onyuzmilyonkitapp, Uyanan Güzel'i inceledi.
18 May 18:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kalbinde derin ağrılarla hayatı ıskalamış bir kadın.
Bosnadan savaştan çıkmış ama aşka yenilmiş Adrian.
Yatalak bir dede ve ruhu sancılarla dolu teyzeyle büyümüş Denizin hikayesi uyanangüzel
İsmiyle muhteşem bi ahengi olan kitap, Vahidenin içinden geçtiği acıların Vahidenin ruhu ve bedeni üzerinde fazlaca hırpalayarak çöküşünü anlatmış.
Sona bir kala yeniden hayatın tadına varmaya unuttugu güzelliklerle yeniden doğmaya,sevmeye açılan kapılar.
Kitapdaki kopukluklar kitaba girmemi epeyce zorlaştırdı, yazarın tarzından mı bilemiyorum ama karakterlerin geçmiş ile olan sorunları biraz daha derin anlatılsaydı Vahidenin "Umut" Yolculugunun bana daha etkili geçeçegini düşünüyorum.

Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
15 May 01:28 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Müslüman kadın yeni nesli doğurmalı, yetiştirmeli ve ona, İslam ve geleceğe olan imanı vermelidir.

İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 59)İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 59)
Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
15 May 01:14 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Eğer İslam' da kadın meselesi varsa, bu meselenin çö­zümünün adı da annedir.

İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 45)İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Aliya İzzetbegoviç (Sayfa 45)
Semih, Kabuk Adam'ı inceledi.
 13 May 20:19 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Ön bilgi: Kabuk Adam'ı bana tavsiye eden ve okumama vesile olan değerli arkadaşım Roquentin'e teşekkür ederim.

Her ne kadar kitabın arkasında, "Kabuk Adam, Karayipler'de şiddetin bataklığında yaşanan korku ve tutku dolu sıradışı bir aşkın, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğun hikayesi." olarak bir tanıtım yapılmışsa da bence bu tanım son derece yanlış olmuş. Çünkü bu kitaba önce "sıradışı bir aşk" romanı demek, akabinde ise "mucizevi bir dostluğun hikayesi" demek, hem kendi içerisinde bir çelişki oluşturmakta hem de kitabın özünü tam olarak ifade edememekte. Bahsettiğim konuyu önce birkaç bilgi vererek açacağım ve bu açma esnasında size göre spoiler içeren bilgiler ortaya çıkabilir, şimdiden uyarmakta fayda görüyorum. (Bana göre spoiler filmlerde, dizilerde ve fantastik türdeki kitaplarda olur. Fakat bu tartışmaya girmenin yeri değil şu an.)

Kabuk Adam, Aslı Erdoğan'ın ilk romanı, benim de Aslı Erdoğan'dan okuduğum ilk kitap. Yazarın dilinin sadeliğini ve kullandığı kelimelerin zenginliğini beğendim. Bir kadın yazara göre son derece cesur ve açık sözlü. Cinsellik ve ırkçılık gibi zor konularda hiç çekinmeden söylemek istediğini söylemiş. Bu açıdan kendisini tebrik etmek istiyorum.

İkinci değinmek istediğim konu, kitabın otobiyografik bir eser olduğu. Gerçekten de kitabın isimsiz kahramanı ile yazar arasında birçok benzerlik var. Hatta kitabın anlatım üslubunun da birinci tekil şahıs olması, okurların kuşkularını artırıyor. Aslı Erdoğan gibi kahramanımız da fizikçi ve yalnız bir kadın. Aslında sadece Aslı Erdoğan değil, bence bu kitap yalnız bir kitap. Evet, yalnızlığı tam olarak anlatmıyor; ama içerisinde buram buram bir yalnızlık kokusu alıyorsunuz okurken.

Gelelim asıl meselemiz olan konuya, bu kitap kesinlikle bir aşk romanı değil bence. Hele dostluk romanı hiç değil. Daha önce bu kitaba ilişkin inceleme yazan arkadaşların yazdıklarını da okudum; ama maalesef ben biraz farklı düşünüyorum. Kabuk Adam'da bir aşk hikayesi anlatılıyor gibi görünse de insanların yalnız hissedişine ve korkularına vurgu yapan; korkularının üstüne giden insanların ancak korkularını yenebileceklerini ve "kabuk"larını kırarak iyileşebilecekleri anlatan bir kitap bence.

