• Doğum günü masası yedi kişi için hazırlanmıştı... Masada altı kişi korkudan soğuk terler dökerek, müthiş bir şeyin vukuunu bekliyorlardı. Son derece güzel bir kadının doğum gününü kutlamak üzere toplanmışlardı. Ellerde şampanya kadehleri vardı... Gözlerde korku yanıp sönüyordu. Nihayet ışıklar azaltıldı, numaralar başladı... Davulların öfkeli uğultusu sona ererken ışıklar tekrar yandı... Doğum gününü kutlayan güzel kadın, masanın üstünde kapanmıştı. Yüzü mosmordu. Parmakları takallüs etmişti... Artık masada altı kişi idiler. Masadaki erkeklerin kalplerine aşk ve cinayet tohumları saçmış olan güzel kadın ölmüştü. Onu kim öldürmüştü? Çılgına çevirdiği aşıklarından biti mi? Kıskançlıktan kahrettiği kadınlardan biri mi?
    (Kitap tanıtım yazısından)

    Bu kitap en eski ve ilk okuduğum Agatha Christie'lerden biri. 1964 basımı olduğu için Türkçesi o kadar güzel ki. Hikayeyi bir ara bıraktım ve o Türkçeyi okudum özellikle. Öyle güzel kelimeler var ki; fıtreten, muaheze, varit... Bu sebeple sanırım biraz ağır kaldım. Kitabın yeni baskısındaki ismi "Şampanyadaki Zehir". Yukarıdaki satırlardan da anlaşılacağı üzere çok zengin ve çok güzel bir kadın olan Rosemary Barton doğum günü yemeğinde ölür. Geçirdiği ağır grip nedeniyle melankoli yaşadığı ve intihar ettiği düşünülür ve dosya kapanır. Ancak kocası George Barton başta olmak üzere o gece yemekte bulunanlar Rosemary'i düşünmeye başlar.

    En iyi Christie'lerden biri ancak kitabı okurken hep bir eksiklik hissettim. O eksik elbette Poirot idi. O olsa roman tam olurmuş. Kitabın kahramanı Albay Race. Albay Race'i daha öncede Kahverengi Elbiseli Adam, Nilde Ölüm ve Briç Masasında Cinayet kitaplarından anımsayabilirsiniz.

    Bahsettiğim gibi kitabı uzun yıllar önce okumuştum, olayı hatırlıyordum ama katili anımsayamamıştım. Gerçekten keyifle ve merakla okunacak bir kitap. Ayrıca Noel Kekinin Gizemi adlı öykü kitabında yer alan Sarı Süsen romanın minik bir versiyonu diyebiliriz.
  • Hava bulutlu, rüzgar kuzeyden sert, keskin esiyordu. Yüz yılın soğuğu yaşanıyordu ülkede. Televizyonda ki haberler, kışın başımızdan gitmeye pek niyetli değildi. Çok uzun sürecek, kömür fiyatları alıp başını gidecekti. Odunlar piyasada yok olacak kadar, orman bekçileri maaşlardan şikayetçi olup, zam üzerine zam alacaklardı.

    Şehrin zengin bir kadını vardı. Antalya'da yaşıyordu. Çok çirkef bir kadın olması dillerden dillere dolaşıyordu. Bu çirkefliğin aksine, güzel bir yüzü, harika bir endamı vardı. Halbuki ne işe yarardı. Tabi bu zengin kadın, hayvanları çok severdi. Sokaktan bulduğu sarı renkli bir tekir kediyi sahiplendi, iki yıl önce. İsmine de tekir koymuştu. Böyle bir kadın bir kediye nasıl oldu da merhamet etmişti, hizmetçisi Nadire bile şaşmış kalmıştı.

    Nadire böyle bir kadının yanında neden duruyordu, madem bu kadar kötüydü. Nadire babası tarafından sokağa atılmış genç bir kızdı, güzel de bir kızdı. Ama Ev Hanımı daha güzel kadındı. Nadire'nin babası üvey olduğu içinde evinde üvey bir evlat istemiyordu. Annesi öldükten iki gün sonra sokağa atmış, Mahmure hanım da yanına almıştı. Üvey babasından ne kadar kötü olabilirdi ki... diye düşünmüştü ama, yine de sokakta bırakmayıp evine aldığı için minnet borçluydu.

    Mahmure hanım kedisine bir kimlik, bir tasma, -ki hiç sevmezdi - kahverengi bir pantolon, -komik görünüyordu- bir de çizme almıştı. Tabii ki rahat yürüsün diye çizmelerinin tabanı yoktu. Pantolonuna dört ayrı yerden bağlanabilen demir takı ile tutturuluyordu. Kedisini genel de çok severdi. Bazen hiç sevmese de kendini yalnız hissettiği zamanlar da kedisini yatağına da aldığı olurdu. Özellikle de sonbahar, kış mevsimlerinde rüzgardan çok korkardı, bu sebeple de kedisini yanında istiyordu. Aslında güzel arkadaşta olmuşlardı.

