Tubalasar, bir alıntı ekledi.
07 May 18:34 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Hep senin renginde görünür bahar
Yaprakta yeşilin, gülde kokun var
Yama yama kalbimdeki yaralar
Sıra sıra dikişinde sen varsın

Dosta Doğru, Abdurrahim Karakoç (Sayfa 14 - Kadim Yayınları)Dosta Doğru, Abdurrahim Karakoç (Sayfa 14 - Kadim Yayınları)

Sır
Karart Dünyanı Bu Gece Kararta Bildiğin Kadar...Söndür Bütün Işıkları...En Hüzünlü,En Efkarlı Bir Taksim Dinletisi Aç Kendine...


Boşalt Zihnin'de Olanları...Bu Gece Hiçlik Diyarında'sın ...O Diyarın İçindeki Tek Varlık Sen Olacaksın...Ama Varlığının,Var Olup Olmadığını Bile Anlamayacaksın...

Ne Geçmiş Hataların Vardır Aklında Nede Gelecek Kaygın...Ne Anne Sevgisi Var Yüreğinde Ne Baba Korumasının seni Güvende Hissettirmesi...
Ne Kardeş Nede Bir Evlat Sevgisi Olacak Kalbinde...

"Senin İçin Ölürüm" Diyen Sevgilin Dahi Olmayacak Yanında...Nede Onun Aşkından Bir Kırıntı...


Bir Başına Yalnızsın...

Kapkaranlık Bir Mekanda'sın...Etraf da Hiç Bir Şey Yok...

Aldığın Nefes'ten Başka Çıkan Ses Yok...Kendi Nefesin Bile Tüylerini Diken Diken Ediyor...Korkuyorsun...Öyle Bir Korku Ki Bu Bütün Vücudun Kabararak Tepki Veriyor...

Göğsünün Tam Ortasın'da Bir Sıkıntı Var...Adeta Ruhunu Kaplamış Boğuluyor Gibi Nefes Alacak Halin Yok....Kalbin ; O Korkuyla Öyle Hızlı Atıyor Ki,Bayılacak Hale Geliyorsun...

Kendi Bedenini Bile Görecek Durumda Değilsin...

Görmediğin Ve Kendi Nefesinden Başka Ses Duymadığın İçin En Ufak Bir Sese Yahut Nokta Kadar Işığa Umutla Hızla Koşacak Durumdasın...


Ama Nafile Bir Umut...Beyhude Bir Bekleyiş....Devam Eden Korkularınla Ve Nefesinin Sesiyle Baş Başasın...


Nerede Olduğunu Ve Seni Oraya Kimin Getirdiğini Bilmiyorsun...Sana neler Yapılacak Haberin Bile Yok...


En Çok Ürkütücü Olan Ve Seni Delirtecek Duruma Getiren Tek Şey Var...O Bekleyişin Uzunca Bir Zaman Devam Etmesi...

Aklını Yitirecek Gibi Olacaksın Ama Buda Mümkün Olmayacak...

Bu Durumdan Kurtulmak Ve Bir Şeylerin Olmasını İstediğin İçin,Heyecanlı,Korkulu Ve Titreyen Sesinle Ses Vereceksin O Zifiri Ve Ürkütücü karanlığa Doğru..."NERDEYİM BEN"

Karanlığa Doğru Söylediğin Bu söz Bile Hiçliğe Doğru Yankılanarak Gidecek,Ve Sanki Kendi Sesin Bile Sana Yabancıymış Gibi Duyacaksın... Senin Sesin Değilmiş,Senden Başka Birisinin Sesiymiş Gibi Duyacaksın Kendi Sesini...


Hiçliğin İçin Kaybolmayacak Bu Ses...Sürekli Yankılanacak...
Duydukça Duyacaksın...

Keşke Hiç Ses Çıkartmadan Bekleseydim Diyeceksin...Kendi Sesin Bu Kez Seni Korkutmaya Ve Delirtmeye Başlayacak....

Bütün Duyguların Ortaya Çıkıp,Sinirden Ve Öfkeden Bağıracaksın Bu Kez....Seni Çıldırtan Kendi Sesine.

"YETEEER"....

Bu Sözünü'de Duymaya Başlayacaksın....Gittikçe Yankılanacak,Ve Sen Yine Kendi Sesini Tanımayacaksın...Ve Yine Bir Başkası Daha Var Zannedeceksin...

Karanlığın İçinde Bir Tek Senin Söylediğin Bu İki Söz Birbirine Karışarak Sürekli Yankılanacak Ve Durmadan Sürekli Bu Sözcükleri Duyacaksın...

Öfkeni Ve Sinirlerini Bir Anda Boşaltmış Olmanın Verdiği Hisle Güçsüzlüğünün,Acizliğinin Ve Çaresizliğinin Farkına Varacaksın...

Ağlayama Başlayacaksın...Boynunu Bükeceksin,Gözlerinden Yaşlar Süzülecek Ama O Karanlığın İçinde Göz Yaşlarını Bile Göremeyeceksin...

Ve Bir Hiç Olduğunu Kabullenmeden,O Karanlığın İçinde Göremediğin Bedenini Bu Durumdan Kurtarmanın Yollarını Aramaya Başlayacaksın Bu Kez...


Tüm Acizliğinle Ve Çaresizliğinle,Düğüm Düğüm Olmuş Boğazınla,Göremediğin Göz Yaşlarınla Ve Titreyen Sesinle Bu Kez Daha Orta Karar Bir Tonlamayla Tekrar Sesleneceksin Karanlık Olan Hiçlik Diyarına...

"YARDIM EDİN NOLUR"


Kimseler Cevap Vermeyecek...Ve Hiçliğe Doğru Bir Söz Daha Yankılanarak Karışmış Olacak....

Kalbinden Konuşacaksın Bu Defa "Keşke Hiç Konuşmasaydım,Dilim Lal Olsaydı" Diyeceksin...Ve Düşünmeye Başlayacaksın...

Kendi Kendine Telkinler Vererek Rahatlamaya Çalışacaksın...."Neden "Ve "Niçin" Gibi Sorular Sorup Cevaplar Bulmaya Çalışacaksın...

Hiç Ummadığın Bir Anda,Kalbine Bir His Gelecek Ve Sürekli Yankılanan Kendi Sesini Dinleyeceksin...

Söylediğin Sözlerden Birine Kulak Vereceksin..."Nerdeyim Ben"...

Bu Sözünü Öyle Bir Duyacaksın ki Bu Sefer,Ne Korkuların Olacak Nede Endişelerin...

Bu Sözünün İdrakine Ve Manasına Varacaksın...Adeta Şok Olmuşcasına,
Anlamaya Başlayacaksın...

Bu Kez Kendi Sesine Kulak Kabartacak'sın...Ve Onu Öyle Bir Dinleyeceksin Ki,Sanki Bütün Kapıları Açan Bir Anahtar Gibi Gelecek Sana....

Ve İlahi Bir Düşünce İle Dolacak Aklın...İşte Ozaman Kendini,Kendi Sözcüklerinle Görmeye Başlayacaksın...

"Nerdeyim Ben" : Varmı'yım Yokmu'yum Bilmiyorum...
"Nerdeyim Ben" : Bu Kadar'mı Benlik Ve Nefsimin Kölesi Oldum ?
"Nerdeyim Ben" : Hiçliğin İçinde,Ne Zaman Var Nede Mekan,Yokluğun İçinde Varlığımın Ne Manası Var?...O Halde Ne Ben Varım Nede Mekan Var...

