Bugün misafirlerim gittiğinde içimde ağır bir düşünce kaldı.
Bir süredir zaten zihnimi meşgul eden ama bugün daha da netleşen bir fark ediş bu.
Bu neslin durmadan tüketme hâli…
Almak, harcamak, gezmek, içmek, göstermek.
Ama neredeyse hiç kimsenin toplamakla, biriktirmekle, yarını düşünmekle bir derdi yok.
Yanlış anlaşılmasın; insan elbette alır, gezer, yer, içer.
Kendine güzellikler de yapar.
Ama her şeyin bir ölçüsü olmalı.
Hayat sadece bugünden ibaret değil.
Gelecek diye bir şey var.
Sorumluluk diye bir şey var.
Ben kadının, evi çekip çeviren taraf olduğuna inanırım.
Yuvasını bilen, hesabını bilen, neyin nerede harcanacağını tartan bir duruşu olmalı.
“Yuvayı dişi kuş yapar” sözü boşuna söylenmemiş.
Birikim bilmek; cimrilik değil, akıldır.
Geleceğe saygıdır.
Çocuğa, hayata, yarınlara gösterilen bir özen hâlidir.
Bugün bakıyorum; sürekli cafelere gitmek bir kültür gibi sunuluyor.
Sanki oturulmazsa, kahve içilmezse, harcanmazsa bir şey eksik kalacakmış gibi.
Oysa bir kahvenin parasıyla evde ne sofralar kurulur, ne ihtiyaçlar görülür.
Ben çok sık dışarıda oturmayı tarzıma yakın bulmuyorum.
Ve açık söyleyeyim; buna bu kadar para dökenleri de anlamsız buluyorum.
Mesele “hiç çıkmamak” değil.
Ben de çıkıyorum.
Arkadaşlarımla bir araya geliyorum.
Kitap için, sohbet için, ihtiyaç olduğunda elbette dışarıdayım.