk sanı verilenlere deniliyormuş. Burada bulunsun lazım olur.
    Uygurlar: Kitabımız ağırlıklı olarak Dil özelliklerine öncelik verdiğinden bunun yanında Uygurlar için Göç ve Türeyiş Destanları en bilinen özellikleridir. Onların özellikleri bir dönüm noktasıdır. Kağıt ve Matbaanın ilki olmak, yerleşik hayata geçen ilk Türkler olabilmek ve Yazılı hukuk kurallarını oluşturan ilk Türk devleti olmak. Mani dininin kabul edilmesi, yerleşik hayat ve tarım faaliyetlerinin yanı sıra kalıcı mimari eserler de yapılmıştır.
    Türkeşler: Araplarla yapılan savaşlar ile İslamiyet’in yayılmasını engelleyip, Türkçülüğün korunmasını sağlamışlardır. Baga Tarkan burada ön plana çıkar. Ayrıca kendi adına para bastırmıştır. Aynı dönemde Emevi etkilerinin silinip Abbasi etkilerinin gelmesiyle Türklük ve İslamiyet aynı çizgide yürür. Bunun da yaklaşık 300 yıl süren 3 maddede özetlenebilir bir geçiş dönemi vardır ki bunu link olarak paylaştım.
    https://i.hizliresim.com/G9lakV.png

    Orta Dönem
    Karahanlılar: İlk Müslüman Türk devleti olduklarını biliyoruz. Satuk Buğra Han döneminde İslamiyet kabul ediliyor ancak bizim Türklerde bir salgın gibi yayılan Arapçanın devlet yazı diline girmesi ve Türkçe’nin unutulması, sadece bu değil -birazdan Gaznelilere bakarken de yazacağım onlarda da Farsça var- sürekli olarak bir yazı ve dil kültürünün değişmesi, tabiri caizse bir melezlik görülüyor. Benim bildiğim farklı türler melezlenmez ama biyolojiciler çok daha iyi bilirler. Bimarhane adı verilen hastaneleri kurmuşlardır. Bu dönemde halen daha bilinen 4 önemli eser vardır. Asıl bilmemiz gerekenlerden biri de bunlardır.
    Yusuf Has Hacip – Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut – Divanı Lügat’it Türk, Hoca Ahmet Yesevi – Divanı Hikmet, Edip Ahmet Yükneki – Atabetül Hakayık eserleri dönemin ve günümüzün en bilinen eserleridir. Sizlerden haddim olmadan bir konuda da isteğim olacak. Kaşgarlı Mahmut’un eseri nasıl bulunup gün yüzüne çıkarılmış biraz araştırın. Hayran kalırsınız.
    Gazneliler: Bilindiği üzere Gazneli Mahmut, devlete en parlak dönemini yaşatmıştır. Hindistan üzerine düzenlenen seferlerle şimdiki Hint Müslümanlarının temelini atmışlardır. Dile kolay tam 17 sefer. Abbasi halifesinin koruyuculuğu üstlenilmiş; tarihte ilk kez bir Türk, Sultan unvanını kullanmıştır. Firdevsi-Şehname, Utbi-Tarihi Yemin ve en çok bilinen İbni Sina’dan Tıbbın Kanunları eseri verilmiştir. Özellikle son eser Avrupa’da uzun yıllar hatta yüzyıllar okutulan, Dante’nin kitaplarına konu olan, Avrupa üniversitelerinde ve Osmanlı döneminde kullanılan tüm tıbbın ana unsuru olmuştur.

    YAZARI EN ÇOK ELEŞTİRDİĞİM KISIMA GELELİM:
    Yazarın sayfa 109’da ‘‘Örnekleme’’ kısmında ‘Alp’ örneğini verirken Alp Er Tunga’dan bahsetmesi ve böyle bir Türk bilimcisinin, hem de Türk dili bilimcisinin İran dilinde konuşması ve Türk Oğlu Türk (ALP ER TUNGA) için ‘Afrasiyab’ demesi son derece canımı sıktı. Kitabı bırakıp atasım geldi. O derece sinirlendim. Sen İranlı değilsin. Sen Türk’sün. Bir Türk’ten bahsederken Türkçe konuşacaksın. Normal cümlelerinde ne dersen de önemi yok.

