• Ah Milena!!
    Kafkanın yasak aşkı. Sadece birkaç kez gördüğü ama gönlünden hiç atamadığı; böylesine büyük ve çaresiz bir aşka tutulduğu Milena...
    Kitap baya popüler ve herkes tarafından pek bir merakla anlatıldığı icin ben de aynı merakla okumaya başladım. 1920 yılından başlayarak Kafkanın Milenasına yazdığı mektupları içeriyor. Beni en başta hayal kırıklığına uğratan kısmı mektupların tek taraflı olmasıydı, keşke Milenanın cevaplarını da görebilseydik. Ama Kafkanin bu büyük aşkına da saygı duymamak mümkün değil. Evli bir kadın olan Milenaya, bu arada kendisi de nişanlı, öylesine çaresizce ve delicesine bir aşk beslemiş ki.. Mektuplardan bunu kolayca anlayabiliriz. Tabii Kafkanin tek aşkı Milena değil, daha birçok kadına aşık olmuş. Ama ben Milenaya yazılan bu güzel sözlere büyük bir hayranlık duydum. Aşkı, özlemi, sevgiyi hissedebiliyoruz mektupların her bir dizesinde. Büyük aşk, büyük Kafkaya yakışmış bence... Herkesin okuyup bu büyük sevgiyi aklına kazıması lazım bana kalırsa
  • Sen benim için saf, el değmemiş bir genç kızsın Milena. Senin gibi tertemiz, el değmemiş bir beyazlığı olan biriyle hiç karşılaşmadım ben…

    Böyle birine dokunabilmek büyük bir cesaret işi. Bu kirli, korkak, kararsız, soğuk eli nasıl uzatırım sana..
  • Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı…
    Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
  • Yarım kalmış bir düş gibi. Önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde
    Yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç, hem de çok..
  • Kafka’nın, evli bir kadın olan Milena’ya yazdığı bu mektuplar gerçekten hayranlık uyandırıcı. İnsanın bu mektupları okurken, kendisine böylesine aşk dolu mektuplar yazılmasını istemesi kaçınılmaz oluyor. Bir insanın yalnızca 3-4 kere gördüğü başka bir insana karşı bu kadar büyük duygular hissedebilmesi fazlasıyla etkileyici.

    Kafka bir mektubunda “Milena yardım et bana! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla!” yazıyor, ki ben tam bu noktada bir adamın bir kadına karşı söyleyebileceği her şeyi söylemiş olan Kafka’ya bir kere daha hayran oluyorum ve Milena Jesenská’yı ‘Kıskanılası kadınlar’ listesinin üst sıralarına yerleştiriyorum.

    Her duygunun kolayca tüketildiği bu dünyada bu kadar güzel bir aşkı yaşayabilmek, sevdiğine aranızdaki engellerin bilincindeyken böylesine bağlanabilmek, karşılığı olup olmadığını umursamadan hislerini açıkça karşındaki insana aktarabilmiş olmak tek kelimeyle muazzam.

    ”Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?”

    Dipnot / Sevgili Franz Kafka ve Milena Jesenská’dan özel hayatlarını konu alan bu duygu yüklü mektupları okuduğum için özür diliyorum.
  • Milena’ya Mektuplar – 1952

    Milena’ya Mektuplar için Kafka’nın en çok bilinen eseri desek, yanlış olmaz sanırım. Ülkemizde de epey dikkat çeken bu kitap, Kafka’nın imkansız aşkı Milena Jesenska’ya yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Yazarın bir arkadaş toplantısında Prag’da tanıştığı Milena ile olan ilişkileri iş dolayısıyla başlamıştır. Çünkü Kafka, Milena’dan öykülerini Çekçeye çevirmesini istemiştir. Daha sonra Milena’ya aşık olmuş ve ona duyduğu derin duyguları mektuplarında dile getirmiştir. Evli olan Milena’yı kendi tabiriyle “koca denizin dibindeki minik taşı sever gibi” sevdiğini söyleyen Kafka’nın mektupları, okuyucuları üzerinde derin izler bırakmaktadır diyebiliriz.

