• 472 syf.
    Osmanlı'da birçok kez padişahlar Hal edilmiş, tahttan indirilmiştir. 1826 yılına kadar Yeniçeri isyanlarında bunu görmek mümkündür. Bu darbelerin kimileri kanlı bitmiştir. Fakat 1876 Darbesi; öncekilerden farklıdır. Çünkü ilk kez bir padişah, tahttan indirildikten sonra intihar etti diyerekten öldürülmüştür. Diğer darbelerden ayırıcı bir başka özellik de bu darbede; vatan ve millet namına hareket edildiği iddia edilmesi olmuştur. Siyasi cinayetler; genellikle güçlü, ileri görüşlü liderleri hedef almaktadır. 1876'da Osmanlı mülkünün tahtında oturan Sultan Abdülaziz Han ileri görüşlü bir hükümdar idi. Fakat tek kusuru, çevresindeki insanlara aşırı derecede güveniyordu.

    Kitap 1876 öncesi Osmanlı devletinin Dünya siyasetindeki konumu ile başlıyor, darbeyi hazırlayan etkenleri ve darbecilerin kimler olduğunu anlatmakla devam ediyor. gelişen olaylar ile Padişahın Dolmabahçe Sarayı'nda hal edilerek tahtan indirilişi akabinde Feriye Sarayı'na gönderilmesi ve orada intihar süsü verilerek Şehit edilmesini anlatır. sonrasında darbecilerin 3 aylık saltanatları olur Tabii darbeyi planlayan serasker Hüseyin Avni Paşa darbeden Bir hafta 10 gün sonra Sultan Abdülaziz'in hanımı Neş’erek kadın Efendi'nin Ölümü üzerine kardeşi Çerkez Hasan bey tarafından öldürülür. Darbenin asıl planlayıcısı Hüseyin Avni Paşa’dır. bu darbe 63 kişilik bir heyetin hırs, kin, ikbal ve makama tamah etmeleri neticesinde gerçekleşmiştir.

    Cuntanın baş kişileri; serasker Hüseyin Avni Paşa, sadrazam Mithat Paşa, Şeyhülislam Hayrullah Efendi, mütercim Rüştü Paşa, bahriye nazırı Kayserili Ahmet Paşa ve harbiye Askeri mektepler kumandanı Süleyman Paşa’dır. Sultan Abdülaziz Türkiyesi; askeri, eğitim, donanma başta olmak üzere birçok alanda yenilikler yapan ve devletin kalkınmasını çabalayan istikrar arayışında olan bir dönemdir. işte darbe böyle bir dönemde cereyan etmiştir. Bu dönemlerde İngiliz donanmasına rakip yoktur fakat Abdülaziz'in Bu gerçeği görmesi ve donanmaya ağırlık vermesi İngiltere'yi endişeye sevk etmektedir.
    Darbe günü Dolmabahçe Sarayı donanma tarafından denizden kuşatılıyor, Saray ve çevresi Süleyman Paşa komutasındaki askerlerce ablukaya alınıyor 4.35 de sabaha karşı Saray'a giriliyor ve padişah tahtından ediliyor. Abdülaziz Han ve ailesi Sefilhane bir şekilde Topkapı Sarayı'na naklediliyor.daha sonra Feriye Sarayına götürüyorlar. işte padişah bu sarayda öldürülüyor. Mabeyn katibi Fahri Bey tarafından saraya sokulan Pehlivanlar Yozgatlı Mustafa Çavuş, Boyabatlı Mehmet Ağa ve Cezayirli Mustafa tarafından katledilme olayı gerçekleşecektir. Fahri Bey padişahın ellerini arkadan tutarak Yozgatlı Mustafa da bileklerini neşterle keserek padişahı öldürmüştür. Bir devlet büyüğüne, padişaha, otopsi bile yapılmıyor. çünkü padişahın intihar etmedi ortaya çıkacak öldürme esnasında sadece bilekleri kesmekle yetin memişler.