Bir Hiç Olduğunun Farkına Varmışsındır Artık...Seni Var Eden Şeyin Bir Beden Ve Cismi Can Olmadığını Anlamışsındır...


Yokluğun İçinde Var Olmak Bedeni Bir Durum Değildir...Düşünceleridir İnsanı İnsan Yapan Ve Onu Bir Bedene Sahip Kılan...

Var Olmanın Sırrına Ermişsin'dir Artık...Kendini Hiç Olmadığın Kadar İnkar Etmeye Başlarsın...Bunun İdrakine Varmanın Verdiği Huzur Ve Mutluluk Seni Öyle Bir Hale Sokar ki,Adeta Fıçılar Dolusu Şarap İçmiş Gibi Zil Zurna Sarhoş Misali Ayak ta Duramayacak Hale Gelirsin...

Öyle Bir Huzurdur ki Bu,Önceleri Seni korkutan Sesin Artık Sana Huzur Veren Hoş Bir Tınıya Dönüşür...Sanki Ney Taksimi Yada Bir Şiir Gibi...


"Nerdeyim Ben"

Ne Evim Var Ne Yurdum
Yahut Bir Beden Ruhum

"Nerdeyim Ben"

Hiçliğin İçinde Yok Olan
Hiçlikten Korkan Bir Hiç

"Nerdeyim Ben"

Karanlıklar İçinde Karanlık
Bedensiz Düşünen Yaratık


Ne Düşüncelerine Nede Yüreğine Engel Olamazsın Artık...Varlığın Sırrına Ermenin Verdiği Huzuru Yakalamışsın'dır Bir Kere...Hiç Olmanın Ne Demek Olduğunu Ve Nasıl Bir Şey Olduğunu Biliyorsun Artık...

Bu Haller İçinde Dalıp Gitmişken...Kendi Sesinden Bir Sözünü Daha Duyarsın...

"Yeteeer"

Bu Öfke Ve Hırs İle Söylenmiş Söz Sana'mı Aitti Diye Düşünmeye Başlayacaksın...

Utanma Ve Mahcubiyet Duygusu Kaplayacak Bu Kez Yüreğini...Henüz İdrakine Ve Sırrına Ermişken Var Olmanın,Lezzetini Tatmışken Hiçliğin Utandıracaktır Bu Defa Seni Kendi Sesin...

Ve Bir Sır Kapısının Daha Kilidini Açman İçin Seni Düşüncelere Salacaktır...
Türlü Türlü Hallere Gireceksin...Biran Kendine Olmadık Sözlerle Kızacaksın,Sonra İlk Gelen His Yine Yüreğin de Parlayacak Ve Hayretle
Hiç Olmadığın Kadar Kendini Konuşmaya Ve Anlamaya Çalışacaksın...

Ve O Yankılanan Sözünü Her Duyduğunda Kendin Cevap Vereceksin...
Her Duyman da Verdiğin Cevap,Seni Sana Anlatacaktır...

"Yeteeer" : Bunca İsyana Bunca Öfkeye

"Yeteeer" : Neye Ve Kimedir Bu Büyüklüğün

"Yeteeer" : Var Olduğuna Aldandığım Cism-i Canıma,Tefekkürün Bu Denli Güzel Olduğunun Farkına Varamadığıma...


Açılmıştır Zihninde Bir Sır Kapısı Daha...Seni İsyana Ve Öfkeye Sürükleyenin Ardındaki Seni Görmüşsündür Artık...

Kendi Sesinin,Sana,Kendine Gelmen Gerektiğini,Haykırdığını Duyuyorsun...
Senden Öte Bir Sen Daha Var Sanki İçinde...Tanımadığın Ve İlk Defa Duyduğun Bir Sen...

Anlamaya Başlarsın İlk Seslendiğinde,Kendi Sesini Neden Tanıyamadığını...
İdrak Etmeye Başladıkça Yine Hüzünlenirsin....Ve Göremediğin Göz Yaşlarını Bu Kez İçinden Çıkıp Sana Seslenene Akıtırsın...

İçindeki sen'e Ağlarsın...

Onu Nasıl Bu Kadar Susturmuş,Nasıl Bunaltmış Olduğunu İdrak Edersin...
İlk Defa Onun Dile Gelip Konuştuğunu Duyduğun İçin,Buruk Bir Mutluluk Hissedersin Kendinde...

Hiçliğin İçinde Yankılanan Bu Sözünü Her Duyman Sana Pişmanlığını,Nasıl Onu Duyamadığının Üzüntüsünü Yaşatır...Ve Tüm Hiçliğinle Af Dilersin Ondan...
Her Duyduğunda Af Dilersin...


Bu Pişmanlık Ve Üzüntülü Hal İçinde Af Dilerken,Son Bir Ses Daha Duyarsın...O Karanlığın İçinde Durmadan Yankılanan...Kendi Sesin'dir Bu...

Artık Tanımaya Başladın Kendini...Kendini Tanıdıkça Sesinide Tanımaya Başladın...Kendini Tanıdıkça Sırrın Manasına Vardın...

O Sırların Lezzetini Aldıkça,Ufkun Hiç Durmandan Açıldı...Öyle Açıldı ki,O KapKaranlık Ve Sonsuzluk İçinde Bir Bütün Oldu...

Huzurun Ve Mutluluğun Sonsuzluğuna Ulaştın...Böylesi Bir Huzur O Karanlık Ve Sonsuzluk İçinde Öyle Genişledi Ve Öyle Genişledi ki HiçBir Şey Göremesen'de Her Bir Yana Dolduğunu Hissettin...


Artık Seni Var Edenin Tefekkür Olduğu Sırrına Erdin...
Senden Öte,Hiç Tanımadığın Bir Sen Daha Var Olduğu Sırrına Erdin...
Geriye Son Bir Sır Kaldı...

Şimdi Onu Anlamaya Çalışacaksın...Tüm Hiçliğinle Ve Senden Öte ,Sen Olanla Dinleyeceksin ; Karanlığın Ve Sonsuzluğun İçinde Yankılanan O Sözü..

"Yardım Edin Nolur" ....

Bu Sözü İlk Söylediğinde ki Hislerin Gelecek Aklına...Çaresizliğin Ve Umutsuzluğun Gelecek...
O Sonsuz Yokluğun Ve Hiçliğin İçinde Var Olmaya Çalıştığın Anlar Gelecek Aklına...

Bu Defa Üzülmeyeceksin...Hüzünlenmeyeceksin Bile...Mutlu Olacaksın...

Hatta Öyle Mutlu Olacaksın ki,O Sonsuz Karanlığın İçinde Durmadan Yankılanan Bu Sözünü Her Duyduğunda,Şiirsel Bir Cevap Vereceksin Ona..
O Engin Ve Açılmış Olan Ufkunla...

"Yardım Edin Nolur"

Kaldım Karanlıklar İçinde
Seslendim Sonsuzluğa Hiçliğe


"Yardım Edin Nolur"

Mana Yükledim Ete Kemiğe
Meğer Var Olmamış Bedene


"Yardım Edin Nolur"

Daldım Tefekkürden Tefekküre
Erdim Nihayet Sırrına Gizine


O Genişleyen Ve Huzurla Dolan Ufkun,Bu Sözünde Manasını Çözmüştür Çoktan..

Ve Geriye Birşey Kalmamıştır Artık...O Sonsuz Karanlıkta Yankılanan Üç Ses Ve Üç Sözden Başka...

Ve O Son Söze Cevap Vereceksin....

Son Sırrıda İfşa Ederek,Tüm Gücünle,Avazın Çıktığı Kadar Feryat Edeceksin...

