• Bitiş çizgisini geçtikten sonra son bir gayretle kendini yere atmış, soluk soluğa nefesini düzeltmeye çalışan sporcuları andırıyordu tekneler.
    İrili ufaklı, rengarenk.
    Yazı bekliyorlardı, sahiplerini, güneşli günleri, en çok çocukları belki de?
    Akşamüstlerini, gün doğumlarını, salkım salkım istavritleri, yıldızlı gecelerde yapılan sohbetleri. İnsanların kendi kendine konuşmalarını, nasıl olsa kimse duyamaz diyerek patlattıkları türküleri, iç geçirmelerini, motorun gücüyle maviliği köpük köpük bölmelerini.
    İnsanlar gidiyordu kış aylarında, okulların açılması diye bir şey vardı.
    Okullar açılınca insanların aklına sorumlulukları geliyordu.
    Yaz geçince hayal kurmak da bitiyordu. Gerçekler başlıyordu, karanlıkta kalkılan sabahlar, ayak üstü kahvaltılar, soğuk duraklar, tıkış tıkış servisler, toplu taşıma araçları. Tüm çekilenler, karanlık kış geceleri, kurulan saatler, gecenin kör vakitleri acaba sabah mı oldu diye uyanmalar… İki saat daha varmış memnuniyeti, yorganın altına tekrar saklanış, eller bacakların arasında büzülüş, soğuk ev, soğuk gün, soğuk hafta, soğuk aylar.
    Öğle molalarında kapıların önünde soluklanış, ellerde çay bardakları, kahve fincanları.
    Çalınmasın diye motoru sökülmüş sırt üstü yatan bu renkli teknelerden farkımız yok!
    Her gün bir yarış.
    Her gün bir tükeniş.
    Her ev bir liman yerinde.
    Sırt üstü yatmış televizyon izlerken izlerken öyle içi geçmesin de ne yapsın insanlar?
    Atletle balkonda düşünen adam, bulaşıkları yıkadıktan sonra ellerini önlüğüne silen kadın, fal baktıran genç kız, her falda yol gören, kısmet gören falcı, hayata tutunmaya çalışan delikanlı.
    Sığınmak, kaçmak…İşte o yüzden kısmetler, yollar çıkıyor kahve fincanlarında. Yıldızlar kayarken, doğum günlerinde mumlar üflenirken dilekler tutuluyor.
    Tutmayacağı bile bile.
    Kibirli mi, çaresiz mi insanlar?
    Akıllı mı, kurnaz mı?
    Eli ayağı tutmayan ruhların, güçlü gördükleri birilerinin gölgesine sığınmaları normal değil mi?
    Zayıflıktır söylenen her yalana inanışın nedeni!
    Çaresizdir her vaadin peşinden giden, kendi de bilir, kendine bile dillendiremez işte.
    Kış aylarının çaresizliğini, yalnızlığını, uzunluğunu teknelerin bildiği gibi herkesin sadece kendi bildiği bir derdi vardır.
    Dertsiz insan olur mu?
    Kimi yedi düvele anlatır ballandıra ballandıra.
    Kimi yanar içine ata ata.
    Anlatmak mı lazım, yanmak mı lazım meselesi tartışılır durur.

    Güzel şeyler olmaz mı hiç?
    Olur elbet, hiç ummadığınız anda.
    Çam ağaçları ile kaplı bir tepeye kurmuşsunuzdur çadırı. Yalnızsınızdır.
    Sabah olur, kızarmış ekmek kokusu gelir burnunuza.
    Çocuk sesleri, bir annenin ninnisi. Çadırın fermuarını açar gelen gidenle, olan bitenle ilgilenmeden denize girersiniz. Azıcık da bozulursunuz yeni komşularınıza, azıcık da kıskanırsınız yeni komşularınızın neşesini. Duşunuzu alır hiç o tarafa bakmadan tekrar girerseniz çadırın zardan duvarlarının arasına.
    Bir ses gelir dışarıdan
    “Ağbi…Ağbiii”
    Üzerinize alınmazsınız önce, kırılgan, çekingen mırıltı halinde olan ses cesaretlenir “ağbi…Ağbii” anlarsınız ki size sesleniyorlar. Fermuarı açarsınız, utangaç bacak kadar bir kız çocuğu duruyordur karşınızda. Bir tepsi vardır elinde. Üzerine tereyağı sürülmüş kızarmış ekmek, ince belli de dumanı tüten sıcacık çay.
    Kız çocuğu elinize tutuşturur tepsiyi.
    “Babam gönderdi, ağabeyine götür kokmuştur” dedi!

    Sabah atmışsınızdır oltaları, koskoca yirmi dört saat geçirmişsinizdir sahilde. Uykusuzluk bir taraftan, moral bozukluğu yanına. Bir tek balık gelmez mi? Bir tek vuruş olmaz mı?
    Önce nokta gibi sonra büyüyerek bir kayık yaklaşır, oltaları, takımları topluyorsunuzdur. Yaşlı kır bıyıklı kır saçlı bir adam seslenir.
    “Hemşerim balık var mı?”
    Olmadığını biliyor da inadına soruyor diye düşünürsünüz, sinirlenirsiniz.
    “Yok!”
    “Hiç mi yok?”
    Elli tane cevap geçer içinizden, elli kere söversiniz içinizden.
    “Vuruş yok ağbi!”
    “Dünden beri burada değil misin sen?”
    Görmüş demek.
    “Buradayım!”
    Yanındaki arkadaşı ile bir şeyler konuşur kır bıyıklı kır saçlı adam, yarı beline kadar suya girer, yanınıza gelir. İki tane kiloluk levreği kovaya atar.
    “Eve boş dönmek olmaz şimdi!”
