• DİKKAT SPOİLER VE ALINTI VARDIR !!!

    UNAMUNO , BİR YAMAN ADAM , BİR YAMAN YAZAR

    Unamonu uzun zamandır aklımda olan fakat okumadığım bir yazardı, en ünlü kitabı SİS. Onu henüz okumadım ama bu okuduğum ilk kitabı, bu öyküler bana göre muhteşemdi. İnsanın özünü, çelişkilerini, saf halini ,sevgiyi,nefreti ve türlü duyguları önümüze seren adamlardan yazar, gönül adamlarından tabiri caizse.

    Çeviren Behçet Necatigil. Bana göre çok iyi ve ruh katarak çevirmiş hakkını teslim edelim.

    İncelemede pek alıntı yapmayı sevmiyorum ama bu sefer bir hikayeden bolca alıntı eklemek istiyorum.

    10 tane kısa öykü var kitapta, en uzunu ise 50 sayfa olan ve kitaba adını veren "Yaman Adam". Kısaca, güçlü bir adamın hikayesi ve sevdiği kadının, ama ne sevgi.. Yaman bir hayat,yaman bir ilişki, yaman bir sevgi. Kadın da onu sever ve öyle bir bağlanır ki anlatılmaz okunur. Toplumun erkeğe biçtiği güçlü olma rolü ve hayat şartlarının da getirdiği katılığı o kadar güzel anlatmış ki yazar mest ediyor ve günümüzde de pek değişen bir şey yok dedirtiyor.

    Diğer en sevdiğim öykülerinden biri "Aşkın Hücumu" oldu. Bu öykü 8 sayfa ama ne dolu ne özel geldi bana, belki fazlaca da romantik ve dramatik olsun buna da ihtiyaç yok mu yani ara sıra ?
    Bu öyküden bolca alıntı paylaşıyorum size, nerdeyse tamamını okumuş kadar olacaksınız, bakın hele şu üsluba.


    “Bu kadar lafı edilen , şairlerin hemen biricik konusu olan aşk nedir acaba, diye düşünüyordu Anastasio. Çünkü o, aşıkların aşk dediğine benzer bir şey hissetmemişti ömründe. Sadece bir kuruntu muydu aşk, yoksa zayıf kimselerin hayatlarındaki boşluğa veya can sıkıntısına karşı korunmak için kullandıkları itibari bir yalan mı? Anastasio'nun duygusuna göre hayattan daha boş,daha sıkıntılı, daha manasız,daha saçma bir şey olamazdı çünkü.”

    “Zavallı Anastasio acınacak bir hayat sürüyordu; bomboş ve gayesiz bir hayat sürüyordu ve içinde zayıf bir ümit, zayıflığına rağmen bütün hayal kırıklıklarına meydan okuyan bir ümit taşımayıp da sonunda elbet bir gün aşkın kendisine geleceğinden emin olmasaydı şimdiye kadar yüz kere canına kıyardı şüphesiz. Ve Anastasio boyuna seyahate çıkıyor, aşkı aramaya yollara düşüyor, bir yol kavşağında ansızın aşkın hücumuna uğrayacağına inanıyordu adeta.”

    “İsim yapmış erotik yazarların hepsini , seksüel aşk çözümleyicilerini incelemek gelmişti aklına: aşk romanı namına her ne varsa cümlesini okuduktan sonra henüz tam erkek olmamışlarla, bir bakıma artık erkek olmaktan çıkmışlar için yazılmış o pek biçare eserlere kadar indi; baldır bacak edebiyatının en azgın örneklerine kadar alçaldı. Tabi bütün bunlarda aşk adına bulduğu şey , hemen hemen bir hiçten ibaret kaldı.”

    "Ben de mi böyle olacağım " diye düşündü. "Meşum kadın , aşkı hiç düşünmediğim bir anda peşinden mi sürükleyecek beni?" Ve Anastasio , bu kaderi aramaya seyahat üstüne seyahate çıktı.

    "Bir gün gelecek ki " diyordu içinden. "Aşkı bulacağım diye beslediğim o cılız ümit de sönüp gidecek bir gün! Ya gençliğimi yahut hiç değilse olgunluk çağımı anlayıp tadamadan ihtiyarlık gelip çatarsa nice olur benim halim? Ya gün gelip de ne yaşadım ne de bundan sonra yaşayabileceğim demem gerekirse ? Ben korkunç bir şanssızlığın mı kurbanıyım, yoksa bütün insanlar birlik olmuşlar da yalan mı söylüyorlar?" Ve Anastasio , kötümser oldu.

    “Dalgın dalgın oturdu, çorbayı bekledi.Başını kaldırıp da bakışlarını yolcu dizilerinde üstünkörü gezdirince bir kadın gördü; kadın o sırada büyücek , terütaze ağzına bir elma dilimi götürüyordu. İkisi de göz göze geldi ve sarardılar. Karşılıklı sarardıklarını görünce daha da sarardılar. Göğüsleri kalkıp kalkıp iniyordu. Anastasio , vücudunun ağırlaştığını duyuyor, uzuvlarını saran soğuk bir karıncalanmadan rahatsız oluyordu.”
    Anastasio ayağa kalktı, titreyerek ona yaklaştı; kurumuş, susuzluktan kavrulmuş, titrek bir sesle kadının kulağına fısıldadı:
    "Neniz var? Rahatsız mısınız?"
    "Bir şeyim yok, hayır, teşekkür ederim"
    "Müsaade buyurun!" Ve Anastasio, titreyen parmaklarıyla genç kadının bileğini tuttu.
    O anda birinden ötekine bir ateş seli boşandı sanki. Birbirlerinin sıcaklığını hissettiler. Yanakları alev gibi yanıyordu.
    "Ateşiniz var" diye kekeledi Anastasio ancak işitilebilir bir fısıltı halinde.
    Bir başka dünyadan, maveradan geliyora benzeyen bir sesle, cevap verdi kadın:"Ateş bana senden geçti!"

    "Yolculuğa devam edemezsiniz" dedi Anastasio.
    "Evet ben burada kalacağım" cevabını verdi kadın.
    "Biz burada kalacağız " diye düzeltti Anastasio.
    "Evet, biz..Ve ben sana anlatacağım!Her şeyi anlatacağım!" diye ilave etti kadın.
    Valizlerini aldılar, bir arabaya bindiler. Ve arabada karşı karşıya oturmuş, diz dize sıkışmış, bakışları iç içe geçmiş bir halde kadın, Anastasio'nun ellerini avuçlarına aldı ve ona kendi hikayesini anlattı. Bu Anastasio'nun kendi hikayesiydi, tıpatıp aynı hikaye! Kadın da aşka seyahat ediyordu.Kadın da aşkı itibari bir yalan , hayatın sıkıntısını gidermek için bulunmuş bir çare olarak görüyordu.

    Karşılıklı itiraflarda bulundular; birbirlerine içlerini döktükçe kalpleri o nispette sükuna kavuştu. İlk anın acıklı perişanlığını kurtuluşa benzer bir büyük gönül rahatlığı takip etti. Birbirlerini çoktan beri , daha doğmadan önce tanıyorlardı sanki; ama bir taraftan da geçmiş günlere ait bütün hatıralar hafızalarından silinmişti; zamansız,ebedi bir "şimdi" içinde yaşıyor gibiydiler.

    “Derme çatma bir otelin küflü bir odasına kapandılar. Günün tamamını,daha ertesi günün bir kısmını bu odada geçirdiler. Sağ mıdırlar, öldüler mi,dışarıya ses seda sızmıyordu. Sonunda otelci huylandı, vuruşlarına bir cevap alamayınca kapılarını kırıp odalarına girdi. Otelci onları yan yana, soğuk ve kar gibi beyaz,yatakta çıplak yatar buldu. Çağırdığı doktor intihar etmediklerini, kalp sektesinden öldüklerini söyledi.
    "Nasıl, ikisi de mi?" diye haykırdı otelci.
    "İkisi de!" diye cevap verdi doktor.

    Her iki ölünün hüviyetleri tespit edilemedi. İkisini de mezarlığa götürdüler, nasıl buldularsa öyle,çıplak ve beraber ,bir mezara gömdüler; üzerlerini toprakla örttüler. Bu topraktan otlar bitti, bu otlara yağmur düştü. Onları ölüme sürükleyen gökyüzü, mezarları başında ağlayan tek kişi oldu.”

    Diğer 8 öykü de farklı farklı konularda ve okutuyor kendini. Unomuno henüz yeterince okunmayan özel bir yazar, keşfedilmeli. Keyifli okumalar dilerim.
  • Bakara Suresi, 35. ayet: Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
    Bakara Suresi, 49. ayet: Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
    Bakara Suresi, 187. ayet: Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
    Bakara Suresi, 197. ayet: Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.
    Bakara Suresi, 222. ayet: Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."
    Bakara Suresi, 223. ayet: Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver.
    Bakara Suresi, 226. ayet: Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Bakara Suresi, 227. ayet: (Yok) Eğer boşamada kararlı davranırsa (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
    Bakara Suresi, 228. ayet: Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir.
    Bakara Suresi, 229. ayet: Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir.
    Bakara Suresi, 230. ayet: Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar.
    Bakara Suresi, 231. ayet: Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitabı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir.
    Bakara Suresi, 232. ayet: Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de siz bilmezsiniz.
    Bakara Suresi, 233. ayet: Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.
    Bakara Suresi, 234. ayet: İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır.
    Bakara Suresi, 235. ayet: (İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır.
    Bakara Suresi, 236. ayet: Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tespit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır.
    Bakara Suresi, 237. ayet: Eğer onlara mehir tespit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tespit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
    Bakara Suresi, 240. ayet: İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.
    Bakara Suresi, 241. ayet: (Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır.
    Al-i İmran Suresi, 35. ayet: Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti.
    Al-i İmran Suresi, 36. ayet: Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım."
    Al-i İmran Suresi, 37. ayet: Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
    Al-i İmran Suresi, 42. ayet: Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.
    Al-i İmran Suresi, 43. ayet: "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
    Al-i İmran Suresi, 44. ayet: Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.
    Al-i İmran Suresi, 47. ayet: "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir."
    Al-i İmran Suresi, 61. ayet: Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
    Nisa Suresi, 1. ayet: Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.
    Nisa Suresi, 3. ayet: Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu, sapmamanıza daha yakındır.
    Nisa Suresi, 4. ayet: Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.
    Nisa Suresi, 7. ayet: Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay vardır.
    Nisa Suresi, 11. ayet: Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
    Nisa Suresi, 12. ayet: Eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler,) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir'de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah'tan bir vasiyettir, Allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.
    Nisa Suresi, 15. ayet: Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.
    Nisa Suresi, 19. ayet: Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.
    Nisa Suresi, 20. ayet: Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
    Nisa Suresi, 21. ayet: Onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.
    Nisa Suresi, 22. ayet: Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir.' Ne kötü bir yoldu o!..
    Nisa Suresi, 23. ayet: Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi biraraya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 24. ayet: Sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür' olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tespit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tespitinden sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
    Nisa Suresi, 25. ayet: İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 32. ayet: Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah herşeyi bilendir.
    Nisa Suresi, 33. ayet: Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz, Allah, herşeye şahid olandır.
    Nisa Suresi, 34. ayet: Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür.
    Nisa Suresi, 35. ayet: (Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır.
    Nisa Suresi, 36. ayet: Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
    Nisa Suresi, 43. ayet: Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 75. ayet: Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
    Nisa Suresi, 76. ayet: İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
    Nisa Suresi, 98. ayet: Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz'aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka.
    Nisa Suresi, 124. ayet: Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır.
    Nisa Suresi, 127. ayet: Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
    Nisa Suresi, 128. ayet: Eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
    Nisa Suresi, 129. ayet: Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. Öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 130. ayet: Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa, Allah her birine 'genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Maide Suresi, 38. ayet: Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    En'am Suresi, 100. ayet: Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir, uzaktır.
    En'am Suresi, 101. ayet: Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
    En'am Suresi, 139. ayet: Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
    Araf Suresi, 81. ayet: "Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz."
    Araf Suresi, 127. ayet: Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
    Araf Suresi, 141. ayet: "Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı."
    Araf Suresi, 189. ayet: O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız."
    Tevbe Suresi, 24. ayet: De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
    Tevbe Suresi, 67. ayet: Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
    Tevbe Suresi, 68. ayet: Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.
    Tevbe Suresi, 71. ayet: Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Tevbe Suresi, 72. ayet: Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
    Hud Suresi, 71. ayet: Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik.
    Hud Suresi, 72. ayet: "Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."
    Yusuf Suresi, 21. ayet: Onu satın alan bir Mısırlı (aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
    Yusuf Suresi, 23. ayet: Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."
    Yusuf Suresi, 24. ayet: Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.
    Yusuf Suresi, 25. ayet: Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"
    Yusuf Suresi, 26. ayet: (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.
    Yusuf Suresi, 27. ayet: Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."
    Yusuf Suresi, 28. ayet: Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi.
    Yusuf Suresi, 29. ayet: "Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun."
    Yusuf Suresi, 30. ayet: Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi.
    Yusuf Suresi, 31. ayet: (Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler.
    Yusuf Suresi, 32. ayet: Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak."
    Yusuf Suresi, 100. ayet: Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."
    Ra'd Suresi, 8. ayet: Allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun Katında herşey bir miktar (ölçü) iledir.
    Ra'd Suresi, 23. ayet: Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:)
    Ra'd Suresi, 38. ayet: Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç)bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tespit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.
    İbrahim Suresi, 6. ayet: Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."
    Hicr Suresi, 71. ayet: Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
    Nahl Suresi, 57. ayet: Ve Allah'a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O Yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir.
    Nahl Suresi, 58. ayet: Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir.
    Nahl Suresi, 72. ayet: Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
    Nahl Suresi, 78. ayet: Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi.
    Nahl Suresi, 97. ayet: Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.
    İsra Suresi, 23. ayet: Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.
    Meryem Suresi, 5. ayet: "Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et."
    Meryem Suresi, 14. ayet: Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.
    Meryem Suresi, 16. ayet: Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
    Meryem Suresi, 17. ayet: Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
    Meryem Suresi, 18. ayet: Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."
    Meryem Suresi, 19. ayet: Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
    Meryem Suresi, 20. ayet: O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.
    Meryem Suresi, 21. ayet: "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti.
    Meryem Suresi, 22. ayet: Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
    Meryem Suresi, 23. ayet: Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."
    Meryem Suresi, 27. ayet: Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın."
    Meryem Suresi, 28. ayet: "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
    Meryem Suresi, 29. ayet: Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
    Taha Suresi, 40. ayet: "Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."
    Taha Suresi, 117. ayet: Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
    Taha Suresi, 121. ayet: Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
    Enbiya Suresi, 91. ayet: Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.
    Mü'minun Suresi, 50. ayet: Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.
    Nur Suresi, 2. ayet: Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.
    Nur Suresi, 3. ayet: Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.
    Nur Suresi, 4. ayet: Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır.
    Nur Suresi, 6. ayet: Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin şahidliği, Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir.
    Nur Suresi, 7. ayet: Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah'ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir.
    Nur Suresi, 8. ayet: Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır.
    Nur Suresi, 9. ayet: Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, Allah'ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır.
    Nur Suresi, 26. ayet: Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.
    Nur Suresi, 31. ayet: Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
    Nur Suresi, 32. ayet: İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, Kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.
    Nur Suresi, 33. ayet: Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları Kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nur Suresi, 60. ayet: Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar, süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah, işitendir, bilendir.
    Furkan Suresi, 74. ayet: Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.
    Şuara Suresi, 166. ayet: "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz."
    Şuara Suresi, 171. ayet: Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç.
    Neml Suresi, 32. ayet: Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim."
    Neml Suresi, 42. ayet: Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk."
    Neml Suresi, 44. ayet: Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
    Neml Suresi, 55. ayet: "Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz."
    Neml Suresi, 57. ayet: Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
    Kasas Suresi, 7. ayet: Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).
    Kasas Suresi, 9. ayet: Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.
    Kasas Suresi, 10. ayet: Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı.
    Kasas Suresi, 11. ayet: Ve onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi.
    Kasas Suresi, 12. ayet: Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.
    Kasas Suresi, 13. ayet: Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.
    Ankebut Suresi, 8. ayet: Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.
    Lokman Suresi, 14. ayet: Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır."
    Lokman Suresi, 15. ayet: Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve Bana 'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.
    Ahzab Suresi, 4. ayet: Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.
    Ahzab Suresi, 6. ayet: Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitab'ında birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitap'ta yazılmış bulunmaktadır.
    Ahzab Suresi, 29. ayet: "Eğer siz Allah'ı, Resûlü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır."
    Ahzab Suresi, 30. ayet: Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak artırılır. Bu da Allah'a göre pek kolaydır.
    Ahzab Suresi, 31. ayet: Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.
    Ahzab Suresi, 32. ayet: Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.
    Ahzab Suresi, 33. ayet: Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
    Ahzab Suresi, 34. ayet: Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır.
    Ahzab Suresi, 35. ayet: Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
    Ahzab Suresi, 36. ayet: Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
    Ahzab Suresi, 37. ayet: Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
    Ahzab Suresi, 49. ayet: Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.
    Ahzab Suresi, 50. ayet: Ey Peygamber, gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Ahzab Suresi, 51. ayet: Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir.
    Ahzab Suresi, 52. ayet: Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka. Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir.
    Ahzab Suresi, 55. ayet: Onlar için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid olandır.
    Al-i İmran Suresi, 58. ayet: Bunları Biz sana ayetlerden ve hikmetli zikirden (Kur'an'dan) okuyoruz.
    Ahzab Suresi, 59. ayet: Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Ahzab Suresi, 73. ayet: Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Fatır Suresi, 11. ayet: Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır.
    Yasin Suresi, 56. ayet: Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
    Saffat Suresi, 48. ayet: Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
    Saffat Suresi, 49. ayet: Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
    Saffat Suresi, 135. ayet: Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
    Saffat Suresi, 149. ayet: Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
    Saffat Suresi, 153. ayet: (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
    Zümer Suresi, 6. ayet: Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?
    Mü'min Suresi, 8. ayet: "Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin."
    Mü'min Suresi, 25. ayet: Böylece, o, Katımız'dan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir.
    Zuhruf Suresi, 16. ayet: Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı?
    Zuhruf Suresi, 17. ayet: Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur.
    Zuhruf Suresi, 18. ayet: Onlar, süs içinde büyütülüp de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı mı (Allah'a yakıştırıyorlar)?
    Ahkaf Suresi, 15. ayet: Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve Senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım."
    Ahkaf Suresi, 17. ayet: O kimse ki, anne ve babasına: "Öf size, benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni (diriltilip) çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana, iman et, şüphesiz Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu, geçmişlerin masallarından başkası değildir" der.
    Fetih Suresi, 5. ayet: (Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah Katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk'tur.
    Fetih Suresi, 6. ayet: Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azaplandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.
    Hucurat Suresi, 11. ayet: Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.
    Hucurat Suresi, 13. ayet: Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.
    Zariyat Suresi, 29. ayet: Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
    Tur Suresi, 20. ayet: Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
    Necm Suresi, 45. ayet: Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur.
    Hadid Suresi, 12. ayet: O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.
    Hadid Suresi, 18. ayet: Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır.
    Mümtehine Suresi, 10. ayet: Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Mümtehine Suresi, 11. ayet: Ve eğer eşlerinizden (kafirlere kaçmalarından dolayı) herhangi bir şey kafirlere geçer, böylece siz de (savaşta onları yenip) ganimete kavuşursanız, eşleri (kaçıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisi'ne iman ettiğiniz Allah'tan sakının.
    Mümtehine Suresi, 12. ayet: Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Talak Suresi, 1. ayet: Ey Peygamber, kadınları boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık 'çirkin bir hayasızlık' göstermeleri durumu başka. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur.
    Talak Suresi, 2. ayet: Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir;
    Talak Suresi, 4. ayet: Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki- |üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise, yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.
    Talak Suresi, 6. ayet: (Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir.
    Talak Suresi, 7. ayet: Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir.
    Tahrim Suresi, 1. ayet: Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Tahrim Suresi, 3. ayet: Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.
    Tahrim Suresi, 4. ayet: Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.
    Tahrim Suresi, 5. ayet: Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir.
    Tahrim Suresi, 10. ayet: Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi.
    Tahrim Suresi, 11. ayet: Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."
    Tahrim Suresi, 12. ayet: İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.
    Nuh Suresi, 28. ayet: "Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma."
    Nebe' Suresi, 33. ayet: Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar.
    Tekvir Suresi, 8. ayet: Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman:
    Buruc Suresi, 10. ayet: Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
  • Sevgili Ayşe* Körleşme'yi okumaya başlayınca aramızda bir sohbet geçti ve çok uzak olmayan o kutlu vakte gitti geldi bu zihin. Benim incelemem de okumak isteyen arkadaşlar için ve zaten okumuş ama bir göz gezdirmek isteyenler için burada dursun.