Aslı Erdoğan, "Kabuk" Adam'ı bir simge olarak kullanmış ve kadın kahramanımızın kendi içerisinde bir türlü yenemediği korkularını yenmesini, kabuğunu kırarak gerçek kimliğine dönmesini sağlamaya çalışmış. Çünkü Kabuk Adam da tıpkı isimsiz kahramanımız gibi psikolojik sorunları ve geçmişinden gelen hesaplaşmaları olan biri. Kitapta sadece kadın kahramanımızın yalnızlığı, ötekileşmesi, kendini sorgulaması, vicdani hesaplaşması ve pişmanlıkları anlatılıyor gibi görünse de aynı şeyler Kabuk Adam için de geçerlidir. Bu iki kahramanımızın birbirini tanıması, her ikisine de iyileştirici bir etki yaratmış ve ömür boyu unutamayacakları bir ders almalarını sağlamış. Birbirlerine karşı duygusal olarak yakınlık hissetseler de bence bu yakınlığın ismi aşk değil, acıların birbirine benzemesidir. Hani Sabahattin Ali'nin bir cümlesi var ya, "Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende." İşte tam olarak mesele budur.

Kitabı elime aldığımda ilk sayfalarda müthiş güzel cümlelerle karşılaştım. Birçok cümlenin altını çizdim ve harika bir kitabı elimde tuttuğum izlenimine kapıldım. Kahramanımızın Kabuk Adam ile tanışmasına kadar geçen dönemi anlatışı, bana göre muazzamdı. Hatta başlarda Stefan Zweig'ın Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat isimli kitabı gibi bir kitap okuduğumu düşündüm. Klasik Zweig romanları gibi isimsiz kahramanımız da psikolojik durumunu ve başından geçecek olayları müthiş tanımlamalar ile önümüze sunuyordu. Ancak bu tanışma öncesi bölümün devam eden bölümlerinde beklediğim etkiyi bulamadım. Yine Aslı Erdoğan güzel cümleleri ile kendisini okutturmayı başarıyordu elbette; ama o başlarda aldığım edebi hazzı maalesef ilerleyen bölümlerde bulamadım.

Bence Aslı Erdoğan'dan çok güzel bir aşk romanı yazarı olur. Çünkü betimlemeleri ve düşünceleri aşık olmuş ve aşkı tanımış bir kadının cümleleri gibi geldi bana. O sebeple biraz da herkes bu kitaba aşk penceresinden bakıyor sanki. Aslı Erdoğan'ın cümlelerinin duruluğu ve çekinmeden her konuya değinebiliyor olması bende böyle bir düşüncenin oluşmasını sağladı. Yazarın bir kitabını daha okumaya karar verirsem bu kitap kesinlikle aşk romanı olacak.

Ebru, Kibarlık Budalası - Sevda Doktoru'yu inceledi.
 04 May 17:30 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İki tiyatro oyununun yer aldığı bu kitaba başlayınca bir solukta okuyabiliyorsunuz.
İlk oyunun adı Gülünç Kibarlar. (Les Précieuses Ridicules)
Ben ilk oyunu biraz sıkıcı buldum. Taşralı iki kızın Paris hayranlığı ve Paris'teki soylular gibi olmak istemeleri asıl konumuz. Ancak bu istekleri rezil olmalarıyla sonlanıyor. Yazarın da benim gibi yapay kibarlıklardan sıkıldığını okurken çok açık bir şekilde hissettim. Özellikle iki kadın ve soylu (!) adamın konuşması öyle yapmacıktı ki bir süre sonra konuşmanın uzaması beni rahatsız etti. Sonunun iyi bittiğini ve sevdiğimi söyleyebilirim. Yazarımız kızlara oh olsun der gibi bir bitiş yapmış.
İkinci oyun (Sevda Doktoru) komedi-bale tarzındaydı. İlkine göre sıkıcı bulmadım.
Sevda Doktoru, Molière'in sağlık sorunları daha yeni yeni zuhur ettiği sırada kaleme aldığı bir oyun.
Molière dönemin doktorlarına ve tıp alanındaki uygulamalara doğrudan bir eleştiri yapıyor. Gerçek iyileștiricinin sevgi olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor.
Genel olarak bakıldığında kitabı beğendim, tiyatro eserlerini okumayı seven herkese tavsiye ederim.