    Edirne'de yedi delikanlı vardış. Beraber gezerler, beraber yerler, tarlalarda iş bulur, bağlar dan üzüm toplarlar, gariban evlerinde kendi hayatlarını sürdürlermiş. Evleri babalarından kalma güzel iki katlı bir evmiş. Köyün ağası bu güzel evi defalarca istemişse de delikanlılar bir türlü vermeye meyl etmemişler. Öyle ya babadan kalan yadigarmış hem satsalar nerede kalacaklardı? Bir daha böyle bir eve nasıl sahip olabilirlerdi ki? Denizi tepeden görüyorlarmış. Sakin bir doğası, güzel narin bir havası varmış. Ve belkinde böylece genç kalıyorlarmış, Anneleri onlar çok küçük yaslarda hastaliktan dolayı ölmüş. Anneleri çoook güzel bir kadınmış. Babası annelerini çok seviyormuş. Tabii hanımıda kocasını çok severmiş. Ölümüne daha fazla dayanamayıp, eşinin ardından toprağa verilmiş...

    Ağa iki defa evlenmiş... ilk eşini; kız çocuğu yaptığı için boşamış. İkincisi de hiç çocuk yapamiyor diye evden kovmuş... Günlerden bir gün ağa İstanbul'a iş için gitmiş. Mahmure hanımın da İstanbul kalabalığından pek haz etmediği için, alacaklarıni tez zamanda alır, uçağa atlar ve oradan Antalya'ya geri dönermiş. Bir kaç mağaza haricinde asla giyinmez, bir giydiğini bir daha giymezmiş... Şakir Ağa ile de tam İstanbul'da karşılaşmışlar. Mahmure hanım restaurant'ta kibar kibar yemeğini yerken çaprazında ki takım elbiseli, kıravatlı,
    ; şık giyimli bir bey'e takılmış kalmış. Bu kişi Şakir beymiş. Köyde ağa, İstanbulda bey efendi olurmuş...

    Mahmure hanım tanışmak için ayağı kalkmış ve masasını yanına kadar varmış. Şakir bey'e demiş ki "size eşlik edebilirmiyim? eğer rahatsız etmeyeceksem." demiş. Şakir bey - kadını karşısında görünce bir an donakalmiş ne diyeceğini bilememiş. Az kalsin "Abe ne sorarsın.?" deyivercek olmuş, toparlamış kendini. Incecik; fakat hoş bir ses tonuyla ile "tabii ki hanımefendi, lütfen buyurun."demiş. Mahmure hanımı görür görmez aklindan geçen iç sesi "bu kadını almalı!" diye geçirmiş, ve eklemiş "acaba dul mu?". Böyle güzel bir kadın, nezaketten başka neyden tav olabilirdi ki.

    O arada Şakir bey, hapşırmaya başlamış. Kedilere alerjisi olduğu için sağına soluna bakınmış, bakınırken de Mahmure hanim, "neye bakmıştıniz?" demiş. Şakir bey de "kedi olmalı, alerjim var." "Üzgün olduğunu ve kedisini çok sevdiğini" dile getirmiş, Mahmure hanim. Yemişler, içmişler; numaralarıni, adreslerini alıp ayrılmışlar restaurant'tan.

    Şakir ağa, asla işlerine kızını karıştırmazmış. Kızınıda pek sevmezmiş. Hatta kız çocuğu olduğu için nefret edermiş. "Sanki kiz çocukları gökten düşüyormuş ya da leylekler getiriyormuşta, evlendiği kadınlar nereden geliyormuş" diye söylenmiş bir kaç defa Peri..

    Mahmure hanım bir kaç defa Edirne'ye Şakir bey'in yanına gelmiş, Şakir bey'de bu inceliğe daha fazla dayanamayip Antalya yoluna koyuluvermiş. Lakin uçağa binme fobisi olduğu için, yanına şöförlerinden birini alarak düşmüş Mahmure'nin peşine... Antalya'da bir evlenme teklifi etmiş Şakir bey, çok geçmeden de şenlikli bir düğün yapmişlar Edirne'nin beş yıldızlı otelinde..

    Şakir bey'in kızı o kadar güzelmiş ki, Mahmure hanım çekememezliği daha da artınca kötü davranmaya başlamış. Ve bir gün Balkondan itmeye karar vermiş. Balkonun altında havuz varmış, Narin kız yüzme bilmezmiş. Çok küçük yaşlarda boğulma tehlikesi geçirdiği için bu havuza hiç yaklaşmaz, cocukluk günleri aklına gelirmiş..

