• Çıktığım yolculukta bana eşlik etmesi için seçtiğim Dünya Ağrısı aynı şehre yolumun ikinci kere düşmesiyle başka başka şehirler değiştirerek ama aynı yollarda son buldu. Son bulan çekilen Dünya Ağrısı değil ama, o dinmeyen bir ağrı.

    Kitapta durup durup hep bu gerçeği çarpıyor işte insanın yüzüne hem de ne çarpmak, derindeyse ağrınız daha derin katmanlarda yokluyorsunuz o ağrıyı.

    Otelci Mürşit’in ve genç Madenci’nin önce sessizce birbirlerinin yüzlerinde okudukları acıyı, hapsolan kelimelerini zamanla ortaya dökmeleriyle çıkıyoruz bu ağrılı yolculuğa.

    Mürşit'in onu zehirleyen rüyaları, karısı Şükran’a, çocukları Özgür ve Elvan’a, babasından kalma otele ve tüm dünyaya olan kayıtsızlığı, her tutunmaya çalıştığında parçalarına ayrılan hayatı. Bir yanda da aynı ağrıyla kıvrandığını bildiği genç Madenci. Bir tesellisi bu belki de; akşamları bir rakı sofrasında anlamlandırmaya çalıştıkları hayat ve ikisinin de peşini bırakmayan geçmişlerinin acı hatıraları.

    Babasının hayal kırıklığı olan Mürşit’ in babasının hayallerine ve hastalığına kurban olan hayatı, elinden kayıp giden özgürlüğü (ki bu yüzden oğlunun adı Özgür) bir ağaç gibi hiçbir geleceği olmayan bir şehre, bir otele ağaç gibi kök salması. Ne gidebilen ne kalabilen, bu kök salmış haliyle, bütün tepkisizliğiyle direnen bir kaybeden.

    Diğer tarafta da kaçarsa, oradan oraya savrulursa unutabileceğine inanan Madenci. Ama ne fayda! İnsan kendinden nasıl kaçabilir?

    Bir ihtimal olarak hep bir kenarda duran intihar. ‘ İstediğimiz zaman gösteriden ayrılabilecek olmamız coşturucu bir fikirdir.’

    Madencinin karısı Arzu da bu coşturucu fikirle ayrılıyor gösteriden; ‘Sana tutunuyordum, kopardın.’ diyerek.

    Bu iki hikayenin yanında akıp giden diğer hikayeler. Otelde kalanlar, otele uğrayanlar, otelde ölenler, bütün bu hikayelerde gördüğümüz ve hissettiğimiz şehrin çaresizliği, sefaleti ve tüm bunları çaresiz kabullenişleri.

    Ülkemin dinmeyen ağrılarına da selam gönderiyor kitap:

    Madenci’nin babasıyla yaşadığı çocukluk anısını Maraş’ın yıl dönümünde Mürşit ’e anlatırken hatırladığımız 1978 Maraş olayları. “yedi günde yüz elli ölü.” Madencinin unutmaya çalıştığı ama bir şekilde kendini hatırlatıp onu sarsan çıplak ölü kız çocuğunun fotoğrafı. Ben de dakikalarca baktım bu fotoğrafa içimde bir ağrıyla. “Zalimlikten öte bir şey.”

    Dükkanında ölü buldukları kendi halinde sessiz sakin ayakkabı tamircisi Kamer Amca’nın aslen Ermeni olduğunu, asıl adının Kamar ve kimsesiz olduğunu öğrendiklerinde insanların verdiği tepkiler insanlığı yeniden sorgulatıyor bize.

    Alevi kızı sevdi ve alamadı diye düğününde kendini öldürmeye çalışan damat da aşkı yeniden sorgulatıyor. “ Âşıklar mübarektir, âlemde aşk olmasa köpekten aşağı olurdu halimiz” diyen Mürşit’in babası ‘Kız Aleviymiş’ dediklerinde “Haa.. o zaman başka” diyor. Aşkta yetmiyor insan etmeye.