    Harzemşahlar: Zengin ve iyi komutanlardan meydana gelen bir devlet. Bu devletin sorununu ve tamamına yakınını alıntı olarak vermiştim. Bunun haricinde ekleyebileceğim; Nehcü’l-Feradis var. Eğer yanlış hatırlamıyorsam ya 40 Hadis kitabının açıklaması şeklinde ya da hadisleri toplu olarak açıklıyordu ama sanırım 40 hadis üzerineydi yanlış olmasın da.
    Muinü’l-Mürid var. Adından da anlaşılır. Tasavvufi eserdir. 900 beyittir. Dörtlük şeklinde yazılmıştır. Mukaddemetü’l-Edeb vardır. Bunu en kısa haliyle Arapça bilmeyenlere Arapça öğretmek için yazılmıştır desek doğru olur. Bunların yanında maalesef detaylarını anımsayamadığım; Muhabbetname, Kısse-i Yusuf, Hüsrevü Şirin, Revnakü’l İslam adlı eserler de mevcuttur.
    Çağataylar; Cengiz Han’ın oğlu Çağatay tarafından kurulduğu bilinmektedir. Aslında neden söz edilmez anlamam. Osmanlı Dönemi zamanında haritalarda da vardır ve Türk’tür. Şaşırıyorum.
    Bu dönemde; Muhakemetü'l-Lugateyn - Ali Şîr Nevaî, Bedayiül Luğat - Nevayi Sözlügü, Abuşka Lügati, Baburnâme - Reşit Rahmeti Arat, Şecere-i Terakime- Türklerin Soykütüğü ( Harezmli Arab Muhammed Han oğlu Ebu’l-Gazi Bahadır Han tarafından yazılmıştır.) , Senglâh Lügati ve Fethali Kaçar Lügati eserleri verilmiş. Oldukça zengin bir dönem aslında. Birçok yazar da bahsetmiş bundan. Ancak çoğu kitapta uygun bir tanım dahi yapılmadan geçilmesini aklım almıyor.
    Kullanılan dilin özelliklerinin incelenmesi kısmı çok ağır. Biraz birikim istiyor arkadaşlar haberiniz olsun. Yoksa kafa beyin patlatacak cinsten.
    Kıpçaklar: Türklerin arasında en geniş alanlara yayılmış olup aynı zamanda kalıcı devlet kuramayan belki de tek toplum Kıpçaklardır. Oğuz mücadeleleri ile Dede Korkut Destanı ortaya çıkmıştır. Ruslarla mücadeleleri İgor Destanına konu olmuştur. En önemlisi de Codex Cumanicus adlı eserde Türkçe gramer esasları Türkçe, Farsça, Latince lügat yazmışlardır. Bu eser İtalya’da San Marko Kütüphanesindedir.
    Aynı ırkta Kölemenler var. Memlük de diyorlar. Acayip garipsedim çünkü ayrı sanıyordum. Eserlerinden Gülistan Çevirisi neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiş. Dil özellikleri üzerinde de fazlaca durulmuş.
    Altınordu: Kültür bakımından Doğu ve Batı arasında bir geçit olup, İslam Kültür Merkezi durumundadır. Harezm ili ise Altınordu'nun en zengin ve en uygar bölümüdür. 12. yüzyıl başlarında gelişiminin doruklarındadır. Ürgenç kenti merkezidir. Türk dili ve kültürü açısından çok önemli işlevi olacak bu ülke Türkoloji çalışmalarının ayrı bir bölümünü oluşturur. Böylece Altınordu ulusunun temelini oluşturan ülkeler değişik yapıları kapsar. Dil ve kültürün değişik alanlarda gelişimi ayrı ayrı olur.
    Oğuzlar: 6. yüzyılda ilk kez ortaya çıkarlar. 552 yılında Göktürklerle beraber ortaya çıktıkları bilinir. Öncesi var mı? Yazılı tarihimiz o kadar kısıtlı ki, neden olmasın diyorum. Bu Soy Türklerin en bilindik soyudur aslında. Anadolu’nun fethine kadar vardır, sonrasında vardır, bu zamanda? Mümkün. Sadece bu mu? Konuştukları dil hem Osmanlı Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesinin temelidir. Karamanoğulları, Osmanlı Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Çandaroğulları, Eşrefoğulları gibi beylikler hep Oğuz soyundan kabul edilmiştir. Burada özellikle Osmanlı dışında en çok beğendiğim Karamanoğulları olup Karamanoğlu Mehmet Bey’in bir sözünü ‘Alıntı’ olarak eklemiştim. Çok beğeneceğinize inanıyorum. Özellikle oluşan Arap-Fars etkisine karşı.
    Oğuzların öyle güzel eserleri var ki aslında imkan olacak da hepsini tek tek okuyacaksın. Öyle değerli şeyler var. Dil özellikleri de çok kafa karıştırıcı gelse de mecbur dikkatle okumak durumundayız. Eski dilimiz sonuçta bu. Ama eserler, gerçekten de dediğim gibi. Çok heves ettim bazılarına.