    Cevap vermenizi beklemeden döner gider. Motor sesi uzaklaşır,uzaklaşır…
  • Abel Sánchez -Tutkulu Bir Aşk Hikâyesi- / Tula Teyze
    Aforizmalar
    Aforizmalar – Ciltli
    Aias
    Aias Ciltli
    Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
    Akıl Çağı
    Akıl Çağı Ciltli
    Akıl ve Tutku
    Akıl ve Tutku Ciltli
    Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler
    Alçakgönüllü Bir Öneri
    Alçakgönüllü Bir Öneri Ciltli
    Alman Göçmenlerin Sohbetleri
    Almanya Üzerine
    Almanya Üzerine – Ciltli
    Amphitryon –Molière’den Esinlenmiş Bir Komedi-
    Anabasis – On Binler’in Dönüşü –
    Andromakhe
    Anna Karenina
    Antigone
    Antigone Ciltli
    Antonius ve Kleopatra
    Argonautika
    Argonautika – Ciltli
    Ars Poetica –Şiir Sanatı-
    Âşık Şeytan
    Aşk Sanatı
    Aşk Sanatı Ciltli
    Aşk ve Anlatı Şiirleri
    Aşkın Emeği Boşuna
    Atebetü’l-Hakayık
    Atinalı Timon
    Atinalıların Devleti
    Atomcu Felsefe Fragmanları
    Avcının Notları
    Ayı -Dokuz Kısa Oyun-
    Babalar ve Oğullar
    Bâbil Hemeroloji Serisi
    Bâbil Yaratılış Destanı –Enuma Eliş-
    Bakkhalar
    Bakkhalar Ciltli
    Başkanın Ziyafeti – Parasızlık – Bekâr
    Baştan Çıkarıcının Günlüğü
    Beyaz Geceler
    Bilgenin Sarsılmazlığı Üzerine – İnziva Üzerine
    Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev
    Binbir Hayalet
    Binbir Hayalet Ciltli
    Bir Delinin Anı Defteri Palto-Burun -Petersburg Öyküleri ve Fayton-
    Bir Havva Kızı
    Bir İdam Mahkûmunun Son Günü
    Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları
    Bir Yaz Gecesi Rüyası
    Bizans’ın Gizli Tarihi
    Boris Godunov
    Böyle Söyledi Zerdüşt
    Budala
    Bütün Fragmanlar
    Bütün Şiirleri -Veronalı Catullus’un Kitabı-
    Büyük Oyunlar
    Büyük Timurlenk I-II
    Cardenio
    Carmilla
    Cennetin Anahtarları – Seçme Şiirler –
    Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar
    Çimen Yaprakları
    Cimri
    Çocukluk
    Coriolanus’un Tragedyası
    Cymbeline
    Cyrano De Bergerac
    Danton’un Ölümü
    David Copperfield
    David Strauss, İtirafçı ve Yazar Zamana Aykırı Bakışlar-1
    Dede Korkut Hikâyeleri – Kitab-ı Dedem Korkut
    Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
    Değirmenimden Mektuplar
    Deliliğe Övgü
    Denemeler
    Denemeler – Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü
    Deniz İşçileri
    Devlet
    Dhammapada
    Dhammapada – Ciltli
    Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları
    Dillerin Kökeni Üstüne Deneme
    Dionysos Dithyrambosları
    Diriliş
    Dîvân
    Dîvân-ı Kebîr
    Doksan Beş Tez (Latince – Türkçe)
    Dorian Gray’in Portresi
    Dörtlükler -Rubailer-
    Dostluk Üzerine
    Düello -Bütün Öyküler-
    Duino Ağıtları
    Duino Ağıtları (Almanca-Türkçe)
    Duman
    Düşünceler
    Düzyazı Fabllar
    Ecce Homo – Kişi Nasıl Kendisi Olur
    Ecinniler
    Efendi ile Uşağı – Bir Toprak Sahibinin Sabahı –
    Eğitici Olarak Schopenhauer Zamana Aykırı Bakışlar-3
    Elektra
    Emile
    Enkheiridion
    Ermiş Antonius ve Şeytan
    Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar
    Eugénie Grandet
    Ev Sahibesi
    Evde Kalmış Kız
    Evlenme Kumarbazlar
    Ezilenler
    Felsefe Konuşmaları
    Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
    Figaro’nun Düğünü veya Çılgın Gün
    Fırtına
    Fragmanlar
    Frankenstein ya da Modern Prometheus
    Galib Dîvânı
    Gargantua
    Geceye Övgüler (Almanca-Türkçe)
    Genç Werther’in Acıları
    Gençlik
    George Dandin veya Bir Koca Nasıl Rezil Edilir?
    Germinal
    Gezgin Satıcı
    Gezgin ve Gölgesi – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Gılgamış Destanı
    Gılgamış Hikâyeleri
    Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine
    Gorgias
    Goriot Baba
    Gulliver’in Gezileri
    Gülme
    Gülşen-i Râz (Metni ve Şerhi)
    Gurur ve Önyargı
    Güvercinin Kanatları
    Güzel Dost
    Hacı Murat
    Hafız Dîvânı
    Hagakure: Saklı Yapraklar – Mücadele, Şeref ve Sadakat
    Ham Toprak
    Hamlet
    Hançer -Seçme Şiir ve Manzumeler-
    Hastalık Hastası
    Hayat Bir Rüyadır
    Hayvanlaşan İnsan
    Hırçın Kız
    Hırçın Kız Ciltli
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim)
    Hitopadeşa (Yararlı Eğitim) Ciltli
    Hophopname (Seçmeler)
    Hophopname (Seçmeler) Ciltli
    Hükümdar
    Hükümdar Ciltli
    Hüsn ü Aşk
    Hüsn ü Aşk Ciltli
    İdeal Devlet
    İdeal Devlet – Ciltli
    II. Edward – Ciltli
    II. Richard
    II. Richard Ciltli
    II.Edward
    III. Richard
    III. Richard Ciltli
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog Ciltli
    İki Kıyının Avaresi
    İki Kıyının Avaresi – Ciltli
    İki Oyun Brand-Peer Gynt
    İki Oyun Brand-Peer Gynt Ciltli
    İki Soylu Akraba
    İki Soylu Akraba – Ciltli
    İlâhiname
    İlâhiname Ciltli
    İlimlerin Sayımı
    İlimlerin Sayımı – Ciltli
    İlkgençlik
    İlkgençlik – Ciltli
    Illuminations (Fransızca-Türkçe)
    Illuminations (Fransızca-Türkçe) Ciltli
    İlyada
    İlyada Ciltli
    İnsan Neyle Yaşar?
