• https://youtu.be/_1InLLgdHPY

    ...Ve güz geldi Ömür hanım.
    Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul.
    İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.
    Yağmur ha yağdı ha yağacak.
    İn- cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır.
    Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı...
    ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?
    Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize?
    Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?
    Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
    Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?
    Yaşamı düz bir çizgide tumak tükenmektir.
    Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
    Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...
    Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
    Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından? Dönelim...
    Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...
    Olsun dönelim biz yine de.
    Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
    Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim.
    Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze.
    Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.
    Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım. Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı?
    Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine.
    Bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?
    Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama...
    Değil mi yoksa?
    Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı.
    Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum.
    Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni.
    Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, 'dar çevre yitiklerin'de önem kazanmaya...
    Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.
    Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
    Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların.
    Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?
    Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur.
    Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum.
    Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...
    Yalnızım Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...
    Sularım toprağa sızıyor bak.
    Yüzümü geceler örtüyor.
    Binlerce taş saklanıyor içimde.
    Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle? Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...
    Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
    Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı?
    Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi?
    Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten?
    Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...
    Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
    Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu.
    Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden.
    Yanılıyor muyum? Olsun.
    Yanıldığımı biliyorum ya...
    Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler.
    Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
    Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin.
    Sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana.
    Dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de.
    Anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...
    Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.
    Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz...
    Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.
    En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
    Kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...
    O kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...
    Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye?
    Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize.
    Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.
    Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...
    Sızar iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için.
    Ve bir gün ölümün balkonundan... dökülür toprağa el içi kadar bir su.
    Yerde birkaç damla nem, bir avuç ıslaklık...
    Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de...
    Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni.
    Değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle.
    Yıldım ömrümün kalıplarından.
    Beni duy ve anla.
    Yağmur dindi Ömür hanım.
    Gökyüzü masmavi gülümsedi yine.
    Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle.
    Umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından.
    Ne aldanış!
    Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?
    Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla.
    Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.
    Delilik mi dedin?
    Kim bilir...Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu.
    Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi?
    Kim ne diyebilir ki?
    Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim...
    Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek.
    Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile...
    Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
    Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde.
    Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum.
    Bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını.
    İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek.
    Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?
  • Gençler eski şiirimizi okumuyorlar, çünkü bulamıyorlar.
    Sadeddin Nüzhet yeni yazı ile Baki divanını bastırdı, ikinci, üçüncü derecede şairlerden daha bir ikisinin divanını bastırdı. Allah razı olsun.
    Ama bu iş o kadarla kaldı. Çocuklarımıza verecek bir Fuzuli, bir Nedim divanı bulamazsınız. bunca yıldır o divanların üç dört tanesi olsun bastırılamaz mıydı? şiirlerin yanına bugünkü Türkçe ile birer tercümesi de konulabilirdi.
    İşte Necmeddin Halil Onan'ın İzahlı Divan Şiiri Antolojisi.
    O kitabın gençlerimize çok büyük iyilikleri olabilir. Ama yazık ki yalnız ders kitabı diye okunuyor, öğretmenlik etmeyen yazarlarımızın çoğu onu görüp okumalıdır bile.
    Öyle bir kitap yalnız okulda kalmamalı, hayatımıza karışmalıdır. Tamamdır demiyorum, iyi bir başlangıçtır. Fuat Köprülü'nün Antolojisi...
    Bu "antoloji" sözünü yazarken tüylerim ürperiyor, ne çirkin, ne yaban kelime!
    Frenkçede iyi olabilir, Türkçeye uymuyor.
    Neyse... Fuat Köprülü'nün antolojisi daha büyüktür ama onda şiirler anlatılmamıştır, beklenen hizmeti göremez. Onu muhakkak bir öğretmen okutup mısraların ne demek olduğunu söyleyecektir. Necmeddin Halil'in kitabını ise bir genç kendi kendine de okuyabilir.
    Ama, yine söylüyorum, bu kadarla kalmamalıdır. Edebiyat bilginlerimiz Mecnun-u Leyli'yi yeni yazı ile bastırmak içi bilmem ne duruyorlar?
    Fuzuli'nin o büyük şiiri, dünyanın en güzel manzum romanlarından biridir.
    Kays'ın Leylâ'yı tanımayıp savması, Leylâ'nın hastalanıp ölmesi, o parçadaki sonbahar tasviri:

    Bir böyle hevada Leyli-i zâr
    Gam def'ine etti meyl-i gülzâr
    Gördü gül-ü lâleden eser yok
    Enva-i çemende berk-ü ber yok
    Sahn-i çemenin sefası gitmiş
    Noksan-i sefa kemale yetmiş
    Ne berk yüzünde tab kalmış
    Ne sebz teninde âb kalmış...

