• 48 syf.
    ·4 günde·8/10
    KAFA DERGİSİ SAYI: 60
    .
    "Hepimiz hırsızlık filminin içindeyiz. Ve neyi kimden çaldığımıza, ne zaman çaldığımıza göre bedeller ödüyoruz."
    "Sana dünyayı, hayatı övecek değilim. İnsanların birbirini ağacından vurdukları bir zaman bu, dünyadan ayrılmak, ayrılıkların en kıymetlisi."
    .
    Kapağını görür görmez beni kalbimden vuran Kafa Dergisi Ağustos Sayısı. Ağustos ayının teması Lacasa de Papel. Çok severek izlediğim son zamanlarda 3. sezonu çıkan bir dizi. Tabiki 3. sezonunu da izleyip bitirdim bile. Alışılmışın dışında bir dizi. Sürekli gördüğümüz sıradan aksiyon dizilerinden çok farklı. Dizide ele aldıkları hikayenin bir amacı var. "Bir bankayı soyalım sonra polislerle bir kovalamaca yaşansın gaspçılar kaçsınlar ve soygun sonuçlansın." gibi basit bir konu değil. Belki de bu yüzden herkes bu diziyi sevdi. Sıradan anlayıştan uzak olduğu için her karakterin bir amacı, hikayenin bir amacı olduğu için. Lacasa de Papel dışında yine çok değerli kişilerin yazıları bu sayıda yer alıyordu. Örneğin düşüncelerine çok önem verdiğim İlber Ortaylı'nın eğitime dair yazıları, Umay Umay' ın geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Küçük İskender'e dair şiiri, İbrahim Büyükak'ın yazdığı bir öykü...

    Şiirden öyküye, araştırmadan gezi yazısına dair birçok konuda ele alınan yazılar vardı.
    Dolu dolu güzel bir sayıydı. Sırf kapağına bile vurulup alınacak bir dergiydi.
    .
    Kitapla kalın...
    https://www.instagram.com/...?igshid=myuuiwxw6haa
  • "... Türk'ün Türk'ten başka dostu yok! Ona tamam da... statlarda, yollarda, trafikte, evde, iş yerinde neden birbirinizi boğazlıyor ve aşağılıyorsun? Madem tek dostun bu ülke insanı, bari onlar ile iyi geçin. En azından bir yabancı sana "Sen Türk müsün? Hiç benzemiyorsun. Ben seni İtalyan sanmıştım," dediğinde sevinme! Git bir Fransız'a, "Sen hiç Fransız'a benzemiyorsun" de bakalım, alacağın tepki ne olacak! Nasıl bir kafa varsa? Adam beni İtalyan'a İspanyol'a benzetti diye sevinçten göbek atan tiplerle dolu bu ülke. Sonra vay efendim, "Irmağının akışına kurban olurum..." Hadi oradan!
    Ona bok at, bunu beğenme, öbürünü aşağıla ama ilk fırsatta bu cennet vatandan kaçma hayalleri kur. Hani nerede cennet vatan? Hani kurban oluyordun, bayrağına selam vermeyen kuşun yuvasını yıkıyordun?

    Yanlış anlaşılma olmasın. Ben hiçbir zaman sevgi böceği bir adam olmadım. Tüm insanlığın kardeş olması, sonsuz barış vs. hayal bile değil benim gözümde. Et yiyen canlılarız biz. Belgesellerdeki kendi ırkından başka bir canlıyı gözünü kırpmadan öldüren, gücü ezdikten sonra soyunu kurutan aslan, kaplan gibi yırtıcılardan bir farkımız yok. Ağzımıza kan tadı bulaşmış bir kere. Bundan sonra da iflah olacağı yok. Aslında çok normal kendisinden olmayanların soyunu kurutması ya da sömürmesi. Ama bunun da bir adabı olmalı. Irkçılığın da bir adabı olmalı. Önce bir aynaya bak deyyus; eline pala alıp kovalamadan önce.

    Her önüne gelen çekik gözlüyü döveceğine, bir ara Amerika'ya posta koymak için yollara döktüğün kola gibi şimdi de Çin marka arabanı, motosikletini yaksana hadi. Yerse!

    Irkçılık denilen hastalığı anladığımı sanıyordum ben. Bu ülkede tüm tanımlarım yerle bir oldu. Adam hadi başka ırklardan nefret ediyor, başka renklere, düşüncelere, bakış açılarına yer vermiyor kendi embesil dünyasında ama kendi ırkına da düşman. Kendi öz evladına "Ermeni dölü, Yunan tohumu, gavur eniği" diye beddualar edebiliyor.

    Oturup bir Yunan ile iki laf etmemiş, tanışmamış, tartışmamış bir kafa Yunanlılardan nefret ediyor ve kendi öz evladına isim takıyor. Gerçi onların da bizden pek farkı yok. Aptalın, cahilin, zalimin hangi dili konuştuğu, hangi dine inandığı, hangi bayrak altında yaşadığı önemli değil. Beyinlerindeki balgam aynı! Beni burası ilgilendiriyor.

    Gerçi ırkçılık da değil ki bu. Embesillik, beyinsizlik, aptallık..."

    ANGUTYUS - OT DERGİSİ AĞUSTOS 2015 SAYISI