    İnsan Neyle Yaşar? – Ciltli
    İnsanca, Pek İnsanca-1
    İnsanca, Pek İnsanca-1 Ciltli
    İnsandan Kaçan
    İnsandan Kaçan Ciltli
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma – Ciltli
    İphigenia Aulis’te
    İphigenia Aulis’te – Ciltli
    İphigenia Tauris’te
    İphigenia Tauris’te – Ciltli
    İran Mektupları
    İran Mektupları – Ciltli
    İskender – Sezar
    İskender – Sezar – Paralel Hayatlar – Ciltli
    İskendernâme
    İskendernâme – Ciltli
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri Ciltli
    İvan İlyiç’in Ölümü
    İvan İlyiç’in Ölümü Ciltli
    İyinin ve Kötünün Ötesinde
    İyinin ve Kötünün Ötesinde – Ciltli
    Joseph Andrews
    Joseph Andrews Ciltli
    Judith
    Judith – Ciltli
    Julius Caesar
    Julius Caesar Ciltli
    Kaderci Jacques ve Efendisi
    Kaderci Jacques ve Efendisi Ciltli
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi Ciltli
    Kadın Mebuslar
    Kadın Mebuslar – Ciltli
    Kadınlar Mektebi
    Kadınlar Mektebi Ciltli
    Kafkas Tutsağı
    Kafkas Tutsağı Ciltli
    Kamelyalı Kadın
    Kamelyalı Kadın Ciltli
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe)
    Kanlı Düğün (İspanyolca-Türkçe) Ciltli
    Kanunların Ruhu Üzerine
    Kanunların Ruhu Üzerine – Ciltli
    Karabasan Manastırı
    Karabasan Manastırı – Ciltli
    Karamazov Kardeşler
    Karamazov Kardeşler Ciltli
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2
    Karışık Kanılar ve Özdeyişler – İnsanca, Pek İnsanca-2 Ciltli
    Kartaca Kraliçesi Dido
    Kartaca Kraliçesi Dido – Ciltli
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler-
    Katıksız Mutluluk -Bütün Öyküler- Ciltli
    Kâtip Bartleby
    Kâtip Bartleby – Ciltli
    Kaygı Kavramı
    Kaygı Kavramı Ciltli
    Kazaklar
    Kazaklar – Ciltli
    Kendime Düşünceler
    Kendime Düşünceler – Ciltli
    Kerem ile Aslı
    Kerem ile Aslı Ciltli
    Kibarlık Budalası
    Kibarlık Budalası – Ciltli
    Kırmızı ve Siyah
    Kırmızı ve Siyah Ciltli
    Kış Masalı
    Kış Masalı Ciltli
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler Ciltli
    Kısasa Kısas
    Kısasa Kısas Ciltli
    Kitap Adı
    Kitlelerin Ayaklanması
    Kitlelerin Ayaklanması Ciltli
    Klara Miliç
    Klara Miliç – Ciltli
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın – Otuz Yedi Seçme Öykü Ciltli
    Körler Üzerine Mektup
    Körler Üzerine Mektup – Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup Ciltli
    Kötülük Çiçekleri
    Kötülük Çiçekleri – Ciltli
    Kral IV. Henry -I-
    Kral IV. Henry -I- Ciltli
    Kral IV. Henry -II-
    Kral IV. Henry -II- Ciltli
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü Ciltli
    Kral Lear
    Kral Lear Ciltli
    Kral Oidipus
    Kral Oidipus Ciltli
    Kral V. Henry
    Kral V. Henry Ciltli
    Kral VI. Henry – II –
    Kral VI. Henry – III –
    Kral VI. Henry – III – Ciltli
    Kral VI. Henry -I-
    Kral VI. Henry -I- Ciltli
    Kral VI. Henry -II- Ciltli
    Kral VIII. Henry
    Kral VIII. Henry Ciltli
    Kreutzer Sonat
    Kreutzer Sonat Ciltli
    Kritovulos Tarihi (1451-1467)
    Kritovulos Tarihi (1451-1467) – Ciltli
    Kum Adam – Seçme Masallar
    Kum Adam – Seçme Masallar – Ciltli
    Kumarbaz
    Kumarbaz Ciltli
    Kuru Gürültü
    Kuru Gürültü Ciltli
    Kutadgu Bilig
    Kutadgu Bilig – Ciltli
    Lokantacı Kadın
    Lokantacı Kadın – Ciltli
    Lorenzaccio
    Lorenzaccio – Ciltli
    Louis Lambert
    Louis Lambert Ciltli
    Lykurgos’un Hayatı
    Lykurgos’un Hayatı Ciltli
    Macbeth
    Macbeth Ciltli
    Madame Bovary
    Madame Bovary – Ciltli –
    Mahşerin Dört Atlısı
    Mahşerin Dört Atlısı Ciltli
    Mālavikā ve Agnimitra
    Mālavikā ve Agnimitra Ciltli
    Maltalı Yahudi
    Maltalı Yahudi – Ciltli –
    Mantık Al-Tayr
    Mantık Al-Tayr Ciltli
    Marianne’in Kalbi
    Marianne’in Kalbi Ciltli
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu)
    Masal Irmaklarının Okyanusu -Kathāsaritsāgara- 2 Cilt Takım (Kutulu) Ciltli
    Masallar
    Masallar -Bütün Ezop Masalları-
    Masallar -Bütün Ezop Masalları- Ciltli
    Masallar Ciltli
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe)
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Matmazel De Scudéry
    Matmazel De Scudéry – Ciltli
    Medea – Euripides
    Medea – Euripides Ciltli
    Medea (Latince-Türkçe)
    Medea (Latince-Türkçe) Ciltli
    Milletlerin Zenginliği
    Milletlerin Zenginliği Ciltli
    Mimoslar
    Mimoslar – Ciltli
    Modeste Mignon
    Modeste Mignon Ciltli
    Monadoloji
    Monadoloji – Ciltli
    Monte Cristo Kontu – 2 Cilt
    Monte Cristo Kontu – Ciltli – 2 Cilt
    Müfettiş
    Müfettiş Ciltli
    Mülkiyet Nedir?
    Mülkiyet Nedir? Ciltli
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü Ciltli
    Mutlak Peşinde
    Mutlak Peşinde Ciltli
    Mutlu Prens – Bütün Masallar, Bütün Öyküler
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine
    Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine – Ciltli
    Mutluluğun Kazanılması
    Mutluluğun Kazanılması – Ciltli
    Nana
    Nana – Ciltli
    Nasıl Hoşunuza Giderse
    Nasıl Hoşunuza Giderse Ciltli
    Northanger Manastırı
    Northanger Manastırı Ciltli
    Notre Dame’ın Kamburu
    Notre Dame’ın Kamburu Ciltli
    Oblomov
    Oblomov Ciltli
    Odysseia
    Odysseia Ciltli
    Oidipus Kolonos’ta
    Oidipus Kolonos’ta – Ciltli
    Olmedo Şövalyesi
    Olmedo Şövalyesi Ciltli
    Ölü Canlar
    Ölü Canlar Ciltli
    Ölüler Evinden Anılar
    Ölüler Evinden Anılar Ciltli
    On İkinci Gece
    On İkinci Gece Ciltli
    Önemsiz Bir Kadın
    Önemsiz Bir Kadın – Ciltli
    Öteki
    Öteki Ciltli
    Othello
    Othello Ciltli
    Otranto Şatosu
    Otranto Şatosu – Ciltli
    Özel Günceler
    Özel Günceler – Apaçık Yüreğim – (Ciltli)
    Pantagruel
    Pantagruel – Ciltli
    Para Üzerine Bir İnceleme
    Para Üzerine Bir İnceleme Ciltli
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero
    Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero – Ciltli
    Paris Sıkıntısı
    Paris Sıkıntısı Ciltli
    Paris’te Katliam
    Paris’te Katliam – Ciltli
    Parma Manastırı
    Parma Manastırı – Ciltli
    Paul ile Virginie
    Paul ile Virginie – Ciltli
    Pazartesi Hikâyeleri
    Pazartesi Hikâyeleri Ciltli
    Pericles
    Pericles Ciltli
    Phaedra (Latince-Türkçe)
    Phaedra (Latince-Türkçe) Ciltli
    Phaidros
    Phaidros – Ciltli
    Philoktetes
    Philoktetes – Ciltli
    Pierrette
    Pierrette Ciltli
    Ploutos (Servet)
    Ploutos (Servet) – Ciltli
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne–
    Poetika –Şiir Sanatı Üstüne– Ciltli
    Pragmatizm –Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Pragmatizm -Ciltli- Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad-
    Profesör
    Profesör Ciltli
    Putların Alacakaranlığı
    Putların Alacakaranlığı Ciltli
    Pyrrhonculuğun Esasları
    Pyrrhonculuğun Esasları – Ciltli
    Rahibe
    Rahibe – Ciltli
    Rameau’nun Yeğeni
    Rameau’nun Yeğeni Ciltli
    Resos
    Resos Ciltli
    Retorik
    Retorik – Ciltli
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4
    Richard Wagner Bayreuth’ta Zamana Aykırı Bakışlar – 4 – Ciltli
    Rigveda
    Rigveda – Ciltli
    Robinson Crusoe
    Robinson Crusoe Ciltli
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler
    Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler – Ciltli
    Romeo ve Juliet
    Romeo ve Juliet Ciltli
    Rubailer
    Rubailer Ciltli
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri Ciltli
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı –
    Sadık veya Kader – Bir Doğu Masalı – Ciltli
    Sağduyu
    Sağduyu – Ciltli
    Sainte-Hermine Şövalyesi
    Sainte-Hermine Şövalyesi – Ciltli
    Şam Tarihine Zeyl
    Şam Tarihine Zeyl – I. ve II. Haçlı Seferleri Dönemi – Ciltli
    Şamdancı
    Şamdancı – Ciltli
    Sanat Nedir?