    Çağdaş Türkler
    Türkiye Türkleri diye açılan ilk konumuzda aslında dil özelliklerimiz o kadar güzel verilmiş ki; üniversite giriş sınavlarında, lise sınavlarında, KPSS gibi tüm sınavlarda Dil Bilgisi alanında ders çalışmalarımız için resmen hem kısa hem öğretici ve çok fazla detaya girip kafa karıştırmayan bir anlatım mevcut. Hatta bir tanesini alıntı da yapmıştım. Ne çok alıntı yapmışım gerçi.
    Balkan Türkleri ise detaylı olarak verilmiş. Ben de kitaba göre gittiğimden detaylandırıyorum. Eksik veya yanlış gördüğünüz varsa lütfen bildirin ki ben de yanlış ezberlemeyeyim. Bu grubu 2 kısma ayırdık. Bunu da burada eklemeyi uygun gördüm. Müslüman Türkler (Osmanlı, Gacal, Tozluk, Gerlova, Kızılbaş, Yürük, Konyar); Hristiyan Türkler (Karamanlı, Makedonya Gagavuzlu, Surguç).
    Gagavuzlar: Gene Oğuz bağlantılı bir millet. Söylüyorum bu Oğuz olmak, Türk olmaktır diye. Orta Asya kökenli varlığını sürdüren bir millettir. Hristiyanlığı (Ortodoks) kabul etmişlerdir. Kendilerini 3 katmanda incelemek çok daha kolay ve akılda kalıcı olacaktır. En eski tabaka, kuzeyli Türk topluluğunun kalıntısıdır. İkinci katman, Osmanlılar Balkanlara gelmeden, güneyden gelen Türk topluluktur. Son katman, Osmanlı döneminde yerleşen Türk göçmenlerin katmanıdır.
    Ayrıca Gagavuzlar için Z harfinin dil özelliklerinde sonda S olduğunu da incelememizden görmüş olduğumuz için Herkes yerine Herkez yazmalarına dikkat çektim. En azından halen özürlü gibi bunu yanlış yazıp, üstüne sırf gurur yaparak düzeltmeden devam edenler için biraz umut olur. Tabi sene olmuş 2018, halen V yerine W kullananlara diyecek hiçbir lafım yok.
    Azeriler: Azerbaycan adı İÖ 328 yılında bu topraklara egemen olan Büyük İskender'in generali "Atrapates" in adından gelir. Bu ad önce "Atropatene" biçiminde bu bölgenin adı olur. 3. yüzyıldan sonra "Azurbazagaan" diye anılmaya başlar. Sonraları bu adı Araplar "Azerbaycan" biçiminde kullanırlar, şeklinde kitabımızda tanım var. Buyurun siz karar verin. Milattan önce İskit ve Sakaların akınları bu bölgeye başlar. Türkleşen bölge milattan hemen sonradan itibaren Türk olarak kalmaya devam edecektir. Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak devam eden Azeri Kandaşlarımız için çok uzun bir yer ayıran yazarımıza ayrıca tebrik ve teşekkür etmek gerek kanımca.
    Afşarlar: Dede Korkut kitabında Oğuzeli diye geçerler. Günümüzde 500000 kişilik bir nüfus ile hayatını devam ettiren nadir topluluklardandır.
    Horasanlılar: Türkmen veya Azerice dili olduğu yönünde yapılan yanlış anlaşılmalar yerini daha yeni dönemde bir Oğuz dili kullandıklarına bırakan bu boy, özellikle İran ve Türkmenistan’da yoğundur. Üstelik yaklaşık 2000000 kişi de bu dili konuşuyormuş. Şii Müslümanlığa inanırlar.
    Türkmenler: Nurmuhammed Garip Andabilli tarafından yazılan Leyla ile Mecnun eseri ile ünlüdür. Ülkelerinde ortalama 5.5 milyon kişi yaşar ve bunun 4.5 milyonu Türk ve toplamda dünyada 6000000 Türkmen vardır. Başkenti Aşkabat olup 1992’de bağımsızlığına kavuşmuştur.
    Salarlar: Uygurlar, Kıpçaklar, Türkmenler derken en sonunda kendi hakları tanınır. Salur adından gelirler. Dede Korkut da geçerler. Kendi dilleri olmadığından Uygurca kullanılır. Ayrıca yazarımız 30000 kişi için ne araştırmayla dil özelliği vermiş. Yerlerinde olsam topluca gelir yazara teşekkür ederdim. Küçümsemek için demiyorum. Nüfusu az ve kendine Türk diyenin, bölgesini bile gösteremeyeceği bu insanların dil özelliklerini bu kadar detaylı anlatabilmesi bile çok harika geldi gözüme.
    Özbekler: Türkiye Türkçesi sonrası en önemli dil budur. Bizden sonra en çok konuşulan dildir. Gene oğuz etkileri. Oğuz + Beg den ileri gelir. Yazar dil bilgisine öyle girmiş ki en çok bu var diye. Sonlara doğru bir baktım kendim okuyorum Günümüz Türkçesine bakmadan. Karluk, Oğuz ve Kıpçak Türklerinin karışımından oluşurlar.
    Yeni Uygurlar: Çin eyaletinde yaşadıkları, Çinin hatta Kızıl Çinin 20 milyonluk Uygur yani TÜRK halkına yaptığı soykırımla bu sayının 5 milyona indiği görülmekte aynı zamanda birileri de hiç alakasızca Çin patronunu arayıp telefon görüşmeleri yapmakta. DOSTLUK demekte. Dünyada en son dost denilecek insan bir Türk için Çinlidir. Dil özellikleri de oldukça sağlam. Artık iyice düşünüyorum bunlar kendileri de biliyor mu bu kadar önemli olduklarını dillerinin acaba diye. Çünkü yazar gerçekten de dil özelliklerine öyle bir giriyor ki dinlene dinlene okudum o kısımları.