    Ayrıca kalbinin altına neşter saplamışlar. Hal fetvası alınırken padişahın akıl sağlığının yerinde olmadığı belirtiliyor. kaderin cilvesi olsa gerek Tahta geçen Sultan V. Murat akıl sağlığını getiriyor. Daha sonra hükümdar olan Sultan ikinci Abdülhamit döneminde bu Olaya karışan kişiler Yıldız mahkemesince yargılanıyor hüküm giyiyorlar. Aslında bu olayı bize ikinci Abdülhamit in döneminin neden sert tedbirler gerektirdiğini anlatır mahiyette Çünkü bir padişah feci bir şekilde kendi devlet Erkan'ı tarafından katlediliyor. Hünkarın şu sözü bize amcasının döneminden ders aldığını göstermektedir: “Beni evhamlı sanıyorlardı hayır gafil değildim o kadar!”
  • Ben okul hayatımda güzel bir sınıf, zevkli bir okul binası, iç açıcı bir bahçe görmedim. Kirden kararmış, dayanan dirseklerle cilâlanmış eski sıralar; sıraların üstüne, geçen yılların Süleymanları, Necdetleri, Aykutları, zaman geçtikçe öztürkçeleşen isimlerini, adlarını çakıyla kazımışlar. Duvarlarda, her yeni müdürün yeni zevksizliğini gösteren renkli badanalar üstüste: son müdür Behçet Beyin sidik sarısı badanasının altında yer yer eski müdür Muharrem Beyin türbe yeşili ve merhum Sami Beyin çingene pembesi renkleri sırıtıyor. Kara tahtanın karalığı, sözde kalmış. Öğretmen kürsüsünün ön tahtasında, kadın öğretmenlerin bacaklarına, kalem düşürmek bahanesiyle bakabilmek için açılmış koca bir delik. Perdesiz büyük pencereler, yaldız boyası dökülmüş bir soba, kirli ellerimizden leke olmasın diye tokmağının çevresi siyaha boyanmış kül rengi kapı ve hepsinin varlığını ve neden öyle var olduğunu açıklayan beylik cümle: bu fakir millet bu kadarını verebiliyor.
    Oğuz Atay
    Sayfa 79 - İletişim
  • ---Kaza Namazı Olmayan Murat Paşa---

    "Kuyucu Murat Paşadır çekmiş ordusunu, gelmiş Torosa, çıkmış dağlara. Önce birkaç gün yatıp dinlenmiş ordusuyla çamların altında, ak çağşaklı, yarpuz kokulu pınarların başında. Kestirmiş emlik kuzuyu, yemiş kebabı.

    Murat Paşadır bu, seksen, doksan yaşındadır. Tecrübeli bir adamdır ki, Osmanlı İmparatorluğunu kurtaran. Üç gün sonra orduyu ayağa kaldırmış, ellerine kazma kürekler vermiş, nerede bir düzlük görmüşse oraya kuyular kazdırmış. Bunu gören, duyan millet de şaşırmış, Padişah da... Amanın şu ihtiyar Murat Paşa aklını kaçırmış olmasın? Paşa durmadan kuyu kazdırıyormuş. Torosta kuyu kazdırmadık yer bırakmamış, bir iki hafta durmadan kuyu kazdırmış. Sonra da orduyu çekmiş asilerin üstüne.

    Asileri dağların doruklarına kadar kovalamış, hepsini de yakalamış. Başlamış çoluk çocuk doğramaya, doğrayıp kazdırdığı kuyulara doldurtmaya. Başkaldıran insan o kadar çokmuş ki, kazdırdığı kuyular yetmemiş. Yeni kuyular kazdırmış, o da yetmemiş. Kumandanları demiş ki, kıymetli seraskerimiz, bu kadar insanı kuyulamakla nasıl başa çıkarız?

