• 80 syf.
    ·Beğendi
    Gregor Samsa’nın görevi ailesine bakmak ve onların borçlarını ödemektir. Ama yaşadığı dönüşüm sonucu artık işe gidememektedir. Hatta ne acı ki, işe geç kalması nedeniyle onu denetlemeye müdürü eve gelir. Onun ‘hasta’ olduğuna inanmaz. Gregor yaşadığı dönüşümün tüm acılarına rağmen yine de işe gitmeyi düşünmektedir ve müdürüne durumu anlatabilmek için güçlükle odasının kapısını açar. Gördüğü manzara karşısında müdürü tek söz etmeden evi terk eder. Müdür Gregor’un halini anlamaya çalışmaz çünkü Gregor böceğe dönüşmeden önce de kendisi için bir şey ifade etmemektedir. Ama burada asıl sorun ailedir ya da sizi sevdiğini düşündüğünüz insanların verdiği tepkiler. Gregor’un ailesi onun bulunduğu durumdan ötürü korku ve tiksinti duymaktadır. Görmek istemezler onu. Kız kardeşi Grete başlarda Gregor’a karşı sevecendir; ona yemek getirir, odasını havalandırır ama sonraları o da uzaklaşır Gregor’dan. Evdeki herkes kısa bir süre içinde geçim derdine düşer; baba bir bankada çalışmaya başlar, anne evde dikiş diker, kız kardeş bir dükkanda çalışmaya başlamıştır. Ağırlaşan hayat koşulları ile birlikte Gregor onlar için artık daha büyük yük haline gelmiştir. Onun varlığını kimse istemez. Hatta Gregor’un en çok değer verdiği kız kardeşi Grete bile ondan vazgeçmiştir ve kurtulunması gerektiğini düşünmektedir. Bu acıya Gregor daha fazla dayanamaz ve ölür. Ölüsü evdeki hizmetçi kadın tarafından süpürülür ve kadın aileye “o şey”i nasıl çıkaracakları için endişe etmeye gerek kalmadığını, söyler.
    Kafka çok karamsar bir yazardı ve bu kitabında da “mutlu sonla” bitirmek ona uygun değildi. Öte yandan tekrar okursanız fark edeceksiniz ki, öykünün tutarlı için olması gereken şey ölümdür. Üç defada keyif olduğum nadir kitaplardandir. Yaşamı boyunca herkesin en az bir kere okuması gereken bir kitaptır bence Dönüşüm.
  • Gokyuzunun yeryuzu ile olan sehvet dolu mucadelesi, zevkini sonuna kadar duyumsadigim o buyuk vuslat ani cehennem kadar guzeldi.
  • Zihnimde geriye gidip bana neler oldugunu dusunmek istedim ancak yagmur yagdi, yagdi, uguldayannarin gece harika bir besik olmustu ve ben kucagina kivrilip uykuya daldim
  • Aşırı esmer, suratsız ve peruklu bir kadını, saçı sakalı birbirine karışmış, avurtları çökmüş ve zayıf bir erkekle birlikte, yazın öğle uykusundayken görmek çekilmez bir şey. Uyurken nasıl görünürüz acaba diye hiç düşünmez mi bu insanlar? Çirkin insanlar yalnızca geceleri uyumalı, karanlıkta görünmezler böylece, hem zaten herkes uyuyor olur. Ama yatarken kimseye görünmemek için gün ağarır ağarmaz kalkmaları gerek.
    Güzel bir kadın bir yaz günü hafif bir şekerleme yaptıktan sonra daha da güzel görünür. Ama çehre züğürdü bir kadın bu tür şeyler yapmamalı, o yağlı, şişmiş suratıyla, yamuk yumuk olmuş yanaklarıyla hiç de hoş bir manzara oluşturmayacaktır. Gündüz vakti birlikte uyuyan iki kişi uyanıp da birbirlerinin uyumaktan şişmiş suratlarını gördüklerinde içlerini kim bilir nasıl bir kasvet basar?
  • Sevgili okurlarım, Türkiye'de son derece acayip işler oluyor. Akıl ve mantıkla, siyaset ve insanlıkla açıklanması mümkün olmayan işler!..
    Toplumun önemli bir bölümü adeta sapıttı.
    Eski geleneksel değerlerimiz birer birer yok edilirken bazıları olanları gülerek, heyecan duyarak ve merakla izliyor.
    Bazı televizyon kanalları derseniz, onlar iyice sapıttı.
    Akıl almaz programlarını gündüz kuşağından ekranlarında izliyoruz.

