Geri Bildirim
  • Serinin ikinci ve son kitabıydı, bu kitapta da kamış ve şeftalinin aşkı son hızla devam ediyor yani çiftimizin azgınlıkları tam gaz : ))

    Noah ilk kitabın sonunda Laini’ nin neden bu işi yaptığını öğrenince pişmanlık duymuş ve onu azad etmişti, fakat Laini’nin gitmeye niyeti yok, ama annesinin durumu ağırlaşınca zahmet edip gidiyor, bir ailesi olduğunu hatırladı sonunda :)aslında ailesi ile arası çok iyi, ama nedense Noah’ı görünce aile ikinci planda kalmıştı, yazar bu konuda açığı kapatmaya çalışmış bu kitapta,bu arada kızın özellikle annesi ile yaptığı sohbetlere tanık olunca rahatlığını nereden aldığını anlıyoruz : )

    Noah bu ayrılığa çok dayanamıyor tabi, kızın peşinden ailenin yanına gidiyor, annesinin hastalığı için nüfusu ve parası da devreye girince ailenin kahramanı oluyor, tabi bu arada hastane dahil birlikte olmadıkları yer kalmıyor, Noah için yer ve mekan sorunu yok, adama her yer mübah :))

    İlk kitapta Noah’ın eski arkadaşı ve şu anki iş ortağı David adında rezil bir adam vardı, bu kitapta onun yeni rezilliklerine tanık oluyoruz, uyuşturucu , kadın ticareti, şantaj, mübarek de yok yok bu kitapta çiftin başına iyice bela oluyor..

    Yazar ilk kitaba göre daha hareketli ve romantik sahneler yazmış, özellikle Laine'nin pencereden atlamak için ağaç dallarında dolaştığı kısmı sevdim :)

    Kitabın finalini okuyunca gözümde Grinin Elli Tonu serisinin finali canlandı :) ama sevdim sonunu, bir puan fazlayı hak etti : ))
  • Aşk Hırsızı bir serinin ilk kitabı. Royal Brotherhood serisinin kitap sıralaması şu şekilde:
    1.Aşk Hırsızı
    2.Bir Prense Âşık Oldum
    3. Ömür Boyu Sürecek

    Her kitapta bir kardeşin aşk hayatının anlatıldığı serilere Julia Quinn’den âşinayım. Bu tarz serileri seviyorum. Aşk Hırsızı’nı beğendiğim için serinin geri kalan kitaplarını da okumayı düşünüyorum. 1000 Kitap’ta yaptığım incelemede serinin ilerlemesiyle kitapların puanlarının arttığını gördüm. Bu da beni daha çok heyecanlandırdı.

    Eğer historical tarzında kitaplar okuyorsanız sevebilecek başkarakter bulmanın ne kadar zor olduğunu bilirsiniz çünkü genellikle kadın karakter aptal, erkek karakter kabadır. Bu kitapta neyse ki o sorunu yaşamadım. Kitaptaki başkarakterleri hem ayrı ayrı hem de çift olarak çok sevdim. Üstelik historicallarda şimdiye kadar okuduğum en orijinal yan karakterleri de yine Aşk Hırsızı’nda buldum. Umarım serinin devamında Sydney ve Jules’u okumaya devam ederiz.

    Ben kitabın cep boy basımını okudum. Normalde cep boy kitap okumayı severim ama bu kitapta sayfalar birbirine çok yakın olduğu için kitabı okurken gücümü kullanmam ve sayfaları ayırmam gerekti. Bu da maalesef okuma keyfimi azalttı. Bendeki kitabın ilk basımıydı. Umarım bundan sonraki basımlarda bu sorun halledilmiştir.

    Sevdiğim ve yeni kitaplarını merakla okumak istediğim yeni bir historical yazar keşfettiğim için çok mutluyum :-)

    https://suleuzundere.blogspot.com/...ffries-ask-hrsz.html
  • Baştan söylemeliyim. Eğer bazı şeylerin yanlış olduğunu düşünüyor ve sorgulamak istiyorsanız bu kitabı okumalısınız. Bu şekilde düşünmüyorsanız ve beyniniz sorgulamaya açık olmayacaksa kitap sizin için Dawkins'in tabiriyle "şeytan işi" olmaktan öteye gitmeyecektir.

    Amerika'nın kurucularından Thomas Jefferson'un yeğenine yazdığı mektuptan bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Tanrının varlığını bile cesurca sorgula; çünkü eğer bir Tanrı varsa, mantığa olan saygıyı gözü kapalı korkudan daha çok takdir edecektir."

    Eğer benim gibi bu konuyu atlatmışsanız ve farklı bakış açıları kazanmak istiyorsanız başvuracağınız kitaplardan biri Tanrı Yanılgısı olmalı.

    Peki neden?

