Son şiirim
Yorumlarınızı beklerim arkadaşlar

KAÇ YAĞMUR YAĞDI SEVGİLİ
Yosun tutmuş kaldırımlarında yürüyorum
Dar ve ıslak sokakların
Bir soğuk Şubat akşamında
Bacalardan çıkan dumanların isleri siniyor
Yağan yağmurun üzerine
Hasret tüter bu kaldırımlar
Sevgiliye
Yıldızlar da görünmüyor bu gece
Kaç yağmur yağdı sevgili
Gidişinin peşine

Sen baharları severdin
Çiçek açmış ağaçları
Mis kokan Frezya’ları,Sardunyaları
Nergis’leri ve Fulya’ları
Hatırlarım evinizin bahçesinde
Bir Manolya ağacı vardı
Ihlamur çiçekleri açardı
Güller ekmişti annen
Kırmızı ,beyaz ve tatlı bir sarı
Kamelyanın altında çay içerdik
Yağmurda kokardı toprakları
Uzaklarda Cırcır böceklerinin sesleri
Dinlerdik yaz akşamları

O bahçenin önündeyim şimdi
Bu soğuk Şubat akşamı
Bir ürperti sarıyor yüreğimi
Hatırladıkça anıları
Yıkık ,viran evin karşımda
Kamelya mı ,o da yok şimdi
Güller solmuş,çiçekler yok olmuş
Toprak kokmuyor eskisi gibi
Sen bilmezsin
Gidişinin ardından
Kaç mevsim soldu
Kaç yağmur yağdı sevgili

Fulya Uludağ

Yeşim Gökyıldız, Menekşeler Fısıldarken'i inceledi.
 22 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

"Bir kız kardeşe sahip olmak dünyanın tüm iyiliklerine sahip olmak demektir ve onu korumak en önemli vazifedir." Kitabımızın arka kapağında bu söz yazmakta.Bu söz kitapla o kadar bütünleşmiş ki.Menekşeler Fısıldarken,Hazel Gaynor'ın Türkiye'de yayınlanan ilk kitabı.Ve ilk kitabı olmasına rağmen tecrübeli bazı yazarların kitaplarından bile daha başarılı buldum.Özellikle bir ablaya sahip olduğumdan dolayı kız kardeşimi kaybetmenin nasıl bir duygu olduğunun örneğini bu kitapta görmek istediğim için almıştım.Naif ve çekici kapağı da kitabı alışveriş listemin başlarına çekmişti.Beklentilerimi fazlasıyla karşılayan bir roman oldu benim için,şahaneydi.Arkadya Yayınları'nın kitaplarını okuyanların bileceği üzere Arkadya'nın kitapları genellikle aşk temalı işlenir,bu kitapta yoğun olmasa da aşk teması işlenmiş ve bu da kitaba karşı sevgimi artırdı.Florrie'nin kardeşi Rosie'yi bulma mücadelesini okuduğum kitap beni kızdırdı,heyecanlandırdı,hayatı sorgulattı,duygulandırdı ve göremediğim pek çok şeyi gözlerimin önüne serdi.Yine Arkadya kitaplarından alıştığımız bir işleniş var kitapta: İki paralel zaman.

İlk olarak karşımıza 1876 yılının Londra'sında Flora Flynn çıkıyor.Bacağı aksak olduğu için koltuk değneğiyle yürüyen 8 yaşındaki Flora,ölüm döşeğindeki annesinin 4 yaşındaki kardeşi Rosie'yi kendisine emanet ettiği günden beri hayatını küçük kardeşine adamıştır.O zamanlar yoksul ve yetim,öksüz kızların ya sokaklarda çiçek satarak birkaç peni kazanması ya da dilencilik yaparak geçimini sağlaması gerekti.Annesi öldükten sonra gözleri az gören kız kardeşi Rosie ile Londra sokaklarında birbirinden renkli çiçekleri satıyordur Flora.Kendilerini sürekli döven ve onlara bir gram sevgi göstermeyen babası da dünyadan göçünce Florrie ve Rosie tek başlarına kalır.Flora birlikte çiçek satarlarken kardeşine tembih ediyordur."Sakın elimi bırakma Rosie,sakın bırakma." Ama Rosie,Flora'dan koparılır ve o eller birbirinden ayrılır,Küçük Kardeş gitmiştir...