    Bir sabah ağa evde yokken, Mahmure hanim, kızın odasına gider ve sessizce arkasına kadar yaklaşır. Bir anda iter balkondan kızcağızı ve kız tam suya düşeceği sırada bir anda yok olmuş. Mahmure hanim şoka girmez mi!?. Nasıl olur? "Ben Şakir bey'e ne derim, ne anlatırım, ne dersem inanmaz." Durum bu kadar karışıkmış, "havuza düşüp boğulsa dengesini kaybetmiş düşmüştür, ben çığlıklara koştum ama, geç kaldım, yetişemedim diyebilirdim" düşünmüş.

    Şakir bey olayı duyunca, havuzu arar tarattırır ve bir ayna bulurlar havuzun mavi kalebodurunun arasında..

    Bu arada Mahmure hanımın kedisi de ortalardan kaybolmuştur.

    "Ayna ayna söyle bana bu kedi nereye kayboldu, beni güzel kedimi söylermisin bana" ve Mahmure hanim gülmeye baslar. O arada aynadan ses gelir. "Bunu öğrenmek için, içime girmelisin!" der ayna ve susar. Mahmure hanim şaşıp kalmış, dili tutulmuş, bir an konuşamamıştır. Sağına soluna bakmış, odada başka kimse yokmuş. Ardından bir daha sormuş. "Ey ayna söyle bana, sen şu masallarda ki cadı'nın aynasımısın." diye sorunca. Ayna şiddetli bir hırçınlıkla "bana ondan bahsetme....Gerimi gelsin istiyorsun?" Mahmure hanim hemen odadan kaçıp gitmiş. O arada da Şakir bey,e çarpmış. "Ne oldu Mahmure'm?" demiş. Oda koşarak ve de söylenerek "hiç hiç yoo bir şey yok." demiş.

    Ertesi akşam, Şakir Ağanın yemeğine uyku ilacı koymuş. Uykuya daldığında aynanın karşısına geçer ve "Ayna ayna, söyle bana, beni o çirkin'e ve de kedi'me götürebilirmisin." demiş Ayna, " uzat elini güzel kadın." demiş. Mahmure hanim elini aynaya dokundurduğu an içine cekiş Mahmure hanimı.

    Bir ormanlıkta yalnız kalmış etraf sisli, puslu korlutucuymuş. "Bana şimdi kim yol gösterecek" diye mirıldanirken, çizmeli kedisini görür gibi olmuş. Çizmeli kediye doğru yürümüş arkasından seslenmiş, fakat kedi onu duymuyormuş. Kedinin sırtında bir de çuval varmış. Koşsada yürüsede arada ki mesafe hiç kapanmamış. Bir de ne görsün? Saray, masallarda olduğunu fark etmiş. " Kedi çizmeli kedinin ta kendisi mi ?" diye geçirmiş içinden. Kedi saraya gidiyor.. ormanın bir köşesinde beklemeye koyulmuş. Kedi dönerken nereye gittiğini takip etmeye karar vermiş, sessiz, sakin, ve dikkatlice.

    "Çizmelin Kedi" güzelmi güzel, küçük, şirin bir eve gelmiş. Ağa'nın dediği evi bir ara uzaktan göstermiş Mahmure hanıma. Tıpkı evin neredeyse aynısıymış. Fakat biraz daha küçükmüş ev. Şimdi bu masal Edirne'de mi geçiyor? "Yoksa masal; Edirne, ben , Hadi canım.."demiş Mahmure hanim, Şaşkınmış. Bir yerden şarkılar söyleyen tatlı sesler geliyormuş. Kocaman bir ağacın arkasına saklanmış Mahmure, bir de ne görsün...
    Yedi küçük adam, sıraya girmişler, birinin elinde tavsanlar; birinin elinde elmalar, diğerinin elinde renk renk üzümler...

    Karnı acıkmış, "aynadan geçtikten sonra, her şey beklerim ben buradan demiş." Sesli düşünerek "acaba uçabilir miyim?" diye düşünürken ayakları yerden kesilmiş, bir süpürge altına girivermiş. Ve direk bir ince şato'nun içine pencereden girmiş...

    "Sende nereden çıktın cadı?, defol git evimden." Bunu söyleyen kelli felli, uzun burunlu siyah elbiseleri olan, uzun boylu bir adammış... Mahmure, "ne cadısı be, ben kibar güzel bir kadınım." demiş.. Azman, bir anda kadının üzerine atlamış, miyawlayıp kadını tırmalamaya çalısacakmış ki. Gargamel denen uzun burunlu, garip siyah giysili adam, havaya bir toz atmış. Ve kedi kafese girmiş..

    Mahmure, Gargamel'e "Sana iyi bir iş teklifim var." demiş... Gargamel'de "benim senden nasıl bir alacağım olabilir ki?" demiş. Başlamış Mahmire anlatmaya..