    Leylâ'nın öldüğünü haber alınca Kays'ın feryadı, gidip kabrin üzerinde ölmesi:

    Gül derdi hadika-i emelden
    Mey içti surahi-i ecelden
    Kabrini kucakları nigârın
    Can sadkası etti ol ol mezarın
    Leyli dedi verdi can-ı şirin
    Ol âşık-i bî-karâr-ü müskin...


    Bütün bunlar eşi az bulunur sayfalardır. Gençlerimiz, çocuklarımız biraz anlatılınca bunları pekâlâ sevip okuyabilirler.
    Okullarda çocuklara divan şiiri şimdi gösteriliyor, edebiyat tarihi yanında Necmeddin Halil'in kitabı da okutuluyor. İyi ama ezberletilmiyor! Edebiyat öğretmenleri arasında çocuklardan şiir ezberlemelerini isteyen beş on kişi var, yok... Ötekiler sadece yüzünden okutuyor, mâna verdiriyor, bırakıyor. ezberlenmeyen şiir, iyice öğrenilmiş demek değildir, insanın dışında kalır, hayatına karışmaz. Gençlere şiir ezberlemek hevesi verilmiyor. Kimi görseniz: "Benim hafızam kuvvetli değildir, şiiri severim, okurum ama belleyemem" diyor; bununla övündüğü de belli...
    Çünkü malûm ya! ezberlemek pek akıllı adam kârı değildir, hafızlar öyle zeki olmaz...
    İşte bu düşünce ezberciliğin, şu kötü mânada ezberciliğin ta kendisidir.
    Ezberciliğin iyi olmadığını duymuş, bu sözün ne demek olduğunu iyice anlamamış, ezbercilik neye derler? onu öğrenememiş, şiir ezberlemeği de kötü bir şey sanıyor. Bu düşünceyi çocuklara da aşılıyorlar.
    Ben ezberlerim, iki bin beyit kadar bilirim, çok bir şey değil, Avrupa'da kendilerini edebiyata vermiş insanlar arasında yirmi beş, otuz bin beyit bilen vardır, bunların hiçbiride, bizim "hafızası kuvvetsiz", ezberciliği beğenmeyen dostlarımızdan sersem değildir. Bir kimsenin istese de ezberleyemeyeceğini, yaşla, tütünle, bilmem ne ile hafızasının körleştiğine inanmayın; hafızalarının kuvvetsizliği işletmedikleri içindir.
    Her insana hafıza vardır, konuşuyor, demek ki bir çok kelimeleri ezberlemiş. Herkes bir iki tane olsun türkü bilir, doğru yanlış mırıldanır, demek ki hafızası vardır.
    Eskiden şiiri çabuk ezberleyemezdim, on beş, yirmi kere okurdum; şimdi üç beş okuyuşta öğreniyorum. Ezberlemeği bir zaman bırakırsam hafıza yine tembelleşiyor, yine almıyor. Öyleyse hep bir alışma işi. Kendinizi alıştırın, siz de çabucak ezberlersiniz...
    İşin doğrusu şiiri gerçekten sevmiyoruz, bizde güzel söz şekilleri aşkı yok; bizde olmadığı için bu duyguyu çocuklarımıza da veremiyoruz, sonra da divan şiiri artık unutulacak, gençler anlamıyor diye dövünüyoruz.Bu işte yeni yazının, dil değişmesinin, Arapça/Farsça öğrenmemenin bir suçu yok, hiç olmazsa büyük bir suçu yok.
    Asıl büyük suç bizim kendimizin de eski şiiri gerçekten sevmeyişimizde, onu evlerimizden kaldırmış olmamızda.

    Gençler gazelleri anlayıp sevemezlermiş... Yahya Kemal'in şiirlerini, gazellerini yalnız biz yaşta olanlar mı okuyor, beğeniyor sanıyorsunuz? Biz mektepte iken Yahya Kemal daha yeni yazmağa başlamıştı, hocamız gelip de ondan bir iki beyit okuyunca pek sevinirdik.
    Bugünün liselerine giden çocuklarda tıpkı bizim gibi, öğretmenlerinden Yahya Kemal'in şiirlerini okutmasını istiyorlar, yeni bir gazelini okursanız çok seviniyorlar, mânasını öğrenip defterlerine yazmak istiyorlar.
    Yahya Kemal'in gazellerini okuyup seven gençler; Fuzuli'nin, Bâki'nin, Naili'ninkileri niçin anlayıp sevmesin?..