Bu Defa Bütün Sözlerin Biranda Susacak Ve Enson Söylediğin Söz Sonsuzluğa Karanlığa Doğru Hiç Durmadan Çoğalarak Yankılanmaya Başlayacak...








"ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH".....


Yokluk'da Varlığını Bulduğum


"ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH"......


Ben Ne Varım Nede Yokum


"ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH".....



Karanlıklar İçinde Yolunu Bulduğum



"ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH"....."ALLAAAAAH".....




----------------------------------------------------------------------------------------------------
Dökülür Gönlünden Duyulmamış Şiirler...Duyan Yürekler Haşyetle Titreyerek Dehşete Düşer...


Cennet Zından Olur Cemalin Görmeyince
Kevser-i Tadan Zehir Sanır,İsmin Lezzetini İçince
Cehennem Bile Acır'da Teselli Verir Bana
Kalbimdeki Ateş-i Aşkın Görünce



Nihayet Gelmiştir Sonunda Beklenen Sultan-ı Mugan...Sahibi Mülk-ü Cihan...Hiçliği Ve Sonsuzluğu Yaratan...Gelmiştir Artık Lá Mekan
Lá Zaman...


Hiçlik Delirmiştir Artık...Sonsuz Karanlık Bile Secdeye Kapanmıştır...Yokluk Ne Yapacağını Şaşırmıştır...

Dayanamamıştır Bu Hale Hiç Birşey...

Bu Hali Kaldırabilecek Gücü Yarattığı Bir Tek Kişiye Vermiştir...
Sana...

Ne Bir Cismi Nede Bir Bedeni Olmayan Bir Tek Sana...

Şimdi Açıldı 3. Kapının Sır Kilidi....Anlaşıldı Yardım İstemenin Ne Olduğu...
Kimden Dilendiğin...

Ve Hiç Ummadığın Bir Anda,Bir Ses İşiteceksin...

Kulağının Hemen Yanında Nefesli Bir Ses Fısıldayacak Sana Sessizce...


" UYAN !!! "


Ve Uyanacaksın Uykundan...Artık Bedenini Görüyorsun...Yatağındasın...
Belki Eşin Var Yanında Belkide Yalnızsın...

Ama Uyanmışsın'dır Artık...Belki Rahmini Bir Rüyadan,Belki'de Yalan Dünya'nın Gaflet Uykusundan....

Karanlık Ve Sonsuzluğun İçinden Çıkmışsındır Artık...Ama Buna Sevinemiyorsun,Çünkü Daha Yeni Farketmiştin Birşeyleri...
Yeni Yeni İdrak Etmiştin Varlığı Ve Hiçliği...

Açılmıştır Rahmet Gözün....Artık Cümle Cihana Rahmet Gözüyle Bakabiliyorsun...

Ezel-i İlah-i Olan Aşk-ı İlahi yi Rahmet Gözünle Görüp Tefekkürünle Anlamaya Başlamışsındır...Hakikat Sırrına Ermişliğin Verdiği Lezzet
Damağında Kalmıştır Adeta...

Ama Uyandın Artık...Hem O Diyardan,Hemde Bu Dünyada...

Daha Yeni Bulmuştun Anlaşılamaz Rabbine Olan Gerçek Aşkı...Bu Kadar Çabukmu Gidecekti?

Bu Yeni Halin Dünyaya Artık Nasıl Uyum Sağlaya Bilirdi...

Zaman Şimdi Yanma Zamanıdır...Oranın Sana Kattıklarıyla Dünyada Avare Avare Gezip Tefekkür Zamanıdır...Yüreğindeki Acı İle Suskunluğa Bürünme Zamanıdır...


Gördüğün Her İnsana Onu Sorma Zamanıdır...Yan,Yana Bildiğin Kadar...
Ağla Ağlaya Bildiğin Kadar...

Ömrün Vefa Ettiği Sürece Yan...Bir Sonra ki Buluşmaya Kadar...Yan.


Emrah Yıldırım
@MenDehliZeman

Açıklama : Okuduğunuz Bu Yazı Bir Hayal İle Yazılmamıştır...Tamamı Ve Söylenmemiş Olan Kısımlarıyla Yaşanmıştır...Bunu Yaşayan Kimdir Diye Sorulmaması Özür Dileyerek Rica Olunur...

Dikkat Edilmesi Ve Üzerinde Durulması Gereken Husus;Kişiyi Bu Hallere İten Ve Yaşadıklarında En Büyük Etken Olan Tefekkürdür...

Sabahları İşe Veya Okula Giderken,Akıp Giden Hayatı Ve İnsanları Sürekli İzleyerek Tefekkürlere Dalmasının Sonucunda Gitmiştir Hiçlik Diyarına...

Tefekkür İle Bu Halin İçine Girmiştir Bu Kişi...Hayatın Her Alanına,Yolda Rastladığı Bir İnsan Yahut Tabiat Ve Nebatata Tefekkür İle Bakmasının Sonunda Olmuştur Tüm Bunlar...Ve İlahi Aşkı Bulmuştur...

Amaç : Bu Sitede Yazılmasının Amacı,Genele Açık Hitap İmkanı Olmasındandır...

Çok Beğeni Alma Yada İlgi Görmesi İçin Değil ; Hakikatin Arayışında Olan, Derun-i Bir Sırra Ermek İsteyen,Derin Düşünen İnsanlara Ulaşılması İçin Yazılmıştır...


Son Söz :

O Karanlığı,Sessizliği Ve Sonsuzluğu Kelimelerle Belki Tam İfade Edilmemiş Olabilir...

Hissetmek İçin 1 Dakika Gözlerinizi Kapatın Ve Okuduklarınızı Düşünün...

Belki Bunun Biraz da Olsa Hissetmeniz Açısından Yardımı Olur...


Allah'a Emanet Olun...Geceniz Tefekkür İle Huzurlu Olsun...

Saygılarımla.

Yusuf-İ İffet,Züleyha-i Aşk
Allah : Mahlukuna Suret Ve Rızık Veren,Ona Kader Çizen Ve Nasip Kısmet Belirleyen...

Kul : Halikine (yaratıcısına) İbadet Eden,Emir Yasaklarına Uyan,Yazdığı Kader Ve Kısmete Boyun Eğen....

Öyle Bir Peygamber Yaratmış ki Allah,Ne Geçmişte Nede Gelecekte Onun Bir Benzeri Daha Gelmeyecektir.

Onu Öyle Bir Surette Yaratmıştır Ki,İnsan Ve Cin Şöyle Dursun,Salınıp Gül Bahçesinde Yürüdüğün'de,Güller Hicap Duyar Boyunlarını Bükerler.

Ve O Güller Bakışlarını Ondan Utanarak Kaçırırlar,"Nazarımız Deymesin Yusuf-i Güzellik Tenine" Derler Adeta.

O Bahçede ki Güller,Kokusunu En Derinden Teneffüs Ederek İçlerine Çektiklerin'de
"Allah'ım Sana Şükürler Olsun" Diyerek Verirler Nefeslerini...

Ayağını Bastığı Toprak İftihar Eder "Yusuf'un Ayağı Bana Deydi" Diye...

Güneş Ve Ay Onu Biraz Daha İzlemek İçin İtişiryor Adeta...
Ne Güneş Batmak İstiyor,Nede Ay Geceyi Bitirmek.

Sultan-ı Ebed,Alemlere Rahmet Adı Gökte Ahmet Yer Yüzünde Muhammed Olan Efendimiz Aleyhisselam Bile Asırlar Sonra Onun Güzelliğinden Bahsetmiş Ve ''Siz mi güzeldiniz, Yusuf Aleyhisselam mı güzeldi'' diye sorduklarında Peygamber Efendimiz, ''Kardeşim Yusuf, benden güzel'';
"Ben ondan melihim sevimliyim'' Demiştir.

