• 308 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Lİse zamanımda okuduğumda; değişik,okunmaya değer bulduğum otobiyografik bir roman.Yazar anneliği ve sonrasında yaşadıklarını görselleştererek anlatmış.Şimdilerdeyse elime aldığımda psikopatoloji derslerinde Freud un anlatılarını örnekleyen bir eser olmuş diyorum .Kitabın başında postpartum depresyon olarak anlattığı,Winnecott a göre nesnenin hayatta kalması için kadınlık arzuları X annelik hissi geçişindeki sürecinde çevreden ve içe dönüş olarak aldığı dönütleri kaleme almış.251. sayfadaki resim tam buna uygun bir görsel olmuş.Birçok kadının yaşadığı bu süreci güzel akıcı bazen mizahi bir dille anlatmış.Yer Yer bilgi veren Şafak,bazen yaşamış olduğu zihin dağınıklığını eserinde konudan koparak yansıtmış.Okunmaya değer güzel bir eser.
  • Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

    “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesnâ olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler…” (en-Nûr, 31)

    Kadının örtünmesiyle kadınlık şahsiyeti korunmaktadır. Kadın, örtüsüyle karşısın­dakine bir zarâfet ve nezâket hissi vermektedir. Aksi hâlde kadın, tesettürden uzaklaşarak kendisini topluma bir nevî deşifre ettiğinde, nezâket ve zarâfeti zedelenir. Böylece nefsânî arzuları tahrik eden bir şehvet vâsıtası hâline getirilmiş olur. Bu ise onun şahsiyet ve haysiyetini ayaklar altına alarak annelik vakârını zaafa uğratır.
  • 140 syf.
    -Spoiler içerir-
    Kitap yeni bitti.Nedense içimde garip bir duygu var.Duygusal şeylerden kolay etkilenmem,etkilenmemeye çalışırım,fakat geçmişinde kadınlığı-cinselliği saldırı altına alınmış kadınların hikayelerinden çok etkilenirim hep.Belki de her gün benim de böyle şeyleri yaşayabilecek olmamın rahatsızlığıdır daha kolay empati yapabilmemin nedeni,kim bilir?

    Yazar hakkında neredeyse hiçbir bilgim yok fakat fizikçi olduğunu hele hele de vakti zamanında CERN’de çalıştığını duyunca ona ayrı bir hayran olmuştum.Kahramanımızın fiziği sevmemesine de birazcık içerledim ama sevmediği bir alanda bu kadar başarılı olabilmesini de takdir ettim.Kitapta değindiği CERN’deki cinsiyetçiliği duymuştum,şuan bile var,kim bilir 90’lı yıllarda nasıldır diye düşündüm.Bunu hakkında Bilge Demirköz’ün –kulu,kölesi,hastası,müptelası olduğum fizikçimiz-bir videoda konuşması vardı,o da bahsediyordu bu durumdan.İncelemeyi fiziğe saptırmadan konuya devam edelim,kahramanımızın ne hissetti(rdi)ğine.Beni en çok etkileyen şey,kahramanın(A diyeceğim) geçmişinde uğradığı şiddet ve tecavüzler oldu.Tam sevişmeye başladığı anda ağlamaya başlaması gibi.Cinselliği,daha doğrusu kadınlığını,çok uzun zamandır içine gömmüş.Kimi arzularsa,ne kadar arzularsa arzulasın,ona yanaşmıyor:

    ‘’Yıllardır görülmemiş eski bir sevgili gibi çok uzaklardan çıkıp gelen duyguyu tanıyordum,cinsel arzuydu bu.Cinselliğim çoktandır kuruyup gitmiş,arkasına bile bakmadan terk etmişti beni.’’

    Aşık olduğu adamı bile uzaklaştırıyor,arzularını bastırıyor:

    ‘’Oysa şimdi,yara bere içindeki korkak bir sokak köpeği gibi yavaşça sokuluyordu benliğime.Yoğun bir sıkıntı ve baş dönmesiyle birlikte.Geldiği yere geri yollamaya çalıştım onu,bunca zamandır saklandığı karanlıklara.İçimdeki ölü canlandırılmak istemiyordu.Tekrar acı çekmek istemiyordum.Kaçmalı,Kabuk Adam’dan uzaklaşmalı,odama sığınmalıydım.’’