    1)İnsan dönem dönem sıradan, normal bir hayat yaşıyormuş değil de sanki biri ensesinden kedi yavrusu gibi tutup bir kabusun ortasına bırakmış gibi hisseder. Bu kitabın sayfalarını her araladığınızda hissedeceğiniz şey bu. Karanlık, bıkkınlık, yılgınlık, güçsüzlük, ihlal edilmişlik... Bu hislerin her biri dinmeyen bir yağmur gibi yağıyor her sayfada. Yağmur şiddetli değil. Hani Çin işkencesi derler, insanları sesten yalıtılmış bir odaya koyarlar, elleri kolları bağlı, başlarının biraz üstünde sürekli damlayan bir su.. Bu su ilk önceleri rahatsız etmez, fakat zaman ilerledikçe insan artık o sese, o şıpırtıya dayanamaz ve çıldırmanın eşiğine gelir. Belki de çıldırır. İşte bu kitaptaki karakterlerin her biri dönüşümlü olarak üzerinize yağıyor. Hiç gitmeyeceklermiş gibi. Hiç bitmeyeceklermiş gibi. Hiç susmayacaklarmış gibi. Onların yokluğu artık hiç düşünülemezmiş gibi. Hayatınızın her bir kısmı farklı farklı gerizekalıpislikadimendeburaçgözlübencilgeberesiceler tarafından işgal edilmiş ve siz, yine sırf kendi aydın aptallığınız yüzünden buna hiçbir şey yapamazmışsınız gibi. Gibi değil.

    O kadar uzun ve yorucuydu ki, nerden başlasam notlarıma dalsam mı yoksa sadece hatırladıklarımla mı yazsam bilmiyorum. Fakat yine azmettim ve bu uzun yolculuğu pes etmeden bitirdim. Gücüm kurudu kimi zaman. Durdum, komik şeyler okudum, başka kitaplara göz gezdirdim, diziler izledim, müzik dinledim. Sonra yeniden nefesimi tuttum ve karanlık suya daldım. Bu suyun altında binlerce düğüm vardı çözmemi bekleyen. Nefesimin yettiğince düğümleri çözdüm yüzeye çıktım. Ve tekrar tekrar bu döngü devam etti. Ta ki ben son düğüm olan son sayfayı okuyup, artık nefessiz kalmam için bir sebep kalmayana dek. Çıktım ve evet yaşıyorum Allahım. Nefes alıyorum kaygısız, ay da var güneş de var, artık aklımın bir köşesinde bu kitap yok. Bitti ya. Allahım bit-ti. B-İ-T-T-İ.

    Sitede malum birçok farklı teknikten, türden hoşlanan insanlarız. İnsan her teknikten kitap okumalıdır sözüne pek katılmıyorum. Bu sadece insanın az çok nelerden hoşlanabileceğini görmesi adına yapılacak bir şey, ama bazen de vakit kaybı olabiliyor. Misal şiir hem yalın anlamda hem kapalı anlamda yazılabilir. Hiç şiir okumamış biri art arda üç tane kapalı anlatım patlatırsa ‘’Ben şiir sevmiyorum’’ der ve konuyu kapatır. Fakat o henüz diğer türdeki şiirlerle karşılaşmamış ve kapalı anlamın da gizini çözemediği için bunun kendisine hitap etmediğini düşünmüştür. Ben de bunun gibi bir azizliğe uğramamak için *bilinç akışı tekniğine kendimce şans verdim. Fakat sonsuza kadar canı cehenneme, bir daha okursam tövbeler olsun, beni bu türde yazılmış olan kitaplarla kovalayın taşlayın ne yaparsanız. Yok yani, asla bana göre değil. Bu yüzden sonsuza kadar Virginia Woolf okumayacağım. Tutunamayanlar’ı sevenlerin her türlü tepkisini de göze alıyorum ondan da nefret ederek okumuştum. Bu iki kitabı okuduğuma asla pişman değilim. Nasıl ki bir fikirden nefret etmek için ilk önce o fikri anlamak ve öğrenmek gerekir, bu da öyle bir şey. Bir insanın aklından geçen abidik gubudik fikirlerin milyonlarca sayfaya sıralanmış olması benim canım zevkime hiç hitap etmedi. Yeterince içimdeki birikmişliği kusmadım ama ara ara karakterler üzerinden çıldırmaya devam edebilirim.

    Gelelim Profesör Peter Kien denen erkek müsveddesine. Kibrinden, budalalığından, gözünün önüne bakmaya tenezzül buyurmadıkları için hazretlerin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. 40’ından sonra öyyyle bir hayat yaşadı ki okuyan herkesin şaşkınlıktan ve öfkeden dudaklarında kan, ısırmaktan da can kalmadı. Kendisi bir sinolog, yani Çin uzmanı. Eski çözülemeyen yazıtlardan tutun bütün bir kültüre yazı dünyasında hakim. Bilmem kaç tane dil biliyor. Okuyor, okuyor, okuyor ve yine okuyor. Aralarda da insanlarla muhatap olmak zorunda kaldığı zaman dilimlerinde onları aşağılıyor. Kitapçılara gidip, onların sorduğu sorulara cevap vermelerine fırsat tanımadan art arda kitap listelerini sıralıyor, sonra da kibarmış gibi davranıp birkaç veda cümlesi ile oradan ayrılıyor: ‘’İyi günler beyefendi’’ gibi. İyi günler beyefendiler kovalasın seni derken kovalamadık adam kalmayacağını ilerleyen sayfalarda çıldırarak görüyoruz.

    Aralıksız kitap okumak da ezikliktir. İnsan hem akli hem kalbi yönü olan bir varlık. Sadece başkalarının yaşadıklarını, onların bize miras bıraktığı bilgiyi okursak, ortaya sadece bilgiyle ilgili ürünler koyarsak, yaşamak nerde kalır? İnsan elini güneşe uzatmalı. Pastaneye gidip kepçe kepçe dondurma yemeli. Dağa bayıra pikniğe gitmeli. Pikniğini basan yeni ana olmuş ineklere ve koyunlara sevgiyle bakmalı. Hele ki bir de orda hoplaya hoplaya koşan buzağılar ve kuzular varsa Alllllahhh, bunları izlerken insan kalbinin yumuşamasına izin vermeli. İnsan dediğin arkadaşlarıyla saatlerce çekirdek çitlemeli. Ailesini bir sofrada toplayıp, her birinin varlığına şükretmeyi bilmeli. İnsan dediğin kimi zaman da üzülmeyi bilmeli. Yaşadığı ölüm acısıyla, kalbindeki diğer bütün acılar sıfırlanabilmeli. İnsan dediğin aşkın gözü karalığının ona neler yaptırtabileceğini görmeli, aşkın ızdırabıyla kavrulmanın en büyük susuzluk olduğunu tecrübe etmeli.

    Kalp, akıl kadar varlığını hissettirmezse; yaşamak, yaşamak olur mu hiç?

    Sürprizbozan olduğunu düşündüğüm bir bilgiyi diğer incelemelerde gördüğüm için yazıcaktım fakat vazgeçtim. Bu bilgi yumağı beyefendinin evinde bir hizmetçisi var: Adı AllahınbelasıTherese. Bu kadınla maviyi hayatınızdan sonsuza kadar çıkartabilirsiniz. Sürekli aynı mavi kolalı eteği giyen bu yaratık, ömrünüzde görüp görebileceğiniz en boğulası karakter sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Henüz kızıl kafa kapıcıyla ve cüce Fisherle ile karşılaşmadınız demektir. Bu kadın 57 yaşındadır, fakat kendini 30 yaşında genç, güzel ve ‘’diri’’ zannetmektedir. Ona, yürüdüğü bütün yollarda erkekler ve kadınlar, onun o aptal mavi eteğine, bu uzun etekten dolayı ayakları gözükmediği için kayarmış gibi anormal yürüyüşüne değil güzelliğine bakmaktadır. O kadar güzeldir ki yani ancak bu kadar olur. Tanıdıkça ‘’Nerde benim boks eldivenlerim’’ dedirtecek kadar kum torbasına benzemez asla. O öyle bir insandır ancak bir çiçek gibi öpülüp tam anlamıyla ‘’koklanmalı’’dır. Sapık kadın. Allahım zaten şu bilinçakışı tekniği yüzünden düşündükleri her ne varsa yıldım, bir de bu kadının düşündükleri… Sözler kifayetsiz, sözler küskün, sözler kusmuk… Sürekli çok kibar bir hanımefendiymiş gibi rica ederim şöyle rica ederim böyle, hayır bir de gerçekten nazik bir insan olsa gam yemeyeceğim. Rica etmekten tiksinilir mi, vallahi billahi tiksindim ya. Olmaz olsun kolalımavieteklibencilşişmanpislikkadınlar. Bu kadın kadar anlayışı kıt insan az bulunur. Bir insan düşünün, onunla mecburi bir konuşma içeresindesiniz. Bu eylem karşılıklı yapılır ve herkes birbirini anlayarak ve karşısındakinin söylediklerine uygun cümlelerle yanıt verir ve konu nihayet bulur. Bu (her bu deyişimde yukarda saydırdığım bütün her şeyi içerecek şekilde bir ‘’bu’’) sadece kafasında ne varsa onu konuştu, artık öyle bir noktaya geliyorsunuz ki gırtlağına çöküp ‘’Anla, söylediğimi anla, anlasana beee!!!!!!!!’’ deyip saldırmak istiyorsunuz. Ben bu kitapla şu söze çok hak verdim: ''Ölende mi öldürende mi?''

    O küçücük sadece aptal menfaatlerine çalışan beyniyle Kien’e etmediği eziyet kalmadı. Yazıklar olsun Kien’e ki böyle bir kadından dayak yedi, yataklara düştü, daha nice şeyler yaşadı. Naptı dersiniz? Dış dünyaya bu kadar kendini kapatmış ve sadece okuyan adam, eylemsizdi. Kadının yaptıklarını görmemek için sadece KÖRLEŞMEsini arttırdı. İstemezse görmüyordu. Görmeyince çözülecekmiş gibi… Bu kibrinde boğulası, önüne geleni sırf kendisi kadar bilgili değil diye aşağılayan Kien’i gören evde dayak yemiyor zanneder. Kadın bunu tam olarak eşek sudan gelene kadar kaç kere dövdü. İşin kötü yanı ben bu adama üzülmeden edemedim. Tamam kibirli bir budala olabilir, fakat kimseye zararı yoktu. Yaptığı ona buna aşağılayıcı bakmak ve kendi iç dünyasında hakir görmekti. Diliyle de kimseyi pek aşağıladığı söylenemez. Bu yüzden kadının zulmü karşında bu zavallı uzun adama üzülmemek mümkün değildi…

    …Ve bir gün yolu sokaklara düştü. Karşımıza yine bir menfaatçi karakter çıkaran Cannetti tiksindirmekte asla üstüne olmadığını Fisherle karakteri ile bir kez daha gösterdi. Fisherle cüce, kambur bir Yahudi’dir. Satranç oynamak hayattaki en büyük ve en önemli meşgalesidir. En büyük hayali dünya satranç şampiyonu olmaktır. Bir gazinoda çalışır. Evlidir, karısı onu merhametle sever ve ilginç yanı bu kadın fahişedir. Adamları bu bulur çoğu zaman. Bazen yatağın altına saklanmak zorunda kalır. Bazen adamların ceplerinden parasını çalar. Mezhebi geniştir, bu konu önemli değildir, yeter ki para gelsin. Gazinoda hırsız, dilenci, kör, fahişe, bu kambur (yani kısaca tövbe estağfurullah) her türlü tip vardır. Herkes birbirinin kuyusunu kazmaya, birbirini çarpmaya çalışır.