Adem YEŞİL, Cehennem'i inceledi.
01 May 21:33 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 9/10 puan

ESKİ OKUDUĞUM KİTAPLAR İLE İLGİLİ YAVAŞ YAVAŞ İNCELEME GİRİYORUM. LÜTFEN OKUMA TARİHİ SIRALAMASINI DİKKATE ALMAYINIZ!!!

Harvard'dan simgebilimci Profesör Robert Langdon’un yolu bu sefer İtalya'da gizemler, sırlar, bulmacalar ve komplolara çıkar. Edebiyatın en ünlü ve karanlık başyapıtlarından olan ve kökleri "İlahi Komedya" ya dayanan bir çıkmazın içerisinde bulacaktır kendisini.

Dan Brown'ın sanat tarihçisi ve simgebilimcisi Profesör Robert Langdon, bir Pazartesi sabahının ilk saatlerinde korku dolu bir kâbustan uyanır. Bir anda, kendisini oraya nasıl geldiğini hatırlamadığı hastane odasında bulur. Yetkili iki Doktor kendisine dostane bir şekilde, Floransa'da olduğunu ve gece sersemlemiş bir halde baş kanamasıyla buraya geldiğini açıklarlar. Langdon'un kafası iyice karışmıştır. Son hatırladığıysa, Cumartesi günü Harvard Üniversitesi kampüsünde bir dizi konferans verdiğidir ama sonrası ise muamma. Doktorlar daha fazla açıklamaya fırsat bulamadan, karalar içinde nereden geldiği bilinmeyen bir şahıs hastaneyi basar ve hedefinde Profesör Langdon vardır. Bu saldırıda İtalyan Doktor Marconi ölümcül derecede yaralanır. İngiliz meslektaşı Sienna Brooks, Langdon'un kıyafetlerini çabucak toplar ve onunla birlikte hastaneden kaçar. Sokakta zorlukla bir taksiye atladıklarında inatçıları takipçi tarafından tekrar saldırıya uğrarlar.

Kısmi amnezi, gizemli bir kadın, hayatı tehdit eden bir durum ve bol aksiyon ile kahramanlık içeren bir roman.

Bu romanımızda da beklendiği gibi Dan Brown, kahramanlarını zorlu “bir cadı avı” na gönderir. Profesör Langdon'un tüvit ceketinin gizli cebinden küçük, silindirimsi bir mini projektör (biyotüp) çıkar. Bu projektör, Sandro Botticelli'nin "Mappa dell'Inferno" Cehennemin haritası ile bağlantısı vardır. Dante Alighieri'nin ünlü “İlahi Komedya” sının cehennem tasvirinden esinlenen bu resim, bilinmeyen bir el tarafından manipülasyona uğramıştır. Bu değişiklik, Langdon'un kendisini bekleyen, bilinmeyene giden yoldaki bir sonraki durağı olan büyük duvar resmine referans olacaktır. Ve böylece cesur Profesör ve onun son derece zeki arkadaşı (IQ bildiğin 208 abi) bir sanat eserinden bir diğerine tarihi vurgular arasında bize eşlik ederler. Bekleyen bir bulmacayı zekice çözmek ve sıkı takipçilerden de bir adım önünde olmak her zaman önemlidir. Her ne kadar tekrar eden sahneler Dan Brown hayranlarına bilindikse gelse de ve bu yüzden bazen heyecandan yoksun kalsalar da, en azından Profesörün tarihi ele alışı ve anlatımları ile kitabı okumaktan keyif alacaklardır. Ah unutmadan, bir sonraki tatilinizi Floransa'da geçirme düşünceniz varsa, bunu Profesörümüzün yerine en azından bir tur rehberinin önderliğinde yapmanızı tavsiye ederim.