    Franz Kafka sayesinde tanınmış bir isim olan Çek asıllı Milena Jesenska da zor bir hayat sürdürmüştür. İlk savaşını tıpkı Kafka gibi onu özel bir kliniğe kapatan Aristokrat babasına karşı vermiş, daha sonra ise düzene karşı çıkmıştır. Yazar, editör ve çevirmen kimliğinin yanı sıra aynı zamanda bir gazeteci olan Milena, yazdıkları ve sosyalistlerle iş birliği yaptığı için Almanların arananlar listesinde yer almıştır. Ve 1944 Naziler tarafından görüldüğü toplama kamplarında hayata veda etmiştir.
  • Kafka'nın *sevgili Milenaya yazmış olduğu mektupları değerlendirmek biraz zor, bazı bazı kendi içinde tutuklu bazen çok hırçın ve cesaretli ve bazen aceleci davrandığını düşündüm. Mektuplarında çok fazla konuya değiniyor kendi hakkında, ara ara okuduğu kitaplardan. Ve hastalığının mahiyetini bilmeyen bir hasta gibi hastalığından korkmuyor aksine basite alıyor,doktorlardan gıcık kaptığını düşünüyorum. Okurken kesinlikle mektup yazmak ve aşık olmak isteyebilir ve kafkanın haline üz0lebilirsiniz, ben üzüldüm, mektuplarına dönersek : cümleleri yoğun duygular içeriyor, kendini anlattığı şu dilenciye parayı bir defada vermek yerine 10 defa farklı şekillerle dilencinin yanına gelip vermesi biraz tuhaf bir kişilikte olduğunu gösteriyor. Milenanın kendisine yazdığı mektuplar kitapda olmadığı için bazı mektupları anlamadım. Kafası karışık yazarlardan diyorum ben kafkaya. İnsana sadece gözünüzdeki neşe ile değil de bilakis kelimelerinizle de yakın olabilirsiniz dedirtiyor. Kafkanın penceresinden milena yı izlemek de güzel. Ama dediğim gibi bazı cevabı geç gelen mektuplar, anlaşmazlıklar ve milenanın gerçekten ne düşündüğünü bilememek F. Kafka yı tek taraflı aşık olarak gördürüyor. Ayrıca bazı cümleleri çok güzel ifade ediyor kendisini, tezatları ve milenaya sitemi(26 temmuz mektubu️️) okurken zevk aldım diyemem çünkü ortada bir ümitsizlik aşkı var ve mektuplar da çoğukez kafkanın milenaya praga gelme çağrısı var ama milena evli. Kafkayı okurken şunu da düşündüm ; neden bir başka birine ait mektubu okuyorum. Acaba F. Kafka yanımda olsaydı bana izin verecek miydi. Ya da mektuplar hep okunması gerektiği zaman sahibi ölü mü olmalı!
    Kafkanın 3 yıldır verem olması ve ilk belirtilerini verdiğinde ağzından kanın gelmesi ve buyüzden geceyi uykusuz geçirmesi ama asıl önemli olan bu duruma kafkanın bakış açısı: " Odanın içinde dolanıyordum hiç korkmadım öyle yeni birşeyle karşılaşmış bir insanın şaşkınlığında da değildim evet kan durduğunda uyuyacağım" bu alıntıyı aklıma geldiği kadar yazdım yanlış birkaç kelime olabilir.
    Kürk mantolu madonnadaki Raife acıdığım kadar acımadım f. Kafka'ya (nedenini bilmiyorum, belki mektupların üçüncü kişiye geçilmeyeceğini bilerek ve yine de okumaya devam ettiğim için)



    Hastalığını şöyle yorumlamış, çok beceriklice:
    "Beyin kendisine yüklenen üzüntü ve acılara dayanamaz hale geliyordu. Diyordu ki: Ben pes ediyorum ;fakat burada bütünün korunmasına önem veren biri daha var, o halde yükümün bir kısmını alabilir."
    Sonra sözlerine şöyle devam eder Kafkabey : " Beyin ve akciğer arasında, benim bilgim dışında yapılan bu pazarlıklar korkunç geçmiş olmalı. "
    ........ Teşekkürleretkinliğebenikabulbuyuransaliharkadaşım.... :))