    ‘’Arzu kolaylıkla bastırılabilir,ama asla unutulmaz,artık biliyorum bunu.Bedenin bellek üzerindeki mutlak egemenliği.’’

    Aslında bizim doğup büyüdüğümüz toplumun kadınlarının çoğunun ruh hali gibi hissettikleri.Sanki kadın hissetmek,arzulamak bir suçmuş gibi hissediyor.Mahrem rüyalarından uyanınca utanıyor bir çocuk gibi,25 yaşında bir kadın!Bu suçluluk duyguları,hem geçmişinden hem de A’nın birkaç kez tekrarladığı gibi ‘’Türk kadını’’ olup büyüdüğü ve yetiştirildiği çevreden kaynaklanıyor.Cinselliğe düşkün olan arkadaşı Maya’nın tek gecelik ilişkilerle avunma çabasını,yalnızlığı kısa bir süreliğine dinlendirme aracı olarak görüyor.Bu ilişkilerin insanı korkunç bir şefkat açlığına sürükleyeceğini düşünüyor.

    ‘’Benim kadar yalnız ve umutsuz olan Maya,avuntuyu çoğu zaman tek gecelik ilişkilerde arardı.Genç ve güzel bir kadınsanız eğer,erkekler gövdenizi asla reddetmezler,sizi reddetseler bile.Bense bu gece birlik ilişkilerin,yalnızlığımı kısa bir süre için dinlendirse de,beni daha korkunç bir şefkat açlığına sürükleyeceğini düşünüyordum.Üstelik bir Türk kadınıydım,içinde büyüdüğüm hoyrat,sevgisiz toplumda,cinselliğim öldürücü darbeler yemişti.Kendime olan saygımı yitirmeden,böyle ilişkilere kolay kolay giremezdim.’’

    Aşık olduğu adamın bir dokunuşundan bile deli gibi etkilenmesine rağmen bir eylemde bulunmuyor.A’ya en çok burada kızdım,kitap boyunca kafamda kurup kurup bu anı bekledim çünkü.

    ‘’Birden bire parmaklarını sırtımda hissettim.Usulcacık bir okşayış bütün bedenimi ürperterek boynuma ulaştı.Titredim.Sevme yeteneğini hiç kaybetmemişti elleri.
    -Sana ilk kez dokunuyorum değil mi?
    -Evet.
    Bir kadına değil de hayatın kendisine dokunuyormuş gibiydi.Hiçbir şey söylemiyordum.Ansızın elini çekti.İnanılmaz yoğunlukta bir şefkatin ve arzunun sıcacık izini,ömür boyu sırtımda bırakmıştı.’’

    A aşık olduğu adamı tekrardan görmek isteyince onu bulamadı,onu en son gördüğünde çok kırmıştı,kaba davranmıştı.Sonradan hep onu düşünmesine çok üzüldüm.Bir an benim kaybettiğim bir insanmış gibi hissettim okurken:

    ‘’Onu,gerçekte hiç görmediğim durumlarda düşlüyordum.Tony mercanlarda,suyun altındaki incecik,esnek bedeni;Tony dans ederken,sert kalçaları avuçlarımın içinde,Tony sevişirken...O tek,sihirli dokunuşunun sırtımda bıraktığı izleri bedenime yayıyor,sayısız kez beraber oluyordum onunla.Gerçekte bana elini sürmesine izin vermemiştim,ama fantezilerimde,vücudumu ve ruhumu bütünüyle,hiçbir şeyi saklamadan ona sunuyordum.O tılsımlı,güçlü ellerini dolaştırıyordu bedenimde-parmak uçları nasırlı olmalıydı-ya da keskin bir bıçağı;derin,dupduru bakışlarında,titreyerek bir midye gibi açılıyordum.Göğsündeki yara izlerini öpüyor,koltukaltlarının kendine özgü kokusunu soluyordum,teninin kopkoyu karanlığını içime çekiyordum.O son geceye,okyanusa bakan balkona dönebilseydim.Bu sefer ona dokunmayı başaracaktım.Ona sarılmayı,onu hiç bırakmamayı.’’

