• Yalnızlık mı?
    Buz gibi bir şeymiş...
    Donuyorum ben...
  • AMENNA

    Bir gece yarısında sensiz zamanlara dalıyor gözlerim.
    Ellerim uzanıyor duvarlara, duvarlarda yansıyan suretin.
    Gelmesende sevgili, sana açılıyor pencerelerim.
    Sen sokak lambalarının altındasın, yankı buluyor sesin.


    Bir kaldırım taşında bastığın yerler,
    Ben kaldırımlardayım kulağımda sesler.
    Gidişinin ızdırabını nasıl çekmişim.
    Seni bana yasak kılarken konuşan diller.


    Dua etmeyi bıraktım “hayırlısı” diyemiyorum.
    Ya gelmeyişlerinse hayırlı olan, dayanamıyorum.
    Konuşsam isyanımdasın, sussam içimde
    Ben bende değilim, ruhum o meçullerde.

    Bilmediğim bir şehre gidiş yolum ol.
    Tutup geri getirmesin beni, o şehirden hiçbir yol.
    Yoksun, kalemime düşen damla habersiz.
    Ve artık yaşayamıyorum ben sensiz.


    Gidiyorsun kendince benden uzaklara,
    Yapabiliyorsan sesini topla yaydıgın yarınlarıma.
    Gitmeni istemedim, kal diyemedim ben sana.
    Rabbim sana sığındım ne verirsen amenna.
    Selcen Ece
  • Geceye düşen fırtına gibi mürekkepten aktın kalemime cümle, yüreğime düşse, dilime tercüman olsa her bir gülüş bir ışık gibi doğsun yüreğime ( Meccân-î Fîrûzân )
  • 184 syf.
    ·144 günde·10/10
    Ahmed abimin doğum gününden daha güzel bir gün yoktur, onun şiirleriyle beslediğim yüreğimden düşen en güzel mektubu paylaşmak için. Bu kitaba inceleme olmaz, bu kitap sizi inceler ve en küçük bir açık bulup damarlarınızdan içeriye hücum eder. İşte benimki de öyle bir şey...

    Sevdiğim.. Hasretinden prangalar eskittim. Nasıl gidersin o yollarda bensiz? Bilmem. Deyip başladım yazmaya. Yalnız değilsin. Tabii ki, hiç yalnız bırakır mıyım seni oralarda? Bak bir sağına soluna. İstasyondaki terli çocuğum. Yanaklarım al al oldu. Çünkü seni yolcu etmek için kilometrelerce koştum da geldim. Yeşillenmiş yapraklarda görürsün beni. Kucak açtım sana, orman gibi. Yüreğimden düşen damlaları emanet ettim, asi Fırat gibi coştum da geldim.
    Sana eşlik etsin diye, özel bir hediye. Bu güzel kitabın içindeki şiirleri sana tek tek okudum. Gerek renksiz gecelerimizi, gerekse hüzünlü günlerimizi renklendirdi bu şiirler ve bizimle özdeşleşti her bir dizesi. Her satırında seni buldum, her satırını sana armağan ettim, yarım yüzyıl öncesinden. Ya yazmasaydı Ahmed abi böyle güzel şiirleri? Nasıl anlatırdım sana kendimi.. Sadece şiirlerini mi. Mektupları da ilham verdi bana. Bazen Leyla'sına yazdığı gibi Leylim Leylim dedim sana. Düştüğüm halleri döktüm içimden, bu beyaz satırlara. Seni görünce tutuluşumu anlattım, diz çöküşümü, sevdamı haykırdım sana. Bazen de Kafka'nınki gibi dert yandım sana. Aynı onun yandığı gibi Milena'sına. Yanında olamayışını, onsuz çektiği acıları ve kavuşma arzusunu, kelimelere sığdıramayıp, ondan önce eline ulaşan mektubunu bile kıskanışında buldum kendimi sana yazarken. Biraz da Halikarnas Balıkçısı'ydım. Azra Erhat'a hitap ettiği gibi sayıkladı adını mektuplarım. Canım Canım Canım..
    Hepsinden, her şeyden kattım içime ve en güzelini sana yazmak için uğraştım Sevdiğim.. Hani bir cümle yazacak olsam şu olurdu; yüzyıllar öncesinden yapılmış bir çeşmeden su içmişliğim var, ama senin adın kadar, tarih bile titretemez dudaklarımı.. Adını söylediğimdeki ferahladığım kadar, içtiğim su bile ferahlatamaz yanan yüreğimi. Sen ki kıskandırırsın gökkuşağının yedi rengini, dudağının kenarındaki ufacık bir gülüşünle. Senin için kuşlar göç yolunu değiştirir, ve senin için, vaktinden önce gelir buralara bahar. İlk cemre yüreğime düştü senin gülüşünle. İkincisi dilime bir bakışınla. Üçüncüsü elime, kalemime, kalbinin kalbime biraz yakın atışıyla. Bitmedi. Benim doğama düşürdüğün cemrelerin haddi hesabı yok. Cemre yağmuruna tutuyorsun durmadan beni.
    En güzel anlarımızda, düşler sokağındaydık, sen tuttun elimden benim. Dokunuşların can verdi o an kurumuş toprağıma. Bahar geldi, can geldi sararıp solmuş yaprağıma. Nasıl da aydınlığa alıştırdın ürkek kalbimi. Nasıl yol gösterdin, rehber oldun bana. Ömrüm uzasın isterim artık, sen varsın diye yanımda. Dilim kurumasın ki okuyayım şiirlerimi kulağına. Dudaklarımdaki hayat türküsünün adısın sen Sevdiğiim, durmadan sayıkladığım.
    Gülüşün. Birde gülüşünü resmetmeye kalksam mesela, sağ yanağındaki tebessüme bile yetmez hiçbir boya. O yüzden yanaklarına dizmek için, yıldızları kuyruğundan sallayıp yere dökmem gerek. Gözlerin gibi parlak ayı ve güneşi dudaklarından öpmem gerek. Saçlarına taç yapmak içinse, gökkuşağını, bulutların kalbinden sökmem gerek. Ancak o zaman, gülüşün kadar güzel bir şey olur. Ne olursa olsun benimle ol. Her anımda, hep yanımda. Dolaş sürekli heyecanla damarlarımda...

    Bilmem; gönlümün, hayallerimin ulaştığı yere ömrümüz ulaşabilecek mi..

    Ahmed abimin de dediği gibi.

    Yokluğun, cehennemin öbür adıdır.
    Üşüyorum, kapama gözlerini...