    ★★★

    Anımsayın, yakın geçmişte sergilenen evlendirme programları vardı. Tamamı düzmece, tamamı kurgulama idi. Kadınlı erkekli bir sürü işsiz güçsüz “Artist (!)” piyasadan toplanır, “Ünlü olmak” hayaliyle ekrana çıkarılır ve her türlü rezalet o programlarda sergilenirdi.
    Çoğu insanımız da o programları ciddi ciddi ve hatta beğenerek izlerdi.
    Katılanların otel ve yemek paraları ilgili tv kanalı tarafından karşılanır, bunlara üste para verilir ve Türk toplumu, sergilenen bu rezilliklerle resmen kandırılırdı.
    Hadisenin üzerine burada defalarca gittim, Türk medya tarihinin en büyük sahtekârlığını burada belgeledim.
    Sonuçta o programlar kaldırıldı.
    Ama ne ilginçtir, evlendirme programlarının sunucusu olan ve olmayan kadınlar şimdi yine çeşitli kanallarda boy gösteriyor.
    Bazıları kadın, bazıları da yemek programlarında.
    Bunların adına topluca “Aile programları (‘!)” deniliyor.

    ★★★

    Söz konusu programlarda ne ararsanız var. Toplumun nasıl yozlaştığını, eğitimsizlik, çaresizlik ve cehaletin sonucu olarak insanların başına neler geldiğini görüyoruz. Eğer içimiz sıkılmadan ve utanmadan izleyebiliyorsak!..
    Karı koca kavgaları.
    Kaynana gelin kavgaları.
    Tecavüze uğrayan evli kadınlar ve küçük çocuklar.
    Çocuğunu terk eden anneler, gayrimeşru çocuk sahibi olan küçük kızlar.
    Şeyh özentileri, büyücüler.
    Aile içinde ve dışında her türlü vahşet, ensest ve işkence.
    Havada uçuşan yalanlar, iftiralar ve karşılıklı hakaretler.
    Birbirini suçlayan aile bireyleri.
    Sunucular tarafından ekranda açıklanan babalık (DNA) testleri. Kimin babası kim, kimin eli kimin şeyinde!..
    Ve sahte ağlama numaraları, art arda sıralanan yalanlar, karşılıklı suçlamalar!

    ★★★

    Bu programlarda yer alan yalanları falan bazen izlerken şunu görüyorum:
    Hepimiz için kutsal olması gereken aile yapısı “Reyting” hesaplarına alet ediliyor ve çökertiliyor.
    Ancak bu programları düzenleyenler işin tam anlamıyla profesyoneli… Olayları iyi yönetip yönlendiriyorlar, olanlardan sanki haberleri yokmuş gibi davranıp aile yapımızın temeline koydukları dinamitleri birer birer patlatıyorlar.

    ★★★

    Programlar canlı yayınlanıyor.
    Katılanlara ve yakınanlara bakınca ilk fark ettiğiniz şey, bu insanların eğitimsiz, çaresiz vecahil kesimden oldukları! 
    Stüdyolar seyircilerle dolu!
    İnsanlar rezil oluyor, rezil ediliyor.
    Hemen her kanalın profesyonel katılanları ve alkışçıları var. Onların görevi sunucu kadını alkışlamak.
    Tamamına yakını işsiz güçsüz ve orta yaş üzeri kadınlardan oluşuyor!

    ★★★

    Son olarak bir aile ortaya çıktı… İnanılmaz bir olay…
    Bunlar günlerce ekranda boy gösterdi…
    Ortaya çıkan manzara korkunçtu…
    Aile bireyleri arasında tehdit, tecavüz, insan öldürme, büyücülük, her şey olmuş.
    Polis dün sabah stüdyoyu bastı, bazılarını kelepçe takıp götürdü.

