Kaldır kadehi ey sevgili, önce gelişine sonra gidişine.
Dibini bulunca gelmişine geçmişine…....

Şimdi kaldır kafanı ve gökyüzüne bak aynı yıldızın altındayız.

Sonbahar Yaprağı, bir alıntı ekledi.
25 May 00:42 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Ey Âşık!
Sevgilini saklayan bencillik perdelerini kaldır ve ilahî nurun alevlerini bul.

Gönül Çerağını Uyandırmak, Tosun Bekir BayraktaroğluGönül Çerağını Uyandırmak, Tosun Bekir Bayraktaroğlu
Meftun, bir alıntı ekledi.
23 May 22:34

TELEFONDA SEN
Bundan daha güzel müjde mi olur? 
Merhaba diyorsun telefonda sen,
Sen ki konuşursun derdim mi kalır? 
Nasılsın diyorsun telefonda sen...

Bu gece misketi çaldırmaz mıyım,
Başkenti ayağa kaldırmaz mıyım,
Sesini duyup da çıldırmaz mıyım! 
Delisin, diyorsun telefonda sen...

Sağlığını düşün herşeyden önce,
Kendine iyi bak içme her gece
Seni Seviyorum, hem de delice! 
Bilesin, diyorsun telefonda sen...

Mutluluk ne kadar kolaymış meğer,
Sevginin kadrini bilseydik eğer,
Kim ne derse desin, çekmeye değer,
Çilesin, diyorsun telefonda sen...

Çoktan terk ederdim, bu şehri, çoktan,
Arar diye caydım her yolculuktan,
Dostlar ne âlemde, çoluk çocuktan
Ne haber, diyorsun telefonda sen...

Sabrımı yenmese hasret nöbetim,
Arayıp sormaya yoktu niyetim.
O anda hapşırdın, çok yaşa dedim,
Beraber, diyorsun telefonda sen...

Albümde görünce aklıma esti,
Berbere uğradım dün akşam üstü,
Resmime bakarak saçımı kesti
Severdin, diyorsun telefonda sen...

Sevgi bu, insanı böyle inceltir,
Aklın ermediği yere yöneltir.
Sen de şiirlerinde böyle yüceltir,
Överdin, diyorsun telefonda sen...

Biraz da fedakâr olsaydın keşke,
Ne verdin destanlar yazdığın aşka? 
Ömründen üç gece, hepsi bu, başka? 
Ne verdin, diyorsun telefonda sen...

Hem içme diyorsun, içme de çıldır! 
Hem de kalk şu anda bir kadeh doldur,
Hadi sağlığına şerefe kaldır,
Çınçınlat, diyorsun telefonda sen...

Bu yıl kurak geçti, bahar da yaz da,
Erik de olmadı, dut da, kiraz da,
Neler söylüyorum, lütfen biraz da,
Sen anlat, diyorsun telefonda sen...

Ne söylersen söyle, sen ne dersen de! 
Anlat düşmanımı düşte görsen de! 
Bir sigara yaksam, izin versen de; 
Devam et, diyorsun telefonda sen...

Seni dinlemekten güzel şey mi var? 
Çölde şırıl şırıl akan su kadar,
Yeter konuştuğum, benden bu kadar,
Merhamet, diyorsun telefonda sen...

Gelirsem görünme, kendini gizle,
Seni yağmalarım, yerim bu hızla! 
Yerin kulağı var, açılma fazla,
Orda kal, diyorsun telefonda sen..

Canım ne istiyor şu anda bilsen? 
Ah mümkün olsa da bulup da gelsen,
Kendi ellerinde incecik dilsen,
Portakal, diyorsun telefonda sen...

Afedersin bazen sapıtıyorum,
Böyle saçma sapan lâflar ediyorum,
Kapı çalınıyor, kapatıyorum,
Hoşçakal, diyorsun telefonda sen...

Ya Evde Yoksan, Cemal SafiYa Evde Yoksan, Cemal Safi

Sulara akşam dokundu.
Kaldır alnını
Göğe değsin bakışların.
Ürkütmez o an, uzağındaki akşamlar...