    Cumhuriyet, 10.10.1942 (Abdurrahman Cahit ZARİFOĞLU)
    Nurullah Ataç
    Sayfa 32 - Yapı Kredi Yayınları
  • ACIMDAN ÖLÜYORUM

    -Acıktınız, biliyorum. Ötüp durmayın, yeterince sıkıldım. Bir de sizinle uğraşamam.
    -Anne! ... Anne! ...
    -Yine ne var?
    -Acıktııımmm…
    -Babanızı bekliyorum. Nerede kaldıysa?
    - Anne! ... Anne! ...
    -Anladım, tamam…

    -Hiç susmayın. Sakın, ha…
    Sabah akşam ciyak ciyak ötün.
    Kim var burada, kim?
    Ne zaman doydunuz ki?
    Tıka basa yeseniz yine ciyaklarsınız.

    -Huu… huu… Komşu, komşu! ...
    -Yine ne var?
    -Ne yapıyorsun? Nasılsın?
    -Acıktım… Acıktım…
    -Bakıyorum da, çocuklar hiç susmuyor.
    -Hiç sorma sabahtan akşama kadar hem de.
    -Saat kaç olmuş, hala neden yedirmedin yemek?
    -Babalarını bekliyorum.

    - Şimdi geldim! ... Geldim! ... Çocuklar neredesiniz? Akşam oldu, yorgun argın geldim, hala kimsecikler yok. Bu çocuklar nerede? Yine nereye gittiler?

    -Anne! … Anne! … Babam geldi.
    -Hani nerede?
    -Geldim, dedi. Ama çocuklar neredesiniz, dedi.
    -Hayır, o yan komşunun babası.

    -Şu adama kaç kere söyledim, şu gözlüklerini değiştir diye. Zamanında takmadı, takmadı. Gözleri iyice bozuldu. Yine evi karıştırdı.

    -Şu havaalanını da burnumuzun dibine yaptılar, gece, gündüz kafa, beyin kalmıyor, gürültüden. Babanız gelse de bu gürültüde geldiğini duyamayız bile.
    -Anne!... Anne!...
    -Efendim canım..
    -Bu büyük kuşlar acıkmıyor mu?
    -Aklınız, fikriniz yemekte. Hiç başka bir şey düşünmeyin aman diyeyim.

    -Kıyıya kadar geldik. Hala bir parça yiyecek bulamadık. Üstelik akşam da oldu. Evdekiler ne yaptı acaba?
    -Ne yapacaklar dostum, biz ne yapabildik ki. Elimiz boş gitmemizin de hiçbir anlamı yok.
    -Haklısın.

    -Evden de uzaklaştık. Bu saatten sonra aç karnına nasıl döneceğiz?
    -Offf…Offf…
    -Oflayıp, puflama! ... Bir şeyler bulana kadar bakacağız.
    -İyi de dostum, ne orman, ne dağ, taş hiçbir şey bulamadık denize de baktık. Hala tek bir yiyecek bulamadık.
    -Haklısın. Ama aramaya devam etmeliyiz.

    -Sizin buralarda ne işiniz var?
    -Yiyecek arıyoruz?
    -Yiyecek mi? Ha.ha.ha. Gülecek halim bile yok. Siz delirdiniz mi? Yiyecek mi kaldı da yiyecek arıyorsunuz? Kaç ay oldu tek bir balık bile bulamadık.
    -Bizim için balık olmasa da olur, iyi de.
    -Anlamak istemiyorsunuz anlaşılan. Geldiğiniz yere dönün buralarda hiç bir şey bulamazsınız.

    -Bak onlarda yiyecek sıkıntısı çekiyormuş. Bu gidişle çok daha zor olacak. Yine ne düşünüyorsun?
    - Diyorum ki, kuzenin yanına mı gitsek ? şimdi nasıl da yiyip içiyordur.
    -Sirke mi?
    -Evet.
    -Aklın fikrin teslimiyette.

    -Arkadaşlar! ... Arkadaşlar! ... Yeni birileri geliyor.
    -Kim onlar?
    -İki kuş.
    -Nereye böyle?
    -Yiyecek arıyoruz ve tek bir lokma bile bulamadık. Ormanlara, vadilere, dağlara baktık, hiçbir şey yok.
    -Kutuplara kadar gittik, birileri her gittiğimiz yeri kurutmuş adeta. Biz de arıyoruz, ama yok, yok…
    -Bu gidişle hepimiz öleceğiz.

    -O da öldü. Artık hiç yumurtam kalmadı. Hepsi, hepsi öldü, daha doğmadan.
    -Şurada biri var. Gel, yanına gidelim.
    -Merhaba, nasılsın? Buralar da yiyecek bulabileceğimiz bir yer var mı?
    -Hayır! … Hayır! ... Sakın buralardan bir şey yemeyin.
    -Neden? Oysa insanların bir sürü yiyecek atığı varmış.
    -Evet, doğru. Hem de dağlar kadar atıkları var. Hepsi zehirli ama.
    -Nasıl! ...Nasıl?
    -Evet, bakın tek bir yumurtam kalmadı, hepsi öldü.

