• İslam dünyasında rastladığımız her şeyin aynı zamanda İslami olduğu, daha doğrusu Kur'an-ı Kerim'in prensiplerine dayalı olduğunu düşünmekten daha büyük bir hata olamaz. Bu durum, Müslüman kadın söz konusu olduğu zaman daha da geçerlidir.
  • 352 syf.
    ·10 günde·5/10
    Baş karakterin kimi zaman neşeli halleri, kimi zaman çevresindeki insanlar tarafından terk edilmesi kitabın duygusal yönünü oluşturuyor. Kadın karakterlerin sıradan hayatları ve dönemin Japonya'sının sosyal sorunları kitapta dikkat çekilmek istenen diğer unsurlar.
  • “Türkiye tedirgin bir ülkedir.
    Herkes tedirgin.
    Kürtler tedirgin, Türkler tedirgin. Sünniler tedirgin, Aleviler tedirgin. Laikler tedirgin, dinciler tedirgin, Hristiyanlar tedirgin, Museviler tedirgin. Askerler tedirgin, siviller tedirgin. Zenginler tedirgin, yoksullar tedirgin.
    Sünniler Alevilerden, Aleviler Sünnilerden tedirgin. Kürtler Türklerden, Türkler Kürtlerden tedirgin. Hristiyanlar ve Museviler, devletten tedirgin. Laikler, hükümetten tedirgin.
    Kadınlar tedirgin. Erkekler tedirgin.
    Çocuklar tedirgin.
    Öğretmenler tedirgin. Öğrenciler tedirgin.
    Polisler tedirgin. Göstericiler tedirgin.
    Eşcinseller tedirgin. Eşcinsel olmayanlar tedirgin.
    Her ülkenin sorunları var, her ülkede tedirginlik var. Ama gezip gördüğüm ülkeler arasında - çoğunun Avrupa ülkesi olduğunu söylemeliyim - Türkiye kadar tedirginini görmedim.

    Türkiye’de herkes, sıkı ayakkabı giyiyor gibi.
    Hayatlar, ruhlar birkaç numara küçük ayakkabılar içinde.
    Hayatlar, İstanbul’un trafiği gibi sıkışık. Kızgınlık dolu. Varmak istediği yere gidememenin neden olduğu ruhsal gerilim halinin kapanında.
    Ruhların havası kirli.
    Hayatlarda bir eksiklik hissi, tamlığa ulaşamamışlık, bir beklenti var.
    Türkiye, rahat olmaya uygun bir ülke değil.
    Neden?
    Aslında dünyanın en güzel, en bereketli, en geniş, en denizli (hangi ülkenin dört, dört! denizi var) ülkelerinden birinde yaşıyor Türkler. Bitki örtüsü, yaban hayatı zenginliği bakımından Avrupa’nın birinci ülkesi. Sabahleyin kayak yapılıp, öğleden sonra denize girilebilen iller, yaz kış akan nehirler var. Topraklar bereketli.

    Nedir bu tedirginliğin sebebi? Neden insanlar düşman kamplara bölündü? Neden düşman kamplara bölünmeyi kabul etti?
    Neden suratlardan düşen bin parça?
    Neden Türkiye uluslararası mutluluk endekslerinde alt sıralarda yer alıyor?
    Üst sıralarda olanlar neyi farklı yapıyorlar?
    Kitaplar yazılabilir bu konuda.
    Kötü yönetim. Yoksulluk ve cehalet. Güven, hoşgörü ve insaf eksikliği. Sertlik ve kabalık. Yaygın yolsuzluk. Cinsel tatminsizlik. Zevksizlik. Nefret. Şiddet. Korku. Gelecek endişesi. Ayrımcılık. Köksüzlük. Kötü eğitim. Özünden uzaklaşmış din. Uydurma tarihle doldurulmuşluk. Kadın erkek eşitsizliği.
    Yasaklar, tevatürler, şehir efsaneleri, yalanlar, hurafeler, günahlar, manipülasyonlar, beyin yıkamalar, iki yüzlülük.
    Kendini başkasının yerine koyamamak, sonucunda bir şey anlayamamak.”(m.ü)
  • 464 syf.
    ·9/10
    Kötü kız- iyi çocuk olayını fazlaca seviyorum bu seride. Kızların pıtı pıtı oğlanların peşinde koşup onların sebep olduğu bela ve sorunları çözmeye çalışmasını okumaktan bıktım. Biraz da erkekler uğraşsın. Mara ‘nın gittikçe daha fazla karanlıklaşmasını- intikamcılığını ve koruyuculuğunu görüyoruz bu kitapta. Her ikisini yaparken de fazla şiddetli bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Kadın karakterlerde bu tarz öfke ve duruşu severim. O kadar çok beladan kaçan, kovalanan kadın karakter okudum ki. Mara fark yaratıyor, o içindeki karanlığın verdiği duruş hayran olunası bence. Çok fazla nefret edeni olsa da ben sayfa sayfa Mara dyer hayranlığımı anlatabilirim herkese. Kitap güzeldi ta ki son ana kadar. Serinin bir üçleme olduğu düşünülürse son kitap için çok fazla çözümsüz olay bıraktı arkasında. Sanki devamı varmış gibi demiştim fakat zaten varmış. Noah tarafından devam eden seriyi de bunun kadar sevdim. Şu an Shaw itirafları’nın ikinci kitabını okuduğum için bu kitabın son olmadığını çok rahat söyleyebilirim.
  • 308 syf.
    ·3 günde·7/10
    Elif Şafak çok eleştirilen bir yazar... Sevmeyeni çok anlayamadığım biçimde insanlar düşman olmuş. Yabancı bir yazarı dini, etnik kökeni, tercihi, siyasi görüşü vb. için ayırıyor musunuz? Pek sanmıyorum bence bunlara bakacağını a şunu diyebilirsiniz "bu hikayeyi başka bir yazar yazsa okur muydum?"