    Yazarın üslubuyla başlamak istiyorum.
    Dawkins kitabın bazı bölümlerinde biraz bilimsel yazmış ve okumak zor olabiliyor. Doğal seçilim ve memlerle ilgili bölümler daha çok. Benim için böyleydi ve bu bölümleri yavaş yavaş okudum. Bunun dışında kalan bölümler ise çok akıcı ve eğlenceli bir dille yazılmış. Richard Dawkins lafını esirgemiyor ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Kitap bir bütün olarak akıcı.

    İçeriğe gelirsek, Dawkins toplumların önemli sorunlarından çoğuna değiniyor: kan, katliam, savaş, kurbanlar, eşcinseller, çocuklar, kadınlar... Hepsinin ortak paydasında ise dinler var.
    Dinlere bakış açım, onların kadınlara bakış açılarını gördüğümde değişti ve Tanrı Yanılgısı'nda da bu konuya birçok yerde değiniyor. Kadınların dinler tarafından aşağılanması, basit ve değersiz görülmesi ve kutsal kitaplardan verilen örnekler... Evet, kitapta çok çarpıcı örnekler var ve bu beni daha da iğrendiriyor.

    Bu konuyu bir yana bırakırsak kitaptaki çarpıcı noktalardan bazıları da şunlar. (Kitap tamamen çarpıcı gerçi. :D )

    Din ve çocuk. Çocukların istismar edilmesi konusunu uzunca ele almış.
    "Bir çocuk Hıristiyan çocuk değildir, Müslüman çocuk değildir, Hıristiyan ebeveynlerin ya da Müslüman ebeveynlerin çocuğudur." Bu cümlesinde o kadar haklı ki. Çocuklar ailelerinin dinine inanmaya zorlanıp, sorgulamadan bütün bir hayatı böyle geçiriyorlar. Ve bunun bir çeşit istismar olduğunu 9. bölümde uzun uzun anlatıyor.

    Katliam. Dinin, hayatını tamamen ona adayan insanları nasıl katillere dönüştürdüğünü çok etkileyici örneklerle anlatıyor. Bir papazın, kürtaj yapan bir doktoru katletmesi mesela. Ve yaptığıyla gurur duyuyor. Tabii sadece bedenen öldürmekten bahsetmiyorum. Ölmenin ve öldürmenin birçok çeşidi var. Dinlerin ortaya çıkışından bu yana dinmeyen kanı, kutsal kitapların nasıl buna teşvik ettiğini anlatıyor.

    Tüm konuları tek tek açamam tabii. Burada en çok etkilendiğim üçü olan kadın, çocuk ve katliamlardan bahsettim.

    Şimdi gelelim kitabın ana konusuna.
    Tanrı neden olasılıksızdır?

    Bunu burada özetleyemem sanırım çünkü Dawkins kitapta art arda sıralıyor. Tanrı varsayımının ne tür kısır döngülere yol açtığından uzunca bahsediyor. Hepsini birkaç cümleye indirmek zor ama şu alıntı okumaya değer: "İyice incelendiğinde, akıllı tasarımın sorunu iki katına çıkardığı ortaya çıkacaktır. Bir kez daha, bunun sebebi, tasarımcının anında kendisinin kökeniyle ilgili daha büyük bir sorun doğurmasıdır. Bir lohusa otu (veya bir evren) gibi olasılıksız bir şey tasarlama yeteneğine sahip herhangi bir varlık, lohusa otundan daha olasılıksız olmak zorundadır. Bu berbat kısır döngüyü sonlandırmak şöyle dursun, Tanrı kısır döngüyü alabildiğine şiddetlendirir."

    Değinmek istediğim birkaç nokta daha var.
    Dawkins o kültürde yetiştiği ve o konuda daha fazla birikime sahip olduğu için İncil ve Hıristiyanlık üzerinden gidiyor daha çok. Doğal olarak. Anlamak için İncil'i okumaya gerek yok tabii.
    Ve bir de bölüm başlarındaki alıntılar... Kitaba dair en sevdiğim şeylerden biri onlar oldu. Birçok bilim insanı, politikacı, komedyen ve yazarın söylediklerinden en güzelleri seçilmiş. :)

    Videolarını izleyerek, konuşmalarına hayran kalarak bu kitabı okumaya başlamıştım ve diğer kitapları da okumak istediğimi artık biliyorum. Teşekkürler Richard Dawkins.

    İncelememi şu meşhur ve bir o kadar da eğlenceli alıntıyla bitiriyorum.

    "Bir ateist olup olmadığım sorulduğunda, Zeus, Apollo, Amon Ra, Mithras, Baal, Thor, Wotan, Altın Buzağı ve Uçan Spagetti Canavarı'nı hesaba katarak, soruyu soran kişinin de bir ateist olduğuna dikkat çekmeyi eğlendirici bir taktik olarak görürüm. Ben ona göre sadece bir tanrı öteye geçiyorum."
  • Ana düşüncem: Bence kitabın bu kadar çok satılıp bu kadar çok beğenilmesi abartı.