    -Hey!… Şu aşağıya bak. İnsanlar!...İnsanlar!...Şunlardaki rahatlığa bak. Yiyorlar,içiyorlar, hiçbir sorunları yok.
    -Hiçbir yere de yiyebileceğimiz bir şey bırakmamışlar.
    -Hey! Belki de Belki de iyecek bulamamamızın sebebi bunlar.
    -Nasıl yani?
    -Bilmiyorum, aklım çok karıştı. Açlık bir taraftan, yorgunluk bir taraftan.
    -Evdekileri düşünmektendir.
    -Kimbilir belki de doğru söylüyorsun.
    -İyi de bunu nasıl öğreneceğiz?
    -Bilmiyorum.

    -Onca yol gittik, geldik ve eve de ulaşamadık hala.
    -Bugün çok yoruldum.
    -Ya ben kanatlarım neredeyse dökülecek.
    -Eve nasıl gideceğiz? Hala çocuklar için tek bir yiyecek bulamadık.
    -Bilmiyorum, bilmiyorum... Sorup durma çıldıracağım.

    -Haydi, çabuk, çabuk lağım fareleri. Onlar bilir, nereden yiyecek bulacağımızı.
    -Onlar da bilmezse¸bu iş buraya kadar.
    -Hey! Merhaba. Nereden yiyecek bulabiliriz?
    -Siz dalga mı geçiyorsunuz? Hiç bir yerde yiyecek kalmadı. Biz de gidiyoruz buralardan.
    -Nereye?
    -Yiyecek bulabileceğimiz yerlere.
    -İyi de biz kutuplara kadar gittik ve tek bir yiyecek bulamadık.
    -Ne! Ne! Ne!
    -Evet, bu doğru.
    -Bittik, mahvolduk demektir.

    -O günleri hatırlıyor musun?
    -Hangi günleri?
    -Eve çocuklara yiyecek götürdüğümüz günleri.
    -Evet, çok güzel günlerdi.
    -Ben eve bu halde gidemem.
    -İyi de ne yapacağız?

    -Anne! Anne! Babam neden gelmedi? Ne zaman gelecek.
    -Bilmiyorum, çocuklar. Ben de merak ettim.
    -Açlıktan öleceğiz mi anne?
    -Elbette hayır. Ne yapıp, ne edip babanız yiyecekle dönecektir.

    -Gel artık gel. Çocuklar daha fazla dayanamayacak. Elimden geleni yaptım. Ama buraya kadarmış. Eski günlerdeki gibi hadi yiyeceklerle yavrularımız için geri dön.

    -Yiyecek, yiyecek…
    -Evet, evet. Artık eve dönebiliriz.
    -Ama! Ama! Ne bunlar bu böcekler kurumuş. İçleri boş bunların.
    -Nasıl olabilir bu?
    -Güneş, güneş yakıp kavurmuş.

    -Onlar gibi yok olacak mıyız?

    -Arkadaşlar nereye?
    -Gidiyoruz.
    -Neden? Yiyecek kalmadı.
    -Nereye?
    -Bilmiyoruz.

    -Çocuklarım, çocuklarım… Neredeler? Yuvamız yok olmuş. Kim yaptı? Kim yaptı bunları? Artık yok onlar. Biz de yok olacağız. Herkes gibi.
    -Neden?
    -Bunların olacağı belliydi.
    -Neden?

    -Fabrikaların yıllarca ürettiği kirlilik, bacalara takılmayan filtreler kirletti. Yüksek yüksek yapılıp etrafı sözde kirletmeyen fabrikalar diğer bölgelerde sülfür dioksite sebep oldu.
    -Bir yılda bacalardan çıkan milyonlarca ton sülfür dioksit asit yağmurlarına sebep oldu ve ağaçları kuruttu.
    -Kömür gibi fosil kaynakların uygun ve zararsız bir şekilde kullanılmaması ve bunların atmosfere bıraktığı gazlar.
    -Spreylerin çıkardığı aerosol kirliliği yüzünden ozon tabakasının yüzde beşi azalmakta ve bitki kaynaklarını yok etmekte.
    -Uzay mekiklerinin çıkardığı gazlar.
    -Kesilen ormanlar.
    -Arabaların eksozlarınn çıkan gazlar.
    -Sonuç, yok oluş.

