Kübra A., Körleşme'yi inceledi.
 27 Şub 21:53 · Kitabı okudu · 72 günde · 8/10 puan

Sevgili Ayşe* Körleşme'yi okumaya başlayınca aramızda bir sohbet geçti ve çok uzak olmayan o kutlu vakte gitti geldi bu zihin. Benim incelemem de okumak isteyen arkadaşlar için ve zaten okumuş ama bir göz gezdirmek isteyenler için burada dursun.

1)İnsan dönem dönem sıradan, normal bir hayat yaşıyormuş değil de sanki biri ensesinden kedi yavrusu gibi tutup bir kabusun ortasına bırakmış gibi hisseder. Bu kitabın sayfalarını her araladığınızda hissedeceğiniz şey bu. Karanlık, bıkkınlık, yılgınlık, güçsüzlük, ihlal edilmişlik... Bu hislerin her biri dinmeyen bir yağmur gibi yağıyor her sayfada. Yağmur şiddetli değil. Hani Çin işkencesi derler, insanları sesten yalıtılmış bir odaya koyarlar, elleri kolları bağlı, başlarının biraz üstünde sürekli damlayan bir su.. Bu su ilk önceleri rahatsız etmez, fakat zaman ilerledikçe insan artık o sese, o şıpırtıya dayanamaz ve çıldırmanın eşiğine gelir. Belki de çıldırır. İşte bu kitaptaki karakterlerin her biri dönüşümlü olarak üzerinize yağıyor. Hiç gitmeyeceklermiş gibi. Hiç bitmeyeceklermiş gibi. Hiç susmayacaklarmış gibi. Onların yokluğu artık hiç düşünülemezmiş gibi. Hayatınızın her bir kısmı farklı farklı gerizekalıpislikadimendeburaçgözlübencilgeberesiceler tarafından işgal edilmiş ve siz, yine sırf kendi aydın aptallığınız yüzünden buna hiçbir şey yapamazmışsınız gibi. Gibi değil.

O kadar uzun ve yorucuydu ki, nerden başlasam notlarıma dalsam mı yoksa sadece hatırladıklarımla mı yazsam bilmiyorum. Fakat yine azmettim ve bu uzun yolculuğu pes etmeden bitirdim. Gücüm kurudu kimi zaman. Durdum, komik şeyler okudum, başka kitaplara göz gezdirdim, diziler izledim, müzik dinledim. Sonra yeniden nefesimi tuttum ve karanlık suya daldım. Bu suyun altında binlerce düğüm vardı çözmemi bekleyen. Nefesimin yettiğince düğümleri çözdüm yüzeye çıktım. Ve tekrar tekrar bu döngü devam etti. Ta ki ben son düğüm olan son sayfayı okuyup, artık nefessiz kalmam için bir sebep kalmayana dek. Çıktım ve evet yaşıyorum Allahım. Nefes alıyorum kaygısız, ay da var güneş de var, artık aklımın bir köşesinde bu kitap yok. Bitti ya. Allahım bit-ti. B-İ-T-T-İ.

Sitede malum birçok farklı teknikten, türden hoşlanan insanlarız. İnsan her teknikten kitap okumalıdır sözüne pek katılmıyorum. Bu sadece insanın az çok nelerden hoşlanabileceğini görmesi adına yapılacak bir şey, ama bazen de vakit kaybı olabiliyor. Misal şiir hem yalın anlamda hem kapalı anlamda yazılabilir. Hiç şiir okumamış biri art arda üç tane kapalı anlatım patlatırsa ‘’Ben şiir sevmiyorum’’ der ve konuyu kapatır. Fakat o henüz diğer türdeki şiirlerle karşılaşmamış ve kapalı anlamın da gizini çözemediği için bunun kendisine hitap etmediğini düşünmüştür. Ben de bunun gibi bir azizliğe uğramamak için *bilinç akışı tekniğine kendimce şans verdim. Fakat sonsuza kadar canı cehenneme, bir daha okursam tövbeler olsun, beni bu türde yazılmış olan kitaplarla kovalayın taşlayın ne yaparsanız. Yok yani, asla bana göre değil. Bu yüzden sonsuza kadar Virginia Woolf okumayacağım. Tutunamayanlar’ı sevenlerin her türlü tepkisini de göze alıyorum ondan da nefret ederek okumuştum. Bu iki kitabı okuduğuma asla pişman değilim. Nasıl ki bir fikirden nefret etmek için ilk önce o fikri anlamak ve öğrenmek gerekir, bu da öyle bir şey. Bir insanın aklından geçen abidik gubudik fikirlerin milyonlarca sayfaya sıralanmış olması benim canım zevkime hiç hitap etmedi. Yeterince içimdeki birikmişliği kusmadım ama ara ara karakterler üzerinden çıldırmaya devam edebilirim.

Gelelim Profesör Peter Kien denen erkek müsveddesine. Kibrinden, budalalığından, gözünün önüne bakmaya tenezzül buyurmadıkları için hazretlerin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. 40’ından sonra öyyyle bir hayat yaşadı ki okuyan herkesin şaşkınlıktan ve öfkeden dudaklarında kan, ısırmaktan da can kalmadı. Kendisi bir sinolog, yani Çin uzmanı. Eski çözülemeyen yazıtlardan tutun bütün bir kültüre yazı dünyasında hakim. Bilmem kaç tane dil biliyor. Okuyor, okuyor, okuyor ve yine okuyor. Aralarda da insanlarla muhatap olmak zorunda kaldığı zaman dilimlerinde onları aşağılıyor. Kitapçılara gidip, onların sorduğu sorulara cevap vermelerine fırsat tanımadan art arda kitap listelerini sıralıyor, sonra da kibarmış gibi davranıp birkaç veda cümlesi ile oradan ayrılıyor: ‘’İyi günler beyefendi’’ gibi. İyi günler beyefendiler kovalasın seni derken kovalamadık adam kalmayacağını ilerleyen sayfalarda çıldırarak görüyoruz.

Aralıksız kitap okumak da ezikliktir. İnsan hem akli hem kalbi yönü olan bir varlık. Sadece başkalarının yaşadıklarını, onların bize miras bıraktığı bilgiyi okursak, ortaya sadece bilgiyle ilgili ürünler koyarsak, yaşamak nerde kalır? İnsan elini güneşe uzatmalı. Pastaneye gidip kepçe kepçe dondurma yemeli. Dağa bayıra pikniğe gitmeli. Pikniğini basan yeni ana olmuş ineklere ve koyunlara sevgiyle bakmalı. Hele ki bir de orda hoplaya hoplaya koşan buzağılar ve kuzular varsa Alllllahhh, bunları izlerken insan kalbinin yumuşamasına izin vermeli. İnsan dediğin arkadaşlarıyla saatlerce çekirdek çitlemeli. Ailesini bir sofrada toplayıp, her birinin varlığına şükretmeyi bilmeli. İnsan dediğin kimi zaman da üzülmeyi bilmeli. Yaşadığı ölüm acısıyla, kalbindeki diğer bütün acılar sıfırlanabilmeli. İnsan dediğin aşkın gözü karalığının ona neler yaptırtabileceğini görmeli, aşkın ızdırabıyla kavrulmanın en büyük susuzluk olduğunu tecrübe etmeli.

Kalp, akıl kadar varlığını hissettirmezse; yaşamak, yaşamak olur mu hiç?

Sürprizbozan olduğunu düşündüğüm bir bilgiyi diğer incelemelerde gördüğüm için yazıcaktım fakat vazgeçtim. Bu bilgi yumağı beyefendinin evinde bir hizmetçisi var: Adı AllahınbelasıTherese. Bu kadınla maviyi hayatınızdan sonsuza kadar çıkartabilirsiniz. Sürekli aynı mavi kolalı eteği giyen bu yaratık, ömrünüzde görüp görebileceğiniz en boğulası karakter sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Henüz kızıl kafa kapıcıyla ve cüce Fisherle ile karşılaşmadınız demektir. Bu kadın 57 yaşındadır, fakat kendini 30 yaşında genç, güzel ve ‘’diri’’ zannetmektedir. Ona, yürüdüğü bütün yollarda erkekler ve kadınlar, onun o aptal mavi eteğine, bu uzun etekten dolayı ayakları gözükmediği için kayarmış gibi anormal yürüyüşüne değil güzelliğine bakmaktadır. O kadar güzeldir ki yani ancak bu kadar olur. Tanıdıkça ‘’Nerde benim boks eldivenlerim’’ dedirtecek kadar kum torbasına benzemez asla. O öyle bir insandır ancak bir çiçek gibi öpülüp tam anlamıyla ‘’koklanmalı’’dır. Sapık kadın. Allahım zaten şu bilinçakışı tekniği yüzünden düşündükleri her ne varsa yıldım, bir de bu kadının düşündükleri… Sözler kifayetsiz, sözler küskün, sözler kusmuk… Sürekli çok kibar bir hanımefendiymiş gibi rica ederim şöyle rica ederim böyle, hayır bir de gerçekten nazik bir insan olsa gam yemeyeceğim. Rica etmekten tiksinilir mi, vallahi billahi tiksindim ya. Olmaz olsun kolalımavieteklibencilşişmanpislikkadınlar. Bu kadın kadar anlayışı kıt insan az bulunur. Bir insan düşünün, onunla mecburi bir konuşma içeresindesiniz. Bu eylem karşılıklı yapılır ve herkes birbirini anlayarak ve karşısındakinin söylediklerine uygun cümlelerle yanıt verir ve konu nihayet bulur. Bu (her bu deyişimde yukarda saydırdığım bütün her şeyi içerecek şekilde bir ‘’bu’’) sadece kafasında ne varsa onu konuştu, artık öyle bir noktaya geliyorsunuz ki gırtlağına çöküp ‘’Anla, söylediğimi anla, anlasana beee!!!!!!!!’’ deyip saldırmak istiyorsunuz. Ben bu kitapla şu söze çok hak verdim: ''Ölende mi öldürende mi?''

O küçücük sadece aptal menfaatlerine çalışan beyniyle Kien’e etmediği eziyet kalmadı. Yazıklar olsun Kien’e ki böyle bir kadından dayak yedi, yataklara düştü, daha nice şeyler yaşadı. Naptı dersiniz? Dış dünyaya bu kadar kendini kapatmış ve sadece okuyan adam, eylemsizdi. Kadının yaptıklarını görmemek için sadece KÖRLEŞMEsini arttırdı. İstemezse görmüyordu. Görmeyince çözülecekmiş gibi… Bu kibrinde boğulası, önüne geleni sırf kendisi kadar bilgili değil diye aşağılayan Kien’i gören evde dayak yemiyor zanneder. Kadın bunu tam olarak eşek sudan gelene kadar kaç kere dövdü. İşin kötü yanı ben bu adama üzülmeden edemedim. Tamam kibirli bir budala olabilir, fakat kimseye zararı yoktu. Yaptığı ona buna aşağılayıcı bakmak ve kendi iç dünyasında hakir görmekti. Diliyle de kimseyi pek aşağıladığı söylenemez. Bu yüzden kadının zulmü karşında bu zavallı uzun adama üzülmemek mümkün değildi…

…Ve bir gün yolu sokaklara düştü. Karşımıza yine bir menfaatçi karakter çıkaran Cannetti tiksindirmekte asla üstüne olmadığını Fisherle karakteri ile bir kez daha gösterdi. Fisherle cüce, kambur bir Yahudi’dir. Satranç oynamak hayattaki en büyük ve en önemli meşgalesidir. En büyük hayali dünya satranç şampiyonu olmaktır. Bir gazinoda çalışır. Evlidir, karısı onu merhametle sever ve ilginç yanı bu kadın fahişedir. Adamları bu bulur çoğu zaman. Bazen yatağın altına saklanmak zorunda kalır. Bazen adamların ceplerinden parasını çalar. Mezhebi geniştir, bu konu önemli değildir, yeter ki para gelsin. Gazinoda hırsız, dilenci, kör, fahişe, bu kambur (yani kısaca tövbe estağfurullah) her türlü tip vardır. Herkes birbirinin kuyusunu kazmaya, birbirini çarpmaya çalışır.

Fisherle de Therese gibi Kien’in parasına göz dikti ve hikayeye dahil olduğundan beri atmadık takla bırakmadı. Gazinoda çalışanları örgütleyip Kien’i dolandırmaya başladılar. Burada gazinodakiler ondan para saklamasınlar diye Kien’le ilgili olmadık o kadar şey söyledi ki kitabın bu kısımlarında biraz daha rahatladım ve daha kolay okudum. Gülmek bütün zorlukları kolaylaştırır. Kien savaşta çok uzun bir zaman geçirmiş ve aklını oynatmış, kızınca insanların ayaklarına sıkıyormuş. Ama akli dengesi olmadığı için polisler bir şey yapamıyormuş, zaten vurduğu kişiler de birkaç haftaya iyileşiyormuş. Kien. KİEN. KİEN. Hani şu pısırık Kien : ) Kien’in iyi niyetini de budalalığını da bir güzel sömürdü. Bütün karakterler Kien’in parasının kendi hakları olduğunu düşündüler, buna inandılar, adamın ne mecburiyeti varsa bu pislikler resmen adama sakız gibi yapıştılar. Bu kısımlar gerçekten arada kafamı buzdolabına sokup çıkardığım kısımlar.