    Murat Paşadır, dini bütün Müslüman bir adam, buna çok öfkelenmiş, bağırmış, bağırtısından, öfkesinden taşlar sallanmış, toprak çatlamış, ben, demiş, hiçbir Müslümanın ölüsünü açıkta bırakıp kurda kuşa yem edemem. Orduyu ikiye ayırmış bundan sonra, yarısı kuyu kazıyor, yarısı da çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın kız demeyip Müslümanları doğruyormuş.

    Murat Paşa elhamdülillah Müslüman adam, dini bütün adam, o savaşta, tepeden tırnağa kana batmış çıkmışken bile bir kerecik olsun namazını kazaya bırakmamış- Murat Paşa öyle dini bütün bir Müslümanmış ki bir kuyuya kadını erkeği bir arada gömdürmezmiş.

    Müslümanlıkta kadınla erkeğin bir arada, üst üste yatması var mı?" Alinin gözlerinin içine baktı. Ali: "Yok," dedi. "İşte dini bütün Murat Paşamız da doğradığı Müslümanların bebelerini ayrı bir kuyuya, çocuklarını, kızlarını, kadınlarını, yaşlılarını, gençlerini de ayrı ayrı kuyulara gömdürmüş.

    Not: Kaynaklar Murat Paşa'nın 35-40 yaşlarında Müslüman olduğunu söylüyor. Hırvat asıllı. Savaş becerisi ve soğuk kanlılığıyla paye alınca, Celal isyanlarını bastırmaya yollanıyor. 50 -150 bin civarı Türkmen katliamı yaptığı söylenir.
  • İNSAN KALİTESİ