    Azman gibi bir kedisi olduğunu, ama kedisinin çok güzel bir kedi olduğunu. Prensesin yedi cücelerle kaldığını, eğer ona yardım edip o tatlı güzel kızı öldürürse, Gargamel'e şirinleri yakalamada yardım etme konusunda söz verir...

    Bunlar konuşulurken, Kokusunu alıp Mahmure hanımı takip eden Çizmeli kedi, her şey'i bir bir dinlemiş. Koşarak al yanaklı Pamuk Prenses ve yedi cücelerin yanina gidivermiş.. olan olayları anlatmış. Yedi cücelerden "meraklı ile şapsal'ı" "Şirin dede'yi" uyarmaları için haber göndermişler.

    "Çizmeli kedi" evin etrafına "yedi cücelerden geriye kalan", " beş cüce" ile sıkı bir çalışmaya koyulmuşlar. Hummalı bir çalışma varmış ormanda. Tabii Pamuk Prenses'te, acıkacak olan "cücelere, Çizmeli kedi'ye, Şirinlere" harıl harıl yemek yapmaktaymış. Orman mis gibi yemekler; güzel sebze corbası, tavşan bayıldı, çizmeli ciğer, şirinler aşkina tatlısı, yapmış.

    Her şey hazırdı. Şirin dede, büyüyü durdurmak, ve bozmaya koyuldu. Gargameli durdurmalıydi. Daha sonra da kaybolan aynayı bulup, Pamuk Prensesi, Mahmure'yi, çizmeli Kediyi gerisin geri aynadan geri göndermeyi pilanlıyorlardı.

    Yemekler yenildi karınlar doyuruldu. Ve ilk işaret geldi. Bir kilometre uzaktaydı, cadaloz Mahmure, ve Gargamel, ( ne tesadüftür Gargamel Şakir bey'i anımsatiyordu Mahmureye. Şu işler bitse onu boşayacaktı. Yoksa saçları olmasa, burnu da bu kadar uzun olsa...)

    Herkes yerini almıştı. Ve ilk darbeyi Azman aldı, yerde duran ciğere atlayıp ağzına bir lokmada kaybedince Azmanda kaybolu vermişti. Gargamel, Mahmure cadalozuna, "havadan takip et aşşağıyı, her yerde tuzak var." Mahmure süpürgeyi havaya kaldırdı, gözleri iyi görmüyordu. Gargamel'e işaret ettiği yerde kimse yoktu, elinde ki değenekle yeşil-sari bir ateş çıkarttı. O arada Şirin baba'nin tarif ettiği şekilde aynayı diktiler ateşin geldiği tarafa, ve ışınlar, Gargamele geri döndü.

    Şimdi aynanın görevini yerine getirmesi için Cadaloz Mahmure'nin ayna da kendisini görmesi gerekiyordu.

    Pamuk Prenses bir ağacın dibinde uzanmış uyuyordu. Şirinler, cüceler, çizmeli kedi diğerleri ile uğraşırken, Mahmure çoktan Pamuk Prensesin yaslandığı ağacın ardında durmuş, - Gargamel"in elinden kaptığı şişeyi - Pamuk Prenses'in dudaklarının seviyesine getirip tam dökecekken, Pamuk Prenses birden aynayı, cadaloz'un yüzüne tutuverir. Cadaloz çığlıklara karışıp ortadan bir anda yok olur.

    - Böylelikle iyilik yine kazanmıştır - Herkes rahat bir nefes almış. "Çizmeli Kedi'nin" , "Pamuk Prenses'in uyuma numarası tutmuştur." Cadı'nın "Kırmızı elma yedirme olayını bildikleri için Cadaloz, başka bir numara deneyecekti, Gargamel ile birlikte. Fakat Çizmeli Kedi'nin Cadaloz ile Gargamel'i duyması, bütün oyunu bozmuş. Şirinlerin hayatı kurtulduğu gibi, Pamuk Prenses olan, gerçek hayatta da "Peri" olan Şakir Ağa'nın kızının da hayatı kurtulmuştu. Yedi cüceler de, Edirne'nin O yüksek tepesinde ki deniz manzaralı evlerinde, Hayatlarını mutlu bir şekilde yaşamaya devam ettiler.
    Tabii Peri arada Yedi kardeşi ziyarete gidiyordu. Yedi kardeş Peri'nin evine gelemeselerde Peri'ye Yedi kardeşin evi her daim açıktı...

    Tabi Peri oradan hiç ayrılmak istememiş. Çünkü çok mutlu olduğu bir kaç gün yaşamış ama, Yedi kardeşide bi sayede tanımış oldu.

