Ağlasam sesimi duyamazsınız elbet
Mısralarım yok benim
Gözyaşlarım soyut
Dokunmak namümkün
Sözcükler bayat
Yaşamak aynileşmiş
Günler silinmiş
Zaman argo jargonundan
En ağır bir küfür misali
Gelmişine geçmişine sövüyor
İnsanlara güvenmiyorum
Daha doğrusu güvenemiyorum
İyilik sıkıcı
Kötülük bulaşıcı
Yalnızlık öldürücü
Tutsaklık bulaşıcı
Hastalık bile hasta olur
Bu çarpıcı çağın rüzgarında
Cümleler bitmek bilmiyor
Tekrar bile kendini tekrara başladı
Ben de kendimi tekrar ediyorum
Birileri beni takdir ediyor
Kötü şartlar takdiri hak ediyor
İyi şartlar da herkes kötü
Anlam manasız şimdi
Çünkü şimdi de anlamsız
Gözlerin geliyor aklıma
Bu anlamsızlık diyarında
Sonra başkasına baktığını düşünüyorum
Bu kez yanılmak istiyorum
Sonra yarasalar giriyor mağarama
Fareler sanıyorum
Ters yaşayan meğer benmişim
Gözlerin çıkmıyor aklımdan
Aklım çıkıyor yitiriyorum aheste aheste
Gözlerin mahir bir ressamın
Mahur Bestesi gibi
İtalyanca bir kelime: Bella
Sana Hayat demek istiyorum
Çav Bella dökülüyor ağzımdan
Çav çav çav
Sonra bir Sezen nefesi
Gitme!
Ama sen gidiyorsun
Umrunda değil hayat
Benim de umrumda değil
Ama Bella deyince umursuyorum
Bir de Mualla diyorum sana
Muallim ve Mualla
Aslı ile Kerem gibi olmasa da
Ama sen sevmiyorsun Mualla’yı
Ben seviyorum Bella’yı Mualla’yı
Sana anlatsam kızar mısın bana
Bulutlar da Zeus’u görüyorum
Ağzında bir mikrofon
Şarkı söylüyor Zeyla’ ya
Zeus’un ile Zeyla ne hoş değil mi
Ben buldum bu akşam kafam bir hoş Mualla
Çav diyorum Çav çav Bella
Yarasalar dikkatimi dağıtıyor
Rahat bırakmıyorlar mağaramda
En son giren mağarama
Gökyüzüne ulaştığını sanıyordu
Körmüş sonra anladım
Geç oldu belki
Zararın neresinden dönersen zarar...
Kafam da poetik bir adam yok benim
Yanağı al gülücüklerini kendine sakla
Kendini bana yasakladığın gibi
Allık yüklü yanaklarda
Eğreti durur gülücük
Vişne çürüğü ruj
Güzelliğini kirletir
Ve en önemli nokta
Bunları benden başka kimse söylemez sana
Anlamını bilmediğin cümleleri açıklamak
Benim mağaramı boşaltmak demek
Yarasalar da bir parçası
Kabul etmen gerek
Erken öleceğim galiba
Söyleyecek çok şeyim var
Bu kadar sözcüğe
En uzun ömür de erken olur nitekim
Sivrisinekler kanıma susamış
Bilmiyorlar zehirlidir
Ben her gün ölüyorum
Üstelik tekrar dirilemiyorum da
Bir arkadaşım vardı samimi
İstikamet üzere ol diyordu
Altından tahtlara otur
İçinden şaraplar akan ırmaklarda yıkan
Elmas’tan Saray’ların olsun
İri gözlü hurilerle seviş
Ne Elmas ne şarap ne huri ne altın
Beni aşk tüketti biliyorsun
İstikametim en çok aşkaydı
Aşkta kayboldum ben
Anlamsızlaştım aşkın yüzünde
Dilim bozuldu anlamsızlaştı
Yıldızları kırmızı görüyorum
Uzun uzadıya anlatmak istiyorum
Anlayana
Yargılasınlar beni
Kurulsun mahkemem
Menteşenin maaşı ne kadar Baba?
En çarpıcı cümle
Bana ait değil ne yazık!

Chinaski Katherine’yi beklemeye başlıyor.