    Sanat Nedir? Ciltli
    Sapho
    Sapho Ciltli
    Şarkılar
    Şarkılar – Ciltli
    Sarrasine
    Sarrasine – Ciltli
    Savaş Sanatı
    Savaş Sanatı Ciltli
    Savaş ve Barış 2 Cilt
    Savaş ve Barış 2 Cilt – Ciltli
    Seçme Aforizmalar
    Seçme Aforizmalar Ciltli
    Seçme Masallar
    Seçme Masallar Ciltli
    Seçme Öyküler
    Seçme Öyküler Ciltli
    Seçme Şiirler
    Seçme Şiirler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Sefiller – 2 Cilt
    Sefiller – 2 Cilt Kutulu – Ciltli
    Sevgililer
    Sevgililer Ciltli
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir
    Sevilla Berberi veya Nafile Tedbir – Ciltli
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe)
    Seviyordum Sizi – Seçme Şiirler (Rusça-Türkçe) Ciltli
    Seyir Defterleri
    Seyir Defterleri – Ciltli
    Şiirler – Bütün Fragmanlar
    Şiirler – Bütün Fragmanlar – Ciltli
    Silas Marner
    Silas Marner Ciltli
    Sis
    Sis Ciltli
    Sistem Olarak Tarih
    Sistem Olarak Tarih Ciltli
    Sivastopol
    Sivastopol Ciltli
    Siyah İnci
    Siyah İnci – Ciltli
    Siyah Lale
    Siyah Lale – Ciltli
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri Ciltli
    Siyasetname
    Siyasetname Ciltli
    Sokrates’in Savunması
    Sokrates’in Savunması Ciltli
    Şölen – Dostluk
    Şölen – Dostluk Ciltli
    Soneler (İngilizce-Türkçe)
    Soneler (İngilizce-Türkçe) Ciltli
    Stepançikovo Köyü
    Stepançikovo Köyü Ciltli
    Suç ve Ceza
    Suç ve Ceza Ciltli
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda
    Sümer Kral Destanları – Enmerkar – Lugalbanda – Ciltli
    Suttanipāta
    Suttanipāta – Ciltli
    Suyu Bulandıran Kız
    Suyu Bulandıran Kız Ciltli
    Tao Te Ching
    Tao Te Ching – Ciltli
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri
    Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri Ciltli
    Tarih
    Tarih Ciltli
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2
    Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2 – Ciltli
    Theogonia – İşler ve Günler
    Theogonia – İşler ve Günler – Ciltli
    Thérèse ve Laurent
    Thérèse ve Laurent Ciltli
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar –
    Theseus – Romulus – Paralel Hayatlar – Ciltli
    Tılsımlı Deri
    Tılsımlı Deri Ciltli
    Titus Andronicus
    Titus Andronicus Ciltli
    Toplum Sözleşmesi
    Toplum Sözleşmesi Ciltli
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika)
    Toprak Arabacık (Mriççhakatika) Ciltli
    Tragedyanın Doğuşu
    Tragedyanın Doğuşu Ciltli
    Trakhisli Kadınlar
    Trakhisli Kadınlar Ciltli
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe)
    Troialı Kadınlar (Latince-Türkçe) Ciltli
    Troilus ve Cressida
    Troilus ve Cressida Ciltli
    Üç Ölüm
    Üç Ölüm Ciltli
    Üç Silahşor
    Üç Silahşor Ciltli
    Upanishadlar
    Upanishadlar Ciltli
    Ursule Mirouët
    Ursule Mirouët Ciltli
    Utopia
    Utopia Ciltli
    Vadideki Zambak
    Vadideki Zambak – Ciltli
    Veba Yılı Günlüğü
    Veba Yılı Günlüğü – Ciltli
    Venedik Taciri
    Venedik Taciri Ciltli
    Veronalı İki Soylu Delikanlı
    Veronalı İki Soylu Delikanlı Ciltli
    Windsor’un Şen Kadınları
    Windsor’un Şen Kadınları – Ciltli
    Yakarıcılar
    Yakarıcılar Ciltli
    Yanlışlıklar Komedyası
    Yanlışlıklar Komedyası Ciltli
    Yarat Ey Sanatçı
    Yarat Ey Sanatçı – Şiirler, Roma Ağıtları, Akhilleus (Almanca-Türkçe) Ciltli
    Yasalar Üzerine
    Yasalar Üzerine – Ciltli
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar Ciltli
    Yaşama Sevinci
    Yaşama Sevinci Ciltli
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat Ciltli
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar Ciltli
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine – Ciltli
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe)
    Yaşlı Denizcinin Ezgisi (İngilizce – Türkçe) – Ciltli
    Yeraltından Notlar
    Yeraltından Notlar Ciltli
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe)
    Yergiler – Saturae (Latince-Türkçe) Ciltli
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü – Ciltli
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin Ciltli
    Yüce Sultan
    Yüce Sultan Ciltli
    Yükümlülükler Üzerine
    Yükümlülükler Üzerine Ciltli
    Yunus Emre
    Yunus Emre – Hayatı ve Bütün Şiirleri Ciltli
    Yürek Burgusu
    Yürek Burgusu Ciltli
    Yüzbaşının Kızı
    Yüzbaşının Kızı -Bütün Öyküler Bütün Romanlar- Ciltli
    Zincire Vurulmuş Prometheus
    Zincire Vurulmuş Prometheus Ciltli
  • "halbuki, eski şark düşüncesinde aşk, bir vücûtlar câzibesi değil, bir ruhlar câzibesi idi. kadının maddî varlığından ziyâde mânevîyatı ve çeşitli meziyetleri sevilirdi.