    Çingene mahallesinde katledilen hamalın kanını da kolayca temizliyorlar ellerinden ve vicdanlarından.

    Pehlivan’ın içinde dinmeyen bir ağrı, Yolvermez'de kızı Hülya’nın içinin ağrısına dayanamayıp kendini attığı uçurum.

    Bunlar ve daha nice acı; adalet ve insanlık arayışı.

    Mürşit’in sinemada gidip izlediği filmle Anayurt Oteli’ne uğruyoruz , Erkut'tan aldığı kitapla Cioran'in Ezeli Mağlup'unun sayfalarında dolaşıyoruz. “ İnsan bir uçurumdur.”

    Ey hep bir kelime arayan kalbim..!
    Sonra arayan tekrar arayan kalbim..!

    O kelimeleri hapsolduğu yerden çıkarıp, gözyaşlarıyla yıkayıp bir arınma yaşıyor sonunda ikisi de. Geçmişin günahları şimdinin ağrısını anlamamızı sağlıyor.

    Madenci kaçmaya karar verirken ‘ Bazıları benim gibi ağaç doğar.’ diyen Mürşit kök saldığı yere otele geri dönüyor.

    Mürşit'in kök saldığı bu şehir, otel, sokaklar, meyhane, kitapçı. Mekân tasvirleri o kadar iyi ki bir film olsa seyrederdik aynı zamanda bu kitabı.

    Son olarak kitabın içinde geçen Mürşit’in karısının mırıldandığı Sezen Aksu Keskin Bıçak ve Atlantik'te radyoda çalan Nihansın dideden, ey mest-i nazım şarkılarını da dinlemeden geçmeyelim.

    https://youtu.be/kR0EX8XK-8I

    https://youtu.be/zXcG5NFJBQA

    Söyleyecek daha çok şey var belki de. Madenci’nin karşısında kelimelerin selini durduramayan Mürşit gibiyim şu an. “Anlattıkça içi boşalıyor, sonra boşalan yeri yoğun bir keder dolduruyor.” Kelimeler de çaresiz.

    İçindeki yumrunun adına rastladı birden:
    Weltschmerz ya da dünya ağrısı.

    Ya da

    Herkesin kendi hikayesinde hissettiği, içinde sakladığı, sırladığı, adına ağrı, sızı, sancı, dert, acı kim bilir başka ne isimler koyduğu o dinmeyen, geçmeyen, sadece bize ait olan.
  • Rahmetli Kamer Genç; Zamanında “Sabah ezanının vaktini en iyi müminler ve hırsızlar bilir. Bizler her erken kalkanı mümin sanıp başa getirdik, alayı hırsız çıktı” demişti! İşte Memleketin Özeti..
  • "Armudun üzüm, sap... yok yok üzümün sapı... Yok armudun sapı... amaan neyse anladınız işte siz!!!"
    "anlayana davul saz, sivrisinek..."
    Ayşen Türkmen
    Sayfa 69 - Altın Post Yayınları
  • İnce Memed... Kimine göre canlar yakan bir eşkıyadır, kimine göre adına türküler yakılmış bir halk kahramanıdır Memed, kiminin hayalinde en yakın arkadaşı, kiminin kalbine yerleşmiş bir destan, kimine göre bir toy genç, düzene başkaldıran bir asidir. Benim içinse, bazen benim yapamadıklarımı yapabildiği için takdir ettiğim, bazen içimde çocuksu ve tarif edemediğim duyguları uyandıran, bazen de her insanın hayatında bulunması gerektiğini düşündüğüm yüreklilikte biridir, yiğittir türküsü kadar. Memed bana umut oldu. Yaşar Kemal bana kendimi, gelenek göreneklerimi, değerlerimi, kendi dilimi, kültürümü gösterek bunların ne kıymetli, ne özel varlıklar olduğunu öğretti.