Adının Söylenmesindeki Tınısı Bile Yetiyor Onun Güzelliğini Anlamaya...
Asırlara Ve Çağlara Yayılan Benzetmeler Onunla Oluyor..."Yusuf-i Güzellik Vermiş Allah" Diye.

Böyle Bir Güzelliği Gören Gözler,Ondan Mahrum Kalınca Görmeyi Bırakıyor...

Gözler : " O Yoksa, Görmenin'de Bir Manası Yok" Der Gibi Kör Oluyor...

Tıpkı Babası Yakup Aleshhisselamın Kör Olması Gibi...

Öyle Bir Peygamber Yaratmış Ki Allah,Peygamber Olan Babasını Bile Oğluna Aşık Ediyor Ve Onu Göremeyince Gözleri Hayata Küsüp Kör Oluyor...

O Güzelliğe Hasret Babası,Rubailer Söyleyerek Yüreğini Ferahlatmaya Çalışıyor.

" Gözümün Nuru Yusufum

Sen Gidince Kesildi Nefesim Soluğum
Eridim Günden Güne,Yandım Kavruldum

Dalından Kopan Kuru Yaprak Gibi
Ordan Oraya Savruldukça Savruldum

Her An Her Saniye Seni Rabbime Sordum
İmtihanındır Dedi,Büktüm Boynumu Sustum

Ey Benim Ciğer Parem Can Tanem
Ne Olur Gel Baba Ocağına

Gel'de Bitsin Artık Bu Özlem Bu Hasret Yusufum
Bak Gözlerimde Kalmadı Yaş,Ağlamaktan Kör Oldum "


Böyle Bir Aşktı Babasının Yusufa Duyduğu...Onun İçin Gece Hava Kararmış Yahut Güneş Etrafı Aydınlatmış Bir Anlamı Yoktu...
Dünyasını Aydınlatan Tek Işığı Yoktu Artık...

Kim Bilir Nerede Ne Yapıyor,Karnı Açmı Yoksa Tokmu?...Kurtlarmı Yedi,Yoksa Eşkiyalarmı Kaçırdı? Belki de Köle Olarak Satıldı.

Ona Ne Olduğunu Ancak Kendisi Bilirdi...Yusuf;Yaşayacaklarını Kendisi Dahi Bilmiyordu...

Murad-ı İlahi Ona Öyle Bir Kader Yazmış Ki,Emsali Olmayan Güzelliği Onun İmtihanı Olacak Ve imtihanı Bile Kendisi Gibi Güzel Olacak...

Kardeşlerinin,Onu Kuyuya Atmasına Üzülse'de Yüzü Gibi Güzel Olan Kalbi
Onları Af Edip,İlk İmtihanı Vermesine Vesile Oluyor....


Yusuf : " Onlar Benim Kardeşlerim,Beni Mutlaka Buradan Çıkarırlar" Niyeti İle Kalbini Bozmayarak Sabırla Beklese'de,İlahi Yazgı Onu Bir Kervana Köle Olarak Satılmak İçin Çoktan Yazılmıştır...


Onu Karanlık Kuyudan Çıkartan Kervan Sahibi ;O Karanlık Kuyudan
Nur-u Efşan (nur Saçan) Çıktığını Görünce Nutku Tutulur,Kalbi Yerinden Çıkacak Gibi Olup Öylece Kalakalır...

O Lă Emsal-i (Misali Olmayanı) Görüp İlk Hayreti Atlattıktan Sonra,Nefs Denen İllet Kervan Sahibinin de Aklını Çeler Ve Böylesi Bir Güzelliğe Kaç Dirheme Satacağını Hesap Dahi Edemez...

Ama Bir Yandan'da İçi el vermez Böyle Birşey Yapacağı İçin...Her Ne Kadar Dünyalık Kazanç İçin Nefsi İle Kalbi Arasın'da Gidip Gelmeler Yaşasa'da,
Taktiri İlah-i Kervancıya Tecelli Etmiş Ve Onu Satması Yönünde Çoktan Karar Aldırmıştır Bile...

Mısıra Gelip Pazar Yerinde Müzayede İçin Kervancı Bağırmaya Başladığında,O Güzellik Abidesini Anlatacak Kelimeleri Bile,İmkanı Olsa En Kıymetli Maden Olan Altına Çevirip Söylemek İstiyordu...

Kıymetini Ve Pahasını Ancak En Öyle Anlatabilirdi...


Böylesi Bir Bağırmaya Daha Önce Şahit Olmamış Pazar Halkı,Dikkatlerini Celp Eden Bu Sese Doğru Yürüdükçe Kalplerin'de Anlam Veremedikleri Bir Heyecan Ve İlahi Bir Huzur Oluşur...

"Evet Satıyorum Bu Nurullah-ı (Allah'ın Nurunu) Alan Yok Mu?"

Nasıl Olmaz?

Öylesi Bir Güzelliği Gören Pazar Halkının konuşmaya Dermanı Yoktur ki Biri'de Çıkıp Paha Biçsin Ona...Sanki Cümle Alem Kervancıyı Duymaz Gibi Dikilip Onu,Yusuf'u Seyre Dalmıştır...

Kalabalık Gittikçe Çoğalır Hatta Öyleki,En Arka dan Fiyat Verenin Neredeyse Sesi Duyulmaz Hale Gelir...

Mesafe O Kadar Uzak Olsa'da,O Nur-u Efşan (Nur Saçan) Bütün Bir Pazar Yerini Kaplamıştır Bile....

Sesler,Sesleri Öylesine Bastırır ki Kervancı Verilen Teklifleri Neredeyse Duyamayacak Hale Gelir...

Tevafukun Vuku Bulması İçin İlah-i Murad Oyalamaktadır Kervancıyı....
İlah-i Yazgının Gerçekleşmesi İçindir Bu Oyalamak...

Yusuf'u,O Pazar Yerinde Olmayan Birisine Yazmıştır Aşkı Yaratan Allah...Evet Züleyha'ya...

Onu Züleyha'ya Götürecek Olan Vesile İçin,Mısırın Maliye Veziri İçin Bekletiyor Cenab-ı Hak...

Asırlarca Konuşulacak Olan Bir "Aşkın" Nasıl Birşey Olduğunu Gösterecektir Aşkullah...

Bu Yüzden Kimseler Satın Alamaz Yusuf'u...Ta Ki Kalabalığın Bağrışması O Vesile'nin Dikkatini Çekene Kadar...

Başını O Kalabalığa Çevirmesiyle,O Nuru Görüp tutulup Kalması Bir Oldu...
Farkına Varmadan Adımlar Atıp O Emsalsiz Güzelliğe Doğru Yürüdü...

Yanın da ki Koruma Muhafızları Onun İçin Yolu Açmaya Çalışırken,Onların Bile Gözleri Yusuf'tan Ayrılamıyordu...

O Güzelliği Satın Almak İsteyen İnsanlardan Biri Olmuştu Artık O Maliye Veziri...

Kervancı Servet Denecek Fiyatlar İstesede Mühimi Yok...
Onun Bir Pahası Yok,Alabileceği En Yüksek Fiyatı İstiyor Kervancı...

O Pazar Halkının İçinde O kadar Yüklü Parayı Verebilecek Tek Kişidir Maliye Veziri...Çoktan Vermiştir Bile...