    bugün nasıl maddesi sevilen kadın, mümkün olduğu kadar vücûdunu güzelleştirmeğe çalışıyorsa; eski çağlar kadını da mânevîyatı sevildiği için, o ölçüde rûhunu güzelleştirmeğe gayret eder, ruh güzelliği, sâri bir terbiye sistemi hâlinde eski kadınların büyük süsü olurdu."
  • 159 syf.
    Köy köy dolaşıp fotoğraf çeken fotoğrafçı, köylerden birinde sevdiği kıza kavuşamayan bir adam, şehirden gelmiş ama köylülerden daha çok köyü sahiplenmiş bir kadın, o kadının kabına sığmayan ikiz kızları, yetim bir kıza annelik yapan bir kadın, ve yetim kızın oğlu. İşte yetim kızın oğlu bütün hikayeleri anlatan / hatırlayan kişi. Memleketinden uzakta kitap falları bakan bir kadına aşık olur o da. Aralarında sakince ilerleyen aşk ve sohbetleri çok güzeldi.
  • 272 syf.
    Son zamanlarda güzel kitaplar okuduğumu düşünüyorum. Ruhuma ve beynime hitap eden kitaplar. İnce ayrıntıların içine girildiği, üstüne düşünülmeye değmez gibi görünenin
    İyi ifadelerle değerli bir hale geldiği...Bazıları o kadar güzel ki inceleme yazmak; o kitaplara haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bazıları da dürüst olmak gerekirse sığ cümlelerimin içinde ifade etmeye çalışırken kitabın özünden ve kendisinden uzaklaşma korkusundan yazamadığım... Bunlara rağmen soysuz belleğimin unutma akıntısına kendini bırakmaması İçin; artık okuduğum kitaplara dair bir şeyler yazmaya karar verdim çünkü 6 günümün her boş vaktini bu kitaba ayırmışım. O yüzden günlerim kadar içinde ki yazılanlar anlatılmak istenen ve bir çok noktada düşündüğüm ama somutlayamadığım şeyleri bulmak ve bulduklarımın yanına yazarın eklediği detaylar., Son zamanlarda tüm okuduğum kitaplara dediğim şeyi bir parça daha üst seviyede bu kitap içinde söyleyebilirim. Okuduğum iyi kitaplardan birisidir. Bu arada inceleme yazmak benim en zorlandığım eylem. Özellikle çok beğendiğim kitaplar ve filmler İçin bunu söyleyebilirim. Ve maalesef ki....



    İnsanlar neden dört duvar arasında olmayı tercih ederler? Çünkü tüm toplumsal statülerden ve yüklediklerinden uzaklaştığı yerdir odaları evleri ve kendilerini gizledikleri mekanları mağaraları... işte yazar tam da bu anlamda tesadüfen ( gözetleyeni yazar olarak kafamda somutladım) yan odanın deliğinden odadaki insanları gözetlemeye başlar. Yazarın bu kitabına dair Röntgenciliğin iyi bir örneği olduğu ifade edilir. Hayat zaten bir röntgenden ibarettir, sosyal medyada, kitaplarda, müziklerde, tiyatroda seyretmek ve gözetlemektir yaptığımız. Okuduğumuz romanda bile karakterleri gözetleriz. tek fark teşhirciyle, röntgencinin danışıklı dönüşümlü bir uyum içinde olması... Tanrıyla insan gibi... Tanrı bizi gözetler, ve bizler içten içe onun şahitliğine ihtiyaç duyarız. Gizli kapaklı odalarda işlediğimiz günahlara şahit olsun isteriz ve görme ve görülme ihtiyacı. İz bırakma ihtiyacı. insanlık tarihi boyunca milyarlarca insanın kafatasının toz olduğunu bilmek ve belki de bu toz zerresinin bir parçası olmaya dair, evrenin büyüklüğünde optik bir nokta kadar değerinin olmaması o büyük hiçlik ve yokluk içinde kendi benimizi ortaya koyup bizim algıladığımız anlamlandırdığımız kadar hayat var demenin bir başka söylenme şekli ve buna inanma ihtiyacı... (Solipsizm felsefesi) romantik bir akım; ve sürekli bu romantik bakış açısının içinde kendi kendini fikirsel anlamda yalanlayan.. Peki gözetlenen gözetlendiğini bilmiyorsa, gözetici bir hırsız olur. Özeli çalınmış, başkalarına aktarılmış ve bunun üzerine yorum yapılmasına neden olur. Hırsız bir duyguyu bir düşünceyi bir yaşanmışı bir gizliliğini veyahut bir fikri çalar. Ona ait olan bir şeyi ondan izinsiz alır kendine aktarır.. duyumsar.. ve gözetlenen- en temiz en kendi haliyledir. :) bu cümleyi nedense çok sevmiştim... Gözetleyen kirletir., gözetlenen bilmediği için kirlenmiş sayılmaz diyordu yazar... :) ama ölümle, ölüm bilinciyle yaşayan her canlının da doğuştan itibaren kirlenmeye başladığını ifade etmekten de geri durmaz.

    Yasak ilişkiler, lezbiyen ilişki, iki ergenlik çağında ki çocuğun birbirinin bedenini keşfi, ölüm döşeğinde bir hasta ve iki doktorun sohbetleri gibi bir çok farklı hayatın içine girer yazar.. bunların ilk yüzeysel.. ve ikincil buluşmaları daha derin anlamlandırmalar yapmasına neden olur. Onların yaşadığı her şeyi duyumsamak ve hissetmek yazarda( isimsiz gözetleyici de) bir tutkuya dönüşür. Her gözlemlediği şey onun İçin yeni bir deneyime dönüşür. Bazen o kadın olur bazen o adam..bazen ben buradayım diye bağırdığı ( yalnız değilsin) dediği ölüm döşeğinde ki adam. O adamın kendisiyle beraber yok olmasını istemediği anısını bir genç kıza anlatarak onunla yaşanmasını sağlar.. aynı zamanda ölümsüzleştirme isteğini varlığını devam ettirme duygusu.. psikolojik olarak duyguların tanımlanması nefis diyebilirim. İsimsiz gözlemci tesadüfen karşılaştığı bu olayla ve isteyerek devam ettiği gözlemleme işiyle kendine dair yeni kapılar açar. Orada o insanlarda gördüğü şey, böylesine tutkuyla bağlandığı şey, içinde yaşadığı yalnızlık duygusunun sadece ona ait olmadığıydı. Seyrettiği konuşmalarına tanık olduğu her olayda derin bir yalnızlık ve ölesiye bir acı hisseder. Ve bunu dindirmek için bir restorantta karşılaştığı yazarın konuşmalarına kulak verir.. Onu yazacaktır, ama onun gördüğü gözle değil, komediye çevrilmiş halleriyle... Yaşadığı deneyimin ölümsüzleştirme isteğinin ve anlamlandırmanın başkasının gözünde ki yerini..