    ★★★

    Bu programların yapımcılarını ve sunucularını soracak olursanız, onlar çok mutlu!
    Reklam yağıyor, paracıklar geliyor.
    Toplumun aile yapısı zedeleniyormuş, insanlar örselenip suçlanıyormuş, onları hiç mi hiç ırgalamıyor!
    Öbür yanda en önemlisi ise, bizim milletimizin göz bebeği olması gereken aile kurumu, reytinge ve parasal kazancafeda ediliyor.
    Haklı veya haksız, bir sürü insan suçlanıyor.
    Kim kime tecavüz etmiş, çocuğun babası hangisidir, bunları bulmak ekranlarda sergilenen o programların üzerine vazife oldu!
    Bu rezilliklere “Dur” diyecek, yaptırım uygulayacak herhangi bir makamın Türkiye'de olmadığı anlaşılıyor.
    Katılanlara bakıyorum, o eğitimsiz, çaresiz ve cahil insanlara gerçekten acıyorum.
    Ama onların çoğu, kendilerince çareyi televizyon kanallarında aramak zorunda bırakılan birer zavallı…
    Onları değil, onları ekranlara çıkarıp bir sürü saçma sapan şeyleri topluma yutturmaya kalkışan programcıları eleştiriyorum. Aynen evlendirme programlarında olduğu gibi.

    ★★★

    Başımızda “Muhafazakâr (!)” olduğunu iddia eden bir iktidar var.
    Bütün güç elinde…
    Peki ama bu rezilliğe, utanmazlığa, kepazeliğe nasıl göz yumuyor?
    Türk aile yapısının dinamitlenmesine nasıl seyirci kalıyor?
    Ahlâk değerlerimizin, aile ve namus kavramının  böylesine yozlaştırılmasına niçin tepki vermiyor? Ne biçim  “Muhafazakâr (!)” iktidar bu?
    İşine gelince öyle, gelmeyince böyle!
  • 560 syf.
    Kurtlarla Koşan Kadınlar nasıl lezzetli bir eser okudum öyle.Sevdiğim bir eser olduğuna kanaat getirince istedim ki sevdiklerim, dostlarım da bu tadı tatsınlar, bu beste yarım kalmasın, güzellikler ucussun yureklerinin pervazlarindan.Biliyorsunuz inceleme yazmaya hiç niyetim yoktu ah şu içimdeki aşk, heyecan rahat duruyor mu.Kıpır kıpır ... Zaptedebilene aşk olsun :)) Bana eşlik eden değerli dostlarla kalbimize damgasını vuran bir eserle birliktelik sağlamak mutluluk vericiydi benim için.


    Clarissa Pinkola Estes muhteşemsin.Kalbimin en güzel yerine astım portrenizi.Baktıkça bana ruhumu ve kalbimi hatirlatabilesiniz diye.Yazar kadim öykü- masal toplayıcısı, saklayıcısı yani cantadora..Yarı İspanyol yarı Macar.Hem analist,hem şair ,yazar aynı zamanda.Ailesine ,ailenin büyüklerine, insanin hikayesine oldukça hürmetli birisi.Cok yönlü bir insan.Radyo konuşmaları yapan,beste ve çeviri yapan, öğreten,psikanalistleri eğitmeye yardımcı olan,çeşitli üniversitelerde destan-siir, tefekkür hayatı,edebiyat vs konularda ders veren birisi.Ailesinin "Bizi ve cektiklerimizi unutma" nasihatiyle yola çıkıyor yazar, yaşam izlerini takip ederek.Eser 20 yılı aşkın bir sürenin ürünü.1971 yılında başlamış çalışmaya.Normalde 2200 sayfalık bir eser.Kurtlarla Koşan Kadınlar eseri ise 100 masallık, beş bölümlük eserin ilk kısmını yani 16 masallik kısmını oluşturuyor.

    Nasıl bir eserle karşılaşacağım noktasında hiç ama hiç bir fikrim yoktu.Okudugum süre boyunca heyecanimi hep taze tuttu bu eser.Öyküler ilaçtır diyor yazar.Baska bir yerde de öykü tohumsa,biz onun toprağıyız diyor.Ve ilmek ilmek döşüyor ruhumuzun evine geri dönüş yolunu.Silkeliyor bizleri kendimize gelmemiz için. Hansel ve Gretel de olduğu gibi rotamızı kaybetmemek için, içimizin topragina ekmek serpiştiriyor.Aç olan ruhumuzun açlığını gidermek için, eve dönüş yolunu hatırlatmak için.Yabana davet ediyor bizleri masallarla psikanaliz çözümlemesi yaparak.Yabana yani gezintiye ,derin ve güçlü benliğimize, içsel dünyamıza..Hakikate,doğal olana... Öyküleriyle büyüterek...

