Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Bayram Düşmanlarına;
Tam evden dışarı çıkmak üzereyken, annemler bir şey izliyordu, niyeyse dikkat ettim. 19 Mayıs ve yasak diye bir şey duydum... İki kelime ve hemen kapıyı kapattım içeri girdim.. Ne olmuş dedim?

Bir asalak takımı Atatürk'lü Türk Bayraklarını indirtmiş, diğer asalak ise tören alanına siyah çelenk göndermiş.. Daha bilmediğim bir sürü saçmalık...!!

Ben çıkıyorum dedim evden çıktım. 10 12 şarkılık bir liste ayarladım. Izmir Marşı, Hoş Gelişler Ola, 10.Yıl Marşı.........

Arabamın tüm camlarını açtım. Son sese ayarladim, ilk önce kendi oturduğum yer, sonra çevre sokaklar, mahalleler derken dolaştım. Bunu yarım saatten fazla yaptım..!! O kadar yavaş gidiyorum ki.. Birisi çıksın istiyorum bir kelam etsin istiyorum...!! Yok...! Yürek yok..! Yüreksizler...!!

Sizi Ahmaklar...!
Sizi Gaflete düşmüş bedbahtlar!!
Sizi cahil yobazlar...!!!

Kendinizi ne sanıyorsunuz?? O zihniyet burada da var... O yüzden yazıyorum... Bakın öyle bir azınlıksınız ki anlatamam...!!

O kafanızın içinde ki organı kullanmamaya o kadar alışmışsınız ki daha kimin ne olduğunu bilmeden, okumadan, araştırmadan, tartışmadan birilerinin lafları ile dolaşıp iş yapıyorsunuz.. Birilerinin laflarını sosyal medya da kopyala yapıştır yapıyor, gerçek hayatta pısırık bir halde sesinizi çıkaramıyorsunuz..!

Siz ve sizin gibilere diyeceğim tek şey var...!!!

Kudurun...!!!

Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet 'te seve seve yaşamaya devam edeceksiniz..!!

Bunların hepsi soysuz oluşunuzdan kaynaklanıyor.!!

Şimdi şikayet edin ve kaldırılsın haydi ileti...!!

Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919 da Samsun a ayak bastığında iki türlü düşmanları oldu..!!

Birincisi, emperyalistler ve takımdaşları...!
İkincisi, yerli ve kendi milletinden hainler...!

İşte siz ikincisini temsil ediyorsunuz...!!

Ve her zaman kaybetmeye mahkumsunuz...!!

Dün, Bugün ve Yarın...;

YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA..!!

Ben mi duyarsız bir iguanayım, diğerleri mi bukalemun ? Anlayamadım. Alıntılanması gereken şekilde bir alıntı yaptım, beğenen olmadı, (Beğenilmenin bir değeri olmasaydı oraya o buton konulmazdı) , aynı metinden alakasız bir bölümü kısa alıntıladım, anında 2 beğeni aldı...Bence beğen butonu kaldırılsın, böylece gereksiz iletiler de paylaşılmamış olur, öz eleştirim de bu olsun....Saygılarımla.

Merhabalar Efendim....!!

Öğlen oldu farkındayız... Müsait değildim geç geldik ama sağlam geldik, hiç merak etmeyin....! Dopdolu içeriğimizle sizlerleyiz... {Ç News}

Kahveler hazırsa, başlayalım...!

Öğrenci kardeşlerimizin haklı isyanına denk geldik..! Sınav haftası olduğu için kitap okuyamıyorlar ve bu bizi üzdü..! Bunun hakkında bir şeyler yazmamız lazımdı ve yazıyoruz..! Arkadaşlar dersleri derste dinler ve günlük tekrarlar yaparsanız, (özellikle PubG gibi oyunlardan uzak durursanız) bu konuda başarısız olma ihtimalinizin oranı düşecek ve sınav haftası böyle stresler yaşamayacak, kitaplarınızı da bir kenara bırakmak zorunda kalmayacaksınız.. :) Tamam tamam şimdi sizin yanınızda olma vakti..! Efendim sınav nedir? Kaldırılsın...! Ezber eğitime hayır..! :)

İnceleme Köşesinde Bugün;

Yaren 'in #28484261

DUA 'nın #28674208

https://1000kitap.com/lwoH 'un #27734935

"Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

Dün DUA ve Hanife Hanımlar kitaplıkların artık yetmediğini, bitmeyen kitaplık istediklerini söylediler. Çok okuyorsanız bunun tam bir çözümü yok. Sürekli bir kitaplığa ihtiyacınız olacaktır. Ütopik çözümler mevcut ama bize uzak şeyler onlar. Konu bu olunca bende kitap alışverişlerini düşündüm?