Allah'ın Yarattığı Böylesi Bir Güzelliği,Adeta Cümle Aleme Göstermek İçin Hizmetli Olacağı Konağa Doğru Adımlar Artarken Herkesin Ona Dikkat Kesilmesi'de İlah-i Bir Mucize...


Allah Onu Cümle Mısıra Gösteriyor,Sonra Yazdığı Kadere Uyması İçin Yusuf'u Konağa Gönderiyor...

Konak da ki Hizmetli Kadınlar,Kapıdan Giren Nura Dikkat Kesiliyor Ve Onlara Seslenen Veziri Duymuyorlar Adeta...

Ama Bu Durumu Anlayışla Karşılıyor Vezir...Zira Kendisi Bile Ona Her Baktığında Aynı Tutulmayı Yaşıyordu...

Tekrar Hizmetlilere Seslendikten Sonra,Asıl Görmesi Gereken Biri Geliyor Konağın Uzunca Koridorundan...

Henüz Onu Görmeden Sağa Sola Bakarak Ona Doğru Yürüyor...
Züleyha'dır Bu Gelen...Daha Farkına Varmadığı Ve Kendisini Yakıp Kavuracağı'nın Bilincinde Olmadığı Bir Aşk Ateşine Doğru Adımlar Atıyor...

O Nurdan Aşk Ateşine Yaklaştıkça Sıcaklığını Hissedip Başını Yavaş Yavaş O Aşka doğru Çeviriyor...

Artık Geriye Dönülmez,Kaçmak İstese Kaçamaz...Bir Kere Yakaladımı O Ateş Seni,Yaktıkça Yakar,Yaktıkça Yakar...


Züleyha'da Tutulmuştu Bu Ateşe,Ona Baktıkça Yanıyor Yandıkça Eriyordu...

Çaresi Olmayan Bir Derde Düşmüştü,Ya Bu Dert İle Ömrünü Yaşayıp Kimselere Birşey Demeden İçine Atıp,Ölüp Gidecekti Yada Bu Derdin Esiri Olup Günahını Üstlenecek Ve Cehennemde Yanmaya Razı Olacaktı...

Razı Oldu'da Nitekim...O Emsalsiz Güzelliği Olan Yusuf İçin Cehennemde Yanmaya Razı Oldu...

Yusuf Büyüdükçe Nurlandı,Serpildikçe Serpildi,Yağız Bir Delikanlı Oldu...
Çocukluğu Ayrı Güzeldi Şimdi İse Ayrı Bir Güzelliğe Erişti...


Ahlakı Ve İffeti de Aynı Münasebetle Güzelleşti...Değil Züleyhalar,Cennet-i Aladan Huriler Gelse,Rıza-i İlahi Olmadan Dönüp'de Bakmaz Bir Hale Geldi...

O Bu Dirayet Ve Allaha Olan Teslimiyetle İffetini Korurken,Nam-ı İsmi Bütün Mısırlı Kadınların Dilinde Çoktan Dolaşıyordu....

Ama O Kadınların İçinde En Bahtlı Ve Bahtsız Olanı Züleyha İdi...

Onu Her Daim Görüyor,Gördükçe Eriyor...Ama Elini O Aşkın Ateşine Uzatamıyordu...
Kendine Hakim Olmaya Çalışıyor,Her Seferinde O Aşka Biraz Daha Tutuluyordu...

Geceleri Yatağında İken Aklına Geliyor,Gündüzleri İse Karşısında Duruyor...

"Buna Kim Nasıl Dayansın?" Diyerek,Yüreğin de Olan Acısını Dindirmek Ve Nefsine Hakim Olmak İçin Kendine Telkin Veriyor Aşkı Anlatan Sözcüklerle...

"Sen Yüreğimde Yanan Ateş
İçimi Aydınlatan Güneş

Ne Sana Bakabiliyorum
Nede Senden Kaçabiliyorum

Varlığında Yanıyor Eriyorum
Elimde Değil Yokluğunda Seni Düşlüyorum

Dokunsam Haramsın Bana
Dokunmasam Kapanmıyor Kalbimdeki Yara

Söyle Beni Bu Hale Getiren Sevgili
Sen mi Suçlusun Yoksa Ben mi?"


Ne Kadar Uğraşsa'da Züleyha Bu Halinden Kurtulmak İçin Nafile...
Çünkü Bir Kere Tutulmuştur Aşka...Atılmıştır O Ateşin İçine...

Ve Son Demlerine Gelmiştir İçindeki Engelleme Duygusu...

Geri Dönüşü Olmayan Kararı Almıştır Artık... Tüm Benliğiyle Atılmak İster O Ateşin İçine...

Ve Atılır'da ; İffet Abidesi Olan Yusuf'u Çağırır Odasına...Ve "Ben İki Türlü Yandım" Der Züleyha ..."Hem Sana Yandım Hemde Cehennemde"

Yusuf'a Doğru Yürür Niyeti Bir Murad Almak İçin...O Cazibesinden Kaçılması İmkansız Olan Güzellik Abidesi Yusuf Görür Kendisine Yaklaşmakta Olan Zina Ateşini...

Tüm Gücüyle Kaçmaya Çalışır Tenine Haram Değmesin Diye...Arkadan Gömleğini Tutmuştur Bir Kere Kararlı Ve Gözü Dönmüş Bir Kadın...


Bu Güzelliğe Dokunmanın Bir Bedeli Varsa Ödemeye Hazırdır Züleyha Ve Onun Gibi Niceleri...

Son Bir Gayret İle Kurtulup Koşarak Çıkar Odadan Yusuf...Adeta Başka Bir İmtahana Doğru Koşarcasına...

Asırlar Sonra Adı Medrese-i Yusufi-ye Diye Anılacak Olan Hapishaneye Doğru Var Gücüyle Koşar...

Ve Bir İftira İle Düşer O Hapishanenin İçine...Ama Bu Durum Onu Mutlu Etmiştir...Zira Hapishane Onu Zinaya Çağıran Evli Bir Kadının Teklifinden Daha Emin Ve Allaha Sığınılacak Olan Güvenli Bir Yerdir...

Allah Onu Bu Kez Cümle Alemden Sakınmıştır...Kimselere Göstermemiştir...
Adeta Gözleri Ona Hasret Bırakmış Yürekleri Dağlayarak Gizlemiştir Yusuf'u...

Züleyha'nın Bu Davranışını Kınayan Alay Kadınları,Evine Davet Eder...
En Keskin Bıçakları Önleri Koyup,Yusuf'u Çağırtır...

Kapılar Açıldığında O Nur-u Efşan-ı Ve Harikulade İnsanı Gördükleri Vakit,Tutulup Kalırlar...

Tıpkı Diğer Herkesin Kaldığı Gibi Kalakalırlar...
Ve Acısını Dahi Hissetmezler Ellerini Kesen Bıçakların...

Çünkü Bıçakların Ellerini Keserek Verdiği Acı,Yüreklerinde Bir Anda Yanan Aşk Acısının Yanında Bir Hiçtir...


Ve Hak Verirler Züleyha'ya...Zira Artık Onlarında Akıllarından Bir An Olsun Çıkmaz Yusuf'un Hayali...

Aşka Tutulmuşların Hali Böyle Olur...Kendinden Geçerde Ne Yaptığının Farkında Olmazlar...

Tıpkı Züleyha Gibi....Zira O Bu Aşk Acısı İle Yıllarca Yaşadı...Yusuf'un Ona Meyil Etmeyeceğini Anlayıp Yıllarını Bu Acı İle Geçirdi...

Allah Aşıkın Haline Acır...Yanan Gönüle Nazar Eder Bakar,Samimiyetini Görmek İster...

