• https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐Kitabını bana gönderip okumama vesile olan @yazar_serpiltuncer hanıma teşekkür ediyorum. İyi ki göndermişte bu güzel öykü kitabıyla tanışmışım.
    ⭐Kitabımız 23 öyküden oluşuyor ve bu öyküler bir çok farklı konu hakkında yazılmış. Kısa bir Türkiye manzarası da diyebilirim. İşin güzel yanı Serpil hanım yer yer farklı diller kullanmış ve bunu oldukça ustalıkla yapıp okuma şevkinizi arttırıyor.
    ⭐Öykülerin konusu genel olarak; bizim arka mahallemizde kalmış, görmezden geldiğimiz insanları konu alıyor. Evsiz eski yeşilçam figüranı, annesi ve çocuğuna bakmak için şehir dışında bakıcılık yapan kadın, Eminönü'nde minik bir büfede çalışan adam ve daha niceleri.
    ⭐Ateş adlı öyküye ise ayrıca değinmek istedim. Çok çok eskilerde geçen bu öyküde ateşin bulunma hikayesi anlatılıyor. Tabi ki bizim bildiğimiz bulunuş hikayesi değil bu. Oldukça merak uyandırıcı olan bu öykü, kitabın genelinden ayrılmış bir konumda.
    ⭐Karakterin iç dünyaları da bizlere aktarılmış. Bu sayede öyküleri okurken kendimizi olayların içinde bulmamız bir iki cümleyi geçmiyor. Eşşiz bir okuma zevki veriyor bizlere.
    ⭐Daha fazla bilgi vermek istemiyorum, umarım sizde merak uyandırmışımdır kitap hakkında. Kesinlikle bu kitabı alıp okumalısınız asla pişman olmazsınız.
  • Cthulhu,Necronomicon gibi bazı terimleri daha önce hiç duydunuz mu?Ya Bloodborne ve Darkest Dungeon oyunlarını?Tamam oyun bilmeyebilirsiniz diyelim ya Metallica'nın direkt olarak bu kitaba ithafen yazdığı Call of Cthulhu şarkısını ?Peki ama en azından Stephen King,Jose Luis Borges ve Edgar Allan Poe'nun korku edebiyatının en güçlü yazarlarından olduğunu biliyorsunuz değil mi? İşte onların çok fazla ilham aldığı kişi bu garip adam H.P.Lovecraft.

    Kitaptan da bahsedeceğim elbet ama önce yazardan bahsetmek daha doğru gibi görünüyor.Lovecraft'ın çok sancılı bir çocukluk geçirdiği aşikar.Annesi ile ilişkisi hiç bir zaman iyi olmamış hatta genelde küçük kız kıyafetleri içinde gezdirilmiş ve bu travmalar da onun eserlerinde neredeyse hiç kadın karakter olmamasını biraz olsun açıklıyor.(Evet feministler Lovecraft'a hücüm!)Dünyada hatta ülkemizde korku edebiyatı denilince en son akla gelen isimlerden birisi bu üstad ama halbuki ilk akla gelmesi gereken kişi belki de o.Çünkü yarattığı bazı şeylere dünyada o kadar körü körüne bağlı olan ve hatta bir mezhep oluşturup tapan insanlar var ki bilseniz ağzınız bir karış açık kalır.

    Kitaba gelecek olursak bir sürü kısa hikayeden oluşuyor ve bazıları türünün ilk örnekleri olduğundan yada Lovecraft'ın garip bir adam olmasından kaynaklı olarak pek ilgi çekici değiller hatta sıkıcılar.Ama öyle 2 3 tanesi var ki mesela Herbert West:Diriltici,Duvarlardaki Fareler ve tabi ki en ünlüsü ve en büyük etki yaratanı Cthulhu'nun Çağrısı.İşte bu üç öykü kitabı okurken geçirdiğim sıkıcı evreleri tamamiyle telafi etti.Korku ve Gerilim edebiyatının gerçek en ağır topu olan Lovecraft'ı sonunda okuduğum için minnettarım ve size de öneriyorum.
  • Bilinmeyen bir kadın tanımı bile kitabı tamamladıktan sonra daha farklı bir anlama bürünüyor, şöyle ki söz konusu kadın aslında bir çok insanlarla cinsel birliktelik yaşamış ancak onu kendisinin en çok önemsediği erkek hiç tanımamıştır, o da kadınla birliktelik yaşasa da.

    Cinsel birlikteliğin insanların birbirlerini bilmelerini sağladığını söylemeyeceğim hatta iki insanın da farklı amaçlarla, farklı duygularla yöneldiği bu tür birliktelikler, iki insanı birbirinden daha çok uzaklaştırır çünkü bir insanın vücuduna eriştiğimizde artık onu pek de tanımayı istemeyiz, vücudunun mahremine girmek bazen insanın kendisini önemsemememize neden olur.