    Bizde masalımizın geldik mi sonuna..?
    Kadimce

    Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Eleştirilerinizi ve yorumlarınizı bekliyor olacağım...
  • Colonel Race

    1. Kahverengi Elbiseli Adam (1924)
    2. Briç Masasında Cinayet (1936)
    3. Nil'de Ölüm (1937)
    4. Şampanyadaki Zehir (1944)
  • Agatha christie kitapları okumaya devam ediyorum efendim saygılarımla...Herkese de tavsiye ediyorum. Okumadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz. Agatha christie klasiği devam...
  • Agatha Christie

    Agatha Christie kitaplarında bir filtreleme daha doğrusu mükerrer kayıtları birleştirme işlemi yaptım. Yazarın kitapları birden farklı isimde ülkemizde yayımlanmıştı. İnternet üzerinde bir kaynak buldum ve bu kaynağa göre işlem yaptım ama hala mükerrer olduğunu düşündüğüm kayıtlar da mevcut diye düşünüyorum.

    yararlandığım kaynağa göre

    Kahraman Ayrımlı Detay Liste (Ayhan Hocha):

    Hercule Poirot Serisi:

    1-Ölüm Sessiz Geldi / Katil Kim / Styles'teki Esrarengiz Vaka / Aşkımı Sen Öldürdün (The Mysterious Affair at Styles, 1920)
    2-Dersimiz Cinayet / Zincirleme Cinayetler / Golf Sahasındaki Cinayet (The Murder on the Links, 1923)
    3-Roger Ackroyd Cinayeti / Ölümün Sıcak Eli / Şok / Roger Ackroyd Öldürüldü / Akroydun Katli (The Murder of Roger Ackroyd, 1926)
    4-Büyük Dörtler / Büyük 4 / Esrarengiz Dörtler (The Big Four, 1927)
    5-Mavi Trenin Esrarı / Yakut Kana Bulandı / Öldüren Miras (The Mystery of the Blue Train, 1928)
    6-Acı Kahve (Black Coffee, 1930)
    7-Son Evdeki Tehlike / Cesetler Ağlamaz / Miras / Kızlara Suikast (Peril at End House, 1932)
    8-Lord Edgware'i Kim Öldürdü? / Lordun Ölümü / Birisi Ölecek (Lord Edgware Dies / Thirteen at Dinner, 1933)
    9-Doğu Ekspresinde Cinayet / Şark Ekspresinde Cinayet / Simplon Ekspresindeki Cinayet / Ölüm Ekspresi (Murder on the Orient Express / Murder in the Calais Coach, 1934)
    10-Üç Perdelik Cinayet / Üç Perdelik Trajedi / Kadehteki Zehir (Three Act Tragedy / Murder in Three Acts, 1935)
    11-Ölüm Diken Üstünde / Havadan Gelen Ölüm / Bulutlar İçinde Ölüm (Death in the Clouds / Death in the Air, 1935)
    12-Cinayet Alfabesi / Dilsiz Tanık (The A.B.C. Murders / The Alphabet Murders, 1936)
    13-Mezopotamya Cinayeti / Gece Gelen Ölüm (Murder in Mesopotamia, 1936)
    14-Briç Masasında Cinayet / Briç Masası Cinayeti (Cards on the Table, 1936)
    15-Sessiz Tanık / Ölüden Mektup Var / Mektupla Gelen Ölüm / Aptal Tanık (Dumb Witness / Poirot Loses a Client / Mystery at Littlegreen House, 1937)
    16-Nil'de Ölüm / Nil Nehrinde Cinayet / Nil Cinayeti / Kim Ölecek, Kim Dönecek? (Death on the Nile, 1937)
    17-Arka Sokaktaki Cinayet / Ölünün Aynası (Murder in the Mews / The Incredible Theft / Dead Man's Mirror, 1937)
    18-Ölümle Randevu (Appointment with Death, 1938)
    19-Noel'de Cinayet / Tatilde Cinayet (Hercule Poirot's Christmas / Murder for Christmas / A Holiday for Murder, 1938)
    20-Esrarengiz Sanık / Koltuktaki Ölü / Morfin / Ölüme Doğru / Zehirli Miras (Sad Cypress, 1940)
    21-Iskemlede BeŞ Ceset / Cinayet Salgını (One, Two, Buckle My Shoe / An Overdose of Death / The Patriotic Murders, 1940)
    22-Ölüm Oyunu / Büyülü Ada (Evil Under the Sun, 1941)
    23-Beş Küçük Domuz / Mazideki Cinayet (Five Little Pigs / Murder in Retrospect, 1942)
    24-Hollow Malikanesi Cinayeti / Ceset Katilini Arıyor / Kutsal Tören / Uğursuz Malikhane (The Hollow / Murder After Hours, 1946)
    25-Hercule'ün On Iki Görevi (The Labours of Hercules, 1947)
    26-Ölüm Dalgaları / Şeytan Dönemeci / Şantaj / Poirot Söylerse (Taken at the Flood / There is a Tide, 1948)
    27-Bayan McGinty'nin Ölümü / Fotoğraftaki Lekeler / Hizmetçinin Ölümü / Korkunç Sır / Gördü ve Öldü (Mrs McGinty's Dead / Blood Will Tell, 1952)
    28-Cenazeden Sonra / Ölenin Ardından / Ecelin Çağrısı / Cenaze Merasiminin Ardından (After the Funeral / Funerals are Fatal / Murder at the Gallop, 1953)
    29-Üç Yanlış Üç Ceset / Üç YanlıŞ / Hikori Dikori Dok / Poirot Bilir (Hickory Dickory Dock / Hickory Dickory Death, 1955)
    30-Sonuncu Kurban / Ölü Adamın Dönüşü (Dead Man's Folly, 1956)
    31-Güvercinler Arasında Bir Kedi / Kapı Tekrar Vuruldu (Cat Among the Pigeons, 1959)
    32-Noel Kekinin Gizemi (The Adventure of the Christmas Pudding, 1960)
    33-Ölüm Saatleri / Saatler (The Clocks, 1963)
    34-Üçüncü Kız / Tavuskuşu Cinayeti (Third Girl, 1966)
    35-Elmayı Yılan Isırdı (Hallowe'en Party, 1969)
    36-Filler de Hatırlar (Elephants Can Remember, 1972)
    37-Hercule Poirot Iz Üzerinde (Poirot's Early Cases / Hercule Poirot's Early Cases, 1974)
    38-Ve Perde Indi (Curtain, 1975)
    39-Işıklar Sönünce (While the Light Lasts, 1997)