Katherine rampadan çıkıp yürümeye başladı; harikulade kızıl kestane saçlar, süşün gibi bir vücut, yürürken üzerine yapışan mavi bir elbise, beyaz ayakkabılar, zarif bilekler, gençlik. Geniş kenarlı beyaz bir şapka vardı başında, kenarı hafiften aşağı kıvrık. İri, kahverengi, gülen gözleriyle şapkanın altından baktı. Klas hatundu. Bir havalimanını bekleme salonunda kıçını sergilemezdi. Ve ben , yüz kilo , kafam sürekli karışık ve yitik, kısa bacaklı, gorilimsi, sırf göğüs, boyun yok, koca kafa, gözler bulanık ,saçlar taranmamış, 1.80 boyunda bir bok çuvalı onu bekliyordum. Katherine bana doğru geldi. O uzun, pırıl pırıl kızıl saçlar. Ne kadar rahat , ne kadar doğaldı Teksaslı kadınlar. Dudaklarına bir öpücük kondurup bagajı olup olmadığını sordum. Bara uğramayı önerdim. Garson kızlar fırfırlı külotlarını sergileyen kısacık kırmızı elbiseler giymişlerdi. Elbiselerin yakaları göğüsleri görünecek kadar dekolteydi. Maaşlarını hak ediyorlardı, bahşişi hak ediyorlardı, hem de her kuruşunu . Banliyölerden geliyor, erkeklerden nefret ediyorlardı. Anneleri ve erkek kardeşleriyle yaşıyorlardı ve psikiyatrlarına aşıktılar ..

*GÜLŞAH, bir alıntı ekledi.
15 Nis 22:41 · İnceledi · Puan vermedi

Burada yalnız kaldım. Bach dinliyorum. Dinlemiyorum ya. Burada bir ben var. Belki de bana benzemek isteyen birisi. Kafamın içinde her şey bir arada. Çocukluğum. Taşra. Erkekler. Sıkıntı. Ama kafam bomboş. Hiç bu kadar yalnız ve rahat olmamıştım. Bomboş.

Her Şeyin Sonundayım, Tezer Özlü (Sayfa 14)Her Şeyin Sonundayım, Tezer Özlü (Sayfa 14)
Osman Y., Dava'yı inceledi.
 11 Nis 23:30 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

SPOİLER OLABİLİR AMA TAKILMAYIN.. YİNE DE SİZ BİLİRSİNİZ AMA HERKES BAŞKA BİR ŞEY OKUYACAKTIR BU KİTAPTA

YAŞAMAK “DAVA”SI

Lise yıllarında dershaneye gidiyordum,çoğumuz gibi.Bir gün önüme bir test sorusu gelmişti, bin yıl önce yaşamış bir filozofun sözü vardı soruda, “Hukuk her zaman güçlüden yanadır”. 17 yaşındaydım ve kafam allak bullak oldu, inanamadım. Hayır ya dedim olamaz ! Düşündüm ,düşündüm ,düşündüm. Evet ya dedim olabilir! Şimdi 17x2 yaşındayım. Davayı okudum.

Dava. Franz Kafka’nın 20. yy. başlarında yazdığı hem gerçeğin ta kendisi hem kurgu hem metaforlar zinciriyle örülü kitabı. Hukuk okumuştur Kafka. Hakim,savcı,avukat değildir ama hukukçudur.

“Joseph K.’ya iftira edilmiş olmalıydı” diye başlar kitap. “K.” Diyelim ki Kafka olsun. Ona davayı haber vermeye gelen birtakım adamlardan birinin adı ise “Franz”. O da diyelim Kafka olsun. Dakika bir gol bir . 1-0. Yoksa 1-1 mi demeli ? Al sana bir adamın çift yüzlü karakteri. Joseph K. tutuklanır, peki ama hapse mi atılır ? Hayır. Gözaltına mı alınır? Hayır. İyi de bu nasıl tutuklama? Al sana metafor zincirinin halkası.

K. bankacıdır, orta çaplı sayılabilecek bir memurdur. Bu kitapta belki de kesinlikle emin olduğum tek konu, Kafka’nın yıllarca çalıştığı sigorta şirketini ve işini burada banka ve bankadaki memuriyeti olarak anlatması. Bunun dışındaki hiçbir şeyden tam olarak emin olamam sanıyorum.

K. hakkında bir dava açılır, davacı bilinmez ama ipucu var gibidir. Suçu nedir bilinmez ama ipucu var gibidir. K. Kendinden emin bir şekilde davayı önemsemez çünkü masumdur.