Gelelim 3. Ruh hastası katil ruhlu karakterimize. Bu Kien’in oturduğu binanın kapıcısı. Karısını ve kızını her gün istikrarlı bir şekilde döven, bunu hakkı gören, bildiğiniz bir yaratık. Cani ruhlu, önüne gelenin ağzını burnunu bütün kemiklerini kırdı. İri yarı ve güçlüydü. Evdeki zulmü inanılmaz üzücüydü… Zaten adamın garezi sadece evdekilere değildi, binaya girmeye çalışan çok dilencinin de kolunu bacağını eline verdi psikopat. Bir de bunun Therese ile güçlerini birleştirdiğini hayal edin…

Ve gelelim son karakterimiz Georges Kien’e. Sonunda normal ve iyi bir insan kitaba girdi. Bu Peter Kien zavallısının kardeşi. Bir şekilde Fisherle’nin minik bir hareketiyle trene atlar ve 10 yıldan fazladır görmediği abisinin yanına gelir. İnsan müsveddemiz şimdiye kadar ağzını açıp da doğru düzgün konuşmayan Kien, kardeşini görünce herif olur! Hayret! Kardeşi bir kurtarıcı, bir süperkahraman bir melektir. Fakat yaşadığı tuhaf olayları doğrudan değil yine tarihteki karakterlerle anlatabilen Peter Kien, kardeşine de bir yandan giydirmektedir. Hangi hakla olduğu da bilinmez. İnsan böyle bir kardeşi başına taç yapar taç! Georges aklını ve normalliğini kullanarak 3 günde abisiyle epey yol kat eder. Bu kısımlardaki sohbetlerinde Peter kadınlara o kadar verdi veriştirdi ki. Elias Cannetti’nin çizdiği bütün karakterler kötü olduğu için onların fikirlerinin bir önemi yok. Fakat bir yerden sonra da acaba annesiyle yahut sevdiği bir kadınla ilgili kötü anıları mı vardı da böyle şeyler yazdı diye düşündürttü.

Sadece kadınların düştüğü hataları söz konusu edip, onların akılsız ya da kurnaz, zayıf ya da aciz, kötü, kötü ve yine kötü olarak nitelendirilmesi doğru değil. Bunca savaşın, silahın, tecavüzün, dayağın kaynağının erkekler olduğu açık bir gerçekken, bütün erkekler kötüdür demek ne kadar doğru? Mevzu; iyi insan, kötü insan. O kadar. Genelleme yapmak ancak bilimsel şeyler için anlamlı ve doğrudur.

10 üzerinden 8 verdiğim ve sevmediğim bu kitaptaki emeği asla göz ardı edemem. Bir şeyi sevmemek bazen sadece hitap konusudur. Ben kara mizahı da sevmiyorum. Bu aynı renkleri sevmek gibidir. Yeşilin maviden, kırmızının beyazdan, siyahın turuncudan bir üstünlüğü yoktur. Kiminin en sevdiği renk pembeyken kiminin yeşildir. Bu yüzden teknikleri birbiriyle yarıştırmak yerine bize hangisinin hitap ettiğini bulmalı ve o yoldan yürümeliyiz. Bu kadar uzun bir incelemeyi okuma sabrı gösteren herkese teşekkür ederim…




*Bu kitaptan bahsedecek isek BİLİNÇAKIŞI TEKNİĞİnden de bahsetmeliyiz. Hemen bir siteden kopyala yapıştır yapıyorum: ‘’Bilinç akışı yöntemi; roman ve hikaye yazımında kahramanın zihninden geçenleri aralıksız olarak ve seri halde, belli bir sıraya koymadan olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi anlatım tekniğidir. Cümleler genellikle uzun ve karmaşık olur. Gramer kurallarına, sekans, yapı ve çoğu zaman imlaya bile gerek duyulmaz. Özellikleri açısından iç monolog tekniği ile büyük benzerlik gösterir, ancak aynı değildir. İç monolog, mantıklı bir dizilimle yazılmış, gramer bakımından düzgün bir sessiz konuşmadır. Bilinç akışı ise yapısı gereği daha samimi düşünceleri ifade ettiğinden mantıksal örgütlenmenin dışında, bilinçsizliğe daha yakındır.’’

2)Bu da şimdiki yorumum: Kitap oldukça zor okunan ve içinde yorucu ögeler barındıran bir kitap. Altı çizilecek ve üzerinde düşünülecek birçok satır mevcut. Beni çok yorduğu için oldukça ejderha bir inceleme yazmışım ilk okumam sonrası. Şu an okuduğum için kendimi şanslı hissettiğimi söyleyebilirim. Her şeyi geçtim, üzerinde sohbet etmek için oldukça ideal bir eser. Bakın sohbet diyorum, bu da ne demek ''insan ilişkisi'' demek. Okuduklarımızı hayata geçirmek demek. Bir kısım yanlış anlamalar demeyelim de istediği şekilde yorumlayanlar olabiliyor. Olsun. Sadece kitap okumak değil, hayatta da somut bağlar kurmak gerektiği düşüncesindeyim. Bu yüzden Kien gibi sadece kendimiz için yaşar ve okumaktan kaynaklı kibre kapılırsak, bir gün bizi fanusumuzdan çıkarırlar ve üzerler. Bu yüzden hayata da karışmak gerek. Okuyacaklar sabırlı ise bence buyursunlar :)

Sanırım ifşa sırası bana geldi. Bu iki insanı buradan herkese ifşa etmem gerek artık. Herkes bilmeli, tanımalı. Bu devirde nasıl olur??? görmeli herkes…

Müsadenizle;
Birkaç gün önce, sevgili Mete Özgür’ ün incelemesini (#26941855) okurken aklıma geldi. Hatıralarımı yokladım, bu güzel iki insanı herkese ifşa etmem gerek diye düşündüm. Bu devirde sevgiyi nasıl koruyabilmeyi becerebildiklerini sorgulasın istedim herkes. Tanısınlar, bilsinler diye...

2009 ANKARA NUMUNE HASTANESİ

Yaklaşık 24 saattir uykusuzdu 73 yaşındaki Mehmet Amca. Muhterem eşi Sultan Teyze’ye koroner anjıografi yapılmıştı, çoklu stent takıldığı için de yakın takibi gerekiyordu. Mehmet Amca ne dese, ne anlatsa gene de hafifçe homurdanıyor, bırakmıyordu eşini gitsin bir yere. Nazlı yeni gelin gibi; korkudan mı heyecandan mı bilinmez, al al olmuş yanakları gülmedi bir kere. Ağrısı da vardı muhtemel, nazının geçtiği O’ydu işte.

Önce dedim kendime; ‘’ Muhtemel başka yakınları gelir birazdan, gelmeli illa ki!’’ Saatler geçince merak ettim iyice. Kimseler de yoktu yanlarında. Hastane yemeğini beğenmeyince Sultan Teyze, Mehmet Amca kayboldu birden. Anladım ki yemek getirecek dışarıdan. 4 kat inecek, çıkacak, yürüyecek biraz bu uykusuzlukta. Normalde hiç konuşmayan Sultan Teyze o yarım saatte belki on kere sordu nereye gitti diye.

Yeni çömezdi o zamanlar Kemal, yeni evliliğinde olduğu gibi; biraz panik, biraz cahil, biraz bencil…
İsyan edercesine ‘’ Be teyzem, adam buradayken bir kere gülmezsin, gidince ne bu hasret, on oldu sorduğun, gelecek işte….yaw tüm kadınlar aynı mıdır ya? Hem başka refakatçin yok mu teyzem senin, ben bu yaşta zor dayanıyorum bir geceye, amca nasıl dayansın?? Bugün ikinci gün , arasan ya birilerini..???’’ diye sorsa da SULTAN Teyze vermedi tek cevap.

Döndü bana ‘’ çok uzak mı gittiği yer ‘’diye sordu usulca. Bu yaşta, bu gözlerde, bu merak, bu endişe… Eğildim yanına, uzunca baktım o gözlere. Kendisi için değildi de, merakı sevdasındandı. Merak galiba sevginin en şeffaf, en latif, en şefkatli haliydi. Panikti o gözler ya… Muhtemel her panik halinde yanıbaşındaydı yoldaşı, gitmemişti bir yere.

Usulca sordum; ’’ Sultan Hanım, başka yakınlarınız varsa arayayım ben, bu gece kalacak refakatçi için, oğlun, kızın, gelinin yok mu?? ‘’ dedim.

‘’ Yok’’ dedi. ‘’Bizim hiç çocuğumuz olmadı... Benim bitek eşim var.!!!’ ....

Çoklarının her şeyi varken, yanıbaşındayken, kimsesiz olduğunu bilebilir miydi acaba Sultan Teyze, bu koca sevginin içinde?? Birtek eşi vardı da kocaman dünya kadardı.

Sonra nefes nefese girdi içeriye elinde döner-ayran poşeti Mehmet Amcam. Kendini bırakıverdi sandalyeye. Nasıl da yorulmuş, zorlamıştı kendini.
Dedim ’’ Mehmet Amca diyeydin bana, buraya söylerdİk siparişi, niye zahmet ettin sen??..’’

Acelece poşeti açmaya çalışırken telefonu çaldı, arayan apartman komşusuydu; ziyaret için adres istiyordu da ne güzel komşular vardı..:))

‘’ Mor menekşe diyorum… mor olan.. pencerenin dışında.. geleceksen zahmet olmasın Ahmet oğlum, onu da bir getiriver.. Sultan Teyzen çok sever onu.. benden iyi bakar ona.. unutma ha..’’
İşitmesi azalmıştı ki baya, konuşurken tüm servis inledi de inledi: ’ mor menekşe.. o değil.. mor olan..’’ ....

İçeride epikriz yazarken birden kapı açıldı, o yorgun nefessiz Mehmet amca, can havliyle içeri atladı pehlivan gibi.
‘’SULtan....Sultan diyorum… çabuk olun be..’’
Ben tutarken Mehmet amcayı, Kemal koştu odaya. Şükür tansiyonu düşmüştü biraz, ciddi tehlikesi yoktu. O an öyle bir baktı ki Mehmet amca gözlerime;
‘’Gönlümün sultanına bir şey olursa , gözlerini oyarım, bilesin’’ der gibi… O gözlerde de vardı aynı endişe, aynı panik de belli etmiyordu her yerde.
Elleri titriyordu, heyecan zorladı kalbini biraz da, oturdu kanepeye kötü bişey olmadığını öğrenince. Bence Mehmet Amca’ya da bir anjıo yapılsa... gerekti....

Dedim; ‘’Mehmet Amca olmaz böyle! Bir hasta bakıcı ayarlayalım, bu gece sen kalamazsın daha.’’

‘’Gitmem biyere’’ dedi. ‘’Şurdan şura adım atmam.. kovsanız da…Gitmem hiçbir yere ..O yapamaz bensiz" dedi.

Bizim çömez Kemal dayanamadı başladı söylenmeye; ‘’Amcam be… Bu kadar üstüne düşme hatunun, şımarıyorlar sonra. Kıymet bilseler keşke.??
Bu kadar belli etme, çıtayı yükseltiyosun valla.. Benimki uğrayacak birazdan… Bari o gelince yapma..
Sultan teyze ikinci baharın mı yoksa?? Genelde öyle olur, ilkinin kıymetini bilmezler de, sonrakine kul köle..’’

Mehmet amca uzun uzun inceledi Kemal'i'i ilk defa gördüğü bir yaratığa bakar gibi;
‘’Oğlum.. bir de kalp doktoru olacan sen, de mi??.. yazık sana .. yazık… Sevginin hesabını yaparsan olmaz ki.. bina mı bu çıta hesaplıyon?? Kadın şımaracak ki gonca gül açsın..gülsün..
Hesabını tuttuğun, ederini karşılaştırdığın, kıymet biçtiğin sevgi midir??.. Bakkalda hesap mı tutuyon sen???’’’
Ekg kağıdını beynine kaydeder gibi, sevginin formülünü not etmeye çalışıyordu Kemal kafasını sallayıp gülerken hesaplar eşliğinde ...

Anladım ki onların ilk baharı hiç solmamış, rengarenk çiçek bahçeleri ile… İki mıknatıs gibi yapışmışlar sımsıkı birbirine, girememiş ne kar ne kış senelerce.

Ertesi gün; sevgi de bulaşıcıydı muhtemel de, bizim Kemal, netten en pahalı çiçeği sipariş ederken gece tartıştığı eşine;
Mehmet Amcam ve gönlünün sultanı kol kola, eve gitmek için metroya doğru yürüdüler sevgiyle, merhametle, vefayla, sadakatle…

Bizim sevgilerimiz mi yapmacık, çıçeklerimiz mi hormonlu bilemem de; geçen ay boşandığını duyduğum Kemal, kardiyolojı doçentik sınavına girecekti yılların tecrübesiyle...

Kendilerinin de izniyle çektiğimiz hatıra fotoğrafı durdu günlerce servisin panosunda, yanında mor menekşesı ile…

https://cdn.1000kitap.com/...ju2ZH_1517933115.jpg

https://cdn.1000kitap.com/...ewrGV_1517933159.jpg

Son olarak; dün oğluma dedim ki..
‘’ Oğlum seni çok seviyorum’’
Dedi ki; ‘’ Anne öyle demiyceksin ya.. olmadı bu’’
‘’ Nasıl diyeceğim ??’’
‘’ Seni çok, daha çok, çok çok seviyorum benim oğlum ‘’ diyeceksin dedi..

İşte çok, daha çok, çok çok sevip, sevilmeniz dileklerimle…

Şunu da bırakayım şuraya:))
https://www.youtube.com/watch?v=cIqqZcDCwaA

“ Akreple Yelkovan ”
Geçmişin hatırına, akreple yelkovan geri döner mi?