    Fisherle de Therese gibi Kien’in parasına göz dikti ve hikayeye dahil olduğundan beri atmadık takla bırakmadı. Gazinoda çalışanları örgütleyip Kien’i dolandırmaya başladılar. Burada gazinodakiler ondan para saklamasınlar diye Kien’le ilgili olmadık o kadar şey söyledi ki kitabın bu kısımlarında biraz daha rahatladım ve daha kolay okudum. Gülmek bütün zorlukları kolaylaştırır. Kien savaşta çok uzun bir zaman geçirmiş ve aklını oynatmış, kızınca insanların ayaklarına sıkıyormuş. Ama akli dengesi olmadığı için polisler bir şey yapamıyormuş, zaten vurduğu kişiler de birkaç haftaya iyileşiyormuş. Kien. KİEN. KİEN. Hani şu pısırık Kien : ) Kien’in iyi niyetini de budalalığını da bir güzel sömürdü. Bütün karakterler Kien’in parasının kendi hakları olduğunu düşündüler, buna inandılar, adamın ne mecburiyeti varsa bu pislikler resmen adama sakız gibi yapıştılar. Bu kısımlar gerçekten arada kafamı buzdolabına sokup çıkardığım kısımlar.

    Gelelim 3. Ruh hastası katil ruhlu karakterimize. Bu Kien’in oturduğu binanın kapıcısı. Karısını ve kızını her gün istikrarlı bir şekilde döven, bunu hakkı gören, bildiğiniz bir yaratık. Cani ruhlu, önüne gelenin ağzını burnunu bütün kemiklerini kırdı. İri yarı ve güçlüydü. Evdeki zulmü inanılmaz üzücüydü… Zaten adamın garezi sadece evdekilere değildi, binaya girmeye çalışan çok dilencinin de kolunu bacağını eline verdi psikopat. Bir de bunun Therese ile güçlerini birleştirdiğini hayal edin…

    Ve gelelim son karakterimiz Georges Kien’e. Sonunda normal ve iyi bir insan kitaba girdi. Bu Peter Kien zavallısının kardeşi. Bir şekilde Fisherle’nin minik bir hareketiyle trene atlar ve 10 yıldan fazladır görmediği abisinin yanına gelir. İnsan müsveddemiz şimdiye kadar ağzını açıp da doğru düzgün konuşmayan Kien, kardeşini görünce herif olur! Hayret! Kardeşi bir kurtarıcı, bir süperkahraman bir melektir. Fakat yaşadığı tuhaf olayları doğrudan değil yine tarihteki karakterlerle anlatabilen Peter Kien, kardeşine de bir yandan giydirmektedir. Hangi hakla olduğu da bilinmez. İnsan böyle bir kardeşi başına taç yapar taç! Georges aklını ve normalliğini kullanarak 3 günde abisiyle epey yol kat eder. Bu kısımlardaki sohbetlerinde Peter kadınlara o kadar verdi veriştirdi ki. Elias Cannetti’nin çizdiği bütün karakterler kötü olduğu için onların fikirlerinin bir önemi yok. Fakat bir yerden sonra da acaba annesiyle yahut sevdiği bir kadınla ilgili kötü anıları mı vardı da böyle şeyler yazdı diye düşündürttü.

    Sadece kadınların düştüğü hataları söz konusu edip, onların akılsız ya da kurnaz, zayıf ya da aciz, kötü, kötü ve yine kötü olarak nitelendirilmesi doğru değil. Bunca savaşın, silahın, tecavüzün, dayağın kaynağının erkekler olduğu açık bir gerçekken, bütün erkekler kötüdür demek ne kadar doğru? Mevzu; iyi insan, kötü insan. O kadar. Genelleme yapmak ancak bilimsel şeyler için anlamlı ve doğrudur.

    10 üzerinden 8 verdiğim ve sevmediğim bu kitaptaki emeği asla göz ardı edemem. Bir şeyi sevmemek bazen sadece hitap konusudur. Ben kara mizahı da sevmiyorum. Bu aynı renkleri sevmek gibidir. Yeşilin maviden, kırmızının beyazdan, siyahın turuncudan bir üstünlüğü yoktur. Kiminin en sevdiği renk pembeyken kiminin yeşildir. Bu yüzden teknikleri birbiriyle yarıştırmak yerine bize hangisinin hitap ettiğini bulmalı ve o yoldan yürümeliyiz. Bu kadar uzun bir incelemeyi okuma sabrı gösteren herkese teşekkür ederim…




    *Bu kitaptan bahsedecek isek BİLİNÇAKIŞI TEKNİĞİnden de bahsetmeliyiz. Hemen bir siteden kopyala yapıştır yapıyorum: ‘’Bilinç akışı yöntemi; roman ve hikaye yazımında kahramanın zihninden geçenleri aralıksız olarak ve seri halde, belli bir sıraya koymadan olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi anlatım tekniğidir. Cümleler genellikle uzun ve karmaşık olur. Gramer kurallarına, sekans, yapı ve çoğu zaman imlaya bile gerek duyulmaz. Özellikleri açısından iç monolog tekniği ile büyük benzerlik gösterir, ancak aynı değildir. İç monolog, mantıklı bir dizilimle yazılmış, gramer bakımından düzgün bir sessiz konuşmadır. Bilinç akışı ise yapısı gereği daha samimi düşünceleri ifade ettiğinden mantıksal örgütlenmenin dışında, bilinçsizliğe daha yakındır.’’

    2)Bu da şimdiki yorumum: Kitap oldukça zor okunan ve içinde yorucu ögeler barındıran bir kitap. Altı çizilecek ve üzerinde düşünülecek birçok satır mevcut. Beni çok yorduğu için oldukça ejderha bir inceleme yazmışım ilk okumam sonrası. Şu an okuduğum için kendimi şanslı hissettiğimi söyleyebilirim. Her şeyi geçtim, üzerinde sohbet etmek için oldukça ideal bir eser. Bakın sohbet diyorum, bu da ne demek ''insan ilişkisi'' demek. Okuduklarımızı hayata geçirmek demek. Bir kısım yanlış anlamalar demeyelim de istediği şekilde yorumlayanlar olabiliyor. Olsun. Sadece kitap okumak değil, hayatta da somut bağlar kurmak gerektiği düşüncesindeyim. Bu yüzden Kien gibi sadece kendimiz için yaşar ve okumaktan kaynaklı kibre kapılırsak, bir gün bizi fanusumuzdan çıkarırlar ve üzerler. Bu yüzden hayata da karışmak gerek. Okuyacaklar sabırlı ise bence buyursunlar :)
  • Sanırım ifşa sırası bana geldi. Bu iki insanı buradan herkese ifşa etmem gerek artık. Herkes bilmeli, tanımalı. Bu devirde nasıl olur??? görmeli herkes…

    Müsadenizle;
    Birkaç gün önce, sevgili Mete Özgür’ ün incelemesini (#26941855) okurken aklıma geldi. Hatıralarımı yokladım, bu güzel iki insanı herkese ifşa etmem gerek diye düşündüm. Bu devirde sevgiyi nasıl koruyabilmeyi becerebildiklerini sorgulasın istedim herkes. Tanısınlar, bilsinler diye...

    2009 ANKARA NUMUNE HASTANESİ

    Yaklaşık 24 saattir uykusuzdu 73 yaşındaki Mehmet Amca. Muhterem eşi Sultan Teyze’ye koroner anjıografi yapılmıştı, çoklu stent takıldığı için de yakın takibi gerekiyordu. Mehmet Amca ne dese, ne anlatsa gene de hafifçe homurdanıyor, bırakmıyordu eşini gitsin bir yere. Nazlı yeni gelin gibi; korkudan mı heyecandan mı bilinmez, al al olmuş yanakları gülmedi bir kere. Ağrısı da vardı muhtemel, nazının geçtiği O’ydu işte.

    Önce dedim kendime; ‘’ Muhtemel başka yakınları gelir birazdan, gelmeli illa ki!’’ Saatler geçince merak ettim iyice. Kimseler de yoktu yanlarında. Hastane yemeğini beğenmeyince Sultan Teyze, Mehmet Amca kayboldu birden. Anladım ki yemek getirecek dışarıdan. 4 kat inecek, çıkacak, yürüyecek biraz bu uykusuzlukta. Normalde hiç konuşmayan Sultan Teyze o yarım saatte belki on kere sordu nereye gitti diye.

    Yeni çömezdi o zamanlar Kemal, yeni evliliğinde olduğu gibi; biraz panik, biraz cahil, biraz bencil…
    İsyan edercesine ‘’ Be teyzem, adam buradayken bir kere gülmezsin, gidince ne bu hasret, on oldu sorduğun, gelecek işte….yaw tüm kadınlar aynı mıdır ya? Hem başka refakatçin yok mu teyzem senin, ben bu yaşta zor dayanıyorum bir geceye, amca nasıl dayansın?? Bugün ikinci gün , arasan ya birilerini..???’’ diye sorsa da SULTAN Teyze vermedi tek cevap.

    Döndü bana ‘’ çok uzak mı gittiği yer ‘’diye sordu usulca. Bu yaşta, bu gözlerde, bu merak, bu endişe… Eğildim yanına, uzunca baktım o gözlere. Kendisi için değildi de, merakı sevdasındandı. Merak galiba sevginin en şeffaf, en latif, en şefkatli haliydi. Panikti o gözler ya… Muhtemel her panik halinde yanıbaşındaydı yoldaşı, gitmemişti bir yere.

    Usulca sordum; ’’ Sultan Hanım, başka yakınlarınız varsa arayayım ben, bu gece kalacak refakatçi için, oğlun, kızın, gelinin yok mu?? ‘’ dedim.

    ‘’ Yok’’ dedi. ‘’Bizim hiç çocuğumuz olmadı... Benim bitek eşim var.!!!’ ....

    Çoklarının her şeyi varken, yanıbaşındayken, kimsesiz olduğunu bilebilir miydi acaba Sultan Teyze, bu koca sevginin içinde?? Birtek eşi vardı da kocaman dünya kadardı.

    Sonra nefes nefese girdi içeriye elinde döner-ayran poşeti Mehmet Amcam. Kendini bırakıverdi sandalyeye. Nasıl da yorulmuş, zorlamıştı kendini.
    Dedim ’’ Mehmet Amca diyeydin bana, buraya söylerdİk siparişi, niye zahmet ettin sen??..’’

    Acelece poşeti açmaya çalışırken telefonu çaldı, arayan apartman komşusuydu; ziyaret için adres istiyordu da ne güzel komşular vardı..:))

    ‘’ Mor menekşe diyorum… mor olan.. pencerenin dışında.. geleceksen zahmet olmasın Ahmet oğlum, onu da bir getiriver.. Sultan Teyzen çok sever onu.. benden iyi bakar ona.. unutma ha..’’
    İşitmesi azalmıştı ki baya, konuşurken tüm servis inledi de inledi: ’ mor menekşe.. o değil.. mor olan..’’ ....

    İçeride epikriz yazarken birden kapı açıldı, o yorgun nefessiz Mehmet amca, can havliyle içeri atladı pehlivan gibi.
    ‘’SULtan....Sultan diyorum… çabuk olun be..’’
    Ben tutarken Mehmet amcayı, Kemal koştu odaya. Şükür tansiyonu düşmüştü biraz, ciddi tehlikesi yoktu. O an öyle bir baktı ki Mehmet amca gözlerime;
    ‘’Gönlümün sultanına bir şey olursa , gözlerini oyarım, bilesin’’ der gibi… O gözlerde de vardı aynı endişe, aynı panik de belli etmiyordu her yerde.
    Elleri titriyordu, heyecan zorladı kalbini biraz da, oturdu kanepeye kötü bişey olmadığını öğrenince. Bence Mehmet Amca’ya da bir anjıo yapılsa... gerekti....

    Dedim; ‘’Mehmet Amca olmaz böyle! Bir hasta bakıcı ayarlayalım, bu gece sen kalamazsın daha.’’

    ‘’Gitmem biyere’’ dedi. ‘’Şurdan şura adım atmam.. kovsanız da…Gitmem hiçbir yere ..O yapamaz bensiz" dedi.

    Bizim çömez Kemal dayanamadı başladı söylenmeye; ‘’Amcam be… Bu kadar üstüne düşme hatunun, şımarıyorlar sonra. Kıymet bilseler keşke.??
    Bu kadar belli etme, çıtayı yükseltiyosun valla.. Benimki uğrayacak birazdan… Bari o gelince yapma..
    Sultan teyze ikinci baharın mı yoksa?? Genelde öyle olur, ilkinin kıymetini bilmezler de, sonrakine kul köle..’’

    Mehmet amca uzun uzun inceledi Kemal'i'i ilk defa gördüğü bir yaratığa bakar gibi;
    ‘’Oğlum.. bir de kalp doktoru olacan sen, de mi??.. yazık sana .. yazık… Sevginin hesabını yaparsan olmaz ki.. bina mı bu çıta hesaplıyon?? Kadın şımaracak ki gonca gül açsın..gülsün..
    Hesabını tuttuğun, ederini karşılaştırdığın, kıymet biçtiğin sevgi midir??.. Bakkalda hesap mı tutuyon sen???’’’
    Ekg kağıdını beynine kaydeder gibi, sevginin formülünü not etmeye çalışıyordu Kemal kafasını sallayıp gülerken hesaplar eşliğinde ...

    Anladım ki onların ilk baharı hiç solmamış, rengarenk çiçek bahçeleri ile… İki mıknatıs gibi yapışmışlar sımsıkı birbirine, girememiş ne kar ne kış senelerce.

    Ertesi gün; sevgi de bulaşıcıydı muhtemel de, bizim Kemal, netten en pahalı çiçeği sipariş ederken gece tartıştığı eşine;
    Mehmet Amcam ve gönlünün sultanı kol kola, eve gitmek için metroya doğru yürüdüler sevgiyle, merhametle, vefayla, sadakatle…

    Bizim sevgilerimiz mi yapmacık, çıçeklerimiz mi hormonlu bilemem de; geçen ay boşandığını duyduğum Kemal, kardiyolojı doçentik sınavına girecekti yılların tecrübesiyle...

    Kendilerinin de izniyle çektiğimiz hatıra fotoğrafı durdu günlerce servisin panosunda, yanında mor menekşesı ile…

    https://cdn.1000kitap.com/...ju2ZH_1517933115.jpg

    https://cdn.1000kitap.com/...ewrGV_1517933159.jpg

    Son olarak; dün oğluma dedim ki..
    ‘’ Oğlum seni çok seviyorum’’
    Dedi ki; ‘’ Anne öyle demiyceksin ya.. olmadı bu’’
    ‘’ Nasıl diyeceğim ??’’
    ‘’ Seni çok, daha çok, çok çok seviyorum benim oğlum ‘’ diyeceksin dedi..

    İşte çok, daha çok, çok çok sevip, sevilmeniz dileklerimle…

    Şunu da bırakayım şuraya:))
    https://www.youtube.com/watch?v=cIqqZcDCwaA
  • Geçmişin hatırına, akreple yelkovan geri döner mi?