1912 yılında Matilda "Tilly" Harper,Albert Shaw'ın kurduğu Çiçek Köyü'nün Menekşe Evi'nde ev annesi olmak üzere trenle bir yolculuğa çıkar.Florrie'nin Rosie'ye olan büyük sevgisinin tam aksine Tilly,kardeşi Esther'a annesi tarafından daha fazla sevgi gösterildiği için kız kardeşinden nefret ederek ve onu kıskanarak büyümüştür.Menekşe Evi'nde işe başlayan Tilly,geçmişinden hiç kopamasa bile Menekşe Evi'nde yapay çiçek yaparak eğitim alan kötürüm,kimsesiz ve engelli kızlara kolayca alışır ve onlarla sıkı bir sevgi bağı kurar.Kaldığı odada Flora'nın eşyaları olan bir kutuyu bulan Tilly,Flora'nın kardeşi için yazdığı günlüğü bulur ve okur.Günlükte yazan olaylardan çok etkilenir ve Rosie'yi bulacağına dair kendine söz verir.Kendisini çözülmeyi bekleyen bir sırla,bir ablanın kardeşine sergilediği büyük özlemle ve yeni başlangıçlarla başbaşa bulur.Ve de aşkla..

Yazar kurgusunu gerçek hayattan seçmeyi tercih etmiş,bu da yazarlar için büyük bir risktir.Emek isteyen ve ter döktüren araştırmalar,o dönemle ilgili detaylar,hele bunları hiç sıkmadan anlatmak büyük özen ister.Yazarımız Hazel Gaynor tam da bunu yapmış,kitabın atmosferini resmen bizlere yaşatmış.Dönem ve mekan tasvirleri çok gerçekçi.Yalın ve akıp giden üslubu hiç sıktırmadan okuttu kendini.Tarihi bir kurgu olan kitapta ve ne ararsanız var: aşk,kardeşlik ve annelik duygusu,gizem,hüzün,bilgi.Yazar daha önce adını bile duymadığım çiçek satan kızların öyküsünü bizlere sunarak hem mutlu etti hem de hüzünlendirdi beni.Mutlu etti çünkü engelli insanların sahiplenilmesi ve onlara aileden biriymişçesine şefkat gösteren insanların olması,kötü insanların yanı sıra iyi insanların da var olması gerçeği kalbimi büyük bir huzurla doldurdu.Hüzünlendirdi çünkü Flora'nın uzun yıllar kardeşinin yaşayıp yaşamadığını bile öğrenemediği arayış mücadelesi,yetim ve yoksul insanların pis kokulu hayvanlarmış gibi değer görmemesi ve sokaklarda birkaç kuruş para toplamak için yırtınan küçücük çocukların acı dolu hayatları yüreğimi burktu.Ayrıca kitabın kapağı,baskısı,ayracı ve edisyonu her zamanki gibi Arkadya mükemmelliğine sahipti.Çeviride pürüzler görsem bile bu kadar güzel bir kitabı dilimize kazandırdığı için Filiz Çakır'a çok teşekkürler.Teşekkürüm yazar,binlerce kızın hayatını kurtaran John Groom ve çaresiz insanlara yardım eli uzatan diğer tüm insanlar için de geçerli.