Kul Aşkında Sadık İse,Allah O Aşkı İçin İmkansızları,Mucizeyle Mümkün Kılar....

Her Ne kadar Züleyha;İlk Başlarda İffetsiz Evli Bir Kadın Olsa'da,Sonraları Aşık-ı Sadık Olmasından Dolayı Allah Onun Günahlarını Örtmüş,Yaşlanmış Bedenini Gençleştirmiş Ve Onu Yusuf'a Yakışır Bir Edep Ve Ahlak Yıllarca Pişirmiş Ve Onunla Nikahlamıştır...


Allah;Günaha Batmış Bir Kulun Geçmişine Değil,Yüreğin deki Aşkına Bakar...

Kime Ne Kadar Yandığına Bakar...Kul İstediği Kadar "Benim Günahlarım Af Olmaz" Desin Dursun...

Allah İstediği Kulunu Bir Başka Vermeyi Yazmışsa Eğer,Kul İstediği Kadar Ben Buna Layık Değilim,Onu Bana Vermez Desin Nafiledir...

Muhyiddin İbn-i Arabi'nin De Dediği Gibi :

Allah Verirse Engelleyecek Yok,Engellerse Verebilecek Yok


Yaşadığımız Bu Çağda Nice Züleyhalar Vardır ki,Sadık Ve Samimi Bir Tövbe İle Geçmiş Hayatlarını Sildirerek Allah'ın,Onların Karşılarına Zamane Yusufları Çırkartmıştır...

Allah ; Dilerse En Büyük Günaha Meyleden Kadını Bile,Tövbesinden Sonra Bir Peygambere Nikahlar...

Yeterki O Kişi Aşıkı Sadık Olsun...


Son Olarak : Bu Anlayış Ve Ahlak İle Yaşayan Hem Zamane Yusuflarına,Hemde Yusuf-i İştiyak İle Aşıkı Sadık Züleyhalara Selam Olsun...

Allah'a Emanet Olun.

Emrah Yıldırım
@MenDehliZeman

Duygu, Genç Elitler'i inceledi.
 14 Mar 17:24 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

"Beni uzak tutabileceklerini sanıyorlar ama kapıya kaç tane kilit astıklarının hiçbir önemi yok. Her zaman bir başka kapı bulunur."
.
.
On yıl önce Dünya´yı ölümcül bir salgın hastalık olan kanlı humma kasıp kavurmuştur. Bu hastalığı atlatmayı başaran çocukların vücutlarında bazı izler kalmıştır ama bazılarında ise doğaüstü güçler ortaya çıkmıştır. İşte bu bazılarının onlardan korkmasını, bazılarının onlara iblis demesini bazılarının da onları taparcasına sevmesini sağlayan güçlere sahip gizemli kişiler Genç Elitlerdir... Adelina da kanlı hummadan izler ile kurtulmayı başaran bir malfettodur, içinde güçlü, kontrol edilemeyen ve son derecede karanlık bir güç vardır; bu güç ortaya çıkınca yolu ülkesini Genç Elitlerden temizlemek isteyen Engizisyon Mihveri´nin lideri Teren, kendileri gibi olan Genç Elitleri bulmak amacıyla hareket eden Hançer Cemiyeti ve bu Hançerlerin lideri olan ve kendine ait olanı geri almaya çalışan Enzo ile kesişir...
.
Öhöm öhöm, bu kitap ile ilgili düşüncelerimi alfabe çorbasına rahatlıkla benzetebilirim. Duygularım ve düşüncelerim ayaklanma başlatıp beynimde isyan sloganları atıyor gibi hissediyorum ki kitabın son sayfasını da okuyup kitap ile bakışmaya başladığım o andan itibaren haklı bir isyan olduğunun da bilincindeyim. Kitap kesinlikle daha önceden okuduğum bütün kitaplardan farklı mıydı? Evet, kesinlikle. Kitabı hem ilk hem ikinci okuyuşumda da kitabı elimden bırakamayıp, kendimi olaylar arasında kaybettiğim ve olanlara ağzımın açık kaldığı doğru mudur? Binlerce kez evet... Bu kadar çok güzelse neden zihnim karmaşık diye düşünen olabilir ki normaldir. Durum şu ki yazarın kurgusuna, kitabın akıcılığına ve özgünlüğüne harikadan başka diyecek bir sözüm yokken Adelina benim sinir kat seviyelerimi olağanüstü bir şekilde zorladı. Kitabın içine girip Adelina´nın yerine geçerek olayları tekrardan yazmak istedim. Kitap bitince de içimdeki sinir, öfke ve üzüntü yüzünden karakteri baya suçladım bence Adelina ilk önce her şeye atılmadan önce kendisini kontrol edebilse o kadar iyi olacaktı ki... Adelina, biliyorum, hiç kolay bir yaşantın yoktu ama içimde Enzo gibi bir umudum vardı senin için. Ama yok sen git her şeyi altüst et sonra gel oldu mu?? Her neyse, Adelina bugüne kadar görülen en güçlü ve en tehlikeli Elit. Karanlıktan gelen intikam ve öfke dolu güçlü bir yetenekten bahsediyoruz ya bu yetenek seni kontrol eder ya da sen onu... Başka bir seçenek yok. Bu güç kaosa ve kana aç tabii kalbinin siyah değil de kırmızı olduğunu, taştan değil de sevgiden oluştuğunu unutursan... Bu kitabın bir kahramanlık hakkında olduğunu düşünüyorsanız diye söylüyorum ben... Adelina ve Teren bana göre iki zayıf karakterdi. Belki yetenekleri bakımından güçlü olabilirler ama ben ondan bahsetmiyorum bana göre intikam ve nefrete kendini kaptıran herkes zayıftır. Sevgiyi ve sadakati kaybeden herkes... Burada Ölüm Meleğini anmazsam kesinlikle deliririm. Enzo Valenciano kitaptaki tek sevdiğim karakter kendisidir. Sevgisinden de, sadakatinden de, güveninden de emin olduğum güçlü bir karakterdi. Kitabı okurken en çok onun olduğu bölümleri sevdim yalan yok. (spoilerlı bir yorum oldu mu olmadı mı emin değilim ama yine de ben uyarı yapayım bundan sonrası spoilerlı olacaktır. Okumayan sevgili insancıklar direk son paragrafa atlarsa daha iyi olacaktır.) Enzo gitti ya hem de o Adelina ve Teren yüzünden... Hala sinir küpüyüm! Seriyi okumaya devam etmemeyi dahi ciddi ciddi düşündüm çünkü Enzo öldü! Enzo ya Enzo! Bu nasıl olabilir ki?! Offf, ciddi ciddi öldü çocuk sırf yanlış kişiye güvendiği için... Keşke diyorum Adelina´yı başta öldürseydi ya da Dante (bence en zeki karakterdi) onlara ihanet ettiğini sanınca Adelina´yı öldürseydi de Enzo hala yaşasaydı... İlk defa bir kitapta böyle bir şey diyorum, nefret ettiğim bir çok karakter oldu ama hiç böyle bir şey istememiştim. Enzo´nun geleceği demek ülkedeki bütün Elitlerin ve malfettoların iyi bir geleceği demekti. Enzo ile belki de birden fazla yaşam söndü... Onun ölümünü okumak o kadar ağırdı ki. Kitabı fırlatmak istedim, o sahneyi geri almak, silmek, sanki bir rüya gibi yazmak istedim. Ama olmadı tabii ki. Kitabın sonunda Meaven´in Tristan´ı hayata döndürünce neler olduğunu okuduğumda Enzo´yu tekrardan görme ihtimalinin olmadığını anladım bu da bir hançer gibi kalbimdeki umuda saplandı. Ölümüne düello edeceği günden önceki gün Enzo korktuğunu itiraf etmişti bence o an ölümünün geldiğini anlamıştı ama bunun içinde Adelina´nın da istemsizce de parmağı olacağını tahmin edemedi. Korkmasına rağmen, ölümü hissetmesine rağmen son saniyeye kadar cesur, kendinden en çok da arkadaşlarından emindi. Ölümü hak etmiyordu, yaşaması gerekiyordu ama sonunda Ölüm Meleği ölümle tanıştı... Ben de bir kez daha sevdiğim bir karakterin ölümü ile yıkıldım. Tek sevdiğim karakter öldüğü için seriye devam etmeyi düşünmedim ama sonra Adelina´nın sonunun gücü gibi karanlık olacağını düşünmeme rağmen bunu tam anlamıyla bilmek istediğimi fark ettim. Kısacası evet Marie Lu´nun güzel kurgusu ve merakım sayesinde serinin devamını da okuyacağım.
.
Kitabı okumanızı tavsiye ederim ama yazarın Warcross kitabı ile karşılaştırılınca daha az sevdiğimi söylemeden geçemem. Bununla beraber olayları farklı bir güç sahibi bir karakterin ağzından okumak kitabı çekici hale getirmişti zaten Marie Lu´nun kalemine hayranım o konuda bir söz dahi edemem.