    (Sahnede ki bankta oturan Aslı, cep telefonuyla oynayıp saçma sapan fotoğraflar çekmektedir. Sağ taraftan sahneye giren Alp, Aslıyı görür. Göz göze geldiklerinde fonda bir aşk şarkısı başlar, ardından ışık loş hale gelir. Sahne normale döndüğünde Alp tereddüt eder ama sonra Aslının yanına gider...)
    ALP – Merhaba, yanınız boş mu?
    ASLI – Pardon?
    ALP – Özür dilerim.
    ASLI – Pardon?
    ALP – Yabancı mısınız? (Kendi kendine.) Alp ne salaksın! Yabancıysa nasıl cevap verecek bu soruya, hiç kafan basmıyor hiç!
    ASLI – (Hafif gülümseyerek rolünü devam ettirir.) I am from England.
    ALP – Ben de severim İngiltere’yi (Yanına oturur.) Bir de İngilizce bilsem, tam süper olacaktı. Çok güzelsin ve çok tatlısın, kayısı reçeli gibi. Ne diyorum ben ya?
    ASLI – Do u speak English?
    ALP – English, evet severim. Yeah English! Şansıma bak ya, her neyse iyi günler hanımefendi. Sizinle konuşamamak beni delirtiyor.
    ASLI – Delirtiyor?
    ALP – Evet delirtiyor. Acayip hissediyorum, şey gibi… (Aslı tip tip bakar.) Şey değil ya şey gibi
    yani bir çiçeğin kokusunu koklamak isteyip de koklayamamak gibi.
    ASLI – Enteresan.
    ALP – Evet enteresan, yani böyle enteresan şeyler oluyor bana şu an. (Birden şok olur.)
    Pardon? Türkçe biliyor musunuz?
    ASLI – Ben Türk’üm zaten
    ALP – Siz öyle konuşunca, ben sizi yabancı zannettim.
    ASLI – Komik görünüyordunuz, ben de bozmak istemedim.
    ALP – Pot kırdım sanırım.
    ASLI – İsmin Alp mi?
    ALP – Evet.
    ASLI – Ben de Aslı, memnun oldum.
    ALP – Ben de. Burada mı yaşıyorsunuz?
    ASLI – Hayır, akrabaların yanına geldik, normalde İngiltere’de yaşıyorum.
    ALP – İngilizcenin nereden geldiği belli oluyor.
    ASLI – Evet.
    ALP – Peki neden orada yaşıyorsunuz?
    ASLI – Asıl sormak istediğin soru bu mu?
    ALP – Hayır, sadece zemin hazırlıyorum.
    ASLI – Bence direkt sorman gerekiyor.
    ALP – Emin misin? O zaman beni sapık sanabilirsin.
    ASLI – Saçmalama senden hoşlanmasam, seninle konuşmaya başlamazdım değil mi?
    ALP – Aslında evet, neden geveledim ki?
    ASLI – Sor.
    ALP – Tamam, benimle evlenir misin?
    ASLI – Saçmalıyorsun!
    ALP – Bu en son soru olacaktı, pardon. Tamam, sevgilin var mı?
    ASLI – Var. Ne oldu? Kıyamam kaldın öyle.
    ALP – Böyle bir cevap beklemiyordum açıkçası.
    ASLI – Biliyorum. Bir daha alalım mı?
    ALP – Tamam, sevgilin var mı?
    ASLI – Yok.
    ALP – Sizin kadar güzel bir bayanın yalnız olmasını anlayamıyorum doğrusu.
    ASLI – Bak ama saçmalıyorsun.
    ALP – Neden ki?
    ASLI – Var dediğimde üzülüp, büzülüyorsun. Yok dediğimde olmamasını anlayamıyorsun karar ver.
    ALP – Benim olmanı istiyorum!
    ASLI – Mal mıyım ben?
    ALP – Of, iyice bok ettim (Ağzını kapatır.) Yani iyice saçmaladım değil mi?
    ASLI – Evet.
    ALP – Peki… Yaşın kaç?
    ASLI – Mantıken aynı yaştayız ya da benden bir yaş büyüksün. Neden bu soruyu sordun ki?
    ALP – Tanımak için sanırım.
    ASLI – Başka bir soru bul.
    ALP – Çalışıyor musun?
    ASLI – Evet, bir barda striptizciyim.
    ALP – Anladım.
    ASLI – Neden garipsedin ki?
    ALP – (Gevelemeye çalışır.)
    ASLI – Doktorum.
    ALP – Süper.
    ASLI – Çok ilginç, doktor olunca süper, striptizci olunca yüzün değişti. Devam et bakalım.
    ALP – Bu benim suçum değil ki.
    ASLI – Benimde de değil. Her neyse, peki biz çıkarsak kuralların illâ ki olur değil mi?
    ALP – Evet, mesela eteğe karşıyım.
    ASLI – (Kahkaha atar.) O niye?
    ALP – Bir erkek senin bacaklarına bakarsa ben kendimi kötü hissederim, anlıyor musun? Hem niye etek giymek istiyorsun ki?
    ASLI – Ben sana kot giyme diyor muyum? Sen niye beni kısıtlıyorsun?
    ALP – Allah Allah ya, ne alakası var.
    ASLI – Tamam, tartışalım mı?
    ALP – Tamam olur.
    ASLI – Söyle bakalım, neden etek giymemi istemiyorsun?
    ALP – Dedim ya, erkeklerin bacaklarına bakmaları hoşuma gitmez. Şimdi diyelim sen etek giydin (Canlandırır.), karşıdan biri geliyor ve bacaklarına böyle öküz öküz bakıyor. Ne bakıyorsun hayvan! Hayır, yani ben de bakıyorum ama öyle öküz öküz değil. (Pot kırmıştır. Aslının bakışlarından sonra kırdığı potu düzeltmeye çalışır.) Ama bu öküz şimdi ilk defa görmüş gibi bakıyor.
    ASLI – Demek sen de bakıyorsun?
    ALP – Sevgilim varken bakmıyorum.
    ASLI – Ya siz ne biçim insanlarsınız?
    ALP – Neyimiz varmış?
    ASLI – Hem sana bakılmasından hoşlanmam diyorsun, hem de başkalarına bakarım diyorsun. Bu ne saçmalık?
    ALP – Ama sevgilim varken bakmıyorum dedim.
    ASLI – Dürüst olalım, bakıyorsundur.
    ALP – İyi de, göze hapis konulabilir mi?
    ASLI – Ne kadar yalancısınız.
    ALP – Allah Allah ya, sizin kadar profesyonel olamıyoruz maalesef.
    ASLI – Bir saniye bir saniye, sen bize yalancı mı diyorsun?
    ALP – Estağfurullah
    ASLI – Arapça’da estağfurullah aynen demekmiş.
    ALP – Aynen
    ASLI – Yani aynen mi diyorsun?
    ALP - Aynen
    ASLI – Bu taş çok ağır geldi.
    ALP – Sizinkiler de öyleydi hanımefendi.
    ASLI – Ben doğruları söyledim
    ALP – Ben de… Bir de sizin şu ayna manyaklığınıza ne demeli?
    ASLI – Ne varmış?
    ALP – Uzaylı olsam ayna sizi doğurdu zannederim.
    ASLI – O nerden çıktı?
    ALP – Hayatınız aynaya bakmakla geçiyor.
    ASLI – Kendimize bakmak suç mu yani?
    ALP – İyi de, sevgilinize o kadar çok bakmasınız be!
    ASLI – Tekrar genelleme yapıyorsun.
    ALP – Ne yani, sen de yapıyorsun.
    ASLI – Saçmalıyorsun şu an.
    ALP – O niye?
    ASLI – Siz de futbol bağımlısısınız, hiçbir maçı kaçırmazsınız.
    ALP – Gündemi takip ediyoruz.
    ASLI – Maç izlemek gündem mi?
    ALP – Evet, hem maç izlerken zevk alıyoruz.
    ASLI – Biz de aynaya bakarken aynı zevki alıyoruz
    ALP – Peki, siz kızların tuvalet sevdası ne olacak? Bir yere gidildiğinde hemcinsiniz olmasın… Bak sayısı fark etmez. Hemen kaş göz anlaşmasıyla “Tuvalet” sözü duyulduğu an aynı anda tuvalete gitmeyi nasıl başarabiliyorsunuz? Yani muhteşem bir anlaşma. Evden çıkmadan önce saatlerinizi ayarlamanız gerekiyor. Ayna anda tuvalete gidip… (Canlandırır.) -Ay seninde mi geldi canım. -Ay valla benim ki de geldi. -Haydi o zaman el ele tutuşup sıç(Aslı keser.)
    ASLI – Saçmalama, tabi ki aynı anda ihtiyaç gidermesi yapmıyoruz.
    ALP – Neden aynı anda tuvalete gidiyorsunuz o zaman?
    ASLI – Biz kızlar, sizin gibi rahat olamıyoruz da o yüzden. Ya konuşulması gereken özel bir şey vardır ya da transfer edebileceğimiz özel şeyler.
    ALP – Şey mi (Elleriyle kuş uçma hareketlerini yapar.)?
    ASLI – Evet ped. Zaten şu regl sizde olsaydı, o zaman neler yapardınız çok belli.
    ALP – Ne yapardık?
    ASLI – (Kız erkek rolüne bürünür.) -Senin ki geldi mi bilader? -Yok lan, tık yok. - Dengesiz bilader ondan. -Oğlum, sen dengesizsin de ondan…
    Aranızda ki ped transferi halka açık olur kesin, sigara ister gibi. (Devam ettirir rolü.) -Versene bir çift kanatlı. - Az kaldı oğlum. - Lan ver, ben alırım birazdan. Ya da kesin böyle abuk sabuk espriler üretirsiniz. (Devam ettirir rolü.) Ne biliyim senin ki kurşunlu mu, kurşunsuz mu?
    ALP – Ne kadar komik
    ASLI – Bence komik
    ALP – Peki pijama partisine ne diyeceksin?
    ASLI – Pijama partimizin nesi varmış? Sizin içmek için toplanmanız gibi bir şey. Hem erkekler pijama partisi yapsa o da komik olur. Yatağın üzerinde oturup sohbet eden, atletli ve kıllı erkekler…
    ALP – Yine genelleme yapıyorsun.
    ASLI – Tamam, kapatalım bu konuyu.
    ALP – Peki.
    ASLI – Ben kalkıyorum.
    ALP – Neden?
    ASLI – Gitmem gerekiyor.
    ALP – Peki ama neden?
    ASLI – Sapık mısın ya? Sebebini neden söylemek zorundayım ki sana? Kimsin sen?
    ALP – Neden yalan söylüyorsun ki? Rahatsız oldum demen yeterli. Sen otur, ben kalkarım.
    ASLI – Tamam kalk.
    ALP – Emin misin?
    ASLI – Evet
    ALP – Peki ben kalkarsam, ne yapacaksın burada tek başına?
    ASLI – Sen gelmeden önce ne yapıyorsam onu yapacağım.
    ALP – Ne yapıyordun ki?
    ASLI – Önümde oturan yaşlı çifti izliyordum.
    ALP – Ben de onları izlemek için geldim zaten.
    ASLI – Siz erkekler hiç yalan söyleyemiyorsunuz.
    ALP – Ne yani, yaşlı çiftleri sadece bayanlar mı izliyor?
    ASLI – Resmen benden hoşlandın, neden söylemekten çekiniyorsun ki?
    ALP – Allah Allah, o çifti izlemeye geldim. Of! Söylemek istemiyorum, çünkü… ( Aslı sözünü keser.)
    ASLI – Çünkü?
    ALP – Çünkü sözümü kestin. Her neyse gidiyorum.
    ASLI – Bir saniye, senin burcun neydi?
    ALP – İkizler
    ASLI – Belli.
    ALP – Belli olan ne?
    ASLI – Bir dakikada unutursun, testler öyle söyler.
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Hemen aldatırsın, hiç düşünmeden.
    ALP – Allah Allah, babanın burcu ne?
    ASLI – İkizler ne var bunda?
    ALP – O zaman annene söyle, baban anneni aldatıyor. Ne oldu sustun?
    ASLI – Biz neden tartışmaya başladık ki?
    ALP – Bilmem.
    ASLI – Ben konuyu değiştireyim o zaman. Sen gelmeden önce bir haber okumuştum, dur sana da okuyayım (Yanında ki gazeteyi alıp haberi okumaya başlar.) Türkiye´de bir ilk oldu ve Avrupa Birliği Hibe Fonu´yla AB standartlarına uygun tuvalet yaptırıldı. Gaziantep´in Türktepe Mahallesi´nde, tarihi Kültür Yolu üzerine yaptırılan ve 80 bin euroya mal olan tuvalet oldukça konforlu. Alafranga olarak yapılan tuvalette; müzik sistemi, sensörlü çeşmeler, çocuk bezi değiştirme bölümü ve klima bulunuyor.
    ALP – Güzelmiş. Ben oraya sıçmaya kıyamam… Peki, bunun bir süresi var mı?
    ASLI – Ne gibi?
    ALP – Yani zaman tutuyorlar mıdır?
    ASLI – Sanmam.
    ALP – O zaman kötü. Ben oranın müşterisi olsam, çıkmam tuvaletten. Düşünsene sıcaktan bayılıyorsun dışarıda içeriye giriyorsun serin serin çıkar mısın? Çıkmazsın tabi bir de başlamışsın tam olaya… Tam bitmiş çıkacaksın en sevdiğin parça nedir?
    ASLI – Grup Gündoğarken’den; ”Seni gördüğüme sevindim.” Bayılırım.
    ALP – Ciddi olamazsın, ben de bayılırım. Her neyse, işte düşün, en sevdiğin parça çalıyor. Uzatırsın, o bitene kadar orada böyle beklersin. (Aslı güler.) Ama öyle değil mi?
    ASLI – Çok tatlısın
    ALP – (Ufak bir çocuk gibi) Geyçekten mi?
    ASLI – Evet
    ALP – Sen de öylesin.
    ASLI – Ben söyledim diye söylemene gerek yok.
    ALP – Gerçekten öylesin.
    ASLI – Bence kibarlık olsun diye söylüyorsun.
    ALP – Of! Neden takılıyorsun buna?