(Sahnede ki bankta oturan Aslı, cep telefonuyla oynayıp saçma sapan fotoğraflar çekmektedir. Sağ taraftan sahneye giren Alp, Aslıyı görür. Göz göze geldiklerinde fonda bir aşk şarkısı başlar, ardından ışık loş hale gelir. Sahne normale döndüğünde Alp tereddüt eder ama sonra Aslının yanına gider...)
ALP – Merhaba, yanınız boş mu?
ASLI – Pardon?
ALP – Özür dilerim.
ASLI – Pardon?
ALP – Yabancı mısınız? (Kendi kendine.) Alp ne salaksın! Yabancıysa nasıl cevap verecek bu soruya, hiç kafan basmıyor hiç!
ASLI – (Hafif gülümseyerek rolünü devam ettirir.) I am from England.
ALP – Ben de severim İngiltere’yi (Yanına oturur.) Bir de İngilizce bilsem, tam süper olacaktı. Çok güzelsin ve çok tatlısın, kayısı reçeli gibi. Ne diyorum ben ya?
ASLI – Do u speak English?
ALP – English, evet severim. Yeah English! Şansıma bak ya, her neyse iyi günler hanımefendi. Sizinle konuşamamak beni delirtiyor.
ASLI – Delirtiyor?
ALP – Evet delirtiyor. Acayip hissediyorum, şey gibi… (Aslı tip tip bakar.) Şey değil ya şey gibi
yani bir çiçeğin kokusunu koklamak isteyip de koklayamamak gibi.
ASLI – Enteresan.
ALP – Evet enteresan, yani böyle enteresan şeyler oluyor bana şu an. (Birden şok olur.)
Pardon? Türkçe biliyor musunuz?
ASLI – Ben Türk’üm zaten
ALP – Siz öyle konuşunca, ben sizi yabancı zannettim.
ASLI – Komik görünüyordunuz, ben de bozmak istemedim.
ALP – Pot kırdım sanırım.
ASLI – İsmin Alp mi?
ALP – Evet.
ASLI – Ben de Aslı, memnun oldum.
ALP – Ben de. Burada mı yaşıyorsunuz?
ASLI – Hayır, akrabaların yanına geldik, normalde İngiltere’de yaşıyorum.
ALP – İngilizcenin nereden geldiği belli oluyor.
ASLI – Evet.
ALP – Peki neden orada yaşıyorsunuz?
ASLI – Asıl sormak istediğin soru bu mu?
ALP – Hayır, sadece zemin hazırlıyorum.
ASLI – Bence direkt sorman gerekiyor.
ALP – Emin misin? O zaman beni sapık sanabilirsin.
ASLI – Saçmalama senden hoşlanmasam, seninle konuşmaya başlamazdım değil mi?
ALP – Aslında evet, neden geveledim ki?
ASLI – Sor.
ALP – Tamam, benimle evlenir misin?
ASLI – Saçmalıyorsun!
ALP – Bu en son soru olacaktı, pardon. Tamam, sevgilin var mı?
ASLI – Var. Ne oldu? Kıyamam kaldın öyle.
ALP – Böyle bir cevap beklemiyordum açıkçası.
ASLI – Biliyorum. Bir daha alalım mı?
ALP – Tamam, sevgilin var mı?
ASLI – Yok.
ALP – Sizin kadar güzel bir bayanın yalnız olmasını anlayamıyorum doğrusu.
ASLI – Bak ama saçmalıyorsun.
ALP – Neden ki?
ASLI – Var dediğimde üzülüp, büzülüyorsun. Yok dediğimde olmamasını anlayamıyorsun karar ver.
ALP – Benim olmanı istiyorum!
ASLI – Mal mıyım ben?
ALP – Of, iyice bok ettim (Ağzını kapatır.) Yani iyice saçmaladım değil mi?
ASLI – Evet.
ALP – Peki… Yaşın kaç?
ASLI – Mantıken aynı yaştayız ya da benden bir yaş büyüksün. Neden bu soruyu sordun ki?
ALP – Tanımak için sanırım.
ASLI – Başka bir soru bul.
ALP – Çalışıyor musun?
ASLI – Evet, bir barda striptizciyim.
ALP – Anladım.
ASLI – Neden garipsedin ki?
ALP – (Gevelemeye çalışır.)
ASLI – Doktorum.
ALP – Süper.
ASLI – Çok ilginç, doktor olunca süper, striptizci olunca yüzün değişti. Devam et bakalım.
ALP – Bu benim suçum değil ki.
ASLI – Benimde de değil. Her neyse, peki biz çıkarsak kuralların illâ ki olur değil mi?
ALP – Evet, mesela eteğe karşıyım.
ASLI – (Kahkaha atar.) O niye?
ALP – Bir erkek senin bacaklarına bakarsa ben kendimi kötü hissederim, anlıyor musun? Hem niye etek giymek istiyorsun ki?
ASLI – Ben sana kot giyme diyor muyum? Sen niye beni kısıtlıyorsun?
ALP – Allah Allah ya, ne alakası var.
ASLI – Tamam, tartışalım mı?
ALP – Tamam olur.
ASLI – Söyle bakalım, neden etek giymemi istemiyorsun?
ALP – Dedim ya, erkeklerin bacaklarına bakmaları hoşuma gitmez. Şimdi diyelim sen etek giydin (Canlandırır.), karşıdan biri geliyor ve bacaklarına böyle öküz öküz bakıyor. Ne bakıyorsun hayvan! Hayır, yani ben de bakıyorum ama öyle öküz öküz değil. (Pot kırmıştır. Aslının bakışlarından sonra kırdığı potu düzeltmeye çalışır.) Ama bu öküz şimdi ilk defa görmüş gibi bakıyor.
ASLI – Demek sen de bakıyorsun?
ALP – Sevgilim varken bakmıyorum.
ASLI – Ya siz ne biçim insanlarsınız?
ALP – Neyimiz varmış?
ASLI – Hem sana bakılmasından hoşlanmam diyorsun, hem de başkalarına bakarım diyorsun. Bu ne saçmalık?
ALP – Ama sevgilim varken bakmıyorum dedim.
ASLI – Dürüst olalım, bakıyorsundur.
ALP – İyi de, göze hapis konulabilir mi?
ASLI – Ne kadar yalancısınız.
ALP – Allah Allah ya, sizin kadar profesyonel olamıyoruz maalesef.
ASLI – Bir saniye bir saniye, sen bize yalancı mı diyorsun?
ALP – Estağfurullah
ASLI – Arapça’da estağfurullah aynen demekmiş.
ALP – Aynen
ASLI – Yani aynen mi diyorsun?
ALP - Aynen
ASLI – Bu taş çok ağır geldi.
ALP – Sizinkiler de öyleydi hanımefendi.
ASLI – Ben doğruları söyledim
ALP – Ben de… Bir de sizin şu ayna manyaklığınıza ne demeli?
ASLI – Ne varmış?
ALP – Uzaylı olsam ayna sizi doğurdu zannederim.
ASLI – O nerden çıktı?
ALP – Hayatınız aynaya bakmakla geçiyor.
ASLI – Kendimize bakmak suç mu yani?
ALP – İyi de, sevgilinize o kadar çok bakmasınız be!
ASLI – Tekrar genelleme yapıyorsun.
ALP – Ne yani, sen de yapıyorsun.
ASLI – Saçmalıyorsun şu an.
ALP – O niye?
ASLI – Siz de futbol bağımlısısınız, hiçbir maçı kaçırmazsınız.
ALP – Gündemi takip ediyoruz.
ASLI – Maç izlemek gündem mi?
ALP – Evet, hem maç izlerken zevk alıyoruz.
ASLI – Biz de aynaya bakarken aynı zevki alıyoruz
ALP – Peki, siz kızların tuvalet sevdası ne olacak? Bir yere gidildiğinde hemcinsiniz olmasın… Bak sayısı fark etmez. Hemen kaş göz anlaşmasıyla “Tuvalet” sözü duyulduğu an aynı anda tuvalete gitmeyi nasıl başarabiliyorsunuz? Yani muhteşem bir anlaşma. Evden çıkmadan önce saatlerinizi ayarlamanız gerekiyor. Ayna anda tuvalete gidip… (Canlandırır.) -Ay seninde mi geldi canım. -Ay valla benim ki de geldi. -Haydi o zaman el ele tutuşup sıç(Aslı keser.)
ASLI – Saçmalama, tabi ki aynı anda ihtiyaç gidermesi yapmıyoruz.
ALP – Neden aynı anda tuvalete gidiyorsunuz o zaman?
ASLI – Biz kızlar, sizin gibi rahat olamıyoruz da o yüzden. Ya konuşulması gereken özel bir şey vardır ya da transfer edebileceğimiz özel şeyler.
ALP – Şey mi (Elleriyle kuş uçma hareketlerini yapar.)?
ASLI – Evet ped. Zaten şu regl sizde olsaydı, o zaman neler yapardınız çok belli.
ALP – Ne yapardık?
ASLI – (Kız erkek rolüne bürünür.) -Senin ki geldi mi bilader? -Yok lan, tık yok. - Dengesiz bilader ondan. -Oğlum, sen dengesizsin de ondan…
Aranızda ki ped transferi halka açık olur kesin, sigara ister gibi. (Devam ettirir rolü.) -Versene bir çift kanatlı. - Az kaldı oğlum. - Lan ver, ben alırım birazdan. Ya da kesin böyle abuk sabuk espriler üretirsiniz. (Devam ettirir rolü.) Ne biliyim senin ki kurşunlu mu, kurşunsuz mu?
ALP – Ne kadar komik
ASLI – Bence komik
ALP – Peki pijama partisine ne diyeceksin?
ASLI – Pijama partimizin nesi varmış? Sizin içmek için toplanmanız gibi bir şey. Hem erkekler pijama partisi yapsa o da komik olur. Yatağın üzerinde oturup sohbet eden, atletli ve kıllı erkekler…
ALP – Yine genelleme yapıyorsun.
ASLI – Tamam, kapatalım bu konuyu.
ALP – Peki.
ASLI – Ben kalkıyorum.
ALP – Neden?
ASLI – Gitmem gerekiyor.
ALP – Peki ama neden?
ASLI – Sapık mısın ya? Sebebini neden söylemek zorundayım ki sana? Kimsin sen?
ALP – Neden yalan söylüyorsun ki? Rahatsız oldum demen yeterli. Sen otur, ben kalkarım.
ASLI – Tamam kalk.
ALP – Emin misin?
ASLI – Evet
ALP – Peki ben kalkarsam, ne yapacaksın burada tek başına?
ASLI – Sen gelmeden önce ne yapıyorsam onu yapacağım.
ALP – Ne yapıyordun ki?
ASLI – Önümde oturan yaşlı çifti izliyordum.
ALP – Ben de onları izlemek için geldim zaten.
ASLI – Siz erkekler hiç yalan söyleyemiyorsunuz.
ALP – Ne yani, yaşlı çiftleri sadece bayanlar mı izliyor?
ASLI – Resmen benden hoşlandın, neden söylemekten çekiniyorsun ki?
ALP – Allah Allah, o çifti izlemeye geldim. Of! Söylemek istemiyorum, çünkü… ( Aslı sözünü keser.)
ASLI – Çünkü?
ALP – Çünkü sözümü kestin. Her neyse gidiyorum.
ASLI – Bir saniye, senin burcun neydi?
ALP – İkizler
ASLI – Belli.
ALP – Belli olan ne?
ASLI – Bir dakikada unutursun, testler öyle söyler.
ALP – Nasıl yani?
ASLI – Hemen aldatırsın, hiç düşünmeden.
ALP – Allah Allah, babanın burcu ne?
ASLI – İkizler ne var bunda?
ALP – O zaman annene söyle, baban anneni aldatıyor. Ne oldu sustun?
ASLI – Biz neden tartışmaya başladık ki?
ALP – Bilmem.
ASLI – Ben konuyu değiştireyim o zaman. Sen gelmeden önce bir haber okumuştum, dur sana da okuyayım (Yanında ki gazeteyi alıp haberi okumaya başlar.) Türkiye´de bir ilk oldu ve Avrupa Birliği Hibe Fonu´yla AB standartlarına uygun tuvalet yaptırıldı. Gaziantep´in Türktepe Mahallesi´nde, tarihi Kültür Yolu üzerine yaptırılan ve 80 bin euroya mal olan tuvalet oldukça konforlu. Alafranga olarak yapılan tuvalette; müzik sistemi, sensörlü çeşmeler, çocuk bezi değiştirme bölümü ve klima bulunuyor.
ALP – Güzelmiş. Ben oraya sıçmaya kıyamam… Peki, bunun bir süresi var mı?
ASLI – Ne gibi?
ALP – Yani zaman tutuyorlar mıdır?
ASLI – Sanmam.
ALP – O zaman kötü. Ben oranın müşterisi olsam, çıkmam tuvaletten. Düşünsene sıcaktan bayılıyorsun dışarıda içeriye giriyorsun serin serin çıkar mısın? Çıkmazsın tabi bir de başlamışsın tam olaya… Tam bitmiş çıkacaksın en sevdiğin parça nedir?
ASLI – Grup Gündoğarken’den; ”Seni gördüğüme sevindim.” Bayılırım.
ALP – Ciddi olamazsın, ben de bayılırım. Her neyse, işte düşün, en sevdiğin parça çalıyor. Uzatırsın, o bitene kadar orada böyle beklersin. (Aslı güler.) Ama öyle değil mi?
ASLI – Çok tatlısın
ALP – (Ufak bir çocuk gibi) Geyçekten mi?
ASLI – Evet
ALP – Sen de öylesin.
ASLI – Ben söyledim diye söylemene gerek yok.
ALP – Gerçekten öylesin.
ASLI – Bence kibarlık olsun diye söylüyorsun.
ALP – Of! Neden takılıyorsun buna?