    Miss Marple Serisi:

    40-Ölüm Çığlığı / Evdeki Korku / Yerin Kulağı Var (The Murder at the Vicarage, 1930)
    41-Cinayetler Kulübü / Cinayet Kulübü (The Thirteen Problems, 1932)
    42-Cesetler Merdiveni / Kitaplıkta Bir Ceset / Kütüphanedeki Ceset (The Body in the Library, 1942)
    43-Cinayet Reçetesi / Zehirli Kalem / Esrarengiz Kalem / Arsenik / Daktilodaki Parmak (The Moving Finger / The Case of the Moving Finger, 1942)
    44-Cinayet Ilanı / MeŞum Ilan (A Murder is Announced, 1950)
    45-Zarif Bir Cinayet Gecesi / Yürüyen Ceset (They Do It with Mirrors / Murder with Mirrors, 1952)
    46-Porsuk Ağacı Cinayeti / Kara Tavuk Cinayeti (A Pocket Full of Rye, 1953)
    47-16:50 Treni / Lahitteki Ceset / Dört Elli Treni / Trende Cinayet / 4:50 Treni (4.50 from Paddington / What Mrs. McGillicuddy Saw! / Murder She Said, 1957)
    48-Ve Ayna Kırıldı / Kırık Ayna (The Mirror Crack'd from Side to Side / The Mirror Crack'd, 1962)
    49-Ölüm Adası (A Caribbean Mystery, 1964)
    50-Cinayetler Oteli / Otel (At Bertram's Hotel, 1965)
    51-Ölüm Meleği (Nemesis, 1971)
    52-Uyuyan Ölüm (Sleeping Murder, 1976)
    53-Miss Marple'ın Son Maceraları (Miss Marple's Final Cases, 1979)

    Tommy & Tuppence Serisi:

    54-Meçhul Düşman (The Secret Adversary, 1922)
    55-Suç Ortakları / Cinayet Ortakları (Partners in Crime, 1929)
    56-N veya M? / Ölüm Pusudaydı / M. or N. (N or M?, 1949)
    57-Pembe Evdeki Ölü (By the Pricking of My Thumbs, 1968)
    58-Kader Kapısı / Cinayetler Kapısı (Postern of Fate, 1973)

    Başkomiser Battle serisi:

    59-Köşkteki Esrar / Köşkte Cinayet / Chimneys Şatosunun Esrarı (The Secret of Chimneys, 1925)
    60-Dört Neşeli Arkadaş / Kasadaki Dosya (The Seven Dials Mystery, 1929)
    61-Zehiri Kim Verdi / Kolay Cinayet / Yedi Sigara (Murder is Easy / Easy to Kill, 1939)
    62-Sıfıra Doğru (Towards Zero / Come and Be Hanged, 1944)

    Serilerden Bağımsız Romanları:

    63-Kahverengi Elbiseli Adam (The Man in the Brown Suit, 1924)
    64-Ölümün Tam Zamanı / Esrarengiz Ar Lö Ken (The Mysterious Mr. Quin, 1930)
    65-Sittaford Malikânesi'nin Gizemi / Ruhların Cinayeti / BeŞi Yirmibir Geçe (The Sittaford Mystery / Murder at Hazelmoor, 1931)
    66-Kanatların Çağrısı (The Hound of Death, 1933)
    67-Neden Evans'a Sormadılar? / Esrarlı Kayalık / Ceset Dedi ki / Uçurumdan AŞağı (Why Didn't They Ask Evans? / The Boomerang Clue, 1934)
    68-Parker Pyne İz Üzerinde (Parker Pyne Investigates, 1934)
    69-On Küçük Zenci / Negro Adasının Sırrı (Ten Little Niggers / And Then There Were None / Ten Little Indians, 1939)
    70-Sonunda Ölüm Geldi / Yılan İçini Döktü / 4000 Yıl Önce İşlenen Cinayet / Firavun Ağacı (Death Comes as the End, 1944)
    71-Şampanyadaki Zehir / Yanlış Cinayet / Bir Kadeh Şampanya (Sparkling Cyanide / Remembered Death, 1945)
    72-Beklenmeyen Şahit / Zehir (The Witness for the Prosecution, 1948)
    73-Çarpık Evdeki Cesetler / Çarpık Ev (Crooked House, 1949)
    74-Fare Kapanı (Three Blind Mice / The Mousetrap, 1950)
    75-Bağdat'a Geldiler / Bağdat'taki Randevu / Bağdat'ta Buluşalım (They Came to Baghdad, 1951)
    76-Bilinmeyen Hedef / Ölüm Çölü / Nereye? (Destination Unknown / So Many Steps to Death, 1954)
    77-Şahidin Gözleri / YanlıŞ Hüküm / Içimizden Biri (Destination Unknown / So Many Steps to Death, 1958)
    78-Beklenmeyen Misafir (The Unexpected Guest, 1958)
    79-Ölüm Büyüsü / Öldüren Büyü (The Pale Horse, 1961)
    80-Geceyarısı Cinayeti (Endless Night, 1967)
    81-Frankfurt Yolcusu / Benim Adım Ölüm (Passenger to Frankfurt, 1970)

    şeklinde oluşan bir liste var. Agatha Christie sayfasını daha düzenli yapabilmek için yarımcı olabilirsiniz.

    Teşekkürler şimdiden.
  • Karen Kimya Greenwood, Türk bir baba ve İngiliz bir annenin evladı olarak dünyaya gelmiştir. Çalıştığı sigorta şirketinin sahibi, Simon; Konya’da müşterilerinden birine ait olan Yakut Otel’inin yangınını soruşturması için Karen’i Türkiye’ye göndermişti. Simon, Türkleri iyi tanımasını ve Türkçe’yi iyi derecede bilmesini öne sürerek bu göreve onu atamıştı. Karen, uçak yolculuğu esnasında sürekli, bu görevi neden kabul ettiğini, kendisine sorlamakla geçiriyordu. Konya’ya daha önce çok küçükken babası ile birlikte gelmişti. Bu soruşturma şirketi için çok önemliydi. Yakut Otel yangını için ödenecek tazminat dudak uçuklatan cinstendi. Onun görevi ise bu yangının kaza mı, sabotaj mı olduğunu araştırmaktı. Uçakta kendisini tedirgin hissediyordu. Şimdiden bu görevi kabul ettiği için pişman olmuştu, bu görevin sıkıntısının üstüne birde iki aylık hamile oluşu daha da gerilmesine neden oluyordu. Görevini bitirip Londra’ya dönünce bebek konusunda kararımı kesin olarak vereceğini, kendisine hatırlatıp duruyordu. Erkek arkadaşı, Nigel ile çok iyi anlaşıyorlardı, fakat o bebeğin kendilerine ayak bağı olacağını daha genç olduklarını söyleyip duruyordu. Karen henüz kesin kararını vermemişti. Yaşı itibarı ile bu bebek konusunda çok kararsızdı. Bu düşünceler ile başını cama doğru çevirip Konya’yı seyre daldı.

    Uçak havaalanına indiğinde, onu karşılamaya gelen olmadığı için çok sinirlenmişti. Valizini ve bilgisayar çantasını alarak çıkışa doğru yürümeye başlamıştı ki,“ Miss Karen… Miss Karen… “ diye seslenen, gri takım elbiseli, orta boylu, şişmanca bir adamın cılız sesi ile iyice gergin olan sinirleri, daha çok gerildi. Bir yandan bozuk İngilizcesi ile özür diliyor ve telaş ile ona yaklaşmaya çalışıyordu. Kendisini, Konya’da bulunan acentenin sahibi, Mennan Fidan olarak tanıtmıştı. Karen ise onu dinlemek yerine kendisinin Türkçe bildiğini söyleyerek bir an önce otele gitme istediğini dillendirdi. Mennan Bey daha çok mahcup olmuş, biran önce misafirinin rahat etmesi için acele ile havaalanından çıkmıştı.