    ASLI – İçten söylediğinden emin olmak istiyorum, takılırım tabi ki.
    ALP – İçten olmasa niye söyleyeyim ki?
    ASLI – İşte, ben söyledim diye.
    ALP – Yine mi tartışıyoruz?
    ASLI – Arkadaşım Birben’e çok benziyorsun.
    ALP – Birben mi? O ne biçim isim ya?
    ASLI – Nesi varmış?
    ALP – Enteresan. İlk defa duyuyorum. Şiir gibi… Bir ben vardı, benden uzakta… Oysa ki benlerim çok yakında.
    ASLI – Komik
    ALP – Teşekkür ederim. Ne zaman gideceksin İngiltere’ye?
    ASLI – Hiçbir zaman
    ALP – Kesin dönüş mü yaptın?
    ASLI – Hayır, ben burada yaşıyorum.
    ALP – İngiltere’de yaşıyorum demiştin.
    ASLI – Yalan söyledim.
    ALP – Neden ki? Sapık mı sandın beni?
    ASLI – Saçmalama lütfen aşkım ya.
    ALP – Tamam aşkım.
    ASLI – Yarın ne yapıyoruz?
    ALP – Deniz kıyısında çay içeriz birtanem.
    ASLI – Deniz kıyısına bayılırım, bilirsin.
    ALP – Bilmem mi? Ben de sana bayılıyorum.
    ASLI – (Çocuklaşır.) Yaaa, bak kızaracak yanaklarım yine.
    ALP – Kızarsın o elma yanakların senin, yerim onları ben, yerim!
    ASLI – Aşkım burada tanışmıştık, hatırlıyor musun?
    ALP – Unutur muyum birtanem? Biraz gürültülü bir şekilde olmuştu ama... Ne yapalım, hem boşuna dememişler;”İlk aşklar kavgayla başlar” diye.
    ASLI – Kesinlikle katılıyorum, sevgilim benim.
    ALP – Gözlerini kapatır mısın?
    ASLI – Neden?
    ALP – Sadece iki saniye için. Aç deyince aç.
    ASLI – Tamam.
    ALP - (Ayağa kalkıp toparlanır. Bir iki deneme yapar. Aslının önüne diz çöküp, cebinden söz yüzüklerini çıkartır. İşaret verir. Grup Gündoğarken – Seni gördüğüme sevindim şarkısı çalmaya başlar.) Açabilirsin şimdi.
    ASLI - (Aslı gözlerini açar ve yüzükleri görür, şok geçirir.) İnanmıyorum, evlenme teklifi mi bu?
    ALP – Yok hayatım, söz yüzüklerimiz. Yani yüz de ellisi diyelim.
    ASLI – Şoktayım şu an. Bizim parçamız bu da, inanmıyorum ya!
    ALP – Sevgilim, aşkım, birtanem, hayatımın anlamı, güzellik abidem... Sen hayatıma girdin gireli bu hayat hiç olmadığı kadar güzel olmaya başladı. Sen, seni, seninle yaşamama izin verir misin? Beni benden daha çok seven sen, benimle evlenmeye, bir yuva kurup ölünceye dek benimle birlikte olmaya, iyi günde, kötü günde her daim yanımda olmaya, aşkımızı ölümsüzleştirmeye söz verir misin?
    ASLI – (Duygulu ve titrek sesiyle) Tabi ki sevgilim (Yüzükler parmaklara geçer. Deli gibi sarılırlar. Birden Aslı şiddetle Alp’i itmeye, Alp ise tekrar sarılmak için onu çekmeye başlar.
    Aslı ağlamaklı, vurmaya çalışır. Alp geri kaçar.)
    ALP – Yemin ederim sandığın gibi değil, yemin ederim.
    ASLI – Nasıl ya? Ben bunu hak edecek ne yaptım? Söyler misin, ne yaptım Alp!?
    ALP – Nasıl inanırsın aşkım? Ben seni bu kadar severken, böyle bir şey yapacağımı nasıl düşünürsün? Sevgilim alkollüydüm gerçekten, yemin ederim. Ne yaptığımı bilmiyordum.
    ASLI – Sen ne biçim bir insansın ya! Nasıl ne yaptığını bilmiyordun? Fotoğraf bile çekilmişsin!
    Ne yüzle? Her şeyi geçtim, benim arkadaşımla, Birbenle nasıl yaparsın
    ALP – Hayatım, aşkım, her şeyim inan bana. Durum bildiğin gibi değil. Birben’in tuzağı bu, yüzleştir bizi istersen.
    ASLI – Bana verdiğin sözü tutmadın Alp! Sen benim kahramanımdın. Sen benim en sevdiğimdin. (Yüzüğü çıkartıp suratına atar. Alp yüzüğü alır cebine koyar.) Artık gözümde bir hiçsin! Hiç! (Tam gidecekken geri döner. Mutlu ve sevinçli bir şekilde sarılır Alp’e.) Aşkım çok
    özür dilerim. Gerçekten çok özür dilerim, beni affedebilecek misin?
    ALP – Tabi ki sevgilim, (Yüzüğü tekrar takar.) seni çok seviyorum. Nasıl öğrendin peki?
    ASLI – Birben her şeyi anlattı. Zaten hiçbir şey olmamış.
    ALP – Hatırlamıyorum demiştim.
    ASLI – Biliyorum birtanem, biliyorum. Sana nasıl güvenemedim, neden dinlemedim bilmiyorum. Beni affet aşkım.
    ALP – Çoktan unuttum birtanem. Bak atalarımız boşuna dememişler.
    ASLI – Ne demişler?
    ALP – Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır diye.
    ASLI – Bu durumda Tilki ben mi oluyorum yani?
    ALP – (Gayet mutlu normal) Evet
    ASLI – (Ciddi) Ben mi oluyorum Tilki Alp?
    ALP – Evet tatlım
    ASLI – (Sert bir şekilde) Bu durumda Tilki ben mi oluyorum ALP!
    ALP – Yok kıyamam yok canım. Tilki de benim kürkçü dükkanı da sen değilsin canım benim.
    ASLI – (Gülümser) Ya ben seni çok seviyorum.
    ALP – Ben de hayatım, içimde sana karşı o kadar büyük bir sevgi var ki. Seni sevgimle boğmaktan korkuyorum. Görüşmeden geçen 1 haftada öyle özledim ki. Her anımı seni
    sevmekle geçiriyorum…
    ASLI – Beni affetmen için Allah’a o kadar yalvardım ki.
    ALP – Cumaya mı gittin tatlım?
    ASLI – Alp!
    ALP – Özür dilerim canım.
    ASLI - Bugün beni görmek istemeyeceğinden korktum.
    ALP – Kıyamam sana.
    ASLI - O kadar çok korkuyordum ki, beni bırakıp gitmenden. Ben sana doyamıyorum aşkım, asla da doyamam. Biliyor musun, kokunu hissetmediğim o bir hafta, nefessiz kaldım.
    ALP – Doğaldır aşkım parfüme bayıldığım parayı biliyorsun.
    ASLI – Alp!
    ALP – Pardon aşkım özür dilerim devam et sen.
    ASLI - Seninle cennete benzeyen odam, sensiz soğuk ve karanlıktı.
    ALP – Elektrikler mi gitti evde?
    ASLI – Alp ağlayacağım şimdi ama!
    ALP – Özür dilerim sevgilim benim.
    ASLI - Sensiz çok yalnızdım, sensiz çok çaresiz… Sen yokken yatağım bile o kadar büyük geldi ki, boğulacağım sandım.
    ALP – Hayatım bak karışmayım karışmayayım diyorum. Sen tek kişilik yatakta yatmıyor musun? Nasıl büyük gelebilir ki ya?
    ASLI – Alp burada moda girdim! Sen neden girmiyorsun moda! Söyler misin Alp sen neden girmiyorsun!
    ALP – (Aslının birden çıkışıyla ufalmıştır resmen.) Şu andan itibaren giriyorum sevgilim. Bak girdim ağlıyorum hatta ühühü
    ASLI – Kıyamam sana. İyi ki beni affettin sevgilim. Seni gerçekten çok ama çok seviyorum.
    (Sarılırlar.)
    ALP – Hoş geldin hayatım.
    ASLI – Hoş bulduk. Saçımı beğendin mi?
    ALP – Evet, her zamanki gibi
    ASLI – Nasıl her zaman ki gibi?
    ALP – Her zaman ki gibi güzel işte aşkım.
    ASLI – Hayatım kuaförden geliyorum.
    ALP – Of! Birinci çinko.
    ASLI – Demek kuaföre gitmeme gerek yok? Her zaman çirkinim, öyle mi?
    ALP – Ya saçmalama, ben seni her halinle seviyorum.
    ASLI – Ne yani, çirkin olduğumu kabul mü ediyorsun?
    ALP – Of! İkinci çinko.
    ASLI – Tamam Alp, iltifatların için teşekkür ederim. Ben senin için güzelleşeyim, sen bana bu şekilde davran. Çok mu çirkinim? Söyler misin, çok mu çirkinim?
    ALP – Estağfurullah
    ASLI – Alp! Estağfurullah Arapçada aynen demekti.
    ALP – Tombala… Ne alakası var hayatım ya, Arabistan’da değil, Türkiye’deyiz. Lütfen, beni hep yanlış anlıyorsun. Ben, saçını yaptırmasan da çok güzelsin, her halini beğeniyorum demek istemiştim. Sen benim meleğimsin, seni ilk gördüğümde dedim ki: ”Ulan, bu melek cennetten nasıl düştü buraya. Hayır düştü de bir yeri nasıl acımadı” dedim sonra “Ulan dedim bakıyorum. Melek mi Paris Hilton mu o olsaydı çok güzel olurdu (Aslının bakışından sonra.)
    ama ondan bile daha güzel.” Dedim yani Meleğim diye boşuna demiyorum.
    ASLI –(Çocuklaşır.) Geyçekten mi?
    ALP – Gerçekten bebeğim, çok güzelsin. Makyajın çok güzel.
    ASLI – Onu biliyorum geç.
    ALP – Saçların güzel
    ASLI – Onu da biliyorum geç.
    ALP – Kıyafetin güzel, küpeler falan her şeyin süper ohh…
    ASLI – Bir ses duydun mu?
    ALP – (Bozuntuya vermemeye, çalışır bir yandan da poposunu yeller.) Yo, duymadım. Ne sesi?
    ASLI – Senin olduğun yerden geldi. Telefonunu falan mı düşürdün yere? (Aslı Alp’in yanına doğru gelirken)
    ALP – Yo, yo, yo bu taraf sağlam, bu taraf sağlam gelmene gerek yok bu tarafa.
    ASLI – Bu koku da ne? İğrenç! Ne kadar iğrenç bir koku bu ya
    ALP – Abartma öyle kokmaz o.
    ASLI – İnanmıyorum sana. Of! Alp bunu yaptığına gerçekten inanmıyorum.
    ALP – Ne yapayım? Tuttum, sıktım popomu sıkabildiğim kadar, her zaman geri kaçardı bu sefer kaçmadı. Pof dedi çıktı. Ne yapabilirim, insani bir ihtiyaç nihayetinde.
    ASLI – Of iğrençsin Alp . Sevgilim yanımda osurdu, şaka gibi.
    ALP – Allah Allah! Gören de adam öldürdüm sanacak. Osurduk be! Amma abarttın.
    ASLI – Ben senin yanında burnumu karıştırıyor muyum? Balgam çıkartıyor muyum? Iyy,
    osuruyor muyum?
    ALP – Osur. Ben karışıyor muyum? Hem evde osurmadım, açık havada osurdum. Dağılır bu anlıyor musun?
    ASLI – Anlamıyorsun. Açık hava, kapalı hava söz konusu değil. Benim yanımda osurdun Alp.
    ALP – Tamam Aslı, sen de osur fitleşelim.
    ASLI – Kusura bakma, ben senin kadar pis olamam.
    ALP – Beni takdir edeceğine ne yapıyorsun.
    ASLI – Neyini takdir edeceğim?
    ALP – Ne kadar güzel, maske takmıyorum tamamen doğalım.
    ASLI – Kusura bakma ama bu hayvanlık, doğallık değil.
    ALP – Hayvanları seviyorsun ama.
    ASLI – Tamam Alp, kapatalım şu konuyu.
    ALP – Ben açmadım zaten bu konuyu, açan tarafım da ayda yılda bir konuşuyor.
    ASLI – Of iğrençleşme.
    ALP – Tamam.
    ASLI – Annem diyor ki: ”Artık istemeye, gelmeyecek mi seni?”
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – 8 yıl oldu deyo, ne zaman resmiyete dökeceksiniz deyo, daha ne kadar daha böyle sürecek merak ediyorum deyo.
    ALP – Baban ne deyo?
    ASLI – Bir şey demiyor, bir şey demedi yani. Ne alakası var?
    ALP – Baban bir şey demiyorsa, annen diyorsa 1-1 beraberlik var ama. Şimdi anneyi dinlersek baba kırılır bize. Üzülür yani.
    ASLI – Ne yani, beni istemeyecek misin?
    ALP – Ne alakası var? Ben sadece 8 yıl lafına taktım, ne olmuş 8 yıl olmuşsa? Dün böyle bir şey demiyordu?
    ASLI – Uzun olduğunu anlatmaya çalışıyor aşkım, anladın mı?
    ALP – Ne yani 7 yıl 12 ay 29 gün uzun değil de, 8 yıl mı uzun gelmiş? Bir günde vahi mi inmiş kadına?
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun anladım. Ne yani bitti mi, içinde ki sevgi?
    ALP – Ya ne alakası var? Sadece evlilik beni korkutuyor, büyük bir sorumluluk bence. Emin olmadan böyle bir riske girmek istemiyorum sadece.
    ASLI – Evlenmeden nasıl bilebiliriz ki?
    ALP – Nasıl olacak peki?
    ASLI – Üstesinden geliriz.
    ALP – Ben evlendikten sonra, maddi problemler yüzünden aşkımızın bitmesinden korkuyorum.
    ASLI – Üstesinden geliriz sevgilim. Yeter ki aşkımız bitmesin, yeter ki her daim birbirimizi sevelim. Hem bak ben de çalışırım, birlikte üstesinden geliriz.
