• Alıntı
    Yazarlık, özellikle günümüz modern toplum algısında iyi gelir sağlanabilecek bir meslek olarak görülüyor. Ancak ne bugün ne de dün, büyük yazarlar yaşamlarını idame ettirmek için kitap yazmakla kalmamışlardır. Hatta daha da ötesi; kitaplarından para kazanamadıkları için sabit bir işte çalışanları da vardır: Memuriyet, öğretmenlik, katiplik, daha kırsal bölgelerde tarım, toprak işçiliği yazarların kendilerini finanse etmek adına çalıştıkları belirgin işlerdir. Eğer Tolstoy gibi zengin bir aileden gelmiyorsanız, siz de sakın ha yazarlığı para kazanılacak tek mecra olarak görmeyin. İşte yazar ve şairlerin meslekleri!

    1. William S. Burroughs

    Yol ruhunu simgeleyen ve kaleme döken, Beat kuşağının öncülerinden William S. Burroughs 1942’de psikolojik gerekçelerle Amerikan ordusundan ayrılır. Bunun üzerine Chicago’ya döner ve bir böcek ilaçlayıcısı olarak çalışmaya başlar. Yazarın bu yıllardaki tecrübeleri ”Exterminator” eserindeki öykülerin de içeriğini meydana getirir.

    2. Yaşar Kemal

    Türk edebiyatının dev ismi, ‘’İnce Memed’’ serisi ile edebiyat masasına yumruğunu vurmuş Yaşar Kemal, büyükşehirlerden evvel Anadolu’da yaşamış bir yazardır. Edebiyat dünyasına atılmazdan evvel kütüphanecilik, ırgat kâtipliği, traktör şoförlüğü gibi çeşitli işlerde çalışır. Eserlerine sıklıkla konu alan Çukurova bölgesi ve yarattığı kimi karakterleri de bu işlerde çalışan insanlardan oluşturur.

    3. Sait Faik Abasıyanık

    Türk öykü serüvenin en uzun adımlarını atan, her daim insan sevgisini görebileceğiniz eserlerin sahibi Sait Faik ticaretle ilgilenir, Türkçe öğretmenliği ve adliye muhabirliği yapar. Uzun soluklu çalışmadığı bu işlerden sonra ise kitaplarının telif hakkı ve ailesinden kalanlarla geçinir.

    4. George Orwell

    Distopya roman alanında ‘’1984’’ ile güncelliğini ve gücünü yitirmeyen Orwell, on dokuz yaşında polis teşkilatına katılır. İkinci Cihan Harbi döneminde BBC’de çalışır, hatta daha sonra savaş muhabirliği de yapar.

    5. Fyodor Dostoyevski

    Ruhsal derinliği ve kaleminin gücü herkesçe kabul edilen, Rus ve dünya edebiyatının ölümsüz yazarlarından Dostoyevski, Nikolayev Askeri Mühendislik Enstitüsü’nden mezun olur ve bir süre mühendislik yaparak geçinir. Bunun yanı sıra çevirmenlik yapar. Dostoyevski’nin, yazarlığa adım attıktan sonra sayfa sayısına göre para kazandığı ve bu nedenle kimi eserlerinin uzun olduğu da bilinir.

    6. Oğuz Atay

    ‘’Tutunamayanlar’’ın yazarı Oğuz Atay, 1957’de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesini bitirir ve şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İnşaat bölümünde öğretim üyeliği yapar. Akademik kariyeri ilerleyen Atay, 1975’e geldiğimizde karşımıza bir doçent olarak çıkar. Hatta ‘’Topografya’’ adlı bir meslekî kitap da yazar.

    7. Cemal Süreya

    İkinci Yeni’nin önemli isimlerinden Cemal Süreya da sanmayın ki tüm ömrünü bir şair olarak geçirir. Siyasal Bilgiler’den mezun olunca Eskişehir Vergi Dairesi’nde stajyerlik yapmaya başlar. Sonraki yıl Maliye Müfettiş Muavini olarak İstanbul’a atanır.

    8. Agatha Christie

    Polisiye edebiyatının başat isimlerinden ve eser üretimi konusunda da adeta bir makine olan Christie, Birinci Dünya Savaşı dönemlerinde askerî eczanede çalışır. Savaş sonrası dönemde de eczacılığı sürdüren yazar, bu yıllarını “Hercule Poirot” adlı eseriyle de kitaplaştırır.

    9. Jack London

    ‘’Vahşetin Çağrısı’’ ve ‘’Beyaz Diş’’ eserleriyle öne çıkan, aktivist yazar yılmayan ve ümidini kaybetmeyen bir hayat portresi çizer kendine. Edebiyata merak salıp kütüphanelerde kaybolurken konserve fabrikası ve Hint keneviri değirmeninde çalışır. Adeta her işin elinden geldiği London, bekçilik ve cam temizleyici olarak da geçimini sağlar.

    10. Orhan Kemal

    Toplumcu gerçekçi çizgide yetkin eserler veren Orhan Kemal de geçimle başı dertte olan yazarlarımızdandır. Siyasî gerekçeler Kemal’in babasını Suriye’ye gönderince yazar da burada bulaşıkçılık ve matbaalarda işçilik yapar. Türkiye döndüğünde ise fabrika işçiliği yapmayı sürdürür.

