• " (...) bağımsızlık mustafa kemal'den armağandı bize. emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
    (...)
    yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler. ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. kurtuluş savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. bir kez anlamak istemediler. (...) "

    uğur mumcu
  • .....Efendiler! Kapitalasyonlar kaldırılsın mı, kaldırılmasın mı diye münakaşa edemeyiz. Kapitilasyonlar kalkmıştır.... M. Kemal Atatürk. 2023 diye medyada halka seslenen yönetim!!!! Size kızmıyorum haklısınız bizde bu okumama ve öğrenmeme kabiliyeti olduktan sonra ne yapsanız size helal... ancak şunu söylemek istiyorum Kİ 2023 te yok petrolümüzü kullanıcaz yok madenlerimizi rahat rahat çıkarıcaz diyosanız yanılıyosunuz. Bunun sebebi lozan degil Celal Bayar dır. Kısa kesicem lozan anlaşmasını çok farklı kitaplardan arastırdım tabiki. Ancak yeni başlayacak olanlar için sade, ispatlı, akıcı bir dil kullanılmış. Tavsiye ederim. Okuyun bakın devlet nasıl kurulmuş neler yapılmış...
  • Hangi insan oğullarını hangi insan oğullarından koruyoruz.
    Ülkenin biri diğer ülkenin insanlarından zarar gelmesin diye milyon dolarlık silah alıp silahlanıyor. Karşıdaki de insan değil mi? Aaaa ama haklılar insanı insandan yine insan korur.. blaaa blaaa... Diğerleri de onun silahı var bana çevirmesin diye silahlanıyor. Sonuçta herkes silahlı. Vay efendim senin ülkende ki kuş benim sınırlarımın içine girmiş diye ‘’pat pat’’ silahlar atıyor, savaşlar çıkıyor.
    Yok efendim neymiş biz bir birlik kurduk bundan sonra burası bizim ülkemiz olacak biz burada azınlık kuracağız diyerek silahlar yine ‘’pat pat’’... O halde bende ailemle siyahlanmak ve yaşadığımız mahalleyi alıp soy ismimizi verip burada çoğalmak istiyoruz. Herkes ister değil mi?
    Sonrası daha trajedi, sizden petrol çıkıyor bizden çıkmıyor tekrar ‘’pat pat’’ yine silah ve savaş. Petrol bahane kuşatmak şahane. Acınası insanoğlu.
    Yetmedi mi uçan kuştan, akan sudan, çıkan gazdan yaptığınız savaşlar. Bu cumhuriyetlikler bu başkanlıklar neden kuruldu?
    Madem ki masalar çözüm yolu değil neden edebiyat, coğrafya, kimya gibi eğitimler görüyoruz? Neden cumhuriyetlikten, birliklerden, konseylerden söz ediyoruz? Yahu kimi kandırıyoruz? Bizede söyleyin, bizde heee tamam! tamam! diyelim, susalım.
    Madem herkesin eli silah tutuyor neden bütün masalarda büyük başlar oturmuş ‘’höt höt’’ diyor.
    Demek ki sorunlar yıllarca okuyup, dirsek çürütüp siyaset, ekonomi bilmenle çözülmüyor.
    O halde, tüm dersler kaldırılsın müfredattan hemen,derhal, versinler 7den 70e herkesin eline silah ve minimum savaş teknikleri vb eğitimleri, hepimiz yarın olacak savaşlardan ya tahmin edemiyoruz ki, bilemiyorum ki... belki 2 ay, belki 2 yıl sonraki gelecekteki savaşlardan nasıl korunmamız gerektiğini öğretsinler.