    ALP – Ne dedin sen?
    ASLI – Üstesinden geliriz dedim?
    ALP – Ondan sonra
    ASLI – Bende çalışırım dedim.
    ALP – (Sert) Ne!
    ASLI – Bende -
    ALP – Ne!
    ASLI – Be-
    ALP – Ne! (Delirmiştir.) Ulan Alp’in karısı çalışıyor dedirtir miyim lan ben? Yok öyle şey. Bunu duymamış olayım Aslı!
    ASLI – Ya hayatım saçmalama. Elim ayağım tutuyor. Evde oturmak için evlenmiyorum. Seni seviyorum ve seninle mutlu bir yuva kurmak, çocuklarının annesi olmak, birlikte yaşlanmak için evleniyorum.
    ALP – Aslında mantıklı düşününce, çalışmamak benimde işime gelir. Doğru diyorsun. (Birden değişir.) Ya sen ne akıllı bir kadınsın. Seni seviyorum ben ya. (Sarılırlar. Loş ışık verilir.)
    ASLI – Saat geç oldu aşkım, zar zor çıktım evden. Ne oldu? Çok merak ettim.
    ALP – Öyle önemli bir şey yok canım. Sadece seninle paylaşmak istediğim ve içimi kemiren bir şey var.
    ASLI – Nedir o birtanem?
    ALP – İstersen otur Aslı.
    ASLI – Neden bu kadar soğuk konuşuyorsun Alp, bir şey mi oldu?
    ALP – Aslı hiç uzatmayacağım. Ben tekrardan aşık oldum.
    ASLI – Nasıl yani?
    ALP – Seni bugüne kadar aldatmadım, aldatmayı da hiçbir zaman istemem. Ben tekrardan aşık oldum.
    ASLI – Kime?
    ALP – Dünyalar güzeli birine. Gözleri o kadar güzel ki, görsen hak verirsin belki. O da beni çok seviyor. Hem de dünyalar kadar. Onunla evlenmeyi bile düşünüyorum. O da aynı şeyi düşünüyor sanırım. Biliyorum senin için üzücü ama sana hiçbir zaman yalan söylemedim. Her zaman dürüst oldum, bugün de böyle olmak istiyorum. Onunla evleneceğim. Hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
    ASLI – Gerçekten mi?
    ALP – Evet. Kıyamam sana (Başını okşar.) tamam senin için üzücü ama ne yapalım… Ben onunla evlenip hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
    ASLI – İnanmıyorum sana. Ya bana verdiğin söz ne olacak?
    ALP – Ben sözümü tutuyorum.
    ASLI – Nasıl tutuyorsun? (Söz yüzüğünü çıkartmaya çalışır.) Al bunu ona ver!
    ALP – Aslı onu çıkartma, bir saniye. Ben sözümü tutuyorum dedim sana. Aşık olduğum kişi sensin. Dünyalar güzeli kimim var senden başka? Bu dünyada, beni benden çok sevebilecek kim var? Seni seviyorum ben be!(Bora Öztoprak – Seni seviyorum parçası girer. Tam da nakarattan.) Benimle evlenir misin Aslı’m? (Cebinden yüzüğü çıkartır. Diz çöker yüzük kutusunu açar.)
    ASLI- (Aslı biraz bakar.) Hayır, evlenemem! (Müzik birden kesilir.)
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Çünkü, eğer sen çağırmasaydın yarın ben yanına gelecektim. Biraz önce, başka birine aşık olduğunu söylediğinde içten içe sevindim. Çünkü ben başka birine aşık oldum Alp.
    ALP – Kim lan o! Kim o. (Ağlar gibi.) Kim o, kim o, kim o?
    ASLI - (Alp’in yaptığı gibi oda saçlarını okşar) Tamam senin için üzücü ama az önce sana kızarak:”Ya bana verdiğin söz.” derken, içimden gülüyordum. Aslında onu tanısan sen de bana hak verirsin. Dünyalar tatlısı ve çok yakışıklı.
    ALP – Tabi tanışırız nerede oturuyor! Söyle nerede oturuyor!
    ASLI - Bu evlenme teklifini bu şekilde yaşamak istemezdim ama beni şok ettin. Tabi ki de seninle evlenirim ALP! (Alp cebinden telefonu çıkarır. Arama tuşuna basar. Aslının bu sözlerini duymaz. Aslının konuşması bittiğinde telefondakiyle konuşmaya başlar.)
    ALP – Alo Mahmut Abi nerdesin… Aslı başka biriyle evlenecek! Ahhh… Abi kap emanetleri basalım o çocuğun evini.
    ASLI – Alp. Tabi ki seninle evlenirim dedim.
    ALP – (Ağlamaklı) Ne?
    ASLI – Tabi ki seninle evlenirim dedim.
    ALP – Sende mi şaka yaptın yani?
    ASLI – Evet
    ALP – Alo Mahmut abi aradığın kişiye şu an ulaşılamıyor abi. (Telefonu kapatır.) Aşkım neden yapıyorsun.
    ASLI – Sen şaka yaparken iyi de ben yaparken mi kötü.
    ALP – Aşkım bir daha yapma tamam mı?
    ASLI – Sende yapma.
    ALP – Bokunu yiyim yapmam.
    ASLI – İğrençleşmeden şu evlenme teklifine dönsek ya aşkım?
    ALP – Ah doğru (Kendine çeki düzen verir. Alp mutlu bir şekilde diz çöker. Yüzüğü çıkartır.)
    Benimle evlenir misin Aslı?
    ASLI – Evet! (Mutlu bir şekilde sarılırlar. Fonda müzik tekrardan girer ve yavaş yavaş kesilir.) İnanmıyorum ya, biz şimdi evleniyor muyuz?
    ALP – Evet dünyalar güzelim.
    ASLI – Hemen bunu anneme söylemem lazım.
    ALP – Benim de yedi ceddimi çağırmam lazım. Malum para gelsin aşkım.
    ASLI – Tamam aşkım, haberleşiriz.
    ALP – Tamam bebeğim benim. (İkisi ters tarafa doğru giderler. Birden tekrar dönerler.
    Yaklaşırlar.)
    ALP VE ASLI – Bomba bir haberim var.
    ALP VE ASLI – İlk sen,
    ALP – Lütfen, önce bayanlar.
    ASLI – İlk sen
    ALP – Tamam, sıkı dur… Bomba bir; işe girdim!
    ASLI – Süpeerrr. Sen de sıkı dur… Hamileyimmmm
    ALP – Süpeerrr… Ne!
    ASLI – Ne yani, beğenmedin mi?
    ALP - Saçmalama hayatım, çok ani oldu da.
    ASLI – Evet, kızımız olacak.
    ALP – Kız mı?
    ASLI – Sıkı dur, bir sürpriz daha…
    ALP – Evet?
    ASLI -- Bir de oğlumuz olacak!
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Aşkım ikiz geliyor. (Alp tam kucaklayacak iken.) Dur bebeğim hamileyim.
    ALP – Muhteşem.
    ASLI – Hemen odalarını ayarlayalım. Evi de 3 odalı almamız süper oldu. Kızın odasını
    pembeye, erkeğin odasını da maviye boyarız.
    ALP – Boyarız aşkım boyarız. Sen nasıl istiyorsan dünyalar güzelim benim
    ASLI – Of! Elim ayağım titriyor.
    ALP – Hayatım sen niye ayaktasın? Benim ikizler yorulmuştur oturt onları da.
    ASLI – Onlar içerde hava da takılıyor.
    ALP – Annesi bu kadar havalıyken normal tabi
    ASLI – Of hayatım oturuyorum tamam…
    ALP – Bebeğim hatırlıyor musun 17 yaşındayken, ilk çıktığımızda. Hani ilk …
    ASLI – Hatırladım, hatırladım.
    ALP - Sen demiştin ya “Ay, başım dönüyor.” Filli boyada gecikmeler olmuştu. Çocuk geliyor
    zannetmiştik.
    ASLI – Of ölümdü o ya. (Birden o ana dönerler.) Aşkım başım dönüyor.
    ALP – Neden ki?
    ASLI – Bilmiyorum bu aralar başım dönüyor, mide bulantısı, bir de iki haftadır hasta olmuyorum. Annem de sorup duruyor.
    ALP – Yoksa?
    ASLI – Bilmiyorum.
    ALP – Nasıl ya, baba mı oluyorum bu yaşta?
    ASLI – Ne bileyim ben? Kürtaj mı yaptırsak?
    ALP – Saçmalama hayatım sen 17 yaşındasın, ben 18. Aile izni olması gerekiyor. Beni hapse atarlar.
    ASLI – Ne yapacağız?
    ALP – Ben seni merdivenlerden iteyim mi hayatım? Düşer belki.
    ASLI – Saçmalama!
    ALP – Karnına bir iki kere vurayım?
    ASLI – Aşkım!
    ALP – Peki, bak ne geldi aklıma, daha risksiz.
    ASLI – Neymiş o?
    ALP – Bol bol su içsen? Boğulur belki? Bebeğim, çocuk katili değilim ama bu yaşta kendime zor bakıyorum hayatım. Ailem bile beni kapı dışarı edecek utanmasa.
    ASLI – Sen bu çocuğun babasısın, bakmak zorundasın!
    ALP – Hadi ben ona baktım, bakabilirim yani. Sana kim bakacak? Ya bana? Belediye mi?
    ASLI – Keşke senle hiç tanışmasaydım.
    ALP – (Normale dönerler.) Gerçekten o gün onu isteyerek mi söyledin aşkım?
    ASLI – Ya saçmalama hayatım o an ki psikolojiyle söyledim.
    ALP – Her neyse o zamanlar çok eskide kaldı.
    ASLI – Evet, şimdi ikizlerimiz olacak ve önümüzde hiç sorun yok.
    ALP – Evet, ikiz babasıyım.
    ASLI – Doktor bana isim arşivi verdi. (Cebinden iki adet kitapçık çıkartır, birini Alp’e verir.)
    Hadi isimlerini düşünelim. (Bakınırlar.)
    ALP – Adsay olsun
    ASLI – Ne? Hayatı boyunca isim mi, sayacak çocuk. Hem mesleğini de direk belirlemiş oluruz Muhtar olur kesin. Yok, hayatım bunu geçelim.
    ALP – Peki.
    ASLI – Aa bak hayatım, Aleda nasıl?
    ALP – O ne be, elveda gibi.
    ASLI – Ben sana çamur attım diye böyle yapıyorsun demi?
    ALP – Yok hayatım uyumlu olsun diye. Hayatım bak Babür nasıl?
    ASLI – Bu isim hakkında hiç yorum yapmayacağım kapatalım.
    ALP – Peki.
    ASLI – Hayatım Arsu nasıl?
    ALP – Yok o arsız olur ismiyle özdeşir, allah korusun.
    ASLI – Peki.
    ALP – Hayatım, bak dünya diye isim varmış, erkeğe onu koyalım?
    ASLI – Oldu kızımıza da Venüs koyarız.
    ALP – Süper sonra bir tane daha yapar Güneş koyarız.
    ASLI – Oldu Alp çocuklarımızı alıp, okul okul gezip güneş sistemini tanıtırız.
    ALP – Tamam ya tamam Melis’e ne dersin?
    ASLI – Süper bence, Erhan’a?
    ALP – Süper Erhan oğlum muhteşem oldu bence.
    ASLI – Süper isimleri tamam
    ALP – (Aslının karnına sevgi gösterir.) Oğlum, oğluşum Erhan’ım… Bebeğim çiçeğim böceğim.
    ASLI – Bunlar kızımıza değil mi?
    ALP – Tabi Erhan’ıma çiçeğim mi diyeceğim? O benim aslanım yerim ben onu. Melis’im canım benim kucucuğum (Saçmalar.)
    ASLI – Aşkım hangi dili öğretiyorsun çocuklarımıza.
    ALP – Agucu dilini hayatım.
    ASLI – Tamam bebeğim baya başarılısın.
    ALP – Hadi alışverişe gidelim. (Giderlerken geri dönerler…)
    ASLI – Çok şey aldık hayatım
    ALP - Ot’u boku alırsan olacağı o sevgilim.
    ASLI – Ama lazım
    ALP – Aşkım biz çocuklar için alışverişe gitmedik mi?
    ASLI – Evet?
    ALP – Neden bir don aldık onlara?
    ASLI – İkisi kullansın diye
    ALP – İyide bir tanem sadece onlara alışveriş yapacaktık.
    ASLI – Ya daha doğmamış bebeğe ne alacağız ıh! Hem tamam ben anladım senin demek istediğini. Benim aldığım eşyalar sana batıyor! (Küser.)
    ALP – Saçmalama aşkım iyi ki almışız. Ben gerçekten onu demek istemedim. Zaten bayadır alışverişe gitmiyorduk iyi oldu bu birtanem.
    ASLI – Tamam o zaman
    ALP – Gel bir öpeyim aşkımı.
    ASLI – Ya yapma aşkım sonra çocuklarımız cinselliğe dönük olur. Bak Alp çocuklar duyuyor! Kötü örnek olma, babalarını erkenden tanımasınlar…
    ALP – İyi be sanki babaları sapık… (Aslının apış arasındaki akan su dikkatini çeker.) Aşkım?
    ASLI – Efendim?
    ALP – Altına mı işiyorsun?
    ASLI – Ne alaka?
    ALP – Bildiğin Niagara Şelalesi gibi ıslatıyorsun altını hayatım!
    ASLI – Dalga geçme Alp! (Bakar ve ağrıları başlar.)
    ALP – Biz osurduğumuzda olay çıkarıyorsun. Sen bildiğin işiyorsun tatlım.
    ASLI - Alp suyum geliyor! Alp! (Dram müzik.)
    ALP – Aşkım! (Telaşlanır.) Taksi yok mu? Taksi yok mu?
    ASLI – Alp bir şeyler yap!
    ALP – Sesimi duyan yok mu? Yardım edin lütfen! Yardım edin!
    ASLI – Alp
    ALP – Geliyorum aşkım, geliyorum. Bekle beni burada. Bekle! Geleceğim hemen!
    ASLI – (Ağlayarak… Yüksek bir şekilde.) Alp!
    ALP – (Geri döner.) Geleceğim hayatım geleceğim.

