• 339 syf.
    ·23 günde·Puan vermedi
    Cemil Meriç'in geçen ay ölüm yıl dönümü olması hasebiyle bu kitabı okumaya başlamıştım ve yorumu biraz gecikti,affola...
    .
    Cemil Meriç kendisi için "Ne romancıyım,ne şair,ne tarihçi.Sadece dürüstüm,çok okudum,çok düşündüm.Beşeri ihtiraslardan uzaklaşmışım:Bütün bu vasıflar bir düşünce adamının hamurunu yapar."diyor.
    .
    Kitabımız öncelikle Cemil Meriç'in otobiyografisinden oluşuyor.Burada onun hayatına dair,düşünce dünyasına dair cümleleri okuyoruz.Daha sonra kitabın içeriğine geçtiğimizde bence anlayabilmek için derin bir bilgi birikimi sahibi olmanız gerekiyor.Aşağıda okuyacağınız alıntılar, kitaptan altını çizdiğim cümleler.Ama anlamadığım ve benim bilgi birikimimi aşan konular da mevcuttu.Hoş ;kitabın sonunda 'Kanaviçe'bölümünde bahsi geçen terimlere,yazarlara dair bilgiler sunulmuş,ancak sürekli oraya dönüp okumak da biraz zor oluyor açıkcası.Onun için en son okudum ben o bölümü.
    .
    Kimim ben?Hayatını Türk irfanına adayan ,münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.
    Kitap bir limandı benim için.Kitaplarda yaşadım.Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim
    İdeolojiler siyaset dünyasının haritaları.Haritasız denize açılınır mı?Ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz.Pusulaya da ihtiyaç var.Pusula:Şuur.Tarih şuuru,millliyet şuuru,kişilik şuuru.İdeolojilerin peşine takılanlar pusulasızdırlar.
    Şuurun sesi çığlık değildir.Yabani bağırır,medeni insan konuşur.
    İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri.İtibarları menşe'lerinden geliyor.Hepsi de Avrupalı.
    Sol-sağ...Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.
    Gençliğim Allahsız bir çölde akıp giden başıboş bir ırmaktı...
    Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var.Aczime tahammül edemiyorum.
  • 304 syf.
    ·6 günde·6/10
    Kitabın işlediği konuyu sevdim evet ama açıkçası bir sahne dışında duygu bana geçmedi. Bilmiyorum belki de sorun bendedir ama yaşanan rastlantılar, rüyalar, hatta çiçek satan teyzenin standında yazan yazı bile edebi bu durum o kadar rahatsız edici ki anlatamam. Bir türlü duyguya giremiyorsun. Herkes bir edebiyatçı kesilmiş ki sormayın gitsin. Bir nebze olsa belki tamam amenna diyeceğim ama öyle böyle değil. Örnek vermem gerekirse babasına yeni doğan kızını getiren ebe, romanda görmüş hoşuna gitmiş bi paragraf. Sonra gitmiş koskoca paragrafı ezberlemiş. Bebeği babasına verirken onu okuyor. Teyzem yeri mi onu okumanın ver de bebeği babasına bi görsün çocuğunu adamcağız. Ne gerek var yani edebiyat yapıcam diye baba kızın arasına girmeye. Gerçek hayatta böyle insanların olduğunu düşünmüyorum.
    Kitapta sevmediğim bir nokta da karakterimiz tam bir konu hakkında düşünüyor pat o konu hakkında bir mesaj geliyor. Kimi zaman bir radyodaki sohbet programı, kimi Zaman bir şarkı sözü, kimi zaman açık kitap sayfasında yazanlar aracılığıyla. Bu kadar da tesadüf bilemiyorum yaaani. Ya bunlar çok temiz kalpli, ya da yazarcığımız karakterlerimize biraz torpil geçiyor, olayları gözlerine gözlerine sokuyor.
    Böyle uzun uzun anlatıp da beğenmedim kötüydü de diyemeyeceğim. Sadece dediğim gibi benim fazla edebi cümlelerle, uzun uzun Ferhat'la Şirin, Aslı'yla Kerem'in aşkı edasıyla anlatılan aşk romanlarıyla aram yok. Ama siz seviyorsanız okuyup beğeneceğiniz bir kitap olabilir.