    Yazarın sürekli vurguladığı kavramlar hırsızlık; kendinde olmayanı isteme... Yalnızlık; büyük keder, asla bundan kurtulamayacağımızı, ne yaparsak ne yaşarsak yaşayalım... Gizlilik; Çünkü hayata dair en güzel şeylerin gizliliğin içinde yattığına inanıyor. aradığı belki de saklanmış olan... Gerçeklik; acı veren en büyük keder...


    Bu kitaba dair yazacağım öylesine çok şey var ki özelikle iş seyahatlerimde gittiğim şehirler, kaldığım otel odaları ve yalnız başına yemek yediğim masalar, kulak misafiri olduğum cümleler... O şehirlerde yaşamış olsaydım nasıl olurdum nasıl bir hayatım olurdu düşünceleri ve her gittiğim şehirde hayali 50 metre kare bir evim oluşu... İçinde olmadığım hayatı düşleme...

    Bu bir inceleme değildir. Yazarın bende bıraktığı duygulardır. Ve bunları hala çok doğru ve tam ifade etmiş sayılmam.
  • Ah be adam! Doğdun, evde büyük bir sevinç; oğlum oldu naraları, erkek adamın erkek oğlu olur diye söylemleri...
    Çocukluk döneminde erkek adam ağlamaz dediler, sustun.
    Erkek adam güçlü olur dediler, sustun.
    Annesinin nazlı oğlu, babasının deli fişeği olmalıydın. İlk oyuncağın ya silahtı ya araba...
    Ergenlik yaşına gelince ya okutuldun imkanları varsa ya da bir çırak olarak atıldın hayata. Oyun çağında ne anladın küçük yaşta “erkek adam” denmekten acaba?
    Askerlik çağın geldi çattı, kilondan büyük botları taktın. Vatanın bekçisiydin ama yuvaya hasret, anne şefkatine hasret, bir vuslattın, nazlı kuş muydun? Gözlerin doldu mu başını eğip dağa taşa kaçan kimse görmesin diye, kimse zayıf yanını bilmesin diye diye sustun. Kuş yavrusu ne çabuk büyüdün de asker oldun...
    25 gelmeden, oyun mu sandın evliliği de ağır bir sorumluluk altına girdin! Aşk mı sandın ilk kalbinin atışını! Peki anlaya biliyor muydun karşındaki kadını? Ne istiyordu, senden beklentisi neydi? Güzel geçen bir kaç ay sonrası senin deyiminle kadının dırdırı, çocuğun vızvızı, annenin baskısı; iki arada bir derede idare etmekten, susmaktan eve giderken geri adım atar oldu ayakların zamanla. Yaş geldi kırka. İşte değişim zamanı, bocalama, sorgulama zamanı... "Ne anladım hayattan, kim için yaşadım bu zamana kadar?" diye düşünme vakti. Biraz gözün dışarı kaydı, yemediğin halt kalmamış gibi yakalanı verdin.
    Ya erkek adam yapar diyenler bir tarafa ya "Evli barklı adamsın, utanmıyor musun? Karın çocukların var. Yakışır mı bu yaştan sonra? Rahatlık battı buna..." diyerek sözlerle yağmalandın, sustun.
    Hep çalış, çabalama. Onlar doydu mu? Sen yemesen de olur. Evin direği güçlü olmalı, yıkılmamalı, gözünden yaş akmamalı; biraz kadınının sözünü dinledi mi? “Hanım köylü, kılıbık” bir rahat bırakın bu adamı. Sayın elalem denen topluluk, dışarıda oldu mu aklı ev ocak bilmez serseri zibidi.
    Emekli oldun mu, altmışında rahata erdin mi, televizyonda evlilik programına yarenlik ettin mi? Biraz kahvehane köşeleri, ayak altında dolanma söylemleri... Saygı bitti değil mi? Dün kurulan nezih sofralar, bugün “Ekmek arası neyine yetmiyor, hastalansan kimin umrunda?” of off. Yaş erdi kemale. Bir göz toprakta, kurt kocadı bey amca. Ne anladın bu hayatta...

    Doğdun doğmaz, olaydın. Kız kısmı annenin yazgısı, baba önce pek oralı olmaz. Ama şirinliğiyle dört döner sevdirir kendini bebeklikte babasının nazlı gülü. Bir gün diyecek ki baban "iyi ki kızım vardı, bir bardak suyu onun elinden içtim. Vefalıydı."
    Çocuklukta başladı kız kısmı edepli olur, söz dinler, sus konuşma, saygılı ol, güçlü ol, zırlama.
    İlk oyuncağın bir bebek. Biraz serpildin mi? Ev baskısı gitme her yere, namus önemli, sonrası toplum baskısına dönüşür. Şansın varsa ev halkı bilinçliyse okutulursun bir meslek sahibi olur, ayakların üzerinde durursun. Yoksa orta okulu bitirip iki alfabe öğrenip dizini kırıp oturursun. "Ne istiyorsun sen?" diye soran olmaz. Biraz konuştun mu çok bilmiş, alimmi olacaksın. Kız kısmı konuşmaz, büyükleri varken misafir geldi mi ayakta hizmet eder. Cam kenarı süs bitkisi misali sokaklarda oyunlar, çocuklukta kaldı.
    Gün gelir sever bir yağız delikanlı ilk kalp atışı, ilk el tutuşu sonra düğün telaşı. Hazır mıydın gerçekten evliliğe? Daha çocuk ruhun olgunlaşmadan beyaz gelinlik düşün müydü? Sonrası malumunuz. Kaynana sahnede başrolde, daha çok hakim evliliğe, en çok söz hakkı olan karışan/karıştıran malum kişi. Evlilik çatırdadı. Eyvah! Cicim ayı başlamadan bitti. Suratlar asık, büyükler yapıcıydı. Hani bi karışmayın, ne halleri varsa görsünler be, siz kendi halinize bakın.
    Çocuk kurtarır altın top, şu elalem başladı bir sene olmadan kolaysa çocuk yapma.