Seçil Oğuz

Ayberk, bir alıntı ekledi.
23 May 09:13

...
Yastıkları yerden, gözlerini telefondan kaldır artık.
Korkularınla iki gece bir başına kalacak cesaretin,
Senden hesap sorana, özür dileyecek bir yüzün olsun.
Yabancı hayatların vitrini olmayı bırak
İndirim çoktan bitti
Elde kaldın
Elinde patladı hayat.

Birini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım, Kemal HamamcıoğluBirini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım, Kemal Hamamcıoğlu
Yasemin D., İnce Memed 1'i inceledi.
22 May 19:25 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Muhteşem bir dil, muhteşem anlatım. Daha ilk kitabından böyle düşünüyorsam diğerlerini tahmin edemiyorum.
Okumakta geç kaldığımı hissettiğim mükemmel bir eser. Daha fazla yorum yapamayacağım son kitabından sonra döktürebilirim.
Unutmadan, bu kitabı herkes her zaman okuyabilir.
#alıntı
"Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir.
Kendi iyiliğine de baş kaldır…"

Ruta/6256, bir alıntı ekledi.
22 May 01:56 · Kitabı okudu · 5/10 puan

"İnsanlar kaymayan yıldızların ardından dilek dilemezler. Öyleyse başını kaldır, bu yıldızlı gecede bir kereliğine de yıldızların seni izlediğine inan. Bil ki, bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olacaksın."

3391 Kilometre, Beyza Alkoç (İndigo Kitap)3391 Kilometre, Beyza Alkoç (İndigo Kitap)
Sadettin Olgun, bir alıntı ekledi.
22 May 00:13 · İnceledi

KÖR KADININ SÖYLEŞİSİ
YABANCI:
Korku vermiyor mu olanlardan söz etmek?

KÖR KADIN:
Hayır.
Çok uzak kaldı şimdi. Bir başkasıydı.
O zamanlar görebilen, bakarak ve bağırarak yaşayan,
sonra ölen.

YABANCI:
Güç bir ölüm müydü onunkisi?

KÖR KADIN:
Bir acımasızlıktır ölüm, bilmeyenlere karşı.
Güçlü olmak zorundadır insan, ölse bile bir yabancı.

YABANCI:
Yabancı mıydı o kadın sana?

KÖR KADIN:
Diyelim: Öyle oldu sonra.
Ölüm, anayı bile yabancılaştırır çocuğuna.-
Ama korkunçtur elbet ilk günler.
Tek bir yaraydı sanki bütün bedenim.
Her şeyde filizlenip olgunlaşan dünya,
kökleriyle koparıp alınmıştı içimden,
yüreğimle birlikte (öyle geliyordu bana),
tersyüz edilmiş toprak gibi öylece, yatmış,
kendi gözyaşlarımın, ölü gözlerden
sürekli ve sessiz, Tanrı öldüğünde bomboş göklerden
bulutlar dökülmesi gibi yağan
soğuk yağmurlar içiyordum.
İşitme duyum ise engin ve açıktı her şeye.
Duyulamayacak şeyleri duyuyordum:
Saçlarımın üzerinden akıp giden zamanı,
incecik kadehlerle yankılanan sessizliği,-
ve hissediyordum: Ellerimin hemen yakınında,
büyük ve beyaz bir gül solumaktaydı.
Ve hep düşünüyordum: Gece ve gece diye
düşündüğümde, bir gün kadar büyüyecek
bir ışık çizgisi gördüğüme inanıyordum ve yine
inanıyordum ki, çoktandır avuçlarımda tuttuğum
bir sabaha doğru yol almaktayım.
Annemi uyandırıyordum, uyku bütün ağırlığıyla
düşüp gittiğinde yüzümden,
anneme sesleniyordum: “ Anne, gel buraya!
Işığı yak!”
Ve dinliyordum. Uzun, ama çok uzun bir sessizlik,
ve taşlaştığını hissediyordum yastıklarımın,-
bir şeylerin parladığını görüyordum sanki ardından:
Bu, annemin acı acı ağlamasıydı, şimdi
çekip gitsin istiyordum bu olay anılarımdan.
Işığı yak! Işığı yak! Rüyamda bağırıyordum çoğu zaman:
Oda çöktü üzerime. Kaldır onu
yüzümden ve göğüslerimden.
Kaldırmalısın, yukarılara kaldırmalısın,
onu yine yıldızlara yollamalısın;
böyle yaşayamam, gökyüzü üstümdeyken.
Ama, konuştuğum sen misin anneciğim?
Başkası mı yoksa? Kimdir gizlenen?