Nephren Ka, Sır'ı inceledi.
 13 Mar 21:34 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

MATARAMDA TUZLU SU

boynumda
bana yargı yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim
(İsmet Özel)

PİSAGOR
Yaptığı yenilik ve buluşları hazmedemeyen siyasi çevreler ve din yobazlarının galeyana getirdiği halk tarafından ateşe verilmiştir. Bilim alanına yaptığı katkıları saymakla bitiremeyeceğimiz Pisagor ve öğrencileri ne yazık ki alevler arasında yanarak ölmüştür.

NESİMİ
Düşünceleri ve şiirleri şeriat ilkelerine aykırı görüldüğünden, Memlük sultanının buyruğu üzerine, 1404’te Halep’te derisi yüzülerek öldürüldü.

HALLAC-I MANSUR
“Katletmek üzere onu alıp götürdüler, çevresinde yüz bin kişi toplandı. Gözünü hepsinin üzerinde dolaştırarak, 'hak! hak! ene'l-hak' diyordu. O gün katlettiler, ertesi gün ateşe atıp yaktılar, üçüncü günse külünü rüzgara verdiler...

Mevlana’nın dediği gibi, Mansur bu yolun tozlarını kirpikleri ile süpürmüştür.

GİORDANO BRUNO
Rönesans felsefesini biçimlendiren önemli kişilerden biri olan İtalyan filozof ve gökbilimci Bruno,düşüncelerinden vazgeçmektense ölmeyi tercih etmiş, 8 yıl süren hapis hayatının ardından diri diri yakılarak idam edilmiştir.

VE İSKENDERİYELİ HYPATİA
Hypatia doğayı mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalışarak dönemine ışık tutmaya çalışmıştır.
O zamanın psikoposu Cyril, Hypatia’nın ölüm emrini vermiştir. Hypatia, kalabalık bir grup tarafından sokaklarda sürünmüş, taşlanarak acımasızca öldürülmüş üzerine cansız bedeni ateşe verilmiştir. Ne yazık bu olaydan sonra Platoncu okul da yok olmuştur.
Ne demişti Hypatia:
“Doğduğum ve öleceğim şehir : İskenderiye...
Bana bir mezar bahşeder mi? Bilmiyorum...”
Ben tanık oldum ki mezar bahşetmedi, külleri havaya savruldu :(

Ben okuyucu Nermin...Sırra talip çıktım yola....
Ya linçtir sonu...
Ya İsa gibi kendi çarmıhımı kendi sırtıma yükleyip ölümümü kendi sırtımda taşımak...
Neden?
Çünkü bıçak sırtı konu...
Çünkü anlaşılamamak var...
Çünkü yanlış anlaşılmak var...

Sen yazar Alpay... Madem bunları yazmaya senin cesaretin vardı.... Benim de okumaya ve yorumlamaya cesaretim var...

Entelektüel dönüşüme hazır olarak ve bir metamorfozu göze alarak Evremus’un gözleriyle Corpus’un ve Hypatia’nın kaderine tanıklık etmeye geldim...

Kimi Tanrı’yı camide, kimi kilisede, kimi tapınakta, kimi havrada arar. Kimsenin bölüşemediği Tanrı (Allah, Rab, İlah) Müslümanların mıdır? Hristiyanların mı? Paganların mı? Cevap ne kolay aslında...
Şeytan kimi baştan çıkarmaya çalışır? Rahipleri mi? Kadınları mı? Erkekleri mi? Bunun cevabı da belli...

KÖŞE
Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim (Sezai Karakoç)


“Sır” Lucifer’in Tanrı’nın krallığından getirdiği kitabı arayışının öyküsüdür...
Corpus, ruhunu şeytana ipotek veren bir rahibin hayatını kurtarmak için ; bu büyülerle ve ruh çağırma yollarıyla dolu kitabı sahibine geri vermek üzere yollara düşer yaşlı bedeniyle...
İblis rahibin bedenine girdiğinde , mantralarla, tuzla ve bıçakla geri çıkarılır gasp ettiği bedenden...(Bu mevzuya fazla girmemek hepimizin hayrına olduğundan burda susmak elzem oldu :) ..)

“İşte şimdi içimdeki o şeytan dışarı çıkmaya çalışıyordu.Hissediyordum onu. Ruhumu,kalbimi, beynimi yumrukluyor, küfürler, tekmeler savuruyordu.”
Çatışma budur : insan ve iblis arasında süregelen amansız mücadele...

HYPATİA
Bilge ve yaşlı kadın...Oradaydık hepimiz o linç edilirken... Kadere iman eden kederli insanlardık...
“Her şeyi yırtıp atabilirsin; ama bir gün bir kitap içinde saklanan mektup ya da fotoğraf sana tek el ateş eder...
Anılar ölümsüzdür...
Sen değil...”
İşte Hypatia’nın Hadrianus’a yazdığı ve yıllar sonra ortaya çıkan mektup...

“Biriciğim,
Seni sevmek benim içimde , toprağı, suyu, güneşi, hayatı ve fikri sevmekle birbirine karıştı.
Sen ciğerlerimdeki nefes, gözlerimdeki ışık, kalbimdeki çarpıntı ve beynimdeki düşünce gibisin.Neyi düşünürsem seni düşünüyorum.”
“Kalbimiz bir çukurdur sevmeden önce... Düşeriz doldururuz...”
Bu dünyada sezgisi en kuvvetli olanlar kadınlardır...
Kadın, doğru erkeği içgüdüsel olarak bilir ve bekler....
Tıpkı yıllarca biricik aşkını bekleyen Hypatia gibi...
Külleri göğe savrulana dek aşk ateşiyle yanmıştır zaten ruhu ve kalbi... :(

EVREMUS
Yargı kesin:
acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öç almakçasına gür ve bereketlidir (İsmet Özel)

Yeni bir hayata başlamadan hesaplaşmalı herkesle ve her şeyle; yoksa değişmenin var olan yaşantından gitmenin ne anlamı kalır ki?
Şems’in 14. kuralını anımsattı bu söz bana, okuyanlar bilirler :
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nerden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Evremus’un gözlerinden ve dilinden dinlediğimiz bu öykü gençlik ateşini ve heyecanını da körüklemekte...