ASLI – İçten söylediğinden emin olmak istiyorum, takılırım tabi ki.
ALP – İçten olmasa niye söyleyeyim ki?
ASLI – İşte, ben söyledim diye.
ALP – Yine mi tartışıyoruz?
ASLI – Arkadaşım Birben’e çok benziyorsun.
ALP – Birben mi? O ne biçim isim ya?
ASLI – Nesi varmış?
ALP – Enteresan. İlk defa duyuyorum. Şiir gibi… Bir ben vardı, benden uzakta… Oysa ki benlerim çok yakında.
ASLI – Komik
ALP – Teşekkür ederim. Ne zaman gideceksin İngiltere’ye?
ASLI – Hiçbir zaman
ALP – Kesin dönüş mü yaptın?
ASLI – Hayır, ben burada yaşıyorum.
ALP – İngiltere’de yaşıyorum demiştin.
ASLI – Yalan söyledim.
ALP – Neden ki? Sapık mı sandın beni?
ASLI – Saçmalama lütfen aşkım ya.
ALP – Tamam aşkım.
ASLI – Yarın ne yapıyoruz?
ALP – Deniz kıyısında çay içeriz birtanem.
ASLI – Deniz kıyısına bayılırım, bilirsin.
ALP – Bilmem mi? Ben de sana bayılıyorum.
ASLI – (Çocuklaşır.) Yaaa, bak kızaracak yanaklarım yine.
ALP – Kızarsın o elma yanakların senin, yerim onları ben, yerim!
ASLI – Aşkım burada tanışmıştık, hatırlıyor musun?
ALP – Unutur muyum birtanem? Biraz gürültülü bir şekilde olmuştu ama... Ne yapalım, hem boşuna dememişler;”İlk aşklar kavgayla başlar” diye.
ASLI – Kesinlikle katılıyorum, sevgilim benim.
ALP – Gözlerini kapatır mısın?
ASLI – Neden?
ALP – Sadece iki saniye için. Aç deyince aç.
ASLI – Tamam.
ALP - (Ayağa kalkıp toparlanır. Bir iki deneme yapar. Aslının önüne diz çöküp, cebinden söz yüzüklerini çıkartır. İşaret verir. Grup Gündoğarken – Seni gördüğüme sevindim şarkısı çalmaya başlar.) Açabilirsin şimdi.
ASLI - (Aslı gözlerini açar ve yüzükleri görür, şok geçirir.) İnanmıyorum, evlenme teklifi mi bu?
ALP – Yok hayatım, söz yüzüklerimiz. Yani yüz de ellisi diyelim.
ASLI – Şoktayım şu an. Bizim parçamız bu da, inanmıyorum ya!
ALP – Sevgilim, aşkım, birtanem, hayatımın anlamı, güzellik abidem... Sen hayatıma girdin gireli bu hayat hiç olmadığı kadar güzel olmaya başladı. Sen, seni, seninle yaşamama izin verir misin? Beni benden daha çok seven sen, benimle evlenmeye, bir yuva kurup ölünceye dek benimle birlikte olmaya, iyi günde, kötü günde her daim yanımda olmaya, aşkımızı ölümsüzleştirmeye söz verir misin?
ASLI – (Duygulu ve titrek sesiyle) Tabi ki sevgilim (Yüzükler parmaklara geçer. Deli gibi sarılırlar. Birden Aslı şiddetle Alp’i itmeye, Alp ise tekrar sarılmak için onu çekmeye başlar.
Aslı ağlamaklı, vurmaya çalışır. Alp geri kaçar.)
ALP – Yemin ederim sandığın gibi değil, yemin ederim.
ASLI – Nasıl ya? Ben bunu hak edecek ne yaptım? Söyler misin, ne yaptım Alp!?
ALP – Nasıl inanırsın aşkım? Ben seni bu kadar severken, böyle bir şey yapacağımı nasıl düşünürsün? Sevgilim alkollüydüm gerçekten, yemin ederim. Ne yaptığımı bilmiyordum.
ASLI – Sen ne biçim bir insansın ya! Nasıl ne yaptığını bilmiyordun? Fotoğraf bile çekilmişsin!
Ne yüzle? Her şeyi geçtim, benim arkadaşımla, Birbenle nasıl yaparsın
ALP – Hayatım, aşkım, her şeyim inan bana. Durum bildiğin gibi değil. Birben’in tuzağı bu, yüzleştir bizi istersen.
ASLI – Bana verdiğin sözü tutmadın Alp! Sen benim kahramanımdın. Sen benim en sevdiğimdin. (Yüzüğü çıkartıp suratına atar. Alp yüzüğü alır cebine koyar.) Artık gözümde bir hiçsin! Hiç! (Tam gidecekken geri döner. Mutlu ve sevinçli bir şekilde sarılır Alp’e.) Aşkım çok
özür dilerim. Gerçekten çok özür dilerim, beni affedebilecek misin?
ALP – Tabi ki sevgilim, (Yüzüğü tekrar takar.) seni çok seviyorum. Nasıl öğrendin peki?
ASLI – Birben her şeyi anlattı. Zaten hiçbir şey olmamış.
ALP – Hatırlamıyorum demiştim.
ASLI – Biliyorum birtanem, biliyorum. Sana nasıl güvenemedim, neden dinlemedim bilmiyorum. Beni affet aşkım.
ALP – Çoktan unuttum birtanem. Bak atalarımız boşuna dememişler.
ASLI – Ne demişler?
ALP – Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır diye.
ASLI – Bu durumda Tilki ben mi oluyorum yani?
ALP – (Gayet mutlu normal) Evet
ASLI – (Ciddi) Ben mi oluyorum Tilki Alp?
ALP – Evet tatlım
ASLI – (Sert bir şekilde) Bu durumda Tilki ben mi oluyorum ALP!
ALP – Yok kıyamam yok canım. Tilki de benim kürkçü dükkanı da sen değilsin canım benim.
ASLI – (Gülümser) Ya ben seni çok seviyorum.
ALP – Ben de hayatım, içimde sana karşı o kadar büyük bir sevgi var ki. Seni sevgimle boğmaktan korkuyorum. Görüşmeden geçen 1 haftada öyle özledim ki. Her anımı seni
sevmekle geçiriyorum…
ASLI – Beni affetmen için Allah’a o kadar yalvardım ki.
ALP – Cumaya mı gittin tatlım?
ASLI – Alp!
ALP – Özür dilerim canım.
ASLI - Bugün beni görmek istemeyeceğinden korktum.
ALP – Kıyamam sana.
ASLI - O kadar çok korkuyordum ki, beni bırakıp gitmenden. Ben sana doyamıyorum aşkım, asla da doyamam. Biliyor musun, kokunu hissetmediğim o bir hafta, nefessiz kaldım.
ALP – Doğaldır aşkım parfüme bayıldığım parayı biliyorsun.
ASLI – Alp!
ALP – Pardon aşkım özür dilerim devam et sen.
ASLI - Seninle cennete benzeyen odam, sensiz soğuk ve karanlıktı.
ALP – Elektrikler mi gitti evde?
ASLI – Alp ağlayacağım şimdi ama!
ALP – Özür dilerim sevgilim benim.
ASLI - Sensiz çok yalnızdım, sensiz çok çaresiz… Sen yokken yatağım bile o kadar büyük geldi ki, boğulacağım sandım.
ALP – Hayatım bak karışmayım karışmayayım diyorum. Sen tek kişilik yatakta yatmıyor musun? Nasıl büyük gelebilir ki ya?
ASLI – Alp burada moda girdim! Sen neden girmiyorsun moda! Söyler misin Alp sen neden girmiyorsun!
ALP – (Aslının birden çıkışıyla ufalmıştır resmen.) Şu andan itibaren giriyorum sevgilim. Bak girdim ağlıyorum hatta ühühü
ASLI – Kıyamam sana. İyi ki beni affettin sevgilim. Seni gerçekten çok ama çok seviyorum.
(Sarılırlar.)
ALP – Hoş geldin hayatım.
ASLI – Hoş bulduk. Saçımı beğendin mi?
ALP – Evet, her zamanki gibi
ASLI – Nasıl her zaman ki gibi?
ALP – Her zaman ki gibi güzel işte aşkım.
ASLI – Hayatım kuaförden geliyorum.
ALP – Of! Birinci çinko.
ASLI – Demek kuaföre gitmeme gerek yok? Her zaman çirkinim, öyle mi?
ALP – Ya saçmalama, ben seni her halinle seviyorum.
ASLI – Ne yani, çirkin olduğumu kabul mü ediyorsun?
ALP – Of! İkinci çinko.
ASLI – Tamam Alp, iltifatların için teşekkür ederim. Ben senin için güzelleşeyim, sen bana bu şekilde davran. Çok mu çirkinim? Söyler misin, çok mu çirkinim?
ALP – Estağfurullah
ASLI – Alp! Estağfurullah Arapçada aynen demekti.
ALP – Tombala… Ne alakası var hayatım ya, Arabistan’da değil, Türkiye’deyiz. Lütfen, beni hep yanlış anlıyorsun. Ben, saçını yaptırmasan da çok güzelsin, her halini beğeniyorum demek istemiştim. Sen benim meleğimsin, seni ilk gördüğümde dedim ki: ”Ulan, bu melek cennetten nasıl düştü buraya. Hayır düştü de bir yeri nasıl acımadı” dedim sonra “Ulan dedim bakıyorum. Melek mi Paris Hilton mu o olsaydı çok güzel olurdu (Aslının bakışından sonra.)
ama ondan bile daha güzel.” Dedim yani Meleğim diye boşuna demiyorum.
ASLI –(Çocuklaşır.) Geyçekten mi?
ALP – Gerçekten bebeğim, çok güzelsin. Makyajın çok güzel.
ASLI – Onu biliyorum geç.
ALP – Saçların güzel
ASLI – Onu da biliyorum geç.
ALP – Kıyafetin güzel, küpeler falan her şeyin süper ohh…
ASLI – Bir ses duydun mu?
ALP – (Bozuntuya vermemeye, çalışır bir yandan da poposunu yeller.) Yo, duymadım. Ne sesi?
ASLI – Senin olduğun yerden geldi. Telefonunu falan mı düşürdün yere? (Aslı Alp’in yanına doğru gelirken)
ALP – Yo, yo, yo bu taraf sağlam, bu taraf sağlam gelmene gerek yok bu tarafa.
ASLI – Bu koku da ne? İğrenç! Ne kadar iğrenç bir koku bu ya
ALP – Abartma öyle kokmaz o.
ASLI – İnanmıyorum sana. Of! Alp bunu yaptığına gerçekten inanmıyorum.
ALP – Ne yapayım? Tuttum, sıktım popomu sıkabildiğim kadar, her zaman geri kaçardı bu sefer kaçmadı. Pof dedi çıktı. Ne yapabilirim, insani bir ihtiyaç nihayetinde.
ASLI – Of iğrençsin Alp . Sevgilim yanımda osurdu, şaka gibi.
ALP – Allah Allah! Gören de adam öldürdüm sanacak. Osurduk be! Amma abarttın.
ASLI – Ben senin yanında burnumu karıştırıyor muyum? Balgam çıkartıyor muyum? Iyy,
osuruyor muyum?
ALP – Osur. Ben karışıyor muyum? Hem evde osurmadım, açık havada osurdum. Dağılır bu anlıyor musun?
ASLI – Anlamıyorsun. Açık hava, kapalı hava söz konusu değil. Benim yanımda osurdun Alp.
ALP – Tamam Aslı, sen de osur fitleşelim.
ASLI – Kusura bakma, ben senin kadar pis olamam.
ALP – Beni takdir edeceğine ne yapıyorsun.
ASLI – Neyini takdir edeceğim?
ALP – Ne kadar güzel, maske takmıyorum tamamen doğalım.
ASLI – Kusura bakma ama bu hayvanlık, doğallık değil.
ALP – Hayvanları seviyorsun ama.
ASLI – Tamam Alp, kapatalım şu konuyu.
ALP – Ben açmadım zaten bu konuyu, açan tarafım da ayda yılda bir konuşuyor.
ASLI – Of iğrençleşme.
ALP – Tamam.
ASLI – Annem diyor ki: ”Artık istemeye, gelmeyecek mi seni?”
ALP – Nasıl yani?
ASLI – 8 yıl oldu deyo, ne zaman resmiyete dökeceksiniz deyo, daha ne kadar daha böyle sürecek merak ediyorum deyo.
ALP – Baban ne deyo?
ASLI – Bir şey demiyor, bir şey demedi yani. Ne alakası var?
ALP – Baban bir şey demiyorsa, annen diyorsa 1-1 beraberlik var ama. Şimdi anneyi dinlersek baba kırılır bize. Üzülür yani.
ASLI – Ne yani, beni istemeyecek misin?
ALP – Ne alakası var? Ben sadece 8 yıl lafına taktım, ne olmuş 8 yıl olmuşsa? Dün böyle bir şey demiyordu?
ASLI – Uzun olduğunu anlatmaya çalışıyor aşkım, anladın mı?
ALP – Ne yani 7 yıl 12 ay 29 gün uzun değil de, 8 yıl mı uzun gelmiş? Bir günde vahi mi inmiş kadına?
ASLI – Sen beni sevmiyorsun anladım. Ne yani bitti mi, içinde ki sevgi?
ALP – Ya ne alakası var? Sadece evlilik beni korkutuyor, büyük bir sorumluluk bence. Emin olmadan böyle bir riske girmek istemiyorum sadece.
ASLI – Evlenmeden nasıl bilebiliriz ki?
ALP – Nasıl olacak peki?
ASLI – Üstesinden geliriz.
ALP – Ben evlendikten sonra, maddi problemler yüzünden aşkımızın bitmesinden korkuyorum.
ASLI – Üstesinden geliriz sevgilim. Yeter ki aşkımız bitmesin, yeter ki her daim birbirimizi sevelim. Hem bak ben de çalışırım, birlikte üstesinden geliriz.