    Geçip giden bir ömürde son tren yaş geldi kırka. Çol çocuk büyüdü seni saymaz oldu. Burnunun dikine gidiyorlar, kaynana ne haliniz varsa görün dedi, bundan sonra.
    Aynaya baktın saç beyazlamış, yüzün aşağı doğru kaymış, dişler gitmeye başlamış, ağrı sızı tutuldu bacaklar. E sende çabuk kocadın be hanım abla! 40 değdi yaşın sen de otur sorgula. Ne anladın, kim için yaşadın be kadın bundan sonrası hastane köşeleri, kahve sohbetleri. Ne çocuk oldun ne genç, sevgiyi şefkati geç.
    Özlemler, hayaller savruldu birer birer takvimlerdeki yapraklarla beraber. Artık göç vakti, helal ederler haklarını merak etme. Kime ne zararın oldu ki, ne düğün oldu, oynamasına bildin; ne acın oldu ağlamasını. Dünya telaşıyla koşturup durdun hep birileri için.

    Oysa kendi hayatımızı yaşamak için geliriz dünyaya. Bizden başka herkesin söz hakkı doğar bir anda. Kadın erkek birbirini anlamadı. Elalem baskısı, toplumdan aykırı olmama çabası, düz bir mantıkla yürüdük ömür yolunda. Otopside çıkmıyor dünyanın kahrı, hayal kırıklığı.
    Ölüm sebebi kalp durdu, dil sustu, göz kapandı.
    Mekanın cennet olsun bundan sonra...
  • 144 syf.
    ·3 günde·7/10
    Serpil Tuncer; Dil ve Edebiyat, Aşkar, Dergah, Temrin, Mavi Yeşil, Lacivert, Yedi İklim takipçilerinin aşina olduğu bir öykücü, son olarak Konya’da çıkan Mahalle Mektebi’nin son sayısında bir öyküsüyle boy gösterdi. Tuncer, aynı zamanda ilki 2011’de yayınlanmış beş öykü kitabı ile kendini kanıtlamış bir kalem. Tüm bunların üstüne tek başına omuzladığı Erik Ağacı öykü sitesiyle de edebiyatımıza katkı sağlıyor ki, yakın zaman sonra bu site genel olarak bir edebiyat sitesi olarak yeniden edebiyatseverlerle buluşacak, öykü dışında diğer edebi türlere de yer verecek.
    Daha önceki öykü kitapları arasında birkaç yıl ara olan yazarın son üç öykü kitabı birer yıl aralıklarla çıktı. Bugünkü yazımızın konusu olan ‘ Sinekler de Uyur’ adlı öykü kitabının dumanı üstünde, bir ay önce kasım ayında OkurKitaplığı Yayınları arasında raflardaki yerini aldı. Kitap 143 sayfa, 15 öykü yer alıyor. Öykülerin tamamına yakınında merkezde kadın kahramanlar yer alıyor, ana tema ise kadın-erkek ilişkileri. Tuncer’in bu öyküleri bir bütün olarak öykü türünde olması ve olmaması gerekenleri somut şekilde gösterdiği için tek tek öykülerin üzerinde durmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Değerlendirmelerimizi öykülerde yeri geldikçe örnek parçalar üzerinden dillendirmek ve nihayetinde ortaya bir Z raporu çıkarmak öykü üzerine kafa yoranlar için daha yararlı olacaktır kanaati taşıyorum.
    İlk öykü ‘ Kör Kuyuda Bir Züleyha’, düğününe bir ay kala sevdiği genç, Yusuf’un köye yeni atanan imamın kızı Selvinaz’la evlenmesiyle alt üst olan Züleyha’nın dramını anlatıyor. Olay örgüsü kuyuya girerken, kuyunun eşiğinde ve kuyudan çıkarken gibi ara başlıklara bölünerek akıcı bir şekilde anlatılmış. Kör kuyu tabiri de annesi babası ölmüş, abisi de şehre taşınmış Züleyha ile Yusuf’un imkansızlıklar içinde bir ömrü birlikte geçirmenin sembolü: Biz her şeye rağmen birlikte olacağız, çeşitli güçlükler yaşayacağız ama hiç ayrılmayacağız. Yazık ki ayrılırlar nişanlıyken ve düğüne bir ay kala, hatta Züleyha, Yusuf ile Selvinaz’ın bir çocukları olacağını öğrenir ve içine hapsettiği aşkı depreşir, herkesin herkesi tanıdığı kendi halinde bir kasabada aşkının küllendiğini de duyurur.
    Kurgu sürükleyici, üslup akıcı ve fakat kurguyu aksatmasa da gereksiz sözcükler var Tuncer’in bu öyküsünde: ‘demir orak’, ‘ hızlı ve çabuk attı adımlarını’ örneklerinde olduğu gibi ve ‘ Yusuf’u kaldırıp elinden yere attı’ cümlesindeki gibi ne anlatıldığı belli olmayan ifadeler de.
    ‘ Demir ve Pembe’ öyküsünde bir köfteciye gelen müşterinin Saadet adında sevdiği bir kadınla olan tutkulu macerası anlatılır. Müşterinin ‘ Sen Saadet’i bilir misin?’ sorusuyla ateşlenen Saadet mevzuu, ‘ Kadınlığın kitabını yazar Saadet’ cümlesiyle merak unsurunun tavan yaptığı bir cümleyle sürer.
    Kitaba da adını veren ‘ Sinekler de Uyur’, Serpil Tuncer’in daha önceki öykü kitaplarında yer alan ‘ …………..’ adlı öyküyle benzer bir anlatıma sahip. ‘ Ben, bir senin bir de yaz mevsiminin gelişini dört gözle beklerim Kamuran’ girişiyle başlayan öyküde yaşlı bir kadının evine gelen Kamuran ismindeki bir kadınla dertleşmesine, anılarını anlatmasına şahit oluruz. Tamamına yakını ev sahibinin anlatımıyla şekillenen öyküde Kamuran hiç konuşmaz, hakkında fazla bir bilgi de yer almaz. İroni ve bilinç akışı destekli öykü, okuyucuyu yaşlı insanların duygu dünyalarına çekmeyi başarıyor.
    ‘ Duvara Bir Çizik At’, diğer öykülerde de yer alan fal bakma, Hz. Adem ile Hz. Havva, Yaratılış gibi göndermelerle doğru sevgiliyi bulma sorunsalını odağa alıyor.