    (Işıklar söner.)
    2 PERDE

    (Işıklar açıldığında sahnede sadece Aslı … Duygusal bir şekildedir. Alp içeriye doğru girer.
    Elinde gazetesi vardır. İkisi de biraz yaşlanmıştır. )
    ALP – Hayatım?
    ASLI – Sende kimsin?
    ALP – Benim, sevgilin?
    ASLI – Benim sevgilim öldü!
    ALP – Buradayım.
    ASLI – Git buradan! Sen beni, bir kaldırım parçası üzerinde bıraktın! Kaldırıp attın beni
    geçmişinden. (Ağlamaklı.)
    ALP – Ben yapmadım.
    ASLI – Beni tek başıma bıraktın, o karanlığın içersinde. Ben senin kanatlarında yaşarken beni neden ittin, karanlığa? Neden yalnız bıraktın gecenin boşluğunda? Neden göz göre göre
    öldürdün çocuklarımızı! Neden!
    ALP – Erhan nerde?
    ASLI – (Birden değişir.) Öyle bir şey yazmıyor oyunda Alp.
    ALP – Bir tiyatro eksikti o da oldu, tam oldu yani. Hem ben dram oynamak istemiyorum.
    ASLI – Bizim içinde değişiklik oldu, sen demiyor muydun evde canım sıkıldı diye?
    ALP – İyi de aşkım adamın biri gelmiş camımıza yapıştırmış broşürü tiyatroya katılır mısınız diye? Sende onu sana özel yapıştırdılar sandın gittin. Hadi madem gidiyorsun beni niye arkandan çekiyorsun. Girer girmez anladım zaten iki çocuğumuz var ya hemen bize verdiler o rolü. Hem iki saatlik oyunda toplasan beş dakikalık dram var onu da bize verdiler. Erhan nerede? (Seyircilere dönüp) Erhan neredesin oğlum! Ah orada mısın? Oğlum bak dikkat et. Yeni sünnet oldun öyle fazla koşuşturma… Lan oğlum kapat gösterme ayıptır ayıp. Ya da göster aslanım benim… Kızım sen niye açıyorsun, kapatsana! Anaaa kapat! Ah aferin uslu uslu oynayın. (Sevinçli bir şekilde Alp oturur gazetesini okur.)
    ASLI – Erhan atma kum kardeşine! Melis yeme o kumu? Alp bir şey desene!
    ALP – Ne söyleyeyim canım? Daha yeni dedim. Erhan atmasana oğlum! Kızım sende yeme kumu, kedi işiyor, köpek sıçıyor. At onu at kaka o kaka. ( Okumaya devam eder.)
    ASLI – Çok güzel müdahale ettin teşekkürler. ( Çantasından dergiyi çıkartır ve okumaya başlar.)
    ALP – Rica ederim hayatım… Bak burada ne var?
    ASLI – Neymiş o?
    ALP – İstatistik kurumunun yaptığı ankete göre Türkiye de en popüler meslek neymiş biliyor musun?
    ASLI – Neymiş?
    ALP - Ne iş olsa yaparımmış.
    ASLI – Vallah hayatım, yorum yapmak isterdim ama ne olur, ne olmaz. Beni son görüşün olabilir.
    ALP – Komik kadın seni
    ASLI – (Dergiden okuduğunu sorar.) Sana bir soru.
    ALP – Sor bakalım.
    ASLI – Karınızı ne kadar seviyorsunuz testi.
    ALP – Güzel şıkları var mı?
    ASLI – Bu sadece başlığı daha… İlk soru, karınızın saç rengi nedir?
    ALP – (Aslı bileceğinden emin.)Sarı.
    ASLI – İnanmıyorum sana. (Alp ona bakar.)
    ALP – (Maç izlerken destekler gibi.)Sarı, lacivert! Sarı lacivert en büyük Fenerbahçe (Ani
    dönüş) Sen ne dedin hayatım?
    ASLI – İnanmıyorum sana Alp?
    ALP – Bugün Fenerbahçe maçı varmış ona gitti aklım gerçekten. Sor canım, valla soruyu duymadım.
    ASLI – Karınızın saç rengi nedir?
    ALP – Siyah.
    ASLI – (Çocuklaşır) Süper, beni sevdiğini biliyordum.
    ALP – Bitti mi sorular?
    ASLI – Yok ikinci soru, kendinizi en çok nerede huzurlu ve mutlu hissediyorsunuz?. A-) Sevgilinizin yanında (Sözünü keser.)
    ALP – Be (Aslı sinirli bir şekilde döner.)şiktaşla birlikte yapıyormuş maçı, onu okudum da
    hayatım, bir şey mi dedin?
    ASLI – Alp bilerek mi yapıyorsun?
    ALP – Şaka yapıyorum birtanem, şaka.
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
    ALP – Daha neler? Ya saçmalama hayatım testlere mi inanıyorsun yoksa kalbime mi?
    ASLI – Seviyor musun?
    ALP – Sevmesem seni, sever miyim seni?
    ASLI – Yerim seni.
    ALP – Bende seni küçük suratlı aşkım benim.
    ASLI – Nerem küçük, çok kilo aldım resmen.
    ALP – Nedir bu kilo takıntısı hayatım?
    ASLI – Görmüyor musun? Godzilla gibiyim.
    ALP – Daha neler.
    ASLI – Soru sormaca oynayalım mı?
    ALP – Hey Allah’ım neydi günahım! (Aslının bakışlarından sonra) Oynayalım aşkım oynayalım.
    ASLI – İlk sen mi soracaksın, ben mi sorayım?
    ALP – Ben sorayım.
    ASLI – Tamam.
    ALP – Benim en çok sevdiğim çorba? (Hızlı.)
    ASLI – Mercimek
    ALP – Nefret ettiğim -
    ASLI – Kereviz yemeği, sarma ama yeşilini seviyorsun.
    ALP – İlk evlenme teklifini saat kaçta –
    ASLI – Saat ikiyi on gece yirmi yedinci saniyede.
    ALP – Küçükken mahalle arkadaşlarıyla yaptığımız –
    ASLI – Zillere basıp kaçma.
    ALP – Köpek –
    ASLI – Popondan ısırmıştı.
    ALP – Üç dört?
    ASLI – Yedi
    ALP – Yedi den üç çıktı
    ASLI – Dört
    ALP – Gerçekten bir şey diyemiyorum sana.
    ASLI – Peki sıra bende mi?
    ALP – Hayatım zaten biliyorum senin hakkında her şeyi. Artık kanıt mı gerekiyor lütfen ama lütfen.
    ASLI – Bravo Alp, bir şey diyemiyorum. Sen beni tanımıyorsun bitti artık.
    ALP – Ne yani? Biz burada iki yabancı gibi sanki tanımıyormuş gibi soru mu soracağız birbirimize. Oldu o zaman ismim ne hadi?
    ASLI – Alp!
    ALP – Tamam o zaman hadi sor.
    ASLI – En sevdiğim renk? Burcum, doğum tarihim, tanıştığımız gün, sevdiğim arkadaş, sevmediğim arkadaş.
    ALP – Çüş!
    ASLI – Bu daha ilk sorum
    ALP – Hayatım tane tane gidelim.
    ASLI – Peki o zaman en sevdiğim renk?
    ALP – Ezan mı okunuyor? Yoksa telefon mu çaldı.
    ASLI – Yok aşkım çalmadı. Alp konu mu değiştirmeye çalışıyorsun. Yok, artık en sevdiğim rengi bilmiyor olamazsın değil mi?
    ALP – Yok artık tabi ki de en sevdiğin rengi bilmiyorum.
    ASLI – (Belli bir süre sonra.) Bilmiyorum dedin?
    ALP – Sana öyle mi geldi?
    ASLI – Alp!
    ALP – Si-si- si (Aslı sinirli bir şekilde) Kır-kır- kır (Aslı aynı şekilde.) Yeş-yeş- yeş(Aslı evet
    gibisinden) Yeşil tabi ki de.
    ASLI – Beni sevdiğini biliyordum. Alp beni ne zaman sevdiğini anladın?
    ALP – Yuh artık oha artık çüş artık! Ulan bir kere sorduğun sorularda o yoktu ya! (Aslı çok sinirlenir ve daha da abartılı ağlamaya başlar.) Hayatım şimdi niye ağlıyorsun? Yoksa! Aman Allah’ım bugün ayın 15 mi? (Kendi kendine) Alp! Regli! Adette! Sakin ol! Ne istiyorsa onu ver! Tatlı getir. O bizim kıymetlimiz! Ha ilaç tatlı! (Aslıya) Hayatım tatlı yer miyiz?
    ASLI – Sen bana kilo mu aldırmaya çalışıyorsun Alp! Ne yani sen beni beğenmiyor musun, zayıf olduğumu mu düşünüyorsun? Ya da bunları yediğimde sivilcem çıktığında mutlu olacaksın? Ya da beni aldatıyorsun gönlümü mü çalmaya çalışıyorsun.
    ALP – Tebrik ediyorum Aslı. Yani muhabbet nerden, nereye, nasıl geldi helal olsun vallah. Yani bunu giriş gelişme sonuç şeklinde filme çeksek oscar’a adaydık. And the Oscar goes to ASLI! Oscar goes to Aslı yani! (Aslı daha da sinirlenir.) Tamam, hayatım sakin ol. Sinirlenme canım. Benim canım tatlı çekti de birlikte yer miyiz diye dedim… Hani... Sen bana hep düşüncesizsin dersin ya. O yüzden yani. (Alp kendi kendine) Abi bugün ne yapıp, ne edip bu tatlıyı yedirmeliyiz! Yoksa, ayvayı yeriz.
    ASLI – Tatlı matlı istemiyorum of. (Radyoyu çıkartır kulaklıklarını takar.)
    ALP – Abi ben bu kadınları anlamıyorum ya. Regliydi, doğumdu, menapozdu, ulan hayat bitti.
    ASLI – (Kulaklığı çıkartıp) Bir şey mi diyorsun Alp?
    ALP – Yok hayatım Erhanla konuşuyordum.
    ASLI – Ne diyordun?
    ALP – Sen, sen ol hep sev oğlum diyordum. Erhan oğlum sen bir tur daha at. Melis’e de sahip çık! Biz daha buradayız belli ki. Annenin regli dönemi 15 gün kamptayız aslanlarım.
    ASLI – Canım?
    ALP – Efendim.
    ASLI – (Kulaklığı uzatır.) Bu sıradaki bizim parçamız olsun hadi.
    ALP – Kaçıncı parça olacak acaba. Arşiv yaptık en hit parçalarımız diye. (Aslının bakışının ardından) Olsun canım olsun. (Kulaklığı takar. Saatine bakar. Cebinden kendi kulaklığını çıkarıp takar. Kendi Kendine.) Gerizekalı herif kaçar mı lan o? Vur lan, vur lan. Tüh Allah belanı! (Aslı Alp’e dönüp)
    ASLI – Nasıl buldun aşkım?
    ALP – Ne?
    ASLI – Parçayı diyorum.
    ALP – Güzel
    ASLI – Nasıl yani?
    ALP – Allah’ı var güzel işte aşkım, söyleyen hakkını vermiş. Bizi anlatmış resmen parça. Tam parça yani
    ASLI – Nasıl bizi anlatmış Alp. Söyleyen resmen, aldatılmayı işlemiş.
    ALP – Hayde... Bebeğim aldatıldık ya, kader bizi aldattı ya. Hele o söze bittim.
    ASLI – Neye?
    ALP – Bittikten sonrasını hatırlamıyorum. Acayip güzeldi ama bebeğim.
    ASLI – Tebrik ediyorum Alp, sen dön bakiyim bu tarafa.
    ALP – Ne tarafa doğru? Kıbleye doğru mu?
    ASLI – Alp uzatma! Dön bakiyim. Bu kulaklık da neyin nesi?
    ALP – Canım annem arar diye parçayı dinlerken rahatsız olmayalım sesten diye taktım?
    ASLI – Ver bakiyim şu kulaklığı. (Alıp takar.) Annen ne zamandır maç spikerliği yapıyor hayatım. (Kadın geçiyormuş gibi Aslı onu tarar resmen.)
    ALP – Zamanlama süper! (Kadın geçmiştir. Arkasından bakmaktadır Aslı. Düşüncelidir yaramaz gibisinden.) Hayatım niye öyle değişti suratın?
    ASLI – Kadına bakıyorum.
    ALP – Hayatım nedir sizin bu kadın takıntınız? Bir erkekten daha çok tarama yapıyorsunuz.
    ASLI – Görmüyor musun Alp? Dip boyası gelmiş, kaşı bıyığı çıkmış. Onun kalçası benden daha büyük.
    ALP – Evet bende fark ettim. (Aslının tip tip bakmasıyla) Yani şeyi fark ettim sen bakınca, bende bakma gereği duydum kıskandım aşkım seni.
    ASLI – Ha öyle mi aman da aman kıskanırmış sevgilisini de. Bak bu arada sana jöle aldım?
    ALP – Nerde? (Aslı bankın arkasından beyazlatıcı saç spreyini çıkartır. Alp’in saçlarına sıkar spreyi.)
    ASLI – Güzel oldu.
    ALP – Dur sana da sıkalım. (Sıktıktan sonra bankın arkasına koyar. Saçlarına bakar. Yaşlanmışlardır.)
    ASLI – Var mı?
    ALP – Burada bir tane var siyah (Üzülür.) Neden üzülüyorsun hayatım?
    ASLI – İyice yaşlandık.
    ALP – Saçmalama, daha çok uzun yıllar var önümüzde hem bak çok şanslıyız biz.
    ASLI – Nasıl?
    ALP – Erhan evlendi 11 tane çocuk yaptı aşiret kurdu resmen. Melis evlendi tık yok onlarda tüp bebek yapıyoruz dediler falan bakalım yani parada yolluyorlar. Hepsinin sağlığı iyi, hepsinin hayatı iyi daha ne göreceğiz hanım?
    ASLI – Doğru diyorsun, bak ben sana ne aldım? (Bankın arkasından kasket, ceket ve hediyeleri çıkartır.)
    ALP – Ne aldın? Bana mı aldın, çok güzel bunlar.
    ASLI – Giy bakalım.
    ALP – Bende sana aldım bak burada. (Alp bankın arkasından ona aldıklarını çıkartır.)
    ASLI – Ben aldım diye aldın demi?
    ALP – Başa mı dönüyoruz?
    ASLI – Şaka yaptım.
    ALP – Giy bakalım.
    ASLI – Çok güzel oldular. (Aslının telefonu çalar.)
    ALP – Kim o?
    ASLI – Erhan arıyor.
    ALP – Beni niye aramıyor? (Alp’in telefonu çalar.)
    ASLI – Kim o?
    ALP – Melis
    ASLI – O beni niye aramıyor?
    ALP – Çocuklaşma Aslı aç bende açıyorum.
    ASLI VE ALP – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
    ASLI – Ne yapıyorsunuz oğlum? Nasıl. Eh oğlum zor olmuyor o kadar çocuğa bakması? (Aslı konuşur gibi devam eder.)
    ALP – Nasılsın Melis’im… Eh çocuk ne yapıyor? Tüpe benziyor mu çocuk? İyiyiz iyiyiz canım dur vereyim. Al seni istiyor.
    ASLI – Tamam veriyorum oğlum.
    ALP VE ASLI – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
    ASLI – Ne yapıyorsun kızım? Tüp bebek mi hiç aklım almıyor yani Melis. Nasıl bari iyi mi? Ateşle yaklaşmayın bari o çocuğa maazallah ne olur ne olmaz kızım. Şükür çok iyiyiz para sıkıntımız yok.
    ALP – Çekmiyor oğlum ha çekti. Ne yapıyorsun oğlum? Ne diyeceğim kaç oldu? 11 ha maşallah. Milli takım kadrosunu kurmuşsunuz oğlum. Bari takım ayarlayın da 11 – 11 maç yapın karşılıklı. Erhan bana bak çaktırma biz annenle çok kötüyüz oğlum. Durumlar çok kötü bildiğin gibi değil. Bize şöyle para yolla… 3 bin olur oğlum olur. Tamam, aslanım annene söyleme kızar yoksa söylediğime. Tamam, aslanım görüşürüz öpüyorum.
    ASLI – Öptüm kızım görüşürüz. (Kapatırlar telefonları.)
    ALP – İyi parayı da yollar. Güzel oldu bu.
    ASLI – Ne dedin Alp?
    ALP – Selamı var?
    ASLI – Aleyküm Selam… Biliyor musun Alp?
    ALP – Neyi hanım?.
    ASLI – Biz çok şanslıyız.
    ALP – Biliyorum.
    ASLI – Şu önümüzde ki gençleri görüyor musun?
    ALP – Hangilerini? (Bir kız görmüştür onun tepkisini verir.) Gördüm (Aslı dürter.)
    ASLI – Onu değil şunları.
    ALP – Gördüm.
    ASLI – Bize çok benziyorlar?
    ALP – O çocuğun vah haline.
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
    ALP – Saçmalama gel buraya. (Sarılırlar.) Ben seni çok ama çok seviyorum.
    ASLI – Ben seni daha çok seviyorum. (Aslı Alp’in omzuna başını koyar ve huzurlu bir şekilde donarlar tek spot üzerlerindedir. Işıklar söner. Işıklar açıldığında sahnede sedye, sedyenin içerisine başka biri yatmaktadır. Ama seyirci yüzünü görmediği için Alp sanmalıdır. Aslı sedyenin yanında oturmaktadır. Fonda Alp’in kalp atışları duyulmaktadır.)
    ASLI – (Fonda dram bir müzik çalmaya başlar.) Nereden nereye geldik Alp... Ne yaptık ki biz hayata? Neden cezalandırdı ki bizi... Yaşadıklarımız bir film şeridi gibi geçti gitti... Ne kadar da dolu dolu yaşamışız hayatı... Hayat bu kadar kısa mı? Hani kimi aşklar ölümsüzleştirirdi hayatı... Bir şans daha verir mi hayat bize? Geçmişin hatırına, yelkovanla akrep geri döner mi? Bak çocuklar dışarı da, hadi Alp çocuklaşma da kalk hadi... Hani söz vermiştin onlara, hani bana söz vermiştin... Yarı yolda bırakmam diye... Hadi Alp çocuklaşma da kalk... Hadi! Alp! (Sahne donar. Sahnenin bir köşesinde tek spot yanar. Beyazlar içersinde Alp gözükür.)
    ALP – Derler ki bakmak gerek kimi zaman... Oysa ki bilmezler bakmanın kimi zaman zor olduğunu. Tarifsiz duyguların bir anda son bulduğunu… Dünyanın en tatlı sesini duymanın, hiç bir şeye değişilmeyeceğini… Derler ki kalp yarası ölümün son sahnesi... Son perde geldi mi? Peki bu son perde tamir edilir mi? İki kişilik bir oyunda tek kişi çıkabilir mi? Çıksa bile bu oyun güzel olabilir mi? Derler ki hayat bir sahne. Bu sahne çok ağır değil mi?. (Tek spot aniden kapanır ve Alp’in kalp atışları durmuştur ve bunun sesi yüksek bir şekilde duyulmaktadır. Aslının feryadı ile oyun biter.)
    SON
  • 2009 ANKARA NUMUNE HASTANESİ

    Ölmüyordu işte. Tam 3 saat geçmişti ama hala kalp atımı bir gelip bir gidiyordu monitörde. Kaç defa ölüm raporunu noktalayıp hastayı toplamaya çalıştıysak, birden ekranda farklı bir atım beliriyor herkes başına toplanıyordu. Tüm muayene bulguları öldü derken; bir süre sonra, birden kalp atımı başlıyordu. Uzunca düz çizmiyordu bir türlü Ekg. 2 defa öldü diye kapıda bekleyen jandarmalara haber verdiğimiz için belki de, şüpheli bir durum olabilir diye dosyadaki bilgiler tekrar tekrar kontrol ediliyordu mahkum hastadan sorumlu görevlilerce.

    İki gün önce yoğun bakım önünde taburede gece gündüz nöbet tutan askerlere hemşire arkadaşlar çay ikram ederken, maalesef öğrenmiştim takip ettiğim mahkum hastanın affedilmez günahını. Çocuk tacizcisiydi, 9 yaşındaki bir kız çocuğunun da katiliydi. Nefes alamadım o an. Ölsün gitsin, defolsun istedim.

    ‘’Gerçek mi bu? ‘’ dedim askere. Doğruydu, kendi duymuştu üstlerinden koğuşta. ‘’Keşke söylemeseydin bana bunu’’ dedim. Sonra tüm yoğun bakıma, herkese yayılmıştı bu bilgi. Devretmek istediğim dr arkadaşlar da almadılar elbet. Vizitte bile çok durulmuyordu başında. Zaten durumu da kötüydü, herkes de bekliyordu dört gözle ölümünü, meslek aşkı ölmeden.

    İşte ölmüyordu, ne ölebiliyordu, ne dönebiliyordu. Ben hayatımda bu kadar zor ölen bir hasta görmedim hayatımda. Üstünde 2 saat dönüşümlü kalp masajı yapılmaktan kaburgaları kırılmış, arada aldığı şoklardan kıpkırmızı olmuştu göğsü. 1 hafta kollarımı hissetmedim desem. Yüzü de kalbi gibi simsiyahtı. Arada şoktan yanan göğsünden farklı kokular geliyor, morardıkça morarıyordu vücudu.
    Mahkum hasta olduğu için de -dakikası sapmadan- titizlikle her şey kaydediliyordu. Kardiyak atım olduğu için, eninde sonunda öleceğini bilsen de tıbben müdahele şarttı. Ve 3 saat ölemedi işte. Kimisi ‘’kabul edilmiyor elbet pis cesedi’’ diyor, kimisi bakmak bile istemiyordu. Ölümün aslında ne güzel bir temizlik olduğunu sayıklarken içimde, hasta da ölmeye çabalıyordu.

    Öldüğünde kimse üzülmedi. Biran önce bir pislikten kurtulmak için cesedi hızlıca toplandı, yatağı defalarca temizlendi. Morgdan da kimseler almamıştı 3 gün. Dünyadan defolup gitti de belki, zihinlerimize kocaman önyargılar ekip, merhametimizi öldürmüştü işte. Geride bıraktığı ben, ben değildim ki artık…

    2 ay sonra ….

    Sanki kışladaymışcasına yüksek ve otomatik bir sesle; ‘’ Dr.Hanım mahkum hasta var, dışarıda bekliyoruz ‘’diyen jandarma cevabımı bile beklemeden hızlıca polikliniğin kapısını kapattı. Biliçaltım aldığı emri koşulsuz yerine getirmek için beynime tavizsiz komutlar gönderirken, içerdeki hastanın raporunu hızlıca yazıp eline verdim. Acaba ben de bu ses tonu ve düzende konuşsam aynı tesiri verir miyim diye düşünürken, önce iki jandarma girip etrafı kolaçan ettikten sonra iki askerin arasında, elleri kelepçeli 50 yaşlarındaki mahkum hasta içeri getirildi. Kapının arasından dışarıdaki hastaların buz gibi endişeli bakışları takıldı gözüme. Kimisinin de lanetler savurup, ayıplarken; kendini alkışlayan benliğin selamları vardı gözlerinde…

    Sevmiyorum mahkum hasta muayenelerini. Etraftaki soğuk suskunluk, adını koyamadığım zoraki gerginlik…Ağzından çıkan her kelime rapor edilmişçesine hesaplı, kısacık, net ama gene de taşınması çok zor sanki de, havada asılı kalan cümlelere gebe. Mahkum sessiz, askerler sessiz…

    Yine mi ben?? diye isyan basamaklarını zorlarken, çabucak işimi bitirmeye karar verdim. Bakışlarıma soğuk bir perde indirip, ortamdaki otomatik havaya uygun sert bir ses tonuyla hastanın şikayetlerini sordum gözlerine bakmadan. 1 yıllık mahkumdu, şeker hastası ve insülin kullanıyordu. Ateş ve şeker yüksekliği nedeniyle getirilmişti. Suçu yazmıyordu elbet dosyada. Normalde tüm mahkum hastaların kelepçelerini açtırırdım ilk girişte, ama bu sefer ne kadar zorladıysam kendimi yapamadım. Elleri bağlı muayene edecektim yüzüne bir kere bile bakmadığım mahkumu.