    Elif şafağın dilini seviyorum. İskender ve baba ve piç çok güzeldi. Ama sürekli feministlik kadınlar üzerine yazması biraz sıkıcı bir etki yaratmaya başladı...

    Siyah süt kitabına gelecek olursam eğer yazarlık arzusuyla yanıp tutuştuğu çok belli... (kitapları çalıntı diyenler için diyorum.) iç dünyasını açması yazarlığını karakterini arayışlarını çok güzel anlatmış... 6 kadına bölünmesi hoş keza bir erkek te 6 parçaya bölünebilir. Çapkın erkek, babacan erkek, hırslı erkek gibi...

    Çokça kitap edebiyat bilgisi verildiği için şikayet edilmiş ama otobiyografi romanı ve kadının tabiatı edebiyat kitaplar...

    Lakin dediğim gibi tüm romanlarında feministlik kadın sorunları vesaire güzel ama bu kadar güzel anlatımı olan birisi çok daha farklı şeyler yazabilir... Sanmıyorum bu temel yapı taşlarını değiştireceğini uzun aralıklarla okunabilir kitapları...

    Annelik ile ilgili anlattıkları önemli ve sonunda yeni babalardan kısa da olsa bahsetmesi sizi de anlıyorum demiş hoş bir şey olmuş...
  • Brezna: Bir an için düşünün. Kendinizi bir kadının yerine koyun. Yüzyıllardır hep başkaları için varolmaya koşullandı­rılmışsınız. Hiçbir zaman kendiniz olamamışsınız. Büyük bir yük değil mi?

    Tarkovski: Erkek olarak ayakta kalabilmek de, kadın olarak ayakta kalabilmek kadar güç. Bütün mutsuzluk, tüm sorun başka yerden kaynaklanıyor. O da şu: Öyle bir top­lumda yaşıyoruz ki, kitlelerin genel düşünsel düzeyi çok ye­tersiz. Bugün gözümüzü yumup yarın uyanmayacağımızı da biliyoruz. Herhangi bir akıl hastası bir düğmeye basarsa, üç adet bombanın gezegenimizdeki yaşama son verebilece­ğini de biliyoruz. Bütün bu gerçeklerin bilincindeyiz, ama onları gene de unutuyoruz. Akılsal ve tinsel ilgilerimiz o denli maddesel varlığımızın esiri ki... hiçbir zaman aklımıza gelmemesi gereken sorunlarla ilgileniyoruz. Bu denli top­lumsal sorunun varlığı, ne denli akılsızca davranmış oldu­ğumuzun kanıtıdır. Akılsal ve tinsel açıdan doyum kazan­mış bir kadın, hiçbir zaman erkeğin gölgesinde kaldığını, ya da onun esiri olduğunu düşünemez. Tıpkı kadın gibi, aynı doyumu sağlamış erkek de, kadını zorlamayı hiçbir zaman aklından geçirmez. Oysa siz getirdiğiniz örneklerle beni böylesi yanıtlara zorladınız. Bu tür sorunların açıklanma­sı bizi hiç de ilgilendirmemeli. Çünkü bu sorunlar, bizim akıldan yoksunluğumuzun belirtileri. Akılsal zenginlikleri şaşılacak boyutlarda kadınlar da tanıdım. Bu tür kadınlar böylesi sorunları hiç büyütmez, aksine öylesi bir ruh zen­ginliğine sahiptirler ki, öylesi bir moral [ahlaki] güçleri vardır ki, her erkek önlerinde diz çökmeye hazırdır. Ayrıca böyle kadınların önünde diz çökmek ayıp değil, bir şereftir. İşte sorun burada. İlişkileri açıklamaya çalışmak, kötü bir çıkış noktasıdır. Bu konuda çaba harcamak, hoşnutsuzlu­ğumuzun belirtisidir, yoksa eşitlik aramanın değil. Bu ikisi çok ayrı konular. Bence, bugün kadın korkunç bir duruma sürüklenmiş. Gerçekten seven bir kadın bu tür sorular yöneltmez. Bunlar onu ilgilendirmez bile.
  • Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için.

    Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez.

    Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der.

    Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.

    Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.

    Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar.

    Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır.

    Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma!
    Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır.

    Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

    Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının.

    Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur.

    Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

    Kadın susarak gider!

    En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir.

    O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir.

    Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir.

    Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir.

    Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir.

    Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider.

    Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır.

    Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.