    HASAN HÜSEYİN BEYDİL
    10.12.2009 12:22:59
    10.12.2009 03:45:00
  • Kendi hazırladığım bir liste bırakıyorum buraya. İzlediğim yabancı dizileri bulunduran. Kısa bilgi de barındıran.
    📀DİZİ LİSTESİ📀
    Not:⤵️
    ✨ Bitirdiklerim
    🌀 Yarım kalanlar
    🎈 Animasyonlar
    🛡️⚔️🗝️🤴👸🛡️⚔️🗝️💂🛡️⚔️🗝️👸🤴🛡️
    _TARİH_ ⤵️
    ✨ *MERLİN* harika seri ilk izlediğim dizilerden. Dostluk güzel şeylere inanç var hep içinde. Arthur'ün efsanesini anlatıyor ama tarihi sayılabilir. 5 sezon.
    ✨ *CHERNOBLY* (ÇERNOBİL) 5 bölüm ortalama 6 saat sürüyor toplam Çernobili anlatıyor. Tek sezon.
    ✨ *GAME OF THRONES* (TAHT OYUNLARI) Fantastik, kitaptan uyarlama büyük seri (kanlı ve açık sahne bol) fantastik bir seri ama tarihi yönü var. 8 Sezon. HBO kanalının dizisi.
    ✨ *VİKİNGS* (VİKİNGLER) mükemmel (kanlı) vikingleri anlatıyor. Başarılı bir yapım. HİSTORY kanalının dizisi. 6. Sezonu yayınlanıyor. (Açık sahne olabiliyor)
    ✨ *SALEM* salem cadılarını anlatan fantastik ama tarihi sayılabilir bir dizi. (Açık sahne olabiliyor)
    📏⚗️📏⚗️📏⚗️📏⚗️📏⚗️📏⚗️📏⚗️📏
    _BİLİM KURGU_⤵️
    ✨ *WEST WORLD* (BATI DÜNYASI) 2 sezon. Felsefe, sosyoloji ve bilim kurgu bir arada. Şaşırtan kaliteli yapim. HBO dizisi. (Açık sahne olabiliyor).
    ✨ *BLACK MİRROR* (KARA AYNA) Her bölüm ayrı hikaye düşündürücü mesaj içeren. 5 sezon ve geçenlerde ⤵
    ✨ *BANDERSNACHT* isimli interaktif filmi yayınladı beyin yakıyor. Film.
    🌀 *DOKTOR WHO* (DOKTOR KİM) bilim kurgu eskilerden beri olan bir dizi. Siyah beyaz sezonları bile var.
    ✨ *DAYBREAK* (KIYAMET)bilim kurgu, gençlik ve güzel anlatımı var,hoş 1 sezon yayınlandı henüz.
    ✨ *HUMANS"* (İNSANLAR) bilim kurgu. 3 sezon.
    ✨ *WEİRD CİTY* (GARİP ŞEHİR) , Black mirror tadında daha garip sadece yeni yayınlandı çıtır dizi. 1 sezon.
    ✨ *MR. ROBOT* (BAY ROBOT) bilim kurgu komplo tarzı. Kafa açıyor. 4 sezon. Son sezonu yayınlanıyor.
    ✨ *HANNA* 1 sezon yayınlandı güzel.
    ✨ *VWARS* (VAMPİR SAVAŞLARI) bilim kurgu ve fantastik türlerinin bir arada bulunduğu güzel mi güzel bir dizi yeni, tek sezon yayınlandı 10 bölüm ortalama 40 dk ilk bölüm dışında. Başarılı buldum.
    ✨ *THE SOCİETY* (TOPLUM) sosyolojiye giriş niteliğinde hoş 1 sezon.
    ✨ *THE HANDMAİD'S TALE* (DAMIZLIĞIN ÖYKÜSÜ bilim kurgu drama 3 sezon. (Açık sahne olabiliyor). Kitaptan uyarlama. Çok kaliteli oyunculuk. Çok sanatsal başarı. Renkler müzikler çoook yoğun ve doğru kullanılmış. Giderek devleşen bir başrol oyunculuğu. Psikolojik gerilim tadı da var biraz. Distopya.
    ✨ *STRANGER THİNGS* (GARİP ŞEYLER) efso bilim kurgu geçmiş zaman da geçiyor. 3 sezon.
    ✨ *DARK* (KARANLIK) bilim kurgu beyin yakıcı. Alman dizisi. 2 sezon.