    Son bir haftada 2 defa kan şekeri düşüklüğü nedeniyle bilinci kapanıp komaya girme öyküsü olan hastanın kan şeker takiplerini incelerken iddiasız, hafif kısık ama kararlı bir ses duydum;

    ‘’Bedenler, beyinler ve sevdalar, bu toprağa gübre olabilir. Ve her yıl çiçekler yeniden büyür..’’ dedi.

    ‘’Efendim, anlamadım’’ dedim ilk defa yüzüne bakarak. Gözleri dolu da değildi ama hep ıslak gibi bir havası vardı, belki de kalın gözlükleri öyle gösteriyordu. Küçücük ela gözlerini gözlerimden hiç kaçırmadan cevap verirken farklı bir özgüven vardı bu gözlerde, belki de ben masumum diyen??..

    -"Kitap diyorum dr hanım, masadaki kitap ( Çiçekler Büyür) sizin mi?? Bu cümle en çok etkileyendi beni kitapta. Emine Işınsu’nun en güzel kitabı bence bu. Müsadenizle bakabilir miyim ??"

    Sonra aldı eline kitabı. Dokundu sayfalarına uzunca. Yavaşça burnuna götürdü boynunu eğerek, kimseler görmesin diye, hasretle içine çekti. Yanındaki jandarmanın bakışları olmasa belki de her sayfasına dokunacaktı da araya giren sesle kitabı bıraktı masaya.

    ‘’Dr hanım mahkum dosyasına da dolduracaksınız bilgileri’’ diye gelen jandarmanın emriyle bölündü kitapla buluşması. Kitabı yerine koyarken kocaman ama oldukça da farklı gülümsedi. Kitap aşıkları daha farklı bir gülümsüyor diye düşündüm o an.

    ‘’Afedersiniz hocam, ben çok severim kitap okumayı, fırsatınız varken kıymetini bilin..Onlar olmadan çekilir mi dünya? Biz o kadar zor buluyoruz ki kitapları. Bir kitabın gelmesi için çok uğraşıyoruz, dilekçeler, prosedürler vs vs.. O yüzden bazen boğuluyorum koğuşta. Zira kitaplarla nefes alırdım ben’’ dedi hala garip bir şekilde gülümserken.

    Beynime şimşek hızıyla hücum eden soruları bastırmaya çalıştım. Kitap sever bir mahkum? Bir hırsız?? Katil?? Dolandırıcı?? Olabilir miydi?? Keşke olmasaydı ile inşallah değildir arasında dalıp gittim bir ara.

    Şekeri yüksekti baya, diyabetik koma riski vardı. Ek tetkikler isteyerek, başındaki görevliye yatışının gerektiğini, damardan insülin tedavisi verileceğini belirttim. Şimdilik hayati riski de olmadığı için normal serviste değil de , mahkum koğuşunun olduğu uzaktaki binada yatacaktı.

    Birkaç gün sonra takip eden dr arkadaşa onun yerine benim gidebileceğimi söylerek, çantamdaki kitabı da yanıma aldım hızlıca. Koğuşun dış kısmında aramaların yapıldığı, tıbbi aletlerin dışında gözlük hariç tüm eşyaların dolaplara bırakıldığı koridordan geçerken, elimdeki kitabı mahkuma hediye vermek istediğimi söyledim.

    ‘’Hocam yasak bu. Bize sıkıntı olur. Yukardan izin olmadıkça içeri alamayız bu kitabı’’ dediler.
    ‘’Sakıncalı bir kitap değil, bakabilirsiniz. Gerekirse arasanız, izin verirler elbet’’ dediysem de ‘’ hocam onca işin arasında bu kitap için kimse bizi dinlemez zaten, kusura bakmayın’’ dediler.

    Hediye isteğimi şüpheli buldular ki, muayene ederken bir asker gönderdiler yanıma.
    İçeri girdiğimde uzanmış, uyumaya çalışıyordu muhtemel. Beni görünce doğruldu, gene gülümsedi o kitapseverlere has üslubuyla. Getirdiğim kitaba izin vermediklerini , dışarıda bıraktığımı da ekledim muayene ederken. Hem sevindi hem de üzüldü. En çok da şaşırdı. Teşekkür dışında bir kelam da edemedi. Bir şeyler söylemek istedi ama sonra vazgeçti. Sustu öylece.

    Durumu da pek iyi değildi sanki. Notlarımı alıp çıkarken öğrendim mahkumiyet sebebini. Arkadaşının iş yeri açacağım diye yüksek miktar kredi çekerken gereken kefil olma teklifini geri çevirememiş . Hayır diyemeyenlerdenmiş meğer. Sonrasında kayıplara karışınca da arkadaşı, kitaplarına veda etmek zorunda kalmış işte.

    1 hafta sonra nöbetimde yoğun bakıma yeni alınan bir mahkum hasta için yukarı çıktığımda, yoğun bakım nöbetçilerinin konuşması dikkatimi çekti ister istemez. Kilolu hastaları kaldırıp indirmekten bel fıtığı olmuş personel arkadaş artık her şeye, her hastaya isyan ediyordu her zamanki gibi.

    ''Kim bilir ne halt işledi de düştü hapishaneye. Biz de burada hizmet ediyoruz böylelerine. Devlet bunları besleyeceğine..Pislik herifler, bitmiyorlar ki bir. Başka hastane yok mu ya bunları gönderecekleri, biz de insanız be..’’

    Allah'ım inşallah O değildir diye dua ederek girdim içeri. Evet O'ydu, bilinci kapanmış, komaya girmişti. Makineye bağlanmıştı.
    İşimİ bitirip çıkarken oradakilere suçsuzluğunu anlatmak istedim ama vazgeçtim. Sustum öylece..

    Odama geri döndüğümde, hastaya veremediğim elimde kalan kitabın sayfalarını çevirirken tekrarladım okuduğum cümleyi sessizce..
    ''Ağzımdan çıkan gönlümden gelendir, kulağım duysa ne olur, duymasa ne olur??'' ( Emine Işınsu -Azap Tohumları )..

    Sustum öylece... Sustum...
  • KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ BİR KESİT

    Koca işinden evine gelir evde karısı onu beklemektedir. Ve sahne başlar:

    (Not: k.'ları kadın e.'leri erkek olarak okuyunuz)

    e. Karıcım ben geldim.

    k. hoş geldin kocacım

    e. Çocuklar ne yapıyor?

    k. Ders çalışıyor.

    e. alim olacaklar sanki başımıza. gelsinler de ben onları maça götürceğimi söyleyeyim.

    k. bi kere de onları tiyatroya götüreyim de. Bi kere de müzik dinletisine götüreyim de. Bi kere de onları el becerileri kursu açılmış kursa götüreyim de. Bi kere de hiç olmazsa hayvanat bahçesine götüreyimde de en azından çok yabancılık çekmezsin :)

    e. ooff neyse ben bugün çok yoruldum. Bana kahve getir.

    k. tamam nasıl olsun. Sevgi dolu mu? Sade mi?

    e. gene ne saçmalalıyorsun sen?

    k. bu evde sen konuştuğun zaman bilge ben konuştuğumda saçma oluyor hep nedense.

    e. amaaan gene başlama karı. Hadi sen bana laf yetiştireceğine kahvemi getir.

    k. biliyor musun?

    e. neyi?

    k. hani bugün ne olcaktı?

    e. akşamki derbi maçı mı? Valla hakeme bağlı yoksa biz herhalukarda yeneriz.

    k. oooff yine mi unuttun. Bugün kızımız okulda bir proje sunacaktı hani.

    e. hangi kızımız?

    k. leyla tabi ki 5 yaşındaki merve öğretmenlere ders anlatacak zeka seviyesinde değil ne yazık ki!

    e. sen benim kızlarımdan ne istiyorsun?

    k. senin kızların öyle mi!!

    k. senin dünyaya getirdiğin, senin sürekli baktığın, senin sürekli ilgilendiğin, senin bezlerini bağlayıp, senin derslerinde yardımcı olduğun ve arkadaşlarının yanında sessiz bir birey olarak kalmamasını istediğin kızların. Yani benim hiç payımın olmadığı kızların öyle mi?

    e. ya ne çok konuşuyorsun sen böyle yine.

    k. konu zaten kızlarımız olduğu zaman, onların iyi birer vatandaş olmaları mevzusu olduğu zaman hep boş oluyor öyle mi?

    e. sen okudun üniversite bitirdin de ne oldu sanki! aha işte bulaşık yıkıyorsun hıh.

    k. bana nikah masasına oturmadan önce böyle konuşmamıştın ama.

    e. amaaaan ben dün ne yediğimi hatırlıyom mu sanki 15 sene önce vermiş olduğum sözleri hatırlayım.

    k. hep böyle oluyor zaten işine geldiğin zaman süper hafiza, işine gelmediği zaman dünkü yemek heh.

    e. haa yemek dedin de aklıma geldi.

    k. bol acılı adana mı?

    e. sululuk yapma kadın yarın yemeğe bize gelecek misafirleri diyorum.

    k. he hatırladım senin kapağın.

    e. ne kapağı?

    k. tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş diyorum.

    e. kadın! Kadın! doğru konuş ağzının üstüne kodummuydu tencereyi çıkartırım suratında.

    k. hep böylesin işte. Zora geldin mi, söyleyecek laf bulamadın mı şiddet, baskı, nefret.

    e. şiddet değil o erkeğinin şefkatli ve güçlü kollarının dayanılmaz sancısı hıh :)

    k. merak ediyorum acaba tüm erkekler senin gibi mi? Sahneye döner: tüm erkekler böyle mi sorunları hep baskı, güç ve şiddet uygulayarak mı çözmeye çalışırlar. Öyle yapmazlar değil mi. Yapmazlar değil mi. Kadınını sever, ilgi gösterir, şefkat gösterir, onla ilgilenir, onu dinler ve hep fikrini alır değil mi? Alırlar değil mi? He?? (başını aşağı eğer ve kocasına doğru döner ve kaldırır.)

    e. yav sen kiminle konuşuyorsun öyle. Cin mi girdi lan karı sana yoksa. Kurşun döktürelim mi ne dersin?

    k. he üstüne de havai fişek patlatalım çok etkili olur. Sonra da onu öfkeyle süsleyelim. Bir tutam da kin atalım. E tabi yumruk olmazsa yanında kolların çok darılır.

    e. ben sana ne patlatacağımı biliyom ama dur bişey yapmıcam. zorlama yapmıcam çünkü yarın rasimler geldiği zaman sana mor hiç yakışık kaçmaz.

    k. ben kızımız bügün okulda hazırladığı çalışmada ne kadar başarılı, ne kadar sevinçli olacağını söyleyecektim ama sen kızının bu mutlu gününü unutuyorsun şu kıllı yobaz rasimini evlilik yıldönümümüzden daha iyi hatırlıyorsun.

    e. o yobaz değil canım. Namusuna düşkün bir erkek.

    k. ne zamandan beri kız kardeşinin canına tavuk kadar önem vermeyen, eski ortaçağ fransız sahnelerinden fırlamış gibi giyotinle öldürmek lazım diye düşünen erkekler, namus timsali olmuş
    bana söyler misin?

    e. hep erkek suçlu zaten. Erkek tuğla bile örse sen o ördüğü tuğlayı yarın bir gün yerinden çıkartıp bir suç aleti olarak kullanmak için sakladı dersin zaten.

    k. ben o tuğlanın o erkeklerden daha faydalı olduğunu, en azından sabit bir şekilde yerinde duruyor. Bir faydası dokunmasa bile en azından bir zarar vermiyor senin o rasim denen arkadaşların gibi derim.

    e. rasimi tanımıyorsun sen.

    k. maalesef tanıdım keşke tanımaz olaydım evet.

    e. hem o kız evini, kardeşlerini, ailesini sevseydi gidipte o ne idüğü belirsiz çocuğa kaçarmıydı.

    k. peki o rasim karısını aldattığı zaman neden aynı şey olmuyor bana izah eder misin?

    e. ya karı beni dellendirme hiç kadınla erkek bir olur mu? Hiç aynı kefede tartılabilir mi? Hiç elmas la kömür aynı değerlendirilir mi? Bu dünyanın neresinde görülmüş. Olacak şey mi hiç.

    k. evet sorunda bu zaten kadın erkek eşitsizliği. Sende de iki göz var. Bende de iki göz. Sende bir ağız var. Bende de bir ağız var. Sende iki kulak var. Bende de iki kulak var. Sende de bir kalp var -biraz şüphe götürse de eh var diyelim- bende de bir kalp. Üstelik ben can taşıyorum çocuk doğuruyorum. Ona sütümü veriyorum. Ama lafa gelince nedense bir eşitsizlik çıkıveriyor. Doğru kömürle elmas bir değil. Sorun elmasla kömürün bir olup olmamasında değil. Ama elmas da bir zamanlar kömür olduğunu nedense çok cabuk unutuyor. Tabii doğru ya senin gibiler hep işine geldiklerinde hafıza şampiyonu oluyorlar.

    e. hafıza şampiyonu da nerden çıktı şimdi?

    k. aha gene cümlemin başını unut, tüm söylediklerimi çöpe at. En son iki kelimesinde burada şair ne düşünmektedir acaba sorusu sorulsun. Hep sen haklısın zaten.

    e. yooo hep ben haklı değilim. Benim haklı oluşum 1. kural. Arada sırada sen haklı oluyorsun. Bu 2. kural. Ama 3. kural burada ön plana çıkıyor. Sen haklı olduğun da da 1. kural geçerlidir. Yani ben haklıyım.

    k. ben ne diyorum sana. sen beni dinliyor musun?

    e. ben seni hep dinliyorum. Ama gerek olmadığı için gereksiz yere hafızamda saklı tutmuyorum. Unutuyorum gidiyor. Ve beynim hep diri ve güçlü kalıyor. Boş laflarla doldurmuyorum. Nasıl ama :)

    k. her zaman olduğu gibi yine yanlış bir çıkarım. Yanlış hesaplama. Beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar güçlü olur kocacım.

    e. of bana akıl verme (kızar)

    k. keşke alabilsen belki kızlarımızın geleceği daha iyi olur bu sayede.

    e. kızlarımız ben nasıl istiyorsam öyle olacak.

    k. hayır kızlarımı bir oldu bittiye getiremem. Onlar bizim geleceğimiz.

    e. evet geleceğimizler. Büyüyecekler. Gelişecekler ve gelecekte bize bakacaklar.

    k. ben gelecek derken iyi bir nesil düşünmüştüm. Toplumsal duyarlılıkları yüksek, etrafına güvenle bakabilen, çevresinde olup bitenleri sezebilen, güçlü bir şekilde ayakta durabilen, kendisine dikte edilmeye çalışanı anlam verip değerlendirebilen, medeni, kendisini ve dünyayı sevebilen, hayata küsmeyen, arkadaşları içerisinde ezik durmayan, kendisini her ortamda savunup haklı olduğunda hakkını koruyabilen, kanunlara uyan ama kanunlar hakkında sorgulama yapabilen, sevecen ve sevgi dolu bir dünya oluşturabilen, yaşamla barışık, müreffeh bir vatandaş olma bilinci oluşmuş bireyler olmalarını istiyorum. Sence haksız mıyım?

    Yazan: ömer yaşar
    Yönetmen: aranıyor :)