Sena, bir alıntı ekledi.
18 May 11:12

'Gerçekten kafam çok karışık. Hepsi bu. Hiçbir şeye anlam veremiyorum. Buna tahammül edemiyorum.'
'Neden edemiyorsun Owen? Sorun ne?'
'Bilmiyorum... Korkuyorum...'
'Neden?'
'Yaşamaktan... Ne yapacağımı bilmiyorum. Daha yıllarca yaşamam gerekiyor, bunu nasıl becereceğimi bilmiyorum.'

Her Yerden Çok Uzakta, Ursula K. Le Guin (Sayfa 85)Her Yerden Çok Uzakta, Ursula K. Le Guin (Sayfa 85)

Didem Madak
Hay!
Keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım.
Ters Pinokyo olmak istiyorum Gepetto Usta
Kötülüklere boğulup
İnsanlıktan çıkmak istiyorum artık!
Kafam karışık ama
Yetişir!
Bir beyaz balinanın karnında uyumak istiyorum artık.
Camdan papuçlarım kırık..

Murat AVCI, Tehlikeli Oyunlar'ı inceledi.
16 May 21:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar
Oğuz Atay, birkaç yıl önce okumak istediğim bir yazardı. Elime aldığım kitabıysa Tutunamayanlar’dı. Belli bir süre okuduktan sonra, kendimi kitaba ve yazara hazır hissetmedim. Pek sevmediğim bir şey yapıp kitabı kaldığım yerde bırakarak o sıralar tutmakta olduğum not defterime bu kabilde şeyler yazarak kitabı yerine bıraktım.
Yıllarca Oğuz Atay okuma fikri etrafımda hiç dolanmadı. Malumdur ki kitaplarını her yerde görmek mümkün. Ancak bu kitaba başlamadan önce, herhangi bir kitabını herhangi bir yerde görmememe rağmen Oğuz Atay okuma fikri aklıma düştü. Önce bazı edebiyat dergilerinden Oğuz Atay hakkında genelde güzel şeyler okuduğumu belirtmeliyim. Edebiyatımızda yeni yollara duçar olmuş bir yazar olduğu sıkça belirtiliyordu. Bu bildiklerimin haricinde de pek fazla bilgim olmadığını açıkça izah edebilirim.
Okurken not almak sonra da bu notları değerlendirme veya yorum olarak temize çekmek severek yaptığım bir yazım çalışması. Ancak belki alışma çabasından belki de bir şeyleri yanlış ifade etme korkusundan normalin aksine not almakta çok zorlandım kitabı okurken. Kafası oldukça karışık, depresif bir karakterin, yarı gerçek yarı sanrı dünyasına girerek birinci bölümü tamamladım. Karakterin (Hikmet Benol ) bulunduğu ruh hallerinin gerçeklik bağlantısına hep şüpheyle yaklaştım. Okuma esnasında yazılanları zor anladığım anlar çokça oldu. Olaylar ve söylemler bir anda birbirinin içine girerken konu hemen başka bir mecraya kayabiliyordu. Bu durum karakterin zihinsel dünyasını da yansıtır biçimdeydi. Yaşananların ve karakterin kendisi hariç olmak üzere diğer tüm karakterlerin, gerçek mi oyunu mu olduklarını anlayamadım.
Mektup, oyun, anlatı, bazen şiir, gibi türlerin hepsini içinde barındıran kitap benim için gerçekten de farklı bir okuma deneyimi oldu. Yazarın bir mektubun sonunda yazmış olduğu “mektubumuz karışık olmakla birlikte, ruhumuzun aynasıdır” cümlesi şimdiye kadar yazdıklarımı ve o zaman, o ana kadar okuduklarımı özetler nitelikteydi.
Karakteri romanın bitiminde dahi tam olarak tanıyamadım. Tanıma sözcüğünü genelde kullanılan yaptığı iş güç bağlamında kullanıyorum. Oyunlar yazmak istiyor, insanlara ulaşmak istiyor, aydın bir kimliğe ve kişiliğe sahip ama içinde bulunduğu düşünsel girdaplar bunun önüne geçtiği için bu durum da tam olarak ortaya çıkmıyor. Hep aynı düzlemde gibi ilerleyen kitap kendi içinde katman katman bir yapıya da sahip. Anlatılması zor bir üslup. Bazı kitaplar için ağır bir dili var diye söylenir, ben bu kitap için ağır bir anlatımı var demek istiyorum. Yavaş ilerlemiyor ama girift, ağır zihinsel çabalarla oluşturulan eser okurdan da aynı zihin işçiliğini bekliyor ve yazar kendi zihinsel çabalarını şu şekilde ifade ediyor: “Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?”
Oğuz Atay bu ağır anlatımına sahip kitabıyla kendisine yeni bir okur kazanmış durumda.Tehlikeli Oyunlar hakkında söyleyeceklerim bu kadar kalırken, söylemediklerinin çok daha fazla olduğunu da biliyorum.