    Kitabın farklı gelen güzel bir iki noktası var. Birincisi Rachel’in yolda gördüğü insanlarla bağ kurması. Sürekli aynı yoldan gidilip geliniyorsa yoldaki insanlar, evler yoldaki her şey hayatınızın bir parçası olur. Bir gün esnaf kadın saçını boyasa fark edersiniz. Ya da bir evin dış cephesi değişse fark edersiniz. Tabi tüm bunlar yolculuk boyunca uyumayıp, camdan kendini başka hayatlara dahil edenler için geçerlidir.

    Kitabın büyük bir kısmında karakterlerle empati kuramadım. Sadece Rachel’in aldatılmışlığının acısını hissettiğim iki yer oldu. O satırlar da güzel gelen ikinci yerdi.

    Anlatıcının üç kadın arasında değişmesini ilk başta yadırgadım. Ne oluyor bu kim şimdi diye düşündüm. İlerledikçe zaten anlatıcıyı daha az değiştiriyor yazar.

    Romanın genel havası ağır. Anlatıcılar çok mekanik. Sanki dedikodu anlatır gibi sadece olayları anlatıyorlar. Her karakterin sorunları var ki özellikle Rachel’in alkol sorunu beni bezdirdi. Uzun bir süre içip içip saçmalamasını okuduk. Bence gereksiz uzatılmıştı.

    Ortada bir cinayet olup olmadığı bile uzun süre belli değildi. Bence bu da yazarın katil kim diye tahminler oluşmasın diye uyguladığı bir taktikti. Ama bu da romanın temposunu düşürüyor. Ortada doğru düzgün olay yok, sadece sonu ne olabilir ki merakıyla devam ettim okumaya. Böyle deyince yanlış anlaşılmasın bu merak yetti devam etmeme. Tuhaf bir şekilde okutuyor kendini roman.

    ***Spoiler olabilir.***
    Sona doğru olaylar açıklığa kavuşurken aile içi şiddetin farkında vardım. Rachel’in sorunlarının aslında kocasından kaynaklandığını, evli iken kocası tarafından manipüle edildiğini anlıyorsunuz. *** bitti***

    Bu kitabın bu kadar sevilmesini nedenleri bence şunlar olabilir. Birincisi orta yaşta, sorunlu, hayatta başarı elde edememiş ve aynı zamanda şiddete maruz kalan kadınların intikam alması okuyucuyu tatmin ediyor. İkincisi bugünün yuva yıkan kadınlarının yarının mağduru haline gelmesi tam bir pembe dizi atmosferi ile okuyucuyu kendine bağlıyor. Başka türlü bu kitabın bu kadar çok beğenilmesinin bir sebebi olamaz bence.

    Keyifli okumalar
  • Milli mücadele temasının sonuna kadar sömürüldüğü bir dönemde yazılmış bir roman. Mücadeleye dair kitapta geçen tek bilgi yok. Şimdilerde nasıl popüler olan Osmanlı yada Mevlana hakkında yüzlerce kitap görüyorsak , Peyami Safa da döneminin para getiren konusunu kullanmış bir isim.. İskender pala, elif Şafak, Yavuz bahadıroğlu'ndan hallice işte. Türk edebiyatının genel sorunu romantik tarihçilerin!!! güya tarih romanı adı altında , yer yer cümle aralarına serptiği Arapça farsça kelimelerle, fantastik aşk hikayelerini tarihsel bir dönemle servis etmeleri. Milli Mücadele, Osmanlı, Sakalar, Mevlana yada şems yazmak zorunda değilsin ki neden zorluyorsun yani?
    Diğer konu edebiyatın genel sorunu, tüm aşk hikayelerinde baş rol olan kadın karakter romanda, şiirde öyle güzel sevilir ki sanarsın yazar sevgilisine eşine tapıyor. Kadın kısmı diye aşağılanan toplumda, kadın dediğin namuslu olacak ilk sevdiği öptüğü ben olacağım denen bir toplumda , birden fazla erkekle aynı anda görüşen, flört eden kadın hangi dönemde hoş karşılanmış ki Peyami Safa vedia karakterini ortaya çıkarmış?
    Kitabın içinde o kadar yabancı kelime var ki kitap belli ki halk için değil belli bir zümre için yazılmış prestij eseri. Zaten konuda halktan uzak, güya milli ruhu temsil eden birkaç isim figüran olarak laf olsun diye konmuş.
    Orhan bir muallim baskıcı bir imam babanın oğlu. Sarığını çıkardığı için araları bozulur. Öğrencilerinden tahsinin başka bir öğrenci cemilin başını yaralaması sonucunda cemilin akrabası vedia ile tanışır. Vedia her kendiyle ilgilenen erkeğe hayır diyemeyen kararsız bir kadındır. Batı sevdalısı yengesiyle beraber yaşayıp batı tarzı hayat sürer. Orhan a ilerleyen bölümlerde amcasından miras kalır zengin olur (klişeye bak) ancak sağlığı bozulmaktadır.. Kitabın sonunu yeşilçam gibi mutlu bitecek sananlar için üzgünüm.. Ben sevmedim okumak zorunda değilseniz (sınav için mesela ) okumayın çok birşey kaymetmezsiniz.
  • Kitabın Yorumu