Okuduğunuz ya da okuyacağınız kadar mı kitap alıyorsunuz? Yoksa çokça alıp, az mı okuyor sunuz? Bu önemli bir soru. Çünkü kitap alışverişi de bir hastalığa dönüşebiliyor. Bunun örnekleri çok ve uzman kişiler de bu durumu doğrular nitelikte.

Bana göre, kendinizi baskı altına almıyor ve gelecek için bir kütüphane gibi kitaplık oluşturuyorsanız çok almakta bir sorun yok. Alıyor ve okuyorsanız zaten hiç sıkıntı yok. Ama; sürekli kitap alıp ya çok az okuyor ya da hiç okumuyorsanız bu bir problem olabilir. Başkaları yararlanıyorsa yine mantıklı ama bu durum sizi farklı bir kategoriye sokar.

Bazen aldıklarımın hızına, okuma olarak yetişemiyorum. Genelde toplu alışveriş yaparım. Çünkü alacağım ve listeye eklediğim kitapları sonra alırım demek yerine imkanım varken alıyorum. Bu beni baskı altına hiç almıyor. Elimde çok fazla kaynak oluşuyor. Internet olmasa bile evimden bir çok bilgiye erişebilecek durumdayım. Ve bunu daha da geliştiriyorum.

Sizlerin bu konuda ki görüşü nedir? Kitap okuma ve satın alma alışkanlığınız nasıldır? Paylaşırsanız seviniriz.

Efendim, yine çok uzun yazdık.. :) Sıkıcı bir durum oluşmadan hemen bitirelim..

Günün şarkısını iliştirelim şuraya;
https://youtu.be/amGI5T0JGDc

Mutlu olun sayın 1k okurları..!

Kitaplar hep sizinle olsun...!

Sağlıcakla ve bilgi ile kalın..!

{Ç News}

Biçimsiz
Cesetler sokaklarda dolanırken, ruhlar morglara kaldırılsın.

İkinci el bir tımarhane bu dünya; uslu duralım!

Uğur Mumcu'nun 25 agustos1975 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki, "Sesleniş" başlıklı yazısıdır.
Her okuyuşta; ağlatan, isyan ettiren, bir dönemin acılarını, umutlarını ve haykırışını cok güzel anlatan bir yazıdır.Bu satırları;düşünceleri için, söyledikleri için, halkı için ölen herkese saygı için okumak, anlamak gerekmektedir...

Sesleniş...
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. İnsanlık sustu.Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşında kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi...

Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepimizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi...Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

Ugur Mumcu-Cumhuriyet 25.8.1975

Sadiye Olcay, bir alıntı ekledi.
 09 Oca 22:51 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Uğur Mumcu "sesleniş "
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. 
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık. 

Vurulduk ey halkım, unutma bizi... 

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım unutma bizi... 

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi... 

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu. 

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi... 

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. 

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... 

Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adanada, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. 

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi... 

Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. 

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi... 

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komunist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. 

Vurulduk ey halkım unutma bizi... 

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere. 

Asıldık ey halkım, unutma bizi... 

Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler. 

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi... 

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi. 

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi., hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, 
unutma bizi, 
unutma bizi... 

Kafa Dergisi Sayı: 41, Kolektif (Sayfa 3 - undefined)Kafa Dergisi Sayı: 41, Kolektif (Sayfa 3 - undefined)
Yok satan Nihilist, bir alıntı ekledi.
 09 Oca 10:55 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kaddafi
... Bir seferinde parlamento, Kaddafi'nin önerisiyle başlık parasının kaldırılmasını tartışıyordu. O gün milletvekili "kadınlar" öneriye çok sert karşı koydular ve önerge kabul edilmedi.

Okur notu: Türkiye'de sorsan kaldırılsın tabi der insanlar değil mi Kaddafi'nin çağdaşlaşma tutumu bir çok kez halk tarafından reddedilmiştir.

Ortadoğu’da Diktatörler, Hüsnü Mahalli (Sayfa 62 - Destek)Ortadoğu’da Diktatörler, Hüsnü Mahalli (Sayfa 62 - Destek)