    ✨ *THE GOOD PLACE* (İYİ YER) komedi felsefik çerezlik dizi 20 dk yada 30 dk falan. 4 sezon.
    💎⚰️🔮⚔️🧟🧙‍♀️🧝🧞🧚🏼‍♀️🧛🧜‍♀️🔮⚰️💎⚔️
    _FANTASTİK_⤵️
    ✨ *YAŞAMAYANLAR* ilk Türk vampir dizisi güzel. 8 bölüm tek sezon.
    ✨ *THE WİTCHER* harika bir orta dünya şöleni. Oyunu ve kitabı var. 1 sezon 8 bölüm ortalama 1 saat. (Çıplaklık barındırıyor).
    ✨ *SHADOWHUNTERS* ( GÖLGE AVCILARI) - fantastik 3 sezon kitabi ve filmi var. Vampir, kurt adam, cadı, iblis.
    🌀 *LOST GİRL* (KAYIP KIZ) fantastik değişik konulu. Bitirmedim. Fena değil. Vampir, kurt adam, cadı ve daha başka şeyler. (Açık sahne olabiliyor) 5 sezonmus.
    ✨ *THE VAMPİRE DİARİES* ( VAMPİR GÜNLÜKLER) - fantastik 8 sezon. Kitaptan uyarlama. Vampir, kurt adam, cadı.
    ✨ *THE ORİGİNALS* (ORİJİNALLER) - Fantastik vampir günlüklernin yan dizisi ama bu sene bitiridiler aile dizisi tam bir. 5 sezon. Vampir, kurt adam, cadı.
    ✨ *DRACULA (2020)* Netflix yapımı mini dizi tadında. İlk sezon 3 bölüm. Ortalama 1 buçuk saat. Devam edecek mi bilmiyorum. Fakat anlatım başarılı. Klasik hikaye farklı işlenmiş. Hoş şeyler var. İzlenişi keyifli. Mide bulantısı yapabilir bazen. Alışkın olmayan için.
    ✨ *ATİYE* Netflix, ilk sezon bitti 8 bölüm. Ortalama 45 50 dk. Güzel başarılı. Kültürel ve efsane bulunduran.
    ✨ *LEGACİES* (MİRAS) the originalsin yan dizisi 2. Sezon yayımlanıyor. Vampir, kurt adam, cadı. Ek canavarlar.
    🌀 *SUPERNATURAL* (DOĞAÜSTÜ) 15. Sezon. fantastik biraz ürkütücü. Vampir, kurt adam, cadı ,iblis ve daha nicesi.
    🌀 *HEMLOCK GROVE* fantastik 3 sezon son sezonu izlemedim biraz değişik. Vampir, kurt adam, cadı.
    🌀 *BELİEVE* (İNANMAK) 1 sezonluk fantastik dizi. Psişiklik.
    🌀 *I ZOMBİE* (BEN ZOMBİYİM) 5 sezon polisiye. Zombi.
    ✨ *BİTTEN* (ISIRILAN) kadın kurt adam hikayesi 3 sezon.
    ✨ *BEİNG HUMAN* (İNSAN OLMAK) 4 sezon. vampir kurt adam ve hayalet aynı evde yaşarlar.
    ✨ *SHANARRA CHONİCLES* (SHANARRA GÜNLÜKLERİ) Fantastik ama 2. Sezonda iptal ettiler. Kitaptan uyarlama. Farklı bir orta dünya tasfiri.
    ✨ *CHİLLİNG ANDVENTURES Of SABRİNA*
    sabrına Spellman i anlatıyor ancak daha böyle ürkünç güzel Rİverdale yan kasabası greendale de geçiyor. 2 sezon. Cadı , iblis.
    ✨ *THE GİFTED* (YETENEKLİ) son sezonu iptal edildi 2 sezon. Mutant.
    🌀 *THE FLASH* yarım bıraktım ama şey kahraman dizisi. 6 sezon.
    ✨ *THE MAGİCİANS* (SİHİRBAZLAR) gittikçe güzelleşsen gördüğüm nadir dizilerden sihir dizisi. 4 sezon. Büyü vs.
    ✨ *WİTHCES OF THE EAST AND* (EAST AND CADILARI) cadı dizisi eski bir dizi. 2 sezon. Cadı.
    🌀 *EMERALD CİTY* bir bölüm falan izledim yarım kaldı fantastik bir tür. 1 sezon. Dizi iptal edilmiş. Öz büyücüsü hikayesi sanırım.