    Bir kadın için veya bir erkek için bilinmek ise en zor şeylerden birisidir, çünkü insan, kendisini bile kendisinin bilemediği bir ruh yapısına sahipken başkasının onu tanıması, bilmesi çok kolay değildir. Kitabımızda da bu olay gerçekleşmez, kadın karakteri tek bir kişi tanır o da Bay R.'nin uşağı Johann'dır, bu karakterin içi az işlense de önemli bir karakter olduğunu düşünüyorum, çünkü bu karakter insanlara karşı içten bir saygıyla yaklaşır ve duyguları anlamaya çalışır, bu karakterin geçtiği sahnelerde Zweig hep buna vurgu yapmıştır.

    Sevilen erkek olan yazar Bay R. ise, uşağının tersine dıştan saygılı ama karşısındaki insanın duygularını pek de görmeyen, göremeyen bir insandır hatta daha doğrusu amaçları doğrultusunda bu söylediklerimi yapar veya yapmaz.

    Bilinmeyen kadın ise çok değişik bir hikayeye sahiptir, yaşadığı aşk ilk bakışta herkesin hayatında olan bir durum gibi görünür ama onun en önemli yanı uzun süren sevgisi değil, sevdiğini kutsallaştıran sevgisidir.

    Kitap okuması hoş bir uzun hikaye, sonlara gelindiğinde bazı duygular daha güçlü hissediliyor ve bu da bence başarılı bir sonuç, bilinmeyen insanlarla dolu günümüzde ise son olarak her bilinmeyenin sonunun böyle olmamasını dileyeceğim...
  • Artemis; Marslı'nın yazarı olarak çoğu insanın tanıyacağı Andy Weir tarafından yazılmış bir kitap ama bu sefer olaylar Mars'ta değil Ay'daki 5 kabarcıktan oluşan Artemis adındaki minik bir şehirde ilerliyor. Öyle bir şehir düşünün ki sokaklar değil kolidorlar var dolayısıyla araba kullanan insanlar yok. Şehirlerin büyük bir bölümü yer altında ve yeraltı katlarında yoğun olarak işçi sınıfları tabut gibi olan minik kapsül odalarda kalıyorlar.-kendilerine özel banyoyu geçin başlarını çarpmadan kalabilecekleri bir odaları dahi yok.- Bu insanlardan birisi olan Suudi asıllı, çok kuralları kafasına takmayan -hatta ek iş olarak kaçakçılık yapıyor-, aşırı zeki ama bu zekasını bir meslek dalında kullanmayı istemeyen, zengin olmayı amaç edinmiş Jazz adında bir karakteri okuyoruz. Bu zeki, eğlenceli, tehlikeden kendini ayıramayan biraz da küfürbaz kadın karakteri okumak aşırı keyifliydi. (Kesinlikle bundan sonra en sevdiğim kadın karakterlerin başında gelecek. Her konuşmasından, planına cidden aşırı iyiydi!) Bir gün onu zengin edecek bir sabotaj teklifi geldiğinde Jazz kendini boyunu aşan bir tehlikenin içinde buluyor. Vereceği her karar Artemis için hayat meselesine dönüyor, karakterin bütün bunlarla nasıl başa çıkıp, bütün gizemleri ve problemleri nasıl çözdüğünü artık kitabı okuyup öğrenmeniz gerekecek;)
    Kitabın kurgusuna, yazarın hayal gücüne ve zeka fışkıran planlarına diyecek tek bir sözüm yok. Aslında var: HARİKA! Kitabın kesinlikle ağır bir dili yok, kendini okutuyor ve gayet de akıcı. Adrenalin taşıyor zaten! Sonunda müthiş kurguya ve harika ötesi güçlü kadın bir karaktere aynı kitapta kavuştuğum için çok mutluyum!
    Müthiş bir bilim-kurgu romanıydı, yakın gelecekte gerçekleşmesi olası bir hikaye olduğu için Artemis ile ilgili her şey beni büyüledi ve kesinlikle ama kesinlikle bilim kurgu seven herkese gözüm kapalı öneririm.
  • Merhaba arkadaşlar, umarım iyisinizdirr... Tereddüt ederek yazıyorum. Ya olmadıysa diye diye beynimi yedim. Umarim beğenirsiniz ve okumanız için şevk uyandırır.
    ilk once kitapla tanışmamı anlatmak istiyorum sizlere. Kiminiz bundan bana ne diyebilir ama yazacam bana ne.

