• merhaba tanrım;

    sana bu mektubu sigara, kahve ve birkaç nota eşliğinde yazıyorum. öncelikle bunlar için teşekkür etmek isterim, bilmiyorum burada günah olduğunu söylüyorlar keyif veren her şeye ama ben, seninle aramızda karar vermemiz gerektiğini düşünüyorum hep. henüz tanıştırılmadık veya ben hatırlamıyorum ama sen beni tanırsın, tanımalısın (tanımak kelimesi adınla yan yana konulunca ironik oluyor aslında). şikâyet etmek değil derdim lakin engel de olamıyorum düşüncelerime, çoğu zaman “tanısaydı böyle yapmazdı herhalde” diyorum kendi kendime. bunların yanında bir de “hakkım olanları mı yaşatıyor bana acaba” diye söylendiğim de oluyor tabi; belki biraz anlayış bekliyorum, kafam karışık olsa gerek. cevaplamanı istediğim birkaç sorum var aslında veya sorun. bu seferlik, senelerdir ilk defa olması hatırına, nefesimi biraz toparlamam için yardımcı olursan ikimiz de görevlerimizi yerine getirmiş oluruz diye düşünüyorum; çünkü sen bana dokundun ama ben şu an nefesimi nasıl düzenlediğimi unuttum. her harfi önceden görebilecek gücün var benim içimde lakin bunu bu şekilde yapmayı seçmem itiraf etmem gereken şeyler, önce kendime, sonra ilgililere.

    ilk olarak diğerlerinden bahsetmek istiyorum; iyi olanlar kadar kötü olanlardan, sevdiklerim kadar sevmediklerimden, sıfatlar kadar sıfat bile bulamadıklarımdan ve en çok beni sana küstürenlerden. farkında değilsin galiba diye söylüyorum, sen şu an neredeysen; bil ki oradaki kadar yolunda değil burada işler. biz birbirimizi biraz kırıyoruz, biraz bıktırıyoruz, acıtıyoruz, uzaklaştırıyoruz ve bunlar beni biraz korkutuyor. çoğunlukla dengesizce şeyler oluyor işte, sanırım pek güvende hissetmiyorum. bunlara neden “dur” demediğini merak ediyorum, çünkü arada beni yatıştırır, bana “alttan al” derdin onlara demediğin kadar ve beni iyi bir insan yapardın benim gözümde ama onlar bunu başka görüyorlar şimdi. anlamadığım, bu kadar kötü olabilirler mi gerçekten? benim kendimi beğenmişliğim değildir bu eminim, bilerek isteyerek kimseyi incitmedim ama beni incitiyorlar. Kendi kendime gerçekten bu kadar kör müsün? bunları yaşamak için “yanlış bir şey” yapmış olmam gerekir diyorum hep, çünkü sen bir yerden alıp başka bir yerden tamamladın her zaman, şu an neden yarım hissediyorum? senden başka kimse cevap veremez bunlara; sen onlara da dokundun, peki benim nefesimden istedikleri ne? bildiğine eminim , kim oldukları veya neden oldukları değil sorun, sorun bunları yapmaları için onlara ne yaptığım. öğrenmeye ihtiyacım var, daha birçok şeyi öğrenmem gerektiği gibi.
    artık küçük sayılmam, belki büyüdüğüm için seni bulmakta zorluk çekiyorum bunu da anlayışla karşılamanı bekliyorum çünkü artık eskisi kadar kolay mantık yürütemiyorum her şeye. bir karakter yarattım, insan olmak için elimden geleni yaptım, ne kadar başarılı oldum bilmiyorum ama bunlar beynimi çok yıprattı. artık sana, kalbime, vicdanıma ulaşmakta zorlanıyorum. inandıklarımı kaybettikçe daha çok yıpranıyorum, varlığın bulanıklaşırken izlemekten başka çare kalmıyor bana. yakında bunu da kabullenirim diye tedirginim. acaba “büyümek” ölüme doğru atılan adımlara verilen bir isim olduğu için mi bu kadar çok şey taşıyan bir kelime? ben taşımaktan yoruldum. küçükken güzeldi, adının yanına bir baba kelimesi eklemişlerdi ve sen benim için tıpkı babam gibi bir sığınaktın. şimdi sadece, içimde olduğunu ve sığınma ihtiyacımı diğer insanlardan başka bir şeyle gideremeyeceğimi öğrendim. hala her şey için kilit noktası olabilirsin ama artık o kadar büyük müsün gözümde emin değilim.