Kısacası bu kitaba bir farkındalık kitabı gözüyle bakılabilir.Toplumda hor görülen unutulmuş insanlara değinen,gerçek karakterlerin yer aldığı ve buram buram menekşe kokan bu öykünün sizlerin kalbinde de yer edeceğini umuyorum.1876'daki yetim Florrie ve 1912'deki yetim Tilly.İkisinin hikayesi de zihnimde ve yüreğimde büyük yer edindi.Kitabın kapağını kapattığında kendimi boşlukta ve bir arkadaşıma veda etmiş gibi hissettim.Su gibi akıcı olması ve yormaması duygusal yoğunluğu asla azaltmamış.Son 30 sayfadaki romandan ayrı bilgi bölümleri de çok hoşuma gitti.Gerçek Albert Shaw olan John Groom'dan,engelli kızlardan,bazı çiçeklerin anlamlarından bahsetmesi ve de kitaptaki Albert Shaw'ın bakış açısından kısa bir bölüm sunması gerçekten güzel bir dokunuş olmuş.Minik kusurlarından birisi sonunu çok belirsiz bulmamdı.Yazar sonunu daha düzenli ve detaylı yazsa,acele getirilmiş hissiyatından kurtulsam benim için çok daha iyi olurdu.Bir de şu durum beni çok huzursuz etti.Ana karakter olan Flora'dan bazı yerlerde Flora bazı yerlerde Florrie diye ayrıca Tilly'den bazı yerlerde Tilly bazı yerlerde Matilda diye bahsetmesi kafamı çok karıştırdı.Onun dışında hiçbir kusur bulamadım,sadece başlarında çok sıkıldım ama bu kitabı mükemmel yapmayı engellememiş.Mutlaka ama mutlaka okuyun,Flora ve Tilly'nin dünyalarına siz de adım atın.Eminim çok duygulanacak,çok farklı şeyler hissedecek ve çok kalbinize dokunacak.Son söyleyeceğim şey ise yazarın tarzı ve anlatımı Sarah Jio'yu andırıyor.Ancak Sarah Jio'dan daha dolu ve detaylı işlemiş kitabı Hazel Gaynor.Evet,bir Gündüzsefası değildi ama Böğürtlen Kışı ve Son Kamelya kitaplarından daha başarılı buldum Gaynor'ın kitabını.Sarah Jio hayranlarının çok severek okuyacağı bir kitap.Çok güzel cümleler de mevcut.Bu kitaptan sonra kız kardeşimin yanımda ve güvende olmasına bir kez daha şükrettim. Yazarın başka kitaplarının çevrilmesini dört gözle bekliyor ve size derin bir iç çektirecek duygu yüklü bu kitabı herkese tavsiye ediyorum.Menekşenin çiçek dilindeki anlamı ise sadakat. Herkese iyi okumalar ve bol huzurlu günler.

Meltem Parlak, Son Kamelya'yı inceledi.
07 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Epeydir Sarah Jio'dan kitap okumuyordum. Şimdi okumak çok iyi geldi.. Konusunu değişik buldum ve de Kamelya diye bir çiçek olduğunu da yeni öğrenmiş oldum.. Diğer kitapları aşk ağırlıklı idi bu ise ender bulunan Kamelya'yı anlatıyor. Çiçekleri çok seven biri olaraktan kitabı da beğendim tabikiii.. Dinlendirici güzel bir kitap.. Ard arda Sarah okurken bazen sıkılıyorum ama uzunca bir aradan sonra okuyunca verdiği tat mükemmel oluyor.. :) Tavsiye edeceğim harika bir kitap.

Ceyda Küçükoruç, Son Kamelya'yı inceledi.
22 Haz 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Sarah Jio'nun bu son romanında da tıpkı diğerlerinde olduğu gibi geçmiş ve gelecek eş zamanlı olarak anlatılıyor. Yine geçmişte yaşanan bir takım olaylar, aile sırları, gizemi çözülmemiş yaşam hikayeleri ve cevap bekleyen soruların sis perdesi günümüzde açılıyor. Mart Menekşeleri ve Böğürtlen Kışı'nda da aynı kurguyu okumuştum. Bu kurgu daha kaç roman gider bilemiyorum. Ancak söylemek isterim ki yazarın o kadar yalın, öylesine güzel bir anlatım tarzı var ki romanın ana gövdesi aynı olsa bile asla "kabak tadı verdi" diyemiyorsunuz. Benim gibi çok çabuk sıkılan bir insan bunu söyleyebiliyorsa yazarın yazma konusundaki ustalığı tartışılamaz demektir.
Ayrıca bu son romanda yazarımız gizemi biraz daha artırmak adına işin içerisine bir de çözülmemiş cinayetler ilave etmiş. Yani bu romanı okurken hem geçmişin dedektifi hem de katilin dedektifi oluyorsunuz... "Katil kim?" sorusu sizi romanın sonuna kadar takip ediyor ve son 10-15 sayfada öğrendiğiniz gerçekler sizi şaşkına çeviriyor.