    Tarançiler: Uygurların alt başlığında verilmiş. Adlarını ilk defa duydum yalan olmasın. Özellikleri de garip geldi bana. Haklarında sadece Dilleri de Yeni Uygurcanın bir ağzıdır, yazı dilleri yoktur diyebiliyorum.
    Sarı Uygurlar: Dilleri Çincedir. Güney Kansu'daki bozkır ve dağlık alanda yaşarlar. 13. yüzyıldan beridir aynı bölgede yaşarlar. Kimliklerini koruyamadıkları, orjinal dillerini sadece yaşlılarının konuştuğunu ve İslamla tanışmayıp yavaş yavaş yok olduklarını söyleyebiliriz. Yazarımız çok net konuşmuş. Cümlesi aynen bu; Efsaneleri yoktur, masal nedir bilmezler, kendi dillerinde türkü bile söyleyemezler.
    Kazaklar: Büyük Türk uluslarından biridir. Kıpçak koluna bağlıdırlar. Günümüzde varlığı devam eder ve geniş alana yayılmıştır. Zengin yeraltı kaynakları vardır ve son dönemde ülkece gelişmeye başlamışlardır. Önce Arapça sonra Latince sonra da Kiril alfabesi kullanmışlar ki bu garibime gitti.
    Karakalpaklar: Kazakistan’dan ayrılıp Özbekistan’a bağlanan bir yer. Sayıları 650 bin civarında verilmiş. Bunlarda da Arap, Latin ve en son Kiril alfabesi görülür. Bu alfabeler içinde Türkçe neden yok diye biraz garipsedim tabi.
    Kırgızlar: 1992'de dağılan Sovyetler sonrası bu bölgede kurulan Kırgızistan Cumhuriyetinde yaşarlar. 5 milyona yakın bir nüfusu vardır. Vezir Tonyukuk Anıtında onlardan Çık ve Az boyları diye bahsedildiği düşünülmektedir. Ezgi ile iç içe girmiş bir şiir geleneği, ölüm törenlerinde okunan Koşok, övgülere Moktoo, taşlamalara Kordoo denilirmiş. Tüm bunlar da ekstra olarak karşımıza çıkıyor. Bol bol zaman eki kullanımı vardır. Öbür Türk dillerinden farkı budur. Dil özelliklerinde "Gerek" anlamına gelen Arapça kökenli Kacet, "Hacet" sözü de var. Halen var. Demek ki aslında ‘Hacet’ derken bile kibarcasını kullanıyoruz. Ya da sadece ‘TESADÜF’ (!) bilemeyiz.
    Tatarlar: 3 başlık altında ve geniş olarak işlenmiş. İlk kez Orhun Yazıtlarında geçerler. 6 milyondan fazla Tatar vardır. Moğolca olduğunu belirten ve bu ikisini bir değerlendiren bilim adamları vardır. Tatarlar genel olarak Arapça, sonra Latince ve son dönemde de Rusça kullanmıştır. Kendi dillerini yeni yeni kullanmaya başlamışlardır. Rusya’daki ulusal akımlar başladığında ilk Türkçü görüşler Tatarlara aittir. (KAZAN TATARLARI) , Muhammet Giray ile başlayan yükseliş, Kerim Giray sonrası gelen beceriksizlerle beraber 1783 Küçük Kaynarca Antlaşması ile bitmiştir. Kırım artık Rusların elindedir. (Kırım Tatarları) Kırım Türkleri 1928'e kadar Arap yazısı, 1938'e kadar Latince ve son döneme kadar da Kiril yazısını kullanmıştır. Tümen, Tobolsk, Tara, Baraba yöresinde yaşarlar. Çulum çayı yatağı ile Tomsk ilinde yaşayan milletimizdir diyerek de Batı Sibirya Tatarlarını tanımlamış. Bu devlette bir de Küçüm Han var, adam İslamiyeti yaymayı amaç edinmiş. Nedense bunu da eklemeyi uygun gördüm.
    Başkurtlar: İsimleri çok hoşuma giden bu milletimiz de Tatarların doğusunda, dağlık alanlarda ve vadilerde yaşarlar. Hayvancılık ve tarımla uğraşırlar. Başkentleri Ufa'dır. 14. yüzyılda İslam’ı seçtiklerini biliyoruz. Detaylı bilgiyi de alıntı da verdim.
    Karaylar: Üstünde en uzun durulması gereken millettir. Yazarımız günümüzde anılara karışmak üzere olduğu belirtilmiş. Kırım-Litvanya arası en geniş alana yayılmışlardır. İstanbul, Rusya, Kırım, Polonya-Litvanya Karayları olarak çeşitlenmişlerdir. İstanbul’un Karaköy ilçesinin adının Karay-Köy olduğu ve buradan geldiği belirtilmiş.
    Nogaylar: Denetim altında tutulmaları Kırım Hanlığını en çok zorlayan boy Nogaylar olmuştur. Volga Irmağı doğusunda asıl Nogaylar yaşarlar. Bir özellikleri çok dikkatimi çekti. Et ve Süt ürünlerini çok fazla tüketirken Ekmek asla yemezler ve korkarlar. Ekmeğin kalplerine yapışıp onları öldüreceğine inanırlar. Garipsedim ama hoş da geldi.
    Karaçay-Balkarlar: Dillerinin benzerliğini -hatta ortaklığını- belirtmek için yazarımız ikisini aynı yerde vermeyi uygun bulmuş. Gene adını duymadığım bir soydur. Yuvarlama olarak Karaçay 131000, Balkarlar 66000 kişidir. Karaçay için günümüz kızlarının hayal ettiği erkek demek mümkündür. Tek evlilik yaparlar, başka kadınlarla ilgilenmezler veya konuşmazlar, eşlerine sevgi gösterirler ve ayrıca kadın, erkeğin hizmetçisi değildir. Maşallah.