    Yıllarca bana neden siyasi konularda yazı yazmıyorsun diye sitem eden takipçiler oldu. O konuyu yazarsam asıl yazmak istediğim konuya yer kalmaz ama iki geçerli sebebim var:
    1- Bizde, dinci dinci değil, solcu solcu değil, sağcı sağcı değil ki, kuranı okumadan Müslüman olandan tutun, karl Marx okumadan komünist olandan tutun, Adam Smith okuman liberal olana kadar.
    2- Tartışma metodolojisini bilmiyoruz, sürekli haklı çıkmak için tartışıyoruz, hiçbir konuda kalıcı çözümümüz yok, TV lerde on yıllarca aynı konuları “havanda su dövercesine” anlatıp dururuz.
    Bu iki özellikten dolayı burada siyaset tartışılmaz, çünkü “siyasetin bayatlığı” bir sonuçtur, asıl sebebi bulmak lazım. Eğer bir ülkenin yöneticileri kadın cinayetleri veya çocuk istismarı arttığında buna çözümü olarak “ gereğini yapacağız…en ağır şekilde cezalandıracağız” diyorsa o konunuda uzmanı olmadıkları aşikar, bir erkeğin çocukları istismar etmesinin çözümü, vücuduna acı çektirmek değildir, “zihniyetini değiştirmektir”…ama kimse bundan bahsetmiyor, niye? İki olasılık var: 1- kimse zihniyet nasıl değişir bilmiyor (cahillik): bunun yapan, yetkilendirilmemelidir. 2-biliyor ama dillendirmiyor ( ahlaksız): bunun yapan, yine yetkilendirilmemelidir.
    Bu yüzden size başka bir bilgi vermek istiyorum:
    - Kara yollarda son 15 yıldaki olağanüstü başarımız sonucunda dünyada 9. sıradayız, peki insan kalitesinde kaçıncı sıradayız? Kaldı ki ülkelerin kalkınmışlığı kara yolu ile değil demir yolu ile ölçülür ki Türkiye 23. sıradadır ( işine gelen tarafını anlat, işine gelmeyen tarafını anlatma safsatası bizde boldur, ihracat %10 arttı der ama ithalat %30 arttı demez, işine gelmiyordur! Maşallah!)
    - Ha yukarda sorduğum soruya cevap vereyim İnsani kalkılmışlık İndeksinde (Human Development Index) dünyada 71. sıradayız… peki dünya 5 den büyüktür bundan bize ne? Sanki 6. bizi miyiz? Değiliz, 7. Miyiz? Değiliz…hele 8. Hiç değiliz….8.5 değiliz…git..git…baya git…he git…hele git…o tepeyi aş..hee…hee..onun arkasına bak 71. sıradasın. Şimdi 71. Sıradaki biri 5. Sıradaymış gibi konuşursa ne olur, ben söyleyim…o 71, 5 olmaz ama 80 e düşer…çünkü bu “içi boş aşırı özgüven” sendeki “gerçek sorunu çözmeyi engeller.”
    - Bilimsel makale sayısında (Scimago Journal & Country Rank) dünyada 20. Sıradayız ama dergi kalitesinde göre (Journal h-index ) 36. sırada. Pek bunca bilim nereye gidiyor ne işe yarıyor diyorsanız söyleyeyim, ülkelerin dönem başındaki ihracatlarının ortalama niteliğini ve üretime yönelik ortalama bilgi birikimlerini yansıtan (Economic Complexity Index ) 43. Sıradayız, yani kâğıda yazdığımızı uygulamakta zorluk çekiyoruz.
    - Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu Türkiye ise 144 ülkenin değerlendirildiği raporda 130’uncu sırada, ki bana sorarsanız “kadın hakları” olmayan yerde “medeniyet” olmaz. Gelişmiş bir ülke bu seviyeye düşseydi, en az 3-5 bakan istifa etmişti, Japonya’da olsaydı harakiri yapardı, ama Allahtan biz gâvur değiliz!
    - Hani her fırsattı namus vurgusu yapıyoruz yap, ekonomik namus vurgusu yani Yolsuzluk Algıları Endeksi (Corruption Perceptions Index) dünyada 81. Sıradayız ve her sene bu sıralama geriliyor, yani yiyen yiyene. İhalede fesattan tutun, her konuda fiyat şişirmeye ( bizim memur işini bilir, bizim işadamı da işini bilir.) sen burada çalarak zengin olabilirsin ama dünyadaki yerin saygın değildir, Birleşik Milletlere gittiğinde boyuna göre konuş derler.
    - Çocuk hakları (Rights of the Child) 97. sıradayız, maşallah, Allahtan %99 dindarız, bir de bizim %60 dindar olduğumuz halimizi düşünün.
    - Hayvan hakları Korunmasında (Animal Protection Index) A/B/C/D/E/F/G kategorisinde E ( yani vasat altıyız). İnsanların risk altında olduğu yerde hayvanları düşünen 3-5 hayırseverin dışında kim ne bekler ki?!
    - Eğitimde en çok parayı en kötü harcan ülkeyiz, yani resmen parayı sobada yakıyoruz, PISA testinde Türkiye 72 ülke içinde 50'nci sırada. Ha bunu beğenmeye bilirsiniz, o zaman siz bir sınav yaparsanız dünya gelir o sınava girer sonra siz bir sıralama yaparsanız millet de sizi alkışlar ama siz onu yapacak bilgelikte misiniz? değilsiniz, niye? Çünkü bir fikriniz yok.
    Şu 3-5 rakamı bulup yazmak için 2 saatimi verdim, üzüldüm mü derseniz üzülmedim, niye çünkü biz ısrarla 5 e 10 demek istiyoruz, ya bu 5. Dünyayı evren kafamıza göre şekillendirmek istiyoruz, abesle iştigal etmeye bayılıyoruz.
    Alman arabasıyla Almana hava atmayacaksın! Amerikan uçağıyla Amerikalıya hava atmayacaksın! az konuş, önce düşünmeyi öğren, sonra kafandaki önyargılar, safsatalar ve mantık hatalarından kurtul…senin bir özelliğin yoktur ( dünyada kim hangi karmaşık problemin çözümü için bizden akıl istiyor ki), bunu anlarsan ileride bir özelliğin olabilir ama dünyanın tüm özellikleri bende toplanmıştır dersen zaten yeni bir şey öğrenemezsin ki.
    Bir de itibar kelimesini çok severiz, itibarımız şu bina itibarımız şu köprümüz. Bakın bir ülkenin itibarı pasaportudur, gittiği ülkede gördüğü saygınlık, kolaylık, vize muafiyet ve filan…Türkiye Pasaport İtibar Sıralamasında ( Passport Index) dünyada, sıkı durun 87. sırada, niye? e niyesini anlattım, kendini olduğun kadar görmeyi öğrenmedikçe bu sayılar böyle.
    200 kelime ile düşünen 2000 kelime ile düşünen birin anlamaz demiştim, 2000 kelime ile düşünme seviyesine çıkmalıyız, ağlayarak sızlayarak değil, sorgulayarak ve kafamızdaki paslanmış çivileri (önyargıları) sökerek.
  • Bir milletin yalnız erkeklerinin gelişmesiyle, o millet yükselmez. Çünkü eğer kadın aynı nispette ilerleme halinde olmazsa, erkeğin yükselmesi mümkün değildir.