    ✨ *TEEN WOLF* (GENÇ KURT) efsane kurt adam dizisi 6 sezon. Güzel efsaneler var. Kurt adam dışında doğaüstü şeyler de var.
    ✨ *HAKAN: MUHAFIZ* Netflixin ilk türk dizisi hikayesi güzel 2sezon oynadı. Efsane anlatıyor.
    ✨ *WOLFBLOOD* (KURTKAN) daha çok küçük yaş dizisi kurtadamlar falan var ama güzel. 3 sezon. Yeni versiyonu da varmış sanırım.
    ✨ *SİEMPRE BRUJA* (HER ZAMAN BİR CADI) 1 sezon 10 bölüm ispanyol dizisi. Cadı.
    ✨ *DİSCOVERY OF WİTCHES* (CADILARIN KEŞFİ) 1 sezon cadı fantastik dizi.
    ✨ *ORDER* (TARİKAT) 1 sezon cadı fantastik dizi.
    ✨ *MY BABYSİTTER'S A VAMPİRE* (BAKICIM BİR VAMPİR) Disney dizisi bir sezon 13 bölüm. Vampir.
    🌀 *MYSTERİOUS HİSTORY* (ESRARENGİZ TARİH) bulamadığım bir dizi önceden TV de bakardım
    ✨ *THE SECRET CİRCLE* (GİZLİ ÇEMBER) tek sezon cadı dizisi. Cadı.
    ✨ *TRUE BLOOD* (DOĞRU KAN) en kotu oyunculuk dizisi başrol çok kötü 7 sezon vampir fantastik Vampir, kurt adam, cadı, peri, şekil değiştiren ve daha nicesi.
    🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈🌈
    _TOPLUMSAL MESAJ_ ⤵️
    ✨ *ŞAHSİYET* çok guzel bir yapım. Başarılı oyunculuk, güzel senaryo.
    ✨ *THE FAMİLY* (AİLE) değişik bir belgesel 1 sezon.
    ✨ *13 REASONS WHY* (ÖLMEK İÇİN 13 NEDEN) efsane sosyolojik olaylar var gençlerin yaşadığı birbirine yaşattığı zorluklar var. 3 sezon.
    🏃🏾‍♀️🚶🏃🏾‍♀️🚶🏃🏾‍♀️🚶🏃🏾‍♀️🚶🏃🏾‍♀️🚶🏃🏾‍♀️🚶🏃🏾‍♀️🚶🏃🏾‍♀️
    _GENÇLİK ve ENTRİKA_⤵️
    ✨ *Fİ* kitap uyarlama, psikolojik, hoş. Sanırım tek sezon.
    ✨ *SKAM* (UTANÇ) Norveç dizisi bir sezon gay sezonu. kaos falan keyifli lise dizisi bu aralar italyan versiyonunu da izledim güzel. 4 sezon.
    ✨ *SKAM* ( italyan versiyon). 2 sezon.
    ✨ *ELİTE* (ELİT) lise draması.2 sezon. İspanyol.
    🌀 *SUBURGATORY* (VAROŞLAR) bulamadığım bir dizi önceden TV de bakardım.
    ✨ *RİVERDALE* kanada dizisi ilginç lise dramasi. Güzel gizemleri var. 4 sezon.
    🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀🎀
    Animasyon olarak yetişkin çizgi filmi yani
    🎈 *DİSENCHANTMENT* değişik noktalara değiniyor güzel. Tarihi, Fantastik.
    🎈 *RİCK AND MORTY* bol mesajı biraz argo izledim yeni sezon bekliyorum. Bilim kurgu.
    🎈 *THE SİMPSONS* mesajli değişik 20 kusur sezonlu tabiki bitmedi 😂
    🎈 *FAMİLY GUY* tabiki argolu ve komik arada denk geldim
    🎈 *FİNAL SPACE* çok hoş bir uzay animasyonu 2 sezon 23 bölüm ortalama 20 dk tam çerez. Bilim kurgu.
    🎈 *STAR KÖTÜ GÜÇLERE KARŞI* çizgi film güzel 🤭 fantastik.
    🎈 *WİNX* fantastik.
    🎈 *AY SAVAŞÇISI* Fantastik.
    🎈 *LİTTLE WİTCH ACADEMİA* cadı keyifliydi.
  • Off Yeter artık anne ya Yine mi yatağı ıslattın. Yeminle vereceğim seni sonunda huzur evine. Sen de kurtulacaksın, ben de diye söylendi kadın.