    Kumuklar: Özerk Dağıstan da yaşarlar. 1989 sayımına göre 282.178 Kumuk vardır. Kökenleriyle ilgili neredeyse her tarihçi bir görüş ortaya koymuştur. İlk yazılı eserleri (Muhammed Osmanzade) 1883'de Nogay ve Kumuk Şiirleri Antolojisidir. 1918 Kuzey Kafkasya Halkları Ulusal Kurultayı kararınca tüm Kuzey Kafkasya’nın birleştirici ortak dili kabul edilmiştir, ilginç.
    Tuvinler: Moğol Cumhuriyetinin kuzeyindeki Tuvin Cumhuriyeti, 1999 sayımlarına göre yuvarlama 400000 kişinin yaşadığı bir bölgedir. Çin kaynaklarında ottan yapılmış kulübelerde yaşadıkları ve hayvancılık ile tarımın geçim kaynakları olduğu belirtilir. Tuvinler, Türkiye sonrası en uzu yaşayan Türk devletidir. Çin kaynaklarında 3. yüzyıldan beri isimleri geçer.
    Hakaslar: Güney Sibirya Türklerinin bir kısmı için bu isim kullanılır. 17. ve 18. yüzyıllar arasında Abakan vadisine yerleşmişlerdir. 500.000 nüfusu vardır ve günümüzde başkentleri de Abakan'dır. Hristiyan sayılır ama Şamanlığa inanırlar. Tas Tayı adı verilen dinsel bayramları vardır. Haziran ayında kutlarlar. Ayrıca bu konunun başlığı altında Şorlar, Kaçlar, Koyballar, Kızıllar, Beltirler, Sagaylar ve Çulımlar da işlenmiştir.
    Altaylılar: En geniş işlenen konulardan birisidir. Devlet, soy, boy derken en iyisi hepsini ayrı başlıkta incelemek ama o notlarımı da buraya eklemeyi düşünmüyorum. Şimdiden 11 sayfa dolmuş, ne ara oldu hiç bilmiyorum. :)
    - Altay Türklerinin ilk yurtları Türklerin anayurdu olarak da gösterilen Altay Dağlarıdır. Altay Türklerinin Kıpçakların uzantısı oldukları sanılır. Altay boy adlarının çoğu eski Türk boy adlarıdır. Biraz Moğollarla karışmış olmalarına karşın en saf kalmış Türk soyu sayılırlar. Yakın zamana değin küçük öbekler biçiminde dışa kapalı bir yaşam sürerler. İslam din ve kültüründen etkilenmezler. Şaman inançlarına bağlı kalırlar. 19. yüzyıl başlarında Rus din adamları aralarında Hristiyanlığı yaymaya başlar. Günümüzde Hıristiyan dininde sayılırlar.
    - Altayları şu şekilde ayırmak en kısa ve öğretici yol olacaktır. Güney Altaylılar; Altay Kiji, Televütler, Telegitler. Kuzey Altaylılar; Tubalar, Kumandılar, Lebetler. Bunların dışında Karagaslar ve Balabalar olarak 4 kola ayrılmışlardır. Zaten elimden geldiğince alıntı yaparak da bunları paylaşmıştım.
    Halaçlar: 30.000 kişilik bir Türk düşünün. 57 köye ayrılmışlar ancak birleştirici yazı dilleri olmadığından hiçbiri birbiriyle anlaşamaz. İşte bunlar adını ilk kez duyduğumuz Halaçlar. İslam tarihçileri onlardan 9-10. Yüzyılda ilk kez bahseder.
    Yakutlar: Türk milletleri arasında beni en çok Yakutlar hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu kadar uzun dönem var olup Rusları benimseyen ve yazarın dediği gibi ‘Türk Tarihinde Önemli İşlevi Görülmez’ dediği bu Millet, beni hayal kırıklığına uğrattı. Yaşam olarak farkları vardır. Sibirya halkları arasında sadece bunlar At ve Sığır beslerler. At eti ve Kımız vazgeçilmezleridir. Son dönemde Rus ve Dünya Edebiyatı yazıları, Yakutça yayınlanır. Öğretim dili olarak da Yakutça orta ve yükseköğretim kurumlarında uygulanır.
    Çuvaşlar: Moskova’nın doğusunda özerk Çuvaşeli Cumhuriyetinde yaşarlar. 17. yüzyılda Hristiyan olsalar da (Ortodoks) halen Eski Türk inançlarını yaşatırlar. Töreler (bir kısmı) korunur ve Tanrılara kurban adama geleneği sürer.
    Böylelikle kitabımızı bitirdik. Biraz uzun sürse de bu tarz Tarih ‘Kitaplarımızda’ uzun süre okumak, anlamak ve neyin ne olduğunu bilmek önemlidir. Bu kitaplar konusunda sizlere en iyi tavsiyem önce bir kere okuyup bu tarz hem bir özet hem de kısaca kaynak niteliğinde yazı çıkarmanız, daha sonra merak ettiğinizde bu kitaplarda geçen Milletleri bir kaynak olarak kullanmanız en faydalı seçim olacaktır.
    Bir süre Tarih alanında kitap okumayacağım. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde Polisiye tarzı birkaç kitap okuduktan sonra Tarihi kitaplara döneceğim. Böylelikle aslında kafa dağıtmış da oluyorum. Sabrınız için teşekkürler. İyi tatiller. Kitapla kalın efendim..
  • Buldukları sözleri Necib Fazıl Kısakürek'in diye yazıp gönderiyorlar hiç düşünmüyorlar ki Ustadın kalemi bu kadar kolay değildir !
    İnsanların facebook gibi sayfalarda daha fazla beğeni alabilmeleri için veciz olmak için daha kırk fırın ekmek yemeleri gereken cümle kırıntılarının altına "NFK" yazmaları kadar şu aralar hiç bir şeye sinir olmuyorum.. Bundan sonra en çok sinir olduğum şey ise bu paylaşımların altına bu söz Ustada ait değildir demek geliyor.