    Köyümüzün ilkokulunda görev yapan Serdar öğretmenin aracılığıyla Yaşar Kemal okumaya başladım, ailecek okumaya başladık sonra kuzenler de dahil oldu derken baktım ömründe eline roman almamış olan dayım bile okuyor. Düşünsenize evine her gittiğinizde TV izleyen adam ilk kez televizyonu kapatmış, kitap okuyor :) etkilenmemek elde değil. Bu öyle büyülü bir süreç oldu ki bizde, bulaştıkça yayıldı çevremizdekilere. Kitabı eline alan başlardı ya işte bak bizim şuradan da geçmiş Memed, filanca yerde şöyle yapmış, şu bahsettiği ot burada da şöyle adlandırılır... diye. Biz onu uzunca bir süre misafir ettik evimizde. Tabi ki sadece Memed'i değil; Hatçe'yi, Döne'yi, Iraz'ı, Hürü Ana'yı, Koca Osman'ı, Seyran'ı, Kamer Ana'yı, Değirmenoluk Köyünü, Çukurova'yı, Torosları da sevdik.

    Aslında belki bizim aramızdan biri olduğu için bu kadar yer edinmiş gönüllerde. Bizim oralardan bahsettiği için belki bu kadar etkilemiş bizi diyorum ama okuyup etkilenen herkes bizim oralı değilse demek var Memed'de bir şey. Velhasılıkelam İNCE MEMED ANLATILAMAZ, İNCE MEMED OKUNUR efendim ;) Okuyunuz ki sizin de yaşamınıza bir mum yaksın :)
  • Anlayana davul zurna saz, anlamayana sivrisinek, neyse işte uzatmayacağım sivrisineksin.

    Kamer Genç
  • Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
    Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

    Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
    Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

    Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
    Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam

    Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim
    Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam

    Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât
    Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam

    Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş
    Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam

    Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
    Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam

    Gerçi muhît-i a'zâmım adım âdem durur âdemim
    Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam

    Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim
    Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam

    Encüm ile felek benim vahy ile melek benim
    Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam

    Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim
    Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam

    Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile
    Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam

    Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim
    Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam

    Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim
    Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam

    Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim
    Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam

    Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
    Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam

    Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim
    Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam
  • İnce Memed dağlardadır. Jandarmalar her yerde onu aramaktadır. Onu bulurlar, kuşatırlar ama ele geçiremezler.Askerler kovalar, O kaçar ve aklına Vayvay Köyü gelir.Orası sığınabileceği tek yerdir ve tek umudu Koca Osman’dır.Koca Osman İnce Memed’i çok sever.Ona “şahinim” der. Memed köye gelir. Koca Osman onu bağrına basar.O kadar çok sevinir ki köylüler onun bu sevincine bir anlam veremezler, şaşarlar. Koca Osman’ın, Memed’in köyde olduğunu söylememesi gerekmektedir. Aksi takdirde Memed yakalanır. Çünkü bir eşkıya için dağların dışı çok tehlikelidir. Koca Osman, köylüye Memed’i söylememek için kendini zor tutar, ama ona gözü gibi bakar. Vayvay Köyü’nün ağası Ali Safa Bey, köylülerin köyü terketmelerini ister. Böylece bütün topraklar ona kalacaktır, ama köylü anavatanını terketmek istemez.Bunun üzerine Ali Safa, çok kızar ve onunla köylü arasında amansız bir savaş başlar. Ali Safa onları kovmak için elinden geleni yapar. Hemen her gece adam tutarak köyü kurşunlatır. Birkaç kişi köyü terketse de köylü direnir.Ali Safa, Yobazoğlunun tapusunu ister, ama Yobazoğlu karşılığında onun yağız atını(en değerli atı)ister. Ali Safa mecburen kabul eder, ama ona kin tutar. Yobazoğlu, Ali safa’yı alaya alır, atını aldım, avradını da alacağım diye. Ali safa, Yobazoğlu’nun evini yaktırır. Jandarma, kendi evini yaktığı için!!! Yobazoğlu’nu döver, Yobazoğlu köyü terk eder. Yağız at kaybolur. Onu bulması için Adem görevlendirilir. Yağız at çok değerli bir attır. Onu vurmak mümkün değildir. Çok hızlı ve atik bir attır ki bazıları onun cin, peri olduğunu sanar. Memed hala Koca Osman’ın yanında kalmaktadır.İnce Memed bu kadar bebek yüzlü,genç,ince olmasına rağmen çok büyük işler başarmıştır. Artık bir efsane olmuştur. Vayvay Köyü’nde Seyran adında bir kız vardır. Bu kız çok acı çekmiştir ve hep hüzünlüdür. İçten çok acıklı türküler söyler, herkes onun haline acır. Zeynel de Vayvay köyündendir, Ali Safa’nın adamı olarak bilinir. Ali Safa’ya köyde olup biteni söylemektedir. Köylü, Ali Safa’ya karşı çıkamaz, çünkü arkalarında güvenebilecekleri birisi yoktur. İnce Memed’in köyde olduğunu bilseler çok yüreklenirler ama Koca Osman bunu söyleyemez yoksa kısa sürede Memed’in yeri öğrenilir. Koca Osman sadece cesaretiyle köylüye mesaj vermeye çalışır. Köyün muhtarı Seyfali’dir. Güvenilir bir insandır kendisi. Ali Safa sürekli köyü kurşunlatır ve evleri ateşe verir. Köylü gıkını çıkaramaz. Ferhat Hoca nereden geldiği bilinmeyen,uzun boylu,otuzlarında yiğit esrarengiz bir adamdır. Adem ise yağız atın peşindedir. Bu iş Adem’e, Ali Safa’nın güvenilir bir adamı ve iyi nişancı olduğu için verilmiştir. Koca Osman, Ali Safa’nın saldırılarına karşı koymaya çalışır. O kadar çok sabırsızlanır ki Memed’i söylemek için bütün dikkatleri kendi evine çeker. Memed bundan rahatsız olur ve çaresiz, köyü terketmeye karar verir, hem de çok sevdiği Koca Osman’la vedalaşmadan. Koca Osman Memed’e güvenir ve Memed’in adını vermeden onun yerini göstermeye gider. Bir de bakar ki Memed ortalıkta yok. Kamer Ana’dan öğrenir ki Memed, köyüne gitmiştir. Koca Osman, sinirlenir ve üzülür, ama bunlar Memed’i geri getiremez. Köylü, Memed’in köyde olduğunu duyunca ilk önce çok sevinirler, fakat gittiğini öğrenince şaşırırlar.Köylü, Koca Osman’a niye daha önceden söylemedi diye sitem eder.İnce Memed’in, Vayvay Köyü’nde bulunduğu, sonradan yine kaybolduğu bütün köylere kısa zamanda yayılır. Memed köyüne doğru yola çıkar. Sapa yollardan,kapalı arazilerden Sarı Ümmet’in evine varır, Ümmet ona erzak verir ve hemen geri dönmesini söyler, çünkü köy, askerlerle doludur. Her yerde onu aramaktadırlar. Memed, Hürü Ana’dan köyde olup biteni öğrenir. Memed’in Abdi Ağa’yı öldürmesi köylüyü ilk başta çok sevindirmiştir, ama sonra Abdi’nin yerine silahlı,zalim Kel Hamza gelince köylü, Abdi Ağa’yı mumla aramaya başlamıştır. Köylü Kel Hamza’dan çok çekmiştir ve Memed’e çok kızgındır. Bu arada Memed, Hürü Ana’nın kocası Durmuş Ali’nin öldürüldüğünü öğrenir.Hürü Ana hep Topal Ali’nin Hamza’nın adamı olduğunu söyler.