    11. Yusuf Atılgan

    Edebiyatımızda bunalımlı bir karakter (Zeberced) ve önemli bir mekân (Anayurt Oteli) yaratan yazar, hapis öncesi dönemde edebiyat öğretmenliği yapar. Özgürlüğüne geri kavuştuğunda ise Manisa’ya yerleşir ve 1946’dan 1976’ya, yani İstanbul’a dönene kadar çiftçilik yapar.

    12. Nâzım Hikmet

    Türk şiirinin attığı büyük adımlarda önemli bir paya sahip olan, dünyanın en büyük yazarlarından Nâzım Hikmet, erken yıllarda bir deniz subayıdır. 1920’nin sonlarında Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya giden Nâzım, bir süre Bolu’da Türkçe öğretmenliği yapar.

    13. Franz Kafka

    20. yüzyılın en önemli yazar ve anlatıcılarından Kafka’nın eserleri, belirli bir döneme ya da çağa atfedilmez. Onun eserleri, birçok klasik yazarınki gibi zamanlar üstüdür. Erken yıllarında para almadan hukuk doktorluğu yapar. Kafka ayrıca bir sigorta firmasında da dokuz ay boyunca çalışır.

    14. Orhan Veli Kanık

    ‘’Garip’’ şiir akımının baş mimarı Orhan Veli, yazarlık öncesi memuriyet hayatına atılan yazarlardandır. PTT Genel Müdürlüğü’nde başladığı iş hayatını, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Tercüme Bürosu’nda sürdürür.

    15. Ahmet Hamdi Tanpınar

    Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerindendir kendileri. Lise, enstitü, üniversite gibi çeşitli eğitim kurumlarında edebiyat, sanat, estetik ve mitoloji öğretmenliği yapar. Sonraki yıllarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde profesör olan Tanpınar, Maraş Milletvekilliği de yapar.

    16. Edip Cansever

    İkinci Yeni şiir akımının olmazsa olmazlarından Cansever, şairliğinin yanı sıra uzun yıllar ticaret yapar. İstanbul Kapalıçarşı’daki babadan kalma antikacı dükkânında çeşitli antika ve turistik eşyaların tüccarlığını yapar. 1950 – 1976 yılları şairin Kapalıçarşı esnafı olarak çalıştığı yıllardır.

    17. Necip Fazıl Kısakürek

    Günümüzde en çok ‘’Kaldırımlar’’ adlı şiir kitabıyla tanınan yazar, erken yıllarında banka memuru olarak görev yapar. İlk önce Bahr-i Sefit adlı Hollanda menşeli bankada çalışan Kısakürek, sonraki yıllarda Osmanlı Bankası’nda görev alır. Yazar sonraki seneler gazeteci olarak da çalışmayı sürdürür.

    18. Tevfik Fikret

    Türk şiirinin dev ismi Tevfik Fikret, mezuniyeti sonrası kâtip olarak iş hayatına atılır. Fransızca ve Türkçe öğretmenliği ile meslekî hayatını sürdürür. Fikret günümüz Galatasaray Lisesi’nde müdürlük de yapar. Yazar ayrıca çeşitli devlet dairelerinde de görev alır.
  • "Ekmek şarap sen ve ben
    bir de sabahın dördü
    dışarda kar
    odamız ılık
    gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
    anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını
    aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını kıskandım Gogen’i Tahitilim
    terlemiş vücudunu silerken
    cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
    saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
    güneşi doğurmuştu ölü cisim
    martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
    nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
    sam yelim sahra-i kebirim
    kahrettim her şeye o gün
    babanın şarap çanağına,
    Gogen’e,
    kadere,
    sana,
    bana,
    bir de gittiğin arabanın tekerine
    Evet ne
    diyordum arkadaş….
    diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
    ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
    daha sonra yaparım hayatın felsefesini sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
    bazen kadın hamamında tellak….
    bazen Christoph Colomb
    Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
    Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
    bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
    ona verdiğim dersle gurur duymuştum
    bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
    bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum eğer daha da içersem
    Shakespare halt etmiş derim karşımda
    salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
    işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
    enayiymiş be Platon…
    bir içsin de görsün….
    Ne felsefesi varmış bu hayatın
    anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu ıslak kaldırımlar da yürürken acırım
    önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
    ukalalık işte derim neme lazım sen
    kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
    ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkahalarım
    şehrin izbe sokakların da
    yavaş yavaş kaybolur benliğim…"

    İHSAN YÜCE
  • Kaldırımlar I

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn-cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
  • Kaldırımlar
    I

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

    II

    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

    Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

    Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

    III

    Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

    Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...

    Necip Fazıl Kısakürek
  • Yahya Kemal'i niçin severiz? Çünkü Süleymaniye'de Bayram Sabahı'nı yazmıştır. Buna, şiir yazmak değil, iş yapmak diyorum. Mehmet Akif, Çanakkale'yi ve İstiklal marşını yazarak, mühim bir iş yapmıştır. Necip Fazıl Sakarya Türküsü'yle, Sezai Karakoç Hızırla Kırk Saat'le, İsmet Özel Amentü'yle. Bunlar, milletimiz adına yapılan çok kıymetli işlerdir. Şiir; Küfe'dir, Kaldırımlar'dır, Balkon'dur, Yıkılma Sakın'dır.
  • KALDIRIMLAR

    I

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

    II

    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

    Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

    Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

    III

    Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

    Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...