    ‘ Kurban’da yine bir dram, kaybeden bir kızın öyküsü okuyucuyu bekliyor. Dört kardeş, bir anne ve babadan müteşekkil fakir bir ailede imkansızlıklar yüzünden kardeşlerden birinin okulu bırakmak zorunda kalışı anlatılır. Üstelik okulu bırakacak olan kız, babasının çalışmaya başlayacağı bir çay ocağında ona eşlik edecek ve aile bütçesine katkı sağlamak zorunda kalacak, tüm hayallerinden de feragat etmiş olacaktır. Toplumda eğitimine devam etme imkanı bulamayanların hisli dünyalarını hatırlatan, onları anlamamızı sağlayan, tiplerin iyi çizildiği, okuyucunun bu tiplerle özdeşleştiği bir başka başarılı öykü ‘ Kurban’…
    ‘Kaşe’de başrolü bir erkek kahraman ele alır. Özel bir işletmenin ambar bölümünde işçi olarak çalışan ve işinden dolayı kaşe basmakla ömür tüketen kahramanımızın emekli olmasına rağmen kaşelerle bağını koparamaması mizahi bir dille anlatılır, öyküye ironi hakimdir.
    ‘ Ölü Yıkayıcısı’ üst perdeden kadınların haykırışı, haklarını aramaları ile bezeli bir öykü. Erkek birçok hikayede olduğu gibi çapkın, sorumluluklarından bihaber bir tip olarak çizilir. Vakti zamanında erkeğiyle yüzleşemeyen, hakkını arayamayan bir kadın, kocası ölünce gasilhanede cesedi başında içindeki tüm acıyı ve nefreti kusar, ölülerin konuşmaları duyabileceklerine dair inanca iman ederek. Öyküde yalnız erkekler değil, kadınlar da kıyasıya eleştirilir; ‘ (…) hiçbir kadın, bu denli kutsallaştırılarak sevilmeyi hak etmez. Kadınlar şımarık varlıklardır. Üstelik kadınlar, tek bir erkeğin gözdesi olmaktan ziyade pek çok erkek tarafından beğenilip sevilmeyi isterler. Bu durum erkekler için de geçerlidir ama sen bu işin cılkını çıkardın Hamdi Efendi. Tuttun kız kardeşimle beni aldattın.(…)’ (s. 71)… ‘ Mevsimler Geçerken’ başlıklı öyküde de hovarda erkekler, ilişki sorgulamaları sergilenir şiirsel olmaya çalışılan bir dille.
    ‘ Bebeğini Öldür, Sırrını Sakla’, merak uyandırıcı bir başlık, ‘ Kadınlar hayvanlara benzer’ giriş cümlesiyle merak dozajını artırır bir hüviyette. Feminen bir bakışla ve erkeği de ironi dolu bir kurguyla kara kaplı deftere dahil eden sürükleyici bir öykü. Başarılı öykücü Remzi Şimşek’in ‘Sacit Kalamar’ını çağrıştıran ‘ Bebeğini Öldür, Sırrını Sakla’da erkek ve kadının duygu ve düşünceleri iç içe ve ortak zaman merkezinde anlatılır. Toplum eleştirilerinin, özellikle toplumda kadına bakışın yanlışlığına göndermelerin yer aldığı öyküde (Dulluk zor zanaat bu memlekette ya da bu ülkede namus erkeğin elinin kiriydi gibi cümleler) cinsellik de önemli yer tutar. Yazar, burada muhafazakar kesimde pek örneğini görmediğimiz cinsel bir dil kullanır: ‘Rahim zar gibidir Zerrin. Delindi mi bırakır suyunu taşkın ırmaklar gibi. Ne var ne yok götürür içindekileri.’(s. 82). Buradan da hareketle ve ileride değineceğimiz gibi Serpil Tuncer arayış ve yenilik çabasında. Yazdığı dergilerden de anlaşılacağı gibi muhafazakar bir çevrede yer bulan yazar belli kalıplara hapsolmak istemiyor, öyküsünü kısıtlamıyor, bu minvalde daha iyi bir öykünün izini sürüyor özgür bir şekilde.
    ‘Hiçbirisi’, öyküde olması ve olmaması gerekenleri aynı potada gösteren ve eriten, Karl Marks ve Lenin gibi ideolojik kimliklere selam çakan, sağ kesim öyküsünde pek değinilmeyen konulara giren bir öykü. Batıda pek fazla önemsenmeyecek, göze batmayacak bir anne oğul sohbetinde düzeyi abartılmış erotik soslu konuşmalarla sahicilik kaybolmuş öyküde, daha uygun diyalog ve benzetmelerle öyküde bu kusur göze batmayabilirdi. Öyküde entelektüel bir kimliğe sahip olan gencin annesiyle sohbetleri etrafında, hayatındaki kızları evlilik penceresinden değerlendirmesi anlatılıyor. Eflatun’un bir renk, Pluton’un bir gezegen, Bruksel’le Bruksel lahanasının karıştırılması gibi okuyucuyu gözeten mizahi unsurlar ve yine ironi başarıyla harmanlanmış. ‘‘Hiçbirisi’ nde öyküde olmaması gereken malumatfüruşluklar da kulağı tırmalıyor. Yukarıda değindiğimiz şekilde başarılı bir mizahi anlatım ortaya koyan Serpil Tuncer, hemen ardından son derece gereksiz ansiklopedik bilgiler veriyor, bu da nazar boncuğu olsun yazarın.
    ‘ Hiçbirisi’nin dikkat çekici bir yanı da, öncülüğünü Mustafa Everdi ve Hasan Boynukara’nın yaptığı hibrit hikaye tarzından izler taşıması. İnteraktif öyküde, genç adamın seçimlerinin doğuracağı sonuçlar ayrı ayrı ele alınır ve okuyucuya gösterilir yazar tarafından; postmodern bir iz daha.
    Öykücülerimizin pek çoğunun göze alamadığı ‘sen’li anlatımın yer aldığı iki öyküden ‘Yeşil Kurbağa’ vasat bir nitelikte, ‘Sinekler de Uyur’u daha başarılı bulduğumu ifade etmeliyim.
    ‘ Martıya Bakmak’, anlaşılır bir ifadeyle zaman geçişlerinin başarıyla sergilendiği ve fakat konuyla pek de alakası olmayan, gereksizlik intibaı veren cinsel aktarımların yer aldığı bir öykü. Yazarın yerli yersiz cinselliği öne sürmesini giderilmesi gereken bir hata olarak uyarılarımız arasına yazıyoruz.
    Kitabın son hikayesi ‘ Geç Gelen Misafir’ yine bir dramla okuyucuyu uğurluyor. Kaybeden yine bir kadın, yazar kadınların tarafını tuttuğunu, onların yanında yer aldığını bu öyküde okuyucuya sezdiriyor.
    Aşkın ve kadın-erkek ilişkilerinin bir mesele olarak sorgulandığı, yer yer sahicilikte küçük pürüzlerin göze battığı ‘ Sinekler de Uyur’; Serpil Tuncer’in kendine has bir öykü dili oluşturduğunu ispatlayan bir kitap. Tuncer bazı öykülerine başarıyla monte ettiği bilinç akımı tekniği ile de okura, doğrudan doğruya kahramanın zihninden geçenlere tanıklık etme imkanı sağlıyor.