    1-Dünya güzel olsaydı doğarken ağlamazdık, Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.
    2-Sokak lambası gibi olma ey yar! Kime yandığın belli olsun.
    3-Nerelisin? diye sormuştu; oralı olmadım. Tepkisizliğimi görünce o da oralı olmadı. Artık ikimizde oralı değildik hemşehri sayılırdık.
    4-Fazla ciddiye almayın bu hayatı, nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız. (Küçük İskender'e aittir.)
    5-İnsanın kazandığı paradan değil, Paranın kazandığı insandan kork.
    6-Armut deyip geçmeyin, Onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!
    7-Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; Değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın...
    8-Bana çağ dışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım.
    9-Ömür ağaç dalında savrulan bir yapraktır; Ne kadar genç olursan ol sonun kara topraktır!
    10-Yüz daha versen yüz uman yüzler bilirim.. Yokuşlara kardeş olan düzler bilirim.. Dünya öküzün üstünde derler ama; dünyanın üstünde nice öküzler bilirim!
    11-İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır..!
    12-Hayatımızın yarısını uyuyarak geçiriyoruz, Diğer yarısını da uyutularak.
    13-Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.
    14-Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken.. Ya kazanırken, ya da kazandığını yerken.
    15-Benim ayağımın altıda müsait başımın üstü de nerede olacağını sen belirle...
    16-İnsanlar ikiye ayrılır; vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.
    17-Yalnızım diye üzülmüyorum.. Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz ..!
    18-Önüne gelenle değil, Seninle ölüme gelenle beraber ol.
    19-İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.
    20-Veren de O alan da O, Nedir senden gidecek? Telaşını gören de, can senin zannedecek.
    21-Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir ; Yaşamak güzeldir.
    22-Ölüm her aklına geldiğinde 'Ah' edip 'Vah' edip inleme; Bu halinle Rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; O geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.
    23-Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?
    24-Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar.
    25-Ya İslamla yükselir, ya inkarla çürürsün, Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün.
    26-Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.!
    27-İslamiyet avrupa'dan gelse müslüman olacaksınız.. !!
    28-Tanrı sizi korusun, bizi Allah korur.
    29-Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem, hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermaye.
    30-Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; Hem yolunu kaybedersin, hem dostunu!
    31-Ya Allah'a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.
    32-Bazı insanlar alçak gönüllüdür, Bazıları da alçak olmaya gönüllüdür .. !
    33-Hayatın çilesine tahammül gerek, Değil mi ki sefa ile cefa müşterek. Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek...
    34-Uğruna ölmekse seni yaşatmak bin kere ölürüm de adına leke sürdürmem, Gururdur namustur bayrak ve sancak, aksa da kanım zalimi güldürmem!
    35-Ölüm zorların zoru, Yaşamak ondan da zor!
    36-Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyor iken, ahiret hesabımızın vay haline.
    37-Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nereden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini..
    38-Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; Dünya beş para etmiyor..
    39-Öz anne-babasını huzur evine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz...!
    40-Öyle ucuz değil gül koklamak. Gül tutan ele diken batmalı... Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!
    41-Kişiye göre davranacaksın, küçükle küçük olacaksın hatta; Ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmeyeceksin hayatta..
    42-Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, İMAN'ını göster.
    43-Her kahkahan da Allah'a teşekkür etmiyorsan, Neden her ağladığında O'na kızıyorsun?
    44-Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkumsa; Gönülden düşen insan da unutulmaya mahkumdur.
    45-Kula kulluk etme ! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme! Yoksa, unutulursun.
    46-İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.
    47-Gökler ağlıyor, biz ağlamışız çok mu? Bize yobaz diyorlar, haberin yok mu?
    48-Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de, aşağılıktır.
    49-Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor, ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz.
    50-Soruldu mu ne bilirsin diye; "Haddimi bilirim" soruldu mu ne istersin diye; "Haddimi bilir, hakkımı isterim" demeli...
    51-Ömrün ilk yarısı; İkinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; İlk yarısının hasretiyle geçer.
    52-Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.
    53-Sonunda 'eyvah' diyeceğin şeylere, başında 'eyvallah' deme. Pişman ol fakat pişman ölme.
    54-Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?
    55-Af var diye işlenen suçtan vicdan burkulur; Affı sigortalayan hayâsızdan korkulur...
    56-Ayağın taşa takıldığında "Allah kahretsin" bile dememelisin, Dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var...
    57-Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin!.
    58-Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.
    59-Payımıza sükût düştüğünden beridir, Kalbimizin sesini daha bir güzel duyar olduk.
    60-Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, Haram ile beslersen o'nu hakaret ile öder borcunu.
    61-Cevabımın şiddetinden susuyorum!
    62-Öyle insanlar vardır ki; Lağıma düşseler, lağımı kirletirler.
    63-Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!
    64-Hayatin çilesine tahammül gerek, değilmi ki sefa ile cefa müşterek? sizce ağlamak için göz yaşı mi gerek? bazen dertliler de ağlar ama gülerek...
    65-Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten dehe lezzetlidir.
    66-Felsefe; çürük cevizlerle dolu bir denizde sağlam cevizi aramaktır.
    67-Hayat dediğin Allah (cc) için değilse, Ne çıkar hayat önünde eğilse.
    68-Ben bir garip insanım..Ne tahtım var,ne tacım..Tut elimden ALLAH'ım..Yalnız Sana muhtacım.
    69-Haram kazanılan aş, aşdan sayılmaz...Hak için akmayan yaş, yaşdan ayılmaz. Kişi, başım var diye övünmesin;Secdeye varmayan baş, baştan sayılmaz.
    70-Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, Gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.
    71-Nöbet sende diye aldanma sakın, Zannetme bakidir devranın senin! Bir gün bizim köye yolun düşerse, Boynuna asılır fermanın senin!
    72-Ne gelirse başımıza Hakk'tandır; fakat geliş sebebi, Hakk'tan ayrılmaktandır.
    73-Bir kişinin herkes, herkesin de bir kişi olduğu hakikati İslâmındır.
    Salaklık bulaşıcıdır.
    74-Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır.. Ama İstanbul'u Bizanslılar almış deyip tekrar savaşır.
    75-Bizler açlıktan karnına taş bağlayan Peygamberin, doymak bilmeyen ümmetiyiz .
    76-Örtü, şuuruyla takılmadığında da Allah katında bir değeri olsaydı, Cennetin baş köşesine rahibeler otururdu..
    77-Nazım benim cezaevi arkadaşımdı,düşüncelerimiz farklı olsa da.
    78-Ölümüz dirimiz.. Her gün birimiz.. Bir gün hepimiz.. HAKK'a gideceğiz...
    79-Bin "günahın" olsa da bana, bir "gün ah'ım" yok sana...
    80-Benim idealimdeki rejim olsa, seni astırırdım. Sonra ise mezarını türbe yaptırırdım. (Nazım Hikmet'e.)
    81-Ben ve nazım her zaman kavga etmişiz ama biz hapishanede birbirimize ekmek vermiş insanlarız ey benim düşümdekiler nazım sevin demiyorum ama saygı duyun onun kadar Türkiye sevdalısı yoktur.
    82-Bir tohumda; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir.
    83-Tövbe kapısı açık dediysek,Yeni günahlara koşman mı gerek ?
    84-Halbuki MÜSLÜMANLIK, zor içinde en kolay; pahalılık içinde de bedava kurtuluş çâresidir.
    85-Sustum! Birikti yanaklarıma alfabe.. Ya İlahi ya Rab sükutumu en güzel duam eyle.
  • Kadın, İslam’la insanlığını kabul ettirdi...
    Kadın, İslam’la analığın şerefini kazandı...
    Kadın, İslam’la sömürülmekten kurtuldu...
    Kadın, İslam’la cinsel arzuları tatmin makinası olmaktan kurtuldu...
    Kadın, İslam’la kullara kulluktan Allah'a kulluk makamına yükseldi...
    Orhan Çam
    Sayfa 229 - Misyon Yayınevi
  • http://www.yeniakit.com.tr/...tida-kadin-5223.html

