• 64 syf.
    ·1 günde·8/10
    Tolstoy'un sevdiği veya sevmediği yazarlara ve hayata bakışını Gorkinin ağzından dinliyoruz. Tolstoy'un ne yiyip içtiğinden bahsetmiyor ancak bir araya geldiklerinde Tolstoy'un nelerden konuştuğunu hareket ve mimiklerini çok güzel tarif ediyor.

    Tolstoy şüphesiz bir dahi. Fakat bu dahinin bile bazen Gorki'ye göre beklenimleyecek hareketlerde bulunduğunu Gorki şaşkınlıkla ifade ederek yazmış. Çehov'u çok sevmesinin nedenlerini ve Gorki'ye sen tam Rus değilsin ama tam bir Mujiksin demesi gibi enteresan ifadelerde mevcut. Bazı yazarların nerelerde hata yaptığını yazım kurallarından bahsederken çok önemli bilgilerde veriyor.

    Kısa ancak etkisi olan bir kitap olduğu çok ortada. Bir oturuşta bitirilecek çerez kitaplar statüsüne alınabilecek türde bir kitap. Yoğun ve zor bir kitap sonrası kahveyle çok iyi gider :)))
  • 264 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Okuduğum en güzel kitaplardan.
    Hayata küsmek istemediğinizde nasıl bağlı kaldığınızı aslında ne çok şeye sahip olduğunuzu anlamanızı sağlayacak.
    Cristy Brown'un My Left Foot(Sol Ayağım) kitabını anımsattı bana. 48 adet ödüllü güzel bir kitap. Şans vermeye değer bence...
  • ÖDÜNÇ ALINMIŞ VE MAVİ"
    Aşk, karanlık bir 'şey'dir.
    İnsan bile aşk kadar karanlık değildir,
    insanın gecesi olan anılar bile
    hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile
    öyle masum kalır ki aşkın yanında:
    "Rain Dogs" koyu kahveyle iyi gider
    "Rain Cats" bugünlerde kezzapla
    aşkı neyle denersen dene
    ölümle iyi gider yalnızca
  • Aşk, karanlık bir 'şey'dir.
    İnsan bile aşk kadar karanlık değildir,
    insanın gecesi olan anılar bile
    hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile
    öyle masum kalır ki aşkın yanında:
    "Rain Dogs" koyu kahveyle iyi gider
    "Rain Cats" bugünlerde kezzapla
    aşkı neyle denersen dene
    ölümle iyi gider yalnızca
    Haydar Ergülen
    Sayfa 65 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Aşk, karanlık bir ‘şey’dir.
    İnsan bile aşk kadar karanlık değildir,
    insanın gecesi olan anılar bile
    hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile
    öyle masum kalır ki aşkın yanında:
    “Rain Dogs” koyu kahveyle iyi gider
    “Rain Cats” bugünlerde kezzapla
    aşkı neyle denersen dene
    ölümle iyi gider yalnızca

    Kimse gecesinden bir aşk bağışlamaz
    kimsenin kelimeler kuyusu olan kalbinde de toplanmaz aşk
    kimsenin kederinden çalınmaz
    ve ödünç de alınmaz kimsenin yağmurundan…
    Aşk karanlığını bağışlar insana
    kalbini sen toplarsın ona
    kederi sen yakıştırırsın
    ve sendeki yağmuru paylaştırırsın
    kimin gözyaşından kaldıysa

    Aşk bazen de onun yerine söylenir
    herkesin bildiği şeyleri üstelik
    ilk defa gibi: Aşkı dünyadan
    getirir insan birine bakarak değil,
    öyle büyük olmalı ki aşk, karanlığından da fazla,
    ‘sende aşk yokmuş’ dememeli kimse kimseye
    ‘aşk kalmamış dünyada’ demeli, ‘suç bende değil’
    ‘yoksa ben de âşık olmak isterdim sana, ama yok,
    yok ki aşk dünyada ben nerden getireyim?’

    Belki sözler de karanlık kalmalı, rengini açmamalı
    onların da, yoksa… Virgül bile aşk için delildir.
    Belki sözlerin de aynası olmalı ve bakmalı
    nasıl söylendiğine ve kime… Niye yok
    yoksa suretimiz suskunluğumuzdan değerli midir?