ALP – Ne dedin sen?
ASLI – Üstesinden geliriz dedim?
ALP – Ondan sonra
ASLI – Bende çalışırım dedim.
ALP – (Sert) Ne!
ASLI – Bende -
ALP – Ne!
ASLI – Be-
ALP – Ne! (Delirmiştir.) Ulan Alp’in karısı çalışıyor dedirtir miyim lan ben? Yok öyle şey. Bunu duymamış olayım Aslı!
ASLI – Ya hayatım saçmalama. Elim ayağım tutuyor. Evde oturmak için evlenmiyorum. Seni seviyorum ve seninle mutlu bir yuva kurmak, çocuklarının annesi olmak, birlikte yaşlanmak için evleniyorum.
ALP – Aslında mantıklı düşününce, çalışmamak benimde işime gelir. Doğru diyorsun. (Birden değişir.) Ya sen ne akıllı bir kadınsın. Seni seviyorum ben ya. (Sarılırlar. Loş ışık verilir.)
ASLI – Saat geç oldu aşkım, zar zor çıktım evden. Ne oldu? Çok merak ettim.
ALP – Öyle önemli bir şey yok canım. Sadece seninle paylaşmak istediğim ve içimi kemiren bir şey var.
ASLI – Nedir o birtanem?
ALP – İstersen otur Aslı.
ASLI – Neden bu kadar soğuk konuşuyorsun Alp, bir şey mi oldu?
ALP – Aslı hiç uzatmayacağım. Ben tekrardan aşık oldum.
ASLI – Nasıl yani?
ALP – Seni bugüne kadar aldatmadım, aldatmayı da hiçbir zaman istemem. Ben tekrardan aşık oldum.
ASLI – Kime?
ALP – Dünyalar güzeli birine. Gözleri o kadar güzel ki, görsen hak verirsin belki. O da beni çok seviyor. Hem de dünyalar kadar. Onunla evlenmeyi bile düşünüyorum. O da aynı şeyi düşünüyor sanırım. Biliyorum senin için üzücü ama sana hiçbir zaman yalan söylemedim. Her zaman dürüst oldum, bugün de böyle olmak istiyorum. Onunla evleneceğim. Hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
ASLI – Gerçekten mi?
ALP – Evet. Kıyamam sana (Başını okşar.) tamam senin için üzücü ama ne yapalım… Ben onunla evlenip hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
ASLI – İnanmıyorum sana. Ya bana verdiğin söz ne olacak?
ALP – Ben sözümü tutuyorum.
ASLI – Nasıl tutuyorsun? (Söz yüzüğünü çıkartmaya çalışır.) Al bunu ona ver!
ALP – Aslı onu çıkartma, bir saniye. Ben sözümü tutuyorum dedim sana. Aşık olduğum kişi sensin. Dünyalar güzeli kimim var senden başka? Bu dünyada, beni benden çok sevebilecek kim var? Seni seviyorum ben be!(Bora Öztoprak – Seni seviyorum parçası girer. Tam da nakarattan.) Benimle evlenir misin Aslı’m? (Cebinden yüzüğü çıkartır. Diz çöker yüzük kutusunu açar.)
ASLI- (Aslı biraz bakar.) Hayır, evlenemem! (Müzik birden kesilir.)
ALP – Nasıl yani?
ASLI – Çünkü, eğer sen çağırmasaydın yarın ben yanına gelecektim. Biraz önce, başka birine aşık olduğunu söylediğinde içten içe sevindim. Çünkü ben başka birine aşık oldum Alp.
ALP – Kim lan o! Kim o. (Ağlar gibi.) Kim o, kim o, kim o?
ASLI - (Alp’in yaptığı gibi oda saçlarını okşar) Tamam senin için üzücü ama az önce sana kızarak:”Ya bana verdiğin söz.” derken, içimden gülüyordum. Aslında onu tanısan sen de bana hak verirsin. Dünyalar tatlısı ve çok yakışıklı.
ALP – Tabi tanışırız nerede oturuyor! Söyle nerede oturuyor!
ASLI - Bu evlenme teklifini bu şekilde yaşamak istemezdim ama beni şok ettin. Tabi ki de seninle evlenirim ALP! (Alp cebinden telefonu çıkarır. Arama tuşuna basar. Aslının bu sözlerini duymaz. Aslının konuşması bittiğinde telefondakiyle konuşmaya başlar.)
ALP – Alo Mahmut Abi nerdesin… Aslı başka biriyle evlenecek! Ahhh… Abi kap emanetleri basalım o çocuğun evini.
ASLI – Alp. Tabi ki seninle evlenirim dedim.
ALP – (Ağlamaklı) Ne?
ASLI – Tabi ki seninle evlenirim dedim.
ALP – Sende mi şaka yaptın yani?
ASLI – Evet
ALP – Alo Mahmut abi aradığın kişiye şu an ulaşılamıyor abi. (Telefonu kapatır.) Aşkım neden yapıyorsun.
ASLI – Sen şaka yaparken iyi de ben yaparken mi kötü.
ALP – Aşkım bir daha yapma tamam mı?
ASLI – Sende yapma.
ALP – Bokunu yiyim yapmam.
ASLI – İğrençleşmeden şu evlenme teklifine dönsek ya aşkım?
ALP – Ah doğru (Kendine çeki düzen verir. Alp mutlu bir şekilde diz çöker. Yüzüğü çıkartır.)
Benimle evlenir misin Aslı?
ASLI – Evet! (Mutlu bir şekilde sarılırlar. Fonda müzik tekrardan girer ve yavaş yavaş kesilir.) İnanmıyorum ya, biz şimdi evleniyor muyuz?
ALP – Evet dünyalar güzelim.
ASLI – Hemen bunu anneme söylemem lazım.
ALP – Benim de yedi ceddimi çağırmam lazım. Malum para gelsin aşkım.
ASLI – Tamam aşkım, haberleşiriz.
ALP – Tamam bebeğim benim. (İkisi ters tarafa doğru giderler. Birden tekrar dönerler.
Yaklaşırlar.)
ALP VE ASLI – Bomba bir haberim var.
ALP VE ASLI – İlk sen,
ALP – Lütfen, önce bayanlar.
ASLI – İlk sen
ALP – Tamam, sıkı dur… Bomba bir; işe girdim!
ASLI – Süpeerrr. Sen de sıkı dur… Hamileyimmmm
ALP – Süpeerrr… Ne!
ASLI – Ne yani, beğenmedin mi?
ALP - Saçmalama hayatım, çok ani oldu da.
ASLI – Evet, kızımız olacak.
ALP – Kız mı?
ASLI – Sıkı dur, bir sürpriz daha…
ALP – Evet?
ASLI -- Bir de oğlumuz olacak!
ALP – Nasıl yani?
ASLI – Aşkım ikiz geliyor. (Alp tam kucaklayacak iken.) Dur bebeğim hamileyim.
ALP – Muhteşem.
ASLI – Hemen odalarını ayarlayalım. Evi de 3 odalı almamız süper oldu. Kızın odasını
pembeye, erkeğin odasını da maviye boyarız.
ALP – Boyarız aşkım boyarız. Sen nasıl istiyorsan dünyalar güzelim benim
ASLI – Of! Elim ayağım titriyor.
ALP – Hayatım sen niye ayaktasın? Benim ikizler yorulmuştur oturt onları da.
ASLI – Onlar içerde hava da takılıyor.
ALP – Annesi bu kadar havalıyken normal tabi
ASLI – Of hayatım oturuyorum tamam…
ALP – Bebeğim hatırlıyor musun 17 yaşındayken, ilk çıktığımızda. Hani ilk …
ASLI – Hatırladım, hatırladım.
ALP - Sen demiştin ya “Ay, başım dönüyor.” Filli boyada gecikmeler olmuştu. Çocuk geliyor
zannetmiştik.
ASLI – Of ölümdü o ya. (Birden o ana dönerler.) Aşkım başım dönüyor.
ALP – Neden ki?
ASLI – Bilmiyorum bu aralar başım dönüyor, mide bulantısı, bir de iki haftadır hasta olmuyorum. Annem de sorup duruyor.
ALP – Yoksa?
ASLI – Bilmiyorum.
ALP – Nasıl ya, baba mı oluyorum bu yaşta?
ASLI – Ne bileyim ben? Kürtaj mı yaptırsak?
ALP – Saçmalama hayatım sen 17 yaşındasın, ben 18. Aile izni olması gerekiyor. Beni hapse atarlar.
ASLI – Ne yapacağız?
ALP – Ben seni merdivenlerden iteyim mi hayatım? Düşer belki.
ASLI – Saçmalama!
ALP – Karnına bir iki kere vurayım?
ASLI – Aşkım!
ALP – Peki, bak ne geldi aklıma, daha risksiz.
ASLI – Neymiş o?
ALP – Bol bol su içsen? Boğulur belki? Bebeğim, çocuk katili değilim ama bu yaşta kendime zor bakıyorum hayatım. Ailem bile beni kapı dışarı edecek utanmasa.
ASLI – Sen bu çocuğun babasısın, bakmak zorundasın!
ALP – Hadi ben ona baktım, bakabilirim yani. Sana kim bakacak? Ya bana? Belediye mi?
ASLI – Keşke senle hiç tanışmasaydım.
ALP – (Normale dönerler.) Gerçekten o gün onu isteyerek mi söyledin aşkım?
ASLI – Ya saçmalama hayatım o an ki psikolojiyle söyledim.
ALP – Her neyse o zamanlar çok eskide kaldı.
ASLI – Evet, şimdi ikizlerimiz olacak ve önümüzde hiç sorun yok.
ALP – Evet, ikiz babasıyım.
ASLI – Doktor bana isim arşivi verdi. (Cebinden iki adet kitapçık çıkartır, birini Alp’e verir.)
Hadi isimlerini düşünelim. (Bakınırlar.)
ALP – Adsay olsun
ASLI – Ne? Hayatı boyunca isim mi, sayacak çocuk. Hem mesleğini de direk belirlemiş oluruz Muhtar olur kesin. Yok, hayatım bunu geçelim.
ALP – Peki.
ASLI – Aa bak hayatım, Aleda nasıl?
ALP – O ne be, elveda gibi.
ASLI – Ben sana çamur attım diye böyle yapıyorsun demi?
ALP – Yok hayatım uyumlu olsun diye. Hayatım bak Babür nasıl?
ASLI – Bu isim hakkında hiç yorum yapmayacağım kapatalım.
ALP – Peki.
ASLI – Hayatım Arsu nasıl?
ALP – Yok o arsız olur ismiyle özdeşir, allah korusun.
ASLI – Peki.
ALP – Hayatım, bak dünya diye isim varmış, erkeğe onu koyalım?
ASLI – Oldu kızımıza da Venüs koyarız.
ALP – Süper sonra bir tane daha yapar Güneş koyarız.
ASLI – Oldu Alp çocuklarımızı alıp, okul okul gezip güneş sistemini tanıtırız.
ALP – Tamam ya tamam Melis’e ne dersin?
ASLI – Süper bence, Erhan’a?
ALP – Süper Erhan oğlum muhteşem oldu bence.
ASLI – Süper isimleri tamam
ALP – (Aslının karnına sevgi gösterir.) Oğlum, oğluşum Erhan’ım… Bebeğim çiçeğim böceğim.
ASLI – Bunlar kızımıza değil mi?
ALP – Tabi Erhan’ıma çiçeğim mi diyeceğim? O benim aslanım yerim ben onu. Melis’im canım benim kucucuğum (Saçmalar.)
ASLI – Aşkım hangi dili öğretiyorsun çocuklarımıza.
ALP – Agucu dilini hayatım.
ASLI – Tamam bebeğim baya başarılısın.
ALP – Hadi alışverişe gidelim. (Giderlerken geri dönerler…)
ASLI – Çok şey aldık hayatım
ALP - Ot’u boku alırsan olacağı o sevgilim.
ASLI – Ama lazım
ALP – Aşkım biz çocuklar için alışverişe gitmedik mi?
ASLI – Evet?
ALP – Neden bir don aldık onlara?
ASLI – İkisi kullansın diye
ALP – İyide bir tanem sadece onlara alışveriş yapacaktık.
ASLI – Ya daha doğmamış bebeğe ne alacağız ıh! Hem tamam ben anladım senin demek istediğini. Benim aldığım eşyalar sana batıyor! (Küser.)
ALP – Saçmalama aşkım iyi ki almışız. Ben gerçekten onu demek istemedim. Zaten bayadır alışverişe gitmiyorduk iyi oldu bu birtanem.
ASLI – Tamam o zaman
ALP – Gel bir öpeyim aşkımı.
ASLI – Ya yapma aşkım sonra çocuklarımız cinselliğe dönük olur. Bak Alp çocuklar duyuyor! Kötü örnek olma, babalarını erkenden tanımasınlar…
ALP – İyi be sanki babaları sapık… (Aslının apış arasındaki akan su dikkatini çeker.) Aşkım?
ASLI – Efendim?
ALP – Altına mı işiyorsun?
ASLI – Ne alaka?
ALP – Bildiğin Niagara Şelalesi gibi ıslatıyorsun altını hayatım!
ASLI – Dalga geçme Alp! (Bakar ve ağrıları başlar.)
ALP – Biz osurduğumuzda olay çıkarıyorsun. Sen bildiğin işiyorsun tatlım.
ASLI - Alp suyum geliyor! Alp! (Dram müzik.)
ALP – Aşkım! (Telaşlanır.) Taksi yok mu? Taksi yok mu?
ASLI – Alp bir şeyler yap!
ALP – Sesimi duyan yok mu? Yardım edin lütfen! Yardım edin!
ASLI – Alp
ALP – Geliyorum aşkım, geliyorum. Bekle beni burada. Bekle! Geleceğim hemen!
ASLI – (Ağlayarak… Yüksek bir şekilde.) Alp!
ALP – (Geri döner.) Geleceğim hayatım geleceğim.