    Ali Ural'ın bir eserinde 'masallar uyumak için değil uyanmak içinmis' diye bir ifadesi vardı.İste Clarissa P.Estes de masalları açarak, sayfa sayfa adeta şerh ederek,haşiyeler bırakarak, notlar düşerek açıyor yaprak yaprak. Ruhumuza kalıcı tesirler bırakarak.

    Betimlemeler o kadar harika ki meftun oldum.Hani aynı malzemeyle yapılan aynı çeşit yemek, farklı dokunuşlarla farklı kıvam kazanır ya.Yazar dokunduğu kelimelere el lezzeti,yürek lezzetini, samimiyetini,sevgisini katarak doyumsuz bir tat bırakıyor damaklarimizda.Kelimeleri yavan gelmiyor.
    Adeta canlı canlı kelimeler vücudumuza girince bizlere ayrı bir canlılık katıyor.Ögretileri, pekiştirdigi metaforlar,simgeler,mitlerle ruhumuz yeniden dirilise geçiyor.Hayatin trafiğinde sıkışmıyor,seyrine devam ediyor.
    O enerjiyle yaralarinizla barışık bir şekilde onları iyileştirerek, öfkenizi dönüştürerek, dağken unufak ederek, sizi çökerten duygularınızı sahneden göndererek,gozyaslarinizla dünyayı sallayarak, zedelenmişliklerinizi dikerek, taşıdığınız sırların sürgülerini açarak sizi azad ediyor adeta içine sıkıştığınız kafesten.Yeni bir manzara, yeni bir hayat ,yepyeni bir nefes vererek...

    Ruhunuza sürekli pusu kuran iblisten kurtarıyor yazar sizi. Bizleri davet ediyor; gokyuzune,okyanusa,çöle müziğe, yazı yazmaya, ağaca, güneşe, yürümeye,şarkı söylemeye,ibadete tefekküre, sükunete...Ruhumuzla sohbet etmemizi istiyor.Onu abur cubur yiyeceklerden korumamizi, döküntülerden kurtarmamizi fısıldıyor.Yeteneklerimizle, pozitifliğimizle aç kalmış ruhumuzu beslememizin reçetesini yaziyor,günlük ritimlerini aksatmamamız,ilaçlarını ihmal etmememiz tatlı ikaziyla .Sifa sunuyor yazar bize.

    Modern hayatın ağına düşerek doğallığımızı kaybetmememizi , dış guzelligin yanında icimizin bakımına ,ruh bakımına da dikkat etmemizi hatırlatıyor an be an...Uretkenligimizin, dogurganligimizin ,yesilligimizin yerini betonlar, taşlar almadan.

    Clarissa yaşayan bir ruh,tüm ruhlara tanışıklık sağlayan.Hakikat değişmiyor be arkadaşlar.Kadim bir bilgelikle yeniden inşa ediyor bizi kendimize getirerek.Kendi sesimize,kendi değerlerimize kulak vermemizi sağlayarak, ruh gözüyle odaklanmamizi sağlayarak, Hayat/ Ölüm/ Hayat döngüsünü yorumlayarak.Yorulmus olan eylemlerimizi yenileyerek.Yipranmis fikirlerimizi yontarak bizlere parlaklık katıyor adeta.

    Ve ekliyor ' bir ruh ölürse, bir yıldız kayar' serzenişi ile yok edici ve karanlık güçlerin ağlarından kurtulup,derin ayak izleri bırakarak geridekiler izimizi kaybetmesinler diye,hayatta karşımıza çıkan her şeyi kalbimizle tartarak,hayatın iyi gelen yanlarına sirtimizi yaslayarak, öykümüz mutlu sonla bitemese de her zaman taptaze ' bir varmış bir yokmuş ' duygusuna kapılarak...

    Velhasıl arkadaşlar çok sevdim. Bana değer kattı çünkü.Her kadın muhakkak okumalı!
    Bu eser yuvaya dönüşün tarifi.Yitirdigimiz cennetin anahtarı.İmkan olsa her masal ayrı ayrı uzun sohbetlerle daha bir oturaklasacakti,ruhumuzda mayalayarak.Birbirinden bağımsız öykü her birisi.Dilediginiz an okuyup dilediğiniz an bırakabilirsiniz.


    "İri yarılı bir Lakota kadını, kolumu yumrukladı ve kaba bir ses­le “Bu ses... bu keman, içimde bir yerin kilitlerini açıyor. Sonsuza ka­dar sımsıkı kilitlendiğimi sanıyordum,” diye fısıldadı."

    Keyifli Okumalar ...