• Aslında kitap ilk başta çok eğlenceli başlamıştı. Kitabın sonunda bir buraya nasıl geldik demekten kendimi alamadım. Bence şehirde yaşayan her insanın kendine has psikolojik sorunları var. Ama bir kadın olarak bir kadının gözünden bunları okumak beni sarsmadı değil. İntihar yöntemleri aslında ilk baştaki başarısı ve sadece tek bir başarısızlığının onu buraya kadar getirmiş olması. Yazarın hayatından izler taşıyor olması gerçekçi olan kitabı gözümde daha farklı bir gerçekçilik boyutuna taşıdı. Bunları yaşayan biri acaba bunları nasıl yazdı demekten kendimi alamadım gerçekten depresif bir ruh hali. Sanırım hepimizin içinde yatan gerçekleri ortaya çıkarmış. Bazı yerlerinde sarsıldım bazı yerlerinde ki komik diyaloglarda insanı o kötü durumda mutlu eden türden şeylerdi. Yazarın okuduğum ilk eseriydi ama en kısa zaman da bir kaç eserini daha kütüphaneme kazandırmayı düşünüyorum. Belki daha neşeli yazdığı şeyler de vardır. Okuyup karar vericem.
  • Terapi İstanbul Psikiyatri Merkezinden Dr.Gülcan Özer ve her biri alanında uzman çalışma arkadaşlarıyla hazırladığı ; telkin nitelikli, bilgi ve danışma içerikli, öğretirken keyif de veren bir çalışmayla bizi bize anlatmayı başarmış.

    İnsan halleri bunlar
    Nereden başlar dersiniz?

    Hayatın geriye doğru okunduğunu
    düşünen yazarımız , konuyu çocukluktan ele alarak Huy/Karekter/Kişilik ayrımına da değinerek kişiliğimizin izini sürüyor ve ileri doğru yaşanır dediği hayatı ,yaşlılığa kadar getiriyor. Peki ya konu insan halleri olurda içinde cinsellik olmaz mı?

    “İnsan” diye başladığımız her cümle , aslında içinde evrenselliği barındırır. Fakat insanın yaşadığı toplumun, kültürün, inanç şekillerinin, kişilik oluşumunda ve özellikle cinsel kimliğimizi elde ederken öğretilenlerin ,cinselliğe bakışımızı da etkilemesi yadsınamaz bir gerçektir.
    Kadın ve erkek olmayı öğrendiğimiz ergenlik döneminde dayatılan gerçek dışı algıların ,cinsel yaşamımızı ve hayatımızı çıkmaza sokarak ,çekilmez bir hale getiren ,fiziki bir soruna dayanmaksızın, psikolojik kökenli olarak oluşan (vajinismus, sertleşme bozukluğu, erken boşalma, isteksizlik, orgazm bozukluğu vb) problemlere değinen yazar ,konuya derinlemesine değil ,fakat bilgilendirici ve yol gösterici yaklaşmış.
    Cinselliği devrimci bir alana yerleştirerekse ,kişinin hayatını etkileyen bu durumu değişime ve yeniliğe açık hale getirmiştir.

    Çocukluk , ergenlik dedik ; her şey bitti mi dersiniz?
    Oysa biz yeni başlıyorduk yaşlılıkla.

    Günümüzde uzayan ömürle beraber artık yaşlılık algısı da değişime uğradı ve kendi içinde genç yaşlı, orta yaşlı ve ileri yaşlı olmak üzere bölümlere ayrıldı. Artık 62 yaş genç yaşlı sınıfına girmekte . Bir şeyleri yeni baştan öğrendiğimiz belki birazda çocuklarımızla yer değiştirdiğimiz bir dönem. Hayatın ve yaşın getirisiyle beraber yaşanan depresif ruh halleri, kazanılan ve kaybedilen değerler, emeklilik, olgunluk ve yeni baştan başlayan keşifler(teknoloji), cinsellik, büyük anne ve büyük baba olmanın yaşattığı torun sevgisi, sağlık sorunları vb bir çok konuda kısa ama bizlere telkin veren , sorunlara yaklaşım şeklimizi etkileyecek şekilde kullandığı umut dolu diliyle, bizlere değişimi ve hayat boyu gelişimi vurgulayan bir kitap.

    Son olarak ; kişilik oluşumunda yaşanılan sorunlar nedeniyle görülen bazı kişilik bozukluklarına da değinen yazarın, anlatım tekniğini , çözüm önerilerini ve yapılan hataları vurgulamadaki sade üslubunu oldukça başarılı bulduğumu belirtmek isterim.

