• Agatha Christie

    Agatha Christie kitaplarında bir filtreleme daha doğrusu mükerrer kayıtları birleştirme işlemi yaptım. Yazarın kitapları birden farklı isimde ülkemizde yayımlanmıştı. İnternet üzerinde bir kaynak buldum ve bu kaynağa göre işlem yaptım ama hala mükerrer olduğunu düşündüğüm kayıtlar da mevcut diye düşünüyorum.

    yararlandığım kaynağa göre

    Kahraman Ayrımlı Detay Liste (Ayhan Hocha):

    Hercule Poirot Serisi:

    1-Ölüm Sessiz Geldi / Katil Kim / Styles'teki Esrarengiz Vaka / Aşkımı Sen Öldürdün (The Mysterious Affair at Styles, 1920)
    2-Dersimiz Cinayet / Zincirleme Cinayetler / Golf Sahasındaki Cinayet (The Murder on the Links, 1923)
    3-Roger Ackroyd Cinayeti / Ölümün Sıcak Eli / Şok / Roger Ackroyd Öldürüldü / Akroydun Katli (The Murder of Roger Ackroyd, 1926)
    4-Büyük Dörtler / Büyük 4 / Esrarengiz Dörtler (The Big Four, 1927)
    5-Mavi Trenin Esrarı / Yakut Kana Bulandı / Öldüren Miras (The Mystery of the Blue Train, 1928)
    6-Acı Kahve (Black Coffee, 1930)
    7-Son Evdeki Tehlike / Cesetler Ağlamaz / Miras / Kızlara Suikast (Peril at End House, 1932)
    8-Lord Edgware'i Kim Öldürdü? / Lordun Ölümü / Birisi Ölecek (Lord Edgware Dies / Thirteen at Dinner, 1933)
    9-Doğu Ekspresinde Cinayet / Şark Ekspresinde Cinayet / Simplon Ekspresindeki Cinayet / Ölüm Ekspresi (Murder on the Orient Express / Murder in the Calais Coach, 1934)
    10-Üç Perdelik Cinayet / Üç Perdelik Trajedi / Kadehteki Zehir (Three Act Tragedy / Murder in Three Acts, 1935)
    11-Ölüm Diken Üstünde / Havadan Gelen Ölüm / Bulutlar İçinde Ölüm (Death in the Clouds / Death in the Air, 1935)
    12-Cinayet Alfabesi / Dilsiz Tanık (The A.B.C. Murders / The Alphabet Murders, 1936)
    13-Mezopotamya Cinayeti / Gece Gelen Ölüm (Murder in Mesopotamia, 1936)
    14-Briç Masasında Cinayet / Briç Masası Cinayeti (Cards on the Table, 1936)
    15-Sessiz Tanık / Ölüden Mektup Var / Mektupla Gelen Ölüm / Aptal Tanık (Dumb Witness / Poirot Loses a Client / Mystery at Littlegreen House, 1937)
    16-Nil'de Ölüm / Nil Nehrinde Cinayet / Nil Cinayeti / Kim Ölecek, Kim Dönecek? (Death on the Nile, 1937)
    17-Arka Sokaktaki Cinayet / Ölünün Aynası (Murder in the Mews / The Incredible Theft / Dead Man's Mirror, 1937)
    18-Ölümle Randevu (Appointment with Death, 1938)
    19-Noel'de Cinayet / Tatilde Cinayet (Hercule Poirot's Christmas / Murder for Christmas / A Holiday for Murder, 1938)
    20-Esrarengiz Sanık / Koltuktaki Ölü / Morfin / Ölüme Doğru / Zehirli Miras (Sad Cypress, 1940)
    21-Iskemlede BeŞ Ceset / Cinayet Salgını (One, Two, Buckle My Shoe / An Overdose of Death / The Patriotic Murders, 1940)
    22-Ölüm Oyunu / Büyülü Ada (Evil Under the Sun, 1941)
    23-Beş Küçük Domuz / Mazideki Cinayet (Five Little Pigs / Murder in Retrospect, 1942)
    24-Hollow Malikanesi Cinayeti / Ceset Katilini Arıyor / Kutsal Tören / Uğursuz Malikhane (The Hollow / Murder After Hours, 1946)
    25-Hercule'ün On Iki Görevi (The Labours of Hercules, 1947)
    26-Ölüm Dalgaları / Şeytan Dönemeci / Şantaj / Poirot Söylerse (Taken at the Flood / There is a Tide, 1948)
    27-Bayan McGinty'nin Ölümü / Fotoğraftaki Lekeler / Hizmetçinin Ölümü / Korkunç Sır / Gördü ve Öldü (Mrs McGinty's Dead / Blood Will Tell, 1952)
    28-Cenazeden Sonra / Ölenin Ardından / Ecelin Çağrısı / Cenaze Merasiminin Ardından (After the Funeral / Funerals are Fatal / Murder at the Gallop, 1953)
    29-Üç Yanlış Üç Ceset / Üç YanlıŞ / Hikori Dikori Dok / Poirot Bilir (Hickory Dickory Dock / Hickory Dickory Death, 1955)
    30-Sonuncu Kurban / Ölü Adamın Dönüşü (Dead Man's Folly, 1956)
    31-Güvercinler Arasında Bir Kedi / Kapı Tekrar Vuruldu (Cat Among the Pigeons, 1959)
    32-Noel Kekinin Gizemi (The Adventure of the Christmas Pudding, 1960)
    33-Ölüm Saatleri / Saatler (The Clocks, 1963)
    34-Üçüncü Kız / Tavuskuşu Cinayeti (Third Girl, 1966)
    35-Elmayı Yılan Isırdı (Hallowe'en Party, 1969)
    36-Filler de Hatırlar (Elephants Can Remember, 1972)
    37-Hercule Poirot Iz Üzerinde (Poirot's Early Cases / Hercule Poirot's Early Cases, 1974)
    38-Ve Perde Indi (Curtain, 1975)
    39-Işıklar Sönünce (While the Light Lasts, 1997)