    Eski Batı’da kadın

    Batı’da bugünkü durum farklı olabilir, ancak düne kadar kadının hayat hakkı yoktu. Çünkü Batı geleneği kadını “insan” olarak görmüyordu.

    Peki kadının Batı’daki görüntüsü neydi?..

    İsterseniz bu sorunun cevabını, kadınlara karşı nazik, anlayışlı ve hoşgörülü bir toplum olmakla övünen Fransızların atasözlerinde arayalım.

    Bir Fransız atasözü, “Şeytanın yapamadığını kadın yapar” diyor...

    Bir diğeri, “Kadın vücudunun üstündeki baş, şeytanın başıdır” diyor...

    Sıkılsak da Fransız atasözlerini aktarmaya devam edelim:

    “Kadın şeytandan beterdir...”

    “Kadın bir örümcektir...”

    “Karısı olanın arısı var demektir, ne zaman sokacağı belli olmaz...”

    “Kadın zarurî bir baş belâsıdır...”

    “Horozun karşısında tavuk ötmemelidir...” (Erkek konuşmalı, kadın susmalı anlamında)

    “Kadın takvim gibidir: Ancak bir yıl işe yarar...”

    “Kadın erkeğin sabunudur...” (Kirini temizler anlamında)

    “Kadın dili kesilse bile susmaz...”

    “Kadınların hepsi ikiyüzlüdür...”

    Evet, kadınlar hakkında söylenmiş Fransız atasözlerinden bir derleme sunmaya çalıştım.

    O Fransızlar ki, kadınlar konusunda en nazik, en anlayışlı, en hoşgörülü toplum olmakla övünürler.

    İşte “feminizm”, kadını hor gören, aşağılayan, âdeta şeytanla eşdeğer sayan böylesine yanlış bir telâkkinin çocuğudur...

    Batı’da doğdu ve bize bulaştı.

    Oysa kültür kaynaklarımız kadını cennetle özdeşleştiriyor...

    Kadını cennetle özdeşleştiren geleneksel anlayışımızın, asrın başına kadar “kadın şeytan mı, insan mı?” tartışması yapan anlayıştan model almasına ihtiyacı var mıydı?

    Feminizm gibi, Batı toplumları için gerekli savunma mekanizmalarının, Müslüman toplumlarda yeri olmadığını düşünüyorum...

    Tabii bu İslâmiyeti nasıl algıladığımız ve ne kadar yaşadığımızla da yakından ilgili bir konudur.