    evet tanrım;

    sen şu an neredeysen, bil ki oradaki kadar yolunda değil burada işler. nefesimi rahat ettirmen için başka ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. tek bildiğim ne yaparlarsa yapsınlar, dokunduğun diğer insanlara senden daha iyi davranıyorum. tekrar etmeliyim, senelerdir ilk olmasının hatırına… sen bana dokundun ama ben nefesimi nasıl düzenlediğimi unuttum. yardım et tanrım. ben zaten geri kalan her şeyle başa çıkabiliyorum.
  • Hiçbir şey gidermiyor iç sıkıntımı.Hep bir yerlerde, bir şeyler
    unutmuş gibiyim.Yarım kalmış bir resim ya da
    türkü gibi geliyor her şey bana.
    Emaneten duruyormuşum gibi
    bir yerlerde. Bir şeyler kaybetmişim de,
    bulamaış gibiyim yıllarca.
    Ama aklıma düşünce köyüm, her şey birden canlanıyor, dün gibi...
    Capcanlı Alıp götürüyor beni çocukluğuma.
    Çocukluğumun geçtiği, doğduğum, büyüdüğüm, derelerinde çimdiğim,
    koyun kuzu güttüğüm, inekleri otlattığım, eşeklere bindiğim, çelik
    çomak oynadığım, ekin tarlaları, tezeklerin içinde saklambaç
    oynadığım, tepelerin en uç noktalarına çıkıp köyü izlediğim günleri dün gibi hatırlıyorum
    Neden çekip durur, çocukluk anılarım beni bilemiyorum.
    Umurumuzda değildi yoksulluk. Bulduğumuz zaman kesme aşını,
    keteyi , hinkalı, pişiyi, zevkle yerdik.
    Hele varsa bir de, kaz yağından bulgur pilavi, keyfimize diyecek olmazdı. Birleştirilmiş sınıflı, tek öğretmenli, okulun bahçesinde cıvıl cıvıldık.Ceplerimiz kavurga dolu olurdu, buğdaylı, yarmalı.
    Geride kalırken yıllarım.Ne kaldi belleğimde düne dair...
    Köyler, şehirler, ülkeler Okullar, yollar ve kitaplar
    öğrenciler, öğrenciler Gelip geçtiler Gelip geçtiler.
    Çocukluğum kaldı.Dağlar arasındaki köyde.Canlı, capcanlı, dün gibi.Nedir bu üzerimden atamadiğım, geçmişe özlem çılgınlığı bilmiyorum. Neden çocukluğumu geri istiyorum. Yoksa yaşam şartları rotamı mı değiştirdi. Ulaşamadiğim bir dağ zirvesi mi vardı. Yoksa yeniden mi başlamak istiyordum hayata sil baştan. Doğrusu kafam çok karışik, ne niçin, nasıl ben de bilmiyorum. Ama çekip duruyor beni, o gizemli yüzüyle durmadan Basmalar kesilecek, sulanacak, patos vurulacak, değirmene tahıl gidecek, buğdaylar kaynayacakbol bol hedik yiyeceğim. Daha sonra yarı kurumuşundan ve tam kurumuşundan. Kaz kanatlarından çıkan tüy ile çocuklar düdük yapıyorlar mı acaba? Düdük ötmeyince çocuklar şu tekerlemeyi söylüyorlar mi halà bilmem." Öt düdüğüm başın keserim.
    Dönüp gelin çocukluk anilarım. Ne isterseniz vereyim size, yeterki
    dönüp gelin! İstemiyorum, anlıyor musunuz?
    Konut sahibi olmak, otomobil sahibi olmak, çocuklarımı başka çocuklarla yarıştırmak ya da emeklilik günlerimi garantiye almak istemiyorum... Gelin çay içelim köyümüzde.
  • Uzun uzun yazmak istiyorum. Uzunca ve soluksuzca. Soluğum yetmiyor. Bilinmez bir yorgunluk var üzerimde, kafam hep bir karışık. Kahve pişirdim kendime, isteyen olursa beraber içeriz. Perşembe iyi biri abiler, ablalar. Sevelim onu... Huzurla kalın 🍁
  • Senden uzaktaaaa kafam hep karışık yaaavvvruuummm