Okulum bitiyor ve hayatımdan geçen iki dost (kiz) arkadaşıma şuan konuşmuyoruz. Birine cemal süreya onüç günün mektupları diğerine nazım hikmet büyük insanlık kitabını hediye olarak aldım. Sizce yanlış mi yapıyorum yada ne bilim vermesem mi versem mi şuan kafam biraz karışık.

HAKİM BEY
Kurulsun divanlar yapılsın sorgum,
Hakkımda fermanı verin hakim bey.
Takatım kalmadı bedenim yorgun,
Şu aciz halimi görün hakim bey.

Biraz ara verin bir nefes alam,
Bir sigara yakıp kendime gelem,
Kafam çok karışık nereden bilem,
Çalıştığım yerden sorun hakim bey.

Ben masum biriyim suçlu değilim,
Evde beni bekler kızım oğulum,
Şu halime bakın körüm sağırım,
İnanmıyorsanız vurun hakim bey.

Suç işlemek benim neyime gerek,
Zaten bende de yok öyle bir yürek,
Vasıtam yok geldim ben yürüyerek,
İşte budur benim durum hakim bey.

Adalete elbet boyun bükerim,
Sigaramı bile çok zor yakarım,
İllet iftiradan elbet çıkarım,
Siz de Hak’ka divan durun hakim bey.

Yıllar oldu celsem kapanmak bilmez,
Gardiyanlar bir gün yüzüme gülmez,
Ailem nicedir hiç haber gelmez,
Büyümüştür bizim torun hakim bey.

Tahliyem var mıdır ahvalim nedir,
Huzurunuzdayım ben kaç senedir,
Bur da benim gibi nicesi mağdur,
Olur mu hiç böyle kurum hakim bey.

Söz hakkı istedim hep susturdunuz,
Yıllardır burada kan kusturdunuz,
Haklı davaları hep bastırdınız,
Benim de size var sorum hakim bey.

Zaten çok bir vaktim kalmadı benim,
Hak’tan gayrı dostum olmadı benim,
Sayenizde yüzüm gülmedi benim,
Sizde sanıksınız yarın hakim bey.

İdamlık kararım çıkacak belli,
Neredeyse yaşım oldu yüz elli,
Kapatın dosyamı gayrı temelli,
Benimde boynumu vurun hakim bey.

Erhan, Kabuk Adam'ı inceledi.
 07 May 23:24 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Kabuk Adam Aslı Erdoğan'ın ilk kitabı, roman, kısa roman, uzun öykü ya da novella olarak nitelendirilebilir. Kahramanı,tıpkı yazarın zamanında yaptığı gibi, yurt dışında fizik eğitimine devam eden ve bırakmayı düşünen genç bir kadın. Zaten birinci tekil şahıs açısından anlatıldığı için, ismini öğrenmiyoruz hiç. Böyle olunca da yazarın kendi hayatından esinlendiği fikri kitabın başından itibaren hiç aklımızdan çıkmıyor. Bir de, yazılan ilk roman hep yazardan bir şeyler taşır, diye bir söz hatırlıyorum hayal meyal. Acaba Aslı Erdoğan'ın da bir kabuk adamı var mı, bunlar bir şekilde gerçekten yaşandı mı, gibi fuzuli şeyleri bırakarak romana başlayalım isterseniz.

#9835497 , vurucu cümlesiyle başlıyor kitap. Kitap boyunca bir çok güzel cümle var bunun gibi. Okyanus betimlemeleri, korkusunu anlattığı yerler, güzel tespitler ya da tek tek anlatmayayım, kitap içinde bir çok yerde nasıl da güzel yazmış diyeceğiniz cümleler var. Burada kişisel bir görüşümü belirtmeden geçemeyeceğim. Mesela #18910045 , bunun gibi güzel betimlemelerle dolu kitap. Yazar kelimeleri gerçekten usta bir silahşörün tabancasını kullandığı gibi kullanıyor. Alıntılar da gösteriyor bunu kitaptan yapılan. Ama ben sıkılıyorum bir süre sonra bunlardan. “Aa, ne kadar güzel, aa bu da güzel, evet bu da güzel” cümleleri sonsuza kadar gidemiyor bende ne yazık ki. Belki de Nazan Bekiroğlu'nun kitabından bu kadar kolay sıkılmamım sebebi de budur. Kıyaslamıyorum kat'iyen, farklı kulvarlar. Ama hikayelerde değer arttıran bir öge olan bu metaforlar, romana gelince güzel ayrıntılar olmaktan öteye gidemiyor bence.