    Miss Marple Serisi:

    40-Ölüm Çığlığı / Evdeki Korku / Yerin Kulağı Var (The Murder at the Vicarage, 1930)
    41-Cinayetler Kulübü / Cinayet Kulübü (The Thirteen Problems, 1932)
    42-Cesetler Merdiveni / Kitaplıkta Bir Ceset / Kütüphanedeki Ceset (The Body in the Library, 1942)
    43-Cinayet Reçetesi / Zehirli Kalem / Esrarengiz Kalem / Arsenik / Daktilodaki Parmak (The Moving Finger / The Case of the Moving Finger, 1942)
    44-Cinayet Ilanı / MeŞum Ilan (A Murder is Announced, 1950)
    45-Zarif Bir Cinayet Gecesi / Yürüyen Ceset (They Do It with Mirrors / Murder with Mirrors, 1952)
    46-Porsuk Ağacı Cinayeti / Kara Tavuk Cinayeti (A Pocket Full of Rye, 1953)
    47-16:50 Treni / Lahitteki Ceset / Dört Elli Treni / Trende Cinayet / 4:50 Treni (4.50 from Paddington / What Mrs. McGillicuddy Saw! / Murder She Said, 1957)
    48-Ve Ayna Kırıldı / Kırık Ayna (The Mirror Crack'd from Side to Side / The Mirror Crack'd, 1962)
    49-Ölüm Adası (A Caribbean Mystery, 1964)
    50-Cinayetler Oteli / Otel (At Bertram's Hotel, 1965)
    51-Ölüm Meleği (Nemesis, 1971)
    52-Uyuyan Ölüm (Sleeping Murder, 1976)
    53-Miss Marple'ın Son Maceraları (Miss Marple's Final Cases, 1979)

    Tommy & Tuppence Serisi:

    54-Meçhul Düşman (The Secret Adversary, 1922)
    55-Suç Ortakları / Cinayet Ortakları (Partners in Crime, 1929)
    56-N veya M? / Ölüm Pusudaydı / M. or N. (N or M?, 1949)
    57-Pembe Evdeki Ölü (By the Pricking of My Thumbs, 1968)
    58-Kader Kapısı / Cinayetler Kapısı (Postern of Fate, 1973)

    Başkomiser Battle serisi:

    59-Köşkteki Esrar / Köşkte Cinayet / Chimneys Şatosunun Esrarı (The Secret of Chimneys, 1925)
    60-Dört Neşeli Arkadaş / Kasadaki Dosya (The Seven Dials Mystery, 1929)
    61-Zehiri Kim Verdi / Kolay Cinayet / Yedi Sigara (Murder is Easy / Easy to Kill, 1939)
    62-Sıfıra Doğru (Towards Zero / Come and Be Hanged, 1944)