    https://youtu.be/J_novHlMsV0
  • Hiç, kimseyi kasten üzdünüz mü? "Bunu yapıyım da, üzülsün şu." diyerek, üzdünüz mü? Kalbini kırdınız mı o kişinin? Bilmiyorum, ben üzmedim.. İsteyerek asla.. Ama daha kötüsü var. Hep benim yaşadığım.. Siz hiç kimseyi, üzdüğünü bilerek, ama üzmek istemeyerek üzdünüz mü? Evet. Ben üzdüm. Üzdüğümü biliyordum. Ama biliyor musunuz? Üzmeyi istemezdim. Kimse benim tarafımdan, niçin bakmadı olaya? Kimse benim tarafımdan, niçin düşünmedi olayı? Kimse benim tarafımdan, niçin "Hangisini yapsam doğru olur?" diye düşünmedi? Hangisi daha kötüdür biliyor musunuz..? Çaresizlik. İki seçeneği vardır insanın. Ama hangisini tercih ederse etsin, diğer seçenek kırılır.. Veya birini tercih ederse, kendisi kırılır.. Ne yaparsınız bu durumda siz? Kaçar mısınız? Asla kaçmayın. Hiçbirini seçmez misiniz? İki seçenek ve kendiniz kırılırsınız.. Aslında seçenek kelimesi yanlış.. Seçenek değil.. Bir replik vardı, "Milena'ya Mektuplar" kitabında.. Çok hatırlamıyorum.. Ama şöyleydi sanırım;
    -Benimle onun arasında kaldıysan, onu seç Milena!
    +Neden?
    -Çünkü eğer beni gerçekten sevseydin, seçenek olarak görmezdin.
    Bu. Belki farklı bir şeyi anlatmak istiyor burada. Ama ne olursa olsun, kimseyi seçenek olarak görememeliyiz. Bazıları şey sanıyor sanırım beni, "Hiç derdi olmayan, aptal bir kız işte. Kendi istekleri olacak diye insanları kırıyor. Gerizekalı." gibisinden.. Biliyor musunuz? Derdim var.. Çok derdim var.. Yıldızları seyrederek düşündüğüm dertler.. Belki bazılarına saçma gelecek ama, yıldızlarla konuşarak fikir danıştığım dertler.. Öyle büyük dertler ki, Allah'ın (c.c) yarattığı şu sonsuz varsayılan evrendeki tüm yıldızlar bile, dertlerimi anlattığımda sessiz kalıyorlar. Korkuyorum ben. Korkuyorum.. Ölmekten korkmuyorum biliyor musunuz? Ölmekten korkmuyorum. Ölmekten korkmuyorsam, neyin korkusu bu? Sizce ne? Acı. Acıtmaktan, acımasından korkuyorum. Kimin umrunda? Kimsenin.. Bir şarkı der ki; "Söyle, ölsem biri ağlar mı? Sindir beni de, al toprağına. Dünya.."
    Can Ozan-Dünyaya şarkısı. Güzel şarkıdır.. Şarkılarda bazen kendimi buluyorum. Şarkıların duyguları vardır.. Kızgın olur bazı şarkılar.. Kimisi üzgün, kimisi kırgın, kimisi mutlu, kimisi umutsuz olur. Şarkılar da benim gibi oluyor bazen. Bir çok duyguyu aynı anda hissetmek ne demek bildikleri için, iyiymiş gibi davranabiliyorlar üzgünken.. Evet, bir tayfa vardır. Bizim tayfa. Mutlu görünmeye çalışan "Üzgün" tayfa. Kimse anlamaz onların üzgün olduklarını. Ağlarken, random attıklarını.. Kimse bilmez.. Bir o, bir Allah işte. Son sözlerimi söyliyim artık, buraya kadar okumuş bir insan varsa, "Bir sus artık be.." diyordur. Kimseyi bilerek veya isteyerek üzmedim. Benim neler yaşadığımı bilmiyorlar. "Sorgulamadan, yargılıyorlar." gerçekten, bilmiyorsunuz. Bilmiyorsunuz neden üzgünüm.. Bilmiyorsunuz kafam neden karışık.. Bilmiyorsunuz ben neden ağladığım halde random atıyorum.. Bilmiyorsunuz, benim seçimlerim neden bunlar.. Lütfen bir daha, sebeplerimi bilmeden, seçimlerimi yargılamayın.. Lütfen, yapamayacağınızı bilseniz de, anlamaya çalışın. Lütfen.