Profesör Langdon olayları araştırmaya nereden başlayacağını bilmemektedir. Tam olarak ne olduğunu hakkında hiçbir fikri yoktur. Ne aramaktadır? Kimin adına aramaktadır ya da ondan kim ne istedi? Zihnini her daim kurcalayan ve hatırladığı son şey, yaşlı bir kadının gölgeli yüzüdür ve kadının ona hep: "Ara ve bulacaksın" çağrısıdır.

Bertrand Zobrist, kendisini tamamen özel araştırmalara adamış ve bazı patentler sayesinde de çok fazla para kazanmış bir İsviçreli genetikçidir. En büyük endişesi, aşırıya giden dünya nüfusudur. Kendisini daime derin düşüncelere iten ve endişelendiren bu durma bir çözüm üretmesi gerektiğini düşünür. Kendince insanlığa yararı olacağını düşündüğü korkunç bir planı vardır ve bu planı eyleme dökmeye karar kılar.

Yeryüzünün aşırı nüfus artışı elimizde tuttuğumuz bu romanımızın ana temasıdır. Açıkça ifade etmem gerekirse, konu (sadece konu) yanlış yazar tarafından ele alınmış diyebilirim. Konu kısaltılmış olarak tek taraflı ve son derece tehlikeli, naif ele alınmaktadır. Abartılı da olsa, burada yayılan trans hümanist yaklaşım okurda genel bir korku uyandırıyor, ama bugüne kadar böylesi bir vaka neredeyse hiç yaşanmadı diyebiliriz. Dan Brown burada trans hümanizmden mi, yoksa genetik manipülasyondan mı bahsediyor ya da her ikisini de tartışmaya mı açıyor buna her potansiyel okuyucu kendisi karar vermek zorunda.

“Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.”

Bu, Dan Brown'ın kitabında geçen Dante alıntılarından biri: buhran zamanlarında eylemsizlik ve inkârın büyük bir günah olduğunu ifade etmektedir. Okuyucu bu alıntıya belki koşulsuz bir şekilde katılabilir, ancak unutmayalım ki inkâr, bilim ve teknolojinin tüm sorunları çözebileceği inancını da birlikte getirmektedir.

“Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion’unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını.

Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khtonik canavar kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları...”

Yukarıda konuya değindiğim gibi, Dan Brown bu kez sanat tarihini sevenleri temel alarak konuya aşırı yüklendi. Ayrıca Dante'nin "İlahi Komedya" sını tartışmaya değecek bir platformda tüm okurlarının dikkatine sunmayı da başardı. Dan Brown’un tırnak içi yorumlarını, kahramanını A'dan B'ye götürecek kadar iyi gördüm diyebilirim. Özellikle romanın son üçte birinde, çok sayıda dönüşler ile öngörülemez bir kaosa dönüşen aksiyonun başlangıç aşaması gelişmiştir. Dostu düşmandan ayırt etmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Güzel olanda bu değil midir? Siz yazarın kitabını okurken, neyin ne olduğuna dair zihninizi meşgul eden sorular, gizemli karakterler ve dünya tarihinin önemli dönemlerine tanıklık etmiş mekânlar. Floransa’nın buram buram tarih kokan Vecchio Sarayı’ndan dar sokaklarına, Venedik’in koskocaman St. Marco Bazilikası’na uzanacak olan bir dizi semboller zinciri Profesör Langdon’ı sonunda üç muazzam imparatorluğun baş merkezi olmuş ve neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan dünyanın incisi İstanbul’a, insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükleyecektir. İstanbul’a gelişiyle de Ayasofya’dan Mısır Çarşısı’na kadar süren bir koşuşturmacanın heyecanı saracak biz okurları.

Bir başka Dan Brown kitap analiz ve yorumunda görüşmek üzere arkadaşlar. Şimdiden keyifli okumalar.