    Serilerden Bağımsız Romanları:

    63-Kahverengi Elbiseli Adam (The Man in the Brown Suit, 1924)
    64-Ölümün Tam Zamanı / Esrarengiz Ar Lö Ken (The Mysterious Mr. Quin, 1930)
    65-Sittaford Malikânesi'nin Gizemi / Ruhların Cinayeti / BeŞi Yirmibir Geçe (The Sittaford Mystery / Murder at Hazelmoor, 1931)
    66-Kanatların Çağrısı (The Hound of Death, 1933)
    67-Neden Evans'a Sormadılar? / Esrarlı Kayalık / Ceset Dedi ki / Uçurumdan AŞağı (Why Didn't They Ask Evans? / The Boomerang Clue, 1934)
    68-Parker Pyne İz Üzerinde (Parker Pyne Investigates, 1934)
    69-On Küçük Zenci / Negro Adasının Sırrı (Ten Little Niggers / And Then There Were None / Ten Little Indians, 1939)
    70-Sonunda Ölüm Geldi / Yılan İçini Döktü / 4000 Yıl Önce İşlenen Cinayet / Firavun Ağacı (Death Comes as the End, 1944)
    71-Şampanyadaki Zehir / Yanlış Cinayet / Bir Kadeh Şampanya (Sparkling Cyanide / Remembered Death, 1945)
    72-Beklenmeyen Şahit / Zehir (The Witness for the Prosecution, 1948)
    73-Çarpık Evdeki Cesetler / Çarpık Ev (Crooked House, 1949)
    74-Fare Kapanı (Three Blind Mice / The Mousetrap, 1950)
    75-Bağdat'a Geldiler / Bağdat'taki Randevu / Bağdat'ta Buluşalım (They Came to Baghdad, 1951)
    76-Bilinmeyen Hedef / Ölüm Çölü / Nereye? (Destination Unknown / So Many Steps to Death, 1954)
    77-Şahidin Gözleri / YanlıŞ Hüküm / Içimizden Biri (Destination Unknown / So Many Steps to Death, 1958)
    78-Beklenmeyen Misafir (The Unexpected Guest, 1958)
    79-Ölüm Büyüsü / Öldüren Büyü (The Pale Horse, 1961)
    80-Geceyarısı Cinayeti (Endless Night, 1967)
    81-Frankfurt Yolcusu / Benim Adım Ölüm (Passenger to Frankfurt, 1970)

    şeklinde oluşan bir liste var. Agatha Christie sayfasını daha düzenli yapabilmek için yarımcı olabilirsiniz.

    Teşekkürler şimdiden.
  • Dünya'nın bütün kötülükleri üzerine saçılmış gibiydi. Cızırdayan yatağından kalkıp, kirli, paslı, demirden musluk üzerindeki aynaya doğru yürüdü. Sağ elinin baş parmağını yüzünde gezdirdi ve uzun uzun kendini seyretti. "Kötü" kelimesi, kendine göre aynada ki yansımasıydı. Bu konuda yanılıyor olamazdı. Ne kadar içten olursa olsun, gülen her insanın içindeki karın ağrısını görebiliyor, ne kadar samimi olursa olsun, seven her insanın içindeki nefreti hissedebiliyor, ne kadar iyi olursa olsun, kendini bu sebepten anlamlı sayan her insanın içindeki karmaşayı, bensizliği yaşıyordu. Kendini kandırmıyordu, atom yığınlarının kararmış bölümleriyle ilgileniyordu sadece. "Bir insan iyi olduğu kadar kötüdür." Yanlış bir aforizma değildi ona göre. Tamamen gerçek. Sevgi! Bu konuda da farklı düşünmüyordu. Birini sevmek, boş bir duyguydu. Ama var, bunu yok saymıyordu Belki de onun için bir anlamı yoktu. Yeryüzünde var olduğu andan beri ailenin, dostluğun, birde daha yaşayamadığı "aşk" ın ne olduğunu anımsayamıyordu.