    Lisede çok sevdiğim edebiyat öğretmenim beni çağırtmıştı. Yanına gittiğimde bana bu kitabi hediye etti. Hediye etmeden önce de şu sözleri sarf etti: "Selma'cım seninle tanıştığımda her geçen gün senin ideal bir ışığın savaşçısı olduğunu gördüm(...)Sakın hayallerinden vazgeçme. Başarı, mutluluk daima seninle olsun." demişti. Işığın savaşçısı mı, o da kim? diye beynimde deli sorular dolanırken kitabı elime verdi.
    •Burdan sizler aracılığıyla kendisine tekrardan sonsuz tesekkürlerimi sunarım...🤗‍️

    Işığın Savaşçısı nasıl mı ortaya çıkıyor?
    Günün birinde birdenbire karşınıza bi insan çıkıyor ve size bir şeyler söyleyip yine yok oluyor. Ben çok takarım neden, niçin..? Diye düşünmeden edemem.🤷‍️
    Işığın Savaşçısı da bu şekilde ortaya çıkıyor bi kadınla karşılaşıyor ve olay ondan sonra kopuyor.
    Kısaca yaziyim şuraya:
    -"Köyün batısında, kıyının az açığında bir ada var; adada da içinde pek çok çan bulunan kocaman bir tapınak var," dedi kadın.
    "O tapınağa hiç gittin mi?" diye sordu kadın. "Oraya git ve bana tapınak hakkında ne düşündüğünü söyle."
    Kadının güzelliğinin etkisinde kalan çocuk onun gösterdiği yere gitti. Kumsala oturup gözlerini ufka dikti, ama her zaman ne görüyorsa onu gördü: mavi gök ve okyanus.
    (...)
    Etraftakilere tapinaktan heberleri olup olmadığını sordu.
    "Ah yıllar önce varmış," dedi yaşlı bir balıkçı." Dedemin dedesinin zamanında. Bir deprem olmuş ve sular adayı yutmuş. Gerçi adayı artık göremiyoruz ama okyanus tapınağın çanlarını kıpırdattığında onların sesini duyabiliyoruz.
    (...)
    Her gün çocuk çan seslerini duymak için oraya gider ama ses yok! Ailesi, arkadaşları ve balıkçılar ne yaptıysa da çocuk her gün oraya gitmeye devam eder.

    Aradan biraz zaman geçtikten sonra balıkçılar ağız değiştirdiler: "Denizin dibindeki çanları düşünerek boşa zaman harcıyorsun," dediler.
    "Çanları aklından çıkar da gidip arkadaşlarınla oyna. Belki de çan seslerini yalnızca balıkçılar duyabiliyordur."
    Aradan neredeyse bir yıl geçmişti. Çocuk 'Belki de adamlar haklı,' diye düşündü.' Belki de büyümemi beklesem iyi olacak.(...) Diyip eski hayatina geri döner.
    Bu arada bir gün kumsalda yürürken birden kulağina bir çan sesi gelir.
    (...)
    Yıllar sonra oraya(köyüne ve kadını ilk gördüğü yere) uğramak ister ve orada o kadını görür ama kadın hiç değişmemiştir.
    Kadın onu beklediğini söyler ve bunun üzerine ona sayfaları boş bir defter uzatır.
    "Yaz: Işığın savaşçısı için bir çocuğun gözleri çok değerlidir. Çünkü o gözler dünyaya acısız bakabilirler. Işığın Savaşçısı, yanındaki insana güvenip güvenmediğini anlamak isterse o kişiye bir çocuğun gözleriyle bakmaya çalışır."
    •Işığın Savaşçısı ne demek?
    "Ne demek olduğunu sen zaten biliyorsun,"
    dedi kadın gülümseyerek. "Işığın Savaşçısı, hayatın mucizesini anlamayı başaran biridir, inandığı şey için sonuna kadar savaşabilen ve denizin dibinde dalgalarin harekete geçirdiği çanları duyabilen biridir."
    "Hiçbirimiz ışığın savaşçısı olduğumuzu düşünmesek de hepimiz öyleyizdir."
    Işığın savaşçısı bu sekilde başlar...