(Işıklar söner.)
2 PERDE

(Işıklar açıldığında sahnede sadece Aslı … Duygusal bir şekildedir. Alp içeriye doğru girer.
Elinde gazetesi vardır. İkisi de biraz yaşlanmıştır. )
ALP – Hayatım?
ASLI – Sende kimsin?
ALP – Benim, sevgilin?
ASLI – Benim sevgilim öldü!
ALP – Buradayım.
ASLI – Git buradan! Sen beni, bir kaldırım parçası üzerinde bıraktın! Kaldırıp attın beni
geçmişinden. (Ağlamaklı.)
ALP – Ben yapmadım.
ASLI – Beni tek başıma bıraktın, o karanlığın içersinde. Ben senin kanatlarında yaşarken beni neden ittin, karanlığa? Neden yalnız bıraktın gecenin boşluğunda? Neden göz göre göre
öldürdün çocuklarımızı! Neden!
ALP – Erhan nerde?
ASLI – (Birden değişir.) Öyle bir şey yazmıyor oyunda Alp.
ALP – Bir tiyatro eksikti o da oldu, tam oldu yani. Hem ben dram oynamak istemiyorum.
ASLI – Bizim içinde değişiklik oldu, sen demiyor muydun evde canım sıkıldı diye?
ALP – İyi de aşkım adamın biri gelmiş camımıza yapıştırmış broşürü tiyatroya katılır mısınız diye? Sende onu sana özel yapıştırdılar sandın gittin. Hadi madem gidiyorsun beni niye arkandan çekiyorsun. Girer girmez anladım zaten iki çocuğumuz var ya hemen bize verdiler o rolü. Hem iki saatlik oyunda toplasan beş dakikalık dram var onu da bize verdiler. Erhan nerede? (Seyircilere dönüp) Erhan neredesin oğlum! Ah orada mısın? Oğlum bak dikkat et. Yeni sünnet oldun öyle fazla koşuşturma… Lan oğlum kapat gösterme ayıptır ayıp. Ya da göster aslanım benim… Kızım sen niye açıyorsun, kapatsana! Anaaa kapat! Ah aferin uslu uslu oynayın. (Sevinçli bir şekilde Alp oturur gazetesini okur.)
ASLI – Erhan atma kum kardeşine! Melis yeme o kumu? Alp bir şey desene!
ALP – Ne söyleyeyim canım? Daha yeni dedim. Erhan atmasana oğlum! Kızım sende yeme kumu, kedi işiyor, köpek sıçıyor. At onu at kaka o kaka. ( Okumaya devam eder.)
ASLI – Çok güzel müdahale ettin teşekkürler. ( Çantasından dergiyi çıkartır ve okumaya başlar.)
ALP – Rica ederim hayatım… Bak burada ne var?
ASLI – Neymiş o?
ALP – İstatistik kurumunun yaptığı ankete göre Türkiye de en popüler meslek neymiş biliyor musun?
ASLI – Neymiş?
ALP - Ne iş olsa yaparımmış.
ASLI – Vallah hayatım, yorum yapmak isterdim ama ne olur, ne olmaz. Beni son görüşün olabilir.
ALP – Komik kadın seni
ASLI – (Dergiden okuduğunu sorar.) Sana bir soru.
ALP – Sor bakalım.
ASLI – Karınızı ne kadar seviyorsunuz testi.
ALP – Güzel şıkları var mı?
ASLI – Bu sadece başlığı daha… İlk soru, karınızın saç rengi nedir?
ALP – (Aslı bileceğinden emin.)Sarı.
ASLI – İnanmıyorum sana. (Alp ona bakar.)
ALP – (Maç izlerken destekler gibi.)Sarı, lacivert! Sarı lacivert en büyük Fenerbahçe (Ani
dönüş) Sen ne dedin hayatım?
ASLI – İnanmıyorum sana Alp?
ALP – Bugün Fenerbahçe maçı varmış ona gitti aklım gerçekten. Sor canım, valla soruyu duymadım.
ASLI – Karınızın saç rengi nedir?
ALP – Siyah.
ASLI – (Çocuklaşır) Süper, beni sevdiğini biliyordum.
ALP – Bitti mi sorular?
ASLI – Yok ikinci soru, kendinizi en çok nerede huzurlu ve mutlu hissediyorsunuz?. A-) Sevgilinizin yanında (Sözünü keser.)
ALP – Be (Aslı sinirli bir şekilde döner.)şiktaşla birlikte yapıyormuş maçı, onu okudum da
hayatım, bir şey mi dedin?
ASLI – Alp bilerek mi yapıyorsun?
ALP – Şaka yapıyorum birtanem, şaka.
ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
ALP – Daha neler? Ya saçmalama hayatım testlere mi inanıyorsun yoksa kalbime mi?
ASLI – Seviyor musun?
ALP – Sevmesem seni, sever miyim seni?
ASLI – Yerim seni.
ALP – Bende seni küçük suratlı aşkım benim.
ASLI – Nerem küçük, çok kilo aldım resmen.
ALP – Nedir bu kilo takıntısı hayatım?
ASLI – Görmüyor musun? Godzilla gibiyim.
ALP – Daha neler.
ASLI – Soru sormaca oynayalım mı?
ALP – Hey Allah’ım neydi günahım! (Aslının bakışlarından sonra) Oynayalım aşkım oynayalım.
ASLI – İlk sen mi soracaksın, ben mi sorayım?
ALP – Ben sorayım.
ASLI – Tamam.
ALP – Benim en çok sevdiğim çorba? (Hızlı.)
ASLI – Mercimek
ALP – Nefret ettiğim -
ASLI – Kereviz yemeği, sarma ama yeşilini seviyorsun.
ALP – İlk evlenme teklifini saat kaçta –
ASLI – Saat ikiyi on gece yirmi yedinci saniyede.
ALP – Küçükken mahalle arkadaşlarıyla yaptığımız –
ASLI – Zillere basıp kaçma.
ALP – Köpek –
ASLI – Popondan ısırmıştı.
ALP – Üç dört?
ASLI – Yedi
ALP – Yedi den üç çıktı
ASLI – Dört
ALP – Gerçekten bir şey diyemiyorum sana.
ASLI – Peki sıra bende mi?
ALP – Hayatım zaten biliyorum senin hakkında her şeyi. Artık kanıt mı gerekiyor lütfen ama lütfen.
ASLI – Bravo Alp, bir şey diyemiyorum. Sen beni tanımıyorsun bitti artık.
ALP – Ne yani? Biz burada iki yabancı gibi sanki tanımıyormuş gibi soru mu soracağız birbirimize. Oldu o zaman ismim ne hadi?
ASLI – Alp!
ALP – Tamam o zaman hadi sor.
ASLI – En sevdiğim renk? Burcum, doğum tarihim, tanıştığımız gün, sevdiğim arkadaş, sevmediğim arkadaş.
ALP – Çüş!
ASLI – Bu daha ilk sorum
ALP – Hayatım tane tane gidelim.
ASLI – Peki o zaman en sevdiğim renk?
ALP – Ezan mı okunuyor? Yoksa telefon mu çaldı.
ASLI – Yok aşkım çalmadı. Alp konu mu değiştirmeye çalışıyorsun. Yok, artık en sevdiğim rengi bilmiyor olamazsın değil mi?
ALP – Yok artık tabi ki de en sevdiğin rengi bilmiyorum.
ASLI – (Belli bir süre sonra.) Bilmiyorum dedin?
ALP – Sana öyle mi geldi?
ASLI – Alp!
ALP – Si-si- si (Aslı sinirli bir şekilde) Kır-kır- kır (Aslı aynı şekilde.) Yeş-yeş- yeş(Aslı evet
gibisinden) Yeşil tabi ki de.
ASLI – Beni sevdiğini biliyordum. Alp beni ne zaman sevdiğini anladın?
ALP – Yuh artık oha artık çüş artık! Ulan bir kere sorduğun sorularda o yoktu ya! (Aslı çok sinirlenir ve daha da abartılı ağlamaya başlar.) Hayatım şimdi niye ağlıyorsun? Yoksa! Aman Allah’ım bugün ayın 15 mi? (Kendi kendine) Alp! Regli! Adette! Sakin ol! Ne istiyorsa onu ver! Tatlı getir. O bizim kıymetlimiz! Ha ilaç tatlı! (Aslıya) Hayatım tatlı yer miyiz?
ASLI – Sen bana kilo mu aldırmaya çalışıyorsun Alp! Ne yani sen beni beğenmiyor musun, zayıf olduğumu mu düşünüyorsun? Ya da bunları yediğimde sivilcem çıktığında mutlu olacaksın? Ya da beni aldatıyorsun gönlümü mü çalmaya çalışıyorsun.
ALP – Tebrik ediyorum Aslı. Yani muhabbet nerden, nereye, nasıl geldi helal olsun vallah. Yani bunu giriş gelişme sonuç şeklinde filme çeksek oscar’a adaydık. And the Oscar goes to ASLI! Oscar goes to Aslı yani! (Aslı daha da sinirlenir.) Tamam, hayatım sakin ol. Sinirlenme canım. Benim canım tatlı çekti de birlikte yer miyiz diye dedim… Hani... Sen bana hep düşüncesizsin dersin ya. O yüzden yani. (Alp kendi kendine) Abi bugün ne yapıp, ne edip bu tatlıyı yedirmeliyiz! Yoksa, ayvayı yeriz.
ASLI – Tatlı matlı istemiyorum of. (Radyoyu çıkartır kulaklıklarını takar.)
ALP – Abi ben bu kadınları anlamıyorum ya. Regliydi, doğumdu, menapozdu, ulan hayat bitti.
ASLI – (Kulaklığı çıkartıp) Bir şey mi diyorsun Alp?
ALP – Yok hayatım Erhanla konuşuyordum.
ASLI – Ne diyordun?
ALP – Sen, sen ol hep sev oğlum diyordum. Erhan oğlum sen bir tur daha at. Melis’e de sahip çık! Biz daha buradayız belli ki. Annenin regli dönemi 15 gün kamptayız aslanlarım.
ASLI – Canım?
ALP – Efendim.
ASLI – (Kulaklığı uzatır.) Bu sıradaki bizim parçamız olsun hadi.
ALP – Kaçıncı parça olacak acaba. Arşiv yaptık en hit parçalarımız diye. (Aslının bakışının ardından) Olsun canım olsun. (Kulaklığı takar. Saatine bakar. Cebinden kendi kulaklığını çıkarıp takar. Kendi Kendine.) Gerizekalı herif kaçar mı lan o? Vur lan, vur lan. Tüh Allah belanı! (Aslı Alp’e dönüp)
ASLI – Nasıl buldun aşkım?
ALP – Ne?
ASLI – Parçayı diyorum.
ALP – Güzel
ASLI – Nasıl yani?
ALP – Allah’ı var güzel işte aşkım, söyleyen hakkını vermiş. Bizi anlatmış resmen parça. Tam parça yani
ASLI – Nasıl bizi anlatmış Alp. Söyleyen resmen, aldatılmayı işlemiş.
ALP – Hayde... Bebeğim aldatıldık ya, kader bizi aldattı ya. Hele o söze bittim.
ASLI – Neye?
ALP – Bittikten sonrasını hatırlamıyorum. Acayip güzeldi ama bebeğim.
ASLI – Tebrik ediyorum Alp, sen dön bakiyim bu tarafa.
ALP – Ne tarafa doğru? Kıbleye doğru mu?
ASLI – Alp uzatma! Dön bakiyim. Bu kulaklık da neyin nesi?
ALP – Canım annem arar diye parçayı dinlerken rahatsız olmayalım sesten diye taktım?
ASLI – Ver bakiyim şu kulaklığı. (Alıp takar.) Annen ne zamandır maç spikerliği yapıyor hayatım. (Kadın geçiyormuş gibi Aslı onu tarar resmen.)
ALP – Zamanlama süper! (Kadın geçmiştir. Arkasından bakmaktadır Aslı. Düşüncelidir yaramaz gibisinden.) Hayatım niye öyle değişti suratın?
ASLI – Kadına bakıyorum.
ALP – Hayatım nedir sizin bu kadın takıntınız? Bir erkekten daha çok tarama yapıyorsunuz.
ASLI – Görmüyor musun Alp? Dip boyası gelmiş, kaşı bıyığı çıkmış. Onun kalçası benden daha büyük.
ALP – Evet bende fark ettim. (Aslının tip tip bakmasıyla) Yani şeyi fark ettim sen bakınca, bende bakma gereği duydum kıskandım aşkım seni.
ASLI – Ha öyle mi aman da aman kıskanırmış sevgilisini de. Bak bu arada sana jöle aldım?
ALP – Nerde? (Aslı bankın arkasından beyazlatıcı saç spreyini çıkartır. Alp’in saçlarına sıkar spreyi.)
ASLI – Güzel oldu.
ALP – Dur sana da sıkalım. (Sıktıktan sonra bankın arkasına koyar. Saçlarına bakar. Yaşlanmışlardır.)
ASLI – Var mı?
ALP – Burada bir tane var siyah (Üzülür.) Neden üzülüyorsun hayatım?
ASLI – İyice yaşlandık.
ALP – Saçmalama, daha çok uzun yıllar var önümüzde hem bak çok şanslıyız biz.
ASLI – Nasıl?
ALP – Erhan evlendi 11 tane çocuk yaptı aşiret kurdu resmen. Melis evlendi tık yok onlarda tüp bebek yapıyoruz dediler falan bakalım yani parada yolluyorlar. Hepsinin sağlığı iyi, hepsinin hayatı iyi daha ne göreceğiz hanım?
ASLI – Doğru diyorsun, bak ben sana ne aldım? (Bankın arkasından kasket, ceket ve hediyeleri çıkartır.)
ALP – Ne aldın? Bana mı aldın, çok güzel bunlar.
ASLI – Giy bakalım.
ALP – Bende sana aldım bak burada. (Alp bankın arkasından ona aldıklarını çıkartır.)
ASLI – Ben aldım diye aldın demi?
ALP – Başa mı dönüyoruz?
ASLI – Şaka yaptım.
ALP – Giy bakalım.
ASLI – Çok güzel oldular. (Aslının telefonu çalar.)
ALP – Kim o?
ASLI – Erhan arıyor.
ALP – Beni niye aramıyor? (Alp’in telefonu çalar.)
ASLI – Kim o?
ALP – Melis
ASLI – O beni niye aramıyor?
ALP – Çocuklaşma Aslı aç bende açıyorum.
ASLI VE ALP – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
ASLI – Ne yapıyorsunuz oğlum? Nasıl. Eh oğlum zor olmuyor o kadar çocuğa bakması? (Aslı konuşur gibi devam eder.)
ALP – Nasılsın Melis’im… Eh çocuk ne yapıyor? Tüpe benziyor mu çocuk? İyiyiz iyiyiz canım dur vereyim. Al seni istiyor.
ASLI – Tamam veriyorum oğlum.
ALP VE ASLI – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
ASLI – Ne yapıyorsun kızım? Tüp bebek mi hiç aklım almıyor yani Melis. Nasıl bari iyi mi? Ateşle yaklaşmayın bari o çocuğa maazallah ne olur ne olmaz kızım. Şükür çok iyiyiz para sıkıntımız yok.
ALP – Çekmiyor oğlum ha çekti. Ne yapıyorsun oğlum? Ne diyeceğim kaç oldu? 11 ha maşallah. Milli takım kadrosunu kurmuşsunuz oğlum. Bari takım ayarlayın da 11 – 11 maç yapın karşılıklı. Erhan bana bak çaktırma biz annenle çok kötüyüz oğlum. Durumlar çok kötü bildiğin gibi değil. Bize şöyle para yolla… 3 bin olur oğlum olur. Tamam, aslanım annene söyleme kızar yoksa söylediğime. Tamam, aslanım görüşürüz öpüyorum.
ASLI – Öptüm kızım görüşürüz. (Kapatırlar telefonları.)
ALP – İyi parayı da yollar. Güzel oldu bu.
ASLI – Ne dedin Alp?
ALP – Selamı var?
ASLI – Aleyküm Selam… Biliyor musun Alp?
ALP – Neyi hanım?.
ASLI – Biz çok şanslıyız.
ALP – Biliyorum.
ASLI – Şu önümüzde ki gençleri görüyor musun?
ALP – Hangilerini? (Bir kız görmüştür onun tepkisini verir.) Gördüm (Aslı dürter.)
ASLI – Onu değil şunları.
ALP – Gördüm.
ASLI – Bize çok benziyorlar?
ALP – O çocuğun vah haline.
ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
ALP – Saçmalama gel buraya. (Sarılırlar.) Ben seni çok ama çok seviyorum.
ASLI – Ben seni daha çok seviyorum. (Aslı Alp’in omzuna başını koyar ve huzurlu bir şekilde donarlar tek spot üzerlerindedir. Işıklar söner. Işıklar açıldığında sahnede sedye, sedyenin içerisine başka biri yatmaktadır. Ama seyirci yüzünü görmediği için Alp sanmalıdır. Aslı sedyenin yanında oturmaktadır. Fonda Alp’in kalp atışları duyulmaktadır.)
ASLI – (Fonda dram bir müzik çalmaya başlar.) Nereden nereye geldik Alp... Ne yaptık ki biz hayata? Neden cezalandırdı ki bizi... Yaşadıklarımız bir film şeridi gibi geçti gitti... Ne kadar da dolu dolu yaşamışız hayatı... Hayat bu kadar kısa mı? Hani kimi aşklar ölümsüzleştirirdi hayatı... Bir şans daha verir mi hayat bize? Geçmişin hatırına, yelkovanla akrep geri döner mi? Bak çocuklar dışarı da, hadi Alp çocuklaşma da kalk hadi... Hani söz vermiştin onlara, hani bana söz vermiştin... Yarı yolda bırakmam diye... Hadi Alp çocuklaşma da kalk... Hadi! Alp! (Sahne donar. Sahnenin bir köşesinde tek spot yanar. Beyazlar içersinde Alp gözükür.)
ALP – Derler ki bakmak gerek kimi zaman... Oysa ki bilmezler bakmanın kimi zaman zor olduğunu. Tarifsiz duyguların bir anda son bulduğunu… Dünyanın en tatlı sesini duymanın, hiç bir şeye değişilmeyeceğini… Derler ki kalp yarası ölümün son sahnesi... Son perde geldi mi? Peki bu son perde tamir edilir mi? İki kişilik bir oyunda tek kişi çıkabilir mi? Çıksa bile bu oyun güzel olabilir mi? Derler ki hayat bir sahne. Bu sahne çok ağır değil mi?. (Tek spot aniden kapanır ve Alp’in kalp atışları durmuştur ve bunun sesi yüksek bir şekilde duyulmaktadır. Aslının feryadı ile oyun biter.)
SON