Kim var pencerenin arkasında? – Kış mı?
Anne: Fırtına mı? Anne: Gece mi? Söyle!
Yoksa: Gündüz mü?…Gündüz mü?
Bensiz mi? Gün nasıl doğar bensiz?
Eksikliğimi duymuyor musunuz hiçbiriniz?
Beni hiç soran olmuyor mu?
Hiç hatırlanmamacasına unutulduk mu?
Biz mi? … Ama sen, oradasın;
henüz her şeyin var, değil mi?
Yüzünün çevresindeki her şeyin amacı
rahatlatmak o yüzü.
Gözlerin dinlendiğinde,
istedikleri kadar yorgun olsunlar,
açılabilirler yeni bir zamana.
Benimkiler ise yargılı susmaya.
Renklerini yitirecek benim çiçeklerim.
Aynalarım donup kalacak.
Kitaplarımda satırlar silinecek.
Kuşlarım kanat çırparken sokaklarda,
yabancı pencerelere çarpıp yaralanacak.
Artık hiçbir şey kalmadı benimle ilintili.
Bütünüyle bırakıldım.-
Ben, bir adayım.

YABANCI:
Ben de denizden geldim.

KÖR KADIN:
Nasıl? Adaya mı? … Dışarıdan mı?

YABANCI:
Sandaldayım daha.
Sessizce yanaştırdım.-
sana. Sallanıyor:
Kıyıya doğru dalgalanıyor bayrağı.

KÖR KADIN:
Bir adayım ben ve yalnızım.
Zenginim.-
Bir zamanlar, o kullanılmaktan
aşınmış eski yollar
varken hâlâ:
Bende acı çekerdim.
Her şey çıkıp gitti yüreğimden,
bilemedim nereye, başlangıçta;
ama sonra hepsini orada buldum,
bütün duygular, ne varsa beni ben yapan,
toplanmıştı, birbirini itip bağırmaktaydı
kıpırdamayan, duvarlaşmış gözlerin önünde.
O aldatılmış duygularım, hep birlikte..
Bilmiyorum yıllar mı sürdü öyle durmaları,
ama ben, hepsinin kırgın, geri döndükleri
ve artık kimseleri tanımadıkları
haftaları biliyorum.

Sonra kapandı gözlere uzanan yol.
Artık onu hiç bilmiyorum.
Şimdi her şey içimde,
Kendinden emin ve tasasız gezinmekte,
iyileşen hastalar gibi dolaşmakta duygular,
dolaşmanın tadını çıkarmaktalar,
bedenim karanlık evinde.
Kimileri oyalanmaktalar
eski anıları okuyarak;
gençler ise
hepsi dışarıya bakmaktalar.
Çünkü sınırlarıma vardıkları yerde
üstümdeki giysi camlaşmakta.
Alnım görüyor şimdi, elim
şiirler okuyor başkalarının ellerinde.
Bastığı taşlarla konuşuyor ayağım,
sesimi her günün duvarlarının arasından
kuşlar alıp götürüyor.
Hiçbir şeyin eksikliğini duymuyorum artık,
Bütün renkler gürültülerin
ve kokuların diline çevrilmiş.
Ve sonsuz bir güzellikte hepsi de,
seslere dönüştüklerinde.
Ne yapayım artık kitapları?
Rüzgâr, tek tek sayfalarını çevirmekte ağaçlarda;
ve biliyorum hangi sözcüklerin yazılı olduğunu,
hafiften yeniliyorum kimi zamanlar.
Ve gözleri çiçekler gb solduran ölüme gelince,
ulaşamıyor benim gözlerime…

YABANCI alçak sesle:
Biliyorum.

Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)