    Mustafa Kemal Atatürk
    Afet İnan
    Sayfa 344 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Bir ulusun kadınlarının durumu gelişmişlik düzeyinin ölçüsüdür.
    Afet İnan
    Sayfa 340 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • 163 syf.
    ·2 günde·3/10
    Son zamanların en popüler kitabı, instagram, kahve ve kitap üçlemesinin vazgeçilmezi olan Kürk Mantolu Madonna'yı yoğun ısrarlar üzerine okudum. Kuyucaklı Yusuf yüzünden Sabahattin Ali hiç okumak istememiştim, bir de sosyal medyada patlayınca aşırı soğumuştum ve bitirince ne kadar haklı olduğumu görmüş oldum. Lütfen oku, ne olur oku, yalvarırım oku, ölümü gör oku diyen arkadaşların çabaları anlamını yitirdi artık. Ölümünden sonra değeri anlaşılan bir yazarın kitabını herkes sevecek diye bir kaide kesinlikle olamaz. Adamın görüşünü, yaşamını, çektiği acıları ve hangi koşullarda kitabı yazdığını biliyorum, fakat bunlar bir okurun tatmin olması için yeterli değildir. Kürk Mantolu Madonna nasıl bir kitap biliyor musunuz: Pizzayı fırına atarsınız, bazen belli yerlerinde şişmeler olur ve patlatılması gerekir onların. Müdahale edilmeyince şişkinlikler büyür malzemesi kaymış, kuru ve boş tabakalar oluşturur. Sanki büyümüş bir pizza gibi görünür ancak şişlikleri ısırınca ne kadar bozuk olduğunu anlarsınız, böyle tatsız, tuzsuz kırıntılar gelir ağzınıza. Kısacası hayal kırıklığı benim için. Okuyanlara sorduğumda eli ayağı titreyerek anlattılar, böyle olduğu yere boşalacak zannettim dedim neymiş bu kitap. Kimileri var ki; babası ölse o kadar üzülmeyecek kişiler gözleri şişene kadar ağladığını söylüyor. Raif Efendi'ye kimisi o kadar üzülmüş ki günlerce kendine gelememiş falan. Ne yapıyorsunuz siz ya kitap alt tarafı, gerçek değil bunlar kurgu. Fakat ben bütün bunları bir kenara bırakıp, dışarıdan bağımsız bir biçimde okudum kitabı. İyi olan tarafları var elbette onlardan bahsedeceğim. Kolayca okunuyor kitap, ağır bir anlatım yok. Bazı yerlerde merak ettiriyor ve sürükleyici anlar mevcut. Betimlemeler oldukça başarısız bence, uzun uzun anlatacağım diye konudan sapıyor. Kuyucaklı Yusuf'tan da bunun için nedret etmiştim zaten. Sabahattin Ali fazlasıyla Dostoyevski'ye, Stefan Zweig'a özenmiş olacak ki uzun cümleler oluşturmaya çalışmış ancak fazladan kullandığı sözcüklerle cümleyi öldürmüş. Sanki bir edebiyat üstadı değil de amatör deneme yazıları yazan birini okuduğumu zannettim. Genel olarak sıkıcı kitap, yarısına kadar ana konuya gir(e)miyor. Hikaye aslında kısa ama adam kitap uzun olsun diye uzatmış da uzatmış. Bazı şeyleri dramatize edeyim demiş onu da yüzüne gözüne bulaştırmış bence. Hikayesi klasik bir Türk filmi gibi ama onlara göre daha iyi bir senaryo diyebilirim. Farklı ülkelerden kavuşamayan kişilerin aşkı gibi özetlenebilir. Tam olarak aşk hikayesi değil aslında, biraz denk gelememe durumu. Raif Efendi diye bir memurun not defterine yazdıklarını okuyoruz biz. Fakat o not defterine kadar 40 sayfa falan geçti. Kitap zaten 170 küsür sayfa ne kaldı geriye. Hadi 600 sayfalık kitap yazarsın da 100 küsür sayfa giriş yaparsın ama bu nedir şimdi. Neyse bu Raif Efendi son derece utangaç, pısırık, korkak bir karakterdir. Zengin olan babası tarafından sabunculuk öğrenmesi için Berlin'e gönderilir. Fakat bu arkadaş baba parasının etkisi ve rahatlığıyla esas amacını unutur ve Almanya sokaklarında fink atmaya başlar. Bir gün bir galeride kürk giyen bir kadın tablosu görüp çok etkilenir ve buna aşık olur. Kadının isminin Maria Puder olduğunu öğrenince onu aramaya başlar her yerde, artık takıntı olmuştur. Tesadüfi bir biçimde Maria Puder'i bulur ve kadın çok başka bir kişiliktir. Raif Efend'nin aksine Maria Puder son derece geveze, kendini beğenmiş, yüzsüz ve eğlence düşkünüdür. Bildiğimiz kezo bir karakterdir aslında. Evlenilecek değil, eğlenilecek kadındır fakat Raif Efendi o güne kadar doğru düzgün kadınla birlikte olmadığından seçme ve tanıma şansı olmamıştır. Bu ikisi yakın arkadaş olurlar ve Berlin'i birlikte gezerler her gün. Raif Efendi bir türlü aşık olduğunu söyleyemez kendisine için içini yeyip durur. Zaten söylemeye çekindiği için de başına gelen talihsizlikler yüzünden ona kavuşamaz hiç. Kürk Mantolu Madonna da Kürk Mantolu Madonna diye dünyayı ayağa kaldıranların hasta olduğu bu basit aşk hikayesidir işte. Sergen Yalçın deyimiyle 'aman aman' bir kitap değildir. İşte bu nedenle milletin gazladığı kitaplardan uzak duruyorum. Şimdi bunu beğenmedim diye İçimizdeki Şeytan'ı diyecekler ama o kadar da değil. Nesini bu kadar çok sevdi millet anlayamadım. Herhalde dramatik sahnelerden fazla etkilendiler, halkımız duygusaldır ama bana sökmez. Sanahattin Ali'yi birçok ünlü yazar sevip örnek alabilir, bu kitaba tapabilir onların kendi zevkidir. Ancak beğendiğim biri bir şeyi seviyor diye ben de onu sevmek zorunda değilim. Charles Bukowksi okurlarının alkol delisi olmaması gibi. Kürk Mantolu Madonna'yı insanlar çok sevdiği için beğenmemezlik yapmıyorum, tarz ve hikaye beni çekmedi olay bundan ibaret. Olumsuz görüşlerimizi açıklayacağız elbette, hepimizin sevmeme hakkı var. Sabahattin Ali sevmek kimseyi edebiyat ustası yapmayacağı gibi, sevmemek de edebiyat cahili yapmaz. Yakında kitabın filmi çekilecek telifi de düştü o zaman göreceğiz şamatayı hep birlikte. Raif Efendi sen gerçekten salaksın ayrıca, evlat olsan eldivenle sevilirsin en fazla. Popçu değilim ama Madonna şarkıları iyidir, severim.