Kitabı okuduktan sonra her ne kadar hayal ürünü olduğunu bilsem bile Google arama sayfasına Livingston Köşkü diye yazmadan duramadım. Esasında içten içe Livingstone'un gerçek olmasını çok dilemiştim; itiraf ediyorum. Günün birinde oraya gidip, kamelya ağaçlarını görebilme ihtimalimin olması hoş olurdu gerçekten... Fakat o köşkün bizim evde olduğunu fark ettim :) Bundan birkaç sene evvel yapmış olduğum puzzle daki köşk Livingstone'un sanki canlılık bulmuş hali. Ya da şöyle diyelim olması gereken hali. Romanda anlatılan kasvetli yapısından kurtulmuş aydınlığa kavuşmuş, huzurla dolmuş hali...yani bence tabi :)

Ayrıca yazar tarafından mükemmel derecede tasvir edilen çatı katı serası da tam bir cennet gibi canlandı gözümde. Desmond'un yerinde olmayı istemezdim hiç ama, tam da o anda, yosun çuvallarından yumuşacık yatağında yatıp yıldızları izlerken uykuya dalması çok büyük bir lükstü bana göre... Gerçi o her zaman kendi evinde bir sığıntı gibiydi bu kadarcık cenneti hoş görmek gerek...

Tamam tamam eğer biraz merakınızı kabartmayı başardıysam kısa bir özet geçelim kitabı almak isteyenlere yol gösterici olmak maksadıyla..

1930'lu yıllarda gencecik çok güzel bir kız (Anna) yakışıklı bir adam (Lord Edward) ile tanışır. Adam kıza ilk görüşte aşık olur. Kız için aynı şeyleri söylemek zordur ancak ailesinin baskısına dayanamayarak adam ile evlenir. İngiltere'nin en muhteşem köşklerinden birinde yaşamaya başlarlar. Ancak günün birinde kızın geçmişine ait öğrendiği çok büyük bir sır adamın kıza bakışını tamamıyla değiştirir. Ona olan büyük aşkı birden bire bitmiş yerini gereksiz paranoyalar almıştır. Kız günden güne altın kafese kapatılmış bir kuş gibi hissetmeye başlar. Yalnızlığını paylaşabildiği muazzam çiçekleri ve dillere destan bahçesiyle sırlarını saklayan kamelyalarından başka yakınlık kurabileceği kimsesi kalmamıştır. Tabi bir de çocukları... Her birinin kendine ait problemleri olan 5 çocuk...

Yıllar 1940'ı gösterdiğinde Flora Lewis kitabımıza giriyor. Fakir bir fırıncının kızı olan Flora aynı zamanda bir botanik bahçesinde çalışmaktadır ve bitkiler hakkında geniş bilgiye sahiptir. Uluslararası çiçek kaçakçılarının arasına da bu sayede girer. Ailesinin yaşamını biraz daha refaha kavuşturmak isteyen Flora kendisini bir dadı gibi göstererek Livingston köşküne girer ve Middlebury Pembesini aramaya başlar. Bu yolculukta başına beklenmedik bir aşk, bir sürü kızın ortadan kaybolmasıyla ortalıkta dolaşan cinayet dedikoduları, Leydi Anna'nın ölümünün perde arkası ve o köşkteki herkese ait pek çok soru işareti ve sırlar gelir.

Romanın günümüz kısmındaysa Addison Sinclair devreye giriyor. Bir botanikçi ve bahçe düzenlemeleri konusunda uzman olan Addison, eşinin ailesi tarafından satın alınan Livingstone köşkünde Leydi Anna ve Flora'nın başlayıp ortaya çıkarmaya çalıştığı sırları gün ışığına çıkartıyor. Bu arada tabi ki kendisinin de geçmişinde, kocası Rex'den sakladığı bir olay var ve o da ister istemez gün yüzüne çıkıyor.

Son Kamelya, Leydi Anna, Flora Lewis ve Addison Sinclair isminde üç kadının üzerine kurulmuş çok güzel bir roman. Bu üç kadının da en belirgin özeliği yaşadıkları hayata, geçmişlerine ve mutsuzluklarına rağmen hala çok güçlü olmaları ve ayakta kalıp savaşmaya çalışmalarıdır. Sarah Jio'un romanlarındaki kadın karakterlerin gücüne gerçekten hayranım ben...

Keyifli okumalar dilerim...

Alkan Ozkan, bir alıntı ekledi.
01 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kamelya çiçekleri
Çiçekler onun kanıyla sulansın ve güzelliğini ortaya çikarsin

Son Kamelya, Sarah Jio (Sayfa 326 - Arkadya yayınları)Son Kamelya, Sarah Jio (Sayfa 326 - Arkadya yayınları)