    Kitap her sayfada bize rehberlik ediyor. Her sayfasında öğütler veriyor.
    Ve insanın kendi kendini keşfetmesine katkıda bulunuyor.
    Ilk okuduğumda bir şeyler şekillenmişti kafamda ve ileride yine okuyacağım diye kendi kendime konuştuğumu hatırlıyorum. Gerçekten de şimdi okuyunca daha bi anladım ne demek istediğini ve daha çok şeyin farkina vardım diyebilirim...
    Her sayfası alıntıya değer o yüzden bi iki tane tek paylaştım.
    Okuyun! Okutturun...
    Ben okudum sıra sizde.
    Bence sizde kendinizden çok şey bulacaksınız. Ve size çok şey katacaktır.
  • Bir Aşk Çarpıntısı
    Bu kitabı severek okumaya başladım çünkü Marie Force'nin bir başka kitabını en sevdiğim arkadaşıma hediye etmiştim ve bir kaç gün sonra abim Bir Aşk Çarpıntısı'nı bana hediye olarak getirdi. Hayatta hep böyle güzel tesadüfler olması dileği ile. İlk beş sayfada olayları anlayamadım sonrası ise su gibi geçti. Maddie küçük bir kasabada yeni doğan oğlu ile yaşamaya çalışan bir kadın. Kitaba başladığım andan beri hayran kaldım onun ayakta kalma çabası ve savaşına. Maddie küçüklüğünden beri yüzü gülmeyen ve istemeyen daha doğrusu sahip olduğu bazı şeylerden dolayı erkekler tarafından bir süre sonra alay hatta ileri ki hayatına derin izler bırakılmış. Maddie hangi erkeğe güvense darbe almış ve çocuğuna anne-babalık yapıyor. Ama kader bir bisiklet kazası ile değişti. Mac Miami'den ailesinin yanına küçük kasabaya geliyor ve geldiği ilk gün hayatı değişiyor. Mac beni hiç yanıltmadı ve en sevdiğim karakterdi. Sadece olaylar çok çabuk gelişti keşke biraz daha geniş olsaydı dedim tek eleştirim bu olacak. Mac Maddie'nin yaralarını sararken geçmişinde bedelini o ödedi bazen Maddie'ye Mac'a bunu yaptığı için yada gerektiğinde fazla tepki verdiği için kızdım. Mac kalıplamış bir erkek düşüncesinden çok sevdiği kadın her şeyi yapabilen ve böylece bir erkeğin -kadına nasıl davranması gerektiğini ailede öğrenmesi gerektiğini bir kez daha görmüş oluyoruz. Mac "Kadınlara nasıl davrandığımız gerektiği konusunda babamızın bize öğrettiği onca şeyden sonra?" ne güzel bir cümle bu. Eğitim evde başla bunun en güzel örneği Mac. Mac'ın annesi Linda ise sorgulamadan yargılamadan karar veren birisi. Bir çok yerde ona sinir oldum ama kitabın sonuna doğru hatası anlaması iyidi. Tom karakteri hakkında bilgi vermeyeceğim ama kitabı okuyan her insan onu sevemeyecek.
    Üstüne basarak söylüyorum Mac'ı çok seveceksiniz o güzel seven bir adam altını çizerek söylüyorum. Kitabı Mac için bile okuyabilirsiniz. Ben her karakterini sevdim.
    Yazarın akıcı uslübu ile kitap hemen bitti. Keyif alarak okudum. Bence okumalısınız .
  • Bir Yumak Mutluluk
    Kitapta dört tane birbirinden farklı kadınların hayatlarını anlatılıyor. Kitabı okumaya başladığımda 'Acaba bunlar nasıl anlaşacak?' diye düşünmeden edemedim. Çünkü yaşları, hayatları ve bakış açıları hepsinin farklıydı. Tek bir ortak nokta vardı hepsinin yarısı vardı ve hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Kitap okurken sizi yormuyor dinlendiriyor. Sanki kısa bir yolcuğa çıkmış hissi kaplıyor. Ve ben gibi örgü severler için bire bir kitap.
    Şimdi kitaptaki karakterlerde bashedeyim.
    Lydia Hoffman
    Gençliği kanserle geçen bir insan. Hayatta annesi ve ablası var birde sevdiği adam Brad. Ve en önemlisi 'Bir Yumak Mutluluk' dükkanına sahip. Bu dükkanda kesişiyor diğer üç kişi. Lydia'yı okumak benim için keyif vericiydi.
    Elise Beaumont
    Eski kocasını unutamayan bir kadın. Hayatta kızı ve torunlarıyla devam ediyor. Ta ki eski kocası gelesiye kadar.
    Bethanne Hamlin
    Bir kadının ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha gördum Bethanne ile. Kocası tarafında başka bir kadın için terk edilen kadın. Her şeye hayatta kendi ayakları üzerinde durabiliyor. En sevdiğim karakterlerden biriydi. Yazar çok iyi anlatmış.
    Courtney Pulanski
    Annesini kaybeden ve anneannesi ile hiç tanımadığı bir şehirde yaşmaya başlayan bir genç kız...
    Bu kitapta ailenin ve dostluğun ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatıyor. Ve örgüyle başlayan kalıcı dostluklar
    Kitabı severek okudum okumayanlar bence okumalı