    Yazar, siyasetçi ve akademisyen Halide Edip ADIVAR’ın en tanınmış kitabı olan “Ateşten Gömlek”, İstanbul’un İşgalinden Sakarya’ya, milli mücadeleyi anlatan tarihi bir romandır.

    Bizce, romanın üç kelimeyle özeti; “Kadın (Ayşe), Milli Mücadele, Anadoluya”, üç kelimeyle yorumu ise; “Coşkulu, Öğretici, Ağır.”

    Kitap; Sultanahmet Mitinginden başlayarak adım adım İstanbul’un ve İzmir’in işgallerini, 1. ve 2. İnönü Savaşlarını, Sakarya Savaşını konu edinir.

    Kurtuluş Savaşının ilk romanıdır.

    Romanın bir önemi de; o yılların atmosferini, dönemin fikir tartışmalarını, milli mücadeleye yaklaşımları bize anlatmasıdır.

    Coşkun milliyetçi duygular romanın genel özelliğidir. Romanda geçen; “Bir ülkenin kurtulması ne demek, ne büyük bir şey” cümlesi bu duygusallığa bir örnektir. Roman; birinci sayfadaki “Sakarya Ordusuna” hitabıyla kahraman ordumuza ithaf edilmiştir.

    Kitap özgün haliyle bırakıldığından yani sadeleştirilmediğinden, dili bugün için ağırdır. Kitapta her sayfada dört beş kelimenin günümüz Türkçe karşılıkları verildiğinden metni anlama sorunu yaşanmamaktadır. Bununla birlikte okuma hızı düşmekte ve akıcılık kaybolmaktadır. Kitabı okurken tam bir roman akıcılığını yakalayamıyoruz. Sadece dilin ağırlığı değil, anlatımın da kesik kesik ve atlamalı olması okuru bazen sıkıyor. Bazen de, konu bütünlüğünü yakalamak ve olayların seyrini takip etmek zorlaşıyor. Kısacası; bu değerli ve klasik kitabı okumanın zevkli olduğunu, maalesef iddia edemiyoruz.

    Kitapta iki ilave yazı var. Bunlardan ilki “Yakup Kadri Bey’e Açık Mektup” başlıklı edebiyat tarihinde örneği pek görülen bir şey değil. Yani bir yazarın (Halide Edip Adıvar) başka bir yazara (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) o kitapla ilgili görüş bildiren bir mektup kaleme alması, özgün bir düşünce. Diğeri ise edebiyatçı, yazar Selim İLERİ’nin “Sön söz” başlığıyla yazdığı “Ateşten Gömlek” yorumudur. Bu yorum, bizi romanı okumaya teşvik ediyor. Bu nedenle, öncelikle sonsözü okumak daha mantıklıdır.

    Sonuç olarak; Milli Mücadele’yi anlamak ve o dönemi gözümüzde canlandırabilmek için, faydalı bir tarihi romandır. Özellikle orta öğretim seviyesinde öğrencilere tavsiye ediyoruz.
  • Açıkçası ismi ilginç geldigi için okumaya başladığım ilk Elif ŞAFAK kitabıydı.Sanirim son kitap olacak.Doğrusunu söylemek gerekirse pek de Türk-aile kavramına uymayan betimlemeler hikayeler barındırıyor.Ermeni sorunu taraflı ele alınmış Türk milletine dair hiç bir savunma yapılmamıştır.Tabi bu bir roman yazar böyle düşünüyor diyemeyiz.Hikayede geçen ensest olayı ile ilgilide hiç bir mücadeleci bir yazı fikir göremedim.Olay örgüsünde sanki kadın ve bebek suçluymuş gibi tüm hakaretler onlara atfedilmiş.Tabi dediğim gibi yazar böyle düşünüyor böyle olmasını istiyor diyemeyiz belkide bizim toplumumuzda böyle algılandığını düşündüğü için kitapa yansıtmak istemiştir kitabın iyi yönlerine gelecek olursak çok satması
    Eğer çok ama gerçekten çok boş vaktiniz varsa vakit geçirmek için okunabilecek bir kitap.