• Yemekte ızgara tavuk vardı. Mmm... Çok lezzetli! Bu gizemli hayvanın da tavuk sevmesini umuyorduk.
    Lucille Recht Penner
    Sayfa 18 - Tübitak Popüler Bilim Kitapları
  • "Harika bir fikrim var!" dedim. "Etrafa un dökelim. Eğer hayvan bunun üzerinde yürürse izler çok net olur.
    Lucille Recht Penner
    Sayfa 16 - Tübitak Popüler Bilim Kitapları
  • Bu bir anlatı olsun hatta bir nevi dertleşme.

    Pembe mi mor mu ?
    Bu soruyu kaç defa sordunuz kendinize veya çevrenize ?
    Ben eflatun diye bir rengin varlığını öğrenene kadar sordum.Böyle bir rengin adını öğrendiğimde yedi yaşındaydım, beş yaşındayken annemin bana ördüğü kazak sayesinde öğrendiğim yavruağzı renginden sonra duyduğum en havalı renkti.Söylemesi de değişik ve güzeldi ağzın önce açılıyor sonra büzüşüyor komik yani:Eğlenceli.Üstelik nasıl da güzeldi hem mor vardı hem pembe ! Pembe aşığı,mor sevdalısı bir kız çocuğu daha ne isteyebilir ki harika bir birleşim.
    Bu renkle tanışmam arabayla önünden geçtiğimiz bir apartman sayesinde oldu hayatımda gördüğüm en harika apartmandı küçüktü ama benim küçük bedenim için büyüktü,beyaz Pimapen camlarıyla dantelli tülleri arasındaki değişik renkli menekşelere kadar gözümü kapattığım an karşımda beliriyor bugün bile.İlk olarak Pembe dedim heyecanla evin rengi hakkında yorum yapacak kapasitede gördüm kendimi. Kafamdan bir ses "Hayır ya mor a daha çok benziyor." dedi. Kafamdaki kavganın bir sonucu olmadığını anlayıp bir bilene danıştım hemen.O zamanlar şimdikinden daha akıllıymışım galiba yine kafama takılan her soruyu böyle soruyor olabilsem belki hayat daha kolay olur belki de artık daha iyi bir bilen yoktur.

    Annem o gün tanıştırdı beni eflatun ile, en sevdiğim olmuştu bir anda kalbimin ortasına gelip konmuştu.Hep o yolu kullandığımız yerlere gitmek isterdim yine aynı yoldan geçelim yine göreyim eflatun evi diye. Arabayla yanından geçtiğimiz o birkaç saniye yetiyordu bana.Asla direkt olarak söyleyemezdim eflatun evi görmek istediğimi bu bir sırdı çünkü kendim ve kendim arasında olan bir sır.

    Okumayı öğrendikten sonraki geçişimizde adını okudum apartmanın:Avcı apartmanı. Ne kadar çirkin bir isim diye düşündüm. Böyle güzel renkli bir yere Prenses veya Barbie gibi bir isim koyabilirlerdi Avcı ne kadar da kötü.İsmini sevmesem de orası benim için hep değerli oldu ve hep bir sır.
    Bir süre sonra yolumuz değişince Avcı apartmanını da eflatun aşkımı da unuttum.

    Küçücük bedenimin kocaman olduğunu düşündüğüm ortaokul günlerinden bir gün yine aynı yoldan geçtiğimiz zaman yepyeni bir renk karmaşası beni şaşkına çevirdi kırmızı,siyah,beyaz çizgilerden ve geometrik desenlerden oluşan büyük bir bina.Bu şaşkınlığımın asıl sebebi bu görkemli bina tam olarak Avcı apartmanının yanına yapılmıştı.Uzun zamandır görmediğim eflatun güzellik artık yaşlanmış,yer yer boyaları atmış hele böyle ihtişamlı bir binanın yanında boynu bükük bir ihtiyar gibi kalmıştı.Ne kadar güzel olursa olsun bana Japon tapınaklarını andıran bu yeni binayı hiç sevmedim.İlk göz ağrımı gölgede bırakmayı amaçlayan bu şatafat da neyin nesiydi olamazdı,olmazdı,olmadı.
    Hala yolumuz oradan farklı olduğu için çok uğrayamadığım bu öfke bir süre kafamı kurcaladı sonra da geçti.

    Birkaç yıl önce yine yolum düştü oraya liseliyim ve hala asabiyim, şatafat düşkünü çizgilerin rengi solmuştu bu görüntü beni sevindirdi kimse ilk göz ağrımın yanında havalı havalı duramazdı.Çok sevdiğim Avcı apartmanı da tadilat geçirmiş pasparlak bir eflatunla bana göz kırpıyordu.Rengi bir ton koyulaşmıştı ama olsun o hala çok güzeldi.
    Bu etkinliği görünce bu şehre ait aklıma gelen bu anım daha da gerçekçi olsun diye gidip dünya gözüyle görmek istedim.Birkaç yıl önceki halimden çok farklıydım bir sürü şey yaşamış gerçekten büyümüştüm ya da öyle düşünüyordum,çocukluğumdaki bu yarışı hala sürdürüyor muyum merak ettim ve görmeye gittim.Artık önünden bir alt geçit geçen bir yol ile karşılaştım hatta bulamayacağım için baya endişelendim iki apartman yine aynı yerde duruyordu rengi solmuş bir eflatun ve yanında yavruağzı renkli bir bina.Gülümsedim ve devam ettim.

    Bu şehri hiç sevmedim,sevemedim.Ama öğrendiğim her şeyi bu şehirde öğrendim.En iyi arkadaşlarımı burada tanırken en kötüleriyle de burada birlikteydim.En mutlu günüm diye sevindiğim gün aynı toprağa basarken "Daha fazla dayanamıyorum yaşayamam" dediğimde yine aynı şehrin havasını soluyordum. Hayat asla her şeyin istediğimiz gibi olmasına fırsat vermiyor belki de istemiyor.Şimdilerde durup durup geçmişi özlüyorum herkesin dürüst olduğu güzel günlerimi, evet yine bu şehirde yaşadığım geçmişi.Burası kaderim mi yoksa sadece vakit geçirdiğim,hayatın beni öylesine fırlattığı bir yer mi bilmiyorum ama o iki apartmandan çok şey öğrendiğimi biliyorum.

    Not: Gittiğim gün o apartmanların fotoğrafını çektim ama buraya koymamayı tercih ettim çünkü gerçekler asla hayalimizdeki gibi mükemmel olamıyor.