Sonra birtakım adamlar onu birtakım mahkeme benzeri yerlere çağırır veya çağrılmadan gider veya her ikisi de. Bilmiyorum.. Ortalıkta dolaşan bir mübaşir karısı vardır, ki mübaşir dediğimiz adamın mevkisi nedir ki alt tarafı mübaşir. Fakat herkes adamın karısını elde etmenin peşindedir. Kadın metaforu gücü elinde tutmayı mı temsil ediyor? Bilmiyorum..

Görünen yargıçlar, görünmeyen yargıçlar, hiçbir zaman görünemeyecek yükseklikte yargıçlar.

Bu ülkeden bir Ergenekon geçti malum ! Bir de 15 temmuz o da malum ! Şimdi şu paragrafa dikkat kesilelim,

“Şurası kesin ki, mahkemenin bütün yapıp etmelerinin dışında,benim davamı örnek gösterirsek , bu tutuklanış ve soruşturmanın arkasında büyük bir örgüt var,öyle bir örgüt ki,emrinde sadece parayla tutulmuş görevliler,ahmak şefler ve en önde gelenlerinin erdemi kibirsiz olmayı geçmeyen sorgu yargıçları görevlendirmekle kalmıyor,hademelerin,yazmanların,jandarmaların ve öteki yardakçılarının,hatta cellatların aralarında bulunduğu o epey kalabalık maiyetleriyle yüksek ve en yüksek yargıçlar topluluğunu da yapısında tutuyor.Bu organizasyonun amacı nedir acaba beyler?Suçsuz günahsız insanların tutuklanması,bu insanlara karşı anlamsız ve benim davamdaki gibi genellikle sonuçsuz kalacak bir takibat ve kovuşturmanın süregitmesi.”

Bu sözler kime ait ? Doğu Perinçek’e mi? Aziz Yıldırım’a mı? İlker Başbuğ’a mı? Bu nasıl dünya , bu nasıl döngü, bu nasıl kurgu? Metofarlar zinciri diyorum da aynı zamanda hakikatin ta kendisi mi?

Sonra K.’nın amcası girer devreye. Bakar ki bu işin bu davanın iyiye gideceği yok,
( kötüye gittiğinin işareti var mı peki, o da yok) K.’ya bir avukat bulur, avukat da amcanın çok eski bir dostudur. Adama rica minnet davayı verirler de avukatın da dünya umrunda değildir, hem yaşlı hem hastadır. Avukatın yanında bir genç hanım kalmaktadır, hastabakıcısı mı metresi mi neyidir belli değil..

Kahramanımız K. Bu kadınla bir gönül bağı kurar, yakınlaşır,oynaşır,bir ilişki biçimi geliştirmeye çalışır. Bu kadın da tıpkı mübaşirin karısı gibi herkesin elde etmek istediği bir kadın ve tabiri caizse hafif meşrep ve her erkeğe yol veren bir kadındır.(Mübaşirin karısı da böyleydi) Bu kadın da mı gücü temsil ediyordu, hani herkesin elde etmek istediği?Güç kendisini arzulayana yakın mı duruyordu? Bilemiyorum..

Avukatımızın evi yolgeçen hanı gibidir. K. Ve amcası, bakıcı ya da metres olduğu şüpheli kız, derken bir de fabrikatör karakteri dahil olur. Bu adam da tüccarlar yoluyla parayı mı temsil ediyordu ? Bilemiyorum..

Peki bitti mi ? Yok. Asıl bir de ressam karakteri devreye girer ki bana göre kitabın en etkileyici karakteridir. Bu arada K. Bankadaki memuriyetine devam etmektedir, müdür, müdür yardımcısı, müşteriler gibi karakterlerle olan ilişkileri de sürüp gitmektedir. Zaten tutuklu muydu ki K.? Hayır.