Biraz spoiler olacak haliyle, herkesin bu kadar beğendiği bir kitaba neden uzak kaldığımı başka türlü açıklayamam çünkü. Yazarımız, ya da kahramanımız, yurt dışında geçirdiği bunaltıcı fizik eğitimin bir bölümünde (yüksek lisans ya da doktora bilmiyorum), Karayiplerde küçük bir Amerikan adasındaki yaz seminerlerine balıklama atlıyor, ortamdan bir nebze uzaklaşmak için. Kendisi tam anlamıyla asi bir kadın. Kötü bir çocukluk geçirmiş, tecavüze uğramış daha sonra, intihar girişiminde bulunmuş. Adadaki lüks bir otelde başlıyor eğitimlere ve burasının da disiplin açısından, okuldan çok da farklı olmadığını anlıyor. (Bkz: #13047514)

İlk kısımlardaki ana tema, kahramanımızın korkunç geçmişi (ki ayrıntılarını öğrendiğimizde okuduğumuz bir çok kitaba göre yavan kalıyor), umutsuzluğu, bıkkınlığı ve kabuk adamın hayatına kattığı korku, huzur, büyü ve bilinmezlik karışımı bir şeyler. Otuzuncu sayfaya kadar acaba nasıl birisi bu kabuk adam beklentisine giriyoruz, hemen hemen her sayfada kendisi yaratıyor yazarın bu beklentiyi. Olabilecek en karanlık aynı zamanda en romantik olayların oluşmasını bekliyoruz.

Dediğim gibi kitabın başında "bir adam tanıdım, hayatım değişti" tarzı var hep ve biz de o adamı tanımaya başlıyoruz nihayet, kısa boylu, çirkin, meteliğe kurşun atan bir deniz kabuğu satıcısı bu adam (Kabuk Adam). Geçmişinde bir çok karanlık şey var (ki öğrenince bu karanlık şeyler de biraz yavan geldi bana). Kahramanımız (yazar dememeye özen gösteriyorum) iyi niyetli bir Türk olduğu için ilgi gösteriyor bu adama, adam da aşık oluyor hemen kendisine anladığım kadarıyla. Ama kahramanımız anlayamıyor tam, sürekli bir korku içinde. Bir şeyler hissediyor adama karşı- ne olduğunu anlayamıyor ama, dehşet de var içinde tutku da. Hatta tecavüze uğrayacağını veya öldürüleceğini bile bile adamı takip ediyor. Bunların hiçbiri olmuyor ama. Bir de kitabın başından sonuna kadar adanın aşırı tehlikeli bir yer olduğunu vurguluyor yazar ama nedense kitapta herhangi bir cinayet kavga, tecavüz ya da başka bir adli olay gerçekleşmiyor.

Neyse cesur kahramanımız, kabuk adam kendisine herhangi bir saldırıda bulunmayınca adama daha bir ısınıyor, bir nevi aşık oluyor ama bilmiyor ne olduğunu aslında. Kabuk adam göze girmek için her şeyi denese de arkadaş olmanın ötesine geçemiyor. İçini döküyor kızımız adama, ama birlikte olamayacağını da söylüyor.

Adadan gidene kadar ara sıra görüşüyorlar. Bu arada iki-üç adalıyla daha birlikte oluyor kahramanımız, cinsel birliktelik değil ama. Yaşadığı tecavüz dolayısıyla bu hislerinin köreldiğini söylüyor kahramanımız, ara sıra bazı uyanışlar yaşasa da.
Adadan ayrılana kadar bir çok tehlikeli ortama giriyor fizikçi, yazar, asi kızımız ve ayrılmadan önce kabuk adamı istemeden de olsa aşağılıyor. Sonra da ben ne yaptım diye kendini bırakıyor tamamen, fiziği bırakıyor, adamı idol haline getiriyor ve bitiyor kitap.

Kötü bir kitap değil kesinlikle, akıcı, kolay okunuyor, çarpıcı tespitler, mükemmel betimlemeler, bizim hikaye etkinliğimizdeki gibi bir kaybediş var. Kabuk adamdan çok kendini kaybediyor ama yazar. Kitabı adeta yaşadıklarını söylüyorlar bazı okurlar, ben aynı şeyleri hisedemedim ama. Kahramanı hayatın sillesini yemiş bir kadın olarak da görebilirdim şımarık bir kız olarak da. Nedense ben ikincisini tercih ettim. Yeterince samimi gelmedi bana yazar bilmiyorum neden. Erkek olduğumdan, duygusuz olduğumdan , ya da bir çok sebepten olabilir. Zaten diğer incelemelere baktığımda kendimden utandım biraz, bu insanların gördüğü şeyleri ben neden anlayamadım diye.