    Bakışlarını aynadan ayırarak sağ omuzundan arkasına doğru baktığında, neden bu düşüncelere sahip olduğunu kavrar gibi oldu. Yumruklarını sıkıp arkasına döndü. Yavaşça kapıya doğru yürüdü. Çıkmak istiyordu o hücreden. Gözlerini sıktı, kafasını ardarda taş duvara vuruyordu. Sevgi denen duyguyu yaşamı boyunca ona tek hissettirebilecek canlıyı boğazladığı için oradaydı. Tavandan bir karış uzaklıkta ki, iki demir parçasıyla sağlamlaştırılan penceremsi delikten sızan ışık huzmesi ensenine vuruyor ve vucudunun geri kalanından daha sıcak hissettiriyordu. Kafasını duvardan çekti. Işığı izledi, güneş tam yukarıdaki delik hizasında. Yaklaşık beş dakika sonra ışık azalmaya başladı. Fazla bakmış olacak ki mavi, kan dolmuş gözlerinden refleks olarak yaşlar boşaldı. Sokakta ayakkabı boyacılığı yaparken  "Güneş gibi oldu abi." dediğini hatırlatıyordu. "Güneş gibi ol..." cümlesini tamamlamadan demir kapı vuruldu. "Yemeğini zıkkımlan" deyip, paslı tabak içindeki kuruyu fırlattı gardiyan. "Şurdan bir çıkayım ikinci sen olacaksın!" diye geçirdi içinden. Çok bir zamanıda kalmamıştı zaten, yaklaşık on sekiz gün. Koğuşundan hücreye girmesine sebep; gece alt ranzada horlayıp uykusunu bölen, iki gün önce gelmiş çocuk istismarcısının malum organını kesip, kendisine yedirmesiydi. Öleceğinden korkmuş olacak ki istismarcı, şikayetçi olmamıştı.

    Hücrede geçirilen birbirinin aynı on sekiz günün sonunda artık çıkmaya saatler kalmıştı. Aynanın karşısına geçti. Beline kadar uzanan saçlarını taradı ve ilk defa ördü. Sakallarını kesti. Her insanın içindeki iyi zamanlarda iyi görünmek duygusunu yaşıyordu. Ama iyi miydi oradan çıkmak? Gerçekten de çıkmak istiyor muydu? Bunu bildiğinden emin olmayan bir bakış attı yansımasına. Demir kapı açıldı, elindeki şok cihazı, kaşındaki falçata izi ve sigaradan kahverengiye dönmüş bıyıklarıyla nefret kelimesinin kafasındaki tanımı şişman gardiyan duruyordu. "Senden kurtulmanın vakti geldi, yürü bakalım köpek soyu." dedi gardiyan. Boş zamanlarda hep Cüneyt Arkın izliyordu. Espri yeteneğide bu sınırda kalmıştı. "Seni görmekten ne kadar haz ettiğimi bilemezsin... Ben buradan çıkıyorum da, sen zaman çıkacaksın oradan?" dedi gardiyanın kalbini göstererek. Yanına geldiğinde gardiyanın yüzüne gülümsedi ve tam suratının ortasına tükürdü. "Güneş gibi oldu abi." dedi.

    Hapishane kapısının önüne geldi. Kapıyı açtı, otuz yıl sonra ilk defa zift kokan asfalta bastı. Son iki yıldır kafasında kurduğu şeyi yapmak istiyordu bir an önce. Hızlı adımlarla, hemen önündeki, ancak bir insanın geçebileceği dar yokuştan aşağı doğru hızla yürüdü. Gelmek istediği noktaya vardı. Buram buram iyot kokuyordu her yer. Derin bir iç çekti. Bir daha bir daha bir daha... Denizin yanına ilerledi. Atom yığınları oturup huzur bulsun diye yapılan banklardan birine oturdu ve soluklandı. Daha kalp atışları normale dönmemişti ki arkasında bir karaltı hissetti, döndü baktı kimse yoktu. Kafasını çevirdi, önünde kendisine deniz mavisi gözlerle bakan,  omuzunda boya kutusu olan sekiz yaşlarındaki çocuğa korkmuş bir halde baktı. Bir saniye bile sürmeyen bu his yerini şaşkınlığa bıraktı. "Boyayayım mı güzel abim?" dedi küçük çocuk. Sesi çıkmadı, bir şey diyemedi. "Güneş gibi parlatırım abi... Boyayayım mı?" diye yineledi sorusunu. Gözlerini kapatıp dişlerini sıktı "Hayır... Boyama!" dedi. Gözlerini açtığında  çocuk ortadan kaybolmuştu. Hızla kafasını, sağa sola salladı "Gerçek değildi o."  Hapishane revirinde doktorunun, böyle şeyler görebileceğini, gerçek olduğunu düşündüğü anda, şalvarının sağ cebinde ki kahverengi haplardan alması gerektiğini söylediğini hatırladı. Elini ceblerinde gezdirdi, ilacını bulamadı. Hücreden çıkmadan önce, demir masanın üzerinde gördüğünü anımsadı. "Lanet olsun! Zaten bir şeyler düzelmek üzereyken hep bir b*kluk olur." dedi ve yerinden kalkıp yürümeye koyuldu.