2009 ANKARA NUMUNE HASTANESİ

Ölmüyordu işte. Tam 3 saat geçmişti ama hala kalp atımı bir gelip bir gidiyordu monitörde. Kaç defa ölüm raporunu noktalayıp hastayı toplamaya çalıştıysak, birden ekranda farklı bir atım beliriyor herkes başına toplanıyordu. Tüm muayene bulguları öldü derken; bir süre sonra, birden kalp atımı başlıyordu. Uzunca düz çizmiyordu bir türlü Ekg. 2 defa öldü diye kapıda bekleyen jandarmalara haber verdiğimiz için belki de, şüpheli bir durum olabilir diye dosyadaki bilgiler tekrar tekrar kontrol ediliyordu mahkum hastadan sorumlu görevlilerce.

İki gün önce yoğun bakım önünde taburede gece gündüz nöbet tutan askerlere hemşire arkadaşlar çay ikram ederken, maalesef öğrenmiştim takip ettiğim mahkum hastanın affedilmez günahını. Çocuk tacizcisiydi, 9 yaşındaki bir kız çocuğunun da katiliydi. Nefes alamadım o an. Ölsün gitsin, defolsun istedim.

‘’Gerçek mi bu? ‘’ dedim askere. Doğruydu, kendi duymuştu üstlerinden koğuşta. ‘’Keşke söylemeseydin bana bunu’’ dedim. Sonra tüm yoğun bakıma, herkese yayılmıştı bu bilgi. Devretmek istediğim dr arkadaşlar da almadılar elbet. Vizitte bile çok durulmuyordu başında. Zaten durumu da kötüydü, herkes de bekliyordu dört gözle ölümünü, meslek aşkı ölmeden.

İşte ölmüyordu, ne ölebiliyordu, ne dönebiliyordu. Ben hayatımda bu kadar zor ölen bir hasta görmedim hayatımda. Üstünde 2 saat dönüşümlü kalp masajı yapılmaktan kaburgaları kırılmış, arada aldığı şoklardan kıpkırmızı olmuştu göğsü. 1 hafta kollarımı hissetmedim desem. Yüzü de kalbi gibi simsiyahtı. Arada şoktan yanan göğsünden farklı kokular geliyor, morardıkça morarıyordu vücudu.
Mahkum hasta olduğu için de -dakikası sapmadan- titizlikle her şey kaydediliyordu. Kardiyak atım olduğu için, eninde sonunda öleceğini bilsen de tıbben müdahele şarttı. Ve 3 saat ölemedi işte. Kimisi ‘’kabul edilmiyor elbet pis cesedi’’ diyor, kimisi bakmak bile istemiyordu. Ölümün aslında ne güzel bir temizlik olduğunu sayıklarken içimde, hasta da ölmeye çabalıyordu.

Öldüğünde kimse üzülmedi. Biran önce bir pislikten kurtulmak için cesedi hızlıca toplandı, yatağı defalarca temizlendi. Morgdan da kimseler almamıştı 3 gün. Dünyadan defolup gitti de belki, zihinlerimize kocaman önyargılar ekip, merhametimizi öldürmüştü işte. Geride bıraktığı ben, ben değildim ki artık…

2 ay sonra ….

Sanki kışladaymışcasına yüksek ve otomatik bir sesle; ‘’ Dr.Hanım mahkum hasta var, dışarıda bekliyoruz ‘’diyen jandarma cevabımı bile beklemeden hızlıca polikliniğin kapısını kapattı. Biliçaltım aldığı emri koşulsuz yerine getirmek için beynime tavizsiz komutlar gönderirken, içerdeki hastanın raporunu hızlıca yazıp eline verdim. Acaba ben de bu ses tonu ve düzende konuşsam aynı tesiri verir miyim diye düşünürken, önce iki jandarma girip etrafı kolaçan ettikten sonra iki askerin arasında, elleri kelepçeli 50 yaşlarındaki mahkum hasta içeri getirildi. Kapının arasından dışarıdaki hastaların buz gibi endişeli bakışları takıldı gözüme. Kimisinin de lanetler savurup, ayıplarken; kendini alkışlayan benliğin selamları vardı gözlerinde…

Sevmiyorum mahkum hasta muayenelerini. Etraftaki soğuk suskunluk, adını koyamadığım zoraki gerginlik…Ağzından çıkan her kelime rapor edilmişçesine hesaplı, kısacık, net ama gene de taşınması çok zor sanki de, havada asılı kalan cümlelere gebe. Mahkum sessiz, askerler sessiz…

Yine mi ben?? diye isyan basamaklarını zorlarken, çabucak işimi bitirmeye karar verdim. Bakışlarıma soğuk bir perde indirip, ortamdaki otomatik havaya uygun sert bir ses tonuyla hastanın şikayetlerini sordum gözlerine bakmadan. 1 yıllık mahkumdu, şeker hastası ve insülin kullanıyordu. Ateş ve şeker yüksekliği nedeniyle getirilmişti. Suçu yazmıyordu elbet dosyada. Normalde tüm mahkum hastaların kelepçelerini açtırırdım ilk girişte, ama bu sefer ne kadar zorladıysam kendimi yapamadım. Elleri bağlı muayene edecektim yüzüne bir kere bile bakmadığım mahkumu.

Son bir haftada 2 defa kan şekeri düşüklüğü nedeniyle bilinci kapanıp komaya girme öyküsü olan hastanın kan şeker takiplerini incelerken iddiasız, hafif kısık ama kararlı bir ses duydum;

‘’Bedenler, beyinler ve sevdalar, bu toprağa gübre olabilir. Ve her yıl çiçekler yeniden büyür..’’ dedi.

‘’Efendim, anlamadım’’ dedim ilk defa yüzüne bakarak. Gözleri dolu da değildi ama hep ıslak gibi bir havası vardı, belki de kalın gözlükleri öyle gösteriyordu. Küçücük ela gözlerini gözlerimden hiç kaçırmadan cevap verirken farklı bir özgüven vardı bu gözlerde, belki de ben masumum diyen??..

-"Kitap diyorum dr hanım, masadaki kitap ( Çiçekler Büyür) sizin mi?? Bu cümle en çok etkileyendi beni kitapta. Emine Işınsu’nun en güzel kitabı bence bu. Müsadenizle bakabilir miyim ??"

Sonra aldı eline kitabı. Dokundu sayfalarına uzunca. Yavaşça burnuna götürdü boynunu eğerek, kimseler görmesin diye, hasretle içine çekti. Yanındaki jandarmanın bakışları olmasa belki de her sayfasına dokunacaktı da araya giren sesle kitabı bıraktı masaya.

‘’Dr hanım mahkum dosyasına da dolduracaksınız bilgileri’’ diye gelen jandarmanın emriyle bölündü kitapla buluşması. Kitabı yerine koyarken kocaman ama oldukça da farklı gülümsedi. Kitap aşıkları daha farklı bir gülümsüyor diye düşündüm o an.

‘’Afedersiniz hocam, ben çok severim kitap okumayı, fırsatınız varken kıymetini bilin..Onlar olmadan çekilir mi dünya? Biz o kadar zor buluyoruz ki kitapları. Bir kitabın gelmesi için çok uğraşıyoruz, dilekçeler, prosedürler vs vs.. O yüzden bazen boğuluyorum koğuşta. Zira kitaplarla nefes alırdım ben’’ dedi hala garip bir şekilde gülümserken.