    Her ne kadar aşık olduğu adama ulaşamasa da ona mektup yolladı fakat onu asla göremedi A.Ona benzeyen erkeklere ilgi duydu,kendi deyimiyle sadece fantezi düzeyinde bile olsa cinsel arzuları geri gelmişti ve bir gece o adamlardan birine-sevdiği adama ikizi kadar benzeyen birine- Kabuk Adam’ı anlattı,onunla sevişti.O adamın fotoğrafını önceden hindistancevizi ağaçlarının altında görmüştü.

    Kitaptan sadece fizik ve kadınlık,cinsellik konuları aklımda kalmış ve beni etkilemiş olsa da yazar yalnızlık duygusunu da gerçekten çok güzel işlemiş.Bir okunuşta bitecek,son derece akıcı bir kitap.İyi okumalar…
  • Kadınlardaki tüm erkeklik ve erkeklerdeki tüm kadınlık özelliklerine karşın, son izlenim, Freud'un tümcesinde ifade edilmiş olan değişmez biyolojik gerçektir: “Anatomi bir yazgıdır.” 

    Bu biyolojik saptamanın duygusal yansımaları olarak, cinslerin ilişkilerinde birçok anlamlı ve zıt özellik görürüz. Kur yapma evresinde bile şimdiye dek psikolojik olarak değerlendirilmemiş karakteristik ayrılmalar görülür. Aşık olmuş genç bir adam, günü geldiğinde bazen bir kız için şiddetli arzu nöbetlerine tutulabilir. Ama çoğunlukla çok şiddetli olan bu eğilimler zaman zaman gelirler ve hepsi yaygın değildir; zaman içinde bunlar bütün gün sevilen kız düşünüldüğü daha yumuşak bir şekil alır. Adam çoğu zaman, “keşke onunla olsaydım” diye hisseder ve bu arzu onun çalışmasını engelleyebilir, oysa kız daha çok, “her zaman onun çevresinde olmak istiyorum” duygusundadır. Cinslerden birinin arzusunun niteliği kısa, güçlü ve şiddetli, ileri doğru atılmalar şeklindedir; kadının ki uzun süreli, yaygın ve kalıcı bir arzudur. Kadın, erkeğin istediklerine ek olarak, aşk nesnesiyle yalnızca uzun saatler geçirmek değil, onunla hep birlikte olmak ister. Kadının fantezisi her yerde, erkek briç oynarken ya da müşterilerle toplantıdayken de onunla birliktedir, oysa erkeğin hayal gücü ancak bazı durumlarda kadının imajını çağırır. Partnerin hayal edilen resmiyle kendi gerçek benliği arasında kaçınılmaz uyuşmazlığın neden olduğu düşkırıklıklarının niteliği bile her iki cinste farklıdır. Erkeğin düşkırıklığı şiddetli ve acı gerçekle karşı karşıya gelme niteliğindedir; kadının ki gerçekleşirken yavaştır ve acı verici şaşkınlığın tüm niteliklerine sahiptir. Geçen gün bir erkek bir kıza şöyle dedi: “Sana âşık olmakla yanılmışım.” Sanki kız erkeğin hayal gücünde kendisiyle ilgili yarattığı ideal imaja ihanet etmişti. Ama kız, duruma şaşırmış bir halde, sevilen erkeğe şu harika sözleri söyledi: 

    “Seninle birlikte olduğum zaman seni çok özlüyorum.“ Zamanımızın hangi ozanı duygunun derinliğinden getirilen bunun gibi enfes bir dizeyi yazabilir?

    Bana göre, bu karakteristik özellikler kadının ve erkeğin seks yaşamındaki karakteristik tutumları yansıtmaktadır. Bunların zıtlığı cinsel ilişkideki davranış farklılığına göre biçimlenmiştir: Erkeğin hızla yükselen ve hemen azalan ileri doğru atılma arzuları ve kadının daha yavaş olan heyecanının gittikçe şiddetlenip sonra azalması. Yerelleşmiş ve yaygın şiddetli arzunun zıtlığı eylem sırasındaki cinsel duyguların zıtlığına tekabül eder.

    Theoder Reik
    (Cinslerin Duygusal Farklılıkları)
  • Toplumda kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamak istiyorsak önce toplumdaki kadınlık tanı­mının ne olduğunu ve bu tanımın kadınlara nasıl mal edildi­ğini anlamamız lazım...
  • Haz, orgazm olayının kimyası bağlamında tıbbın mı, yoksa duygu bağlamında psikolojinin mi nesnesidir?