    Hayat ,sonunu bilerek yaşadığımız bir yolculuk deriz hep...Yol boyu yaşadığımız hallerdir bizi biz yapan.
    İnsan halleri denmiş bunlara
    Sonu ölümle biten bir koca serüven...
  • Eric Rohmer'in 1970'te çekmiş olduğu Claire'nin Dizi, filmi bana Amok Koşucusunu hatırlattı. Rohmer, altı bölümlük filmden oluşan bir bölümünde- Claire'nin Dizi- masumiyetin yıkılmasını anlatır. Claire diye bir kadın karaktere karşı duyulan 'masumiyete dokunulması ' tutkusunun veya merakının doğurduğu, açıklanması güç bir itkiyi film boyunca bir kitap havasında anlatır. Filmi izlerken, evet şuan bir kitap bitirdim diyebileceğiniz bir filmdir. Zweig'in Amok Koşucusu kitabındaki doktor karakterin hastasına duyduğu tutku, ilk bakışta değil, son bakışta mümkün olmuştur bana sorarsanız. Ilkinde onun o küstah tavırlarını dayanılmaz bulmasına rağmen garip bir dürtü hisseder içinde lakin ona aşık olması için yeterli değildir bu. Erkeğin, gücünün gösterilmesi der Doktor.


    Walter Benjamin, ilk bakışta aşk yoktur, son bakışta aşk vardır, demiştir zamanında. Amok Koşucusunun duyduğu tutku veya derin aşk da, kadının mekanı terketmesiyle birleşmiştir. Toplamın sonucu olarak bir aşk meydana gelmiştir. Ki bana sorarsanız aşk denilen şey, toplamların sonucudur. Tıpkı bu kitapta gösterildiği gibi. Amok Koşucusu ile Eric Rohmer'in filmi arasındaki en büyük farklardan biri, Doktordan yardim isteyen kadının 'masumiyetin kırılganlığını ' tensil etmemesi Claire'nin Dizi filminde başroldeki erkek karakter, Claire'yi teselli etmek için dizine dokunduğunda tüm tutkusu yerine gelmiş ve büyük bir haz alarak deneğinden, nesnesinden kurtulmuştur. Kitaptaki doktor karakteri ise, nesnesine boyun eğmiş, masumiyet olarak adlandırdığı durumun kurbanı olmuştur. Ya da kötü diye nitelendirdiği durumun, dilin, tavrın kölesi haline gelmiştir. Nesne konumuna üst ben ozneyken alt ben bir özneye yani bir çeşit şeye dönüşmüştür.

    Sonuç olarak tutku ve masumiyet arasındaki bu ikili karşıtlık gibi görünen fakat hiç de birbirinden uzak olmayan hatta olamayan anlamlar ve ilişkiler yığını, her daim kendisini bir son ile noktalar. Tutkunun nihayeti bir sondur. Aşkın nihai amacı bir sondur. Masumiyetin kırılması ilk kivilcimdir ve tatmin sonun kendisidir. Delleuze'nin arzu makine kavramıyla tartışırsak eğer işin içine başka etkenler girer ve yukarıda söylediklerimizi öğütüp, sorunları doğru şekilde ortaya koymamız ve işin içine birçok psikoanalitik öğe katmamiz gerekir.
  • Bir kadın size derdini anlatıyorsa çözüm beklediği için değildir. Sadece dinlemenizi ve onu koşulsuz tasdiklemenizi istiyordur. Acemi erkekler bunu bilmez ve haşin bir tavırla sorunları çözmeye odaklanır. Kadınını zamansız susturarak, lafı onun ağzına tıkarak kahraman olduğunu zanneder. Deneyimli erkekler ise sadece dinler.
  • Mektupla ilgili kafam karışık eğer gerçekten yazarın kendisine yazılan bir mektupsa o da yayımladıysa bu yazarın tam bir gamsız olduğunu eğer böyle bir mektubu uydurduysa yazarın muhtemelen sorunları olduğunu ve kendisini Tanrı gibi hissetmek istediğini düşünüyorum ki öyle hissetmese yazamazdı ya da bu mektup gerçekten geldiyse öyle hissetmiştir zaten. Kadına üzüldüm adama da üzüldüm böyle bir şey eğer gerçekse ikisi de deli mutlu olabilirdi kurguysa yine üzüldüm adam böyle birini asla bulamamış olmalı ve böyle bir kadın da yok. Diğer hikayeleri sevmedim boktan hikayelerdi. Alacakaranlık falanmış adam kızı öpüyor dudağından eşek değilsin bi zahmet ertesi gün bir mum falan getir yanında bir anda yak gör kızı. Yanlış anlaşılmalar büyük sorunlara yol açar ama bu kadar basit olmaz herhalde prokaryot canlılar bile birbirini bu kadar karıştırmıyor. Neyse kitap basit küçük bir kitap zaman kaybı denilebilir zamanınız varsa okuyun yoksa gidin daha iyi Kitaplar okuyun.
  • İnsanın canını sıkan çalışma değil, sömürüye ve zora dayanan çalışmadır.
  • Kadın, bir şeylerin satın alıcısı olmaya indirgendiğinde, korkunç yarış içindeki çılgınca uğraşısının 'karısı ve çocukları' için gerekli olduğuna kendini inandıran koca da 'evdeki bir eşya' haline gelir. Her türlü süs eşyasıyla doldurulmuş bir evde, çocuklar da yaşayan eşyalara dönüşürler. Kızgınlıklarının gerçek kaynağını ifade etmek bir yana, anlamaktan aciz kocalar, karılar, ebeveynler ve çocuklar birbirinden yabancılaşır, yaşantılarının tıkanmış olmasının suçunu sık sık birbirlerinin üzerine atarlar.