     Biraz ilerde çimlerin üzerine oturmuş atom yığınlarına baktı. "Hepsi mükemmel canlılar, suratlarına tükürdüklerim. Esmer oğlan, yanında duran ve suratına güldüğün adamın kanını içsen doymazsın! Sen kadın, adam bugün az para verdi diye gözlerin yeni avlar arıyor! Küçük çocuk! Tek derdin daha büyük bir oyuncak. Köpeğin başını okşayan kız, daha bu sabah arkadaşının sevgilisini ayarttın! Denize taş atan genç, içki alacaktın paran bitti değil mi? Kitap okuyan hanım teyze, senden zarar gelmez ya hani, -aman ne gereksiz aforizma- anlıyorum okuduğunu anlamadığı, yoksa "eve gittiğimde adamı nasıl boğazlarım?" diye düşünmezdin! Hepiniz kötüsünüz hepiniz mükemmel iyisiniz!" kafasında her baktığı insana yakıştırdığı kötülüklerle ilerliyordu. Otuz yıl sonra ilk defa bir karar alıp biriyle konuştuktan sonra yakıştıracak ve haksız olmadığını, yaşamı boyunca sevgi denen duyguyu ona hissettirecek olan tek canlıyı sebebsiz yere boğazlamadığını tekrar düşünüp belki de "iyi ki" diyecekti. Yoluna devam etti. Karşısına konuşabileceği birinin çıkmasını istiyordu. Uzun süre yürümeye devam etti.

    İleride, yirmili yaşlarının sonunda olduğu, sevimli ve güzel sayılmayacak bir kadının ayaklarını duvardan denize doğru sarkıtmış oturuyor olduğunu gördü. Saçları kısa ve kıyafetleri orta halli bir yaşam sürdüğünü sezdiriyordu. Yanına gitti. Oturmak için izin istedi ve oturdu. Bir kaç dakikalık sessizlikten sonra
    "Çirkin olduğunu daha önce söyleyen olmamıştır... Şu gördüğün atom yığınlarının hepsinin milyon tane yüzü var." dedi ve zaten bildiği cevabı bekledi. "Teşekkür ederim." dedi kadın ironik bir şekilde. "Gerçekten buna ihtiyacım vardı. Yalnız olmadığımı bilmiyordum."
    Beklediği cevap değildi ama şaşırmamıştı da çünkü milyon tane yüzü olan insan elbette farklı cevaplar da verebilirdi. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu.
    - Ne hakkında ne düşünüyorum?
    -Ben gelmeden önce yani, ne düşünüyordun?
    - Yeryüzünde ne işim olduğunu
    - Güzelmiş... Bulabildin mi peki cevabını?
    -Sanırım evet.
    - Dinlemek isterdim.
    -Bunu sana anlatmak isteyeceğimi yani aslında herhangi birine anlatabileceğimi sanmıyorum.
    - Neden? Bence o kadar zor değil.
    -Zor olmadığını biliyorsan anlatmama gerek yok.
    - Milyon tane yüz... Yani ikimizin bildikleri farklı. Anlatmanı isterim.
    Kadın derin bir iç çektikten sonra arkasına döndü.
    "O zaman... Bak, arkandan gelen beyaz takım elbiseli amca, daha bugün dede olmuş ve torununa hediye almaya gidiyor. Şu köşede duran simitçiyi görüyor musun? İki kardeşine bakmak için neredeyse yirmi dört saat durmadan çalışıyor. Şu etekleri uçuşan genç kız, aşık olmuş ilk randevusu, arkadaşı gelince onu ne kadar çok sevdiğini söyleyecek. Toprağı eşeleyen küçük çocuğa bakar mısın? Karıncaların daha rahat geçmesi için kaba taşları çıkarıyor. Peki çimlerde oturan iki delikanlıya ne demeli, çocukluktan beri beraberler, şuan iş yerlerini aynı yerde ayarlayabilmek için uğraşıyorlar. Bak! Gördün mü yaşlı teyze eşinin en sevdiği yemeği yapmak için taze fasülye almış."