Belki de doğru zaman olmayabilir. Bazen doğru anlarda Kapital bile içinizdeki duyguları alt üst edebilir, bazen de ne bileyim "Eternal Sunshine" gibi bir film akşam haberleri sıkıclığı yaratabilir. Her şey doğru zamanla, doğru anla ilgili. Aşk da böyle bir şey belki. Kahramanımız da uygun ruh halinde olmasa, doğru anı yakalamasa belki sadece başka bir Karayipli olarak kalacaktı kabuk adam hatırlamayacağı.

Neyse uzun ve karışık bir yazı oldu. Kafam da karışık. Bazılarının dediği gibi yazarı Oğuz Atay'la kıyaslayamam kesinlikle.Ama gözümü de karartmadım. Mucizevi Mandarin'i okurum gibi geliyor ileride, hikaye yazarlığına daha fazla uyum sağlayabilirim Aslı Erdoğan'ın belki. Sadece buradaki incelemelerin çoğuna hakim olan, başkalaşma, yabancılaşma, kendini yeniden bulma ve binlerce duyguyu uyandırmadı bende bu kitap.Umarım sizde uyandırır.

Bir de bir etkinlik vardı, kadın yazarlarla ilgili, oraya dahil edecektim. Kaybolmuş galiba, ayın temasına uyup o da. Devam ettirmek isteyen varsa etkinliği haber verirse sevinirim:)

Bohemya Kraliçesi, Yaralı Zaman'ı inceledi.
07 May 22:20 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · Puan vermedi

3 gunde bitirdim.
Nasıl okudum, nasıl bitirdim? Ne anladim? Bir fikrim yok.
Bu insanlar nerden geliyor, nereye gidiyor, ya da nerede yasıyor.
Savas, ne savası, insanlar, hayvanlar, kadinlar ve cocuklar niye oluyor? Kim neden olduruyor.
Kafam karışık ve çok ağrıyor.

Hamit Yıldırım, bir alıntı ekledi.
30 Nis 21:13 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hep sevecek mi beni?
Yüreğini okuyamıyorum ki!
Bu sabah kafam karışık,
siyah saçlarım gibi
darmadağınık.

Horikava Hanım

Yatağında Yalnız Mısın?, KolektifYatağında Yalnız Mısın?, Kolektif
Lola', Milena'ya Mektuplar'ı inceledi.
30 Nis 16:58 · Kitabı okudu · 32 günde · Beğendi · 9/10 puan

Milena'ya Mektuplar.
Nasıl başlayacağımı, ne söyleyeceğimi bilemiyorum kalbimi oradan oraya koşturan, kimi zaman üzerine toprak atıp ölüm süsü veren, kimi zaman kır çiçekleriyle süsleyen bu kitap hakkında. Büyük umutlarla başlayıp güzel sonuçlarla bitirdiğim bu kitap bana çok şey tattırdı.
Çevremde çokça erkek olmasına rağmen onların dünyasına asla girememiş, onları duygusuz birer canlı olarak görmüştüm sadece. Fakat Kafka'nın herkesten farklı olacağını biliyordum lakin bu denli tahmin etmiyordum. Nasıl bir erkektir ki benzemez çevremdekilerden kimseye, nasıl bir erkektir, nasıl bir insandır ki duygularını bu denli yoğun yaşar ve bir kadın için bu denli sürüklenip çaresizliğe düşer, bilemiyorum. Kitap boyunca sıkça söylediğim birkaç cümleden bir tanesi: "O kadar şanslısın ki Milena..."dıydı. Kitap boyunca Milena'ya çok kızdım, öfkelendim, yanı başında onu bekleyen bu adama nasıl gelmezdi, nasıl Kafka'nın onun önüne sunduğu bu değerli eli tutmazdı? Fakat kitap bittikten sonra anlamıştım her şeyi. Milena bırakamıyordu bazı şeyleri. İkilemdeydi, gelmek istiyor gibiydi ama gelmemekte. Kafka'ya göre Milena farklıydı. Zaten herkes sevdiğine farklı değil midir?
Kitabı henüz bitirmeme rağmen bir inceleme girmek istedi lakin kafam karmakarışık. Ruhumun, aklımın, zihnimin ve kalbimin en derinlerinde hissettim bu kitabı. Bolca altını çizdim kalbime aşk dou bir ağırlık çöktüren cümlelerin.
Kirpiklerimin ucunda asılı duran hislerim gözyaşlarım sayesinde süzüldü yanaklarımdan bu kitap sayesinde.
Bana aşkı, öfkeyi, sevinci ve hüznü hissettiren bu kitaba, bazı kısımlarını karışık gelmesi nedeniyle anlayamadığım bu kitaba, ve bende hayranlık uyandıran bu yazara müteşekkirim.