    Yola çıktıklarında, dümdüz bir kentin içinde geniş caddelerde ilerlediklerine şahit olan Karen, şaşırmıştı. Oysa babası ile yıllar önce geldiği Konya daha farklıydı hatıralarımda; gizemli evler, bilinmeze açılan dar sokaklar ve yaşlı camiler ile insanın içini ürküten sarıklı mezar taşlarını hayal meyal hatırlıyordu. Biraz sakinleşince, Mennan Beye yıllar önce geldiği yeri tarif etmeye başladı. O burada yaşayan biri olarak bahsettiği yerin bir dergâh olabileceğini öne sürerek ara sokaklara girdi. Belki yıllar önce annesine ve kendisine hiç haber vermeden terk eden babası ile geldiği o dergâhı hatırlayabilirdi. Nede olsa babası bu dergâhların birinde ilahi aşkı bulmaya çalışarak büyümüş; annesini görene ve âşık olana kadar buralarda yaşamıştı. Karen dalgın bir şekilde dışarıyı dikkat ile incelemeye başladı. Şimdi bir parkın yanından geçiyorlardı, içinde küçük bir cami vardı, âmâ buralar hiç tanıdık gelmemişti ona. Tam caminin alınlığındaki yazıyı okumaya çalışırken, Mennan Bey aniden frene basıp, kızgınlıkla söylenmeye başladı. Arabanın tekeri patlamıştı.

    Mennan Bey arabanın lastiğini değiştirirken, Karen sıkılıp küçük caminin bahçesinde bulunan çeşmeye doğru ilerleyip biraz serinlemek için yüzünü yıkama düşüncesi ile arabadan yanından ayrılma niyetine engel olamadı. Birdenbire karşısında çıkan, siyahlar giyinmiş bir adam; ince uzun boylu saçı sakalı birbirine karışmış öylece sessizce durduğunu görünce şaşırmıştı. Karen’e korkmamasını, kötülük için gelmediğini söyleyip, ”senin olanı sana getirdim “diyerek avucunun içine, Kahverengi taşlı, gümüş bir yüzük bırakmıştı. Yüzüğe bakıp, başını kaldırıp ona birkaç soru soracaktı ki; adamın karşısında olmadığını fark etti. Bu nasıl olurdu, şaşkınlığı daha da artmış olarak, Mennan beyin yanına döndü. Olayı anlattığında, Mennan Bey adamın utanmış olabileceğini söyleyerek işine devam etmeyi sürdürdü. Karen ise bu yaşadığı olayı anlamlandıra bilmek için tekrar etrafına göz gezdirmeye başladığında, çöken akşamın karanlığında küçük caminin ışıkları ansısın yanmıştı. Gözleri caminin alınlığında metal levhaya yapıştırılmış pirinç harfler ile oluşan yazıya takılıp kaldı. “Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi”…

    Karen, Türkiye’ye sigorta şirketi için soruşturma yapmak için geldiği Konya da, karşılaştığı mistik ve gizemli olaylar ile ilgili bir yandan, Mennan Beyi, bir yandan Yakut Otel sahibi Ziya beyi suçlamaya başlamıştı. Yaşadığı gizemli olayların çocukluğundan kalma bu şehir ve babasının onları terk etmesi ile bağdaştırmaya çalışması da sorularının cevabını bulmakta ona yardımcı olmuyordu. Otel yangını ile ilgili sabotaj şüphesi gittikçe çoğalsa da henüz somut bir kanıt bulamamıştı. İşi gereği ne Mennan Beye nede Ziya Beye de güvenmiyordu. İnsanların, para söz konusu olduğunda şeytanın bile aklına gelmeyen yollara başvurduğunu tecrübelerinden öğrenmişti. Bu gizemler ile dolu şehir de babasından bir iz bulabilecek miydi? Bir yanı bulmak istese de diğer yanı ona hala kızgındı. Yıllar önce hiçbir açıklama yapmadan annesini ve kendini terk etmişti. Annesi ile görüşmelerinde onu endişelendirmemek adına yaşadıklarından bahsetmese de, annesi de bir an önce bu işi sonuçlandırıp geri dönmesini istemekte. Karen tüm bu karmaşaların içinde sürekli ona görünen ve kendisine yardım etmek için gelen siyahlar içinde ki adamın sırrını ve kim olduğu hakkında bilgilere ulaşabilecek miydi? Siyahlar içinde ki adamın kendisine verdiği ve kanayan yüzüğün sırrı neydi? Soluksuz okuyacağınız bir gizemler örgüsü.
  • İnsanın normal halinde yapmaktan cekinecegi ya da dusunemeyecegi şeyler sinirlenince kolayca aklına geliyor