    Böyle devam ederken sözünü kesti.
    "iyide, senin yeryüzünde olma sebebin nedir?"
    Kadın biraz duraksayıp tekrar derin bir iç çektikten sonra
    "İyiyi görmek, sevmeyi sevmek" dedi.
    "iyi olduğun kadar kötüsün."
    "ben buna inanmıyorum. Evet saf iyilik belki bulunamaz ama iyi olduğum kadar kötü değilim birinden biri baskın olur her zaman. Sen mutsuzsun ve o gözle bakıyorsun etrafa, herkes kötü kötü kötü... Bunları düşünüyorsun. Çünkü sen kötüsün daha önce sana bunu söyleyen olmamıştır. Şu gördüğün atom yığınları milyon tane olan suratlarının korku olanını takıyor seni gördüğünde."
    "Nereden biliyorsun ve sen neden takmadın?"
    "Bunu bilmek için fazla çaba sarfetmeye gerek yok sanırım ve senden korkmuyorum."

    Uzun süre kadının gözlerinde takılı kaldı gözleri. Sonra hızla kalktı yerinden. Yeryüzü klişelerinden birinin olacağından korktu. İlk defa gerçekten korktu. "Siyah ve beyaz gibi, Gökyüzü ve deniz gibi, Ateşe körük gibi. Aşk ne büyük klişe. Herkeste var, hiç kimseye yok." Aklından bunlar geçerken adım adım uzaklaşıyordu kadından.

    Arkasından bağırdı kadın. "Adını söylemedin." sahi adı neydi? Köpek? karga burun? pörtlek? Besleme? Pis boyacı? Canavar? Hangisini söylemeliydi?
    Arkasına döndü, kızın parlayan ayakkabılarına ilişti gözü "güneş gibi oldu abi" diye mırıldandı. Kadın "erkeklere de konulmuş olması ne güzel. Seni sevdim Güneş" dedi. İsmi bu değildi elbette ne olduğuda çok önemli değildi. Fakat bugünden sonra Güneş olarak kalacaktı. Daha önce hissetmediği bir ruh halindeydi. "Senin adın nedir?" diye sordu. En son ne zaman biri hakkında gerçekten bir şey merak etti? anımsayamadı. "Dünya benim adım" dedi kadın. "Dünya ve Güneş gibi." diye geçirdi aklından. Sanki başka biri oluyordu başka bir varlık. Atom yığını gibi değilmişde, safi sevgiden şekillenmiş gibi yeniden. "Bu muymuş Aşk dedikleri? Sarıp sarmalayan şey, içimi ısıtan canavar örtüsünü kaldırıp yerine, şefkat perdesi çeken şey bu mu? Ama olabilir mi ki, neredeyse on dakikada... Otuz sekiz yıllık fikirler değişebilir mi?" diye düşünüyordu olduğu yerde.
    "Aklından geçirdiğin her şeyi anlayabiliyorum. İnsan ne zaman ne sürede ve kime aşık olabileceğini birde ne zaman öleceğini asla bilemez!" dedi Dünya. "Burada beni bekliyordun değil mi?" dedi Güneş. "Bunu bilmiyorum ama bu sabah ayaklarım buraya getirdi beni ve bir kaç saattir burada oturuyorum." Kadının gözlerinin içine baktı uzun süre. Kayboldu zaman, sanki bir karadeliğin üzerindeymiş gibi. Kendine geldiğinde yaşlandığını  hissetti...
  • Polisiye ve gerilim romanlarının üstadı saydığım agatha Christie'nin bu romanı da beni benden aldı diyebilirim. Hep mi insan tahminin de yanılır Agatha Christie romanlarında ?
  • Kitabın kapağında gördüğümüz gibi eserin diğer ismi Güvercinler Arasında Bir Kedi 'dır. Kızlar okulunda yaşanan gerilim dolu günler , Hercule Poirot nun olayları zekice çabucak çözmesiyle sonlanır. Kitabın sonu daha duygusal olaylarla biter.
  • "Kanlar içindeyim ama yine de boyun eğmeyeceğim."
  • Yazarımızın uslübu öyle akıcı ki okurken adeta olayların içinde gibi hissediyor ve yaşıyormuş gibi heycanlanıyorsunuz.Katili ve olayların aslını çok merak edip kitabın son sayfasıyla çok çabuk buluşacaksınız.