    Ve kalkın!!!!
    Kalkın, lüks masalarda, saraylarda oturan başkanlar. Alın ellerinize silahlarınızı, savaşalım, kan aksın ulan yetmedi zaten aksın. Çünkü sizler masalarda oturup çözemiyorsunuz sorunlarınızı.
  • Hangi insan oğullarını hangi insan oğullarından koruyoruz.
    Ülkenin biri diğer ülkenin insanlarından zarar gelmesin diye milyon dolarlık silah alıp silahlanıyor. Karşıdaki de insan değil mi? Aaaa ama haklılar insanı insandan yine insan korur.. blaaa blaaa... Diğerleri de onun silahı var bana çevirmesin diye silahlanıyor. Sonuçta herkes silahlı. Vay efendim senin ülkende ki kuş benim sınırlarımın içine girmiş diye ‘’pat pat’’ silahlar atıyor, savaşlar çıkıyor.
    Yok efendim neymiş biz bir birlik kurduk bundan sonra burası bizim ülkemiz olacak biz burada azınlık kuracağız diyerek silahlar yine ‘’pat pat’’... O halde bende ailemle siyahlanmak ve yaşadığımız mahalleyi alıp soy ismimizi verip burada çoğalmak istiyoruz. Herkes ister değil mi?
    Sonrası daha trajedi, sizden petrol çıkıyor bizden çıkmıyor tekrar ‘’pat pat’’ yine silah ve savaş. Petrol bahane kuşatmak şahane. Acınası insanoğlu.
    Yetmedi mi uçan kuştan, akan sudan, çıkan gazdan yaptığınız savaşlar. Bu cumhuriyetlikler bu başkanlıklar neden kuruldu?
    Madem ki masalar çözüm yolu değil neden edebiyat, coğrafya, kimya gibi eğitimler görüyoruz? Neden cumhuriyetlikten, birliklerden, konseylerden söz ediyoruz? Yahu kimi kandırıyoruz? Bizede söyleyin, bizde heee tamam! tamam! diyelim, susalım.
    Madem herkesin eli silah tutuyor neden bütün masalarda büyük başlar oturmuş ‘’höt höt’’ diyor.
    Demek ki sorunlar yıllarca okuyup, dirsek çürütüp siyaset, ekonomi bilmenle çözülmüyor.
    O halde, tüm dersler kaldırılsın müfredattan hemen,derhal, versinler 7den 70e herkesin eline silah ve minimum savaş teknikleri vb eğitimleri, hepimiz yarın olacak savaşlardan ya tahmin edemiyoruz ki, bilemiyorum ki... belki 2 ay, belki 2 yıl sonraki gelecekteki savaşlardan nasıl korunmamız gerektiğini öğretsinler.

    Ve kalkın!!!!
    Kalkın, lüks masalarda, saraylarda oturan başkanlar. Alın ellerinize silahlarınızı, savaşalım, kan aksın ulan yetmedi zaten aksın. Çünkü sizler masalarda oturup çözemiyorsunuz sorunlarınızı.
  • Allah’a çıkmayan yollar haritadan kaldırılsın.
  • Sesleniş...

    Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

    Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

    Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

    Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

    Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

    Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

    Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

    Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

    Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

    Asıldık ey halkım, unutma bizi...

    Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

    Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

    Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

    Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

    UĞUR MUMCU
    Cumhuriyet Gazetesi, 25.8.1975
  • Tam evden dışarı çıkmak üzereyken, annemler bir şey izliyordu, niyeyse dikkat ettim. 19 Mayıs ve yasak diye bir şey duydum... İki kelime ve hemen kapıyı kapattım içeri girdim.. Ne olmuş dedim?

    Bir asalak takımı Atatürk'lü Türk Bayraklarını indirtmiş, diğer asalak ise tören alanına siyah çelenk göndermiş.. Daha bilmediğim bir sürü saçmalık...!!

    Ben çıkıyorum dedim evden çıktım. 10 12 şarkılık bir liste ayarladım. Izmir Marşı, Hoş Gelişler Ola, 10.Yıl Marşı.........

    Arabamın tüm camlarını açtım. Son sese ayarladim, ilk önce kendi oturduğum yer, sonra çevre sokaklar, mahalleler derken dolaştım. Bunu yarım saatten fazla yaptım..!! O kadar yavaş gidiyorum ki.. Birisi çıksın istiyorum bir kelam etsin istiyorum...!! Yok...! Yürek yok..! Yüreksizler...!!

    Sizi Ahmaklar...!
    Sizi Gaflete düşmüş bedbahtlar!!
    Sizi cahil yobazlar...!!!

    Kendinizi ne sanıyorsunuz?? O zihniyet burada da var... O yüzden yazıyorum... Bakın öyle bir azınlıksınız ki anlatamam...!!

    O kafanızın içinde ki organı kullanmamaya o kadar alışmışsınız ki daha kimin ne olduğunu bilmeden, okumadan, araştırmadan, tartışmadan birilerinin lafları ile dolaşıp iş yapıyorsunuz.. Birilerinin laflarını sosyal medya da kopyala yapıştır yapıyor, gerçek hayatta pısırık bir halde sesinizi çıkaramıyorsunuz..!

    Siz ve sizin gibilere diyeceğim tek şey var...!!!

    Kudurun...!!!

    Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet 'te seve seve yaşamaya devam edeceksiniz..!!

    Bunların hepsi soysuz oluşunuzdan kaynaklanıyor.!!

    Şimdi şikayet edin ve kaldırılsın haydi ileti...!!

    Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919 da Samsun a ayak bastığında iki türlü düşmanları oldu..!!

    Birincisi, emperyalistler ve takımdaşları...!
    İkincisi, yerli ve kendi milletinden hainler...!

    İşte siz ikincisini temsil ediyorsunuz...!!

    Ve her zaman kaybetmeye mahkumsunuz...!!

    Dün, Bugün ve Yarın...;

    YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA..!!