CORPUS
hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi... (İsmet Özel)

Kitabın bilge rahibi...
Ona göre insan dünyada yaşamaz, dünya insanın içinde yaşar ve insan ölümle yüzleştiğinde bir hayalin kahramanı olduğunun ayırdına varır.
“Ne kadar çabalasan da ne kadar istesen de olmaz... Çünküsü nedeni yok, olmaz işte! Sezar’ın o meşhur deyimiyle :Alea iacta est (Zarlar atıldı.)
Tebrizli Şems de “Olduğu kadar, olmadığı kader...” diyerek teslimiyete boyun eğer...

ALPAY ASAR

dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza .... (İsmet Özel)

Narsist yazar...
Sen de kolay anlaşılmayacaksın bu çağda belki...
Gerçeği kırıp oradan kendi dünyasına yol açan bu kitap verdiğin dipnotlarla, tarih ve mitoloji argümanlarıyla evet tarafınca mühürlenmiş, imzalanmış... (Bir dilekçe gibi :) ... Kayda alındı, işleme girdi bilesin... :)
Önsözde “ Müzik aşkları ve duyguları kaşımak amacı gütmez mi ?” dedin . Tuco , Estas Tonne The Song Of The Golden Dragon’la kaşımaya başladı hemen ,hakikaten ne büyüleyici... ( Dinleyin kesin :)...)
Tüm dinlerin özünden bir şeyler var kalbinde...
Ama Mevleviliğe olan ilgini biliyorum o yüzden ben seni şimdi yerden yere vursam , kalbine kılıcımı saplasam “Neden yalın gelmedin, kılıcını kuşandın da geldin?” demezsin ... “Ne olursan ol yine gel...” dersin... :)

NERMİN
Olmaaaazzzz, bensiz olmaz...
Aşk....
İki türlüdür...
Birincisi insanın insana duyduğu aşk...
Hani masallarda prensler prensese kavuşmak için ejderhalarla savaşırlar, ateş denizini mumdan gemilerle geçmeye çalışırlar, devlere kılıç saplar kızın aşkına layık olduğunu ispatlarlar...
Her genç kız böyle bir aşk ister diyecekken, narsistliğinden sıyrılıp müptezil olma yoluna gitmiş demişsin ki :” Kelimelerle hükmeden bir erkeği seversen elinde kırık dökük cümlelerden başka bir şey kalmaz.” Kelimelerin hükümdarı Alpay Asar

:)))
Aşkın ikincisi:
İnsanın Tanrı’ya duyduğu aşktır...
Tanrı der ki : “ Yere, göğe sığmadım da bana inanan kulumun gönlüne sığdım.” Şimdi yumruğunuzu sıkın, ve bakın... Her insanın kendi yumruğu kadar kalbi vardır. Ve tasavvufta Tanrının evi kalptir o yüzden kalp çok değerlidir ...
Narsist yazar :)) Sır’da ikisini de yaşattın bana...
Eğer yazdıkların , ateşle yan yana gelecekse , o ateş sadece yolunu aydınlatmak için yansın...
Ateşin sönmesin... :)

??., bir alıntı ekledi.
10 Oca 19:04

Kalbimdekini söylüyorum oğul; kalbimdeki doğruyu söylüyorum. Çünkü yegâne doğru söz odur: Allah vardır ve Biridir.

Od, İskender PalaOd, İskender Pala
Merve Cansu SERT, bir alıntı ekledi.
23 Ara 2017

Sen varsın
Gönül tezgahında şiir dokudum
İplik iplik nakışında sen varsın.
Aşk yolunun kanununu okudum
Madde madde yokuşunda sen varsın.

Fikir vadisinden bir ırmak geçer
Eğilir serviler, suyundan içer
Bağrında ay doğar, zambaklar açar
Sessiz sessiz akışında sen varsın.

Öz suyusun hayat denen şişenin
Nedenisin keder ile neşenin
Sevda cephesinde şehit düşenin
Donuk donuk bakışında sen varsın.

Hep senin renginde görünür bahar
Yaprakta yeşilin, gülde kokun var
Yama yama kalbimdeki yaralar
Sıra sıra dikişinde sen varsın.

Gidip de yorulma çok uzaklara
Sen, 'sen'i gel benim içimde ara...
Umut güneşimin mor bulutlara
Girip girip çıkışında sen varsın.

Dosta Doğru, Abdurrahim KarakoçDosta Doğru, Abdurrahim Karakoç
Serkan alkaş, bir alıntı ekledi.
03 Ara 2017

Hep senin renginde görünür bahar
Yaprakta yeşilin, gülde kokun var
Yama yama kalbimdeki yaralar
Sıra sıra dikişinde sen varsın.

Dosta Doğru, Abdurrahim KarakoçDosta Doğru, Abdurrahim Karakoç
Beyza Özcan, Nar Ağacı'ı inceledi.
15 Kas 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Geçenlerde babam elinde bir paketle "Sana sürpriz bir hediyem var" dedi. Açtım, bir baktım Nazan Bekiroğlu /Nar Ağacı.
Yüzümde bir tebessüm... Anladım ki bazı kitapları okumak için ertelesek de, sevdiklerimiz geciktirdiklerimizi hissedermişçesine, sürprizleriyle, kitaplığımızın baş köşesine yerleşiveriyor . "Mimoza Sürgünü" ile tanıdığım Nazan Bekiroğlu'nun o naif ve dokunaklı kalemi zaten kalbimdeki yerini bulmuştu.

Nar Ağacı'na gelecek olursak; yazarın da belirttiği gibi kitap "Balkan Savaşı yıllarında başlayıp 1. Dünya Savaşı'na uzanan bir öyküyü konu alıyor.
Ve yazar "Sen öyle çağırmasaydın ben böyle gelmezdim" diyen, iki yorgun, kırgın gönlün birleşmesini en zarif haliyle kaleme alıyor.
'İki büyük savaş, muhacirlik, mücadele, sevda ve kader... '

Gelelim yazarın üslubuna; bazı romanların konusu her ne kadar ilgi çekici ve etkileyici olsa dahi, eğer ki yazar kalemini amiyane, sığ cümlelerden arındırmamışsa, konuya odaklanıp, sözcüklerin hakkını verememişse o kitap bir yanıyla eksiktir fikrimce. Ben yazarın işçiliğini görmek isterim kelimelerde.
İşte Nazan Bekiroğlu "Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek" olan bu hikayeyi işlerken, kelimelerini de bir o kadar itinayla seçmiş. Adeta kalbinden damıtarak kaleme almış her bir cümlesini. İşte bu nedenle kitabın satır aralarında kendinize rastlamanız mümkün. Benim, romanda aradığımı bulduğum şu satırlardaki gibi:
"Niye ki bunca acı? Dünya imtihan yeriydi belli, bu da bir sınav, amenna. Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah'ın kuluna aşkı. Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu? Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah'a duyduğu aşk katlanılanilir kalabilirdi. Dünya cennet değildi evet; olsaydı, cennetin ne anlamı kalırdı? "
Son olarak, kitabın bitmesine yakın bir hüzündür sarmıştı yüreğimi. Aynı hüznü kitabın son sayfalarına doğru yazarın da yaşadığını hissettim.
Her bir cümlesiyle gönlüme sirayet eden, efkunkâr kalem Nazan Bekiroğlu, Nar Ağacı adlı eseriyle gerek üslup, gerekse muhtevası, dönemi anlatmadaki mahareti ve incelikle işlenmiş detayları ile kütüphanemdeki yerini aldı.