Fabrikatör bir gün K.’yı bankada ziyarete gelir, avukatla ortak dostlukları vardır ve davayı duyduğundan bahseder, size olsa olsa ressam Titorelli yardım edebilir diyerek K.’yı bu adama gönderir. Adına hasta olduğum bu ressam amca, K.’yı iyi karşılar, tam eski zaman gariban sanatçılarına uygun köhne tavanarası gibi bir ev hatta sadece bir odada kalmaktadır. Uzun bir sohbet geçer K. İle aralarında, bir şey çıkar mı bundan, kim bilebilir? Ressamın çok önemli bir özelliği , davaya bakan ya da davayı açan yargıçların, yüksek yargıçların tablolarını yapıyor oluşudur. O kimseye eyvallahı olmayan kibir abidesi yargıçlar bu ressam karşısında kedi gibidirler, ressam da onlara saygı duyar ama pek de önemsemez. Buradan benim çıkardığım şu oldu ki, sanata ve sanatçıya olan mecburiyet.. Ne olursan ol , ne mevkide olursan ol sanatçıya muhtaçsın, sanatçı olmak başka türlü bir şey.. Neyse konumuz neydi? Ya da bir konu var mıydı? Neyse K. ressamdan yardım almaya gelmiştir, yargıçlara olan bu yakınlığından ötürü. Ressam konuşmanın bir yerinde K.’ya sorar,

“Daha önce soracaktım ama unuttum; nasıl bir aklanma istiyorsunuz siz?Üç tercihiniz var çünkü: Gerçek aklanma, sözde aklanma, sürüncemede bırakma”

Sonrası mı? Ne bileyim okuyun..

Peki karakterler biter mi? Hayır. Bir de kilisenin papazı çıkar karşımıza. Bir gün İtalyan bir banka müşterisini gezdirme görevini K.’ya verirler. Müşteri bankaya gelir, müdür adamı K ile tanıştırır, K. biraz İtalyanca da bilmektedir üstelik. İtalyan müşteriyle ertesi sabah gezilerine başlayacakları kilisede buluşmak üzere sözleşirler. K. tam vaktinde kiliseye gider ama müşteri ortalıkta yoktur. K. kilisenin belli belirsiz loş ışığında kilisedeki tasvirleri ,ince işçilikleri incelemeye koyulur.Derken rahip çıkar meydana.

“Başını iyice çevirince yaklaşmasını işaret etti rahip.” “Senin ismin Joseph K.”

“Bir zamanlar ismini ne kadar rahat söylediği geldi aklına.Nice zamandır ismi yüktü kendisine. Artık ismini ilk kez karşılaştığı kimseler bile biliyordu.Önce tanıtılmak,sonra tanınmak ne de güzel bir şeydi”

“Sanıksın sen dedi rahip” “Davan kötüye gidiyor haberin var mı?”

Şimdi bu zavalli K. ne halt etsin? Nerden çıktı bu rahip? Dava üzerine konuşmaya başlarlar, rahip kıssadan hisse bir hikaye anlatır , bilmece iyice çetrefilleşir. K. bankaya döner. Bu kısım da dinin hayattaki yerini mi anlatıyordu? Bilemiyorum..

K.’nın sonu pek iyi olmaz, okursunuz artık. Dava ne olacak peki? Bir dava mı vardı? Hangi dava?

Anlatabildim mi bir şeyler ? Pek sanmıyorum. Belki buz dağının görünen yüzünden bir parça sadece. Beynim,ruhum,kalbim bu büyük yaranın ne kadar farkına varabildi? Bilemiyorum. Bir şeyler eksik kaldı,bir şeyler eksik kalmaya mecburdu,bir şeyleri anlatmak istemedim,bir şeyleri de anlatamadım.

Bu bir yaşamak davası mıydı?

İnsanların neler yapabileceğini gördüğümden beri ve o bunu yapmaz dediğim insanları da sonra hayretler içinde onu yaparken bulduğumdan beri kimse kusura bakmasın ama herkese her şeyi konduruyorum.
Bunu kabullendiğimden beri kafam daha rahat.

Rojhilat Recep As, Biz'i inceledi.
 25 Mar 00:01 · Kitabı okudu · 10 günde

Distopik Kitaplar Serisi Vol 9

Yevgeni Zamyatin'in Biz adlı distopik kitabıyla birlikteyiz. Kendisi distopik kitap tarzında yazılan ilk kitaptır ve daha sonra yazılan distopik kitaplara örnek teşkil etmiştir. Cesur Yeni Dünya, 1984, Otomatik Piyano ve diğerleri.