    Annesi uzun zamandır yatalaktı ve konuşamıyordu. Kızının sözleri üzerine kalp atışları hızlandı. Elleri terledi. Dudaklarını kımıldattı. Güzel kızım özür dilerim. İnan bilerek yapmadım. Vallahi farkında bile değilim. Çok özür dilerim diyecekti, diyemedi... Yatağın ucunda duran ve öfkeyle kendisine bakan kızıyla göz göze geldi. İki damla yaş daha fazla kirpiklere tutanamayıp, önce yanaklara, sonra da göğsüne damladı.

    Hah Şimdi de ağla.Yahu asıl ağlaması gereken benim anne ben. Senin yüzünden Hayri'yle ayrılma noktasına geldik. Adam da haklı. Evinde bile rahat edemiyor. Sen ne güzel ağlıyorsun da söylesene ben kime ağlayayım. Aylardır sana bakıyorum, altını temizliyorum, Bıktım yeminle bıktım...

    Araya kızgın bir demir gibi sessizlik girdi. Kadın söylene söylene yatak çarşaflarını değiştirdi. Annesi kızını daha fazla kızdırmamak için gözlerini kapattı. Biliyordu çocukcaydı ama sanki gözlerini kapatınca orada yokmuş gibi oluyordu..

    Son zamanlarda bulmuştu bu oyunu. Ne zaman evdekiler ona söylense, sitem etse, çemkirse, kötü davransa, o hemen gözlerini kapatıyordu.

    Kadın hışımla yerdeki ıslak çarşafı alıp odadan çıktı. Annesi yine yalnızlığıyla başbaşa kalmıştı. Derin bir nefes aldı. Aldığı nefes göğsüne saplandı.Başını usulca pencereye doğru çevirdi. Pencerenin önünde duran ve ha kurudu ha kuruyacak bir tek kırmızı güle baktı. Bu odada yattığı zamanda, gül ona arkadaşlık etmişti. Sırlarını onunla paylaşmıştı. Ama gül de bakımsızlıktan önce yapraklarını dökmeye başlamış, sonra da boynunu eğerek dalından kopmuştu.

    Gidiyoruz galiba ikimizde. dedi. Vakit geldi değil mi?

    Gül cevap vermedi. Kadın da onu zorlamadı. Sen de haklısın. Öleceğimizi bilmek kolay değil ama inan böyle ben burada yatağın ucunda, sen orada daın ucunda yaşamakla öüm arasında sallanıyoruz ya, inan bu da hiç kolay değil. Düşünsene ne ölebiLiyoruz, ne yaşayabiliyoruz. Fazlayız dünyaya. Yük oluyoruz sevdiklerimize. En iyisi gitmek biran önce. Ah! Bak ne diyeceğim sana. Hani biz insanlar hapşırıyoruz ya. İşte mesela biz türkLer hapşırsak hemen çok yaşa derler. Ama almanlar hapşırsa, orada da iyi yaşa derler. Bence en doğrusunu onlar söyLüyorlar. Mesee çok yaşamak değilmiş, iyi yaşamakmış. Baksana halimize, çok yaşadık da ne oldu. Azar, hakaret, kötü bakışlar..

    Gül biraz daha koptu dalından.
    Kadının kalbi sıkıştı..
    Karanlık çöktü kente.
    Sokak lambaları yandı..
    Oturma odasından kahkaha sesleri geliyordu. Çocukların yine misafirleri vardı demek. Ne güzeL eğleniyorlar diye iç geçirdi anne. Gülümsedi. Kuzum benim, gül elbette, ben seni çok üzüyorum, yoruyorum, haklısın. Kurban olurum sana

    Gül dalından kopup pervazın üstüne yuvarlandı.
    Kadının kalbi durdu.
    Karanlık çöktü odaya.
    Kadın elinde çorba tabağıyla odaya girdi. Yüzü asıktı. Biraz önce dışarda kahkahalar atan kadın gitmiş yerine suratsız sinirli biri gelmişti. Kadın tabağı yatağın yanındaki sehpanın üstüne koydu. Annesine bakmadan, yorganı kaldırıp, yine yatağı ıslatıp ısLatmadğına baktı. Ve İnanmıyorum sana anne ya! daha biraz önce değiştirdim senin altını. Sen inadıma yapıyorsun değil mi bunu? Demin içerde birazcık güldüğümü duydun, sırf ben üzüeyim diye yine yatağı ıslattın de mi.
    Ah anne ah!

    Başını kaldırdı. Annesinin gözLeri kapalıydı. Eli annesinin bacağına değdi. Annesi soğuktu. Hem de buz gibi. Kadın irkildi ve korkuyla geri çekildi. Anne diyebildi sadece. Gerisini getiremedi.

    Saksı dünyada kaldı.
    Yatak da dünyada kaldı.
    Diğer eşyalar gibi, toprak gibi, hava, su, ateş gibi, her şey dünyada kaldı.
    Giden gül oldu, giden anne odu.

    Sonra kadın çok ağladı. Dayanamadı, ara sıra gidip annesinin mezar taşına sarıldı. Mezar taşı soğuktu, hatta buz gibiydi.

    Mezar taşları yaşayan anneler gibi sıcak olmuyor.
    Yaşarken sevdiklerine sarılmayanlar, onlar öldükten sonra mezar taşlarına sarılıyorlar. Geç oluyor.

    Kadın da yaşlanacak bir gün. O da çocuklarına muhtaç kalacak belki. Belki onu da bir odaya yatıracaklar ve oda da bir gül olacak.

    Sonra gül dalından kopacak, kadın ölecek. Ve onun kızı da onun mezar taşına sarılıp ağlayacak.

    Bu hikaye hep böyle devam edecek.
    Saksı bu dünyada kalacak..
    Yatak bu dünyada kalacak..
    İlk ölen, erken ölen hep insan olacak..
    Yüreğini hatırla insanoğlu. Senin bir yüreğin var, hatırla!