~ Adem YEŞİL ~

şükriye tuğçe gümüş, Antabus'u inceledi.
22 Nis 00:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

#okudumbitti #antabus
Gazetelerin 3.sayfa haberlerini okurmusunuz?
Okurken hangi cümleleri kurarsınız?
Misal bir haber okuduğunuzda nasıl yorumlarsınız?
Nefsi müdafa mi dersiniz ?
Yoksa yorum yapmadan diğer sayfaya mı geçersiniz ?
.
.
Ben okurum okurken tek bir cümle bile kurmam dahası kurmak istemem.Ama etkisinde kalırım üzülürüm üzülmekten başka elimden ne gelir ki...
Misal bugün okuduğum bir haber "battaniyeye sarılmış toprağa gömülü bir kadın cesedi bulundu"
Yapılan araştırmada eşi ile sorunları vardı 2 aydır ayrı yaşıyordu...
Kim yaptı.? Neden yaptı.? Ne geçti eline.? Bunu yapınca ne oldu.?Kapandı mı elalemin çenesi.? Temizlendi mi namus.?
Boş bunların hepsi bomboş kapanmaz elalemin çenesi çünkü derdi senin olan birşeyin,tasası hep bir başkasınındır.Kimse iğnede batırmaz kendine yapmasaydı der çekilir bir kenara..
Ne diyelim Allah'ım hayır etsin sonumuzu...
.
.
Konusu 25 yaşında Leyla Taşcı'nın hikâyesi olabilecek iki sonla anlatılıyor..Her iki son birbirinden farklı ama ortak..

Ece, bir alıntı ekledi.
21 Nis 04:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Flört ve Kadınların Nesneleştirilmesi
Seksi her yerde görüyoruz. O zaman neden konuşmak bu kadar zor? Kaba olmak -dolayısıyla kültürsüz ve kolay reddedilebilir olmak- seksi kabul edilebilir kılmanın tek yolu mu? Bu karşıtlık yüzünden Batılılaşmış dünyada birçok genç erkek, bir Azize-Fahişe Kompleksi geliştirdi. Aşkı sekssiz, seksi aşksız olarak tanımladıktan sonra bu adamlar ya eş olarak erdemli bir kadın ya da sevgili olarak fahişemsi bir kadın istiyorlar. Gerçek dünyada hem hoş "hem de" cinselliği yaşayan bir kadınla karşılaştıklarında ise endişeleniyor ve onu itiyorlar. Bu da olaya dahil olan herkes için son derece zorlayıcı yakınlık sorunları yaratıyor.

Bitik Erkekler, Philip Zimbardo (Sayfa 144 - Pegasus Yayınevi)Bitik Erkekler, Philip Zimbardo (Sayfa 144 - Pegasus Yayınevi)
ROMANTİK AŞK, İki Kişilik Yalnızlık'ı inceledi.
05 Nis 15:51 · Kitabı okudu · 1 günde · 8/10 puan

Sinan Akyüz'ün okuduğum ilk kitabı. Anladığım kadarıyla hep gerçek hikayelere dayanarak yazmış kitaplarını.
Güzel bir anlatım dili var.
Kitabın konusuna gelince; Zafer tıp fakültesinde okuyan bir öğrencidir. Zehra ise bankada çalışan bir bayan.
Zafer Zehra'yı gördüğü gibi beğenir ve Onunla evlenir. Sonra mezun olunca pratisyen hekim olarak doğuya giderler ve mecburen Zehra işinden ayrılır. Sonra Zehra doğum yapar ve ilk çocuğu Bilge doğar. Bundan 4 yıl sonra Oğlu Barış olur. Zehra çocukları biraz büyüyünce tekrardan çalışmak ister. Zorla da olsa kocası razı gelir ve çalışmaya başlar. Sonra kocası ile araları bozulur ve kocası Onun çalışmasını bahane eder, sorunları için ve Zehra işten ayrılır. Zafer, Doçent olmak için uğraşır, sorunlar yaşar, sonra Prof. olmak için hep engellerle karşılaşır bu arada karısı ile cinsel sorunları halen devam etmektedir. Zafer bunu bahane ederek karısını aldatır. Sonra Zehra'ya bunu söyler. Zehra mecburen kalbi çok kırık olsa da boşanmaz. Çocukları için her şeye katlanır. Ama Zafer bununla da kalmaz Kıbrıs'lı bir büyücü kadına kafayı takar ve O kadın ne derse Onu yapar. Yıllarca. Bunlar olurken Zafer'e çok kızdım. Bir doktorun bu kadar cahil olabileceğine inanamadım. Ailesini ve karısına üzmesine ...
Olaylar hiç iyi gitmez. Devamını size bırakıyorum. İyi okumalar...