    Herkesin kaybettiği aşkı ben de bulamadım
    küçük bir oğlan gibi, sanki acının mutluluk
    olduğuna inandırmışlar da çocukluğumda
    inanacak başka bir şey kalmamış bana

    “Mavi Kadife” yi niye unutamadığını hatırla
    simsiyah bir şiirdir baştan sona ve hâlâ,
    maviliği şairler ve budalalar içindir,
    istersen İskenderiye armağanı ‘Justine’e de sor,
    istersen ‘kuyu’ diyelim karanlığa da
    sen bu şiiri bitir
    ya da küs ve aşkı eğlendir

    Aşk çünkü karanlık bir eğlencedir
    sen üzülürsün aşk eğlenir

    Aşk bir kere yalnız
    bırakırsa insanı
    yalnızı bir kere daha
    yalnız bırakır aşk da

    Çünkü insan bir değil
    iki kere yalnızdır aşkta
    (iki kere karanlık da denilebilir)

    önce, kendinde değildir
    ve sevgili de inanmaz
    kendinde olmayana

    De ki öyleyse:
    Ölümden başka her şey ödünçtür
    ödünç bir bıçak gibi elden ele gezen aşk da
    ve bir kadının ‘herkes bıçağını bende biledi’
    demesinden daha kötüsü, bıçağını o kadında
    deneyen herkesten biri olmaktır, olsa olsa!
    Sen de denedin, ‘zor’ olduğu için aşkı
    yalnızca ondan istedin,
    oysa aşktan daha zoru, istemekti,
    bilmedin!

    Bilme öyleyse:
    Aşk bu kadar karanlıksa
    şiir nedir?

    ‘Asl’ olan insanın gülümsemesidir
    başkalarının görmesi değil’ diyemiyorsa…

    ‘Aşk için daha bazla boşluk
    yaratmayı’ öğretemiyorsa…

    ‘Aşk, görünmez oluncaya dek, sevdim
    seni, derine indim ve gözden kayboldum’
    yokluğuna inemiyorsa…

    Şiir nedir?
    ‘Bahçeyi derviş yetiştirir, şiiri aşk’
    Bana n’oluyor öyleyse?

    ‘Ne istediğimi sen bilmezsen
    ben nasıl bilebilirim?’
    demedikçe şiire ne bizden?

    ‘Ne kadar güvenebilirsen
    acı çekmeyen birine
    aşka da o kadar güven!’
    demeyen şiirden de bana ne?

    Dinle öyleyse: Şiir doğudur Asya kadar
    iyi bir şair de görmedim ben
    kendinden önce başkalarının düşünü gören


    Çocuğu içinden atarsan anne olursun
    yağmuru parka atarsan üzgün
    şiiri içine atarsan
    içine atmış olursun yalnızca
    aşk olursun diyemem yine de
    içine attıkları bu karanlıkta

    “Eskiler alıyorum” diye gezene
    şimdi sokak kalmış mıdır kimbilir:
    Geceyi tanımadan şiir yazdın
    âşık olduğun karanlığa kalmadan
    şiir dediğin ısrardan başka ne
    ‘ödünç’ diyorsun durmadan, ödünç, ödünç
    karanlığı mı istiyorsun ödünç yerine
    karanlıktan şiir çıkmaz, geceden çıkar
    ve aşk, istemezse, karanlığını bile
    ödünç vermez şiire!

    Bu bir mektup olsaydı
    seni güldürürdüm mutlaka
    fakat bu bir şiir, bağışla
    seni yine güldürdüğüm için, bağışla
    Bak ben kaldım, sen de
    Kal! Karanlığa
    bir yarım ekle yalnız
    bir de yağmur kız ekle
    ve kal istersen yarısı mavi,
    yarısı bordo bu ödünç şiirde

    Ya da;
    Ya yağmuru alıp gidelim buralardan
    Ya yağmuru terk ettiğin parka bırak beni de!


    (on dakika ara)


    Haydar Ergülen / On Dakika Ara