    İslâmiyeti tüm unsurlarıyla kavrayıp yaşasaydık, yaşabilseydik, erkeğin kadına üstünlük kurması ya da kadının erkekle savaşması gibi eğilimlerimiz olmazdı.

    Düşününüz ki, Resul-ü Âlişan Efendimiz kendi söküğünü dikerdi, çoraplarını yıkar, yemeğini yapardı; bilmiyorum, ama belki bulaşığa bile yardım ederdi.

    Şimdi biz bunları yapmaya kalksak, adımız “kılıbık”a çıkar...

    Çünkü toplum, İslâmî değerlerde yaşamak yerine ithal yanlışlarda yaşıyor.

    Batı’ya endeksli yaşama biçimimizin İslâmın sosyal boyutundan bizi koparmaya başladığını artık görmemiz lâzım.

    Ayrıca gelenekselleşmiş bazı yanlışlarımızın İslâmla uyumunu kendi içimizde tartışmalıyız.

    Alışkanlıklarımızla ya da Batı kaynaklı dayatmalarla değil, İslâm öğretisinin doğrularıyla tüm hayatımızı şekillendirmeyi temel alırsak, sanıyorum aile problemlerimiz başta olmak üzere pek çok problemimize kalıcı çözümler üretebiliriz.

    Hep vurgulamaya çalıştım: Resul-i Alişan Efendimizin Veda Hutbesi’nde billurlaşan görüşler, kadına bakışımızı gerçek zeminine oturtacak bir “manifesto”dur…

    Şöyle buyuruyor: “Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim... Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır…”

    Bu tavsiyenin ışığında, kadın-erkek tartışmalarına belki yeni bir yorum getirebiliriz.

    Yavuz Bahadıroğlu
  • Gündemimizde yükselişte olan bir kavram var "Kemalizm". Peki nedir bu Kemalizm?
    Mustafa Kemal kendi döneminde "Kemalizm" terimini kullanmamıştır. Bu kavram daha sonra yapılan araştırmalarla beraber oluşmuştur. Hollandalı tarihçi Erik-Jan Zürcher Kemalistleri erken cumhuriyet dönemindeki karar alıcılar olarak tanımlamıştır. Bu grubun yaklaşık 50 kişiden oluştuğunu söylemişti ve bu grup üzerine bir araştırma yapmıştır.
    Araştırmasında dört farklı başlık üzerine çalışmıştır; Eğitim, yaş, cinsiyet ve coğrafi konum. Grubun geneli ülke standartlarına göre iyi eğitim almış kişilerdir. Doğum tarihleri 1878 ve 1888 arasındadır. Ülkedeki okul sayısını da düşünürsek çoğu birbirini okul sıralarında tanımaya başlamıştır. Erkeklerin çoğunlukta olduğu bir topluluk olmasına karşın içlerinde iki adet kadın vardır. Bunlar Halide Edip Adıvar ve Latife Hanım'dır. Grubun %80'i Batı'ya yakın ve entegre olmuş yerlerden gelmektedir hatta Celal Bayar hariç hepsi şehirde doğmuştur.
    Bütün Kemalistler ‘de büyük bir güvenlik endişesi vardı. İttihat ve Terakki'nin başına gelenleri yaşamak istemediler. Geriye kalan son bağımsız Türk devleti ve son bağımsız İslam devleti oldukları için bağımsızlığa önem verdiler.
    KİMLİK
    Kemalist seçkinler kendilerinden ayrılanlar nedeniyle her türlü kimlik politikasına güvenlik endişesiyle baktılar. Mümkün olduğunca homojen bir kimlik oluşturmaya çalıştılar. Bugün baktığımızda bir kimlik siyaseti içinde yaşıyoruz ve her türlü sorun buradan çıkıyor.
    LAİKLİK
    Sorunlarının İslam’la olduğunu düşünmüyorum. “Türkçe ibadet” konusu düşünülse de hassas bir damar olması nedeniyle vazgeçildi. Fes kaldırılsa da kadın kıyafetine karışılmadı, kişinin vicdanına bırakıldı. Baskılar Kemalistlerden bağımsız bölgesel oluştu.
    DİN ADAMLARI
    Kemalistler bahsettiğim güvenlik sorunları nedeniyle bir telaş içindeydiler ve ulemaların bu reformu geciktirdiğini düşünüyorlardı. Bunun doğruluğu tarafsız tarihin değil, kişinin kendi görüşüyle cevaplandırabileceği bir sorun.
    KÜLTÜR DEVRİMİ
    O dönemde birleşik milletlerde yaklaşık 40 devlet vardı ve misyonları başka devletlere uygarlığı götürmekti. Devletler arasında asla eşitlik yoktu. Her an kurban pozisyonuna düşebilirsiniz. Kemalistlerin amacı bir an önce Batılaşmak ve av grubundan çıkabilmek. İran, Etiyopya gibi olmamak. Dolayısıyla bu devrimlerin hiçbiri Kemalistlerin kendi kültürlerine olan nefretlerinden dolayı oluşmuş değil. Doğruluğu yine sizin düşüncenize bağlı bir konu.
    ORTADOĞU
    Bu dönemde güneyimizde bağımsız bir devlet yok. İyi bir ilişki kurmak isteseniz bile oradaki kolonize devletler buna izin vermezdi. Sistemin gerektirdikleri sebebiyle erken cumhuriyet dönemiyle Ortadoğu ile ilgilenilememiş.