Beynime şimşek hızıyla hücum eden soruları bastırmaya çalıştım. Kitap sever bir mahkum? Bir hırsız?? Katil?? Dolandırıcı?? Olabilir miydi?? Keşke olmasaydı ile inşallah değildir arasında dalıp gittim bir ara.

Şekeri yüksekti baya, diyabetik koma riski vardı. Ek tetkikler isteyerek, başındaki görevliye yatışının gerektiğini, damardan insülin tedavisi verileceğini belirttim. Şimdilik hayati riski de olmadığı için normal serviste değil de , mahkum koğuşunun olduğu uzaktaki binada yatacaktı.

Birkaç gün sonra takip eden dr arkadaşa onun yerine benim gidebileceğimi söylerek, çantamdaki kitabı da yanıma aldım hızlıca. Koğuşun dış kısmında aramaların yapıldığı, tıbbi aletlerin dışında gözlük hariç tüm eşyaların dolaplara bırakıldığı koridordan geçerken, elimdeki kitabı mahkuma hediye vermek istediğimi söyledim.

‘’Hocam yasak bu. Bize sıkıntı olur. Yukardan izin olmadıkça içeri alamayız bu kitabı’’ dediler.
‘’Sakıncalı bir kitap değil, bakabilirsiniz. Gerekirse arasanız, izin verirler elbet’’ dediysem de ‘’ hocam onca işin arasında bu kitap için kimse bizi dinlemez zaten, kusura bakmayın’’ dediler.

Hediye isteğimi şüpheli buldular ki, muayene ederken bir asker gönderdiler yanıma.
İçeri girdiğimde uzanmış, uyumaya çalışıyordu muhtemel. Beni görünce doğruldu, gene gülümsedi o kitapseverlere has üslubuyla. Getirdiğim kitaba izin vermediklerini , dışarıda bıraktığımı da ekledim muayene ederken. Hem sevindi hem de üzüldü. En çok da şaşırdı. Teşekkür dışında bir kelam da edemedi. Bir şeyler söylemek istedi ama sonra vazgeçti. Sustu öylece.

Durumu da pek iyi değildi sanki. Notlarımı alıp çıkarken öğrendim mahkumiyet sebebini. Arkadaşının iş yeri açacağım diye yüksek miktar kredi çekerken gereken kefil olma teklifini geri çevirememiş . Hayır diyemeyenlerdenmiş meğer. Sonrasında kayıplara karışınca da arkadaşı, kitaplarına veda etmek zorunda kalmış işte.

1 hafta sonra nöbetimde yoğun bakıma yeni alınan bir mahkum hasta için yukarı çıktığımda, yoğun bakım nöbetçilerinin konuşması dikkatimi çekti ister istemez. Kilolu hastaları kaldırıp indirmekten bel fıtığı olmuş personel arkadaş artık her şeye, her hastaya isyan ediyordu her zamanki gibi.

''Kim bilir ne halt işledi de düştü hapishaneye. Biz de burada hizmet ediyoruz böylelerine. Devlet bunları besleyeceğine..Pislik herifler, bitmiyorlar ki bir. Başka hastane yok mu ya bunları gönderecekleri, biz de insanız be..’’

Allah'ım inşallah O değildir diye dua ederek girdim içeri. Evet O'ydu, bilinci kapanmış, komaya girmişti. Makineye bağlanmıştı.
İşimİ bitirip çıkarken oradakilere suçsuzluğunu anlatmak istedim ama vazgeçtim. Sustum öylece..

Odama geri döndüğümde, hastaya veremediğim elimde kalan kitabın sayfalarını çevirirken tekrarladım okuduğum cümleyi sessizce..
''Ağzımdan çıkan gönlümden gelendir, kulağım duysa ne olur, duymasa ne olur??'' ( Emine Işınsu -Azap Tohumları )..

Sustum öylece... Sustum...

Kadın Erkek ilişkisi ve Aile İçi Şiddet Konulu Kısa Tiyatro Oyunu
KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ BİR KESİT

Koca işinden evine gelir evde karısı onu beklemektedir. Ve sahne başlar:

(Not: k.'ları kadın e.'leri erkek olarak okuyunuz)

e. Karıcım ben geldim.

k. hoş geldin kocacım

e. Çocuklar ne yapıyor?

k. Ders çalışıyor.

e. alim olacaklar sanki başımıza. gelsinler de ben onları maça götürceğimi söyleyeyim.

k. bi kere de onları tiyatroya götüreyim de. Bi kere de müzik dinletisine götüreyim de. Bi kere de onları el becerileri kursu açılmış kursa götüreyim de. Bi kere de hiç olmazsa hayvanat bahçesine götüreyimde de en azından çok yabancılık çekmezsin :)

e. ooff neyse ben bugün çok yoruldum. Bana kahve getir.

k. tamam nasıl olsun. Sevgi dolu mu? Sade mi?

e. gene ne saçmalalıyorsun sen?

k. bu evde sen konuştuğun zaman bilge ben konuştuğumda saçma oluyor hep nedense.

e. amaaan gene başlama karı. Hadi sen bana laf yetiştireceğine kahvemi getir.

k. biliyor musun?

e. neyi?

k. hani bugün ne olcaktı?

e. akşamki derbi maçı mı? Valla hakeme bağlı yoksa biz herhalukarda yeneriz.

k. oooff yine mi unuttun. Bugün kızımız okulda bir proje sunacaktı hani.

e. hangi kızımız?

k. leyla tabi ki 5 yaşındaki merve öğretmenlere ders anlatacak zeka seviyesinde değil ne yazık ki!

e. sen benim kızlarımdan ne istiyorsun?

k. senin kızların öyle mi!!

k. senin dünyaya getirdiğin, senin sürekli baktığın, senin sürekli ilgilendiğin, senin bezlerini bağlayıp, senin derslerinde yardımcı olduğun ve arkadaşlarının yanında sessiz bir birey olarak kalmamasını istediğin kızların. Yani benim hiç payımın olmadığı kızların öyle mi?

e. ya ne çok konuşuyorsun sen böyle yine.

k. konu zaten kızlarımız olduğu zaman, onların iyi birer vatandaş olmaları mevzusu olduğu zaman hep boş oluyor öyle mi?

e. sen okudun üniversite bitirdin de ne oldu sanki! aha işte bulaşık yıkıyorsun hıh.

k. bana nikah masasına oturmadan önce böyle konuşmamıştın ama.

e. amaaaan ben dün ne yediğimi hatırlıyom mu sanki 15 sene önce vermiş olduğum sözleri hatırlayım.

k. hep böyle oluyor zaten işine geldiğin zaman süper hafiza, işine gelmediği zaman dünkü yemek heh.

e. haa yemek dedin de aklıma geldi.

k. bol acılı adana mı?

e. sululuk yapma kadın yarın yemeğe bize gelecek misafirleri diyorum.

k. he hatırladım senin kapağın.

e. ne kapağı?

k. tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş diyorum.

e. kadın! Kadın! doğru konuş ağzının üstüne kodummuydu tencereyi çıkartırım suratında.

k. hep böylesin işte. Zora geldin mi, söyleyecek laf bulamadın mı şiddet, baskı, nefret.

e. şiddet değil o erkeğinin şefkatli ve güçlü kollarının dayanılmaz sancısı hıh :)

k. merak ediyorum acaba tüm erkekler senin gibi mi? Sahneye döner: tüm erkekler böyle mi sorunları hep baskı, güç ve şiddet uygulayarak mı çözmeye çalışırlar. Öyle yapmazlar değil mi. Yapmazlar değil mi. Kadınını sever, ilgi gösterir, şefkat gösterir, onla ilgilenir, onu dinler ve hep fikrini alır değil mi? Alırlar değil mi? He?? (başını aşağı eğer ve kocasına doğru döner ve kaldırır.)

e. yav sen kiminle konuşuyorsun öyle. Cin mi girdi lan karı sana yoksa. Kurşun döktürelim mi ne dersin?

k. he üstüne de havai fişek patlatalım çok etkili olur. Sonra da onu öfkeyle süsleyelim. Bir tutam da kin atalım. E tabi yumruk olmazsa yanında kolların çok darılır.

e. ben sana ne patlatacağımı biliyom ama dur bişey yapmıcam. zorlama yapmıcam çünkü yarın rasimler geldiği zaman sana mor hiç yakışık kaçmaz.

k. ben kızımız bügün okulda hazırladığı çalışmada ne kadar başarılı, ne kadar sevinçli olacağını söyleyecektim ama sen kızının bu mutlu gününü unutuyorsun şu kıllı yobaz rasimini evlilik yıldönümümüzden daha iyi hatırlıyorsun.

e. o yobaz değil canım. Namusuna düşkün bir erkek.

k. ne zamandan beri kız kardeşinin canına tavuk kadar önem vermeyen, eski ortaçağ fransız sahnelerinden fırlamış gibi giyotinle öldürmek lazım diye düşünen erkekler, namus timsali olmuş
bana söyler misin?

e. hep erkek suçlu zaten. Erkek tuğla bile örse sen o ördüğü tuğlayı yarın bir gün yerinden çıkartıp bir suç aleti olarak kullanmak için sakladı dersin zaten.

k. ben o tuğlanın o erkeklerden daha faydalı olduğunu, en azından sabit bir şekilde yerinde duruyor. Bir faydası dokunmasa bile en azından bir zarar vermiyor senin o rasim denen arkadaşların gibi derim.

e. rasimi tanımıyorsun sen.

k. maalesef tanıdım keşke tanımaz olaydım evet.

e. hem o kız evini, kardeşlerini, ailesini sevseydi gidipte o ne idüğü belirsiz çocuğa kaçarmıydı.

k. peki o rasim karısını aldattığı zaman neden aynı şey olmuyor bana izah eder misin?

e. ya karı beni dellendirme hiç kadınla erkek bir olur mu? Hiç aynı kefede tartılabilir mi? Hiç elmas la kömür aynı değerlendirilir mi? Bu dünyanın neresinde görülmüş. Olacak şey mi hiç.

k. evet sorunda bu zaten kadın erkek eşitsizliği. Sende de iki göz var. Bende de iki göz. Sende bir ağız var. Bende de bir ağız var. Sende iki kulak var. Bende de iki kulak var. Sende de bir kalp var -biraz şüphe götürse de eh var diyelim- bende de bir kalp. Üstelik ben can taşıyorum çocuk doğuruyorum. Ona sütümü veriyorum. Ama lafa gelince nedense bir eşitsizlik çıkıveriyor. Doğru kömürle elmas bir değil. Sorun elmasla kömürün bir olup olmamasında değil. Ama elmas da bir zamanlar kömür olduğunu nedense çok cabuk unutuyor. Tabii doğru ya senin gibiler hep işine geldiklerinde hafıza şampiyonu oluyorlar.

e. hafıza şampiyonu da nerden çıktı şimdi?

k. aha gene cümlemin başını unut, tüm söylediklerimi çöpe at. En son iki kelimesinde burada şair ne düşünmektedir acaba sorusu sorulsun. Hep sen haklısın zaten.

e. yooo hep ben haklı değilim. Benim haklı oluşum 1. kural. Arada sırada sen haklı oluyorsun. Bu 2. kural. Ama 3. kural burada ön plana çıkıyor. Sen haklı olduğun da da 1. kural geçerlidir. Yani ben haklıyım.

k. ben ne diyorum sana. sen beni dinliyor musun?

e. ben seni hep dinliyorum. Ama gerek olmadığı için gereksiz yere hafızamda saklı tutmuyorum. Unutuyorum gidiyor. Ve beynim hep diri ve güçlü kalıyor. Boş laflarla doldurmuyorum. Nasıl ama :)

k. her zaman olduğu gibi yine yanlış bir çıkarım. Yanlış hesaplama. Beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar güçlü olur kocacım.

e. of bana akıl verme (kızar)

k. keşke alabilsen belki kızlarımızın geleceği daha iyi olur bu sayede.

e. kızlarımız ben nasıl istiyorsam öyle olacak.

k. hayır kızlarımı bir oldu bittiye getiremem. Onlar bizim geleceğimiz.

e. evet geleceğimizler. Büyüyecekler. Gelişecekler ve gelecekte bize bakacaklar.

k. ben gelecek derken iyi bir nesil düşünmüştüm. Toplumsal duyarlılıkları yüksek, etrafına güvenle bakabilen, çevresinde olup bitenleri sezebilen, güçlü bir şekilde ayakta durabilen, kendisine dikte edilmeye çalışanı anlam verip değerlendirebilen, medeni, kendisini ve dünyayı sevebilen, hayata küsmeyen, arkadaşları içerisinde ezik durmayan, kendisini her ortamda savunup haklı olduğunda hakkını koruyabilen, kanunlara uyan ama kanunlar hakkında sorgulama yapabilen, sevecen ve sevgi dolu bir dünya oluşturabilen, yaşamla barışık, müreffeh bir vatandaş olma bilinci oluşmuş bireyler olmalarını istiyorum. Sence haksız mıyım?

Yazan: ömer yaşar
Yönetmen: aranıyor :)

Kalp bir kere sever
SENİNDİR KALBİM

Hava soğuk gönül sıcak
Dertlere derman bulacak
Bir başkası ne kelime
Kalbim hep sende kalacak

İçim temiz, bilir Rabbim
Ne sürer, ne biter harbim
Dursa dünya, sönse güneş
Hep sende kalacak kalbim.

İşte arşın işte Halep
Aşk deyince sensin talep
Kanım akıp, canım çıksa
Kalbim sende kalacak hep

Abı hayat içer tende
Nefes aldığım her günde
Cümle alem karşı dursa
Kalbim kalacak hep sende
21-02-2016