Kitabımızdaki distopya bütün dünyanın Tekdevlet tarafından yönetildiği bir sistem içerisinde. Herkesin aynı anda uyuyup aynı anda uyandığı, kişisel olarak günde sadece iki saat geçirebildiği, evlilik kurumunun ortadan kaldırılıp herkesin seçtiği bir kişiyle haftanın belirli günlerinde ilişki kurduğu, kuşların ağaçların doğanın yeşil duvarlarla şehrin dışında bırakıldığı değişik bir ortamın içine giriyoruz. Kitap bize bu dünyayı tanıtan, daha doğrusu dünyadan artık diğer gezegenlere yayılacak olan bu Tekdevlet sistemini, diğer gezegenlerdeki yaşayanlara tanıtmak isteyen, sistemin önde gelen matematikçisi D-503 isimli kişinin notlarından oluşuyor. D-503 kurmuş oldukları bu düzenden gurur duyuyor, artık ben diye bir şeyin kalmadığı herkesin aynı düşündüğü BİZ var ve D-503 bunu herkese anlatmak istiyor. İnsanların mutlu olduğu bir yer burası, çünkü insanların özgürlükleri yok, seçme hakları yok, böylece seçme hakkı olmayan birinin acı çekecek bir şeylere maruz kalma ihtimali de ortadan kalkıyor. Kitap özgürlüğün, mutluluktan daha çok insan olmanın bir esası olduğunu güzel eleştirilerle gözler önüne seriyor. Acı çekmek, aşık olmak, hastalanmak vb herşey insanların elinden alınınca insan belki mutludur diye tanımlanabilir, ama insandır diye tanımlanır mı artık orası bilinmez.

Kitabın kurgusu ve olay örgüsü de çok akıcı. İnsan kaptırdı mı sayfalar kendiliğinden akıyor. Derslerimin yoğunluğundan dolayı yaklaşık on günde bitirebildim ama daha kısa sürede çok rahat bitecek bir kitap. Derslerin yoğunluğundan dolayı kafam bulanık o yüzden tam hakkını verecek bir inceleme yazmış da saymıyorum kendimi. Ama diyeceğim şu ki distopik kitap okumayı sevenlerin listelerinde mutlaka BİZ'i bulundurmaları gerekir.

Keyifli okumalar dilerim...

Melike Uzunoğlu, Ecce Homo'yu inceledi.
20 Mar 20:32 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

Nietzsche okuduktan sonra, bir süre "Az önce ne okudum acaba ben?" düşüncesiyle dalıyorum. Sonra tekrar okumam gerektiği sonucuna varıyorum, arkadaşlar, açıkça söyleyeyim, çünkü anlamıyorum. Kendisi de söylemiş kitaplarının zor anlaşıldığını, yani yalnız değilmişim ama düşüncelerini hazmetmem, kendimi onun yerine koymam,anlamaya çalışmam çok uzun sürüyor, hatta bazen hiç sonuç vermiyor. Sadece zayıf ihtimaller kurabiliyorum kafamda, bu ihtimallerle de kesin bir sonuca varabilmem mümkün olmuyor ve bu durum ciddi anlamda çok üzüyor beni. Var mıdır şunu şunu yap, çok daha iyi anlarsın diyen?

Okuduğum birkaç filozofun kitabında hiç böyle bir sorunla karşılaşmamıştım ama Nietzsche gerçekten çok çok farklı. Mesela ben kendisini Ateist zannediyordum, ta ki kitapta, bu kitapta hem de, "Tanrı yardımcım olsun! Amin." ifadesine rastlayana kadar. Bunu da araştırdım, çok farklı bir inanç sistemi olduğunu öğrendim. Oysaki hep ileri temsilcilerinden biri olarak gösterilir kendisi Ateizm'in. Ayrıca "Tanrı öldü." cümlesi de çok yanlış anlaşılmış. Ne çok ön yargıya maruz kalmış. Keşke anlasam da çözebilsem. Her ne kadar kafam çok karışsa da peşini bırakmayı pek düşünmüyorum. Çünkü bir sürü soru işareti oluşturdu bu bende ve rahat bırakmıyor.

Alışılmışın dışında ve zor olmasına rağmen, kitabı okumak yerine kendisiyle savaşmanıza, elinizin altında mutlaka farklı başka bir kaynak bulunması gerekliliğine ve verdiği yorgunluğa rağmen oldukça zevk aldığım bir kitaptı ve dediğim gibi belki de en önemlisi, merak ettirmesiydi. Yeni fikirlere ilgi duyuyorsanız tam size göre diyebilirim.

Hepinize iyi okumalar...